Derdestlik ve Kesin Hüküm İtirazı Nasıl İncelenir

by Avukat Erdal Ersoy
Derdestlik ve Kesin Hüküm İtirazı Nasıl İncelenir

Derdestlik, aynı dava hâlen başka bir mahkemede görülürken bu uyuşmazlık için yeni bir davanın açılmasıdır. Aynı davanın daha önce açılmış ve görülmekte olmaması ile daha önce kesin hükme bağlanmamış olması, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesinin birinci fıkrasında dava şartı olarak düzenlenmiştir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 114Kaynağı aç
MADDE 114- (1) Dava şartları şunlardır: a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması. b) Yargı yolunun caiz olması. c) Mahkemenin görevli olması. ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması. d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması. e) Dava takip yetkisine sahip olunması. f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması. g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması. ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi. h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması. ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması. i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması. (2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır. Dava şartlarının incelenmesi

Dava şartlarının araştırılması ve sonucu

Mahkeme, dava şartı bulunup bulunmadığını yargılamanın bütün aşamalarında kendiliğinden inceler. Taraflar da noksanlığı istedikleri zaman ileri sürebilir. Derdestlik ve kesin hüküm itirazı bu nedenle yalnız dava açılırken değil, yargılama devam ederken de gündeme gelebilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 115Kaynağı aç
MADDE 115- (1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. (3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez. İKİNCİ AYIRIM İlk İtirazlar Konusu

Mahkeme dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Noksanlığın giderilmesi mümkünse tamamlanması için kesin süre verir; bu süre içinde noksanlık giderilmezse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. Hangi dava şartı noksanlığının giderilebilir sayılacağı bu hükümde ayrıca açıklanmaz.

Dava şartı noksanlığı esasa girilmeden önce fark edilmemiş ve taraflarca ileri sürülmemiş, fakat hüküm anında giderilmişse dava, başlangıçtaki bu noksanlık nedeniyle usulden reddedilemez. Bu sonuç, noksanlığın hüküm anında giderilmiş olmasına bağlıdır.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesinin ikinci fıkrası, diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümleri saklı tutar. Saklı tutulan hükümlerin içeriği ayrıca değerlendirilmelidir.

Derdestliğin unsurları

Derdestlik; aynı taraflar arasında, aynı talep sonucuna ve aynı maddi vakıalardan oluşan dava sebebine dayanan bir davanın daha önce açılmış ve hâlen görülmekte olması hâlinde, sonradan açılan davadaki dava şartı eksikliğidir. En az iki dava bulunması gerekir ve derdestlik genellikle ikinci davada ileri sürülür. Kanun, derdestlik yönünden “aynı dava” ifadesini kullanır; taraf, konu ve sebebin nasıl belirleneceğini bu fıkrada ayrıca tanımlamaz.

Önceki dava henüz karara bağlanmamışsa derdest sayılabilir. Karar verilmiş olsa bile kesinleşmemiş olması, ayrıca davanın açılmamış sayılmasına veya feragat nedeniyle sona ermesine karar verilmemiş olması da bu değerlendirmede aranır.

Önce açılan dava tarafların yenilememesi nedeniyle açılmamış sayılmışsa artık derdestlik doğurmaz. Aynı konuda sonradan açılan dava bakımından da derdestlikten söz edilemez. Yenilemenin süresi ve şartları bu açıklamanın dışındadır.

Taraf aynılığında davacı ve davalı sıfatı esas alınır. İsimler farklı olsa bile hukuki sıfat aynıysa derdestlik mümkün olabilir; mirasçıların taraf sıfatına geçmesi bunun sınırlı örneğidir. Dava sebebinde hukuki nitelendirme değil maddi vakıalar önemlidir. Aynı olayların anlatılması ve bu vakıaların aynı talebi doğurması derdestlik ihtimalini artırır. Taraf, konu ve sebebin aynılığı, davanın özdeşliği olarak anılır.

Derdestlik itirazının ileri sürülmesi

Derdestlik itirazını genellikle ikinci davanın davalısı yapar. Davacı da, özellikle yanlış mahkemede açılan ikinci dava bakımından derdestlik hâlini hatırlatabilir. İtiraz cevap dilekçesinde, ön incelemede veya sonraki aşamada yazılı ya da sözlü olarak ileri sürülebilir.

Derdestlik çoğu zaman hukuki yararın yokluğuyla iç içe değerlendirilir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu ise aynı davanın hâlen görülmekte olmamasını ayrı bir dava şartı olarak düzenlemiştir. Eski usul sisteminde derdestlik, belirli sürede ileri sürülmezse dinlenmeyen bir ilk itiraz olarak anlatılır; yeni sistemde dava şartı hâline getirilmiştir.

Derdestlik koşulları oluştuğunda ikinci davada dava şartı noksanlığı doğar. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 115. maddesinin ikinci fıkrası noksanlıkta usulden ret öngörür; noksanlığın giderilmesi mümkünse önce tamamlanması için kesin süre verilir ve süre içinde giderilmezse dava şartı yokluğu sebebiyle usulden ret kararı verilir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2017/18574 esas ve 2018/23442 karar sayılı kararında da dava şartı noksanlığının aynı fıkra uyarınca usulden ret sonucu doğuracağı belirtilmiştir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2017/18574, K. 2018/23442Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2017/18574 E.  ,  2018/23442 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: YARGITAY KARARI A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, müvekkilinin mülga Bursa Köy Hizmetleri Müdürlüğüne ait işyerinde 1985 yılında geçici/mevsimlik işçi olarak işe başladığını, Koy Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün davalı İl Özel İdaresine devredilmesiyle birlikte çalışmalarına davalı işyerinde devam ettiğini ve 2010 tarihinde emekli olduğunu, işe giriş tarihinden emekli olduğu tarihe kadar Türkiye Yol İş Sendikası üyesi olarak işyerinde çalıştığını, 2001 tarihine kadar geçici/mevsimlik işçi pozisyonunda her yıl yenilenen sözleşmelerle çalıştığını, 2001 yılında ise aynı müdürlükte kadrolu işçi statüsüne geçirildiğini, ancak geçici/mevsimlik işçi statüsünde geçirdiği sürelerin kıdem hesabında dikkate alınmadığını, sanki yeni işe başlamış gibi derece ve kademesinin belirlendiğini beyanla 2001 yılında hak ve alacakları ile birlikte daimi kadroya geçirilmesi sırasında yapılan intibakın yanlış olduğunun, geçici/mevsimlik işçi olarak işe başladığı tarihten 2001 yılında kadrolu işçi statüsüne geçene kadar toplam hizmetinin hesaplanarak derece ve kademesinin belirlenerek intibakın buna göre yapılması gerektiğinin tespitini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı … vekili, davacıya TİS ve İş Kanunu hükümleri gereği işlem yapıldığını, hukuksuz herhangi bir işlemin yapılmadığını, gerek davacının mevsimlik işçi statüsünde çalışması gerekse de ilgili hükümlerin aralıksız çalışmanın varlığına ilişkin olması, gerekse de İş Kanunu ve TİS hükümleri karşısında davacının iddialarının haksız ve hukuksuz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı … vekili, müvekkili kurumun bu davada taraf sıfatının bulunmadığını, tespiti istenen hususların ve davanın mahiyetinin müvekkili kurum ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını, müvekkili kuruma açılmış davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak dava kabul edilmek suretiyle, davacının 2009 yılı Mart ayı itibariyle, 10. Derecenin 19. Kademesinde olması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davalılar vekili temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1- Davada …’nın taraf olup olmadığı hususu tartışmalıdır. Kural olarak itibari hizmet süresinin tespitine ilişkin davalar sosyal güvenlik hakkı ve kamu düzeni ile ilgili olup, kişi iradesi belirleyici etkiye sahip değildir. İçerisinde bulunduğu yasal statünün belirlediği durum doğrudan dikkate alınır. Bu nedenle hakim, kendiliğinden araştırma yapma yetkisine sahiptir. Bu yetki kapsamında, gerektiğinde tanık ve diğer deliller yoluyla doğrudan gerçeği bulma yükümü bulunmaktadır. İşçilik haklarına ilişkin davalar ise, 4857 sayılı Yasadan kaynaklanmaktadır. Bu tür davalar, kişi iradesine önemli rol verilip, taraf anlaşmalarına geçerlilik tanınan, alacak ve tazminat türünde olan davalardır. Taraflar bu tür haklarından her zaman vazgeçebilir. Bu nedenle hakim, kendiliğinden araştırma yapmaz. Tarafların bildirdiği deliller dışında delil toplanması da olanaklı değildir. Kaldı ki, Kurumun bu davalarda davalı sıfatı da bulunmamaktadır. Somut olayda, talep davacının davalı işyerinde uygulanan TİS ile kendisine verilen, geçici işçilikte geçen hizmet süresinin kıdem tazminatına esas süreye eklenmesi hakkından doğan derece kademe tespiti davasıdır. Bu davanın 5510 sayılı yasadan doğan sosyal güvenlik hakkı ve kamu düzeni ile ilgisi olmayıp …’nun bu davada taraf sıfatı yoktur. Bu nedenle … hakkındaki davanın husumetten reddine karar verilmesi gerekirken gerekçesi dahi açıklanmadan. … hakkında ne karar verildiği dahi yazılmadan karar verilmesi hatalıdır. 2- Dava konusu uyuşmazlığın daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması (derdest olmaması) ve daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması dava şartıdır. (6100 sayılı HMK 114/1-ı-i) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. (6100 sayılı HMK 115/2) 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 303/1. maddesine göre, bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. Kesin hükmün ilk koşulu, her iki davanın taraflarının aynı kişiler olması; ikinci koşulu, müddeabihin aynılığı; üçüncü koşulu ise, dava sebebinin aynı olmasıdır. Kesin hükmün ikinci koşulu olan müddeabih, dava konusu yapılmış olan hak, yani dava ile elde edilmek istenilen sonuçtur. Önceki dava ile yeni davanın müddeabihlerinin (konularının) aynı olup olmadığını anlamak için hâkimin, eski davada verilen kararın hüküm fıkrası ile yeni davada ileri sürülen talep sonucunu karşılaştırması gerekir. Eski ve yeni davanın konusu olan maddi şeyler fiziki bakımdan aynı olsa bile, bu şeyler üzerinde talep olunan haklar değişikse, müddeabihler aynı değil demektir. Kesin hüküm itirazı, davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkemede; (Yargıtay'da) davanın her aşamasında kesin hükmün varlığını kendiliğinden gözetip, davayı kesin hükümden (dava şartı yokluğundan) reddetmesi gerekir. Yine kesin hüküm itirazı mahkemede ileri sürülmemiş olsa dahi, ilk defa Yargıtay'da (temyiz veya karar düzeltme aşamasında) da, dahası bozmadan sonrada ileri sürülebilir. Bu bakımdan usulü kazanılmış hakkın istisnasıdır ve tarafların iradesine de bağlı olmayan mutlak bir etkiye sahiptir. O nedenle kesin hükmün varlığı, yargılamanın bir kesiminde nazara alınmamış olması diğer bir kesiminde ele alınmasını engellemez. Somut uyuşmazlıkta, davacı yine davalı … Başkanlığına karşı Bursa 9. İş Mahkemesi nezdinde 24/07/2013 tarihinde eldeki davaya konu olan derece-kademe tespiti ile birlikte fark alacak talebiyle, bir başka anlatımla tespit ve eda istemlerini birlikte talep ederek dava açmış ancak Bursa 9. İş Mahkemesince, derece-kademenin belirlenmesi için tespit davası açılması için davacı tarafa süre verilmesi üzerine 28/01/2014 tarihinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bu duruma göre, eldeki davanın konusu olan derece-kademe tespiti talebi eldeki davanın açıldığı tarihte zaten daha önce Bursa 9. İş Mahkemesinin 2013/139 esas sayılı dosyasında da talep edildiği gözetildiğinde, eldeki davanın konusu olan derece ve kademe tespit istemi esasında görülmekte olan yani derdest bir davanın konusudur. Ne var ki, mahkemece bu durum gözardı edilerek davanın derdestlik nedeniyle usulden reddi yerine, işin esasına girilerek dava kabul edilmiştir. Bursa 9. İş mahkemesinde görülen, eldeki davadan önce açılan derdest davada; davacının derece-kademe tespit talebiyle ilgili olarak olumlu yada olumsuz bir karar verilmeden, davacının eda talepleri hüküm altına alınmış ancak karar taraf vekillerinin temyizi üzerine, Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 18/04/2016 tarih ve 2016/10876 Esas, 2016/8493 sayılı kararıyla, “Davacının olması gerektiği derece ve kademesinin tespitine ilişkin talebi kararın gerekçe kısmında değerlendirilerek, kabulüne karar verilmesi gerektiği belirtildiği halde hüküm fıkrasında bu konuda olumlu yada olumsuz karar verilmemesinin” bozmayı gerektirdiği ancak bu hususun yeniden yargılamayı gerektirmediği belirtilerek hüküm fıkrasının “davanın kısmen kabulü ile” sözcüklerinden sonra gelmek üzere “davacının emeklilik tarihi olan 01/03/2009 tarihinde (Davacının emekli olduğu tarih 14/01/2010 tarihidir ancak maddi hatayla 01/03/2009 tarihi olduğu belirtilmiştir.) 12/20 derece/Kademe olduğunun tespitine” rakam ve sözcükleri eklenerek hükmün düzeltilerek onandığı ulusal yargı ağı bilişim sisteminde (UYAP) yapılan inceleme ile anlaşılmıştır. Her ne kadar eldeki davanın karara çıktığı 02/06/2015 tarihi itibariyle eldeki dava derdest bir davanın konusu olmakla birlikte ortada henüz bir kesin hüküm bulunmamakta ise de, karar tarihinden sonra Bursa 9. İş Mahkemesinin 30/10/2014 tarih ve 2013/139 Esas, 2014/497 Karar sayılı kararı yukarıda belirtildiği şekilde Yargıtay 7. Hukuk Dairesi tarafından 18/04/2016 tarihinde düzeltilerek onanıp kesinleştiğinden ve kesinleşen bu davada eldeki davanın da konusu olan davacının derece/kademe tespiti ile ilgili talebi hakkında hüküm kurulduğu gözetildiğinde, bu kararın eldeki dava yönünden maddi anlamda kesin hüküm niteliğinde olduğu açıktır. Saptanan bu duruma göre, mahkemece davalı … Belediyesine karşı açılan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken (karar tarihi itibariyle derdestlik, bugün itibariyle kesin hüküm nedeniyle usulden reddi), işin esasına girilerek yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. F) SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine 17/12/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Şeklî kesinlik ve maddi kesin hüküm

Şeklî kesinleşme, kararın olağan kanun yollarına artık götürülememesi, yani istinaf ve temyiz imkânının kalmamasıdır. Maddi kesin hüküm ise aynı uyuşmazlığın yeniden dava edilmesini engelleyen bağlayıcı etkidir. Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2019/595 esas ve 2019/7299 karar sayılı kararında hüküm, uyuşmazlığı esastan çözümleyen ve sona erdiren nihai karar olarak açıklanmış; kesinleşince aynı uyuşmazlık hakkında yeni dava açılamayacağı belirtilmiştir.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2019/595, K. 2019/7299Kaynağı aç
21. Hukuk Dairesi         2019/595 E.  ,  2019/7299 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 17/11/1980-23/10/2003 tarihleri arasında geçen ve Kuruma bildirilmeyen sigortalı çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davalılardan Kurum ile … vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi. KARAR Dava, davacının davalı okul idaresi nezdinde 17/11/1980-23/10/2003 tarihleri arasında geçen ve Kurum'a bildirilmeyen sigortalı çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulü ile “davacı …'nın 17.11.1980-23.10.2003 tarihleri arasında 3616 gün süreyle tam gün esasına göre … İlköğretim Okulu'nda hizmetli olarak çalıştığının tespitine” şeklinde kurulan hüküm davalı tarafın hükme karşı yönelttikleri temyiz itirazları üzerine Dairemiz denetiminden geçmek suretiyle eksik inceleme ve araştırma neticesi kurulduğuna kanaat edilerek bozulmuş, Dairemizin 15/06/2015 tarih ve 2015/10053- 2015/13786 Esas ve Karar sayılı bozma ilamına karşı “uyma” kararı verilmek suretiyle yapılan yargılama neticesi ise Mahkemece davanın kısmen kabulü ile “ davacının davalı … Bakanlığına bağlı … İlköğretim Okulu'nda 17/11/1980-30/04/2003 tarihleri arasında hizmet akdi ile 3928 gün sigorta primine esas kazançla çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin taleplerinin reddine,” karar verilmiştir. 1- Hukuk Muhakemeleri Kanununda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin yada tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Hemen belirtelim ki; bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince de, sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09/05/1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12/07/2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı). Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04/02/1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2.maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09/05/1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (Hukuk Genel Kurulu’nun 21/01/2004 gün, 2004/10-44 E., 2004/19 K.). Bu sayılanların dışında ayrıca görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez. (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü-6. Baskı, cilt 5, 2001) Somut olayda, Mahkemece verilen ilk karar davalılarca temyiz edilmiş olup Dairemizin 15/06/2015 tarih ve 2015/10053- 2015/13786 Esas ve Karar sayılı bozma ilamı ile davalılar yararına bozulmuş, Mahkemece de bozma ilamına uyulmuş olduğuna göre davalılar yararına usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Bu kapsamda da davacının davalıya ait işyerinde çalıştığının tespitine karar verilen dönem bakımından ilk kararda hüküm altına alınandan ( 3616 gün ) daha fazlasına ( 3928 gün ) karar verilemeyeceği açıktır. 2- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297/son maddesindeki: “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” hükmü uyarınca hüküm fıkrasının infaza elverişli ve açık olması gerekmektedir. Hükümler davayı esastan çözümleyen, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sona erdiren nihai kararlardır. Hüküm ile taraflar arasındaki uyuşmazlık sona erer ve hüküm kesinleşince artık o uyuşmazlık hakkında yeni bir dava açılamaz. HMK'nun 297/son maddesi gereğince hüküm fıkrasının açık olması taraflara bahşedilen vazife ve haklar, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde yazılmalı, hüküm infazı kabil olmalıdır. Dava açıldığı tarihteki şartlara göre karara bağlanmalı, şarta bağlı ve terditli hüküm kurulmamalı, hüküm fıkrasında asıl taleple birlikte yardımcı talepler hakkında da karar verilmelidir. Somut olayda, Mahkemece davacının davalı okul idaresi nezdinde okul aile birliği kayıtları da esas alınmak suretiyle yılın Kasım ve Mayıs ayları arasında ve ayda 30 gün üzerinden çalıştığı kabul edilmekle birlikte hükmün sonuç kısmında davacının davalı idare nezdinde geçen hizmet süreleri içerisinde hangi aylarda çalıştığı belirtilmemiştir. Bu şekilde verilen kararın yeterince açık ve anlaşılır olmadığı, infaz kabiliyetinin bulunmadığı ortada olup bu durum bozma sebebidir. 3- Öte yandan sigortalı, bildirimsiz kalan çalışmalarının tespitini hak düşürücü sürenin işlemeye başladığı hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren beş yıl içerisinde isteyebilir. Hak düşürücü süre, bildirimsiz kalan çalışmalar yönünden öngörülmüştür. İşverenin, sigortalılara ilişkin hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği Kanunun 79/1.maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde, işverence Kuruma verilecek belgeler; işe giriş bildirgesi, aylık sigorta primleri bildirgesi, dönem bordrosu vd. şeklinde sıralanmıştır. Bu belgelerden birisinin dahi Kuruma verilmiş olması veya Kurumca, fiilen ya da kayden sigortalı çalışma olgusunun kesintisiz olduğunun tespiti halinde hak düşürücü süreden söz edilemeyecektir. Kesintili çalışmanın varlığı halinde ise, kesintinin öncesi ve sonrasında oluşacak her çalışma devresi için dava koşullarının varlığı hizmet tespitine ilişkin olgular dikkate alınarak belirlenecektir. Somut olayda, davacının ihtilaf konusu dönem içerisinde dava dışı işyerlerinde 01/05/1985-30/04/1988 tarihleri arasında kesintili olarak geçen ve ihtilaf konusu olan eğitim hizmetlerinin görüldüğü dönem ile de çakışan hizmet sürelerinin bulunduğu anlaşılmakla davacının en son 02/04/1988-30/04/1988 tarihleri arasında 44980.07 sicil sayılı dava dışı işyerinde geçen hizmetleri öncesi davalı okul idaresi nezdinde geçen hizmetlerine ilişkin hizmet tespiti isteminin davanın açıldığı tarih olan 06/06/2008 tarih dikkate alındığında hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerekmektedir. Yapılacak iş, yukarıda yer alan açıklamalar doğrultusunda hak düşürücü süreyi, davalılar yararına oluşan usuli kazanılmış hakları gözeten yeni bir bilirkişi hesap raporu almak ve davalı okul idaresi nezdinde geçen uyuşmazlık konusu dönem içerisinde Kuruma bildirimi yapılmayan hizmet sürelerini açık ve infaza elverişli şekilde belirten bir hüküm kurmaktan ibarettir. Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bu durum bozma nedenidir. O halde, davalı … ve davalı Kurum vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 28/11/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 303. maddesinin birinci fıkrası, şeklen kesinleşmiş bir hükmün sonraki davada maddi kesin hüküm oluşturması için iki davanın tarafları ile dava sebeplerinin ve ilk hüküm fıkrası ile sonraki talep sonucunun aynı olmasını birlikte arar. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi de koşulları tarafların aynı kişiler olması, müddeabihin aynı olması ve dava sebebinin aynı olması şeklinde sıralamıştır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 303Kaynağı aç
MADDE 303- (1) Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. (2) Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder. (3) Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir. (4) Bir dava dolayısıyla ortaya çıkan kesin hüküm, o hükmün kesinleşmesinden sonra dava konusu şeyin mülkiyetini tarafların birisinden devralan yahut dava konusu şey üzerinde sınırlı bir ayni hak veya fer’î zilyetlik kazanan kişiler hakkında da geçerlidir. Ancak, Türk Medenî Kanununun iyiniyetle mal edinmeye ait hükümleri saklıdır. (5) Müteselsil borçlulardan biri veya birkaçı ile alacaklı arasında yahut müteselsil alacaklılardan biri veya birkaçı ile borçlu arasında oluşan kesin hüküm, diğerleri hakkında geçerli değildir. İKİNCİ BÖLÜM Hükmün Tashihi, Tavzihi ve Tamamlanması[34] Hükmün tashihi

Müddeabih, dava konusu yapılmış hak ve dava ile elde edilmek istenen sonuçtur. Önceki ve sonraki davanın konusunun aynı olup olmadığını anlamak için hâkim, eski karardaki hüküm fıkrasını yeni davadaki talep sonucuyla karşılaştırır. Maddi şeyler fiziken aynı olsa bile üzerlerinde talep edilen haklar farklıysa müddeabih aynı değildir.

Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden yalnızca hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm oluşturur. Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir.

Kesin hüküm, hükmün kesinleşmesinden sonra dava konusu şeyin mülkiyetini taraflardan birinden devralan veya şey üzerinde sınırlı ayni hak ya da fer’î zilyetlik kazanan kişiler hakkında da geçerlidir. Türk Medenî Kanunu’nun iyiniyetle mal edinmeye ilişkin hükümleri saklıdır. Buna karşılık müteselsil borçlulardan biri veya birkaçı ile alacaklı arasında ya da müteselsil alacaklılardan biri veya birkaçı ile borçlu arasında oluşan kesin hüküm, diğerleri hakkında geçerli değildir.

Kesin hüküm itirazının zamanı ve etkisi

Taraflar kesin hüküm itirazını yargılamanın her aşamasında ileri sürebilir. Hâkim de aynı uyuşmazlık hakkında daha önce verilmiş ve kesinleşmiş bir karar bulunup bulunmadığını re’sen araştırabilir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, mahkemenin ve Yargıtayın kesin hükmü kendiliğinden gözeterek davayı dava şartı yokluğundan reddetmesi gerektiğini belirtmiştir. İtirazın ilk kez temyiz veya karar düzeltme aşamasında ve bozmadan sonra da ileri sürülebileceğini, bunun usulî kazanılmış hakkın istisnası olduğunu ve tarafların iradesine bağlı olmayan mutlak bir etki taşıdığını ifade etmiştir.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, kesin hüküm itirazını görev, hak düşürücü süre, harç ve maddi hataya dayanan bozma gibi kamu düzenine ilişkin konular arasında saymış; bu konularda usulî kazanılmış haktan söz edilemeyeceğini belirtmiştir. Bu açıklama, ilgili dosyada kesin hüküm bulunduğu sonucuna varıldığı anlamına gelmez; hüküm başka nedenlerle bozulmuştur.

Kesin hükmün bulunmaması dava şartıdır. Noksanlık saptandığında Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 115. maddesinin ikinci fıkrası usulden ret sonucunu düzenler; noksanlığın giderilmesi mümkünse önce kesin süre verilir ve süre içinde giderilmezse dava şartı yokluğu sebebiyle usulden ret kararı verilir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, somut uyuşmazlıkta karar tarihi itibarıyla derdestlik ve inceleme tarihi itibarıyla kesin hüküm nedeniyle davanın usulden reddi gerekirken esas yönünden kabul edilmesini bozma sebebi saymıştır.

Derece ve kademe tespiti örneği

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 17/12/2018 tarihli, 2017/18574 esas ve 2018/23442 karar sayılı kararında, eldeki davadaki derece ve kademe tespit isteminin dava açıldığında başka bir iş mahkemesi dosyasında derdest olduğu kabul edilmiştir. Yerel mahkemenin derdestlik nedeniyle usulden ret yerine işin esasına girerek davayı kabul etmesi hatalı bulunmuştur.

Daire, daha sonra kesinleşen önceki kararda aynı derece ve kademe tespiti hakkında hüküm kurulduğunu gözeterek bu kararı eldeki dava yönünden maddi anlamda kesin hüküm niteliğinde kabul etmiştir. Sonuç, davalı belediyeye karşı açılan davanın usulden reddi gerekirken esas yönünden kabul edilmesinin bozmayı gerektirdiği yönündedir. Temyiz edilen karar oybirliğiyle bozulmuş; usulden ret kararı daire tarafından kurulmamıştır. Değerlendirme bu dosyadaki istemle sınırlıdır.

Hüküm sonucunun açık yazılması

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesine göre hüküm sonucunda, gerekçeye ait sözler tekrar edilmeden, taleplerden her biri hakkında verilen hüküm ile taraflara yüklenen borç ve tanınan haklar sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde gösterilir. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi bu hükmü uygulamış ve somut dosyada hizmet sürelerinin hükümde açık yazılmamasını bozma nedeni saymıştır. Bu kural kararın biçimine ilişkindir; derdestliğin veya kesin hükmün kapsamını kendiliğinden belirlemez.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 297Kaynağı aç
MADDE 297- (1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Hükmün yazılması

Sık sorulan sorular

Derdestlik nedir?

Derdestlik, aynı taraflar, aynı talep sonucu ve aynı maddi vakıalar için açılmış önceki dava hâlen görülürken yeni dava açılmasıdır. Sonraki davada dava şartı eksikliği olarak ele alınır.

Kesin hüküm itirazı ne zaman yapılır?

Kesin hüküm itirazı yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir. Mahkeme de daha önce kesinleşmiş bir karar bulunup bulunmadığını kendiliğinden araştırabilir.

Açılmamış sayılan dava derdestlik yaratır mı?

Hayır. Önceki dava yenilenmediği için açılmamış sayılmışsa artık derdestlik doğurmaz ve aynı konudaki yeni dava bakımından derdestlikten söz edilemez.

Fiziken aynı şey kesin hüküm için yeterli midir?

Hayır. Şeyler fiziken aynı olsa bile üzerlerinde talep edilen haklar farklıysa müddeabih aynı sayılmaz. Karşılaştırma, önceki hüküm fıkrası ile sonraki talep sonucu arasında yapılır.

Kesin hüküm halefler hakkında geçerli midir?

Kesin hüküm tarafların küllî halefleri hakkında geçerlidir. Hükmün kesinleşmesinden sonra dava konusu şeyi devralan veya üzerinde sınırlı ayni hak ya da fer’î zilyetlik kazanan kişiler bakımından da geçerlilik öngörülmüş; iyiniyetle mal edinmeye ilişkin hükümler saklı tutulmuştur.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu