Hisse Devir Vaadi Sözleşmesi ve Sözleşmelerin Nispiliği

by Avukat Erdal Ersoy
Hisse Devir Vaadi Sözleşmesi ve Sözleşmelerin Nispiliği

Bir sözleşmenin ileride kurulmasına yönelik olarak akdedilen ön sözleşmeler, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 29/1 uyarınca geçerlidir. Kanunlarda öngörülen istisnalar saklı kalmak kaydıyla, bir ön sözleşmenin geçerliliği ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlı tutulmuştur. Bu kapsamdaki hisse devir vaatleri de ileride yapılması amaçlanan pay devrini taahhüt altına alan borçlandırıcı işlemler niteliğindedir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 29Kaynağı aç
MADDE 29- Bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir. Kanunlarda öngörülen istisnalar dışında, önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır. G. İrade bozuklukları I. Yanılma 1. Yanılmanın hükümleri

Pay devir vaadinde taraflar çoğunlukla mevcut veya muhtemel şirket ortakları ile hisseleri iktisap etmeyi hedefleyen kişilerdir. Anılan vaat işlemi, taahhütte bulunan devredici ile devralıcı arasında şahsi nitelikte borç doğuran bir anlaşma teşkil ettiğinden doğrudan ortaklık tüzel kişiliğini bağlamaz. Bu itibarla, pay devir vaadinin geçerli biçimde kurulabilmesi bakımından ortaklığın yahut diğer paydaşların onay veya muvafakatine gerek duyulmaz.

Sözleşmelerin Nispiliği İlkesi ve Pay Sahipleri Sözleşmeleri

Sözleşmeler ilke olarak yalnız taraflarını etkiler ve onlar lehine veya aleyhine hak ve borç doğururlar. Borçlar hukukunda sözleşmelerin nispiliği olarak adlandırılan bu temel prensip gereğince, sözleşmeden doğan hak ve borçlar yalnızca akdin tarafı olan alacaklı ve borçlu arasında hukuki sonuç meydana getirir. Sözleşme serbestisi prensibi uyarınca hiç kimse istemediği halde sözleşme yapmaya zorlanamayacağından, üçüncü kişi yararına sözleşme ile üçüncü kişiye sadece hak ve yetkiler tanınabilir ancak üçüncü kişi borç altına sokulamaz.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/6780, K. 2015/13211Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/6780 E.  ,  2015/13211 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ……. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 11/02/2014 NUMARASI : 2011/184-2014/25 Taraflar arasında görülen davada …..Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11/02/2014 gün ve 2011/184-2014/25 sayılı kararı bozan Daire’nin 02/02/2015 gün ve 2014/16058-20151048 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı vekili, davalıların müvekkili şirketteki hisselerinin tamamını devrettiklerini, davalıların verdikleri taahhütname ile hisse devri sözleşmelerinden önceki her türlü iş, işlem ve eylemlerden sorumlu olduklarını kabul ettiklerini, ancak kabul etmiş oldukları hususlara aykırı davrandıklarını, davalıların hissedar oldukları döneme ilişkin muhtasar (stopaj) beyannamelerinin verilmemiş olduğunu, bu nedenle Vergi Dairesine toplam 35.146,30 TL ödemek zorunda kaldıklarını, davalıların müvekkili şirketi zarara uğrattıklarını ileri sürerek, 35.146,30 TL'nin ihtar tarihi olan 05/11/2010'dan itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı M.. G.. vekili, davanın reddini istemiştir. Diğer davalı, cevap vermemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 25.693,37 TL'nin 14/11/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline dair verilen kararın davalı M.. G.. vekilince temyizi üzerine karar dairemizce bozulmuştur. Bu kez davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. 1- Dava, hisse devir sözleşmesi ve taahhütname uyarınca, davalı devredenler tarafından ödenmesi üstlenilen borçların davacı şirketçe ödendiği iddiasına dayalı, alacağın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucu yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, kararın davalı M.. G.. vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 02.02.2015 tarihli kararı ile bozulmuştur. Sözleşmeler ilke olarak yalnız tarafları etkiler, onların leh ve aleyhlerine hak ve borç doğururlar; bununla birlikte, taraflar üçüncü kişi lehine de sözleşme yapabilirler. (Bkz. Prof. Dr. Fikret Eren, 1998, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 6. baskı, sayfa 203.) İşte bir sözleşmede ifanın taraflarca üçüncü kişiye yapılmasının kararlaştırılmasına, üçüncü kişi yararına sözleşme denir. Üçüncü kişi yararına sözleşmeden doğan borç üçüncü kişiye ifa edilir, vadettiren borcun üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir. Kural olarak üçüncü kişi yararına sözleşmeleri, eksik üçüncü kişi yararına sözleşme ve tam üçüncü kişi yararına sözleşme olarak ikiye ayırmak mümkündür. Aralarındaki temel fark ise eksik üçüncü kişi yararına sözleşmelerde üçüncü kişinin, sözleşme ile borç altına giren taraftan talepte bulunamamasına karşın tam üçüncü kişi yararına sözleşmelerde bunun mümkün olmasıdır. Üçüncü kişiler yararına yapılan sözleşmelerin eksik ya da tam olup olmadığının tespitinde, sözleşmede bu yönde açık bir hüküm ya da anlatımın olması, bu yönde bir açıklık olmaması halinde ise sözleşme hükümlerinin amaçsal yorum ile değerlendirilmesi gerekmektedir. BK m.129'a (e BK m.111) göre, sözleşme tarafları, ifanın üçüncü kişiye veya üçüncü kişi lehine yapılacağını kararlaştırabilirler. Böyle bir sözleşme, ifada bulunacak olan borçlu ile ifayı kabul etme hakkına sahip olan üçüncü kişi arasında bir edim ilişkisi kurar. Ancak üçüncü kişi, edimi bizzat talep etme hakkına sahip olsa bile, ne sözleşmenin tarafı haline gelir, ne de sözleşme alacaklısının temsilcisi durumundadır. İşte bu nedenle üçüncü kişi lehine sözleşmenin, sözleşmelerin nisbiliği ilkesine istisna oluşturduğu söylenir. Az önce de açıklandığı üzere üçüncü kişinin edim talep hakkına sahip olduğu sözleşmeler, tam üçüncü kişi lehine sözleşme, üçüncü kişiye talep hakkı tanımayan sözleşmeler ise eksik üçüncü lehine sözleşme olarak adlandırılır. Eksik üçüncü kişi lehine sözleşmede sözleşme ediminin yerine getirilmesini yalnızca sözleşmenin tarafı olan alacaklı talep edebilir. Üçüncü kişi sadece ifayı kabule yetkilidir. Tam üçüncü kişi lehine sözleşmede ise, hem alacaklı hem de edimin lehine ifası kararlaştırılan üçüncü kişi ifa talebinde bulunabilir. Böylece lehtar üçüncü kişi, tarafı olmadığı sözleşmeden doğan bir alacak hakkı kazanır. Bu hakkın kazanılması için üçüncü kişinin ne rızası ne de bilgisi gerekmez. Üçüncü kişinin talep hakkına sahip olmaması asıldır. Bu durumun aksi ya sözleşmede açıkca kararlaştırılabilir, ya da sözleşmenin yorumu yoluyla böyle bir hakkın zımmen kararlaştırıldığı sonucuna varılabilir. Sözleşmenin yorumunda aranacak olan, tarafların ortak niyetidir. Sözleşmenin hangi hallerde tam üçüncü kişi lehine sözleşme olarak yorumlanabileceği konusunda kesin bir ilke benimsemek mümkün gözükmemektedir. Ayrıca taraflar arasındaki menfaat dengesi, tarafların sözleşmenin akdinden sonraki ve özellikle ilgili üçüncü kişiye karşı davranışları da, üçüncü kişiye talep hakkı tanınıp tanınmadığı hususunun belirlenmesinde dikkate alınır. Sözleşmenin yorumundan tarafların ortak niyetinin bu olduğu anlaşılmıyorsa, örf ve adete bakılır. Bazı hallerde teamül gereği üçüncü kişiye doğrudan borçluya başvurma hakkı tanınabilir. (Nilson Okutan Gül, Anonim Ortaklıklarda Pay Sahipleri Sözleşmeleri sayfa 307, 308, 309) Davaya konu 16.01.2006 tarihli taahhütnamede hisse devir sözleşmelerinden önceki her türlü hukuki, cezai, mali olmak üzere tüm yapılmış olan iş, işlem ve eylemlerden devredenlerin tek başlarına sorumlu oldukları, devir tarihinden sonraki işlemlerden devralan hissedarların sorumlu olacağı; devir sözleşmesinden önceki veya devir anındaki işlemlerden dolayı şirkete veya devralanlara başvurulması halinde devredenin devralanı ve şirketi, devralanın kendisine ilgili başvuruyu takip eden üç iş günü içinde söz konusu borçlardan ve her türlü sorumluluktan kurtarmayı kabul ve taahhüt ettiği belirtilmiştir. Bu hükümler bir bütün olarak göz önüne alındığında, davacı şirket lehine yapılan bu düzenlemelerin, üçüncü kişi lehine olduğu, böylece sözleşmeyi bu yönü ile üçüncü kişi yararına sözleşme (6098 sayılı TBK. m. 129 – mülga 818 sayılı BK. m.111) olarak nitelemek gerekir. Bu nedenle davacı şirketin dava konusu sözleşme ve taahhüde dayanarak, davalılar tarafından ödenmesi üstlenilen ve davacı şirket tarafından ödenen borçları davalılardan isteyebileceği anlaşıldığından davacı vekilinin bu yöne ilişen karar düzeltme itirazının kabulü ile Dairemizin 02.02.2015 gün 2014/16058 Esas, 2015/1048 Karar sayılı bozma kararının ortadan kaldırılmasına ve davalı M.. G.. vekilinin incelenmeyen sair temyiz itirazlarının incelenmesine karar vermek gerekmiştir. 2- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı M.. G.. vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemiz’in 02.02.2015 gün 2014/16058 Esas, 2015/1048 Karar sayılı bozma kararının ortadan kaldırılmasına ve davalı M.. G.. vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine geçilmesine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı M.. G.. vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, peşin harcın onama harcından mahsubu ile bakiye 1.316,31 TL'nin temyiz eden davalı M.. G..'den alınmasına, ödediği karar düzeltme harcının isteği halinde karar düzeltme isteyen davacıya iadesine, 09/12/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Sözleşmelerin nispiliği ilkesi, şirket ortakları arasında akdedilen pay sahipleri sözleşmelerinde de belirleyicidir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/1865 E., 2025/478 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, mevcut pay sahipleri arasında bağıtlanan pay sahipleri sözleşmesi hükümleri, sözleşmelerin nispiliği ilkesi gereğince bu sözleşmeye taraf olmayan ve payı sonradan devralan üçüncü kişiye karşı ileri sürülemez.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/1865, K. 2025/478Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2024/1865 E.  ,  2025/478 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/773 Esas, 2023/1560 Karar BİRLEŞEN İSTANBUL 21. SALİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2019/469 E. HÜKÜM : Yeniden Hüküm Kurulmak Suretiyle Asıl ve Birleşen Davanın Kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/541 E., 2020/522 K. Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA 1. Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; davalı şirketin toplam sermayesinin %21,68'ini temsil eden 43.567 adet C grubu nama yazılı pay sahibi olan müvekkili şirketin, davalı şirketteki tüm paylarını devrederek ortaklıktan ayrılmak istediğini, davalı şirketin ortaklarına, pay sahipleri sözleşmesi gereği önalım haklarını kullanması hususunda bildirim yükümlülüğünü yerine getiren müvekkili şirketin 10.05.2019 tarihinde dava dışı … Yatçılık Gayrimenkul Turizm Otomotiv İç ve Dış Tic A.Ş. ile imzaladığı pay devir sözleşmesi ile ilgili pay devri kararı alınması ve pay devrinin şirket pay defterlerine işlenmesi talebinin 24.06.2019 tarihli toplantıda, davalı şirket ana sözleşmesinin 8.1. ve 8.1.(i) maddesi gerekçe gösterilerek oy birliği ile reddedildiğini, davaya konu pay devrinde ana sözleşmeye aykırılık bulunmadığını, nama yazılı pay devrinin önemli bir sebeple reddi için red sebeplerinin esas sözleşmede açık ve somut bir şekilde belirtilmesi gerektiğini, pay devrinin reddini gerektirecek önemli bir sebebin bulunmadığını, şirket açısından önemli bir payın devrinin de söz konusu olmadığını, davalı şirketin halihazırdaki ortaklarının profili şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı açısından önemli ise de bu hususun şirketin kuruluş ve gelişme aşamalarında bir anlam ifade ettiğini, gelinen aşamada davalı şirketin tanınır ve güvenilir bir şirket haline geldiğini, ayrıca pay sahipleri sözleşmesine göre müvekkili şirketin, davalı şirkette mali yükümlülük altına girme borcunun olmadığını, davalı şirkette ortak olarak kalmasının davalı şirketin hayatiyeti açısından öneminin olmadığını, davalı şirket pay sahipleri sözleşmesindeki, muhtemel pay devri kısıtlamalarının emredici nitelikteki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı TTK) hükümlerine aykırı olduğunu ileri sürerek davalı şirket yönetim kurulunca verilen 24.06.2019 tarihli ve 2019/6 sayılı kararın iptali ile müvekkili tarafından yapılan pay devir işleminin pay devir tarihi olan 29.05.2019 tarihi itibariyle pay defterine hükmen işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davacı vekili birleşen dosyanın dava dilekçesinde; nitelikli kararların alınmasına yönelik olarak, C grubu pay sahipliği temsil edilmediğinden toplantı yeter sayısının sağlanmadığını, hisse devrinin reddine dair 24.06.2019 tarihli … yönetim kurulu kararının batıl/geçersiz olduğunu, dolayısıyla şirketçe 3 ay içerisinde hisse devrinin tescilini red iradesinin tecessüm etmemiş olduğunu ileri sürerek müvekkili şirketin hissedarlığının tespitine ve pay devrinin pay defterine hükmen işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; müvekkili şirket ana sözleşmesinin 8.1 maddesinde pay sahipleri çevresinin bileşimine dair hüküm yer aldığını, pay sahiplerinin profilinin şirket için önem arz ettiğini, ana sözleşmenin 8.1 maddesinin 2017 yılında kaleme alındığını, davacı şirketin hisselerini devretmek istediği … Yatçılık Gayrimenkul Turizm Otomotiv İç ve Dış Tic A.Ş.nin yönetim kurulu başkanı ve sahibi olan şahsı yönetim kuruluna aday gösterdiğini, bu adayın seçilmemesi üzerine 24.05.2019 tarihli olağanüstü genel kurul kararının iptali talebi ile açılan davanın kabulüne karar verildiğini, genel kurul süreciyle ilgili uyuşmazlıklar devam ederken davacının diğer ortakların itirazlarını görmezden gelerek hisselerini … A.Ş'ye devrettiğinden bahisle bildirimde bulunduğunu, 24.06.2019 tarihli yönetim kurulu kararı ile pay devrinin pay defterine işlenmesi talebinin reddedildiğini, şirketin ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığında bankalarla yapılan işlemlerin önemli olduğunu, davacının hisselerini devrettiği şirketin sahibinin dava dışı … A.Ş.'nin yönetim kurulu üyesi olduğunu, bu şirketin müvekkilinin rakibi konumunda bulunduğunu, bankaların dönem itibarı ile ortak değişikliğini kabul etmemesinin muhtemel olduğunu, … A.Ş.'nin 2016 yılında kurulduğunu, ana iştigal konusunun … İnşaat Grubu ile ilgili olduğunu, müvekkili şirketin ekonomik yönden ve yeni işlere girmekte sıkıntılı olduğu bir dönemde rakip bir şirketin müvekkili ortaklık yapısına dahil olmasının ve şirketin yıllarca biriktirdiği birikime vakıf olmasının kabul edilebilir olmadığını, bu yönü ile pay sahibi çevresinin bileşiminin korunmasının önemli olduğunu, rakip bir şirketin pay sahipleri çevresinin bileşimini bozacak şekilde ortaklık yapısına dahil edilmek istenmesi karşısında pay devri talebinin reddedilmesinin ilgili mevzuata uygun olduğunu, davacı tarafın da oyuyla kabul edilen şirket ana sözleşmesinin 8.1.(i) maddesinde pay sahipleri arasındaki sözleşmeye aykırı devirlerin şirket tarafından reddedilebileceği hükmü getirildiğini, kurulduğu günden bu yana şirkette ortak olan hissedarların güçlü bir pay sahibi çevresi oluşturduğunu, teknik başarı yakalanmış olsa da ekonomik bağımsızlığın sağlanması için pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunmasının elzem olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; asıl dava ile birleştirme taleplerinin olduğunu, davanın haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı şirket ana sözleşmesinin 12. maddesine göre nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanması kararının özellikli yönetim kurulu kararı olduğu, 8.1. maddesine göre nama yazılı payların ancak şirketin onayı ile devredilebileceği, bu onayın şirketin yönetim kurulunun tüm üyelerinin katılımı ve oybirliğiyle alacağı kararla verilebileceği, ana sözleşmenin 8.1., 12. maddesi ve pay sahipleri sözleşmesinin 6.7. ile 6.8. maddeleri uyarınca özellikli yönetim kurulu toplantılarında C grubu yönetim üyesinin varlığının ve olumlu oyunun arandığı, birleşen davada davacı şirketin halihazırda pay sahibi olmayıp üçüncü kişi olduğu, dolayısıyla yönetim kurulu seçilmesine dair genel kurul kararının iptali talebi ile açılan davanın sonucunun bu davaya etkili olmayacağı, zira genel kurul iptali kararlarının kesinleşmekle hüküm ifade edeceği, buna göre, üçüncü bir kişinin şirkette pay sahibi olabilmesi için yönetim kurulunun hisse senetlerinin devrini oy birliği ile onaylaması gerektiği, 24.06.2019 tarihli dava konusu yönetim kurulu toplantısında oy birliği ile davacıların pay devri işleminin pay defterine işlenmesi talebini reddettiği, ana sözleşme ve pay sahipleri sözleşmesinde pay devrinin reddi için yönetim kurulunun tüm üyeler ile toplanması ve oy birliği ile karar alma şartı bulunmadığı, bu şartın sadece devre onay verilecek yönetim kurulu toplantıları için öngörüldüğü, ayrıca 6102 sayılı TTK'nın 490. maddesi uyarınca kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı payların herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebileceği, davalı şirketin ise ana sözleşme ile devri yönetim kurulunun oy birliği ile alacağı onay kararı şartına bağladığı, somut olayda, C grubu hisseleri temsil eden üyenin olumsuz oy kullandığı varsayıldığında dahi dört yönetim kurulu üyesisinin pay devrine onay vermediği, dolayısıyla C grubunu temsilen yönetim kurulu üyesi toplantıya katılmasa veya katılıp olumlu oy kullansa dahi sonucun değişmeyeceği, 24.06.2019 tarihli yönetim kurulu toplantısında yönetim kurulunun ana sözleşmenin 8.1. ve 8.1.(i) maddesine atıfta bulunduğu, şirketin içinde bulunduğu süreç dikkate alındığında pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması hususunun hem işletme konusu hem de işletmenin ekonomik bağımsızlığı için büyük önem arz ettiği gerekçesine dayandığı, ana sözleşmenin 8.1 maddesinde yer verilen hususların haklı neden için somut gerekçe içerdiği, zira 6102 sayılı TTK'nın 493/2 hükmüne göre pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümlerinin onayın reddini haklı göstermesinin önemli sebep oluşturacağının kabul edildiği, yönetim kurulu kararında 8.1.(i) maddesi ile pay sahipleri sözleşmesine atıf yapıldığı, pay sahipleri sözleşmesinin 5.5, 7.7 maddelerinin, davalı tarafın ekonomik bağımsızlığın sağlanması için pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunmasının önemine ilişkin açıklamalarını teyit ettiği, dava dilekçesinde yer alan ifadelere göre davacının da mevcut profilin şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetin devamlılığı için önem ifade ettiğini, bu sayılanların şirketin kuruluş aşamasında anlamlı olduğunu belirttiği, ancak davalı şirketin kuruluş tarihinin 2005 olduğu, ana sözleşmede bu hususlara ilişkin değişikliğin davacının da olumlu oyuyla 2017 yılında yapıldığı, ticari hayatta bankalar yönünden şirketlerin ortaklık yapısının önemi ile ortaklık yapısındaki değişikliklere bankaların/kredi kuruluşlarının tereddüt ile yaklaştığının bilindiği, davalının bu yöndeki açıklamalarının haklı neden olduğu, şirket yapısına ve işletme konusuna yabancı bir kişinin/şirketin ortaklık yapısına dahil edilip, yüksek kredibilite ve teknik bilgi (know-how) isteyen alanlarda faaliyet gösteren şirketlerin işletme konusuna yönelik faaliyetlerini sürdürmesinin, pay sahipleri çevresinin korunması ile, şirkete dahil olacak ortağın ancak bu niteliklere sahip olması halinde mümkün olacağı, birleşen davanın davacısının, dava dışı … A.Ş'nin yönetim kurulu başkanı olduğu, bu hali ile davalı şirketin ortakları arasına girerek vakıf olacağı bilgileri dava dışı … A.Ş. vasıtası ile kullanabilmesi ve inşaat alanında rakip firma haline gelmesinin, davalı şirketin büyümesi ve faaliyetinin devamlılığına olumsuz etki edebileceği kanaatinin oluştuğu, davalı şirketin pay devrine onay vermemesine ilişkin gerekçelerinin, pay devrinin reddi açısından önemli sebep teşkil ettiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, hüküm, asıl ve birleşen davada davacı taraflarca istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı …Ş.'nin davalı ….'de sahip olduğu 43.567 adet 21.783.500 nominal bedelli C grubu payların tamamının birleşen dosya davacısına devredilmesine ilişkin 10.05.2019 tarihli pay devir sözleşmesi imzalandığı, 6102 sayılı Kanun'un 490/1. maddesine göre, Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı payların, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebileceği, ancak 492/1 maddesine göre de esas sözleşme ile nama yazılı payların şirketin onayıyla devredilebileceğinin öngörülebileceği, red sebeplerinin ise 493. maddede düzenlendiği, 6102 sayılı Kanun'un 494/3 hükmüne göre de şirket, onaylamaya ilişkin talebi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya reddi haksızsa, onay verilmiş sayılacağı, davalı şirketin ana sözleşmesinin 10. maddesinde yönetim kurulunun 5 üyeden oluşacağı, 12/7 ve devamı maddelerinde yönetim kurulunun özellikli yönetim kurulu kararları dışındaki kararlarının en az 4 üyeyle toplanıp en az 4 üyeyle karara bağlanacağı; özellikli yönetim kurulu kararlarına yönelik toplantılarında C grubu yönetim kurulu üyesinin varlığının ve olumlu oyunun gerekliliğinin düzenlendiği, nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanmasının özellikli yönetim kurulu kararları arasında sayıldığı, ana sözleşmenin 8.1 maddesinin 1. paragrafının son cümlesinde nama yazılı payların devrine ilişkin onayın şirket yönetim kurulunun tüm üyelerinin katılımı ve oybirliğiyle alacağı kararı ile verileceğinin düzenlendiği, davalı şirketin 24.05.2019 tarihli genel kurulunda C grubu pay sahibi davacının gösterdiği aday yerine, ortaklardan … Yapı'nın aday gösterdiği … şirketin organsız kalmaması gerekçesiyle seçilmiş olması karşısında, şirket yönetim kurulunda C grubu payları temsil eden yönetim kurulu üyesinin, seçilemediğinden bulunmadığı, ana sözleşmenin 12. maddesine göre onay istemi için karar yeter sayısının sağlanamamasının onay isteminin reddi sonucunu, toplantı yeter sayısının sağlanamamasının ise yönetim kurulu kararının yokluğu sonucunu doğuracağı, usulüne göre toplanmamış bir yönetim kurulunun aldığı karar ile ilgili olarak ise toplantıya katılamayan üyenin karara etki edip edemeyeceğinin bir önemi bulunmadığı, zira "nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanması" talebinin görüşüleceği yönetim kurulu toplantısına C grubu hisselerini temsil eden üyenin katılmasının yönetim kurulunun teşekkül ettirilebilmesi için şart olduğu, somut olayda, dava konusu nama yazılı hisse devrinin onaylanması talebinin, C grubu hisseleri temsil eden üyenin bulunmadığı bir toplantıda karara bağlanmış olması nedeniyle yok hükmünde olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 494/3 hükmündeki "Şirket, onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılır" şeklindeki hüküm uyarınca davalı şirket tarafından hisse devrinin onaylanması talebi usulünce reddedilmediğinden kabul edilmiş olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 493/1 hükmüne göre şirketin, esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek, onay istemini reddedebileceği, 2. fıkraya göre ise pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümlerinin, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı gösteriyorsa, önemli sebep oluşturacağı, şirket ana sözleşmesinin 8.1. maddesinin "Pay sahipleri, Şirket’in ve Şirket’in iştiraklerinin faaliyette bulunduğu sektörlerde öncü bir konumda bulunabilmek ve Şirket’in işbu esas sözleşmede yer alan amaç ve konularını gerçekleştirmek için Şirket’in sürekli olarak yüksek düzeyde teknik bilgi (know-how) kullanması, geniş bir ağa sahip olması, profesyonel düzeyde uzmanlığa sahip olması gerektiğini ve ayrıca önemli miktarlarda yatırım yapması gerektiğini ve emsalsiz becerilere ve deneyime sahip olan (A) Grubu, (B) Grubu ve (C) Grubu Pay Sahiplerinin tamamının, birlikte Şirket’in büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı yanı sıra pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması konusunda Şirket’te önemli bir yere sahip olduklarını kabul etmektedirler. Bu sebeple, nama yazılı paylar ancak Şirketin onayı ile devredilebilir. Bu onay Şirketin Yönetim Kurulu'nun tüm üyelerinin katılımı ve oybirliğiyle alacağı kararı ile verilir.” şeklinde olduğu, ana sözleşmenin 8.1(i) maddesinde ise pay devrinin ya da devralanın işbu esas sözleşme şartlarına veya pay sahipleri arasındaki pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine aykırı olması halinde pay devrine ilişkin onay isteminin reddine karar verilebileceğinin düzenlendiği, yönetim kurulunca, pay devrinin şirket ana sözleşmesi'nin 8.1. maddesine aykırı olması ve pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunmasının hem işletme konusu hem de işletmenin ekonomik bağımsızlığının korunması hususlarının red sebebi yapıldığı, 6102 sayılı Kanun'un 493. maddesinin gerekçesine göre, esas sözleşmeye konulacak haklı sebeplerin kanunda gösterilmiş sebeplerden olması gerektiği, esas sözleşmede mezkûr maddeye atfın yeterli olmadığı, haklı sebebin kanundaki haklı sebeplere uygun bir şekilde somutlaştırılması gerektiği, haklı sebep kategorilerinin paysahipleri çevresinin bileşimi, şirketin konusu ve işletmenin bağımsızlığı olarak belirlendiği, davalı şirket ana sözleşmesinin 8.1 maddesinde, emsalsiz becerilere ve deneyime sahip olan (A) grubu, (B) grubu ve (C) grubu pay sahiplerinin tamamının, birlikte şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı yanı sıra pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması konusunda şirkette önemli bir yere sahip olduklarını kabul etmekte oldukları ifade edildiği ancak hisse devrinin söz konusu olması halinde devre onay verilmesi için hangi hususların aranacağının düzenlenmediği, somutlaştırılmadığı, ana sözleşmenin 8.1(i) maddesinde pay devrinin ya da devralanın işbu esas sözleşme şartlarına veya pay sahipleri arasındaki pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine aykırı olması halinde, pay devrine ilişkin onay isteminin reddine karar verilebileceği düzenlenmiş olmakla birlikte, hisse devrine onay verilmemesini gerektiren sebeplerin ana sözleşmede açıkça yazılması gerektiği, dolayısıyla pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine yapılan atfın geçerli olmadığı, nama yazılı hisselerin devrine onay verilmesi isteminin reddine dair kararda, "pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması" hususuna vurgu yapılmış ise de, bu durumun 6102 sayılı Kanun'un 493. maddesi kapsamında somutlaştırılmadığı, ana sözleşme ile anonim şirketlerde nama yazılı hisselerin devri sınırlandırılabilirse de davalı şirketin nama yazılı hisselerin devrini sınırlandıran 8.1 maddesinin, birleşen dosya davacısının hisseleri devralmasına onay verilmemesini gerektiren bir önemli neden içermediği, davalının diğer hissedarlarının devre onay verme yetkileri bulunmayıp, devre muvafakatlerinin bulunmamasının sonuca bir etkisinin olmadığı, davalı şirket pay sahipleri sözleşmesinin ise sözleşmenin nispiliği ilkesi gereği birleşen dosya davacısına karşı ileri sürülemeyeceği, davalı şirketin nama yazılı hisselerin devrine onay vermemesinin 6102 sayılı Kanun'un 493/1-2 hükümleri anlamında önemli bir sebebe dayanmadığı, İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçelerle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmesinin isabetli görülmediği gerekçesiyle asıl ve birleşen dosya davacısı vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, buna göre asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı kabulüne, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü nezdinde 198824-5 sicil numarası ile kayıtlı birleşen dosya davacısı … Yatçılık Turizm Gayrimenkul Otomotiv İç ve Dış Ticaret A.Ş.'nin, davalı ….'nin 43.567 adet 21.783.500 nominal bedelli C grubu pay itibariyle davalı şirketin ortağı olduğunun tespitine ve pay defterine kaydına karar verilmiş, hüküm asıl ve birleşen dosya davalısı tarafından temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, davacının davalı şirketteki paylarını dava dışı şirkete devrinin pay defterine işlenmesi talebinin reddine dair yönetim kurulu kararının iptali ile pay devir işleminin pay devir tarihi itibarı ile pay defterine hükmen işlenmesi talebine, birleşen dava ise, asıl davaya konu yönetim kurulu kararının payı devralan şirket tarafından geçersizliği/iptali talebine, terditli olarak payı devralan şirketin hissedarlığının tespiti ile hissedarlığın hükmen pay defterine işlenmesi taleplerine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ( HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI.SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davalının temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı harcın istek halinde ilgiliye iadesine, 03.02.2025 tarihinde kesin olarak oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Davacı şirket … Holding A.Ş., maliki olduğu, davalı ….’nin %21.68‘ini temsil eden C Grubu nama yazılı payını 10.05.2019 tarihinde dava dışı … Yatçılık A.Ş.’ye pay devir sözleşmesiyle sattığını ve hisse devrini 24.06.2019 tarihli toplantıda şirket pay defterine işlenmesini talep etmiş, davalı …. ana sözleşmesinin 8-1/i maddesi uyarınca devir talebini oy birliğiyle reddetmiş, bunun üzerine davacı … İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde hisse devrinin pay defterine işlenmesi ve hisse devrinin reddine ilişkin yöntemi kurulu kararının iptalini talep etmiştir. Birleşen dosyanın davacısı … A.Ş., kendisine devredilen hisse satış sözleşmesinin pay defterine hükmen işlenmesi ve redde ilişkin yönetim kurulu kararının geçersizliğini talep etmiştir. İstanbul 4. ATM’nin yaptığı yargılama sonucunda; 05.11.2020 tarihinde; … Holding A.Ş. ana sözleşmesinin 8-1, 8-1,e maddelerinde şirket ortaklarının, üçüncü kişilere hisselerinin devrinin geçerliliğine tüm ortakların onayına bağladığından ve … Holding A.Ş yönetim kurulu 24.06.2019 tarihinde şirket ortağı …’in hisselerini … A.Ş.’ye devrinin, pay defterine işlenmesi talebini oy birliğiyle reddettiğinden, yine şirket ana sözleşmesini 5-5, 7-7 maddesi uyarınca … Holding A.Ş. ortaklarını şirketin iş kapasitesi, ticari hayatta kuvvetli bir şeklide yer alması, ekonomik bağımsızlığı için önemli olup, bu hususta ana sözleşme ile sınırlama getirilmiş olduğundan, şirket hissesinin devredildiği …’nin YK üyesi … İnşaat A.Ş’nin ticari faaliyetlerinin de inşaat vb. alanlar olduğu, yani rakip firma olması sebebiyle, TTK 493 uyarınca haklı sebep olduğundan bahisle, hisse devrinin pay defterine işlenmesi ve buna ilişkin yönetim kurulunun red kararının geçersizliğinin tespitini reddetmiştir. İtiraz üzerine, İstanbul BAM 43. HD’nin 2021/773 E., 2023/1560 K. sayılı ilamı ile şirket ana sözleşmesinin 8.1-e maddesi gereğince şirket ortaklarının hisse devrinin onaylanması gibi reddinde de oy birliği arandığından, yine 10. ATM’nin 2019/334 E., 1036 Kararı ile … Holding A.Ş‘nin 24.05.2019 tarihili genel kurulun da C Grubu pay sahibi … tarafından yönetim kurulu üyesi adayı … ’ın seçilmemesi ve yerine … ’ın seçilmesi kararının butlanla malul olduğundan, C grubu hisse temsilcisinin seçiminin geçerli olmadığından hisse devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararının geçersiz olduğu, TTK 493 uyarınca haklı bir sebep olmadığından, TTK 494/3 uyarınca yönetim kurulu hisse devrini reddine ilişkin üç ay içerisinde karar vermezse onay vermiş sayılacağından redde ilişkin YK kararı da yok hükmünde sayılacağından üç ay içerisinde de hukuki bir karar verilmediğinden, İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin asıl ve birleşen davanın reddine ilişkin kararı kaldırılıp hisse devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğu, hisse devrinin pay defterine işlenmesi, asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Somut olay incelendiğinde; 1…. Holding A.Ş’nin ana sözleşmesinin 8-1, 8-1, e maddesinde şirket ortaklarının hisselerinin devrinin geçerli olabilmesini, tüm hissedarların kabul şartına bağlamıştır. Hisse devrinin reddedilmesi oy birliği şartına bağlanmamıştır. Bu husus şirket ana sözleşmesinin lafzından ve koyuluş amacından açıkca anlaşılmaktadır. BAM 43. HD’nin hisse devrinin reddinde de oy birliği şartının arandığına dair değerlendirilmesi hatalıdır. 2. … Holding A.Ş. ana sözleşmesinin 5.5, 7.7 maddelerinde şirketin ekonomik bağımsızlığının sağlanması için ortakların şahıslarının önemine vurgu yapılmış, ortakların ticari faaliyetlerine, tecrübelerine, şirkete kattıkları değerin önemli olduğu belirtilerek hisse devrini sınırlayarak hisse devrinin gerçekleşmesine tüm hissedarların onayına tabi tutmuştur yani devri oy birliğine bağlamıştır. … Holding A.Ş. C grubu imtiyazlı yönetim kurulu üyesinin seçiminde, imtiyazlı pay sahibi … A.Ş.’nin aday olarak gösterdiği … A.Ş.’nin yönetim kurulu üyesi … A.Ş.’nin hissedarı … ’ın seçilmemesinin haklı nedene dayandığı; 11. Hukuk Dairesi’nin 2023/4662 E., 2024/8264 K. sayılı kararıyla “davaya sunulan protokol, taraflar arasında çekilen ihtarnameler ve taraf vekillerinin beyanları hep birlikte değerlendirildiğinde C grubu pay sahibi … A.Ş tarafından yönetim kurulu adaylığına önerilen … ’ın … Yönetim A.Ş. tarafından şirketteki hisselerinin devri planlanan ve ancak diğer ortaklar tarafından kabul edilmeyen … Yatçılık Turizm A.Ş.’nin ortağı olduğu anlaşılmış olup bir şirkette güven ilişkisinin, birlikte ve ortak çalışma isteğinin önemli ve vazgeçilmez olmasının C Grubu pay sahibi … Holding A.Ş. tarafından yönetim kurulu adaylığına önerilen … ’ın yönetim kurulu adaylığının genel kurul tarafından reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakta 6102 sayılı kanun un 360 ıncı maddesinin 1 inci fıkrası uyarınca … ’ın reddi haklı neden oluşturmaktadır” kesinleşmiştir. 11. Hukuk Dairesi’nin yukarıda zikredilen kararıyla … Holding A.Ş.’ye … A.Ş.’nin ortağının yönetim kurulu üyesi olarak seçilmemesi TTK 360. maddesi uyarınca haklı bir sebep olarak kabul edilmiştir. … A.Ş.’nin ortağının …’da yönetim kurulu üyesi seçilmemesi şirketin bağımsızlığı, güven ilişkisi, rakip firmalar olması, ana sözleşmesi, çekilen ihtarlar uyarınca haklı bulunmuşken, aynı gerekçelerle … ’ın ortağı olduğu şirkete yani … A.Ş.’ye …’in hisse devrinin reddinin TTK 493 maddesi uyarınca da haklı sebep oluşturduğu açıktır. … Holding A.Ş.’nin rekabetini, bağımsızlığını, varlığını sürdürebilmesi sebebiyle şirket hisselerinin bir kısmının … A.Ş.’ye devir talebinin reddedilmesinin haklı bir sebep oluşturduğu açıktır. Bu sebeple BAM 43. HD’nin TTK 493 maddesi uayırca haklı sebep bulunmadığına dair kabulü de hatalıdır. 3. İstanbul 10. ATM anılan kararıyla … Holding A.Ş.’nin yönetim kurulu üyelerinin seçildiği genel kurul kararlarının tamamını iptal etmemiş, sadece imtiyazlı pay sahiplerinin adayı olarak … ’ın seçilmesini iptal etmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de 2023/4662 E., 2024/8264 K. sayılı kararıyla imtiyazlı pay sahiplerinin adayı … ’ın seçilmemesinin haklı neden oluşturduğuna karar vermiştir. Yani ortada … Holding A.Ş. genel kurulunun yönetim kurulu üyelerinin seçimine ilişkin karar ayaktadır ve imtiyazlı pay sahibi haricindeki dört üyenin yönetim kurulu üyeliği hukuken varlığını sürdürmektedir. BAM 43. HD’nin hisse devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararını hem yok hükmünde sayıp yönetim kurulunun teşekkülünü ve hisse devrine ilişkin bir karar alamayacağını söyleyip, hem de üç ay içerisinde bir karar alamadığından bahisle TTK 494 uyarınca üç aylık sürenin dolmuş olması hisse devrinin onayı mahiyetindedir değerlendirilmesi TTK’nın 494. maddesine açıkca aykırıdır. Hisse devrinin onay ve reddine ilişkin geçerli bir karar alamayacağı belirtilmiş bir yönetim kurulundan herhangi bir karar beklemek fiilen imkansız olan bir şeye tersten sonuç bağlamaktır. Yok sayılan bir yönetim kurulunun üç ay içerisinde bir karar alabilmesi de hukuken BAM 43. HD’nin kabulüne göre de imkansızdır. İmkansız olan bir şeye üç ay içerisinde bir karar almadınız, almadığınıza göre onay mahiyetindedir, şeklindeki kabul TTK’nın 494. maddesinin lafzına ve yorum kurallarına uygunluk teşkil etmediğinden, kararın bozulması gerektiğinden, asıl ve birleşen davanın kabulüne ilişkin Dairemizin Onama kararına katılmıyorum.

Nispilik İlkesinin İstisnası Olarak Üçüncü Kişi Yararına Sözleşmeler

Borç ilişkisinin yalnızca tarafları bağlaması kuralının istisnalarından birini üçüncü kişi yararına sözleşmeler oluşturur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 129/1 uyarınca, kendi namına işlem tesis eden bir kimse borcun ifasının üçüncü bir şahsa yapılmasını kararlaştırabilir. Bu tür bir akit, edimi ifa etmekle yükümlü olan ile bu edimi kabul edecek lehtar arasında bir edim bağı meydana getirir. Ancak lehine edim kararlaştırılan kişi ifayı doğrudan talep yetkisi elde etse bile sözleşmenin tarafı konumuna geçmez ve alacaklının kanuni ya da iradi temsilcisi sayılamaz.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 129Kaynağı aç
MADDE 129- Kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir. Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar da, tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını isteyebilirler. Bu durumda, üçüncü kişi veya ona halef olanlar bu hakkı kullanmak istediklerini borçluya bildirdikten sonra, alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği gibi, borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez. II. Sorumluluk sigortalarında

Üçüncü kişi yararına sözleşmeler eksik ya da tam sözleşme olarak kurulabilir. Üçüncü kişi yararına eksik sözleşmelerde lehtar üçüncü kişi bir alacak hakkına sahip değildir; bu nedenle edimin yerine getirilmesini veya edimin gereği gibi yerine getirilmemesi sebebiyle uğranılan zararın tazminini yalnızca sözleşmenin tarafları talep edebilir. Üçüncü kişi yararına tam sözleşmelerde ise lehtar üçüncü kişi alacak hakkına, yani ifayı bizzat talep hakkına sahiptir; ancak bu halde dahi sözleşmenin tarafı haline gelmez.

Üçüncü kişi lehine kurulan sözleşmelerde kural olarak üçüncü kişinin bizzat talepte bulunamayacağı kabul edilir. Aksinin geçerliliği, yani üçüncü kişinin kendisi adına talepte bulunabilmesi ancak sözleşmede açıkça kararlaştırılmış olmasına, tarafların sözleşmede açıklanan iradelerinden bu durumun tespit edilebilmesine ya da bu hususta bir teamül, örf ve adet bulunmasına bağlıdır. 6098 sayılı Kanun m. 129/2 gereğince, üçüncü kişi veya ona halef olanlar tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını isteyebilirler. Tam üçüncü kişi lehine sözleşmede lehtarın alacak hakkı kazanması için rızası veya bilgi sahibi olması aranmaz.

6098 sayılı Kanun m. 129/2 uyarınca, üçüncü kişi veya ona halef olanlar edimi isteme hakkını kullanacaklarını borçluya bildirdikten sonra alacaklı borçluyu ibra edemez ve borcun nitelik ile kapsamını değiştiremez. Sözleşmenin hangi hallerde tam üçüncü kişi lehine sözleşme olarak yorumlanabileceği metinden açıkça anlaşılamıyorsa taraflar arasındaki menfaat dengesi, sözleşmenin kurulmasından sonraki ve özellikle ilgili üçüncü kişiye karşı sergilenen davranışlar ile tarafların ortak niyetleri dikkate alınır; ortak niyet tespit edilemediğinde teamül ile örf ve adete bakılır.

Pay devrini konu alan taahhütlerde şirket tüzel kişiliğini koruyan hükümlere yer verilebilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2015/6780 E., 2015/13211 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, hisse devir sözleşmesi ve taahhütnamede devir öncesi işlemlerden doğacak borçlardan şirketin ve devralanın kurtarılacağı taahhüt edilmişse, bu düzenleme üçüncü kişi lehine sözleşme niteliği taşır. Bu kapsamda tüzel kişi şirket devir sözleşmesinde taraf olarak yer almasa bile, Türk Borçlar Kanunu m. 129/2 uyarınca kendisi tarafından ödenen ve devredenlerin üstlendiği borçları devredenlerden talep etme hakkına sahiptir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/5838, K. 2021/4864Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2020/5838 E.  ,  2021/4864 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 08.05.2018 tarih ve 2017/817 E. – 2018/505 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nce verilen 06.02.2020 tarih ve 2018/1706 E. – 2020/101 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 17/01/2017 tarihinde tasfiye sözleşmesi imzalandığını, müvekkili şirketin tasfiye sözleşmesi ile üstlendiği edimleri yerine getirmiş olmasına rağmen davalı şirketin sözleşmeden kaynaklanan edimlerini yerine getirmediğini, tasfiye sözleşmesinin 4.2. maddesi ile Ata Pazarlama ve Dış … Şirketine ait … ile … plakalı araçların Altaylar İthalat ihracat Pazarlama ve San. ve Tic. A.Ş. veya gösterecekleri bir şirkete devredileceğinin ve devir bedeli talep edilmeyeceğinin kararlaştırıldığını, müvekkili şirketin tüm yazılı ve sözlü taleplerine rağmen davalı şirket tarafından sözleşmeye konu araçların müvekkili şirkete devredilmediğini, davalı şirket ile aynı adreste faaliyet gösteren dava dışı bir şirket hakkında muvazaalı olarak icra takibi başlatıldığını, davaya konu sözleşmenin açıkça şirket tasfiye sözleşmesi olması sebebiyle taraf olarak şirket ortaklarının gösterildiğini, halbuki sözleşmenin taraflarının zımnen şirketler olduğunu, davalı tarafın sözleşmeden doğan edimlerini yerine getirmediğini, gönderilen ihtarname ile davalı tarafın temerrüde düşürüldüğünü, davalı tarafın mezkur sözleşmeden doğan edimini yerine getirmemek için dava dilekçesinde belirtildiği şekilde muvazaalı icra takibi yaptırmak suretiyle davaya konu araçlara haciz koydurduğunu ileri sürerek … ile …1 plakalı araçların müvekkili şirket adına tesciline, olmadığı takdirde araçların bedellerinin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikle davalı şirketten tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin, davaya dayanak yapılan ve dava dilekçesinin ekinde sunulan 17.01.2017 tarihli sözleşmenin tarafı olmadığını, bu nedenle müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davacının da bu davada taraf ehliyeti olmadığını,davacının İstanbul 29. İcra Müdürlüğü'nün 2017/22092 E. sayılı icra dosyasına ilişkin ileri sürdüğü muvazaa iddiasının taraflarınca kabul edilmediğini, ilgili takibin alacaklısının piyasada müvekkilinden bile eski olduğunu savunarak öncelikle davanın husumet yoksunluğu ve dava şartı eksikliğinden reddine, olmadığı takdirde davanın esastan reddine karar verilmesini istemiştir. İlk derece mahkemesi, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davacı 17/01/2017 tarihli tasfiye sözleşmesine dayanarak iki adet aracın devir ve tesciline karar verilmesini istediği, dosya içerisinde bulanan 17/01/2017 tarihli sözleşmesinin dava dışı …, … ve Asil … arasında imzalanmış olduğu, davalının davaya konu sözleşmede taraf olmaması nedeniyle davalının pasif husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davacının davasının pasif husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, 17.01.2017 tarihli sözleşmenin taraflarının …, Asil …ır ve …ır olduğu, …'in alıcı, diğerlerinin ise satıcı sıfatıyla anıldığı, davacı şirketin sözleşmede taraf olarak yer almamakla birlikte, sözleşme bu şirket yararına yapılmış bir sözleşme (üçüncü kişi yararına sözleşme) niteliğinde olduğundan, TBK'nın 129/2. maddesi uyarınca, davacı şirketin bu sözleşmeye dayanarak talepte bulunma hakkının bulunduğu, gerek davacı şirketin, gerekse de davalı şirketin sözleşmenin tarafı olmadığı, sözleşmenin konusunun ise sözleşmenin tarafı olan gerçek kişilerin, işbu davanın tarafı olarak gösterilen davacı ve davalı şirketteki paylarının karşılıklı olarak devri taahhüdüne ilişkin olduğu, sözleşmenin şirket adına ve onu temsilen düzenlendiğine dair bir kaydın bulunmadığı, sözleşmede satıcılar olarak tanımlanan Asil …ır ve …ır, sözleşmede taraf olarak yer almayan Ata Pazarlama ve Dış Ticaret Limited Şirketi'ne ait iki adet aracın mülkiyetini davacı şirkete veya onun göstereceği bir kişiye devretmeyi üstlendiği, davalı şirketin organları tarafından ve şirket yöneticisi sıfatıyla yapılmış bir devir taahhüdünün olmadığı, ortaklar, şirketin mal varlığının devrini gerektiren bir taahhütte bulunursa, sözleşmelerin nispiliği ilkesi gereği, bu taahhüdün sadece taahhütte bulunanı bağladığı, şirket tüzel kişiliği adına, 2918 sayılı KTK'nın 20/d maddesine uygun şekilde yapılacak bir devir sözleşmesi bulunmadıkça, ortağın kendi şahsı adına yaptığı taahhüdün, sözleşmeye taraf olmayan şirketi bağlamayacağı, KTK'nın 20/d maddesindeki şekil şartı geçerlilik şartı olup, adi yazılı sözleşmeyle yapılan taahhüdün hukuki bir sonucunun da olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, dava dışı kişilerin, davanın tarafı olan şirketlerdeki paylarının devri hususunda yaptıkları 17.01.2017 tarihli sözleşmeye dayalı, araç mülkiyetinin davacı adına tescili, olmadığı takdirde sözleşmeye konu araçların bedellerinin tahsili istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince, davalı Ata Pazarlama ve Dış Ticaret Limited Şirketi’nin davaya konu sözleşmede taraf olmamasından ötürü pasif husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekilince yapılan istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine karar verilmiştir. Somut olayda davaya konu 17.01.2017 tarihli sözleşme incelendiğinde alıcıların ve satıcıların ortak oldukları şirketlerin hak ve alacakları üzerine tasfiye protokolü düzenleyip imzalamış oldukları, davalı Ata Pazarlama ve Dış Ticaret Limited Şirketi’nin tüm ortaklarının imzasının bulunduğu, davacı Altaylar İth. İhr. Paz. ve San. Tic. A.Ş. yönünden ise de temsile yetkili ortaklar tarafından tasfiye protokolünün imzalanmış olduğu görülmektedir. Bu durumda davaya taraf şirketlerin işbu sözleşmeyle bağlı olmadıklarına yönelik olarak ileri sürülen savunma, TMK'nın 2. maddesi gereğince hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğundan, davalı şirketin 17.01.2017 tarihli sözleşemeye taraf olmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davacı vekilinin yapmış olduğu istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi doğru olmamış, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulüyle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 08.06.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Dürüstlük Kuralı ve Şirket Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 2 gereğince herkes haklarını kullanırken ve borçlarını ifa ederken dürüstlük kurallarına riayet etmekle mükelleftir; hakkın açıkça kötüye kullanılması hukuki himaye görmez. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/5838 E., 2021/4864 K. sayılı kararına konu uyuşmazlıkta, tasfiye protokolünün limited şirketin tüm ortakları ve anonim şirketin temsile yetkili pay sahipleri tarafından imzalandığı somut olgusu karşısında, tüzel kişilerin anılan sözleşmeyle bağlı bulunmadığı yönündeki savunma dürüstlük kuralına aykırı ve hakkın kötüye kullanımı olarak değerlendirilmiştir. Buna karşılık tüzel kişiliklerin bağımsızlığı ve borçların nispiliği esasları çerçevesinde bu yaklaşımın genel bir kural oluşturmadığı yönünde görüşler de mevcuttur.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. II. İyiniyet

Şirket tüzel kişiliğinin bağımsızlığı karşısında tüzel kişilik perdesinin aralanması kavramı sıkı ispat şartlarına tabidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/149 E., 2022/894 K. sayılı kararına göre, şirketler arasında organik bağın tespiti tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmez. Alacağın perdenin arkasındaki kişiden istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının somut verilerle ispatlanması zorunludur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/149, K. 2022/894Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/149 E.  ,  2022/894 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. (Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.) yönünden davanın hukukî yarar yokluğundan reddine, davalı …Ş. (Çorum Sağlık A.Ş.) bakımından ise davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı …Ş. vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılardan Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş.'nin nakit ihtiyacı nedeni ile kardeş şirket durumunda bulunan diğer davalı şirketin dava dışı banka ile imzaladığı kredi sözleşmesini o dönemde hastane ortağı ve çalışanı olan müvekkilinin müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, borcun kapatılmaması üzerine müvekkili ile dava dışı diğer kefilin vadeli hesapları kapatılmak suretiyle anapara olan 750.000TL'nin (müvekkilinin 375.000TL ödediğini) tahsil edildiğini, haksız yere ödenen bu bedelin faizi ile birlikte ödenmesi için davalılara ihtarname keşide edilmesine rağmen ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını, krediyi çeken şirket ile kullanan diğer şirketin tüzel kişilikleri farklı olmasına rağmen kardeş şirket olduklarını, aralarında organik bağ bulunduğunu, tüzel kişilik perdesinin aralanması yöntemi ile asıl borçlular arasında davalı anonim şirket olduğunun ortaya çıkacağını ve her iki şirketin de yaptıkları muvazaalı işlemler nedeniyle doğan borçtan müteselsilen sorumlu bulunduklarını, davalıların alacağın tahsili için girişilen icra takibine haksız olarak itiraz ettiklerini ileri sürerek, itirazın iptaline, icra takibinin devamına ve davalıların alacağın %40’ı oranında icra inkâr tazminatına mahkûm edilmelerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar Cevabı: 5. Davalı …Ş. vekili cevap dilekçesinde; kredi borcu için bloke konulan hesabın davacıya ait olmadığını, bu nedenle davacının davada taraf ehliyetinin bulunmadığını, ne müvekkili şirket tarafından bir kredi kullanımının ne de diğer davalı şirket tarafından müvekkili adına alınan bir kredi olmadığını, davacının kredi sözleşmesinin muhatabı olan diğer kredi çekenlerle kendi aralarındaki iç sorunu perdelemek suretiyle haksız ve kötü niyetle dava açıldığını belirterek davanın öncelikle usulden reddini savunmuş; bunun mümkün olmaması hâlinde ise yapılan icra takibinin iptaline ve davacının dava konusu edilen meblağın %20'sinden az olmamak üzerek icra tazminatı ödemeye mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 6. Davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. yetkili temsilcisi cevap dilekçesinde; yetkilisi olduğu şirket aleyhine başlatılan icra takibine bir itirazları bulunmadığından davacının eldeki davayı açmakta hukukî yararının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 7. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.06.2015 tarihli ve 2012/266 E., 2015/2387 K. sayılı kararı ile; kredi sözleşmesinin tarafı Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. olup, kredi borcunun kefil sıfatıyla davacıdan tahsil edildiğinin çekişmesiz olduğu, her iki davalı şirketin yönetim kurulunda dava dışı Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin'in bulundukları, bu kişilerin kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilerinin bulunduğu, ortaklık ve yönetim yapısındaki bu kısmî özdeşliğin organik bağın varlığı için yeterli olacağının Yargıtay ve öğretinin genel kabulünde olduğu, bu hususun davalı şirketlerin organik anlamda mutlak suretle özdeş olduğunu ortaya koymamakla birlikte bu olguya işaret ettiği, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti.'nin ortaklık yapısında gerçekleşen değişiklik sonrasında şirketin ortağı konumuna gelen dava dışı Türker Cengiz'in kredi borcuna ilişkin ödemelerde bulunduğu, ayrıca "Çorum Özel Hastanesi kredi ve leasing borçları" başlıklı ve hazırlayanı Türker Cengiz olan 21.02.2013 tarihli belgede "YKB TL kredisi Özel Medikal Adına" kaydının mevcut olup, uyuşmazlık konusu kredi sözleşmesindeki tutara denk olan 750.000TL miktarın yer aldığı, bu belgenin de kredi konusu tutarın davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. tarafından kullanıldığı iddiasını desteklediği, bu tutarın hastanenin işletme borçları arasında algılandığı ve kredi sözleşmelerine ilişkin ödemelerin yapıldığının sabit olduğu dikkate alındığında organik bağın varlığı veya tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektiren esaslı hâl olan malvarlığının karışması olgusunun somut olayda gerçekleştiği; davalı … Özel Medikal Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti.'nin icra takibine karşı bir itirazı olmadığından bu davalı yönünden eldeki davanın açılmasında hukukî bir yararın bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş. yönünden yapılan itirazın kısmen iptaline, Çorum 4. İcra müdürlüğünün 2012/1395 E. sayılı takip dosyasının 375.000TL asıl alacak, 2.773,97TL işlemiş faiz olmak üzere takip talebindeki faiz miktarları üzerinden devamına, asıl alacak miktarı 375.000TL'nin %40'ı oranındaki icra inkâr tazminatının davalı …Ş. 'den tahsiline, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine açılan davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı …Ş. vekili temyiz isteminde bulunulmuştur. 9. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 05.04.2016 tarihli ve 2015/14035 E., 2016/5923 K. sayılı kararı ile; “…Davacı, davalılardan Çorum Özel Medikal Ltd. Şti'nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olmuş ve kefil olarak ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı TBK'nın 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak iş bu davayı açmıştır. Kefil rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsilini isteyebilir. Somut olayda asıl borçlu Çorum Özel Medikal Ltd. Şti olup, diğer davalı …Ş'nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Davalı olarak gösterilen şirketlerin aralarında organik bağ bulunmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanamayacağı da dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Esasen asıl borçlu şirket, aleyhindeki takibe itiraz etmemiş ve icra takibi onun yönünden kesinleştiğinden asıl borçlu aleyhine açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş ve bu yöne ilişkin hüküm temyiz edilmemiştir. Hükmü temyiz eden davalı şirketin ise dava konusu kredi ile ilgisi bulunmadığı ve davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. O halde mahkemece davalı …Ş hakkındaki davanın reddi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde karar verildiği doğru görülmediğinden,…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli ve 2018/194 E., 2018/179 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının davalılardan Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic.Ltd. Şti.’nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olduğu ve kefil sıfatıyla ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak açılan, davacı kefilin rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsili için başlatılan icra takibine vâki itirazın iptaline ilişkin eldeki davada; asıl borçlu Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. olup, diğer davalı …Ş.’nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisinin bulunup bulunmadığı, davalı olarak gösterilen şirketler arasında organik bağın mevcut olup olmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanıp uygulanamayacağı, buradan varılacak sonuca göre davacının bu şirkete karşı kefalete dayalı olarak rücu hakkının mevcut olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. 14. Kefalet sözleşmesi, somut olaya uygulanması gereken 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 483. ilâ 503. maddeleri (6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 581. ilâ 603. maddeleri) arasında düzenlenmiştir. 15. Kefalet sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir (Aral, Fahrettin: Borçlar Hukuku -Özel Borç İlişkileri, 7. b., Ankara 2007, s. 437). Daha açık bir anlatımla bu sözleşme ile kefil, borçlunun asıl borcu ifa edememesi riskini üzerine almış olur. 16. Kefalet BK'nın 483. maddesinde; “Kefalet, bir akittir ki onunla bir kimse, borçlunun akdettiği borcun edasını temin etmeği alacaklıya karşı taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. 17. Kefaletin türleri ise BK’nın 486 vd. maddelerinde düzenlenmiş ve uyuşmazlık konusu müteselsil kefaletle ilgili olarak da 487. maddesi; “Kefil, borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatı ile veya bu gibi diğer bir sıfatla borcun ifasını deruhde etmiş ise alacaklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden evvel kefil aleyhinde takibat icra edebilir” hükmünü içermektedir. 18. Ayrıca, BK'nın 484. maddesi gereğince kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve kefilin bu sözleşmede sorumlu olacağı miktarın gösterilmesine bağlıdır. 6098 sayılı TBK'nın 583/1. maddesi gereğince ise kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve ayrıca kefilin sorumlu olduğu azami miktar ile kefalet tarihinin kefilin kendi el yazısıyla yazılmasına bağlı olacağı düzenlenmiştir. 19. Öte yandan, BK'nın 497. (TBK m. 591) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefil, borçluya ait bütün def'ileri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına sahip olduğu gibi, kefil kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra ödeme nispetinde alacaklının haklarına halef olup, asıl borçluya rücu edebileceğini düzenleyen “Alacaklının Haklarına Halefiyet” başlıklı BK'nın 496. (TBK m. 596) maddesi; “Kefil eda ettiği şey nisbetinde alacaklının haklarında, ona halef olur. Bu halefiyet kaidesinden evvelce feragat etmek caiz değildir. Şu kadar ki kefil ile borçlu beynindeki hukuki münasebetlerden mütevellit dava ve defi hakları mahfuzdur” hükmünü taşımaktadır. 20. Bu düzenlemeye göre kefil alacaklıya ifada bulunduğu miktarda onun haklarına halef olacaktır. Kefilin alacaklıya ifada bulunmasıyla kefalet borcu sona ermekle birlikte kefil alacaklı yerine geçerek borçluyu takip etme imkânı kazanmaktadır. Bu nedenle kanun koyucu kefili korumak amacıyla alacaklının asıl borç ilişkisinde sahip olduğu haklara halef olmasını ve bu şekilde asıl borçluya rücu edebilmesini mümkün kılmıştır. Bu kapsamda kefilin alacaklıya halef olmasının esasını, asıl borçluya rücu hakkı oluşturmaktadır. Kefilin alacaklının haklarına halef olması, bütün kefalet sözleşmeleri için mevcuttur. Bu doğrultuda müteselsil kefil de alacaklıya yaptığı ifa oranında alacaklının haklarına halef olacaktır. 21. Kefilin alacaklının haklarına halef olması kanundan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle kefilin alacaklının haklarına sahip olması kendiliğinden gerçekleşmektedir. Halefiyetin söz konusu olabilmesi için alacaklının rızası gerekmemektedir. 22. Başka bir deyişle; yukarıda belirtilen hükme göre, kefil alacaklıya ifada bulunarak alacaklının haklarına halef olmaktadır. Kefilin alacaklıya yaptığı ifa asıl borcun sona ermesine sebep olmamaktadır. Bu kapsamda kefil de yaptığı ifayı asıl borçludan talep edebilmektedir. Kefilin, asıl borçludan yaptığı ifayı talep edebilmesi ise rücu hakkına dayanmaktadır. 23. Kefilin kefil olma sebebini asıl borçlu ile arasındaki hukukî ilişki oluşturmaktadır. Kefil ve asıl borçlu arasında vekâlet sözleşmesi olması ve kefilin asıl borçlunun vekili olarak hareket etmesi mümkündür. Böyle bir durumda kefil isterse asıl borçlu ile arasındaki iç ilişkiye dayanarak da yaptığı ödemeyi borçluya rücu etme imkânına sahip olacaktır. Bunun gibi aralarındaki iç ilişkinin vekâletsiz iş görme olarak nitelendirilmesi ve kefilin buna dayanarak borçluya rücu etmesi de mümkündür. Bir diğer olasılık olarak iç ilişkinin vekâlet ya da vekâletsiz iş görme olarak kabul edilememesi hâlinde kefil asıl borçludan sebepsiz zenginleşme hükümleri doğrultusunda da talepte bulunabilecektir (Reisoğlu, Seza: Kefilin Rücuu İle İlgili Meseleler, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C. 1, S. 4, Y. 1962, s. 466). Söz konusu sebeplere dayanarak kefil borçludan talepte bulunabilmekle birlikte kanun koyucu kefil ve asıl borçlu arasında hiçbir ilişki bulunmaması ihtimalini de göz önüne alarak kefile yasal rücu hakkı tanımıştır. Bu kapsamda kefil kanunî halefiyete dayanan rücu hakkına başvurabileceği gibi borçluyla arasındaki iç ilişkiden doğan rücu hakkına da dayanabilecektir (Reisoğlu, Seza: Türk Kefalet Hukuku, Ankara 2013, s. 270). 24. Nihayet BK'nın 492. (TBK m. 598/1) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlıdır. 25. Bu noktada tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine değinmek gerekirse; bu teori ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir (Çamoğlu, Ersin: Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, BATİDER, C. 32, S. 2, 2016, s. 12). 26. Anlaşılacağı üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. 27. Borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğuna gidilebilmesi tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle mümkün olabilmektedir. Bu durum sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olabilmektedir. 28. Tüzel kişilik perdesinin aralanması genellikle kardeş  şirketler  arasında söz konusu olduğundan, ana  şirket  ile kardeş  şirket  ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu  şirketlerin  ekonomik anlamda bağımsız  şirket  vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş  şirketler  arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek, Selçuk/Memiş, Tekin: Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması, E. Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul 2008, s. 209). 29. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram  organik  bağ  kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi  organik  bağ  kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle  organik  bağ  kavramının da kaynağını TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210). Ancak  organik  bağ  kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle  şirketler  arasında  organik  bağ  tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. 30. Şirketler  ortaklarının akraba olması tek başına  şirketler arasında organik  bağ  olduğunun kabulü veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı gibi şirketlerin aynı alanda faaliyet yürütüyor olması da organik bağ için yeterli değildir. 31. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 08.02.2022 tarihli ve 2021/(19)11-659 E., 2022/82 K. sayılı kararında da değinilmiştir. 32. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde; eldeki dava 27.12.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinin müteselsil kefili olan davacı tarafından kredi borcunun bir kısmının kefil sıfatıyla ödenmesi sonrasında, kredi sözleşmesinin akidi Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yanı sıra, davalı şirketler arasında tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanması suretiyle davalı …Ş.’ye rücu hakkının bulunulduğundan bahisle açılan icra takibine ilişkin itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davalı …Ş.'ye karşı açılan davanın kısmen kabulüne, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. yönünden ise icra takibine bir itirazı bulunmadığından bahisle davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiş, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. hakkındaki karar temyiz kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmiştir. 33. Kredinin kullanıldığı dönemde davalı …Ş.'nin yönetim kurulu; davacı …, Mehmet Erdal Orhanoğlu, Mehmet Sami Abraş, Fatih Mehmet Laçin ve Ahmet Ahlatcı'dan oluşmaktadır. Buna karşılık davalı … Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yönetiminde ise Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin bulunmaktadır. Davalıların yönetiminde ortak şekilde görev alan kişiler, kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilisidir. 34. Yukarıda da açıklandığı üzere, kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerektiği gibi, hukuken iki farklı tüzel kişilik taşıyan bu şirketlerin aslında özdeş olması, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuş olması gerekir. Somut olayda bu şartlar gerçekleşmediği gibi, önemle vurgulamak gerekir ki; perdenin aralanması teorisine başvurabilecek kişinin zarara uğradığını iddia eden üçüncü kişi olması gerekir. Dolayısıyla somut olayda, genel kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davacı müteselsil kefil davalı …Ş.’nin yönetim kurulu üyesi ve ortağı olup, üçüncü kişi olmadığından bu teoriye dayalı olarak rücu isteminde bulunamaz. Davacı üçüncü kişi sıfatına haiz olmayıp, bizatihi iddia ettiği hususları bilebilecek durumda olan kişidir. 35. O hâlde davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabit olduğundan, mahkemece davalı …Ş. hakkındaki davanın reddi gerekirken, somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru değildir. 36. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere ve yukarıda açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 37. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; Davalı …Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.06.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Şirket ortaklarının akraba olması veya şirketlerin aynı alanda faaliyet yürütüyor bulunması tek başına organik bağın varlığı ya da tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir. Bununla birlikte tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine ancak zarara uğradığını iddia eden üçüncü kişiler başvurabilir; borçlu şirketin ortağı veya yönetim kurulu üyesi olan kişi üçüncü kişi sayılmadığından bu teoriye dayanamaz.

Anonim Şirketlerde Nama Yazılı Pay Devirleri ve Onay Şartı

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 490/1 uyarınca kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe nama yazılı paylar herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilir. Nama yazılı payların hukuki işlemle devri, ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılabilir. Ancak Kanun'un 492/1 maddesi uyarınca esas sözleşmeyle nama yazılı payların şirket onayıyla devredebileceği kararlaştırılabilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 490Kaynağı aç
MADDE 490- (1) Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı paylar, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilirler. (2) Hukuki işlemle devir, ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılabilir. D) Devrin sınırlandırılması I – Kanuni sınırlama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 493/1 uyarınca anonim ortaklık, esas sözleşmesinde gösterilen önemli bir sebebi gerekçe göstererek ya da başvurudaki gerçek değer üzerinden hisseleri kendisi, diğer ortaklar yahut üçüncü kişiler hesabına satın almayı teklif ederek onayı geri çevirebilir. Kanun'un 493/2 maddesine göre şirketin faaliyet konusu veya iktisadi bağımsızlığı bakımından pay sahipliği yapısının korunmasını haklı kılan esas sözleşme kuralları önemli sebep sayılır. Aynı Kanun'un 494/3 maddesi uyarınca, devrin tasdikine dair müracaatın ulaştığı tarihten itibaren üç ay içerisinde ret kararı verilmemesi ya da bildirilen ret kararının haksız bulunması hallerinde onayın gerçekleştiği kabul edilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 493Kaynağı aç
MADDE 493- (1) Şirket, esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek, onay istemini reddedebilir. (2) Pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümleri, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı gösteriyorsa, önemli sebep oluşturur. (3) Bundan başka, devralan, payları kendi adına ve hesabına aldığını açıkça beyan etmezse şirket, devrin pay defterine kaydını reddedebilir. (4) Paylar; miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebrî icra gereği iktisap edilmişlerse, şirket, payları edinen kişiye, sadece paylarını gerçek değeri ile devralmayı önerdiği takdirde onay vermeyi reddedebilir. (5) Devralan, paylarının gerçek değerinin belirlenmesini, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden isteyebilir; bu hâlde mahkeme şirketin karar tarihine en yakın tarihteki değerini esas alır. Değerleme giderlerini şirket karşılar. (6) Devralan, gerçek değeri öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde bu fiyatı reddetmezse, şirketin devralma önerisini kabul etmiş sayılır. (7) Esas sözleşme devredilebilirlik şartlarını ağırlaştıramaz. b) Hükümleri
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 494Kaynağı aç
MADDE 494- (1) Devir için gerekli olan onay verilmediği sürece, payların mülkiyeti ve paylara bağlı tüm haklar devredende kalır. (2) Payların miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebrî icra gereği iktisap edilmeleri hâlinde, bunların mülkiyeti ve bunlardan kaynaklanan malvarlığına ilişkin haklar derhâl; genel kurula katılma haklarıyla oy hakları ise ancak şirketin onayı ile birlikte devralana geçer. (3) Şirket, onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılır. 3. Borsaya kote edilmiş nama yazılı paylar a) Red sebepleri

Anonim şirketlerde nama yazılı payların devrine onay verilmemesini gerektiren haklı sebeplerin esas sözleşmede açık ve somut bir biçimde yer alması zorunludur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/1865 E., 2025/478 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, esas sözleşmede pay sahipleri arasındaki harici pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine yapılan atıflar pay devrine onay isteminin reddi için geçerli bir sebep teşkil etmez.

Hisse devir vaadi sözleşmesi için şirketin veya diğer ortakların onayı gerekir mi?

Hayır, pay devir vaadi sözleşmesi payı devretmeyi vaat eden ile devralmayı taahhüt eden arasında borç doğuran bir işlem niteliğinde olduğundan ortaklığın veya diğer ortakların onayına ihtiyaç bulunmamaktadır.

Pay sahipleri sözleşmesi hükümleri payı sonradan devralan kişiye karşı ileri sürülebilir mi?

Hayır, sözleşmelerin nispiliği ilkesi gereğince pay sahipleri arasında imzalanan pay sahipleri sözleşmesi hükümleri bu sözleşmeye taraf olmayan ve payı sonradan devralan üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.

Hisse devrinde şirketin geçmiş borçlardan kurtarılacağı taahhüt edilmişse şirket talepte bulunabilir mi?

Evet, hisse devir sözleşmesinde geçmiş borçlardan şirketin kurtarılacağı taahhüt edilmişse bu düzenleme üçüncü kişi lehine sözleşme niteliğindedir ve taraf olmayan şirket ödediği borçları Türk Borçlar Kanunu m. 129/2 uyarınca devredenden talep edebilir.

Şirket ortaklarının akraba olması tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli midir?

Hayır, şirket ortaklarının akraba olması veya şirketlerin aynı alanda faaliyet göstermesi tek başına perdenin aralanması için yeterli olmayıp borçludan mal kaçırma ve zarar verme kastının somut verilerle ispatı gerekir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu