Haksız Rekabet İlamının İcrası ve Kesinleşme Sorunu

by Avukat Erdal Ersoy
Haksız Rekabet İlamının İcrası ve Kesinleşme Sorunu

İlamların İcrasında Genel Kural ve Kesinleşme İstisnası

Mahkeme kararlarının icra edilebilirliği kural olarak kanun yolu incelemelerinin sonuçlanmasına bağlı tutulmamıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 367. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, hükmün temyiz edilmiş olması kararın icrasını durdurmaz. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun icranın geri bırakılmasına ilişkin 36. maddesi saklı olup nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına karar verilemez.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 367Kaynağı aç
MADDE 367- (1) Temyiz, kararın icrasını durdurmaz. İcra ve İflas Kanununun icranın geri bırakılmasıyla ilgili 36 ncı maddesi hükmü saklıdır. Nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına karar verilemez. (2) Kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez. Kötüniyetle temyiz

Bu genel kuralın temel istisnası 6100 sayılı Kanun'un 367. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin mahkeme kararları kesinleşmedikçe yerine getirilemez ve icra olunamaz.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 36. maddesi gereğince ilama karşı istinaf veya temyiz yoluna başvuran borçlu; hükmolunan para veya eşyayı resmî bir mercie depo ettiğini ispat ederse, hükmolunan değerde icra mahkemesince kabul edilecek teminat gösterirse ya da borçlunun bunları karşılayacak malı mahcuz ise icra müdürü tarafından icranın geri bırakılması kararı alınması için uygun bir süre verilir. Bu süre ancak zorunluluk hâlinde uzatılabilir. Borçlunun Devlet olması veya adli yardımdan yararlanması durumunda teminat gösterme zorunluluğu aranmazken, nafaka hükümlerinde borçluya icranın geri bırakılması kararı alabilmesi amacıyla mehil verilemez.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 36Kaynağı aç
Madde 36 – (Değişik: 2/3/2005 – 5311/5 md.) İlâma karşı istinaf veya temyiz yoluna başvuran borçlu, hükmolunan para veya eşyanın resmî bir mercie depo edildiğini ispat eder yahut hükmolunan para veya eşya kıymetinde icra mahkemesi tarafından kabul edilecek taşınır rehni veya esham veya tahvilât veya taşınmaz rehni veya muteber banka kefaleti gösterirse veya borçlunun hükmolunan para ve eşyayı karşılayacak malı mahcuz ise icranın geri bırakılması için takibin yapıldığı yer icra mahkemesinden karar alınmak üzere icra müdürü tarafından kendisine uygun bir süre verilir. Bu süre ancak zorunluluk hâlinde uzatılabilir.[22] Borçlu, Devlet veya adlî yardımdan yararlanan bir kimse ise teminat gösterme zorunluluğu yoktur. (Değişik üçüncü fıkra:24/11/2021-7343/5 md.) Ücreti ilgililer tarafından verilirse icra mahkemesince icranın geri bırakılması hakkındaki karar, hükmü veren mahkemeye ve icra dairesine en uygun vasıtalarla bildirilir. Nafaka hükümlerinde böyle bir süre verilemez. Bölge adliye mahkemesince başvurunun haklı görülmesi hâlinde teminatın geri verilip verilmeyeceğine karar verilir. Yargıtayca hükmün bozulması hâlinde borçlunun başvurusu üzerine, bozmanın mahiyetine göre teminatın geri verilip verilmeyeceğine bozma sonrası esası inceleyecek mahkemece kesin olarak karar verilir.[23] Bölge adliye mahkemesince başvurunun kesin olarak esastan reddine karar verilmesi veya Yargıtayca hükmün onanması hâlinde alacaklının istemi üzerine başkaca işleme gerek kalmaksızın teminata konu olan para alacaklıya ödenir. Mal ve haklar ise, malın türüne göre icra dairesince paraya çevrilir. (Ek cümle:24/11/2021-7343/5 md.) Bölge adliye mahkemesinin başvurunun esastan reddine ilişkin kararına karşı temyiz yolunun açık olması hâlinde, temyiz yoluna başvurma süresinin dolmasına kadar icranın geri bırakılması kararının etkisi devam eder. İlâm alacaklısının teminat üzerinde rüçhan hakkı vardır.[24] Haciz veya iflas istemek yetkisi:

Haksız Rekabet Davalarında Talep Türleri ve Dava Ehliyeti

Haksız rekabet sebebiyle ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek kimseler, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 56. maddesinin 1. fıkrası uyarınca mahkemeden çeşitli taleplerde bulunabilir. Bu kapsamda fiilin haksız olup olmadığının tespiti, haksız rekabetin men'i, haksız rekabet sonucu ortaya çıkan maddi durumun ortadan kaldırılması, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesi ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise haksız rekabette etkili olan araçların ve malların imhası istenebilir. Kusur bulunması halinde zararın tazmini ile Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesindeki şartların varlığında manevi tazminat talep edilebilir. Hâkim ayrıca davacının talebi doğrultusunda, davalının haksız rekabet sonucunda elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına da tazminat olarak hükmedebilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 56Kaynağı aç
MADDE 56- (1) Haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse; a) Fiilin haksız olup olmadığının tespitini, b) Haksız rekabetin men’ini, c) Haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını, d) Kusur varsa zarar ve zıyanın tazminini, e) Türk Borçlar Kanununun 58 inci maddesinde öngörülen şartların varlığında manevi tazminat verilmesini, isteyebilir. Davacı lehine ve (d) bendi hükmünce tazminat olarak hâkim, haksız rekabet sonucunda davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına da karar verebilir. (2) Ekonomik çıkarları zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek müşteriler de birinci fıkradaki davaları açabilirler, ancak araçların ve malların imhasını isteyemezler. (3) Ticaret ve sanayi odaları, esnaf odaları, borsalar ve tüzüklerine göre üyelerinin ekonomik menfaatlerini korumaya yetkili bulunan diğer meslekî ve ekonomik birlikler ile tüzüklerine göre tüketicilerin ekonomik menfaatlerini koruyan sivil toplum kuruluşlarıyla kamusal nitelikteki kurumlar da birinci fıkranın (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı davaları açabilirler. (4) Bir kimse aleyhine birinci fıkranın (b) ve (c) bentleri gereğince verilmiş olan hüküm, haksız rekabete konu malları, doğrudan veya dolaylı bir şekilde ondan ticari amaçla elde etmiş olan kişiler hakkında da icra olunur. II – Çalıştıranın sorumluluğu

Türk Ticaret Kanunu'nun 56. maddesi belirli kişi ve kuruluşların açabileceği davaların kapsamını sınırlandırmıştır. Ekonomik çıkarları zarar gören ya da zarar tehlikesiyle karşılaşabilecek müşteriler anılan davaları açabilmekle birlikte, haksız rekabette etkili araçların ve malların imhasını talep edemezler. Ticaret ve sanayi odaları, esnaf odaları, borsalar, üyelerinin ekonomik menfaatlerini korumaya yetkili mesleki ve ekonomik birlikler ile tüzüklerine göre tüketicilerin ekonomik menfaatlerini koruyan sivil toplum kuruluşları ve kamusal nitelikteki kurumlar ise yalnızca fiilin haksızlığının tespiti, haksız rekabetin men'i ve maddi durumun ortadan kaldırılması davalarını açabilir.

Tespit ve Men Hükümlerinin İcra Kabiliyeti Ayrımı

Tespit hükümleri, bir eylemin haksız rekabet teşkil edip etmediğini ya da taraflar arasındaki hukuki durumu saptayan kararlardır. Bir olguyu belirlemekle yetinen ve muhatabına bir edim emretmeyen tespit hükümleri tek başına cebri icraya konu edilemez. Haksız rekabetin men'i kararları ise haksız eylemin durdurulmasına yönelik eda yükümlülüğü ihtiva ettiğinden ilke olarak icra edilebilir niteliktedir.

Türk Ticaret Kanunu'nun 56. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, haksız rekabetin men'i ve maddi durumun ortadan kaldırılması talepleriyle borçlu aleyhine verilmiş olan hükümler, haksız rekabete konu malları doğrudan veya dolaylı olarak borçludan ticari amaçla elde etmiş olan üçüncü kişiler aleyhine de icra olunabilir. Bu hüküm yalnızca men ve maddi durumun ortadan kaldırılması kararlarına uygulanmakta olup tespit hükmünü kapsamamaktadır.

İlamın Bütünlüğü, Şahsın Hukuku Kapsamı ve Kesinleşme Koşulu

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 367. maddesinin 2. fıkrası kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararları kesinleşmeden yerine getirilemez saymaktadır. Kişilik haklarına tecavüz niteliğindeki eylemler ile haksız rekabetin önlenmesine ilişkin kararların bu kapsama dahil olduğu yargı kararlarında kabul edilmektedir; ancak bu genelleme doğrudan kanun metninde değil içtihatta yer almaktadır.

Aynı mahkeme ilamında hem haksız fiilin tespiti hem de haksız rekabetin men'i hükmü birlikte yer aldığında bu hükümlerin birbirinden ayrı değerlendirilmeyeceği ve ilamın tüm unsurlarıyla bir bütün olarak ele alınacağı yargı içtihadında benimsenmektedir. Bu yaklaşıma göre tespit ve men hükümlerini bir arada barındıran karar kesinleşmeden icraya konulamaz. Bu sonucun doğrudan mevzuat hükmünden değil yargısal yorumdan kaynaklandığı göz önünde bulundurulmalıdır.

Patent hakkına tecavüz ile haksız rekabetin tespiti ve men'ini birlikte içeren ilamlara ilişkin Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin E. 2014/9061, K. 2014/8377 sayılı kararında, söz konusu ilam Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 367. maddesinin 2. fıkrası kapsamında şahsın hukukuna ilişkin sayılmış ve kesinleşmeden icraya konulamayacağına hükmedilmiştir; kesinleşme şartı gerçekleşmeden yapılan takibin iptali gerektiği belirtilmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2014/9061, K. 2014/8377Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2014/9061 E.  ,  2014/8377 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bakırköy 3. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 03/02/2014 NUMARASI : 2014/20-2014/116 Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: KARAR Borçlu vekili İcra Mahkemesine başvurusunda; takibe konu Bakırköy 2. Fikri Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2013/39 esas 2013/41 karar sayılı ilamının patent belgesinden doğan haklara tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, ref'i ile maddi ve manevi tazminat talepli açılan dava ile tasarımın hükümsüzlüğü talepli açılan karşı dava olup, şahsın hukukuna ilişkin ilamlar kesinleşmeden takibe konulmayacağından takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, asıl davada davanın reddine karar verildiğini, birleşen dava dosyasında da dava konusuz kaldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğini, bu ilamda yer alan vekalet ücretinin takip konusu yapıldığını, karar içerik itibariyle kabul niteliğinde olmadığından infazı için kesinleşmesinin gerekmediğini belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. HGK. 5.10.2005 tarih ve 12-534 2005/554 sayılı kararında da belirtildiği gibi ilamın yargılama giderine ve vekalet ücretine ilişkin bölümü, davanın kabulü ya da reddine ilişkin bölümüyle bir bütündür. Bu kalemlerin kesinleşmesi ve infazı ancak bir bütün olarak ilamın kesinleşmiş olmasına bağlıdır. Dolayısıyla, ilamın esasına ilişkin hüküm kısmı kesinleşmeden yargı gideri ve vekalet ücretine ilişkin kısmı da icra takibine konu edilemez. Takibe konu Bakırköy 2. Fikri Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2013/39 esas 2013/41 karar sayılı ilamı incelendiğinde, asıl davada davacı talebi, 551 sayılı KHK'nin 136, 137, 138, 140, TTK'nun 56 vd. maddeleri uyarınca patent hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i, maddi ve manevi tazminat, ilan istemine, birleşen dava ise 551 sayılı KHK'nin 5, 7, 129/1-a maddeleri kapsamında patent belgesinin hükümsüzlüğüne yöneliktir. İlam bu hali ile 6100 sayılı Kanun'a eklenen "Geçici Madde 3" atfıyla uygulanması gereken HUMK'nun 443/4. maddesi (HMK'nun 367/2. maddesi) kapsamında şahsın hukukuna ilişkin ilamlardandır. O halde; anılan ilamın infazı için kesinleşmesi gerekeceğinden şikayetin kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir. SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle 6100 sayılı HMK'nun geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4.(HMK'nun m.297/ç) ve İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine 28.04.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Tazminat İçeren Karma İlamlarda Farklı Yaklaşım

Haksız rekabetin tespiti ve men'i hükmünün yanı sıra maddi ve manevi tazminata da hükmeden karma nitelikteki ilamlar için farklı bir değerlendirme söz konusu olabilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2021/281, K. 2022/1937 sayılı kararında; haksız rekabetin tespit ve men'ine karar verilen, ayrıca maddi ve manevi tazminata hükmedilen bir ilamın tarafların şahsı ya da ailevi yapısıyla ilgili hukuki durumlarında değil malvarlığında değişiklik oluşturacak nitelikte olduğu sonucuna varılmış ve bu ilamın takibe konulabilmesi için kesinleşmesinin gerekmediğine hükmedilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/281, K. 2022/1937Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2021/281 E.  ,  2022/1937 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "şikâyet” isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, … 5. İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen şikâyetin kabulüne ilişkin karar alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. İNCELEME SÜRECİ Borçlu İstemi: 4. Borçlu vekili şikâyet dilekçesinde; alacaklı vekili tarafından müvekkili aleyhine ilamlı icra takibi başlatıldığını, takip talebinde ve icra emrinde vergi dairesi ve vergi numarasının yazılması kanuni bir yükümlülük olup, alacaklının vergi numarasının yazılmadığını, takibe dayanak ilamın kesinleşmeden icra takibine konulamayacağını, ilamın temyiz edildiğini, takip talebinin ve icra emrinin ilama aykırı düzenlendiğini, faiz hesabının ilama aykırı yapıldığını, faizin nasıl hesaplandığının, hangi faiz oranlarının hangi tarihlerde hesaplamaya alındığının belirtilmediğini, işlemiş faize ve faiz oranlarına itiraz ettiklerini ileri sürerek takibin ve icra emrinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Alacaklı Cevabı: 5. Alacaklı vekili cevap dilekçesinde; vergi kimlik numarasının her zaman tamamlanabileceğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 367. maddesine göre temyizin ilamın icrasını durdurmayacağını, faize yönelik şikâyetin yerinde olmadığını belirterek şikâyetin reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı: 6. … 5. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 25.12.2013 tarihli ve 2013/1108 E., 2013/1257 K. sayılı kararı ile; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, takip talebi ve icra emrinde 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 58/1. maddesi uyarınca, alacaklının vergi kimlik numarası ile ödemenin yapılacağı banka adı ve hesap bilgilerinin yazılı olmadığı, banka hesap numarası yönünden icra emrinin takip talebine uygun da düzenlenmediği, yine icra emrinde faizin başlangıç ve bitiş tarihlerinin yazılı olmadığı, bu hususun İİK’nın 58/3. maddesine aykırı olduğu gerekçesi ile şikâyetin kabulü ile şikâyetçi yönünden icra emrinin iptaline karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı: 7. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 8. Hukuk Dairesince 14.04.2015 tarihli ve 2014/9719 E., 2015/8360 K. sayılı kararı ile; “…Borçlu vekili İcra Mahkemesi'ne başvurusunda, vekil edeni hakkında … 23. İcra Müdürlüğü'nün 2013/25035 Esas sayılı dosyasından takip yapıldığını, takip talebi ve ödeme emrinde vergi kimlik numarasının yazılmadığını, takibe konu mahkeme kararının kesinleşmeden takibe konulamayacağını, faiz hesabının ilama aykırı yapıldığını ileri sürerek icra takibinin iptaline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, takip talebi ve icra emrinde İİK'nun 58/1 maddesi uyarınca, alacaklının vergi kimlik numarası ile ödemenin yapılacağı banka adı ve hesap bilgilerinin yazılı olmadığı, bu anlamda kısmen banka hesap numarası yönünden icra emrinin takip talebine uygun da düzenlenmediği, yine icra emrinde faizin başlangıç ve bitiş tarihlerinin yazılı olmadığı, bunun İİK'nun 58/3 maddesine aykırı olduğu gerekçesi ile şikayetin kabulüne, icra emrinin iptaline karar verilmiştir. Hüküm alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. İİK'nun 58/1.maddesine göre takip talebinde alacaklının ve varsa kanuni temsilcisinin ve vekilinin adı, soyadı, vergi kimlik numarası, şöhret ve yerleşim yerinin yazılı olması ve aynı kanunun 60/1.maddesine göre de alacaklı ile ilgili bu bilgilerin takip talepnamesine uygun olarak ödeme emrinde de gösterilmesi gerektiği belirtilmiş bulunmaktadır. Ayrıca, alacaklı takibini bir vekil vasıtası ile yapmakta ise takip talebinde ve ödeme emrinde ayrıca vekilin adı, soyadı ve adresinin gösterilmesi takip talebine vekaletnamenin aslı ve onanmış bir örneğinin eklenmesi gerekir. Somut olayda, Mahkemece her ne kadar alacaklının vergi kimlik numarası, ödemenin yapılacağı banka hesap bilgileri ile faizin başlangıç ve bitiş tarihlerinin yazılı olmadığı gerekçesi ile şikayetçi yönünden icra emrinin iptaline karar verilmiş ise de, takip talebi ile icra emrinde faiz başlangıç tarihleri belirtilmiş olup, Yasa'da faizin bitiş tarihlerinin belirtilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Vergi kimlik numarası ile ödemenin yapılacağı banka hesap bilgilerinin ise her zaman tamamlanması mümkün olup, ödeme emrinin iptali nedeni olarak kabul edilemez. (…nun 23.06.2004 tarih ve 2004/12-356 – 379 sayılı kararı) O halde, Mahkemece, borçlunun sair itirazları incelenerek, oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile sonuca gidilmesi isabetsizdir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı: 9. … 5. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 29.12.2015 tarihli ve 2015/841 E., 2015/1032 K. sayılı kararı ile; bozma kararına uyularak, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 16.06.2008 tarihli ve 2008/9378 E., 2008/12614 K. sayılı kararında belirtildiği ve Yargıtayın yerleşik içtihatları ile sabit olduğu gibi, haksız rekabetin önlenmesine ilişkin ilamların fer`i nitelikteki bölümleri de dahil olmak üzere şahsın hukukuna ait olması nedeniyle 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 443/4. maddesi gereğince bu nitelikteki kararların kesinleşmeden icra olunamayacağı, somut olayda icrası için kesinleşmesi zorunlu olan haksız rekabetin önlenmesine ilişkin dayanak ilamın kesinleşmeden icraya konulduğu gerekçesi ile şikâyetin kabulü ile icra takibinin iptaline karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı: 10. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 11. Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 27.11.2018 tarihli ve 2018/5953 E., 2018/12256 K. sayılı kararı ile; “…Alacaklı tarafından borçlu aleyhine başlatılan ilamlı takipte, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; sair iddialarının yanında takibe dayanak ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacağı ve faiz hesabının ilama aykırı olduğu iddiası ile takibin iptaline karar verilmesini talep ettiği, mahkemece takibe konu ilamın şahsın hukuku ile ilgili olduğu, bu nedenle kesinleşmeden takibe konulamayacağı gerekçesi ile takibin iptaline karar verildiği anlaşılmıştır. Takip konusu ilam Türk Ticaret Kanunu'nun 54 ve devamı maddelerine dayanılarak açılan haksız rekabet nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasına ilişkindir. Bu hali ile takip dayanağı ilam, şahsın hukuku ile ilgili olmakla birlikte tarafların şahsı ile ilgili hukuki durumlarında değişiklik yaratan bir sonuç doğurmayıp, sadece mal varlığını etkileyeceği ve edaya ilişkin bir ilam olduğundan takibe konulabilmesi için kesinleşmesi gerekmez. İlamın fer-ileri olan yargılama gideri ile vekalet ücreti de asla bağlı olduğundan bu alacakların takibe konulması için kesinleşmeleri gerekmez. O halde mahkemece, faiz hesabına ilişkin ilama aykırılık iddiası incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile takibin iptali yönünde hüküm tesisi isabetsizdir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 12. … 5. İcra (Hukuk) Mahkemesinin 17.11.2020 tarihli ve 2019/98 E., 2020/524 K. sayılı kararı ile; HMK’nın 367/2.maddesinde; "Aile ve şahsın hukukuna mütedair hükümlerin kesinleşmedikçe takibe konulamayacağı"nın düzenlendiği, somut olayda takibe dayanak ilamın 1. bendinde "… haksız rekabet olduğunun tespiti ve menine" karar verildiği, o hâlde HUMK’nın 443/4. maddesi kapsamında şahsın hukukuna ilişkin hakka tecavüz niteliğinde olduğundan, bu nitelikteki ilamlar kesinleşmeden infaz edilemeyeceği gibi, eklentisi olan maddi ve manevi tazminat ile yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin de kesinleşmeden takibe konulamayacağı, Özel Dairenin 07.06.2010 tarihli ve 2010/2565 E., 2010/14104 K. sayılı kararının da bu yönde olduğu gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 13. Direnme kararı süresi içinde alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda ilamlı icra takibine dayanak ilamın kesinleşmeden icra takibine konu edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 15. Alacaklının ilâmlı icra takibi yapabilmesi için elinde bir mahkeme ilâmı ya da kanunların bu kuvvete sahip kıldığı bir belgenin bulunması gerekir. HMK’nın 294. maddesinin 1. fıkrası "Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür" şeklinde, aynı Kanun’un 301. maddesi ise "Hüküm yazılıp imza edildikten ve mahkeme mührü ile mühürlendikten sonra, nüshaları yazı işleri müdürü tarafından taraflardan her birine makbuz karşılığında verilir ve bir nüshası da gecikmeksizin diğer tarafa tebliğ edilir. Hükmün bir nüshası da dosyasında saklanır. Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası ilamdır." şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre kısaca ilâm; mahkeme kararının iki taraftan her birine verilen mühürlü örnekleri olarak tanımlanabilir. Ayrıca, İİK'nın 38. maddesinde gerçekte ilâm olmadıkları hâlde yasa gereği "ilâm mahiyetini haiz belgeler" sayılmış; bazı özel kanunlarda da ilgili bulundukları konuda birtakım belgelerin ilâm niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. 16. İlâmların icrası İİK'nın ikinci babında 24 ilâ 41. maddeler arasında düzenlenmiştir. Borçluya gönderilen icra emri, kanuna ve özellikle ilâma veya takip talebine aykırı ise borçlu icra emrinin veya ilâmlı icra takibinin iptali veya düzeltilmesi için icra mahkemesine şikâyet yoluna başvurabilir (İİK'nın 16 ve 41. maddeleri). 17. Kural olarak ilâmlı icraya başvurabilmek için hükmün kesinleşmiş olması şart değildir. HMK'nın Geçici 3. maddesinin atfıyla uygulanmakta olan HUMK’nın 443. maddesi gereğince kural olarak temyiz edilmiş olması da ilâmın icrasını durdurmaz. Ancak bazı istisnai durumlarda ilâm kesinleşmedikçe icraya konulamaz. Bu istisnaların bir kısmı HUMK'nın 443. maddesinin 4. fıkrasında belirtildiği gibi bir kısmı da özel yasalarda düzenlenmiştir. 18. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 443. maddesinin 4. fıkrası “…Gayrimenkule ve buna mütaallik aynı haklara ve aile ve şahsın hukukuna mütedair hükümler katiyet kesbetmedikçe icra olunamaz…” hükmünü içermektedir. 19. Kanun koyucunun, HUMK'nın 443. maddesinin 4. fıkrasında böyle bir düzenleme öngörmesinin nedeni, bu maddede sözü edilen ilâmların temyiz incelemesi sonucunda bozulması durumunda, eski hâlin iadesinin sağlanmasının son derece güç olacağı düşüncesinden kaynaklanmaktadır (Tanrıver, Süha: İlamlı İcra Takibinin Dayanakları ve İcranın İadesi, Ankara 1996, s. 153). 20. Gayrimenkullerle, aile ve şahsın hukuku alanında hükümlerin kesinleşmeden icra edilmesi, telafisi zor bir takım sakıncaların doğmasına sebep olabilir. Gerek gayrimenkullere, gerek şahıs ve aile hukukuna ilişkin hükümlerin icrası tapu sicilleriyle ahvali şahsıye sicillerindeki kayıtların değiştirilmesini gerektirir. Kanun yolu yargılaması sonunda hükmün bozulması ve aksi istikamette yeni bir hükmün çıkması hâlinde ise bu sicillerde tekrar değişiklik yapmak zorunluluğu ile karşılaşılır. Bu arada hüsnüniyet sahibi kimselerin o kayıtlara dayanarak yaptıkları işlemlerin akıbetinin ne olacağı sorunu ortaya çıkabilir. İşte bu gibi sakıncaları önlemek için karar düzeltme yoluna başvurma süresi geçmeksizin veya bu yola başvurulup da, istem reddolunmaksızın gayrimenkullere, aile ve şahsın hukukuna ilişkin hükümlerin icra olunamayacağını kabul zorunluluğu vardır (Bilge, Necip: Medeni Yargılama Hukukunda Karar Düzeltme, Ankara 1973, s. 171- 172). 21. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 443/4. maddesi gereğince aile ve şahsın hukukuna mütedair hükümler katiyet kesbetmedikçe icra olunamaz. Anılan maddede belirtilen hükümler, Medenî Kanun’un Kişiler Hukuku ve Aile Hukuku kitaplarında yer alan konulara ilişkin tüm hükümler olmayıp, kişinin doğrudan şahsı ya da ailevî yapısı ile ilgili hukukî durumunda değişiklik yaratan ilâmlar ile bu ilâmların fer'i (eki) niteliğindeki hükümlerdir. Örneğin ad, soyad, yaş tashihi, velâyetin nez'i, babalık davası, nesep tashihi, boşanma ve bunun fer'î niteliğindeki hükümler gibi (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 923- 924). 22. Kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilâm, kesinleşmeden icraya konulursa, borçlu buna karşı icra mahkemesinde şikâyet yoluna başvurabilir. Bu şikâyet üzerine, icra mahkemesi, ilâmlı takibin iptaline karar verir (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku, C. 3, s. 2222). 23. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.02.2001 tarihli ve 2001/12-206 E., 2001/217 K. sayılı kararında boşanma kararının kesinleşmesinden sonra hüküm altına alınan manevi tazminata ilişkin ilâmın icraya konulabilmesi için kesinleşmesinin gerekmediği benimsenmiştir. Ayrıca Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.11.2020 tarihli ve 2017/8-2833 E., 2020/855 K. ile 10.11.2020 tarihli ve 2017/8-1928 E, 2020/854 K. sayılı kararlarında da ilamlı icra takibe dayanak ilâmdaki tazminatın, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) "Kişiler hukuku" başlıklı Birinci Kitabı’nın "Kişiliğin korunması" başlığı altında yer alan 24 ve 25. maddelerinden kaynaklanmakta ise de davacılar tarafından açılan manevi tazminat davasının mali hakka yönelik olduğu, mahkemece manevi zarara karşılık bir miktar paranın ödenmesine karar verildiği, ilâm tarafların şahsı ya da ailevî yapısı ile ilgili hukukî durumlarında, kayıt ve sicilinde değil, malvarlığında değişiklik yaratacak nitelikte olduğundan ilâmın takibe konulabilmesi için kesinleşmesinin gerekmediği kabul edilmiştir. 24. Bu noktada belirtmek gerekir ki haksız rekabet konusu hem 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda (BK) hem de 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) düzenlenmiştir. BK’nın 48. maddesine göre yanlış ilanlar veya iyi niyet kurallarına aykırı diğer davranışlar sonucunda müşterileri azalan ya da bunları kaybetmek korkusuna maruz olan kimse, bu davranışlara son verilmesi için fail aleyhine dava açılabilir ve failin kusurunun varlığı hâlinde uğradığı zararın giderilmesini isteyebilir. Kişinin ekonomik alandaki faaliyet özgürlüğünü güvence altına almak düşüncesine dayanan bu hüküm ile ekonomik kişiliğin korunması amaçlanmıştır (Arkan, Sabih: Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2008, s. 302, 305). 25. Borçlar Kanunu’nun 48. maddesinin 2. fıkrasında ise ticarî işlere ait olan haksız rekabet hakkında Ticaret Kanunu hükümleri saklı tutulmuştur. Böylece ticarî işlerde ortaya çıkan haksız rekabet hâlleri TTK hükümlerine, adi işlerdeki haksız rekabet ise BK’nın 48. maddesine tabi bulunmaktadır. TTK’nın 56. maddesine göre haksız rekabet, aldatıcı hareket veya iyiniyet kurallarına aykırı sair suretlerle ekonomik rekabetin her türlü kötüye kullanımıdır. TTK’nın 58. maddesinde haksız rekabet nedeniyle açılabilecek hukuk davaları tespit, men, haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılması ve tazminat davası olarak sayılmıştır. Tespit davasıyla davalının davranışının haksız rekabet oluşturup oluşturmadığı karara bağlanır. Men davası ile devam eden veya tekrarlanma tehlikesi bulunan haksız rekabet hâlinin durdurulması istenir. Tazminat davası ile kusur var ise zarar ve ziyanın tazmini istenebilir. Ayrıca BK’nın 49. maddesinde gösterilen şartlar var ise manevi tazminat da istenebilir. 26. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; alacaklı vekili tarafından 30.09.2013 tarihinde başlatılan ilâmlı icra takibine dayanak … 20. Asliye Ticaret Mahkemesinin 09.07.2013 tarihli ve 2012/27 E., 2013/202 K. sayılı kararı ile; “1-Davacının davasının haksız rekabet yönünden kabulü ile davalıların dava konusu eylemlerinin haksız rekabet oluşturduğunun tespit ve men'ine Kararın kesinleşmiş hüküm özetinin masrafı davalılardan alınıp trajı yüksek ulusal gazetede ilanına, 2-Davacının maddi tazminat talebine ilişkin davasının kısmen kabulü ile 20.780,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine Fazla talebin reddine 3-Davacının manevi tazminata yönelik davasının kısmen kabulü ile (olayın özelliği ve tarafların durumları gözetilerek takdiren) 20.000,00-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine Fazla talebin reddine…” karar verilmiş ve yargılama giderlerine hükmedilmiştir. 27. Şikâyet konusu icra takibinde, alacaklı vekili tarafından takip talebinde 20.780TL asıl alacak, 20.000TL manevi tazminat ile yargılama gideri, harç, vekâlet ücreti ve işlemiş faiz olmak üzere toplam 155.379,36TL’nin tahsili talep edilmiştir. 28. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkelere göre, takibe dayanak ilâmda davacının davasının haksız rekabet yönünden kabulü ile davalıların dava konusu eylemlerinin haksız rekabet oluşturduğunun tespit ve men'ine karar verilerek, maddi tazminat ile haksız rekabet yoluyla kişilik haklarının tecavüze uğraması nedeniyle manevi tazminata hükmedilmiş ise de, ilam tarafların şahsı ya da ailevî yapısı ile ilgili hukukî durumlarında, ticaret sicili kayıtlarında değil, malvarlığında değişiklik oluşturacak nitelikte olduğundan ilâmın takibe konulabilmesi için kesinleşmesi gerekmez. 29. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 30. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen Geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 28.12.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Bu değerlendirme, ilamın tespit ve men unsurlarını tazminat yükümlülüğüyle birlikte içerdiği somut olaya ilişkindir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2014 tarihli kararında tespit ve men içeren ilamın kesinleşmeden icraya konulamayacağı kabul edilmişken, Hukuk Genel Kurulu'nun 2022 tarihli kararında tespit, men ve tazminatı birlikte içeren ilamın kesinleşme aranmaksızın takibe konulabileceği sonucuna varılmıştır. İki karar arasındaki bu farklılığın, büyük ölçüde ilamın içeriğine, özellikle tazminat hükmünün bulunup bulunmadığına bağlı olduğu anlaşılmaktadır; bununla birlikte konunun somut olay koşullarına göre değerlendirilmesi gerektiği belirtilmelidir.

Manevi tazminat hükmedilen ilamlarda da mahkemece kişilik hakkı ihlali nedeniyle bir miktar paranın ödenmesine karar verilmişse ve ilam tarafların malvarlığında değişiklik yaratıyorsa kesinleşme aranmaksızın icraya konulabileceği içtihatta kabul görmüştür.

Kanun koyucunun belirli ilamların kesinleşmeden infaz edilemeyeceğini öngörmesinin temel gerekçesi, bu kararların kanun yolu incelemesi sonucunda bozulması durumunda eski halin iadesinin son derece güç olacağı düşüncesine dayanmaktadır.

Vekalet Ücreti ve Yargılama Giderlerinin Asıl Hükme Bağlılığı

Kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilamda hüküm altına alınan vekalet ücreti ve mahkeme masrafları gibi kalemler eda niteliği taşımakla birlikte ilamın fer'isi durumundadır. İlamın yargılama giderine ve vekalet ücretine ilişkin bölümü, davanın kabulü ya da reddine ilişkin bölümüyle bir bütündür; bu kalemlerin infazı ancak bir bütün olarak ilamın kesinleşmiş olmasına bağlıdır. Dolayısıyla ilamın esasına ilişkin hüküm kısmı kesinleşmeden yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkin kısım da icra takibine konu edilemez.

Bu kural, kesinleşme şartına tabi olan ilamlar bakımından geçerlidir. Hukuk Genel Kurulu'nun 2022 tarihli kararında ise tespit, men ve tazminat içeren ilamın kesinleşme aranmaksızın takibe konulabileceği kabul edildiğinden, böyle bir ilamda fer'i nitelikteki gider ve vekalet ücretinin de kesinleşme beklenmeksizin takibe konu edilebileceği sonucuna varılmıştır. Hangi sonucun uygulanacağı ilamın içeriğine ve niteliğine göre belirlenmektedir.

Kesinleşme Şartına Aykırılıkta Şikayet Yolu ve İcra Prosedürü

Kesinleşmeden icraya konulamayacak mahkeme kararlarının takibe konulması yasağı kamu düzenine ilişkindir. Bu sebeple borçlu tarafından icra mahkemesine yapılacak şikayet herhangi bir süreyle sınırlı olmayıp süresiz şikayete tabidir. İcra müdürünün de takip talebini incelerken kesinleşme şartının gerçekleşip gerçekleşmediğini re'sen gözetmesi ve kesinleşmemiş ilama dayanan takip talebini reddetmesi gerektiği içtihatta kabul edilmektedir.

Kesinleşme koşuluna tabi mahkeme kararlarının icra müdürlüğü nezdinde takibe konulabilmesi için ilam nüshasına kesinleşme şerhi işlenmesi ve icra dairesine bu şerhli belge ile başvurulması gerekir.

Yargılama devam ederken nihai kararın kesinleşmesi beklenmeden haksız rekabet fiilinin fiilen durdurulabilmesi amacıyla dava açılırken veya dava sırasında mahkemeden ihtiyati tedbir talep edilebilir. Hâkimin takdiriyle verilen ihtiyati tedbir kararları, ilk derece mahkemesi kararının kesinleşmesini beklemeden eylemin fiilen engellenmesine olanak sağlar.

Haksız rekabet davasında verilen tespit hükmü tek başına icraya konulabilir mi?

Hayır, tespit kararları yalnızca bir durumun veya eylemin haksızlığını belirleyip borçluya bir eda yükümlülüğü getirmediğinden tek başına cebri icraya konu edilemez.

Tespit ve men hükmü birlikte içeren ilamın icrası için kesinleşme şart mıdır?

Aynı ilamda hem tespit hem men hükmü yer aldığında bu iki hükmün birbirinden ayrı değerlendirilmeyeceği ve ilamın şahsın hukukuna ilişkin kabul edileceği yargı içtihadında benimsenmektedir; bu durumda kesinleşmeden icra takibi yapılamaz. Bununla birlikte ilam tazminat hükmü de içeriyorsa, içtihadın ilamın malvarlığını etkileme niteliğine göre farklı bir sonuca varabildiği göz ardı edilmemelidir.

Haksız rekabet ilamındaki vekalet ücreti ve giderler ayrı takibe konu edilebilir mi?

Kesinleşmeden icraya konulamayan bir karardaki vekalet ücreti ve yargılama giderleri ilamın fer'isi niteliğinde olduğundan, esas hüküm kesinleşmeden bu kalemler için ayrı bir takip başlatılamaz. Tazminat içeren ve kesinleşme aranmaksızın takibe konulabilen ilamlarda ise fer'i kalemlerin de aynı şekilde takibe konu edilebileceği kabul edilmektedir.

Kesinleşmemiş haksız rekabet ilamıyla takip yapılırsa nasıl itiraz edilir?

Kesinleşme şartına tabi ilamların takibe konulmasına karşı yapılacak şikayet kamu düzenine ilişkin olduğundan herhangi bir süreye bağlı değildir ve icra mahkemesine süresiz şikayet yoluyla başvurulabilir.

Haksız rekabet kararı kesinleşene kadar haksız eylem nasıl durdurulabilir?

Haksız rekabet teşkil eden fiilin nihai karar kesinleşmeden önce fiilen engellenebilmesi için dava açılırken veya yargılama sırasında mahkemeden ihtiyati tedbir kararı talep edilebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu