Finansal Tablolar ve Yedek Akçelerde Yasal Düzenlemeler

by Avukat Erdal Ersoy
Finansal Tablolar ve Yedek Akçelerde Yasal Düzenlemeler

Finansal Tabloların Hazırlanması ve Dürüst Resim İlkesi

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, muhasebe ve raporlama düzeninde Uluslararası Finansal Raporlama Standartları ile tam uyumlu Türk Muhasebe Standartları yaklaşımını temel almıştır. Anonim şirketlerde geçmiş hesap dönemine ait finansal tabloların, eklerinin ve yıllık faaliyet raporunun hazırlanması yönetim kurulunun görev ve sorumluluğundadır. 6102 sayılı Kanun'un 514. maddesi uyarınca yönetim kurulu, Türkiye Muhasebe Standartlarında öngörülen finansal tabloları, eklerini ve yıllık faaliyet raporunu bilanço gününü izleyen hesap döneminin ilk üç ayı içinde hazırlayarak genel kurula sunar.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 514Kaynağı aç
MADDE 514- (1) Yönetim kurulu, geçmiş hesap dönemine ait, Türkiye Muhasebe Standartlarında öngörülmüş bulunan finansal tablolarını, eklerini ve yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporunu, bilanço gününü izleyen hesap döneminin ilk üç ayı içinde hazırlar ve genel kurula sunar. II – Dürüst resim ilkesi

Finansal tabloların düzenlenmesinde 6102 sayılı Kanun'un 515. maddesinde güvenceye bağlanan dürüst resim ilkesi esastır. Bu kural gereğince finansal tablolar; şirketin malvarlığını, borç ve yükümlülüklerini, öz kaynaklarını ve faaliyet neticelerini tam, anlaşılabilir, karşılaştırılabilir, işletmenin gereksinimlerine ve mahiyetine uygun, şeffaf ve güvenilir bir surette ortaya koymalıdır. Tabloların gerçeği dürüst, aynen ve aslına sadık biçimde yansıtacak şekilde Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun çıkarılması emredici yasal zorunluluktur.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 515Kaynağı aç
MADDE 515- (1) Anonim şirketlerin finansal tabloları, Türkiye Muhasebe Standartlarına göre şirketin malvarlığını, borç ve yükümlülüklerini, öz kaynaklarını ve faaliyet sonuçlarını tam, anlaşılabilir, karşılaştırılabilir, ihtiyaçlara ve işletmenin niteliğine uygun bir şekilde; şeffaf ve güvenilir olarak; gerçeği dürüst, aynen ve aslına sadık surette yansıtacak şekilde çıkarılır. III – Yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu

Yıllık Faaliyet Raporu ve Konsolide Tabloların Tanzimi

Yönetim kurulunun hazırlamakla yükümlü olduğu yıllık faaliyet raporu, şirketin ilgili yıla ilişkin faaliyetlerinin akışını ve finansal durumunu doğru, eksiksiz, dolambaçsız, gerçeğe uygun ve dürüst bir yaklaşımla yansıtmalıdır. 6102 sayılı Kanun'un 516. maddesi uyarınca mali durum raporda finansal tablolara göre tahlil edilir; şirketin gelişimine ve karşılaşması muhtemel risklere açıkça işaret olunur ve yönetim kurulunun bu risklere yönelik değerlendirmelerine yer verilir. Faaliyet yılının sona ermesinden sonra gerçekleşen özel önemdeki olaylar, şirketin araştırma ve geliştirme faaliyetleri, yönetim kurulu üyeleri ile üst düzey yöneticilere ödenen ücret, prim, ikramiye gibi mali menfaatler, tahsis edilen ödenekler, konaklama ve temsil masrafları, sağlanan ayni ve nakdi imkânlar, sigortalar ve benzeri teminatlar da raporda eksiksiz gösterilir. Yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporunun zorunlu asgari içeriği Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikle ayrıntılandırılır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 516Kaynağı aç
MADDE 516- (1) Yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, şirketin, o yıla ait faaliyetlerinin akışı ile her yönüyle finansal durumunu, doğru, eksiksiz, dolambaçsız, gerçeğe uygun ve dürüst bir şekilde yansıtır. Bu raporda finansal durum, finansal tablolara göre değerlendirilir. Raporda ayrıca, şirketin gelişmesine ve karşılaşması muhtemel risklere de açıkça işaret olunur. Bu konulara ilişkin yönetim kurulunun değerlendirmesi de raporda yer alır. (2) Yönetim kurulunun faaliyet raporu ayrıca aşağıdaki hususları da içermelidir: a) Faaliyet yılının sona ermesinden sonra şirkette meydana gelen ve özel önem taşıyan olaylar. b) Şirketin araştırma ve geliştirme çalışmaları. c) Yönetim kurulu üyeleri ile üst düzey yöneticilere ödenen ücret, prim, ikramiye gibi mali menfaatler, ödenekler, yolculuk, konaklama ve temsil giderleri, ayni ve nakdî imkânlar, sigortalar ve benzeri teminatlar. (3) Hem anonim şirketler hem de şirketler topluluğu bakımından, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporunun zorunlu asgari içeriği, ayrıntılı olarak Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından bir yönetmelikle düzenlenir. B) Şirketler topluluğunun finansal tabloları ve yıllık faaliyet raporu I – Uygulanacak muhasebe standartları

Şirketler topluluğunda konsolide finansal tabloları hazırlamakla yükümlü işletmelerin ve konsolidasyon kapsamına dahil edilecek şirketlerin tespitinde Türkiye Muhasebe Standartları geçerlidir. 6102 sayılı Kanun'un 517. maddesi gereğince konsolide tablolar Kanun'un 515. maddesinde yer alan dürüst resim ilkelerine göre düzenlenir. Kanun'un 518. maddesi uyarınca topluluğa ilişkin yıllık faaliyet raporunun tanzimi ise ana şirketin yönetim kurulu tarafından münferit faaliyet raporu kurallarına uygun olarak yerine getirilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 517Kaynağı aç
MADDE 517- (1) Konsolide finansal tabloları hazırlamakla yükümlü işletmeler ile konsolidasyon kapsamına giren işletmelerin belirlenmesinde ve ilgili diğer konularda Türkiye Muhasebe Standartları geçerlidir. (2) Konsolide finansal tablolar 515 inci maddede öngörülen esas ve ilkelere göre çıkarılır. II – Yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 518Kaynağı aç
MADDE 518- (1) Topluluğa ilişkin yıllık faaliyet raporu ana şirketin yönetim kurulu tarafından 516 ncı maddeye göre düzenlenir. C) Yedek akçeler I – Kanuni yedek akçe 1. Genel kanuni yedek akçe

Genel Kanuni Yedek Akçelerin Ayrılması ve Kullanım Sınırları

6102 sayılı Kanun'un 519. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, yıllık kârın yüzde beşi ödenmiş sermayenin yüzde yirmisine ulaşıncaya kadar genel kanuni yedek akçeye aktarılır. Bu yasal sınıra ulaşıldıktan sonra dahi; yeni payların çıkarılması suretiyle sağlanan primlerin çıkarılma giderleri, itfa karşılıkları ve hayır amaçlı ödemeler için sarf edilmeyen kısımları ile ıskat sebebiyle iptal edilen pay senetlerinin bedellerinden yeni pay ihraç harcamaları düşüldükten sonra kalan tutarlar genel kanuni yedek akçeye eklenmeye devam eder.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 519Kaynağı aç
MADDE 519- (1) Yıllık kârın yüzde beşi, ödenmiş sermayenin yüzde yirmisine ulaşıncaya kadar genel kanuni yedek akçeye ayrılır. (2) Birinci fıkradaki sınıra ulaşıldıktan sonra da; a) Yeni payların çıkarılması dolayısıyla sağlanan primin, çıkarılma giderleri, itfa karşılıkları ve hayır amaçlı ödemeler için kullanılmamış bulunan kısmı, b) Iskat sebebiyle iptal edilen pay senetlerinin bedeli için ödenmiş olan tutardan, bunların yerine verilecek yeni senetlerin çıkarılma giderlerinin düşülmesinden sonra kalan kısmı, c) Pay sahiplerine yüzde beş oranında kâr payı ödendikten sonra, kârdan pay alacak kişilere dağıtılacak toplam tutarın yüzde onu, genel kanuni yedek akçeye eklenir. (3) Genel kanuni yedek akçe sermayenin veya çıkarılmış sermayenin yarısını aşmadığı takdirde, sadece zararların kapatılmasına, işlerin iyi gitmediği zamanlarda işletmeyi devam ettirmeye veya işsizliğin önüne geçmeye ve sonuçlarını hafifletmeye elverişli önlemler alınması için kullanılabilir. (4) İkinci fıkranın (c) bendi ve üçüncü fıkra hükümleri, başlıca amacı başka işletmelere katılmaktan ibaret olan holding şirketler hakkında uygulanmaz. (5) Özel kanunlara tabi olan anonim şirketlerin yedek akçelerine ilişkin hükümler saklıdır. 2. Şirketin iktisap ettiği kendi pay senetleri için ayrılan yedek akçe ve yeniden değerleme fonları

Ödenmiş sermayenin yüzde yirmisi oranındaki kanuni sınıra varıldıktan sonra, pay sahiplerine yüzde beş nispetinde kâr payı ödendikten sonra kârdan pay alacak kimselere dağıtılacak toplam tutarın yüzde onu da genel kanuni yedek akçeye tahsis edilir. Genel kanuni yedek akçe sermayenin veya çıkarılmış sermayenin yarısını aşmadığı müddetçe serbestçe tasarruf edilemez; yalnızca zararların mahsup edilmesine, işlerin yolunda gitmediği dönemlerde faaliyetin idamesine ya da işsizliğin önlenmesi ile neticelerinin hafifletilmesine yarayan önlemler kapsamında sarf edilebilir.

Faaliyetinin başlıca konusu başka işletmelere katılmaktan ibaret olan holding şirketler hakkında, kâr payı dağıtımı sonrasında aranan yüzde onluk genel kanuni yedek akçe kesintisi ve fon tutarı sermayenin yarısını aşmadığı dönemlerde tatbik edilen harcama sınırlamaları uygulanmaz. Diğer taraftan özel kanunlara tabi anonim şirketlerin yedek akçelerine dair özel mevzuatında bulunan düzenlemeler saklıdır.

Şirketin Kendi Paylarını İktisap Etmesi ve Pasif Fonların Çözülmesi

Sermayenin muhafazası prensibi uyarınca anonim şirketin kendi paylarını iktisap etmesi özel bir yedek akçe yükümlülüğüne bağlanmıştır. 6102 sayılı Kanun'un 520. maddesi gereğince şirket, iktisap ettiği kendi payları için bu payların iktisap değerlerini karşılayan tutarda yedek akçe ayırmak mecburiyetindedir. Bahse konu yedek akçeler yalnızca edinilen payların devredilmesi ya da yok edilerek itfa edilmesi hallerinde iktisap bedellerini karşılayan tutar kadar çözülebilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 520Kaynağı aç
MADDE 520- (1) Şirket, iktisap ettiği kendi payları için iktisap değerlerini karşılayan tutarda yedek akçe ayırır. Bu yedek akçeler, anılan paylar devredildikleri veya yok edildikleri takdirde iktisap değerlerini karşılayan tutarda çözülebilirler. (2) Yeniden değerleme fonu ile ilgili mevzuat uyarınca pasifte yer alan diğer fonlar, sermayeye dönüştürüldükleri ve yeniden değerlendirilen aktifler amorti edildikleri veya devredildikleri takdirde çözülebilirler. II – Şirketin isteği ile ayırdığı yedek akçe 1. Genel olarak

Yeniden değerleme fonu ile ilgili mevzuat uyarınca şirket bilançosunun pasifinde yer verilen diğer fonlar serbestçe dağıtılamaz. Söz konusu kalemler ancak sermayeye dönüştürüldükleri veya yeniden değerlemeye tabi tutulan aktif varlıklar itfa edildikleri ya da devredildikleri takdirde çözülebilir.

Esas Sözleşmeyle Öngörülen Yedek Akçeler ve Çalışanlar Lehine Yardım Fonları

Anonim şirket esas sözleşmesine hüküm konulmak suretiyle, yıllık kârdan genel kanuni oranın üzerinde kesinti yapılacağı veya genel kanuni yedek akçe tavanının ödenmiş sermayenin yüzde yirmisini aşabileceği düzenlenebilir. 6102 sayılı Kanun'un 521. maddesi doğrultusunda esas sözleşmeyle başkaca ihtiyari yedek akçelerin ayrılması kararlaştırılabileceği gibi, bunların tahsis gayeleri, harcanma yöntemleri ve şartları da serbestçe tayin olunabilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 521Kaynağı aç
MADDE 521- (1) Yedek akçeye yıllık kârın yüzde beşinden fazla bir tutarın ayrılacağı ve yedek akçenin ödenmiş sermayenin yüzde yirmisini aşabileceği hakkında esas sözleşmeye hüküm konabilir. Esas sözleşme ile başka yedek akçe ayrılması da öngörülebilir ve bunların özgülenme amacıyla harcanma yolları ve şartları belirlenebilir. 2. Çalışanlar ve işçiler lehine yardım akçesi

6102 sayılı Kanun'un 522. maddesi kapsamında esas sözleşmede şirketin yöneticileri, çalışanları ve işçileri lehine yardım sandıkları ve yardım kuruluşları teşkil edilmesi, sürdürülmesi ya da aynı amaca hizmet eden kamu tüzel kişilerine verilmesi gayesiyle yedek akçe ayrılması öngörülebilir. Yardım amacıyla tahsis edilen yedek akçelerin ve diğer malvarlığı değerlerinin şirketten ayrılması suretiyle vakıf kurulabileceği gibi kooperatif tüzel kişiliği oluşturulması da zorunludur.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 522Kaynağı aç
MADDE 522- (1) Esas sözleşmede şirketin yöneticileri, çalışanları ve işçileri için yardım kuruluşları kurulması veya bunların sürdürülebilmesi amacıyla veya bu amacı taşıyan kamu tüzel kişilerine verilmek üzere yedek akçe ayrılabilir. (2) Yardım amacına özgülenen yedek akçelerin ve diğer malların şirketten ayrılması suretiyle bir vakıf veya kooperatif kurulması zorunludur. Vakıf senedinde, vakıf malvarlığının şirkete karşı bir alacaktan ibaret olacağı da öngörülebilir. (3) Şirketin bu amaca özgülediği yedek akçeden başka, yöneticilerden, çalışanlardan ve işçilerden aidat alınmışsa, iş ilişkisinin sonunda, vakıf senedine göre yapılan ayrımdan yararlanamadıkları takdirde çalışanlara ve işçilere hiç değilse ödedikleri tutarlar ödeme tarihinden itibaren kanuni faiziyle birlikte geri verilir. III – Kâr payı ile yedek akçeler arasında ilgi

Yardım akçesi kurulması amacıyla şirketin özgülediği değerler haricinde çalışanlardan ve işçilerden aidat tahsil edilmişse, hizmet akdinin sona ermesi üzerine vakıf senedinde öngörülen ayrımdan yararlanamayan personele ödedikleri aidatlar en azından yatırılma tarihlerinden itibaren işletilecek kanuni faizi ile birlikte iade edilir. Esas sözleşmede açık bir kayıt bulunmasa dahi genel kurul, işçiler yararına yardım sandıkları veya yardım teşkilatları kurulması ya da hayır amaçlarına hasredilmek üzere bilanço kârından yedek akçe ayırma yetkisini haizdir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 523Kaynağı aç
MADDE 523- (1) Kanuni ve esas sözleşmede öngörülen isteğe bağlı yedek akçeler ayrılmadıkça pay sahiplerine dağıtılacak kâr payı belirlenemez. (2) Genel kurul; a) Aktiflerin yeniden sağlanabilmesi için gerekliyse, b) Bütün pay sahiplerinin menfaatleri dikkate alındığında, şirketin sürekli gelişimi ve olabildiğince kararlı kâr payı dağıtımı yönünden haklı görülüyorsa, Kanunda ve esas sözleşmede öngörülenlerden başka yedek akçe ayrılmasına da karar verebilir. (3) Esas sözleşmede hüküm bulunmasa bile, genel kurul, şirketin işçileri için yardım sandıkları ve diğer yardım örgütleri kurulması veya bunların sürdürülebilmesi amacıyla veya diğer yardım ve hayır amaçlarına hizmet etmek üzere, bilanço kârından yedek akçe ayırabilir. D) Çeşitli hükümler I – İlan

İsteğe Bağlı Yedek Akçeler ve Kâr Dağıtımının Sınırları

Anonim şirketin temel iktisadi varlık sebebi kâr elde etmek ve bu kârı pay sahiplerine dağıtmaktır. Bu amaç doğrultusunda ortaklığın bütün organları kâr payı hakkını gözeterek kararlar almakla mükelleftir. 6102 sayılı Kanun'un 523. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, kanuni ve esas sözleşmede öngörülen isteğe bağlı yedek akçeler tam olarak ayrılmadıkça pay sahiplerine dağıtılacak net kâr payı tutarı belirlenemez.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/13234, K. 2014/3514Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2012/13234 E.  ,  2014/3514 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL 26. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 22/12/2011 NUMARASI : 2011/10-2011/53 Taraflar arasında görülen davada İstanbul 26. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 22/12/2011 tarih ve 2011/10-2011/53 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 25/02/2014 günü hazır bulunan davacı vekili Av.N. Ö ile davalı vekili Av. H.. D.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, 25.03.2009 tarihinde yapılan genel kurulda bilançonun oylanması, yönetim ve denetim kurullarının ibraları ve kar payı dağıtılmama yönünde alınmış kararların yasa, anasözleşme ve iyiniyet kuralları ile bağdaşmadığını ileri sürerek, anılan genel kurul kararlarının iptalini dava ve talep etmiştir. Davalı vekili, uzun vadede daha yüksek ve istikrarlı kar payı dağıtılmasını sağlamaya yönelik olarak kar payı dağıtılmaması kararı alındığını, alınan kararlarda hukuka aykırılığın sözkonusu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia savunma ve tüm dosya kapsamına göre, kar payı dağıtılmaması ile bilanço ve ibraya yönelik kararların yasa, anasözleşme ve iyiniyet kurallarına aykırı olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Somut olayda, davalı anonim şirketin 25.03.2009 tarihli genel kurul toplantısının gündeminin 3. maddesi görüşmeleri sonucunda “2008 yılı karının ortaklara dağıtılmayıp tamamının kanuni ve fevkalade yedek akçe olarak ayrılmasına karar verilmiş, bu karara davacı vekili karşı çıkarak muhalefet şerhini genel kurul tutanağına yazdırmıştır. Dava, alınan bu kararın, ortakların müktesep haklarından olan kar payı alma hakkının ihlali niteliğinde olduğu iddiasına dayanılarak genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir. Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesinde davalı şirketin 2007 yılında net karının 297.224,00 TL, 2008 yılında ise 468.250,00 TL olduğu, kısa vadeli borçlarının ise 40.859,00 TL olduğu, geçmiş yıllarda da kar payı dağıtılmadığı, sürekli yedek akçe biriktirildiği ve 2009 yılında yedek akçe değerinin 36.674.721,00 TL olduğu, yedek akçelerin en kritik dönemlerde bile kullanılmadığı ve şirketin istikrarlı bir şekilde kar elde ettiği belirlenmiştir. Özellikle belirtmek gerekir ki, her ticaret ortaklığı gibi anonim ortaklığın da nihai amacı kar elde edip ortaklarına dağıtmaktır. Bu amaç, anasözleşmelerde yer almaz, çeşitli kanunlardaki kişi birliklerini ayıran, “müşterek gaye” kıstasından ve “ortaklık” kavramından doğar. Başka bir deyişle “anonim şirket kanunen yasak olmayan her türlü iktisadi maksat ve konular için kurulur” (6762 sayılı TTK’nın 271. maddesi) ve kâr elde etmek ve paylaştırmak nihai amacını elde etmek hedefine yönelir ve bu yolda çaba harcar. Ortaklığın bütün organları bu nihai amaca uygun kararlar almak zorundadır. İşte, şirketin kâr elde etmek ve dağıtmak nihai amacından doğan kar payı, bir vazgeçilmez haktır. (6762 sayılı TTK’nın 385. maddesi) (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu-Ortaklıklar ve Koop. Hukuku 8.bası s.487). Şirketin nihai amacının kar elde edip ortaklara dağıtması esas olmakla birlikte anasözleşmeye konulacak hükümler yanında kanunda gösterilen nedenler bu genel ilkenin istisnalarını oluşturmaktadır. Bu istisnaların en önemlisi ve uygulamada da sıkça görülüp dava konusu uyuşmazlığa da konu olan 6762 sayılı TTK’nın 469/2. maddesindeki düzenlemedir. Anılan düzenleme gereğince şirketin devamlı inkişafı ve mümkün mertebe istikrarlı kâr dağıtımını temin bakımından anasözleşmede zikredilenlerden başka yedek akçeler ayrılmasına şirket genel kurulunca karar verilebilir. 6762 sayılı TTK’nın 385. maddesinde düzenlenen müktesep hak olan kar payı hakkı ile bu hakkın istisnasını oluşturan anılan Yasa’nın 469/2. fıkrası arasındaki hassas dengenin kurulması zorunludur. Anasözleşmede ihtiyari ve kanuni yedek akçelerin ayrılmasından sonra kalan safi karın bir kısmının dağıtılmamasına ve olağanüstü yedek akçeye ayrılması mümkün ve bu konudaki genel kurul kararının anasözleşme ve iyiniyet kurallarına aykırılığı sözkonusu olmamakla birlikte, tamamının yedek akçeye ayrılması TTK’nın 469/2. maddesinin istisna hükmü olduğu gözetildiğinde; TTK’nın 385. maddesinde düzenlenen müktesep hakkın ihlal edilmediğini kanıt yükünün davalı şirkette olması sonucunu doğurur. Karın, olağanüstü yedek akçeye ayrılmasına ilişkin karar genel kurulda gerekçelendirilmemiş olsa bile, yargılama sırasında davalının bunu açıklayarak somut deliller ile ispat etmesi gerekmektedir. Ancak, davalı tarafça kar payının sürekli olarak dağıtılmamasını gerektirir durumun ne olduğu somut olarak açıklanmamıştır. Bu durumda, kar payının dağıtılmamasına ilişkin alınan genel kurul kararının yasa, anasözleşme ve özellikle iyiniyet kuralları ile bağdaştığını kabul etmek mümkün değildir. Bu itibarla, mahkemece, kâr payının nispi müktesep hak olduğu ve Mülga TTK’nın 469/2. maddesinin TTK’nın 385. maddeyi bertaraf eden bir hüküm olmayıp, gerektiğinde uygulanması mümkün istisnai bir nitelik taşıdığı, pay sahibinin yeterli oranda kâr payı üzerinde müktesep hakkı bulunduğu, dolayısı ile istisnai hakların sakınılarak kullanılması gerektiği ilkesi çerçevesinde kar payının dağıtılmamasına ilişkin genel kurul kararının iyiniyetli olmadığının kabulü ile alınan kararın iptaline karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 25/02/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/8800, K. 2017/7610Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/8800 E.  ,  2017/7610 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada …4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 20/01/2016 tarih ve 2014/177-2016/19 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olup, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 39/3 maddesi hükmü gereğince Daire ve kurulların toplantılarını engelleyen toplu red istemlerinin dinlenemeyecek olması nedeniyle davacı vekilinin Dairenin çekilmesi (reddi) istemi yerinde görülmemiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili; müvekkillerinin davalı şirketin ortağı olduğunu, davalı şirketin 2013 yılı hesap ve faaliyetlerine ilişkin gündemin görüşüleceği Olağan Genel Kurul Toplantısının 17/02/2014 tarihinde yapıldığını, ancak şirketin bilançosu ve buna bağlı alt hesap ayrıntıları hakkında müvekkiline bilinçli oy kullanmaya yetecek ölçüde bilgi verilmediği gerekçesi ile bilanço görüşmelerinin ertelenmesi talebinde bulunulduğunu, talep üzerine bilanço görüşmeleri ile bilançoya bağlı gündem maddelerinin 24/03/2014 tarihinde yapılacak Genel Kurul Toplantısında görüşülmesine karar verildiğini, 24/03/2014 tarihli Genel Kurul Toplantılarında alınan kararların TTK'nın ilgili hükümlerine, şirket ana sözleşmesine, eşitlik ilkesine, objektif iyiniyet kurallarına, hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürerek ve 24/03/2014 tarihinde yapılan Olağan Genel Kurul Toplantısında alınan kararların iptali ile TTK 438. maddesi gereğince davalı şirketin 2013 yılı hesap ve faaliyetlerinin denetimi amacıyla özel denetçi atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; davacının 17.02.2014 günlü toplantıyı ertelettiğini, TTK m. 420/2 hükmünde öngörülen ikinci kez erteletmenin koşullarının oluşmadığını, 24.03.2014 tarihli toplantıda alınan kararların hukuka uygun olduğunu, 1 milyon TL kâr dağıtım kararı alındığını, gerisinin şirket bünyesinde bırakıldığını, şirkete özel denetçi atanması talebinin yerinde olmadığını, davacıların gereken her türlü bilgiye sahip olduğunu, ilk toplantıyı erteletmesine rağmen şirket hesaplarını incelemek için gelmediğini savunarak davanın reddini istemiş, Genel Kurul Kararının 6. maddesinin (kâr dağıtımı) iptali talebi konusunda kendilerinin de kabul beyanının olduğunu, dolayısıyla bunun iptalini istediklerini beyan etmiştir. Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalının davacılara itirazlarını uzman aracılığı ile incelettirme hakkını dürüst hesap verme ilkelerine göre kullandırdığı dikkate alındığında, görüşmelerin ikinci defa ertelenmesi talebinin reddine ilişkin kararın kanuna uygun olduğu, bilanço ve gelir tablolarında oy kullanmalarının yönetim kuruluna ilişkin ayrı bir ibra gündemi ve oylaması bulunması nedeniyle bilanço ve gelir tablolarının onaylanmasının ibra sonucunu doğurmayacağından anılan eski yönetim kurulu üyeleri ve pay sahiplerinin bilançonun onaylanmasına ilişkin oylamaya katılmalarında kanuna aykırılık bulunmadığı, TTK'da "denetçi raporunun ibrası" şeklinde bir ibra türü bulunmadığı, yönetim kurulunun ibrasına ilişkin oylamada kanuna aykırı bir durumun olmadığı, TTK'nın 523/2 hükmünde öngörülen iki halden biri varsa kâr dağıtılmaması kararı alınabileceği, şirketin yaptığı yeni otel yatırımı için gerekli kaynakları ağırlıklı olarak öz kaynaklarından temin yoluna gittiği ve yıl sonu itibariyle 49.755.751,46 TL yatırım yaptığı ve bu yatırımların devam ettiği dikkate alınarak şirket kârının dağıtılmaması için uygun koşulların mevcut olduğu, genel kurulca alınan kararla ilgili yönetim kurulunun davayı kabul etme yetkisi olmadığı, genel kurul kararının iptali davasının kabulü için genel kurul kararı alınması gerektiği, bu yolda karar alınmadığından davalı vekilinin tek başına kabul yetkisinin geçerli olmadığı, davacıların tüm dosya kapsamına göre bilgi edinme ve inceleme haklarının ihlal edilmediği, özel denetçi atanması için kanun veya esas sözleşmenin ihlal edilmesi şartı arandığı ve böyle bir ihlalin söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. 1- Davacılar vekilinin taleplerinden biri 6102 sayılı TTK'nın 488. maddesi kapsamında anonim şirkete bağımsız denetçi atanması istemine ilişkin olup, 20.01.2016 tarihli karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmiş ise de, mahkemece bağımsız denetçi atanması isteminin kabul veya reddine dair verilen kararlar TTK'nın 440/2 maddesi uyarınca kesindir. HUMK 432/4. maddesine göre, temyizi kabil olmayan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay ilgili Dairesi tarafından da bu konuda karar verilebileceğinden, davacı vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacılar vekilinin genel kurul kararının iptali ile ilgili mahkeme kararına yönelik aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir. 3- Dava, anonim şirket genel kurulunda alınan kararların iptali istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Gündemin 6. maddesinde yer alan 2013 yılı ve geçmiş yıl kârlarının görüşülmesi sırasında, şirketin devam eden yatırımları, yatırım planları ve mali durumu gözönüne alınarak şirketin 2013 yılı ve geçmiş yıl kârlarının dağıtılmayarak şirket bünyesinde bırakılması genel kurulun onayına sunulmuş, davacıların temsilcisi 6.000.000,00 TL olan dönem net kârının dağıtılmasını istemiş, bir başka ortağın şirket kârının 1.000.000,00 TL'nın yasal kesintiler yapıldıktan sonra 2014 yılı içinde dağıtılması teklifi toplantı başkanı tarafından makul karşılanmış, oylamaya sunulmuş ve kabul edilmiştir. Davacılar vekili; şirketin uzun yıllardır kârın az bir miktarını dağıtma yoluna gittiğini, geçmiş dönem birikmiş kârının 45.936.938,73 TL'yı bulduğunu, yine 2013 yılı kârının da 6.000.000,00 TL olduğunu, 1/6'sının dağıtılmasının genel kurulda kabul edildiğini, bu durumun hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürmektedir. Genel kurulda ilgili maddenin görüşülmesi sırasında toplantı başkanı, şirketin birikmiş kârının şirket kasasında bulunan para anlamına gelmediğini, yatırımlarda kullanıldığını, bu yatırımlar nedeniyle şirketin henüz kapanmamış kısa ve uzun vadeli banka kredilerinin mevcut olduğunu, 2013 yılında tamamlanmış bir otel yatırımı ile devam eden başkaca yatırımlarının bulunduğunu ifade etmiştir. Dosyaya sunulan 31.12.2014 tarihli bilirkişi raporunda da; şirketin dönem net kârı 6.348.128,32 TL olarak tespit edilmiş, kanuni yedek akçeler ayrıldıktan sonra 2013 yılı dağıtılabilir kâr miktarı 6.030.721,90 TL olarak hesaplanmıştır. TTK'nın 523/2. maddesinde öngörülen iki halden birinin varlığı halinde şirketin genel kurul kararıyla kâr dağıtmama yönünde karar alabileceği, şöyle ki şirketin yeni bir otel yaptığı, yıl sonu itibariyle 49.755.751,46 TL yatırım yapmış olduğu ve yatırımlarının devam ettiği, gerekli kaynakları özvarlığından temin yoluna gittiği, bu nedenle şirketin kâr dağıtmaması için uygun koşulların mevcut olduğu sonucuna varılmıştır. Yine dosyaya sunulan sonraki tarihli bilirkişi raporunda ise; genel kurulda şirketin kâr dağıtmamasının sebebi olarak sayılan hususların değerlendirilmesi için gerekirken devam eden yatırımların bulunup bulunmadığı, dönem kârından kanuni ve iradi yedeklerin ayrılıp ayrılmadığı, kârı dağıtmak yerine yedek akçe olarak ayrılmasının şirket yatırımları için zorunlu olup olmadığının finansal değerlendirmeyi gerektirdiği ifade edilmiştir.Mahkemece de TTK'nın 523/2. bendi uyarınca şirketin kâr dağıtmaması için uygun koşulların olduğu gerekçesiyle davacıların buna ilişkin genel kurul kararının iptali talebi reddedilmiştir. Öncelikle ve özellikle ifade etmek gerekirse, her ticaret ortaklığı gibi anonim ortaklığın nihai amacı kâr elde edip ortaklarına dağıtmaktır. Bu amaç, anasözleşmelerde yer almaz çeşitli kanunlardaki kişi birliklerini ayıran, “müşterek gaye” kıstasından ve “ortaklık” kavramından doğar. Başka bir deyişle “anonim şirket kanunen yasak olmayan her türlü iktisadi maksat ve konular için kurulur” (TTK madde 331) ve kâr elde etmek ve paylaştırmak nihai amacını elde etmek hedefine yönelir ve bu yolda çaba harcar. Ortaklığın bütün organları bu nihai amaca uygun kararlar almak zorundadır. Şirketin nihai amacının kâr elde edip ortaklara dağıtması esas olmakla birlikte anasözleşmeye konulacak hükümler yanında kanunda gösterilen nedenler bu genel ilkenin istisnalarını oluşturmaktadır. Bu istisnaların en önemlisi ve uygulamada da sıkça görülüp dava konusu uyuşmazlığa da konu olan TTK’nın 523/2. maddesindeki düzenlemedir. Anılan düzenleme gereğince genel kurul, aktiflerin yeniden sağlanabilmesi için gerekliyse, bütün pay sahiplerinin menfaatleri dikkate alındığında, şirketin sürekli gelişimi ve olabildiğince kararlı kâr payı dağıtımı yönünden haklı görülüyorsa, kanunda ve esas sözleşmede öngörülenlerden başka yedek akçe ayrılmasına da karar verebilir. TTK'nın 452. maddesinde belirtilen müktesep haklardan olan kâr payı hakkı ile bu hakkın istisnasını oluşturan TTK’nın 523/2. fıkrası arasındaki hassas dengenin kurulması zorunludur. Bu durumda, şirketin esas sözleşmesinde ayrıca yedek akçe ayrılmasına ilişkin düzenleme bulunmadığı da gözetilerek, şirketin uzun yıllar kâr payını çoğunu dağıtmayıp şirket bünyesinde tutmasının davacıların müktesep hakkını ihlal edip etmediği, genel kurulda ifade edilen devam eden şirket yatırımları nedeniyle şirketin uzun ve kısa vadeli kredi borçlarının bulunup bulunmadığı, şirketin yatırım giderlerini nasıl karşıladığı, geçmiş dönem kârlarının da şirket yatırımlarında kullanılıp kullanılmadığı, mecburi temettü dışında kalan kısım için cüzi kâr dağıtım kararı alınarak kalan kârın yedek akçeye ayrılmasının yasaya, ana sözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olup olmadığı, kâr dağıtımının şirket sermayesinin düşmesi sonucunu doğurup doğurmayacağı, dağıtılması öngörülen kâr payı dışında kalan kısmın ortaklığın devamlı gelişmesi ve düzenli kâr payı dağıtılmasının temini bakımından uygun ve yararlı olup olmadığı ve kalan kısmın yedek akçeye ayrılmasının afaki iyiniyet kurallarına uygun olup olmadığının tespit edilmesi gerekir. Bu durumda mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, davalı şirketin faaliyet gösterdiği sektörün genel gelişimi, davalı şirketin ekonomik faaliyet ve amaçları ayrıca şirket işlemlerinin devamlı gelişmesini veyahut mümkün olduğu kadar istikrarlı kâr payı dağıtılmasını temin bakımından davalı şirketin ne oranda kâr payı dağıtması gerektiği yolunda içinde finans yada muhasebe uzmanının da bulunduğu bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekir iken, yazılı şekilde eksik incelemeyle şirketin kâr dağıtmaması için uygun koşulların mevcut olduğu gerekçesiyle kar dağıtımına ilişkin genel kurul kararının iptali isteminin reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin özel denetçi atanması isteminin reddine yönelik kararla ilgili temyiz isteminin REDDİNE; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin genel kurul kararının iptali istemine yönelik sair temyiz itirazlarının reddine; (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 26/12/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Genel kurul, aktif unsurların yeniden sağlanabilmesi amacıyla gerekliyse veya bütün pay sahiplerinin menfaatleri dikkate alındığında şirketin kesintisiz gelişimi ve olabildiğince kararlı kâr payı dağıtımı bakımından haklı görülüyorsa, kanunda ve esas sözleşmede düzenlenenlerin haricinde de isteğe bağlı yedek akçe ayrılmasına karar verebilir.

Genel Kurulun Kâr Dağıtım Yetkisi, İbra Yasağı ve İptal Davası

6102 sayılı Kanun'un 408. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi uyarınca finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporuna, yıllık kâr üzerinde tasarrufa, kâr payları ile kazanç paylarının belirlenmesine ve yedek akçenin sermayeye veya dağıtılacak kâra katılması dâhil kullanılmasına dair kararların alınması genel kurulun devredilemez yetkilerindendir. Genel kurulun kâr dağıtımına ilişkin yetkisinin sınırını keyfilik ve hakkın kötüye kullanılması oluşturur. Pay sahibinin kâr payı hakkı, kârın keyfi olarak hiç dağıtılmaması veya yeteri kadar dağıtılmaması suretiyle ihlal edilebilir ve azınlığı zarara sokan kararlar dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eder. Kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açılabilir. Pay sahibinin kanundan kaynaklanan vazgeçilemez haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan genel kurul kararları ise batıldır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/674, K. 2022/1291Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2020/674 E.  ,  2022/1291 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi 1. Taraflar arasındaki “anonim şirket genel kurul kararının iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi tarafından ilk derece mahkemesi kararına yönelik davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararı kaldırılarak davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davalı vekilinin duruşma talebinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirketin %20 pay sahibi olduğunu, davalı şirketin 30.09.2015 tarihinde yapılan 2014 yılı olağan genel kurul toplantısının (5) numaralı kararı ile onaylanan bilanço ve finansal tabloların 19.09.2014 tarihinde yönetim kuruluna seçilen …, … ve … tarafından hazırlandığını, bilançonun onaylanmasının yönetici ve denetçilerin ibrası sonucunu doğurduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 436. maddesindeki oy yasağı ile ilgili hükmün bilanço ve finansal tabloların onaylanmasına dair kararlar bakımından uygulanması gerektiğini, karara katılan … ve …'ın oy yasağı bulunduğu gibi vesayeten … tarafından oyu kullanılan …'ın da çocuklarının ibrası sonucunu doğuracak şekilde oy kullanamayacağını, geçersiz oylar çıkarıldığında sadece müvekkilinin ret oyu kaldığını, anılan dönem için bilanço ve finansal tabloların gerçeği yansıtmadığını, müvekkilinin 19.09.2014 tarihinde yönetimden ayrıldıktan sonra 30.09.2014 tarihine kadar olan dönem için bilanço hazırlattığını, bu tarihe kadar şirket kârda görünürken 31.12.2014 tarihi itibariyle yüksek farkla zararda görünmesinin makul gerekçelerle açıklanamadığını, bu süre zarfında olağandışı gider ve zararların büyük oranda arttığını, bilançonun hesap verme ve dürüstlük ilkeleri bakımından gerçeğe uymadığını, 6552 sayılı Kanun’un 74. maddesinin sadece ortaklardan fiktif alacakların silinmesine izin verdiğini, gerçek alacakların silinemeyeceğini, bu şekilde de müvekkilinin zarara uğratıldığını, aynı toplantıda alınan (6) numaralı kararla yönetim kurulunun ibra edildiğini, TTK'nın emredici nitelikteki 436. maddesinin hilafına ortak ve yönetim kurulu üyesi …'ın, ortak … adına vesayeten kendisi ve …'in alt soyu … yararına kullandığı oyların geçersiz olduğunu, (7) numaralı kararla da yıllarca kâr dağıtılmadığı halde geçmiş yıl kârlarının dağıtılmamasının, 2014 yılı kârının ise %5'lik kısmı dışında dağıtılmamasının kararlaştırıldığını, kâr dağıtmamak için hiçbir haklı gerekçenin bulunmadığını, ana sözleşmenin 14. maddesine göre kâr dağıtımının zorunluluk arz ettiğini, sayılan kararların ana sözleşmeye, kanuna, iyi niyet kurallarına aykırılık taşıdığını ileri sürerek 30.09.2015 tarihli genel kurulun (5), (6) ve (7) numaralı kararlarının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili; TTK'nın 436. maddesindeki yasağın yasak kapsamındaki kişilerin şahsi işleri ile ilgili düzenlendiğini, yönetim kurulu üyelerinin ibraları için oydan yoksunluğun öngörülmediğini, tasdik edilen finansal tabloların daha çok davacının yönetici olarak görev yaptığı döneme ilişkin olduğunu, 2014 yılının ilk dokuz ayında kâr edildiği halde dönem sonunun zarar ile kapatılmasının 6552 sayılı Kanun’dan yararlanılması sebebiyle oluştuğunu, ayrıca grup bünyesindeki üniversiteye bağış yapıldığını, tüm finansal tabloların gerçeği yansıttığını, 19.09.2014 tarihine kadar yönetim kurulu üyesi olan davacının daha önceki yıllarda kârın dağıtılmaması teklifini genel kurula kendisinin getirdiğini ve bu yönde de oy kullandığını, davalı şirket ile iştiraklerinin malî yapısını güçlü tutmak için dava konusu genel kurulda da bu doğrultuda karar alındığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. … Asliye Ticaret Mahkemesinin 29.09.2017 tarihli ve 2015/1247 E., 2017/653 K. sayılı kararı ile; finansal tabloların gerçek olmadığı yönünde somut bir delil bulunmadığı, vasinin genel kurulda kısıtlı adına oy kullanabileceği, yönetim kurulu üyelerinin birbirlerinin ibralarında oy hakkından yoksun olmadıkları, malî bilanço ve finansal tabloya göre davalı şirketin kâr payı dağıtması gerektiği gerekçesiyle dava konusu genel kurulun (7) numaralı kararının iptaline, diğer taleplerin reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı: 7. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 8. … Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 24.05.2018 tarihli ve 2017/1082 E., 2018/556 K. sayılı kararı ile; dava konusu genel kurulun (5) numaralı kararının iptali isteminin reddi kararının yerinde olduğu, yönetim kurulu üyesi olan vasi … ile şirket ortağı kısıtlı … arasında menfaat çatışmasının bulunduğu, yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin oylamada üye …'ın vasiliğini yaptığı …'a vesayeten oy kullanmasının hukuka aykırılık taşıdığı, yönetim kurulu üyelerinin ibralarına ilişkin (6) numaralı kararda davacının oyu dikkate alındığında ibra kararı alındığından söz edilemeyeceği, (7) numaralı kararın iptaline ilişkin kararda da isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin 30.09.2015 tarihli olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyelerinin ibrası ile ilgili (6) numaralı kararın ve geçmiş yıllara ait karın dağıtılmasına ilişkin (7) numaralı kararın iptallerine, (5) numaralı kararın iptali talebinin reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 9. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 10. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 09.03.2020 tarihli ve 2018/4050 E., 2020/2455 K. sayılı kararı ile; “…1-Dava davalı … Şirket genel kurulunda alınan kararların iptali işlemine ilişkindir. Mahkemece; genel kurul gündeminin 5 ve 6.maddelerinde alınan kararlara yönelik iptal işlemi reddedilmiş; 7. gündem maddesinde alınan karar iptal edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince 5. gündem maddesine davalının istinaf istemi yerinde görülmemiş 6.maddede alınan kararların da 7.madde ile birlikte iptaline karar verilmiştir. Davacının temyizi reddedilen 5. gündem maddesi kararına ilişkindir. Sözü edilen gündem maddesinde bilanço ve finansal tabloların, onaylanmasına karar verilmiştir. İptal nedeni olarak onay işleminiz ibra sonucunu doğurduğu bu durumda yönetim kurulu üyelerinin oydan yoksunluğu ve yine yönetim kurulu üyesi …'nın babasına vesayeten de oy kullanamayacağına dayanılmıştır. Ancak şirketin yönetim kurulu üyelerinin ibrası gündemin 6.maddesinde ayrıca görüşüldüğünden bilanço ve finansal tabloların onaylanması işleminde oydan yoksunluk söz konusu edilemez. Davacının bu temyiz itirazı yerinde olmamakla birlikte alınan kararın yasa ve iyi niyet kurallarına da aykırı olduğu ileri sürülmektedir. Bu açıdan somut olaya bakıldığında; davalı şirketin bilanço ve finansal tablolarında önemli miktarda ''ortaklardan alacaklar" kaleminin 6111 (doğrusu 6552) sayılı Yasa kapsamında değerlendirilip, kaydedilmiş, bu işlem nedeniyle davalı şirket kârlı durumda iken zarar etmiş olarak gösterilmiştir. Davacı bilanço ve finansal tablolarda yapılan işlemin 6111 (doğrusu 6552) sayılı Yasa'ya aykırı olduğunu, yasa kapsamında fiktif olarak gösterilen alacak ve borçların bu işleme tabi tutulabileceği, oysa silinen alacakların gerçek alacak olduğunu, yapılan işlemin ortakların ve alacaklıların haklarını ihlal eder nitelikte olduğunu ileri sürmüştür. Hükme esas alınan bilirkişi raporlarında da bilanço ve finansal tabloların gerçeğe uygun olmadığına ilişkin somut veriye rastlanmadığı belirlenmiş, finansal tablolardaki ortaklardan alacakların gerçek bir alacak olup olmadığı belirlenmeden ve davacının iddialarının TTK 515. maddesi kapsamında yerinde olup olmadığı açıklığa kavuşturulmadan gündemin 5. maddesine dayalı iptal talebinin reddedilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir. 2- Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince, davalı şirketin genel kurul gündeminin 6. maddesinde yönetim kurulunun ibrasına karar verilmiş Bölge Adliye Mahkemesince yönetim kurulu üyesi …'ın …'ın vasisi sıfatıyla ibra oylamasında oy kullanamayacağı bu nedenle ibra kararında yeterli nisabın sağlanmadığı gerekçesiyle ibra kararı iptal edilmiştir. TTK'nın 436/2.maddesine göre oydan yoksunluk yönetim kurulu üyelerinin kendilerine ait paylardan doğan oy hakları ile sınırlı olup, başka bir ortağa vesayeten kullanılan oylar, oy yoksunluğu kapsamında sayılmamıştır. O halde, …'ın yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle kendisinin ibrasının oylamasından oydan yoksun olmasına rağmen babası …'e vesayeten kullandığı oy ile yönetim kurulu ibrasında yeterli nisap sağlanmış olduğundan gündemin 6. maddesinde alınan kararın iptali isteminin reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. 3-Genel Kurulda gündemin 7. maddesi ile şirketin geçmiş yıllar kârının dağıtımı görüşülmüş görüşmeler sonucunda geçmiş yıllar kârının dağıtılmasına, 6552 sayılı Yasa kapsamındaki zarar mahsup edildikten sonra kalan 2014 yılı kârının %5'inin ortaklara dağıtılıp, kalanın olağanüstü yedek akçe olarak ayrılmasına karar verilmiş, mahkemece bilirkişi raporuna dayanılarak şirketin 22.605.81985 TL kâr elde ettiği, olağan kâr tutarının tamamı olmasa dahi 1/2 düzeyine kadar makul bir miktarının dağıtılmasına elverişli bulunduğu, o halde alınan kararın iptali gerektiği gerekçesiyle kâr dağıtım kararı iptal edilmiştir. Ancak, iptal edilen genel kurul kararında kârın tamamının dağıtılmamasına ve yedek akçeye aktarılmasına karar verilmemiş %5'lik kısmının dağıtılması kararlaştırılmıştır. Genel kurulda alınan kâr dağıtım kararının mahkemece oran olarak uygunluğunun tartışılması mümkün değildir. Aksi halin kabulü mahkemenin genel kurul yerine geçip, dağıtılacak karın miktarının belirlenmesi sonucunu doğurur ki, böyle bir karar hukuken korunmaz. O halde genel kurulda alınan gündemin 7.maddesinde kararın iptali talebinin de reddi gerekir iken kabulü doğru görülmemiş kararın bu nedenle dahi davalı yararına bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur. Direnme Kararı: 11. … Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 01.07.2020 tarihli ve 2020/868 E., 2020/640 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 12. Direnme kararı süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 13. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı … şirketin dava konusu genel kurul toplantısında alınan (5), (6) ve (7) numaralı kararların iptal şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 14. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle anonim şirket genel kurul kararlarının hükümsüzlüğü hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır. 15. Anonim şirketlerde genel kurul, pay sahiplerinin veya temsilcilerinin usulüne uygun çağrı üzerine belirli bir gündemi görüşmek ve karara bağlamak için bir araya gelmesinden oluşan, şirketin karar ve irade organıdır. Hukukî sonuç doğuran bir irade beyanı olması nedeniyle genel kurul kararı, bir hukukî işlem niteliğindedir. 16. Hukukî işlem, bir veya birden çok kişinin hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içinde gerektiğinde diğer unsurlarla birlikte hukukî sonuçlar doğurmaya yönelik irade açıklamasından oluşan hukukî bir olgudur. İrade açıklamasının yönelmiş olduğu hukukî sonuç, bir hakkın veya hukukî ilişkinin kurulmasından, değiştirilmesinden, devredilmesinden veya ortadan kaldırılmasından ibaret olabilir. Bir hukukî işlemin meydana gelmesi, hüküm ve sonuçlarını doğurabilmesi, birden çok kişinin irade beyanına bağlı ise bu hukukî işlemlere iki veya çok taraflı hukukî işlem denir. Çok taraflı hukukî işlemler, sözleşme ve karar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Karar, aynı gruba dâhil kişilerin ortak bir iş veya amaca ilişkin olarak başkana yöneltilmiş irade beyanıdır. Dolayısıyla hukukî işlemlerin hükümsüzlük hâlleri “karar” için de geçerlidir. Dolayısıyla karar şeklindeki bir hukukî işlemin hükümsüz olması, onun yöneldiği hukukî sonucu gerçekleştirme gücünün olmadığı anlamına gelmektedir. 17. Anonim şirketlerde genel kurul kararlarının doğrudan veya dolaylı etkilerini gösterebilmeleri her şeyden önce hukuk kurallarına aykırı bulunmamalarına, hukuken mevcut ve geçerli olmalarına bağlıdır. Kararların mevcudiyet ve geçerlilik şartları, kanun koyucu tarafından şirketin, azınlığın, şirket alacaklılarının ve müstakbel pay sahiplerinin hak ve çıkarları ile kamu düzeninin diğer gerekleri göz önünde bulundurulmak suretiyle çeşitli kanun hükümleriyle tespit edilmiştir. Meydana gelişi veya içeriği bakımından bu hükümlere ve bunların ışığında düzenlenmiş olan şirket esas sözleşmesine aykırı bulunan kararlar hukuken hükümsüz olurlar. Genel kurul kararlarında bu hükümsüzlük, ihlâl edilen hukuk kuralının niteliğine göre butlan, yokluk veya iptal edilebilirlik olarak karşımıza çıkmaktadır. 18. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden butlan, TTK’nın 447. maddesi ile açıkça düzenlenmiştir. Buna göre genel kurulun, özellikle; pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran; pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran; anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. TTK’nın 447. maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla TTK’nın 447. maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesi uygulanacak; emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır. 19. Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla hâkim tarafından res’en göz önünde tutulur. 20. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, TTK’da düzenlenmemiştir. Yokluk yaptırımının kanunda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanunî şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dâhi meydana gelmiş değildir (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, …, 1993, s. 378). 21. Anonim şirketlerde genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden iptal edilebilirlik ise TTK’nın 445. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Anılan madde gereğince kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açılabilecektir. İptal davasına konu bir genel kurul kararı, şekil veya içeriği bakımından sakat olsa bile iptaline dair hüküm kesinleşinceye kadar geçerli bir karar olarak kabul edilir. Süresinde ve usulüne uygun olarak açılan bir iptal davasında verilen iptal kararı kesinleşirse, bu karar geçmişe etkili olarak hüküm doğurur. Kararın alınmasından itibaren üç ay içinde dava açılmazsa veya açılan dava reddedilirse söz konusu aykırılık ve bu nedenle kararın iptal edilebilirliği artık ileri sürülemez. 22. Görüldüğü üzere TTK’nın 445. maddesinde genel iptal sebepleri düzenlenmiştir. Dolayısıyla kanuna, esas sözleşme hükümlerine veya dürüstlük kuralına aykırılık nedenlerine dayalı olarak mahkemeden genel kurul kararlarının iptali talep edilebilir. Bu kapsamda kanuna aykırılık, butlan ve yokluk halleri dışındaki hükümlere aykırı olan genel kurul kararlarını ifade etmektedir. Zira iptal davası hukuken mevcut ve geçerli, ancak sakat doğmuş olan bir genel kurul kararına karşı açılabilir. Mutlak emredici hükümlere aykırılık halinde esasen ortada şeklen bir genel kurul kararı yoktur ve dolayısıyla bu karar hükümsüzdür. Hükümsüz sayılan bir genel kurul kararının da iptali değil, hükümsüzlüğünün tespiti söz konusu olur. Kanuna aykırılık, emredici hükümler haricinde yalnızca TTK hükümlerine veya anonim şirketi düzenleyen hükümlere değil yürürlükte bulunan ilgili tüm mevzuat hükümlerine ve yazılı olmayan hukuk kurallarına, özellikle -yasal istisnalar dışında- pay sahipleri arasındaki eşitlik ilkesini de içerir. 23. Öte yandan esas sözleşmeye aykırı kararlar yönünden de iptal davası açılabilmektedir. Buradaki aykırılık şirket esas sözleşmesinde yer alan herhangi bir hükme muhalefet halinde söz konusu olmaktadır. Örneğin kanunda öngörülen yeter sayıya uygun olarak bir genel kurul kararı alınmış olmasına rağmen bu kararın esas sözleşmede öngörülen ağırlaşmış müzakere nisabına aykırı bir şekilde alınmış olması halinde bu kararın iptali mahkemeden istenebilir. Ayrıca genel kurulda alınan kararlar, görünüşte kanun ve esas sözleşmeye uygun olmasına rağmen, çoğunluğun yetkilerini kötüye kullanarak azınlığın veya münferit pay sahiplerinin meşru çıkarlarını ihlal ediyorsa dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle bu genel kurul kararının iptali gerekir. 24. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili tarafından davalı şirketin 30.09.2015 tarihinde yapılan genel kurulunda alınan; finansal tabloların (ayrıntılı bilanço ve gelir tablosu), kâr/zarar tablosu, diğer kapsamlı gelir tablosu, öz kaynak değişim tablosu ve nakit akış tablosunun onaylanmasına ilişkin (5) numaralı kararın, yönetim kurulu üyelerinin ibralarına ilişkin (6) numaralı kararın ve şirketin geçmiş yıllardaki kârının dağıtılmaması ile 2014 yılı kârının %5’inin dağıtılmasına ilişkin (7) numaralı kararın iptali talep edilmektedir. 25. Davacı vekili tarafından davalı şirketin 30.09.2015 tarihinde yapılan genel kurulunda alınan finansal tabloların (ayrıntılı bilanço ve gelir tablosu), kâr/zarar tablosu, diğer kapsamlı gelir tablosu, öz kaynak değişim tablosu ve nakit akış tablosunun onaylanmasına ilişkin (5) numaralı kararının iptali yönünden; müvekkilinin yönetim kurulu üyesi olduğu davalı şirketin 01.01.2014 ve 30.09.2014 dönemini kapsayan bilanço ve gelir tabloları ile daha sonra göreve devam eden yönetim kurulu tarafından hazırlanan 01.01.2014 ve 31.12.2014 dönemine ait bilanço ve gelir tablosu arasında çok büyük çelişkiler ve izahı olmayan kuşkulu tutarların görüldüğü, davalı şirketin 01.01.2014 ve 30.09.2014 dönemini kapsayan bilançosunda 16.819.133,55TL kârda olmasına rağmen 01.01.2014 ve 31.12.2014 dönemini kapsayan bilançoda ise 23.368.658,04TL zararda olduğunu, son üç aylık dönemde şirketin 40.187.791,59TL kayba uğramasının makul gerekçelerle açıklanamayacağını ileri sürerek iptal talebinde bulunmuştur. 26. Dosya kapsamında aldırılan bilirkişi raporunda ve dava konusu genel kurulda davacının özel denetçi isteminin reddedilmesi üzerine, denetçi atanması talebiyle açılan … Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/1027 E. sayılı dosyasında aldırılan bilirkişi raporunda; davalı şirketin 30.09.2014 ve 31.12.2014 tarihleri arasında raporlanan 40.187.791,59TL zararının (131 ortaklar cari hesabındaki borç bakiyesinin) 38.331.810,14TL’sinin 6552 sayılı Kanun kapsamında, ortaklardan alacaklar hesabının kanunen kabul edilmeyen giderlere atılması ve bu beyana ilişkin 1.149.954,30TL vergi ödemesi olmak üzere toplam 39.481.764,44TL’nin “kanunen kabul edilmeyen giderler” kalemi altında gider kaydedilmesinden, yine kalan 878.281,18TL’nin de … Üniversitesi’ne yapılan yardım ve bağışlardan kaynaklandığı, bu zararın ticari anlamda gerçek bir zarar olmadığı değerlendirmesinde bulunulmuştur. Öte yandan anılan bilirkişi raporlarında ortaklardan alacaklar hesabının hangi kalemlerden oluştuğu tek tek tespit edilmiştir. Bu itibarla davalı şirketin 6552 sayılı Kanun kapsamında yaptığı işlemlerin aynısının, davacının yönetim kurulu üyesi olduğu 2011 yılında da 6111 sayılı Kanun kapsamında aynen yapıldığı ve yapılan işlemlerin kanuna uygun olduğu gözetildiğinde davalı şirketin 30.09.2015 tarihinde yapılan genel kurulunun (5) numaralı kararının iptali şartlarının oluşmadığı kabul edilmelidir. Dolayısıyla Bölge Adliye Mahkemesinin davalı şirketin anılan genel kurulunun (5) numaralı kararının iptali istemini reddetmesi yönündeki direnme kararı yerindedir. 27. Öte yandan davacı vekili tarafından davalı şirketin 30.09.2015 tarihinde yapılan genel kurulunda alınan yönetim kurulu üyelerinin ibralarına ilişkin (6) numaralı kararının iptali yönünden; yönetim kurulu üyelerinin diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasında oy kullandığını, ayrıca ortak ve yönetim kurulu üyesi olan …'ın, ortak … adına vesayeten kendisinin de yer aldığı yönetim kurulu üyelerinin ibrasında oy kullandığını, vesayeten kullanılan oyun menfaat çatışması nedeniyle geçersiz olduğunu, geçersiz oylar çıkarıldığında sadece müvekkilinin ret oyu kaldığını ileri sürerek iptal talebinde bulunmuştur. 28. Davalı şirketin 30.09.2015 tarihinde yapılan genel kurulunun (6) numaralı kararı ile; yönetim kurulu üyesi …’ın davacının olumsuz oyuna karşılık yönetim kurulu üyesi … ve vasisi olduğu …’ın adına olumlu oyu ile ibra edildiği, yine yönetim kurulu üyesi …’ın ise davacının olumsuz oyuna karşılık diğer yönetim kurulu üyesi …'ın olumlu oyu ve …'ın vasisi sıfatıyla … tarafından kullanılan olumlu oyla ibra edildiği, …’ın …'ın vasisi sıfatıyla kendi ibrasında kendisi lehine oy kullandığı anlaşılmaktadır. TTK’nın 436/2. maddesi “Şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz.” hükmünü haizdir. Buna göre şirket yönetim kurulu üyeleri ile yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamazlar. Bu hüküm emredici nitelikte olması nedeniyle yönetim kurulu üyelerinin diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasında kullandığı oylar geçersizdir. Bu durumda … ve …’ın yönetim kurulu üyelerinin ibrasında kullandığı oylar geçersiz olacaktır. Bu yönetim kurulu üyelerinin olumlu oyları düşüldüğünde yönetim kurulu üyeleri … ve … davacının 160.000 adet olumsuz oyuna karşılık kısıtlı …'ın 240.000 olumlu oyu ile ibra edilmişlerdir. 29. Ancak şirket ortaklarından …’ın … Sulh Hukuk Mahkemesinin 18.11.2014 tarihli ve 2014/591 E., 2014/1072 K. sayılı kararı ile kısıtlanmasına ve kızı …'ın vasi olarak atanmasına, ayrıca şirket toplantıları ile diğer tüm işlemlerde kısıtlının vasi tarafından temsil edilmesine karar verilmiştir. Öte yandan vesayet makamı, dava konusu genel kurul toplantısı tarihinden sonra 21.01.2016 tarihli ara kararı ile kısıtlının hissedar olduğu şirketlerde genel kurul toplantılarında vasinin kısıtlı adına oy kullanamayacağına ve kısıtlının bu toplantılarda kayyumla temsili gerektiğine dair karar almış, bu konuda vasiye ve davalı şirkete tebligat yapılmıştır. 30. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 418. maddesi gereğince menfaati kendisine vasi atanacak kişinin menfaati ile önemli ölçüde çatışan kişiler vasi olarak atanamaz. Başka bir deyişle vasi olarak atanacak kişinin menfaati ile kısıtlının menfaatinin çatışmaması zorunludur. Öte yandan TMK’nın 426/2. maddesi gereğince bir işte yasal temsilcinin menfaati ile kısıtlının menfaati çatışıyorsa, istek üzerine veya re'sen o işle sınırlı olmak üzere kısıtlıya temsil kayyumu atanabilir. Bu itibarla … Sulh Hukuk Mahkemesinin 18.11.2014 tarihli ve 2014/591 E., 2014/1072 K. sayılı kararı ile vasiye şirket toplantılarında kısıtlıyı temsil etmesi konusunda yetki verilmiş ise de TMK’nın 418. maddesi gereğince yönetim kurulu üyesi olan vasi ile kısıtlı arasında menfaat çatışması bulunduğundan şirket ortağı kısıtlı …'ın yönetim kurulu üyelerinin ibrasında ancak TMK’nın 426/2 maddesi gereğince atanacak kayyum aracılığıyla oy kullanabilecektir. Dolayısıyla yönetim kurulu üyesi olan …’ın vasisinin yönetim kurulu üyelerinin ibrasında oy kullanamayacağı göz önüne alındığında, davalı şirketin anılan genel kurulunun (6) numaralı kararının iptaline dair direnme kararı yerindedir. 31. Bununla birlikte davacı vekili tarafından davalı şirketin 30.09.2015 tarihinde yapılan genel kurulunda alınan şirketin geçmiş yıllardaki kârının dağıtılmaması ile 2014 yılı kârının sadece %5’inin dağıtılmasına ilişkin (7) numaralı kararının iptali yönünden; davalı şirketin kâr elde etmesine rağmen geçmiş yıllardaki kârının dağıtılmaması ile 2014 yılı kârının sadece %5’inin dağıtılmasına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek iptal talebinde bulunmuştur. 32. Davalı şirketin 30.09.2015 tarihinde yapılan genel kurulunun (7) numaralı kararı ile; şirketin geçmiş yıllar kârının dağıtımı görüşülmüş görüşmeler sonucunda geçmiş yıllar kârının dağıtılmasına, 6552 sayılı Kanun kapsamındaki zarar mahsup edildikten sonra kalan 2014 yılı kârının ise %5'inin ortaklara dağıtılarak kalanın olağanüstü yedek akçe olarak ayrılmasına karar verilmiştir. Dosya kapsamında bulunan bilirkişi raporuna göre davalı şirketin 22.605.819,85TL kâr elde ettiği, olağan kâr tutarının tamamı olmasa dâhi yarısına kadar makul bir miktarının dağıtılmasına elverişli bulunduğu tespit edilmiştir. 33. TTK’nın 408/2-d maddesi gereğince kâr payını dağıtma konusunda münhasır yetkili organ genel kuruldur. Ancak genel kurulun yıllık bilançoya göre belirlenen yıllık kâr dağıtımına ilişkin yetkinin sınırını, keyfilik ve hakkın kötüye kullanılması teşkil etmektedir. Bu nedenle pay sahibinin, anonim şirketin salt kâr gütme amacına dayanan mutlak nitelikteki bu hakkı, sadece keyfi olarak hiç dağıtılmaması halinde değil, aynı zamanda yeteri kadar dağıtılmamasında da ihlal edilmiş olur. Dolayısıyla genel kurulun yıllık kârın dağıtımına ilişkin hakkını hiç ve yeteri kadar dağıtmayacak ve özellikle azınlığı zarara sokacak şekilde kullanması, pay sahibinin kâr payı hakkını ihlal edecektir. Bu itibarla davalı şirketin %5’den daha fazla dağıtılabilecek kadar kâr elde etmesi karşısında geçmiş yıllardaki kârının dağıtılmaması ile 2014 yılı kârının sadece %5’inin dağıtılmasına ilişkin (7) numaralı kararın dürüstlük kuralına aykırı olduğu ve iptali şartlarının oluştuğu kabul edilmelidir. Dolayısıyla davalı şirketin anılan genel kurulunun (7) numaralı kararının iptaline dair direnme kararı da yerindedir. 34. O hâlde, Bölge Adliye Mahkemesince yazılı şekilde davalı şirketin 30.09.2015 tarihinde yapılan genel kurulunun (5) numaralı kararın iptaline dair talebin reddine, (6) ve (7) numaralı kararların iptaline dair talebin kabul edilerek bu kararların iptaline dair verilen direnme kararı yerinde olup usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Harçlar peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın … Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 18.10.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 408Kaynağı aç
MADDE 408- (1) Genel kurul, kanunda ve esas sözleşmede açıkça öngörülmüş bulunan hâllerde karar alır. (2) Çeşitli hükümlerde öngörülmüş bulunan devredilemez görevler ve yetkiler saklı kalmak üzere, genel kurula ait aşağıdaki görevler ve yetkiler devredilemez: a) Esas sözleşmenin değiştirilmesi. b) Yönetim kurulu üyelerinin seçimi, süreleri, ücretleri ile huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi haklarının belirlenmesi, ibraları hakkında karar verilmesi ve görevden alınmaları. c) (Değişik: 26/6/2012-6335/22 md.) Kanunda öngörülen istisnalar dışında denetçinin seçimi ile görevden alınması. d) Finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, yıllık kâr üzerinde tasarrufa, kâr payları ile kazanç paylarının belirlenmesine, yedek akçenin sermayeye veya dağıtılacak kâra katılması dâhil, kullanılmasına dair kararların alınması. e) Kanunda öngörülen istisnalar dışında şirketin feshi. f) Önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı. (3) Tek pay sahipli anonim şirketlerde bu pay sahibi genel kurulun tüm yetkilerine sahiptir. Tek pay sahibinin genel kurul sıfatıyla alacağı kararların geçerlilik kazanabilmeleri için yazılı olmaları şarttır. C) Toplantılar

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin E. 2012/13234, K. 2014/3514 sayılı kararında da işaret edildiği üzere, kanuni ve ihtiyari kesintilerin ardından safi kârın bir bölümünün olağanüstü yedek akçeye aktarılması mümkün olmakla birlikte, kârın tamamının yedek akçeye tahsisi istisnai bir nitelik arz eder. Kâr payı hakkının ihlal edilmediğini ve kârın alıkonulmasını haklı kılan somut durumların mevcudiyetini kanıtlama yükü şirkete aittir. Alınan karar genel kurulda gerekçelendirilmemiş olsa dahi, kârın sürekli dağıtılmamasını meşru kılan iktisadi zaruret somut delillerle ispatlanmadığı takdirde, kârın olağanüstü yedek akçeye aktarılmasına dair karar dürüstlük kuralı uyarınca iptal edilir.

6102 sayılı Kanun'un 436. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamazlar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E. 2020/674, K. 2022/1291 sayılı ilamında belirtildiği üzere bu düzenleme emredici nitelikte olduğundan, yönetim kurulu üyelerinin diğer kurul üyelerinin ibrasında kullandığı oylar da geçersiz sayılır. Ayrıca yönetim kurulu üyesi olan vasi ile kısıtlı pay sahibi arasında menfaat çatışması bulunduğundan, vasi kısıtlı adına yönetim kurulu üyelerinin ibrasında bizzat oy kullanamaz; bu halde kısıtlı ortak adına ancak atanacak kayyum aracılığıyla oy kullanılabilir.

Şirket Defter ve Belgelerinde Sır Saklama Yükümlülüğü ve Yargı Yolu

6102 sayılı Kanun'un 527. maddesi gereğince, görevi dolayısıyla incelemesine sunulan defter ve belgeleri inceleyenlerin elde ettikleri veya verilen bilgilerden öğrendikleri iş ve işletme sırlarını açıklamaları yasaktır. Bu yükümlülüğe aykırı hareket eden kişiler şirketin uğradığı maddi ve manevi zararı tazmin etmekle mükelleftir; ceza mevzuatının suç ihbarına ilişkin hükümleri ise saklı tutulmuştur. Öte yandan 6102 sayılı Kanun'un 440. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, mahkemenin denetçi atanması isteminin kabul veya reddine dair verdiği kararlar kesindir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 527Kaynağı aç
MADDE 527- (1) 404 üncü madde hükmü saklı kalmak üzere, görevi dolayısıyla incelemesine sunulan defter ve belgeleri inceleyenlerin, elde ettikleri veya verilen bilgilerden öğrendikleri iş ve işletme sırlarını açıklamaları yasaktır. Aksi hâlde şirketin maddi ve manevi zararını tazmin ederler. (2) Ceza mevzuatının, suç ihbarına ilişkin hükümleri saklıdır. E) Özel hükümler

Sıkça Sorulan Sorular

Anonim şirketlerde finansal tablolar kim tarafından ve ne zamana kadar hazırlanır?

Finansal tabloları ve yıllık faaliyet raporunu hazırlama görevi yönetim kurulundadır. Yönetim kurulu, geçmiş hesap dönemine ait Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun finansal tabloları ve faaliyet raporunu bilanço gününü takip eden ilk üç ay içinde hazırlayarak genel kurula sunar.

Şirketin edindiği kendi payları için ayrılan yedek akçe ne zaman serbest kalır?

Şirketin iktisap ettiği kendi payları karşılığında ayrılan yedek akçeler, yalnızca iktisap edilen payların üçüncü kişilere devredilmesi veya itfa edilerek yok edilmesi halinde karşıladıkları iktisap değerleri nispetinde çözülebilir.

Genel kanuni yedek akçe sermayenin yarısını aşmadıkça nerelerde harcanabilir?

Genel kanuni yedek akçe sermayenin veya çıkarılmış sermayenin yarısını aşmadığı takdirde münhasıran şirket zararlarının kapatılmasına, işlerin kötü gittiği evrelerde işletmenin devamının sağlanmasına veya işsizliğin önlenmesi ile neticelerinin hafifletilmesine yarayan tedbirlerin alınmasına hasredilir.

İbra oylamasında yönetim kurulu üyelerinin diğer üyeler için oy kullanması geçerli midir?

Türk Ticaret Kanunu'nun 436. maddesinin ikinci fıkrasındaki oy yasağı emredici nitelikte olduğundan, yönetim kurulu üyelerinin kendileri dışındaki diğer üyelerin ibra edilmelerine ilişkin kullandıkları oylar geçersiz sayılır.

Çalışanlardan yardım akçesi amacıyla toplanan aidatlar işten ayrılmada geri ödenir mi?

Şirket bünyesinde yardım akçesi oluşturulması gayesiyle işçi ve personelden kesilen aidatlar bulunuyorsa, iş ilişkisinin sona ermesi halinde fondaki ayrımdan istifade edemeyen çalışanlara yatırdıkları tutarlar ödeme anından itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte iade edilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu