Faturaya Konan Vade Farkı Kaydı ve Hukuki Geçerliliği

by Avukat Erdal Ersoy
Faturaya Konan Vade Farkı Kaydı ve Hukuki Geçerliliği

Fatura Kavramı, Yasal Unsurları ve Faturanın İfa Safhasındaki Yeri

Vergi Usul Kanunu m. 229 uyarınca fatura; satılan mal veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı tutarı göstermek amacıyla satıcı veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye düzenlenen ticari belgedir. Aynı Kanun'un 230. maddesi uyarınca faturada asgari olarak düzenleme tarihi, seri ve sıra numarası, düzenleyenin ve müşterinin kimlik veya unvan bilgileri, iş adresleri, bağlı bulunulan vergi dairesi ile hesap numaraları, malın veya işin nevi, miktarı, fiyatı ve tutarı ile satılan malların teslim tarihi ve irsaliye numarasının yer alması zorunludur. Ticari işletmesi bağlamında mal satan, üreten, iş gören veya menfaat sağlayan tacirden diğer taraf fatura verilmesini ve bedel ödenmişse bunun faturada gösterilmesini isteyebilir. Fatura düzenlenebilmesi için taraflar arasında öncelikle geçerli bir sözleşme ilişkisinin kurulmuş olması gerekir. Fatura, sözleşmenin yapılmasından sonra düzenlenen ve sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili bir hesap pusulası niteliğinde olup taraflar arasındaki sözleşmeyi tek taraflı olarak değiştirecek mahiyette değildir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 21Kaynağı aç
MADDE 21- (1) Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. (2) Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. (3) Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır. 4. Ücret ve sözleşme cezasının indirilmesi
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/793, K. 2024/149Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2023/793 E.  ,  2024/149 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/252 E., 2023/345 K. KARAR : Davanın reddine ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 09.11.2022 tarihli ve 2021/2734 Esas, 2022/7987 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne verildikten ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373 üncü maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyiz eden davacı vekilinin duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında yapılan protokol ve bayiilik sözleşmesi gereğince müvekkilinin 19.09.2010 tarihinden itibaren davalının bayiiliğini yaptığını, bayiilik sözleşmesinin eki olan protokolün 6/g maddesinde belirtilen ve bayii kâr marjının birçok faturada müvekkili aleyhine yanlış hesaplandığını, bu faturaların protokole uygun olarak düzenlenip düzenlenmediğinin müvekkili tarafından denetlenemediğini, zira dünya çapında itibara sahip olan davalının protokole aykırı olarak kâr marjı belirleyebileceğinin öngörülemediğini, müvekkili tarafından davalıya 20.02.2015 tarihli ihtarname keşide edilerek bayii kâr marjlarının karşılıklı olarak sağlıklı bir şekilde kontrol edilmesinin ve eğer eksik kâr marjı varsa yasal faizi ile birlikte ödenmesinin talep edildiğini, davalı tarafından gönderilen 17.03.2015 tarihli cevabi ihtarname ile kâr marjı hesaplamasının taraflar arasında akdedilmiş sözleşme ve protokollere uygun olduğundan bahisle müvekkilinin talebinin reddedildiğini, oysa kâr marjının müvekkili aleyhine eksik hesaplanarak müvekkilinin zarara uğratıldığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000,00 TL alacağın faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; yargılama sırasında talebini 459.723,75 TL olarak ıslah etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; taraflar arasındaki sözleşme gereğince düzenlenen faturaların davacı tarafından kayıtlarına işlendiğini ve herhangi bir ihtirazı kayıt ileri sürülmeksizin müvekkiline ödendiğini, dolayısıyla ihtirazi kayıt ileri sürmeden ödeme yapan davacının faturalara konu bedeli kabul etmiş sayılacağını, bir an için söz konusu faturaların taraflar arasında akdedilen sözleşmelere aykırı olarak düzenlediği varsayılsa bile tarafın itirazına uğramayan ve her iki tarafın defterine de kaydedilen faturanın tarafları bağlayacağının ve sözleşme hükümlerinin de fatura içeriğine göre değiştiğinin kabulü gerekeceğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli ve 2015/1001 Esas, 2018/1048 Karar sayılı kararı ile; taraflar arasında imzalanan protokolün 6/g maddesi gereğince davacının davalıdan 459.723,75 TL eksik kâr marjı alacağı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 10.12.2020 tarihli ve 2020/287 Esas, 2020/409 Karar sayılı kararı ile; davacının sözleşme tarihinden 20.02.2015 tarihli ihtarnameye kadar davalının düzenlediği faturalara itiraz etmediği, bu faturaları ticari defterlerine kaydederek çekincesiz olarak davalıya ödediği, tacir olan davacının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 18/2 maddesi gereğince ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği, taahhüt edilen kâr marjı paylaşımının protokole uygun yapılmamasına rağmen sözleşmenin kâr marjı paylaşımına ilişkin hükmünün fiilî uygulama ile değiştirilmesine faturaları benimsemek ve ticari defterine kaydedip ödemek suretiyle rıza gösterdiği, sözleşmenin haklı sebeple fesih imkânı var iken kullanmayan davacının faturalara itiraz etmeden ticari defterlerine kaydedip ödediği bu bedelleri davalıdan talep edebilmesinin mümkün olmadığı, davacının davalıya keşide ettiği ihtarname tarihinden sözleşmenin sona erdiği 17.09.2015 tarihine kadar olan dönem için ise önceki döneme ilişkin uygulamadan farklı bir usule göre kâr marjı paylaşımı yapıldığının iddia ve ispat edilmediği gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "…TTK'nın 21/2 ( eTTK'nın 23/2 ) maddesi uyarınca faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olup, süresinde itiraz edilmemekle mündeceratından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenen aleyhine bir karine oluşturur. Buna göre fatura, ifa anına ilişkin belge olup taraflar arasındaki sözleşmeyi değiştirecek nitelikte değildir. Davada ileri sürülen talep dikkate alındığında, taraflar arasındaki sözleşmeye aykırı olarak faturaların düzenlendiği ileri sürülerek uğranılan zararın tahsili istenmiş olduğundan, ve davalı tarafın tek taraflı olarak düzenlediği fatura bedellerini doğrudan davacının alacağından mahsup ettiğinden ve kar marjına ilişkin faturalandırma yapılırken protokolün 6. maddesi/g fıkrasına göre belirlenen hesaplamadaki kalemler ayrıca dercedilmediği için kar marjı tutarı hakkında açık net bir tespit olmadığı ve bu faturalara da itiraz imkanı bulunmadığından, soyut ticari deftere kaydedilmiş olması, sözleşmenin tadili yada fatura içeriğinin benimsendiği anlamına gelmeyeceğinden Bölge adliye mahkemesince yazılı şekilde verilen karar doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir…" gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, sözleşmeye ve gerçeğe aykırı olarak fatura tanzim eden davalı olduğundan basiretli bir iş adamı gibi davranmayanın da bizzat davalı olduğunu, faturanın karine olarak kabulü için tüm detayları açıklayan denetime elverişli bir nitelikte olması gerektiğini, oysa mevcut faturaların bu nitelikte olmadığını, faturalar üzerinde kâr marjının nasıl belirlendiğine ilişkin kayıt ve bilgi bulunmadığı gibi bu hesaplamaya ilişkin dayanak bilgi ve belge veya herhangi bir açıklama da bulunmadığını, bu ölçekteki Türkiye’ye mal olmuş kurumsal bir şirketin gerçeklere aykırı olarak kâr marjı faturası tanzim edeceklerinin düşünülmediğini, bu durumun öğrenilmesi üzerine derhal ihtarname keşide edildiğini, dolayısıyla denetime elverişli olmayan bir faturanın zımnen kabulünün de söz konusu olamayacağını, 6102 sayılı Kanun'un 21/2 maddesinde yer alan fatura ile ilgili olarak düzenlenen karinenin kesin bir karine olmayıp aksi ispatlanabilen bir karine olduğunu ve aksini iddia edenin ispat etmesi gerektiğini ileri sürerek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı tarafından davacıya gönderilen kâr marjına ilişkin faturalarda kâr marjı paylaşımının taraflar arasında imzalanan protokole aykırı olduğunun anlaşılması karşısında davacının sözleşme süresince bu faturaları itiraz etmeden ve ihtirazi kayıt ileri sürmeden ticari defterlerine kaydetmesinin davacı tarafından anılan protokolün tadili ya da fatura içeriğinin benimsendiği anlamına gelip gelmeyeceği, buradan varılacak sonuca göre davacının eksik ödenen kâr marjını talep edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 6102 sayılı Kanun'un 21 inci maddesi 2. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun (213 sayılı Kanun) 229 ve 230 uncu maddesi. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için “fatura” kavramı üzerinde durulmasında yarar vardır. 2. 6102 sayılı Kanun'da fatura tanımlanmamış; 213 sayılı Kanun'un 229 uncu maddesinde ise: "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır" şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre fatura, ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını ölçüsünü fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası niteliğinde olup sözleşmenin yapılmasından sonra düzenlenen ve sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili bir belgedir (Türk Hukuk Kurumu: Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 2021, s. 373). 3. Diğer taraftan 6102 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin birinci fıkrası; "Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. " hükmünü haizken ikinci fıkrasında; "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır " hükmü yer almaktadır. Buna göre ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma hâlinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili değil; taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa öneri mahiyetinde kabul edilebilecek bir belgedir ve elbette bu belgeye itiraz edilmemesinin 6102 sayılı Kanun'un 21/2 maddesi anlamında sonuç doğurması da beklenemez. 4. 6102 sayılı Kanun'un 21/2 maddesi gereğince gönderilen faturaya sekiz gün içinde itiraz olunmaması hâlinde fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılması için, faturayı düzenleyen kişinin ticari işletmesi icabı mal satmış, imal etmiş ya da iş görmüş bir tacir olması gerekir. Bunun doğal sonucu olarak da; esnafın gönderdiği faturaya itiraz olunmaması fatura içeriğini kabul etme sonucunu doğurmaz. Görüldüğü üzere bu düzenleme ile faturanın özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olduğu süresinde itiraz edilmemekle içeriğinden sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirilmiştir. Bu karine faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Ne var ki fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi kendisi faturayı düzenlemediği hâlde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. 5. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, başka bir deyişle faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi 6102 sayılı Kanun'un 21/2 maddesinde düzenlenen bu karineden kaynaklanmaktadır. Bu itibarla fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdî ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı Kanun'un 21/2 maddesinde düzenlenen karine aksi ispat edilebilen adi bir karine olduğundan sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. 6. 6102 sayılı Kanun'un 21/2 maddesi, niteliği gereği faturaya yazılması gereken hususlar, başka bir deyişle olağan içeriği bakımından uygulanır. Faturanın içeriğinin nasıl olması gerektiği konusunda 6102 sayılı Kanun'da özel bir hüküm bulunmamakta, sadece 6102 sayılı Kanun'un 21/2 maddesinde faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu ve olağan içeriğinin nasıl olması gerektiği 213 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Bu itibarla 213 sayılı Kanun'un 230 uncu maddesi gereğince faturada en az; faturanın düzenleme tarihi, seri ve sıra numarası, faturayı düzenleyenin adı, varsa ticaret unvanı, iş adresi, bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarası, müşterinin adı, ticaret unvanı, adresi, varsa vergi dairesi ve hesap numarası, malın veya işin nevi, miktarı, fiyatı ve tutarı, satılan malların teslim tarihi ve irsaliye numarası bulunmalıdır. 7. Görüldüğü üzere 6102 sayılı Kanun'un 21/2 maddesine göre süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başta var olmayıp, ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların sonradan faturaya konulması durumunda -ki buna muhatabınca itiraz edilmese dahi- bu kayıtların faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden kabul edilmesi, düzenlemenin şekline olduğu kadar amacına da aykırı düşecektir. 8. Dolayısıyla faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmemesi durumunda faturanın olağan içeriği dışında kalan konular bakımından 6102 sayılı Kanun'un 21/2 maddesinde öngörüldüğü şekilde ispat yükü yer değiştirmiş olmaz. Örneğin "vade farkı kaydı" olarak nitelendirilen kayıtlar, başka bir deyişle fatura bedelinin vadesinde ödenmemesi durumunda bu bedele oransal olarak hesaplanıp eklenecek meblağa ilişkin kayıtlar, sözleşmenin ifası aşaması ile ilgili olmadığından faturanın olağan içeriğine dahil değildir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı kararı). 9. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında 18.09.2010 tarihli bayiilik sözleşmesi ve aynı tarihli protokol imzalandığı, protokolde bayiilik sözleşmesi kapsamında tarafların yükümlülükleri düzenlendiği, protokolün 6/g maddesinde ise kâr marjının ne şekilde paylaşılacağının belirtildiği, sözleşme süresi içerisinde davalı tarafından protokolde belirtilen kâr marjı paylaşımına göre fatura düzenlendiği, bu faturalara davacı tarafından süresi içerisinde itiraz edilmediği anlaşılmaktadır. 10. Taraflar arasında düzenlenen protokolün 6/g maddesi gereğince davacı bayiinin satış taahhüdü miktarının üstü akaryakıt alımları veya dış satım maksatlı alımları için; ilgili il tavan pompa satış fiyatı ile Tüpraş ilgili rafinerisi ürün satış fiyatı arasındaki fark toplam kâr marjı olarak belirlenmiş ve bunun %50'si davacı bayiiye %50'si davalıya ait olacak şekilde paylaşılmıştır. Yine bayiinin aylık alımları 17 ton üzerinde gerçekleşirse aylık alım taahhüdünün gerçekleştiği ayla ilgili olmak üzere 17 tonun üzerindeki ilave tonajlar için alım yapılan gün geçerli olan toplam kâr marjı Tüpraş fiyatları üzerinden olmak kaydıyla bir sonraki aya kadar %90'ı davacı bayiiye %10'u davalıya ait olacak şekilde paylaşılacağı; yine bayiinin aylık alımları 100 ton üzerinde gerçekleşirse aylık alım taahhüdünün gerçekleştiği ayla ilgili olmak üzere 100 tonun üzerindeki ilave tonajlar için alım yapılan gün geçerli olan toplam kâr marjı Tüpraş fiyatları üzerinden olmak kaydıyla bir sonraki aya kadar %95'i davacı bayiiye %5'i davalıya ait olacak şekilde paylaşılacağı düzenlenmiştir. 11. Davalı tarafından düzenlenen kâr marjına ilişkin faturalarda kâr marjının hesaplanmasına ilişkin hiçbir veri bulunmamaktadır. Görüldüğü üzere taraflar arasındaki protokol kapsamında kâr marjının hesaplanması için sadece davalının bilebileceği bazı hususlar bulunmaktadır. Dolayısıyla kâr marjının nasıl hesaplandığına ilişkin verilerin faturada gösterilmemesi nedeniyle davacının bu bedeli kontrol etme imkanı bulunmadığından bu bedel faturanın olağan içeriği hâline gelmez. Başka bir deyişle malın veya işin nevi, miktarı, fiyatı ve tutarı faturanın olağan içeriği olsa da bunların hesabı, sadece satıcının vakıf olacağı bilgilerden ve karmaşık hesaplamalardan elde edilmiş ise bu veriler faturaya yansıtılmadan sadece miktar veya tutarın belirtilmesi malın veya hizmetin fiyatını faturanın olağan içeriği hâline getirmez. 12. Bu itibarla kâr marjı paylaşımının taraflar arasındaki protokole uygun olarak yapılmadığı hususunun sabit olması karşısında faturanın sözleşmenin ifasına ilişkin bir belge olduğu da gözetildiğinde kâr marjının nasıl hesaplandığına ilişkin verilerin faturada gösterilmemesi nedeniyle davacının sözleşme süresince bu faturaları itiraz etmeden ve ihtirazî kayıt ileri sürmeden ticari defterlerine kaydetmesi davacı tarafından anılan protokolün tadili ya da fatura içeriğinin benimsendiği anlamına gelmez. Zira fatura, yukarıda da belirtildiği üzere ifa anına ilişkin belge olup taraflar arasındaki sözleşmeyi değiştirecek nitelikte değildir. 13. Dolayısıyla davacı tarafından protokole aykırı olarak faturaların düzenlendiği ileri sürülerek uğranılan zararın tahsili istenmiş olduğu, davalının tek taraflı olarak düzenlenen fatura bedellerini doğrudan davacının alacağından mahsup ettiği, kâr marjına ilişkin faturalandırma yapılırken protokolün 6/g maddesine göre belirlenen hesaplamadaki kalemler ayrıca dercedilmediği ve kâr marjı tutarı hakkında açık net bir tespit olmadığı hususları gözetildiğinde davacı tacir olsa dahi bu faturalara itiraz imkanının bulunmadığı ve bunların soyut ticari defterlere kaydedilmiş olmasının sözleşmenin tadili ya da fatura içeriğinin benimsendiği anlamına gelmeyeceği kabul edilmelidir. 14. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davacının tacir olduğu ve basiretli davranması gerektiği, davacının davalıya gönderdiği ihtarnamede ve eldeki davada kâr marjı hesaplanmasının yanlış olduğunu ileri sürebildiğine göre protokolde belirtilen Tüpraş satış fiyatlarını ve dolayısıyla kâr marjına ilişkin hesaplamaları yaparak da faturaları kontrol edebileceği, davacının faturalara itiraz etmeyerek ticari defterlerine kaydettiği, kesin delil sayılan defter kayıtları karşısında taraflar arasında kâr marjına ilişkin anlaşmanın faturadaki fark ölçüsünde değiştirildiği ve bu farklı hesaplamanın her iki tarafça da benimsenerek beş yıla yakın süre uygulandığı, dolayısıyla direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 15. Hâl böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 06.03.2024 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi. "K A R Ş I O Y" Faturayla ilgili olarak; 6102 sayılı TTK’da; ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer tarafın, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebileceği (TTK 21/1), fatura alan kişinin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılacağı (TTK 21/2) düzenlenmiştir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda; faturanın, emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olduğu (229. md.), faturanın malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde düzenleneceği, hükümleri bulunmaktadır. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gereklidir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, ancak icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belgedir ve elbette bu belgeye itiraz edilmemesinin TTK’nın 21/2 nci maddesi anlamında sonuç doğurması da beklenemez. TTK’nın 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca gönderilen faturaya sekiz gün içinde itiraz olunmaması hâlinde fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılması için, faturayı düzenleyen kişinin aynı maddenin ikinci fıkrasına göre ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış tacir olması gerekir. TTK’nın 21 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü ile, fatura özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olarak kabul edilip, süresinde itiraz edilmemekle münderecatından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine, bir karine getirilmiştir. Bu karine faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Bu ise temel bir borç ilişkisinin varlığını gerektirir. TTK’nın 21 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Ticari defterlerin delil olmasına ilişkin olarak ise HMK 222 nci maddede düzenleme yapılmış olup ticari defterlerin ibraz ettirilmesi ve ibraz edilmemesinin sonuçları bakımından bu maddenin HMK 219 ve 220 nci madde hükümleri de gözetilerek uygulanması gerekir. Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir (HMK 222/1). Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır (HMK 222/2). İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir (HMK 222/3). Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur (HMK 222/4). Ticari davalarda yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de ancak HMK'nın 222 nci maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir. Ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması doğrulaması gerekir. Faturaya itiraz edilmemiş olması akdi ilişkiyi kanıtlamayacağı gibi, sözleşmeye aykırı düzenlenen yani sözleşmeyi değiştirici nitelikte faturaya itiraz edilmemesi de aleyhe sonuç doğurmayacak ve faturadaki bedelin kesinleşmesine neden olmayacaktır. Faturaya itiraz edilmemesi doğrudan bu sonuçları doğurmaz iken, itiraz edilmeyen faturanın ticari defterlere kaydedilmesi hâlinde bu kayıtlar ile akdi ilişkinin varlığı, borç miktarının ne olduğu, sözleşmeyi değiştirici nitelikteki faturanın da tarafların değişiklik iradesine uygun olduğu ispatlanabilecektir. Faturanın ispat gücü ile ticari defterlerin ispat gücü arasındaki bu farklılık HMK 222 nci maddede ticari defterlerin kesin delil olarak düzenlenmiş olmasının bir sonucudur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13/07/2011 gün, 2011/11-314 Esas, 2011/525 sayılı Kararında Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.6.2003 tarih ve 1/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında fatura üzerine yazılan kayıtların etkisi ayrıntısıyla irdelenmiş; faturada bulunması gerekmeyen bir hususun faturada gösterilmesi hâlinde buna itiraz edilmemesinin faturayı alanı bağlamayacağı; faturada yer alması asli unsurların faturaya yazılması hâlinde ise, alanın bunlara itiraz etmemesi durumunda bu hususu kabul etmiş saygılacağı benimsenmiştir. Yapılan işin miktarı, fiyatı, tutarı, nevi bedel gibi hususlar faturada bulunması gereken asli unsurlardandır. Davalı şirket tarafından düzenlenen 08.04.2005 tarihli faturada sözleşmede kararlaştırılanın aksine müşteri sayısı 3016, kişi başı ödenecek ücret ise 25 Euro olarak faturaya kaydedilmiş ve bu fatura itiraza konu olmaksızın tarafların defterlerine kaydedilmiştir. Faturada başkaca fatura edilmeyen borç olduğuna, ya da bunun kısmi borcu içerdiğine ilişkin açık bir kayıt da bulunmamaktadır. Bu hâliyle bulunması gereken zorunlu unsurları kapsayan, alan tarafın itirazına uğramayan, her iki tarafın defterine de kaydedilen faturanın tarafları bağlayacağının ve sözleşme hükümlerinin de fatura içeriğine göre değiştiğinin kabulü gerekir. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde, taraflar arasında 18.09.2010 tarihli “Bayiilik Sözleşmesi” imzalanmıştır. Bu sözleşmeye göre bayii, Lukoil’den satın alacağı petrol ürünlerini kendi adına satacağından taraflar arasında gerçekleşen ürün alımları ticari satış sözleşmesi niteliğini taşımaktadır. Dosyaya sunulan Protokol başlıklı taraflarca imzalanan belgede bayiilik sözleşmesi kapsamında tarafların yükümlülükleri düzenlenmiştir. Protokolün “Bayii Yükümlülüğü ve Hakları” başlıklı 6 ncı maddesinin (g) bendinde kâr marjının ne şekilde paylaşılacağı gösterilmiştir. Bu hükme göre alımın gerçekleştiği gündeki Tüpraş rafineri çıkış fiyatı ile pompa tavan satış fiyatı arasındaki fark tarafların kâr marjı toplamını göstermekte olup satıcının rafineri fiyatına kendi kâr marjını ekleyerek bulacağı rakam da ticari satışa konu ürünlerin satış fiyatını oluşturmakta, satış fiyatı ile pompa fiyatı arasındaki fark da alıcının kâr marjı olmaktadır. Kâr marjı miktarı her ay için ayrı hesaplanmak üzere, 17 tona kadar taraflar arasında %50 şer oranda kararlaştırılmıştır. Aylık bu miktarı aşan alımlarda ise aşan miktar için bayiinin kâr marjı miktarı yüz tona kadar %90 oranında, yüz tonu aşan alımlarda ise %95 oranında belirlenmiştir. Satıcı aylık alım miktarlarını, pompa satış tavan fiyatlarını ve ürünlerin rafineri çıkış fiyatlarını bildiği takdirde kendisine satılan petrol ürünlerin satıcının kâr marjı dahil kendisine toplam ne kadar bedel üzerinden fatura edileceğini ve kendisine tanınan kâr marjının miktarının ne olduğunu bilebilecek durumdadır. Alıcı bayii aylık bazda aldığı petrol ürünü miktarlarını, fatura ve ürün girişlerini takip ederek belirleyebilecek durumdadır. Ürün satışında pompa satış fiyatlarına ilişkin sınırlara uyacağından ve satışlarını da buna göre yaptığından bu bilgilerin de her gün için kendisinde bulunduğu açıktır. Tüpraş rafineri çıkış fiyatları unsuru yönünden davacı bu bilgilerin kendisinde olmadığını ihtara rağmen de verilmediğini belirtmekte ise de, rafineri çıkış fiyatı bilgileri petrol piyasası sektörü için önemli bilgi olup, bu sektörde çalışan üstelik yıllık minimum 1500 ton ürün satın alma yükümlülüğü üstlenen bir bayii için elde edilemeyecek ulaşılamayacak bir bilgi olmadığının kabulü gerekir. Kaldı ki alıcı bayii uzun süre akaryakıt alım satım işi ile uğraştığından bu konuları bilebilecek durumda olup, satıcıdan bu konuda her zaman bilgi ve belge istemesi ve hesaplamaya esas unsurlara ulaşabilmesi de mümkündür. Davacı bu bilgilerin ihtara rağmen kendisine verilmediğini belirtmiş ise de, bu bilgilerin yer aldığı 6 klasörden oluşan hesaplamaları da dosyaya sunabilmiştir. Davacı tarafından davalıya gönderilen 20.02.2015 tarihli ihtarnamede “Şirketimiz ile yapmış olduğumuz bayiilik sözleşmesinin eki olan protokolün 6 ncı maddesi (g) fıkrasında Bayiinin Satış Rakamları İçerisinde Akaryakıt Alımları ve Bayiinin Satış Taahhüdü Üstü Akaryakıt Alımları başlığı altında belirtilen ve bayii kâr marjını oluşturan unsurlar tarafımızdan incelenmiş ve birçok faturada bayii aleyhine ve şirketiniz lehine kâr marjları yanlış hesaplandığı tespit edilmiştir.” şeklinde beyanda bulunulmuş, yine davacı dava dilekçesinde bayii kâr marjını oluşturan unsurların incelendiği ve birçok faturada bayii aleyhine yanlış hesaplama yapıldığı belirtilmiştir. Bu durumda protokoldeki hesaplamaya esas tüm unsurların davacı elinde mevcut olduğu faturayı denetleyip itiraz edebilecek durumda olduğu da anlaşılmaktadır. Bu bilgilere sahip ve basit bir inceleme ile her an sahip olabilecek durumda olan davacı, rafineri fiyatına eklenmesi gereken satıcı kâr marjını ve buna göre belirlenecek ürün satış fiyatını kolayca bilebilecek durumda olduğundan, kâr marjı hesabına ilişkin açıklamaların ise 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 229 uncu maddesi ve yukarda bahsedilen 13.7.2011 tarihli Hukuk Genel Kurulu Kararında belirtildiği üzere, faturada bulunması zorunlu unsurlardan olmayıp kaldı ki bu şekilde bir kâr marjı hesabının da faturada yer alması fiziken mümkün olmadığından, kâr marjı hesabının faturada bulunmamış olması faturada yer alması gereken bilgiler ve unsurlar bakımından bir eksiklik sayılamayacağı gibi, davacı için de eksik bilgi niteliğini taşımamaktadır. Davalının kestiği faturalara davacı tarafça süresinde itirazda bulunulmadığı ve bu faturaların davacı ticari defterlerine de kaydedilmiş olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Davacının talebine konu eksik kâr marjı alacağı yönünden davacının ticari defterleri aleyhine kanıt oluşturacak niteliktedir. Zira davacı faturaların doğru kâr marjına göre düzenlenmediği için alacak iddiasında bulunmakta ise de kâr marjının eksik gösterildiğini iddia ettiği 5 yıla yakın süre boyunca faturalara itiraz etmemiş ve tüm faturaları da ticari defterine kaydetmiştir. Ticari defter kayıtları davacı aleyhine kesin delildir. Kesin delil sayılan defter kayıtları karşısında taraflar arasındaki kâr marjına ilişkin anlaşmanın faturadaki fark ölçüsünde değiştirildiği ve bu farklı hesaplamanın her iki tarafça da benimsenerek 5 yıla yakın süre uygulandığı sabit olmuştur. Bu konuda Yargıtay 11.Hukuk Dairesi ve kapatılan 19.Hukuk Dairesinin birçok emsal kararları da bulunmaktadır. Davacının 5 yıla yakın süre itiraz etmediği gibi tüm fatura bedellerini de ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin davalı tarafa ödemiş olduğundan, söz konusu faturalara sözleşme süresinin sonuna doğru yaklaşıldığında sözleşmeye aykırılık bulunduğu gerekçesiyle itiraz etmesi de bu hukuki sonucu ortadan kaldırmaz. Yukarıdaki açıklanan esaslara uygun dosya içerisindeki deliller doğrultusunda usul ve yasaya uygun bir gerekçe ve sonuç içeren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43.Hukuk Dairesinin direnme hükmünün onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan Özel Daire kararı gibi bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.

Faturaya İtiraz Prosedürü ve Karinenin Sınırları

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 21/2 uyarınca tebliğ edilen faturaya sekiz gün zarfında itiraz edilmemesi, belgenin içeriğinin kabul edildiği yönünde bir karine oluşturur. Ancak bu yasal sonucun doğabilmesi için faturayı düzenleyen tarafın ticari işletmesi kapsamında işlem yapan bir tacir sıfatını haiz bulunması zorunludur; dolayısıyla esnaf tarafından kesilen faturalara süresinde itiraz edilmemiş olması içeriğin onaylandığı neticesini vermez. Kanunda öngörülen bu kabul kuralı adi bir karine vasfı taşıdığından aksi her zaman kanıtlanabilir. Muhatabın sekiz günlük yasal sürede faturaya itiraz yöneltmesi durumunda ise faturadaki kayıtların gerçeğe uygunluğunu kanıtlama yükümlülüğü belgeyi düzenleyen tacire aittir.

Faturadaki Vade Farkı Kaydının Bağlayıcılığı ve İspat Yükü

Türk Ticaret Kanunu m. 21/2 uyarınca süresinde itiraz edilmeyerek kabul edilmiş sayılan unsurlar, yalnızca sözleşmenin yerine getirilmesi safhasına özgülenen ve faturada bulunması olağan görülen malın türü, miktarı ya da bedeli gibi temel hususları kapsar. Buna karşın, vadesinde gerçekleşmeyen ödemeler sebebiyle ana paraya ilave edilecek tutarları gösteren vade farkı şerhleri ifa safhasına ilişkin kabul edilmediğinden faturanın olağan kapsamı içinde değerlendirilmez. Baştaki sözleşme metninde yer almayıp sonradan tek taraflı iradeyle eklenen ve karşı tarafın yükümlülüklerini ağırlaştıran kayıtlar, süresinde itirazla karşılaşmasa bile faturanın olağan içeriğinden sayılamaz. Bu doğrultuda, faturanın olağan içeriği dışındaki kayıtlar yönünden itirazda bulunulmaması ispat külfetini tersine çevirmez ve faturaya tek taraflı dercedilen vade farkı kaydına itibar edilmesi mümkün olmaz.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2012/13114, K. 2013/9538Kaynağı aç
19. Hukuk Dairesi         2012/13114 E.  ,  2013/9538 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek.Av. … ile davalılar vek.Av. …'un gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – Davacı vekili, Edirne 1.İcra Müdürlüğü’nün 2011/5519 sayılı dosyası ile müvekkili hakkında fatura bedellerinin geç ödenmesinden doğan vade farkı alacağı için ilamsız takip başlatıldığını, takibe dayanak teşkil eden vade farkı alacağının yasal dayanaktan yoksun olduğunu, zira fatura bedellerinin fatura kesilmeden önce banka hesabına yatırılarak ödendiğini, davalı tarafın alacaklı olduğunu ispatlaması gerektiğini, ayrıca icra takibinde düzenlendiği iddia olunan temliknamenin müvekkiline tebliğ edilmediğini belirterek müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, müvekkillerinden … Tarım Ltd.Şti.ile davacı arasında sözleşme ilişkisi bulunduğunu, davacının ödemeleri gecikmeli yaptığını, müvekkilince düzenlenen faturaların altında “Gününde ödenmeyen faturalar için % 12 vade farkı uygulanacaktır”ibaresi bulunduğunu, faturalar ve ödeme tarihleri karşılaştırılıp, % 12 vade farkı uygulandığında ödenmeyen 126.704.76 TL.bakiye ile birlikte 959.031.23 TL.lik alacakları olduğunu, müvekilleri arasında temlik sözleşmesi bulunduğunu, temlik sözleşmesi gereğince takibin müvekkili … Pet Ltd.Şti.tarafından yapıldığını, bu nedenle müvekkili … Ltd.Şti.ne husumet yöneltilemeyeceğini bildirerek davanın reddini istemiştir. Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davacı tarafça fatura ve içeriklerine itiraz edilmediği, fatura bedellerinin kısmen ödenmediği ve kısmen geç ödendiği, davacının faturalardan bakiye 121.704.76 TL.borcu bulunduğu, faturaların büyük bir kısmının üzerinde “Gününde ödenmeyen faturalar için % 12 vade farkı uygulanacaktır”ibaresinin mevcut olduğu, bu % 12 vade farkının piyasa uygulamaları, örf ve adet uygulamaları dikkate alınarak aylık gecikme faizi olarak uygulandığı, bakiye 121.704.76 TL.asıl alacak miktarına aylık % 12 vade farkı üzerinden yıllık % 144 faiz işletilmesi ile toplam borç miktarının 981.300.68 TL.olduğu, davalı … Ltd.Şti.nin davacıdan olan alacak haklarının tamamını diğer davalı … Pet Ltd.Şti.ne usulüne uygun ve geçerli bir şekilde temlik ettiği, davacının iddialarını yasal delillerle kanıtlayamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. Uyuşmazlık vade farkı istemine ilişkindir. Vade farkı talep edilebilmesi için taraflar arasında bu yöne ilişkin sözleşme veya yerleşmiş bir teamülün bulunması gerekir. Somut olayda, faturaların bir çoğunda; “Gününde ödenmeyen faturalar için % 12 vade farkı uygulanacaktır”ibaresi bulunmakta ise de, fatura sözleşmenin ifa safhası ile ilgili olduğu için TTK.nun 23/2.maddesine göre süresinde itiraz edilmemesi bu kaydın da kabul edildiği anlamına gelmez. Faturaya itiraz edilmemesi, faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlar yönünden içeriğinin kesinleşmesi sonucunu doğurur. Hal böyle olunca, mahkemece faturadaki vade farkı uygulanacağına ilişkin kayda itibar edilemeyeceği gözetilip taraflar arasında bu yönde bir teamül oluşup oluşmadığı üzerinde durulup, karar yerinde tartışılarak bir karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacı yararına takdir edilen 990.00.TL duruşma vekalet ücretinin davalı … Pet Ltd.Şti.nden alınarak davacıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 23.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Vade Farkının Tanımı ve Hukuki Temeli

Vade farkı, yasal düzenlemelerde açıkça tanımlanmış bir kavram olmayıp enflasyonun ekonomi üzerindeki olumsuz etkisi karşısında yargı kararlarıyla uygulama bulmuş ve para borcunun ifasındaki gecikmeden zarar gören alacaklıyı koruma amacına yönelmiştir. Vade farkı; veresiye veya taksitle satışlarda ilk satış bedeline yani semene belirli oranlarda yapılan ilave olup vade tarihinden başlayarak fiilî ödeme tarihindeki mal ve hizmet bedeline ekleme yapılmasıyla ulaşılan miktarı ifade eder. Vade farkı talep edilebilmesi için taraflar arasında bu hususta yazılı bir sözleşme hükmü veya yerleşik bir uygulamanın yani teamülün bulunması şarttır. Vade farkı, başta sözleşme ilişkisi kurulurken ya da daha sonradan tarafların ortak iradeleriyle kararlaştırılabileceği gibi var olan ticari teamüller sonucu da ortaya çıkabilir. Vade farkının sözleşmede kararlaştırıldığı veya sürekli uygulama neticesinde sözleşmenin bir unsuru kabul edildiği hallerde alacaklı istemini sözleşmeye dayandırır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/901, K. 2018/402Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/901 E.  ,  2018/402 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki "itirazın iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Karaman 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 10.01.2013 gün ve 2011/96 E., 2013/16 K. sayılı karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 05.06.2013 gün ve 2013/6522 E., 2013/10363 K. sayılı kararı ile: "… Davacı vekili, davalının hazır beton satımından kaynaklanan bakiye borcu ödemediğini, alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itiraz ettiğini belirterek itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin borcu ödediğini bildirerek davanın reddini istemiştir. Mahkemece, ispat yükünün ödeme iddiasında bulunan davalıda olduğu, davalının ise ödeme yaptığına dair dosyaya bir delil sunamadığı, alınan bilirkişi raporları ile davacının takibe konu miktar kadar davalıdan alacaklı olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davalının takibe itirazının iptaline, takibin devamına karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Vade farkı talep edilebilmesi için taraflar arasında bu yöne ilişkin yazılı bir sözleşme hükmü veya yerleşik bir uygulamanın olması gerekir. Somut olayda vade farkıyla ilgili olarak düzenleme bulunan 29.08.2008 tarihli sözleşmenin 7.3 maddesi “Alıcının hazır beton bedelinin vade hitamında ödenmemesi durumunda, gecikme farkı hesaplanarak faturası düzenlenir ve tahsil edilir. Alıcı bu uygulamayı aynen kabul eder” hükmünü içermektedir. Açıklanan bu madde gözetildiğinde satıcı davacının ödemenin gecikmesi halinde vade farkı isteyebilmesi önce hesaplama ve buna dayalı olarak da vade farkı faturası düzenlenmesine bağlanmıştır. Davacı yan anılan sözleşme hükmü gereğince vade farkına ilişkin bir fatura düzenlememiştir. Hal böyle olunca, mahkemece anılan sözleşme hükmü üzerinde yeterince durulup bir karar verilmesi gerekirken bu yön üzerinde durulmadan yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir…" gerekçesiyle oy çokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı vekili, taraflar arasında hazır beton alım satımı konusunda 29.08.2008 tarihli sözleşmenin yapıldığını, müvekkilinin tüm edimlerini yerine getirdiğini, davalı şirketin ise 28.02.2009 tarihinde ödemesi gereken 198.054,32 TL borcunun 188.000,00 TL'sini 22.09.2010 tarihinde ödediğini, bakiye 10.054,32 TL borcunun kaldığını, ayrıca sözleşmenin 7 ve 8. maddeleri uyarınca 532 günlük vade farkının bulunduğunu, böyle olunca da toplam borcunun 110.054,32 TL'ye ulaştığını, bu alacağın tahsili için borçlu aleyhine icra takibi başlatıldığını, ancak davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile icra inkâr tazminatının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkili şirketin tebliğ edilen tüm fatura bedellerini ödediğini, davacının bakiye borcu olduğuna dair hiçbir ihtarda bulunmadığını, sözleşmede bir ödeme gününün belirlenmediğini, sözleşmeye göre davacının düzenleyeceği faturada ödeme gününü göstermesi gerektiğini, böyle olunca cari hesapta bakiye bir borç olsa bile temerrüt için ihtar gönderilmesi gerektiğini, ancak davacının doğrudan icra takibi başlattığını, vade farkına ilişkin olarak da fatura düzenlenip müvekkiline tebliğ etmediğini, vade farkı tutarının da nasıl hesaplandığının belli olmadığını belirterek, davanın reddine ve % 40 oranında kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, davalının aradaki hukuki ilişkiyi kabul ederek ödeme iddiasında bulunduğu, bu durumda ispat yükünün davalıda olduğu, ancak davalının ödeme yaptığına dair dosyaya bir delil sunmadığı, alınan bilirkişi raporlarına göre de davacının takibe konu miktar kadar alacaklı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, takibin devamına, yasal koşulları oluşmadığından icra inkâr tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Karar davalı vekilince temyiz edilmiş, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yer alan gerekçeyle diğer temyiz itirazları incelenmeksizin oy çokluğu ile bozulmuştur. Yerel mahkemece, bozma kararında işaret edildiği üzere, vade farkı talep edilebilmesi için taraflar arasında bu yöne ilişkin yazılı bir sözleşme hükmü veya yerleşik bir uygulamanın bulunması gerektiği, sözleşmenin 7.3. maddesinin fatura düzenlenmemesi hâlinde vade farkının istenip istenmeyeceği, tarafların böyle bir irade sergileyip sergilemedikleri yönünden tartışılması ve tarafların gerçek ve ortak iradelerinin esas alınması gerektiği, buna göre sözleşme hükmünün vade farkı alacağının istenebilirliğini fatura düzenlemeye bağlı kıldığını söyleme olanağının bulunmadığı, maddede amaçlanan sonucun geç ödeme halinde satıcının vade farkı alabilmesini sağlamak olduğu, fatura düzenlenmez ise vade farkı istenemeyeceğine dair herhangi bir ibarenin bulunmadığı gerekçesiyle önceki hükümde direnilmiştir. Direnme kararını davalı vekili temyize getirmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yanlar arasındaki 29.02.2008 tarihli sözleşmenin vade farkıyla ilgili düzenleme içeren 7.3. maddesi uyarınca, ödemenin gecikmesi hâlinde satıcının vade farkı isteyebilmesi için önce hesaplama yapması ve buna dayalı olarak vade farkı faturası düzenlenmesinin gerekip gerekmediği, anılan sözleşme hükmü gereğince vade farkına ilişkin bir fatura düzenlememiş ise vade farkının istenip istenemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “vade farkı” ve "fatura" kavramları üzerinde kısaca durulmasında yarar vardır. Hemen belirtmek gerekir ki, vade farkı yasal düzenlemeler kapsamında tanımlanmış bir kavram olmayıp, enflasyonun ekonomi üzerindeki olumsuz etkisi sonucunda yargı kararları ile uygulama bulmuştur. Vade farkı ile para borcunun ifasındaki gecikmeden zarar gören alacaklının korunması amaçlanmıştır. Nitekim, 27.06.2003 gün ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında vade farkının "veresiye veya taksitle satışlarda ilk satış bedeline yani semen'e belirli oranlarda yapılan ilave başka bir anlatımla vade farkı mal ve hizmet satım sözleşmesinde kararlaştırılan veya ticari teamüllere göre vade tarihinden başlayarak fiili ödeme tarihindeki mal ve hizmet bedeline ekleme yapılmak suretiyle semen'in ulaştığı miktarı ifade ettiği" belirtilmiştir. Vade farkı, başta sözleşme ilişkisi kurulurken ya da daha sonradan tarafların ortak iradeleri ile kararlaştırılabileceği gibi var olan ticari teamüller sonucu da ortaya çıkabilir. Vade farkının sözleşmede kararlaştırıldığı ya da sonradan sürekli uygulama nedeniyle sözleşmenin bir unsuru kabul edildiği durumlarda alacaklı bu yöndeki istemini doğrudan sözleşmeye dayandıracaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.09.2003 gün ve 2003/19-449 E., 2003/491 K.; 28.04.2004 gün ve 2004/19-205 E., 2004/246 K.; 06.10.2004 gün ve 2004/19-470 E., 2004/462 K. sayılı ilamları). Fatura ise 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda düzenlenmiş ve "faturanın tarifi" başlıklı 229. maddesinde; "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır." şeklinde tanımlanmıştır. Böyle olunca faturanın, ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası niteliğindeki ticari bir belge olduğu az yukarıda bahsi geçen İçtihadı Birleştirme Kararında belirtilmiştir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 230. maddesinde faturanın şekli ve unsurları, 231. maddesinde fatura tanzimindeki kurallar, 232. maddesinde ise fatura düzenlenmesinin hangi hâllerde ve kimler için mecburi olduğu hususundaki düzenlemelere yer verilmiştir. Diğer taraftan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 21. (mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 23.) maddesinin birinci fıkrasında; "Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir." denilmiş, ikinci fıkrasında da "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmüne yer verilmiştir. Bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki, fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gereklidir. Faturayı düzenleyen kişinin, ticari işletmesi icabı mal satmış, imal etmiş ya da iş görmüş bir tacir olması gerekir. Fatura, sözleşmenin yapılması ile değil; taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, eser ve benzeri bir sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belgedir. Yukarıda yapılan tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında hazır beton alım satımına ilişkin olarak akdedilen 29.02.2008 tarihli sözleşmenin 7.3. maddesinde alıcının hazır beton bedelini vade bitiminde ödememesi hâlinde satıcının vade farkı tahsil edeceği düzenlenmiş olup, davacının bu düzenleme uyarınca vade farkı istemini sözleşme hükmüne dayandırdığı hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, anılan sözleşme hükmünün "Alıcının, hazır beton bedelini vade hitamında ödememesi durumunda, gecikme farkı hesaplanarak faturası düzenlenir ve tahsil edilir. Alıcı bu uygulamaya aynen kabul eder." şeklinde düzenlenmiş olması nedeniyle davacı satıcının, vade farkı faturası düzenlemeden alıcıdan bu bedelin ödenmesini isteyip isteyemeyeceği noktasına ilişkindir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmede, anılan madde hükmünün zamanında ödeme yapılmaması hâlinde vade farkı ödeneceğine ilişkin bir düzenleme olduğu, tarafların bu husustaki iradesini yansıttığı, bunun dışında vade farkı faturası düzenlenmediği takdirde bu alacağın istenemeyeceği şeklinde yorumlanamayacağı, maddenin vade farkı muacceliyetini fatura düzenlenmesi koşuluna bağlandığına dair açık bir ibare içermediği, bu nedenle vade farkı faturası düzenlenmemiş olmasının, doğmuş bulunan vade farkı alacağının istenmesine engel teşkil etmeyeceği Kurul çoğunluğunca kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşme sırasında, Türk hukukunda sözleşme serbestisi ilkesinin geçerli olduğu, bu ilke kapsamında yapılan sözleşmenin tacir olan taraflar arasındaki ilişkinin temel belgesi niteliğinde bulunduğu, uyuşmazlığın bu sözleşme hükümlerine göre çözüme kavuşturulması gerektiği, taraflar arasındaki sözleşmenin 7.3. maddesinde gecikme farkının hesaplanarak fatura düzenleneceği ve tahsil edileceğinin düzenlendiği, bu düzenleme biçimine göre vade farkı istenmesinin önce hesaplama yapılması ve fatura düzenlenmesi koşuluna bağlandığı, keza tarafların vade farkı muacceliyetini fatura düzenlenmesine bağlamalarında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı, bu nedenle yerel mahkeme direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, yukarıda açıklanan nedenlerle çoğunluk tarafından bu görüş benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca, yerel mahkemece yukarıda açılanan hususlara değinilerek verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yerindedir. Ne var ki, işin esasına yönelik diğer temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun olup, davalı vekilinin esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 19. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 28.02.2018 gününde tebliğ tarihinden itibaren on beş günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Dava, vade farkından kaynaklanan alacağa yönelik itirazın iptaline ilişkindir. Alım-satım ilişkisinde mal ya da hizmetiönceden teslim etiği halde bedelini geç tahsil eden satıcının muhtemel zararlarını gidermek amacıyla kararlaştırılmışilave orana vade farkı denir. Kanunda açıkça düzenlenmediğinden; ihtilafsız ödenmekle teamül haline gelmiş uygulamadan veyahut sözleşmeden kaynaklanması gerekir. Somut vakıada vade farkının sözleşmeden kaynaklandığı hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Nitekim taraflar, vade farkı oranları, nasıl hesaplanacağı ve ne şekilde tahsil edileceğini açıkça hükme bağlamışlardır. Sözleşmenin 7.3 maddesinde: “Alıcının, hazır beton bedelinin vade hitamında ödenmemesi durumunda, gecikme farkı hesaplanarak faturası düzenlenir ve tahsil edilir. Alıcı bu uygulamayı aynen kabul eder” hükmü yer almaktadır. Anayasamızın 48 maddesi sözleşme hürriyetini düzenler. Kanunun emredici hükümlerine,genel ahlak ve kamu düzenine aykırı olmadığı müddetçe müttefikan kararlaştırılan bu hükümler, uyuşmazlığı çözmekle görevli mahkemeler yönünden de bağlayıcı olacağı izahtan varestedir. Bu meyanda hakim sözleşme hükümlerine müdahalede bulanamaz, tevil yoluyla da olsa amaçlanandan farklı sonuç çıkaramaz. Davacı yargılamanın hiçbir aşamasında sözleşme iradesinin hata, hile, ikrah sebebiyle malul olduğuiddiasında da bulunmamıştır. Diğer yandan, tarafların vade farkı muacceliyetinifaturaya raptetmesinde herhangi bir hukuka aykırılık da bulunmamaktadır. Tam tersine aralarındaki alacak borç ilişkisinikayıt içine almayı öngören takdire şayan bir davranış sergilemişlerdir. Esasen sözleşme zamanaşımı süresi içinde her zaman faturaya bağlanarak tahsili mümkün olacak bu alacakla ilgilidavacının, neden ısrarlafaturasız tahsil istediği hususunda tatmin edici bir gerekçe de ileri sürülmemiştir. Açıklanan gerekçelerle, yerel mahkeme kararının bozulması gerekirken, ortada bir sözleşme hükmü yokmuşçasına soyut/genel “vade farkının faturasız istenip istenemeyeceği” hususları üzerinde durulmak suretiyle yerel mahkeme karanının onanması gerektiği şeklinde tezahür eden sayın çoğunluk kararına iştirak etmiyorum.

Sözleşme Hükmü veya Ticari Teamülün Varlığına Göre Uygulama

Taraflar arasındaki yazılı sözleşmede vade farkı ödeneceğine ilişkin açık bir hüküm yer alıyorsa, sonradan tebliğ edilen vade farkı faturası borçluya yapılan bir ihbar vasfı taşır; bu nedenle sekiz günlük itiraz süresinin sessiz geçirilmesi neticeyi değiştirmeksizin vade farkı talep hakkı devam eder. Buna mukabil, tarafların yazılı mutabakatında vade farkına yer verilmemişse, akdin temel unsurlarından olan bedel tek yanlı beyanla başkalaştırılamayacağından, faturaya sekiz gün içinde karşı çıkılmamış olsa dahi alacaklı vade farkı isteyemez. Yazılı bir sözleşme bulunmamakla birlikte tarafların ticari ilişkisinde bu yönde yerleşik bir teamül teşekkül etmişse, tebliğ edilen faturaya sekiz gün boyunca itiraz edilmemesi halinde vade farkının uygulanması mümkün hale gelir.

Ticari Teamülün Tespiti ve Ayrı Fatura Düzenlenmesi İhtiyacı

Taraflar arasındaki sözleşmede vade farkına ilişkin açık bir hüküm yoksa vade farkı uygulanmasına ilişkin bir teamülün bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Vade farkı teamülünün tespiti için alacaklının tek taraflı olarak düzenlediği defter kayıtları yeterli olmayıp, borçlu tarafa ticari defter ve belgelerini sunması için usulüne uygun mehil verilerek defter ibrazı sağlanmalı, her iki tarafın defterleri, vade farkı faturalarının ödenip ödenmediği ve ödeme belgeleri bilirkişi aracılığıyla incelenmelidir. Öte yandan sözleşmede gecikme halinde gecikme farkı hesaplanarak faturasının düzenleneceği ve tahsil edileceği kararlaştırılmış olsa dahi, sözleşmede vade farkı muacceliyetinin fatura düzenlenmesi şartına bağlandığına dair açık bir ibare bulunmadığı takdirde vade farkı faturasının tanzim edilmemiş olması doğmuş bulunan vade farkı alacağının talep edilmesine engel oluşturmaz.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2017/3667, K. 2019/2053Kaynağı aç
19. Hukuk Dairesi         2017/3667 E.  ,  2019/2053 K. "İçtihat Metni" 19. HUKUK DAİRESİ MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – KARAR – Davacı vekili, davalı …’nun bayilik sözleşmesi uyarınca oluşan cari hesap borcunu davacıya ödemediğini, bu nedenle aleyhine genel haciz yoluyla icra takibi başlatıldığını, ancak davalının takibe itiraz ettiğini ve takibin durduğunu ileri sürerek, itirazın iptalini, ve icra inkar tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı … vekili, dava konusu takipteki alacağın cari hesap borcu olduğu belirtilmişse de, borcun nereden kaynaklandığının açıklanmadığını, sunulan cari hesap özetinin yeterli olmadığını,davalının davacı şirkete cari hesap borcu bulunmadığını savunarak, davanın reddini ve kötü niyet tazminatının davacıdan tahsilini istemiştir. Yargılama sırasında davalının vefat etmesi nedeniyle davaya … mirasçıları aleyhine devam edilmiştir. Mahkemece verilen davanın kabulü kararı, Dairemiz 24.02.2015 tarih, 2014/19447 E. 2015/2480 K. sayılı ilamı ile “…Davacının alacağının dayanağı olan vade farkı faturaları yönünden; vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında bu yönde yazılı bir sözleşme ya da teamül olması gerektiği ve taraflar arasındaki sözleşmede vade farkı uygulanacağına dair bir hüküm olmadığı gözetilmeksizin, vade farkı uygulanmasına ilişkin teamül bulunup bulunmadığı araştırılmadan, var kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. Mahkemece yapılması gereken iş, davacıdan vade farkı uygulamasına dair delillerinin sorularak, bu uygulamanın saptanması amacıyla tarafların ticari defterlerinin konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla araştırılıp, tüm deliller birlikte değerlendirilerek varılacak uygun sonuç çerçevesinde karar vermektir. Mahkemece, bu hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. ” gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, vade farkı uygulamasında teamülün mevcut olduğunun kabulü için en az iki ya da daha fazla vade farkı faturasının davalı tarafça itirazsız ödenmiş olmasının gerektiği, davacı …’nin alacak dayanağı olan 11.02.2009 tarihli “vade farkı bedeli” açıklamasını içeren faturadan önce 2007 yılında 4 adet, 2008 yılında 1 adet olmak üzere toplam beş adet “vade farkı bedeli” açıklamasını içeren fatura düzenlediği, düzenlenen bu faturaların bedellerinin davalı … tarafından davacıya ödendiği, …'nun ödediği bu faturalara ilişkin herhangi bir itiraz ileri sürdüğüne veya ihtirazi kayıt koyduğuna ilişkin herhangi bir belge ibraz edilmediği, buna göre davacının alacağını ispatladığı gerekçesiyle davanın kabulüne, itirazın iptaline ve inkar tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyulmuş ise de bozma gereği yerine getirilmemiştir. Davacının ticari defterleri incelenmiş ise de davalının ticari defterleri incelenmemiştir. Mahkemece davacı ticari defterlerinde vade farkı faturalarının kayıtlı olduğu ve ödeme yapıldığı, bu nedenle vade farkı yönünden taraflar arasında teamül oluştuğu kabul edilmiş ise de, davacının ticari defter kayıtlarında vade farkı faturalarının davalı … tarafından ödenip ödenmediği, buna ilişkin ödeme belgelerinin bulunup bulunmadığı araştırılmaksızın, davacının tek taraflı olarak düzenlediği defter kayıtlarına itibar edilmesi doğru değildir. Ayrıca davalı asile ticari defter ve belgeleri sunması için usulüne uygun mehil verilip defter ibrazı sağlandıktan sonra, konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla rapor alınıp toplanacak tüm deliller sonucunda bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harçların istek halinde temyiz eden davalılara iadesine, 27/03/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmemesi vade farkı kaydını kesinleştirir mi?

Hayır, faturaya süresinde itiraz edilmemesi yalnızca faturanın olağan içeriğinde yer alan malın cinsi, yapılan işin adedi, türü ve bedeli gibi hususları kesinleştirir; faturaya tek taraflı konulan vade farkı kaydı faturanın olağan içeriğine dahil olmadığından itiraz edilmese dahi kabul edilmiş sayılmaz.

Esnafın düzenlediği faturaya süresinde itiraz edilmezse içerik kabul edilmiş sayılır mı?

Hayır, Türk Ticaret Kanunu m. 21/2 uyarınca faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmemesi halinde içeriğin kabul edilmiş sayılması için faturayı düzenleyenin tacir olması zorunludur; esnafın gönderdiği faturaya itiraz edilmemesi içeriğin kabulü sonucunu doğurmaz.

Sözleşmede kararlaştırılan vade farkı için ayrıca fatura düzenlenmesi şart mıdır?

Sözleşme maddesinde vade farkı muacceliyetinin fatura düzenlenmesi koşuluna bağlandığına dair açık bir ibare bulunmadığı sürece, ayrıca vade farkı faturası düzenlenmemiş olması doğmuş bulunan vade farkı alacağının talep edilmesine engel teşkil etmez.

Sözlü sözleşmelerde gönderilen teyit mektubuna itiraz edilmemesinin sonucu nedir?

Sözlü olarak ya da teknik iletişim araçlarıyla kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan teyit mektubunu alan kişi, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itiraz etmezse mektubun sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu