Limited Şirketlerde Müdürlerin Yetki ve Sorumlulukları

by Avukat Erdal Ersoy
Limited Şirketlerde Müdürlerin Yetki ve Sorumlulukları

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 623 ila 630. maddeleri uyarınca limited şirketlerde yönetim ve temsil yetkisi müdür veya müdürler kuruluna aittir. Kanun düzenlemesiyle ortakların kendiliğinden yönetici sayıldığı özden organ ilkesi terk edilmiş ve seçilmiş yönetim organı esası benimsenmiştir.

Müdürlük Sıfatının Kazanılması ve Organın Yapısı

Müdürlük sıfatı, şirket kurulurken şirket sözleşmesiyle veya kuruluş sonrasında ortaklar genel kurulu kararıyla kazanılır. Şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesiyle müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa, tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. Bununla birlikte şirketin yönetimi ve temsili tamamen üçüncü kişilere bırakılamaz; en az bir ortağın yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması yasal zorunluluktur.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 623Kaynağı aç
MADDE 623- (1) Şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir. (2) Şirketin müdürlerinden biri bir tüzel kişi olduğu takdirde, bu kişi bu görevi tüzel kişi adına yerine getirecek bir gerçek kişiyi belirler. (3) Müdürler, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidirler. 2. Müdürlerin birden fazla olmaları

6102 sayılı Kanun'un 623. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tüzel kişiler de limited şirkete müdür olarak atanabilir. Şirket müdürlerinden birinin tüzel kişi olması durumunda, tüzel kişi bu görevi kendi adına yerine getirecek bir gerçek kişiyi belirler.

Müdürler Kurulu ve Karar Alma Usulü

Limited şirkette birden fazla müdürün bulunması halinde müdürler bir kurul oluşturur. 6102 sayılı Kanun'un 624. maddesi gereğince, şirket ortağı olup olmadığına bakılmaksızın müdürlerden biri genel kurul tarafından müdürler kurulu başkanı olarak atanır. Şirket sözleşmesinde farklı bir düzenleme öngörülmedikçe veya genel kurul aksine karar almadıkça; başkan olan müdür veya tek müdür, genel kurulun toplantıya çağrılması, genel kurul toplantılarının yürütülmesi ile tüm açıklama ve ilanları yapmaya yetkilidir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 624Kaynağı aç
MADDE 624- (1) Şirketin birden fazla müdürünün bulunması hâlinde, bunlardan biri, şirketin ortağı olup olmadığına bakılmaksızın, genel kurul tarafından müdürler kurulu başkanı olarak atanır. (2) Başkan olan müdür veya tek müdürün bulunması hâlinde bu kişi, genel kurulun toplantıya çağrılması ve genel kurul toplantılarının yürütülmesi konularında olduğu gibi, genel kurul başka yönde bir karar almadığı ya da şirket sözleşmesinde farklı bir düzenleme öngörülmediği takdirde, tüm açıklamaları ve ilanları yapmaya da yetkilidir. (3) Birden fazla müdürün varlığı hâlinde, bunlar çoğunlukla karar alırlar. Eşitlik hâlinde başkanın oyu üstün sayılır. Şirket sözleşmesi, müdürlerin karar almaları konusunda değişik bir düzenleme öngörebilir. II – Görevler, yetkiler ve yükümlülükler 1. Devredilemez ve vazgeçilemez görevler

Birden fazla müdürün görev yapması durumunda kararlar çoğunlukla alınır ve oylarda eşitlik olması halinde başkanın oyu üstün sayılır. Bununla birlikte şirket sözleşmesiyle müdürlerin karar alma usullerine ilişkin farklı bir düzenleme getirilmesi mümkündür.

Müdürlerin Görev, Yetki ve Yükümlülükleri

Müdürler, kanunların veya şirket sözleşmesinin genel kurula bırakmadığı yönetime ilişkin bütün konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidir. Müdürler ve yönetimle görevli kişiler görevlerini tam özenle yerine getirmek, dürüstlük kuralı çerçevesinde şirket menfaatlerini gözetmek ve eşit koşullardaki ortaklara eşit işlem yapmakla yükümlüdür.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 626Kaynağı aç
MADDE 626- (1) Müdürler ve yönetimle görevli kişiler, görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde, gözetmekle yükümlüdürler. 202 ilâ 205 inci madde hükümleri saklıdır. (2) Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş veya diğer tüm ortaklar yazılı olarak izin vermemişse, müdürler şirketle rekabet oluşturan bir faaliyette bulunamazlar. Şirket sözleşmesi ortakların onayı yerine ortaklar genel kurulunun onay kararını öngörebilir. (3) Müdürler de ortaklar için öngörülmüş bulunan bağlılık borcuna tabidir. 3. Eşit işlem

Türk Ticaret Kanunu'nun 625. maddesi uyarınca müdürlerin devredemeyeceği ve vazgeçemeyeceği görev ve yetkileri bulunmaktadır. Şirketin üst düzeyde yönetilmesi ve gerekli talimatların verilmesi, yönetim örgütünün belirlenmesi, gerekli hallerde muhasebe, finansal denetim ve finansal planlamanın oluşturulması bu kapsamdadır. Ayrıca şirket finansal tablolarının, yıllık faaliyet raporunun düzenlenmesi, genel kurul toplantısının hazırlanması ve kararlarının yürütülmesi ile küçük limited şirketler hariç olmak üzere risklerin erken teşhisi ve yönetimi komitesinin kurulması vazgeçilemez yetkilerdendir. Şirket yönetiminin bazı bölümleri devredilmişse, bu kişilerin kanunlara, şirket sözleşmesine, iç tüzüklere ve talimatlara uygun hareket edip etmediklerinin gözetimi de müdürlerin yetkisindedir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 625Kaynağı aç
MADDE 625- (1) Müdürler, kanunların ve şirket sözleşmesinin genel kurula görev ve yetki vermediği bütün konularda görevli ve yetkilidir. Müdürler, aşağıdaki görevlerini ve yetkilerini devredemez ve bunlardan vazgeçemezler: a) Şirketin üst düzeyde yönetilmesi ve yönetimi ve gerekli talimatların verilmesi. b) Kanun ve şirket sözleşmesi çerçevesinde şirket yönetim örgütünün belirlenmesi. c) Şirketin yönetimi için gerekli olduğu takdirde, muhasebenin, finansal denetimin ve finansal planlamanın oluşturulması. d) Şirket yönetiminin bazı bölümleri kendilerine devredilmiş bulunan kişilerin, kanunlara, şirket sözleşmesine, iç tüzüklere ve talimatlara uygun hareket edip etmediklerinin gözetimi. e) Küçük limited şirketler hariç, risklerin erken teşhisi ve yönetimi komitesinin kurulması. f) Şirket finansal tablolarının, yıllık faaliyet raporunun ve gerekli olduğu takdirde topluluk finansal tablolarının ve yıllık faaliyet raporunun düzenlenmesi. g) Genel kurul toplantısının hazırlanması ve genel kurul kararlarının yürütülmesi. h) Şirketin borca batık olması hâlinde durumun mahkemeye bildirilmesi. (2) Şirket sözleşmesinde, müdürün veya müdürlerin; a) Aldıkları belirli kararları ve b) Münferit sorunları, genel kurulun onayına sunmaları gereği öngörülebilir. Genel kurulun onayı müdürlerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz, sınırlandırmaz. Türk Borçlar Kanununun 51 ve 52 nci madde hükümleri saklıdır. 2. Özen ve bağlılık yükümü, rekabet yasağı

Şirket sözleşmesinde müdürlerin aldıkları belirli kararları veya münferit sorunları genel kurulun onayına sunmaları kuralı getirilebilir. Ancak genel kurul onayı müdürlerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz veya sınırlandırmaz; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51 ve 52. madde hükümleri saklıdır. Zarar görenin rızası veya kusuru halinde hâkim tazminatı indirebilir ya da kaldırabilir. Öte yandan defter tutma yükümlülüğü yönetime dahil hak ve ödevlerden olduğundan şirketin bütün müdürleri ticari defter ve belgeleri inceleme hakkına sahiptir. Şirketin borca batık olması durumunda ise durumun mahkemeye bildirilmesi ve iflas bildirimi müdürlerin devredilemez görevlerindendir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/1264, K. 2022/5125Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2021/1264 E.  ,  2022/5125 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Finike Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 21.10.2020 tarih ve 2014/216 E. – 2020/369 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı … vekili, asıl davada, müvekkili … ile davalı …'in davacı şirketin %50'şer hisseye sahip ortakları ve birlikte imza ile temsile yetkili müdürleri olduğunu, şirketin ticari ve idari işlerinin yürütülmesi için Finike Noterliği'nin 02/07/2007 tarih 5228 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile …'e şirketi temsil yetkisi verildiğini, müvekkili …'ın yapmış olduğu incelemede, davacı şirketin evrak ve belgelerinde tahsil edilen paraların gösterilmediğinin, giderlerin belgelendirilmediğinin, belgelendirilenlerin fazla gösterildiğinin, diğer şirket ortağı davalının babasının Net İnşaat Ltd. Şti. nezdindeki hesaplarına yüksek meblağlı paraların aktarıldığının tespit edildiğini, bu kapsamda vekil olarak atanan …'ün müvekkili tarafından vekillikten azledilmesine rağmen azil tarihinden sonra da şirket adına hukuki işlemler yapmaya devam ettiğini, bu kişi ile birlikte diğer ortak … tarafından şirket defterlerinin bilinmeyen bir yere kaçırıldığını, şirket tarafından üretilen blok mermer bedellerinin zimmete geçirildiğini, muvazaalı yöntemlerle şirkete ait mermer ocağında bulunan makineler ve blok mermerlere hacizler yaptırılarak şirketin zarara uğramasına sebebiyet verdiklerini ileri sürerek davalı …'in şirket müdürlüğünden azline, davalının şirkete ait tüm ticari defter ve belgeleri teslimine, davalı …'in hesap verme borcunu yerine getirmesine, doğrudan ve dolaylı zararlardan dolayı 10.000 TL tazminatın davacı şirkete ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen 2008/95 E. 2009/262 K. sayılı davada, aynı olaylar sebebiyle davalı …'ün vekaletnamesinin iptali ile kendisine noterden gönderilen azilnamenin tasdikine, …'ün hesap verme borcunu yerine getirmesine, kendisinde bulunan şirkete ait belge ve defterlerini iade etmeye zorlanmasına, şirkete verdiği doğrudan ve dolaylı zararlardan dolayı şimdilik 10.000,00 TL tazminatın davacı şirkete ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş; birleşen 2008/96 E. 2009/263 K. sayılı davada, aynı olaylar sebebiyle davacı …'a avukat tayini hususunda davacı şirketi münferiden tek başına yetkili müdür olarak yetki verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Asıl dosya ile birleştirilen ve davacı … aleyhine açılan 2008/256 E. 2008/335 K. sayılı davada ise, ortaklıktan çıkarma davasının şirket tüzel kişiliğine karşı açılması gerektiğini, iki kişilik limited şirkette ortaklıktan çıkarmanın mümkün olmadığını, vekilin azlinin haklı sebeplere dayandığını, müvekkilinin davalı Erkılıç Maden Tic. A.Ş'de, Ernet Ltd. Şti. kurulmadan önce yönetim kurulu başkanlığı görevini yürütmekte olup bu durumun davalı diğer şirket ortağı tarafından bilindiğini, rekabet yasağının oluşmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı … vekili, birleşen dosyalar kapsamında, davacı …'ın şirketi tek başına temsil yetkisi bulunmadığı için bu davayı açamayacağını, yapılan işlemlerde ve hacizlerde muvazaalı hareket edilmediğini, hacizlerin dava dışı Net İnşaat Ltd. Şti'ne ait makineler üzerinde yapıldığını, iddiaların doğru olmadığını savunarak davacı tarafça açılan asıl dava ve birleşen davaların reddini istemiş, asıl dosya ile birleştirilen 2008/256 E. 2008/335 K. sayılı dosyada ise, şirket ortağı …'ın müştereken atanan vekil …'ü tek başına hukuka aykırı olarak azlettiğini, şirket faaliyetlerini engellediğini, dava dışı Erkılıç Maden Ticaret A.Ş'nin yönetim kurulu başkanlığını yapmakta olup, rekabet yasağına aykırı davrandığını, şirkete ait mermer blokları üzerinde müvekkilinin onayı bulunmaksızın tasarrufta bulunduğunu ileri sürerek davalının Ernet Mermer Sanayi İht. İhr. Ltd. Şti. ortaklığından çıkarılmasına, şirkete kayyım atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen dosya davalısı …, davaya cevap vermemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, asıl davada davacının davalı …'in şirket müdürlüğünden azline yönelik davası yönünden, her ne kadar dava konusu şirketin ortaklarından ve müdürlerinden olan davalı …'in babasının ortağı ve yönetim kurulu başkanı olduğu net inşaat şirketinin borçları nedeniyle Ernet Şirketinin mallarına haciz geldiği belirtilmiş ise de Net Limited Şirketi ile Ernet Limited Şirketinin birbirlerinden hukuken ayrı tüzel kişilikler olduğu, haciz ve el koyma işlemlerinde mallar davacı … Şirketinin zilyetliğinde bulunsa da muhafaza altına alınan bu malların Ernet Şirketine ait olmadığı, Net Limited Şirketinin finansal kiralama şirketinden kiralanmış olduğu mallar olduğu, Net İnşaatın borçlarından dolayı muhafaza altına alındığı, haciz işlemlerin hepsinin dava dışı Net Limited Şirketinin borcu için yapılmış olması haczedilen malların Ernet Şirketine ait mallar olmayıp borçlu Net Şirketine ait mallar olması, davalı …'in Elmalı Ağır Ceza Mahkemesi'nin kesinleşen 2010/142 esas 2011/345 karar sayılı ilamı ve Finike Asliye Ceza Mahkemesinin kesinleşen 2011/38 esas 2018/143 karar sayılı ilamı ile beraatine karar verildiğinden davalı müdür Meral'in azli yönündeki iddianın ispatlanamadığı, ayrıca davacı tarafından davalı …'in ticari defterleri diğer müdür Recep'in incelemesine müsade etmemesi nedeniyle azline karar verilmesi talep olunmuşsa da, bu durumun tek başına limited şirket müdürünün azlini haklı gösterecek ağırlıkta bir kusur oluşturmadığı, bu yöndeki talep bakımından da davanın reddi gerektiği, asıl davada davalının şirkete ait tüm ticari defter ve belgeleri teslime yönelik talep yönünden ise davacının ticari defterleri inceleyebilme hakkı olduğundan davanın kabulü gerektiği, asıl davada davacının davalı aleyhine açmış olduğu tazminat talebi yönünden, her ne kadar davacı tarafından davalı müdür … ve dava dışı …'ün şirkete verdiği zararların ödenmesi talep edilmiş olsa da, Finike Asliye Ceza Mahkemesi'nin kesinleşen 2011/38 esas 2018/143 karar sayılı ilamı ve Elmalı Ağır Ceza Mahkemesi'nin kesinleşen 2010/142 esas 2011/345 karar sayılı ilamı gereğince davalının beraatine karar verildiği ve davalının kusuru ispatlanamadığından bu talep yönünden de davanın reddi gerektiği, birleştirilen 2008/96 esas sayılı davada davacı …'ın davacı şirket namına münferiden yetkili olarak avukat tayini hususunda tarafına yetki verilmesi talebi yönünden, şirket ana sözleşmesine göre, davacının davalı … ile birlikte şirketi birlikte temsil yetkisine haiz olduğu, TTK'nın 540. maddesinde aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortakların hep birlikte müdür sıfatiyle şirket işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecbur olduklarının belirtildiği ve TTK'nın 161 ve 162. maddelerindeki şartların mevcut olmadığından birleşen davanın reddi gerektiği, birleştirilen 2008/256 esas sayılı davada davacı …'in davalı …'ın Ernet Mermer Sanayi İhracat İthalat Limited Şirketinden ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesi talebi yönünden, davacı tarafından …'ın şirkette rekabet ettiği gerekçesiyle şirketten çıkarılması talep edilmiş olsa da, şirket müdürü …'ın aynı zamanda dava dışı Erkılıç Mermer Sanayi ve Ticaret A.Ş'nin pay sahibi ve yönetim kurulu başkanı olduğu ancak bu durumun Ernet limited şirketi kurulurken mevcut olduğu ve davacı … tarafından da bu durumun bilindiği, her ne kadar TTK'nın 547. maddesinde limited şirketlerde şirket müdürünün rekabet etme yasağı bulunduğu belirtilse de, bu durumu bilerek onunla şirket kuran davacının davalının dava dışı şirket müdürlüğüne zımnen kabul ettiği ayrıca çıkarılma şartlarının varlığı sabit olsa bile şirketin iki ortaktan oluşuyor olması ve ortaklarından birinin çıkarılmasına izin verilmesi tek kişilik limited şirketin devamına imkan tanıma sonucunu doğuracağından bu durumun da hukuken mümkün olmaması nedeniyle davanın reddi gerektiği, birleştirilen 2008/95 esas sayılı dava dosyasında davacının davalıya şirket adına verilen Finike Noterliğinin 02/07/2007 tarih 5228 yevmiye nolu vekaletnamenin iptali ve Antalya 6. Noterliği'nin 14/09/2007 tarih 23460 yevmiye nolu azilnamesinin tasdikine yönelik talebi yönünden, davacı … tarafından tek başına dava dışı … 14/09/2007 tarihinde azledildiği, her ne kadar şirket ana sözleşmesinde şirketi temsil yetkisinin birlikte kullanılacağı düzenlenmiş olsa da TTK'nın 545. maddesinde her müdürün azletme yetkisine sahip olduğunun belirtilmesi karşısında bu durumun birlikte temsil kaydının istinası olarak değerlendirilerek davacının …'ün vekillikten azlinin hukuken mümkün ve geçerli olduğu ve azlin geçerli olmasının mahkeme kararına bağlı olmadığı, birleştirilen 2008/95 esas sayılı dava dosyasında davalı … tarafından şirkete ait tüm defter ve belgelerin teslimine yönelik talep yönünden, defter tutma yükümlülüğü yönetime dahil hak ve yükümlülüklerden biri olduğu, bütün müdürlerin bu defterleri inceleyebilmesi gerektiğinden bu nedenle talebin yerinde görüldüğü, birleştirilen 2008/95 esas sayılı dava dosyasında davalı aleyhine açılan tazminat davası yönünden; davacı tarafından davalı …'ün şirkete verdiği zararların ödenmesi talep edilmiş olsa da, davacılar vekili olarak hareket eden Av. …'ın 20.11.2013 havale tarihli dilekçesi ile davacı olarak gösterilen şirket adına vekaletnamesinin bulunmadığını belirtmiş olmasına ve şirketin ticari mümessili sıfatıyla hareket eden davalı … aleyhine açılacak tazminat davasının ancak şirket tarafından açılabilecek bulunmasına göre, bu davalı yönünden davacı … tarafından açılan davadaki tazminata ilişkin talebin aktif dava ehliyeti olmadığından reddi gerektiği, diğer davalı … bakımından ise hem Finike Asliye Ceza Mahkemesinin kesinleşen 2011/38 esas 2018/143 karar sayılı ilamı hem de Elmalı Ağır Ceza Mahkemesinin kesinleşen 2010/142 esas 2011/345 karar sayılı ilamı gereğince davalı …'in beraatine karar verildiğinden söz konusu davalının iddia edilen zarar bakımından kusurunun ispatlanamaması nedeniyle reddi gerektiği, birleştirilen 2014/227 esas sayılı davada davalı …'in "Ernet Mermer San. İth. İhr. Ltd. Şti." adlı şirket ortaklığından çıkarılmasına ve ihracına yönelik talebi yönünden; davacı her ne kadar davalının dava dışı şirket ortaklığından çıkartılmasını ve ihracını talep etmiş olsa da dosya kapsamındaki delil durumu ve hem Finike Asliye Ceza Mahkemesi'nin kesinleşen 2011/38 esas 2018/143 karar sayılı ilamı hem de Elmalı Ağır Ceza Mahkemesinin kesinleşen 2010/142 esas 2011/345 karar sayılı ilamı gereğince davalı …'in beraatine karar verilmiş olması nedeniyle davalının dava dışı şirketten çıkartılmasını gerektirir derecede bir kusurun bulunmadığından birleşen davanın reddi gerektiği gerekçesiyle asıl dava yönünden davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, davalı …'in şirket müdürlüğünden azline yönelik davanın reddine, davalı …'in şirkete ait tüm ticari defter ve belgeleri teslimine, davacının davalı aleyhine açmış olduğu tazminat talebinin reddine, birleştirilen 2008/96 esas sayılı dava yönünden davanın reddine, birleştirilen 2008/256 esas sayılı dava yönünden davanın reddine,birleştirilen 2008/95 esas sayılı dava yönünden davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, davalı … hakkındaki Finike Noterliği'nin 02.07.2007 tarih 5228 yevmiye numaralı vekaletnamenin iptaline ve Antalya Noterliği'nin 14.09.2007 tarih 23460 nolu azilnamenin tasdikine yönelik talepler hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davalı … tarafından şirkete ait tüm defterlerin şirkete teslimine, davalı … aleyhine tazminat talebi bakımından davanın aktif husumet yokluğundan reddine, birleştirilen 2014/227 esas sayılı dava yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir 1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, asıl ve birleşen davalarda davalı … vekilinin asıl dava ile birleşen 2008/256 esas sayılı dava dosyaları yönünden tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Birleşen 2008/95 Esas sayılı dosyası yönünden davalı … vekilinin temyiz istemine gelince, 6100 sayılı HMK'nın “yargılama giderlerinin kapsamı” başlığını taşıyan 323. maddesinde yargılama giderlerinin hangi kalemleri kapsadığı tek tek sayılmış, “yargılama giderlerine hükmedilmesi” başlığını taşıyan 332. maddesinde ise “yargılama giderlerine, mahkemece re'sen hükmedileceği, yargılama gideri, tutarı, hangi tarafa ve hangi oranda yükletildiği ve dökümün hüküm altında gösterileceği,” hüküm altına alınmıştır. Yargılama harç ve giderleri, kural olarak davada haksız çıkan tarafa, bir başka deyişle aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilir (HMK m. 326/I). Davayı kazanan taraf, davayı bir vekil aracılığı ile takip etmişse, haksız çıkan taraf, yargılama gideri olarak vekalet ücreti ödemeye de mahkum edilir (HMK m. 323/1-ğ). Somut olayda, birleşen 2008/95 esas sayılı dosyanın davacı tarafından şirket müdürlerince atanan ticari mümessilin azlinin mahkemece tasdiki, ticari mümessilin şirket defteri ile belgelerinin teslimi ile şirket mümessili tarafından şirketin zarara uğratılması nedeniyle maddi tazminat istemiyle davalı … aleyhine açıldığı görülmüştür. Ancak mahkemece birleşen dava yönünden davanın kısmen kabulune karar verilmiş ise de, davada taraf sıfatı bulunmayan davalı … aleyhine de yargılama gideri ile vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bu husus yönünden davalı yararına bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen 2008/256 esas sayılı davalar yönünden davalı … vekilinin tüm temyiz itiazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle birleşen 2008/95 esas sayılı dava yönünden davalı … vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davalı … yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 107,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl dava ve birleşen 2008/256 Esas sayılı dava yönünden-davalı …'den alınmasına, 21/06/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 51Kaynağı aç
MADDE 51- Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler. Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür. 2. İndirilmesi
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 52Kaynağı aç
MADDE 52- Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir. IV. Özel durumlar 1. Ölüm ve bedensel zarar a. Ölüm

6102 sayılı Kanun'un 626. maddesi uyarınca limited şirket müdürleri ortaklar için düzenlenmiş bulunan bağlılık borcuna tabidir. Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş veya diğer tüm ortaklar yazılı olarak izin vermemişse müdürler şirketle rekabet oluşturan faaliyette bulunamaz. Şirket sözleşmesinde ortakların yazılı onayı yerine ortaklar genel kurulunun onay kararının aranması da kararlaştırılabilir.

Yönetim Yetkisinin Sınırlandırılması ve Müdürün Azli

Türk Ticaret Kanunu'nun 630. maddesinin birinci fıkrası uyarınca genel kurul, müdürü veya müdürleri görevden alabilir, yönetim hakkını ve temsil yetkisini sınırlayabilir. Haklı sebeplerin varlığı halinde ise her ortak, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden talep edebilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 630Kaynağı aç
MADDE 630- (1) Genel kurul, müdürü veya müdürleri görevden alabilir, yönetim hakkını ve temsil yetkisini sınırlayabilir. (2) Her ortak, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebilir. (3) Yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunur. (4) Görevden alınan yöneticinin tazminat hakları saklıdır. VI – Ticari mümessiller ve ticari vekiller

Limited şirket yöneticisinin mevzuat ve şirket sözleşmesinden kaynaklanan ödevlerini ya da özen ve sadakat borcunu önemli ölçüde çiğnemesi veya idari ehliyetini yitirmesi azil yönünden haklı sebep oluşturur. Şirket genel kurulunun usulünce toplanmaması, şirketin gayrimenkul kaybına yol açacak mali temerrütlere sürüklenmesi, sermaye kaybının bildirilmemesi, kamu borçlarının biriktirilmesi veya şirket malvarlığının yetkisiz biçimde satılıp bedelinin şirket hesaplarına intikal ettirilmemesi haklı fesih ve azil gerekçelerindendir. Görevden alınan şirket yöneticisinin tazminat hakları saklı tutulmuştur.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/8327, K. 2022/3434Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2020/8327 E.  ,  2022/3434 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 23.01.2019 tarih ve 2016/632 E- 2019/44 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nce verilen 06.10.2020 tarih ve 2019/618 E- 2020/947 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davacı ve davalı tarafın dava dışı FOG İnş. Tur. Tic. Ltd. Şti.’nin birlikte ayrı ayrı temsilcisi ve %50'şer hisseyle ortak olduğunu, davalının dava dışı şirketi zararlandırıcı işlemler tesis ettiğini, davalı şirket yetkilisi sıfatıyla şirkete ait taşınmaz olan Başkent Organize Sanayi Bölgesi 160 ada 2 parseldeki tahsisli taşınmazı 17/04/2012 tarihinde Arangül Plastik Ltd Şti.’ne ortaklar kurulu kararı olmaksızın devrettiğini, devir bedelini fatura keşide edilmeksizin şirket kayıtlarına intikal ettirmeksizin uhdesine geçirdiğini, şirkete ait olan … plakalı aracı 12.250,00 TL bedelle 24/04/2012 tarihinde eşi …’a, … plakalı aracı 26/04/2012 tarihinde 8.000,00 TL bedelle Etem Çopur’a devrettiğini, her iki aracın devrinde de fatura keşide edilmeksizin şirket kayıtlarına intikal ettirmeden devir bedelinin davalı uhdesinde kaldığını, her üç işlemle ilgili olarak davalı hakkında güveni kötüye kullanmaktan dolayı suç duyurusunda bulunulduğunu, davalı hakkında Ankara 12. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2012/521 esas sayılı dava dosyasında mahkumiyet kararı verildiğini iddia ederek devredilen taşınmazla ilgili tazminat hakkı saklı tutularak davalı şirket yetkilisinin şirketi temsil ve yetkisinin kaldırılarak azline, araçların devrinden kaynaklı toplam 20.250,00 TL’nin 26/04/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 17/07/2012 tarihli beyan dilekçesi ile davalının şirket yetkisinin azli ile devredilen araç bedellerinin şirket nam ve hesabına ödenmesine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, tarafların dava dışı şirketin %50'şer paylı 2 ortağı olduğunu, şirket merkezinin davacıya ait olan adreste faaliyetini yürüttüğünü, davalının mesleki faaliyeti sebebiyle yurtdışında bulunması nedeniyle şirket faliyetlerinin tamamını tek başına temsil ve ilzama yetkili olan … tarafından yönetildiğini, şirketin defterlerinin davacıda olduğunu, bu sebeple davacının defterler üzerinde değişiklikler yapabildiğini, davalının yapmış olduğu işlemler bildirilmesine rağmen deftere işlenmeyerek davalının zor durumda bırakıldığını, davacının şirkete ait kamyon ve minibüsü satıp parayı uhdesinde tuttuğunu, şirket adına kayıtlı Volkswagen Caddy marka ticari aracın ilk günden beri davacının şahsi işleri için aralıksız kullanıldığını, şirkete ait taşınmazın devrinin iptaline ilişkin açılan davanın sonuçlandığını, devrin iptal edildiğini, ceza davası açılmış ise de kararın kesinleşmediğini, … … ada 32 parseldeki dubleks meskenin davalı tarafından alındığını, kredi ödemelerinin davalı tarafından yapıldığını, 32 parsele dair şirket tarafından inşaat bedeli olarak ödenen bir tutar olmadığını, davalının işleri nedeniyle yurtdışında olduğu dönemde şirketten alacağı olan 360.000,00 TL bedel ile dava dışı şirkete devrettiği Başkent OSB 160 ada 12 parsele karşılık ödemenin karmaşık ve mizan ve muhasebe tekniği ile ödeme yapılmadan sıfırlandığını, hatta borçlu duruma düşürüldüğünü, davalı ortak olmadığı 2006-2007-2008-2009 yıllarında ortakmış gibi borçlandırıldığını, şirket üzerinden satışı gerçekleştirilen araçların alış bedelleri davalı yanca karşılandığı halde şirket aktifine kaydedildiğini, davalının davacıya şirket harcamaları için aktardığı tutarların hiçbirisinin şirket adına kullanılmadığını, şahsi işleri için sarfediliğini, davacının davalının yanında çalışan olduğunu, zaman içinde %50 hisse ile şirkete ortak kılındığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk derece mahkemesi, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, şirket kayıtlarında araçların ve taşınmazın satışını belgelendiren herhangi bir satış faturası kaydına rastlanılmadığı, 6102 sayılı TTK’nın 626/1 maddesine göre müdürler ve yönetimle görevli kişiler görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kuralı çerçevesinde gözetmekle yükümlü oldukları, davalının şirket menfaatleri gereği şirket aktifinde kayıtlı araçların satışından kaynaklanan bedeli kendi uhdesinde tuttuğu, şirket aktifine kazandırmadığı, dolayısıyla şirket menfaatlerinin aksi yönünde hareket ettiği kanaatine varıldığı, diğer sermaye şirketlerinden farklı olarak TTK’nın 630/2 maddesine göre limited şirketlerde müdürlerin mahkeme kararıyla azledilebilecekleri, TTK’nın 630/2 maddesi uyarınca her limited şirket ortağının pay oranı ne olursa olsun haklı sebeplerin varlığı halinde yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkisinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebileceği, kanunda haklı sebebin de belirlendiği, buna göre yöneticinin özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunacağı, hal böyle olunca davalının şirket mal varlığını şirket kararı olmadan satması ve elde edilen paranın şirkete aktarılmamış olması karşısında azil için kanunda öngörülen haklı sebebin mevcut olduğu, davalının şirket mal varlığını satarak elde edilen parayı şirkete aktarmamasından doğan zararın şirket zararı niteliğinde olduğu, ancak şirket ortağı sıfatıyla davacı taraf tazminat davası açabilecek ise de tazminatın şirkete ödenmesi talep edilmesi gerekmekte olup, davacının talebini bu şekilde tashih ettiği, zarar miktarının satış bedellerinden ibaret olduğu, zararın satış tarihlerin de oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davalının yönetim hakkının ve temsil yetkisinin kaldırılmasına, 20.250,00 TL'nın davalıdan 26/04/2012 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsiliyle dava dışı Fog İnşaat Turizm ve Ticaret Limited Şirketi'ne ödenmesine karar verilmiştir. Karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, tarafların dava dışı şirketin %50 ortağı bulunduğu, uyuşmazlık konusu araç satış işleminin yapıldığı 2012 yılında tarafların münferit imzaları ile temsil ve ilzama yetkili kılındıkları, dava konusu araçların ve taşınmazın satışı sonucunda tahsil edilen nakit bedellerin şirketin defter ve kayıtlarında yer almadığı, noter huzurunda düzenlenen araç satış sözleşmesinde bedelin nakit olarak alındığının belirlenmesine ve taşınmazın tapuda satışının gerçekleşmesine rağmen söz konusu bedellerin deftere kaydedilmediği, araç ve taşınmaz satış bedellerinin şirket kasasına girmediği, şirketin banka kayıtlarını gösterir muavin kayıtlarında da bulunmadığı, şirket kayıtlarında araçların ve taşınmazın satışını belgelendiren herhangi bir satış faturası kaydınada rastlanmadığı, şirketin ortaklarına olan borçların takip edildiği ortaklara borçlar hesabı bilirkişilerce incelenmiş davalının davadışı şirketten 51.516,23 TL alacaklı olduğu, satış bedellerinin şirketin ortağa borç tutarından mahsup kaydınında yapılmadığı, şirketin diğer ortağı olan davacının da aynı dönemde 225.788,25 TL alacaklı olduğu, nihayetinde araçların ve taşınmazın satışının yapılması ve davalı ortağın şirketten olan alacaklarına istinaden davalıya ödenmesi hususunda ortaklar kurulunca alınmış herhangi bir kararın mevcut olmadığı, somut olayda, davalının 6102 sayılı TTK’nın 626/1 maddesine aykırı olarak şirket menfaatleri gereği şirket aktifinde kayıtlı araçların satışından kaynaklanan bedeli kendi uhdesinde tuttuğu, şirket aktifine kazandırmadığı, dolayısıyla şirket menfaatlerinin aksi yönünde hareket ettiği, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın kabulü yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 1.036,96 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 26/04/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/8129, K. 2022/4802Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2020/8129 E.  ,  2022/4802 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 26.10.2017 tarih ve 2015/514 E- 2017/837 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi'nce verilen 22.10.2020 tarih ve 2020/117 E- 2020/193 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili ile davalı …’nin Aselat İnşaat San. Ltd. Şti'nin hissedarları olduğunu, şirketin 10.000.000,00 TL'lik sermayesinin 9.000.000,00 TL'lik kısmının davalıya, 1.000.000,00 TL'lik kısmının da müvekkiline ait olduğunu, 07/12/2012 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesi 'nde ilan olunan ortaklar kurulu kararının 7 nolu bendi ile davalının süresiz olarak görev yapmak üzere şirket müdürü olarak seçildiğini, şirketin her konuda ve her anlamda tam bir yetki ile temsil ve ilzam etmek üzere şirket unvanı altına atacağı münferit imza ile yetkili kılındığını, ancak davalının müdür olduğu tarihten itibaren yasal görevini yerine getirmediği gibi 3 hesap yılında genel kurul çağrısını da yapmadığını ve şirketin faaliyetleriyle ilgili olarak müvekkiline bilgi vermekten kaçındığını, bu nedenle müvekkilince keşide edilen 15/12/2014 tarihli ihtarname ile şirket işleriyle ilgili bilgi alma, şirketin faaliyet ve müdür seçimi ile ilgili olan gündemle genel kurul toplantısına çağrı yapılması talep edildiğini, davalı vekili tarafından gönderilen cevabi ihtarla şirket müdürü olan davalının sağlık problemleri nedeniyle ortaklar kurulunun toplanamadığını ve bu sorunun sona ermesini müteakiben genel kurul toplantısına çağrı yapılacağının bildirildiğini, davalının 03/12/2012 tarihinden itibaren şirketi zararlandırıcı faaliyetlerde bulunarak iyi yönetmediğini, şirkete ait Kartal'da bulunan arsalar üzerine inşa edilecek binalar için Ak Finansal Kiralama A.Ş'den çektiği 11.148.738,39 USD kredi karşılığı şirketin maliki bulunduğu yalı nitelikli taşınmazı finansal kiralama şirketine temlik ettiğini, yine aynı yerde bulunan 56 parsel sayılı arsa üzerine ipotek tesis ettirdiğini, ancak kiralama şirketine planına uygun olarak ödeme yapılmaması nedeniyle temerrüde düşüldüğünü ve şirketin tüm malvarlığını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalındığını, finansal kiralama şirketinden kullanılan kredilerin bir kısmı inşaatın yapımı için harcanmış ise de önemli bir kısmının davalının kendi şahsi menfaatleri için kullanıldığını, bu hususun yapılacak inceleme ile ortaya çıkacağını, davalının İran uyruklu olduğunu ve zamanının önemli kısmını …'de geçirdiğini, Türkiye'de çok az kaldığını, bu hususun yurda giriş çıkış kayıtlarıyla sabit olduğunu ve davalı vekilince de belirtildiği üzere sağlık problemleri olması halinde zaten şirketi yönetemeyeceğinin aşikar bulunduğunu ileri sürerek şirket müdürü davalının müdürlük görevinden azline, temsil yetkisinin kaldırılmasına, şirketin idaresi için kayyum atanmasına ve kusuru ile müvekkilini ve şirketi uğrattığı zarar nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL'nin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, azil davasının şirkete yöneltilmesi gerektiğini, şirket müdürü olan müvekkiline husumetin düşmeyeceğini, kaldı ki, şirket müdürü olan müvekkili ile şirket arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunduğundan davanın yalnızca müdür olan müvekkiline yönlendirilmesinin usule aykırı olduğunu, müvekkilinin Yasa'nın öngördüğü tüm görevlerini özen ve bağlılık yükümlülüğüne bağlı olarak yerine getirdiğini, davacının ileri sürdüğü iddiaların azil için haklı sebep olamayacağını, davacı iddialarının somut dayanaktan yoksun olduğunu, davacının yasayla kendisine açıkça tanınan hak ve yetkileri kullanarak genel kurulun toplanmasını sağlaması imkânı mevcut iken sırf genel kurulun toplanamadığı gerekçesiyle müvekkilinin azlini isteyemeyeceğini, müvekkilinin ikametgâhının yurtdışında olmasının görev ve yetkilerini kullanmasına engel teşkil etmediğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk derece mahkemesince iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, TTK. 630/3. maddesi gereğince, şirket müdürünün özen ve bağlılık yükümü ile kanundan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi ile şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesinin haklı sebep olarak kabul edileceği, şirket müdürü olan davalının müdürlük görevine başladığı tarihten itibaren TTK hükümleri ve ana sözleşme çerçevesinde ortaklar kurulu toplantısını yapmak üzere çağrıda bulunması ve bu toplantıların yapılmasını sağlaması gerekirken, bu gereği yerine getirmediği, işbu dava açıldıktan sonra yargılama sırasında 2012 yılından itibaren takip eden yılları da kapsayacak şekilde 16.05.2016 tarihli genel kurul toplantısını yaptığı, şirkete ait taşınmazla ilgili olarak finansal kiralama sözleşmesi akdetmiş ise de sözleşmesel edimleri gereği gibi yerine getirmesini sağlayamadığı ve sözleşmenin feshi ile sözleşme konusu ve şirkete ait gayrimenkulün finansal kiralama şirketine geçmesine neden olduğu, davalının müdür olduğu tarihten itibaren şirket bilançolarının zararla kapatıldığı ve şirketin sermayesinde azalmaların yıllara göre artarak devam ettiği, son olarak sermayenin tamamen yitirilmiş olmasına rağmen Yasa gereği mahkemeye bildirimde bulunulmadığı, SGK ve vergi borçlarını zamanında ödemeyerek birikmesine ve gecikme zammı tahakkuk etmesine neden olduğu, dosya içeriğiyle sabit olduğundan, davalının müdürlük görevini ifası sırasında gerekli özeni göstermeyerek bağlılık yükümlülüğünü de ihlal ettiği, kanunda şirket müdürüne tanınan devredilemez ve vazgeçilemez yetkilerini gereği gibi yerine getirmeyerek kanunu ve ana sözleşmede üstlendiği yükümlülüklerini ağır surette ihlal ettiği, şirketi iyi şekilde yönetemediği gerekçesiyle davacının, davalının müdürlük görevinden azlini istemekte haklı olduğu, davacı pay sahibinin ortaklar kurulunu toplantıya çağırma hususunda mahkemeden izin alma yetkisi olduğu anlaşılsa da davacının kendisine tanınan bu hakkı kullanmamasının kanunen müdüre verilen görevin yerine getirilmemesi durumunun haklı hale gelmesini sağlamayacağı, davacı tarafın şirketin zarara uğratıldığını ileri sürerek 5.000,00 TL tazminatın kendisine ödenmesi talebini geri almış ise de, davalı tarafça geri almaya muvafakat edilmediğinden bu talebin de değerlendirilmesi gerektiği, şirketin kötü yönetim ve özen yükümlülüğüne aykırılık nedeninden kaynaklanan zararların pay sahibinin dolaylı zararı niteliğinde bulunduğu, bu durumda pay sahibi olan davacının doğrudan bir zararından sözedilemeyeceği ve dolaylı zararların da ancak şirkete verilebileceği yasa gereği olduğundan davacının 5.000,00 TL tazminatın kendisine ödenmesi yönündeki talebinin yerinde olmadığı, ayrıca, şirketin yönetim boşluğunun ya da organ boşluğunun olmadığı gözetilerek kayyum tayini isteminin de yerinde bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının dava dışı Asalet İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi'ndeki müdürlük görevinden azline, davalının şirketteki müdürlük yetkilerinin kaldırılmasına, davacının tazminat ve kayyum tayini istemlerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir. Karara karşı, taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, somut olayda, şirket müdürü olan davalının göreve başladığından bu yana şirket genel kurul toplantılarının ifasını sağlamadığı, şirketin zarar ederek öz sermayesini tamamen kaybettiği, davalı tarafça haklı bir gerekçe ileri sürülemediği, davadan sonra yapılan genel kurulda alınan kararların sonucu değiştirmediği gibi anılan genel kurul kararların iptali için davanın açılmış olduğu gözetildiğinde, davalı şirket müdürünün kanuna ve özen ve bağlılık yükümlülüğüne aykırı hareket ettiği dolayısıyla azil için somut olayda haklı sebeplerin bulunduğu sonuç ve kanaatine varıldığı, dava dışı şirkette organ boşluğu olmadığı, azil kararıyla birlikte hükmün kesinleşmesi halinde müdürlük görevi sona erse dahi, şirketin müdürünü seçecek olan TTK 616-b maddesi gereğince ortaklar genel kurulu olduğundan ilk derece mahkemesince, kayyım talebinin reddinde isabetsizlik bulunmadığı, tazminat talebine ilişkin davacı tarafça iddia edilen zarar kalemlerinin doğrudan zararlar olmayıp, dolaylı zararlar olduğu, davacının böyle bir davayı açabilirse de hükmedilecek tazminatın kendisine değil ancak şirkete verilmesini talep edebileceği ve yargılama sırasında davacı tarafından sunulan dilekçeden tazminatın şirkete verilmesi yönünde açık bir istemi bulunmadığından bu yöndeki davanın hukuken dinlenemeyeceği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir. Karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 26,30 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 13/06/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Bir şirket müdürünün ticari defterleri diğer müdürün incelemesine müsaade etmemesi, tek başına müdürün mahkemece azlini haklı gösterecek ağırlıkta bir kusur sayılmamaktadır. Buna karşılık, pay sahibinin genel kurulu toplantıya çağırmak amacıyla mahkemeden izin alma imkânına sahip olması, şirket müdürünün genel kurulu toplantıya çağırma görevini yerine getirmemiş olmasını haklı kılmaz.

Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde mahkemenin limited şirkete bizzat müdür atama yetkisi bulunmadığından, azil davası açan ortağın kendisinin müdür olarak atanmasına yönelik talebi reddedilir. Müdürlük görevi mahkeme kararıyla sona erse dahi 6102 sayılı Kanun'un 616. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi gereğince yeni müdürü seçme yetkisi ortaklar genel kuruluna aittir; bu sebeple şirkette organ boşluğu meydana gelmedikçe şirkete kayyım tayin edilemez.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/15545, K. 2017/2667Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/15545 E.  ,  2017/2667 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 08/09/2015 tarih ve 2010/130-2015/872 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; müvekkili ile davalının … Tic. Ltd. Şti.'nin kuruluşundan itibaren eşit hisseye sahip ortağı olduklarını, şirket ana sözleşmesi ile davalının 5 yıl süre ile şirket müdürü olarak atandığını, ortaklar olarak üzerine inşaat yapılacak taşınmazları 1.500.000,00 Euro’ya satın aldıklarını ve taşınmazların tapu devirlerinin söz konusu şirkete yapıldığını, sonrasında belirtilen taşınmazlar üzerine inşaatlar yapılmaya başlandığını, inşaatların proje üzerinden müvekkili tarafından satıldığını ve paralarının şirket hesabına havale edildiğini, şirketin Türkiye'deki tüm işlerinin davalı tarafından takip edildiğini, müvekkilinin Türkiye'ye son gelişinde davalının şirket hesabından kendisine ait başka hesaba paralar aktardığını öğrendiğini, böylece şirket hesaplarının boşaltıldığını, ayrıca söz konusu inşaatın bitirilmediğini ve şirkete ait tapuların 3. kişilere devredilmek suretiyle kaçırıldığını, davalının müdürlük görevini açıkça kötüye kullandığını, ileri sürerek davalının ana sözleşmeyle kendisine tanınmış temsile ilişkin tüm yetkilerinin ortadan kaldırılmasına, buna ilişkin şirket ana sözleşmesinin ilgili maddesinin iptali ile karar kesinleştiğinde müvekkilinin şirket yetkilisi olarak tayinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; tarafların ortak olduğu şirketin ekonomik sıkıntı içerisinde olduğunu, bunun nedeninin ise davacının müşteriler ile satış sözleşmesi yaparak tahsil ettiği bedelleri şirket hesabına aktarmamasından kaynaklandığını, müvekkili tarafından çekilen paraların şirketin inşaat faaliyeti için harcandığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; davalının şirketi temsile yetkili olduğu dönemde TTK ve Vergi Usul Kanunu hükümlerine aykırı olan işlemler gerçekleştirdiği, şirketin davalının şahsi borçları ve davalının ortağı olduğu dava dışı şirketin borçları için kefil gösterildiği, bu nedenle şirketin borca batık hale geldiği, dolayısıyla davanın açıldığı tarih itibariyle davacının davalının şirket müdürlüğünden azlini istemekte haklı olduğu, ancak davalının şirket müdürlüğü görevine 04/07/2005 tarihli şirket ana sözleşmesi ile 5 yıllığına seçildiği ve görev süresinin dava tarihinden sonra 04/07/2010 tarihinde sona erdiği, böylece müdürlük görevinden azil talebine ilişkin davanın konusuz kaldığı, 6762 sayılı TTK'nın 545. maddesi gereğince, mukavelede aksine hüküm olmadıkça ticari mümessiller ile bütün işletmeyi idare salahiyetini haiz olan ticari vekillerin ancak umumi heyet kararıyla tayin olunabileceği, bu nedenle davacının kendisinin şirket yetkilisi olarak seçilmesi talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle şirket müdürünün azli hususundaki davanın konusuz kalmış olması nedeniyle esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve davacının şirket yetkilisi olarak seçilmesi talebinin reddine karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Dava, haklı nedenlerle iki ortaklı limited şirket müdürünün azli ve diğer ortağın şirket müdürü olarak atanması istemlerine ilişkindir. Mahkemece, şirket müdürünün ana sözleşme ile beş yıllığına atandığı ve dava tarihinden sonra görev süresinin dolduğu gerekçesiyle şirket müdürünün azli yönünden davanın konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Ancak, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nın 540. maddesi uyarınca “Aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecburdurlar. Şirket mukavelesi veya umumi heyet kararı ile şirketin idare ve temsili ortaklardan bir veya birkaçına bırakılabilir.” Davalı …’nin ana sözleşme ile verilen müdürlük görevi 04/07/2010 tarihi itibariyle dolduğu ve bu tarihten sonra şirket ortaklar kurulunca müdür görevlendirmesi yapılmadığı da sabit olduğuna göre, bu tarihten sonra her iki ortakta özden organ olarak müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecburdurlar. Mahkemece, davacının iddialarının sübut bulduğu ve şirket müdürünün azlinin şartlarının oluştuğu kabul edildiğine göre, 6762 sayılı TTK’nın 540. maddesi karşısında davalı şirket müdürünün azline karar verilmesi gerekirken, davanın konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi doğru olmamıştır. Ayrıca, mahkemece davacı vekilinin müvekkilinin şirkete müdür atanmasıyla ilgili talebi 6762 sayılı TTK’nın 545. maddesi gerekçe gösterilerek reddedilmiştir. Ancak, 6762 sayılı TTK’nın 545. maddesine göre ''Mukavelede aksine hüküm olmadıkça ticari mümessiller ile bütün işletmeyi idare salahiyetini haiz olan ticari vekiller, ancak umumi heyet kararıyla tayin olunabilir. Bununla beraber her müdür, bunları azletmek salahiyetine sahiptir.'' Bu madde limited şirket müdürünün atanmasıyla ilgili olmayıp, ticari mümessiller ile bütün işletmeyi idare salahiyetini haiz olan ticari vekillerin atanmasıyla ilgilidir. TTK hükümleri gereğince mahkemenin limited şirkete müdür atamaya yönelik yetkisinin bulunmaması karşısında, davacının şirkete müdür atanma talebinin reddi doğru ise de, bu talebin açıklanan gerekçe ile reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. 3- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, aşağıda yazılı bakiye 3,70 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 08/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Müdürlerin Hukuki ve Kamu Borçlarından Sorumluluğu

Türk Ticaret Kanunu'nun 644. maddesi yollamasıyla; belgelerin ve beyanların kanuna aykırılığına ilişkin 549, sermaye hakkında yanlış beyanlar ve ödeme yetersizliğinin bilinmesine dair 550, değer biçilmesinde yolsuzluğa ilişkin 551 ve yöneticilerin kusurlarından doğan sorumluluğu düzenleyen 553. maddeler limited şirket müdürleri hakkında da uygulanır. Kanunun 549 ila 551. maddelerine aykırı davrananlar hakkında 562. maddenin sekizinci ila onuncu fıkralarındaki cezai hükümler tatbik edilir.

Müdürün kötü yönetimi ve özen yükümlülüğünü ihlali sebebiyle meydana gelen zararlar şirket açısından dolaylı zarar niteliğindedir. Bu çerçevede pay sahibi tarafından açılacak sorumluluk davasında hükmedilecek tazminatın davacı ortağa değil, doğrudan şirkete ödenmesi talep edilmelidir. Tazminatın şirkete verilmesi yönünde açık talep bulunmadığı takdirde dava dinlenmez.

Limited şirket müdürleri kamu borçlarından ötürü 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca şahsi malvarlıklarıyla sorumludur. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesi uyarınca vergi borcunun müdürden tahsil edilebilmesi için vergi alacağının kanuni temsilcilerin vergi ödevlerini yerine getirmemesi sebebiyle tüzel kişiden tahsil edilememiş olması gerekir. 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesinde ise tüzel kişinin malvarlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının kanuni temsilcilerin şahsi malvarlığından tahsil edileceği öngörülmüş olup temsilcinin ödevini yapıp yapmadığı şartı aranmamıştır. Şirketin tasfiyeye girmesi veya tasfiye edilmiş bulunması kanuni temsilcilerin önceki dönem amme alacağı sorumluluklarını ortadan kaldırmaz; amme alacağını ödeyen temsilciler asıl borçlu şirkete rücu edebilir.

6183 sayılı AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ HAKKINDA KANUN m. 35 (2/2)Kaynağı aç
Madde 35 – (Ek: 25/5/1995 – 4108/11 md.) Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanır. Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz. Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler. (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.; İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 19/3/2015 tarihli ve E.: 2014/144, K.: 2015/29 sayılı Kararı ile.) (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.; İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 19/3/2015 tarihli ve E.: 2014/144, K.: 2015/29 sayılı Kararı ile.) Birleşme, devir, bölünme ve şekil değiştirme halleri:[10]
Limited şirkette yönetim ve temsil tamamen şirket dışı kişilere devredilebilir mi?

Hayır, limited şirketin yönetimi ve temsili tamamen şirket dışındaki üçüncü kişilere bırakılamaz; 6102 sayılı Kanun'un 623. maddesinin birinci fıkrası uyarınca en az bir ortağın yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması zorunludur.

Müdürler kurulu kararlarında eşitlik olması halinde nasıl hareket edilir?

Birden fazla müdürün bulunması halinde kararlar kural olarak çoğunlukla alınır ve oylarda eşitlik olması durumunda müdürler kurulu başkanının oyuna üstünlük tanınır; ancak şirket sözleşmesiyle karar usulüne dair farklı bir kural benimsenebilir.

Tüzel kişiler limited şirkete müdür olarak atanabilir mi?

Evet, tüzel kişiler limited şirkete müdür seçilebilir; ancak 6102 sayılı Kanun'un 623. maddesinin ikinci fıkrası gereğince bu görevi tüzel kişi adına yürütecek bir gerçek kişinin belirlenmesi şarttır.

Limited şirket ortağı müdürün azlini mahkemeden isteyebilir mi?

Evet, haklı sebeplerin varlığı halinde her ortak mahkemeden yöneticilerin yönetim hakkı ile temsil yetkisinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını talep edebilir.

Müdür aleyhine açılan tazminat davasında tazminatın ortağa ödenmesi istenebilir mi?

Hayır, müdürün özen yükümlülüğüne aykırı davranışlarından doğan zararlar dolaylı zarar mahiyetinde olduğundan, pay sahibi hükmedilecek tazminatın kendisine değil bizzat şirkete ödenmesini talep etmek zorundadır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu