Evlilik Nedeniyle İşten Ayrılan Kadın İşçinin Kıdem Tazminatı

by Avukat Erdal Ersoy
Evlilik Nedeniyle İşten Ayrılan Kadın İşçinin Kıdem Tazminatı

Evlilik Gerekçesiyle Fesih Hakkı ve Yararlanma Şartları

1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, kadın işçinin evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde iş sözleşmesini kendi arzusu ile sona erdirmesi halinde kıdem tazminatı ödenir. Bu fesih imkânı yalnızca kadın işçilere tanınmış olup erkek çalışanların evlilik gerekçesiyle iş sözleşmesini feshederek kıdem tazminatı talep etme hakkı bulunmamaktadır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2010/10705 Esas ve 2012/16586 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, fesih hakkı resmi evlilik işleminin tamamlanmasıyla doğar; resmi nikâh öncesinde bu gerekçeyle fesih hakkının kullanılması hukuken olanaksızdır. İşçinin kıdem tazminatına hak kazanabilmesi için aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde en az bir yıllık kıdem süresinin bulunması zorunludur.

1475 sayılı İŞ KANUNU m. 14Kaynağı aç
Madde 14 – (Değişik birinci fıkra: 29/7/1983 – 2869/3 md.) Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin: 1. İşveren tarafından bu Kanunun 17 nci maddesinin II numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında, 2. İşçi tarafından bu Kanunun 16 ncı maddesi uyarınca, 3. Muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyle, 4. Bağlı bulundukları kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla;[2] 5. (Ek: 25/8/1999 – 4447/45 md.) 506 Sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı Kanunun Geçici 81 inci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeniyle, Feshedilmesi veya kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır. (Değişik fıkralar: 17/10/1980 – 2320/1 md.): İşçilerin kıdemleri, hizmet akdinin devam etmiş veya fasılalarla yeniden akdedilmiş olmasına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde çalıştıkları süreler gözönüne alınarak hesaplanır. İşyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde işçinin kıdemi, işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanır. 12/7/1975 tarihinden, itibaren işyerinin devri veya herhangi bir suretle el değiştirmesi halinde işlemiş kıdem tazminatlarından her iki işveren sorumludur. Ancak, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır. 12/7/1975 tarihinden evvel işyeri devrolmuş veya herhangi bir suretle el değiştirmişse devir mukavelesinde aksine bir hüküm yoksa işlemiş kıdem tazminatlarından yeni işveren sorumludur.[3] [4] İşçinin birinci bendin 4 üncü fıkrası hükmünden faydalanabilmesi için aylık veya toptan ödemeye hak kazanmış bulunduğunu ve kendisine aylık bağlanması veya toptan ödeme yapılması için yaşlılık sigortası bakımından bağlı bulunduğu kuruma veya sandığa müracaat etmiş olduğunu belgelemesi şarttır. İşçinin ölümü halinde bu şart aranmaz. T.C. Emekli Sandığı Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kanununa veya yalnız Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olarak sadece aynı ya da değişik kamu kuruluşlarında geçen hizmet sürelerinin birleştirilmesi suretiyle Sosyal Sigortalar Kanununa göre yaşlılık veya malullük aylığına ya da toptan ödemeye hak kazanan işçiye, bu kamu kuruluşlarında geçirdiği hizmet sürelerinin toplamı üzerinden son kamu kuruluşu işverenince kıdem tazminatı ödenir. Yukarıda belirtilen kamu kuruluşlarında işçinin hizmet akdinin evvelce bu maddeye göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona ermesi suretiyle geçen hizmet süreleri kıdem tazminatının hesabında dikkate alınmaz. Ancak, bu tazminatın T.C. Emekli Sandığına tabi olarak geçen hizmet süresine ait kısmı için ödenecek miktar, yaşlılık veya malullük aylığının başlangıç tarihinde T.C. Emekli Sandığı Kanununun yürürlükteki hükümlerine göre emeklilik ikramiyesi için öngörülen miktardan fazla olamaz. Bu maddede geçen kamu kuruluşları deyimi, genel, katma ve özel bütçeli idareler ile 468 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde sayılan kurumları kapsar. Aynı kıdem süresi için bir defadan fazla kıdem tazminatı veya ikramiye ödenmez. Kıdem tazminatının hesaplanması, son ücret üzerinden yapılır. Parça başı, akort, götürü veya yüzde usulü gibi ücretin sabit olmadığı hallerde son bir yıllık süre içinde ödenen ücretin o süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama ücret bu tazminatın hesabına esas tutulur. Ancak, son bir yıl içinde işçi ücretine zam yapıldığı takdirde, tazminata esas ücret, işçinin işten ayrılma tarihi ile zammın yapıldığı tarih arasında alınan ücretin aynı süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle hesaplanır. (Değişik: 29/7/1983 – 2869/3 md.) 13 üncü maddesinde sözü geçen tazminat ile bu maddede yer alan kıdem tazminatına esas olacak ücretin hesabında 26 ncı maddenin birinci fıkrasında yazılı ücrete ilaveten işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akdi ve kanundan doğan menfaatler de gözönünde tutulur. Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi sebebiyle açılacak davanın sonunda hakim gecikme süresi için, ödenmeyen süreye göre mevduata uygulanan en yüksek faizin ödenmesine hükmeder. İşçinin mevzuattan doğan diğer hakları saklıdır.[5] (Değişik: 17/10/1980 – 2320/1 md.) Bu maddede belirtilen kıdem tazminatı ile ilgili 30 günlük süre hizmet akidleri veya toplu iş sözleşmeleri ile işçi lehine değiştirilebilir. (Değişik: 10/12/1982 – 2762/1 md.) Ancak, toplu sözleşmelerle ve hizmet akitleriyle belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez. (Değişik fıkralar: 17/10/1980 – 2320/1 md.): İşçinin ölümü halinde yukarıdaki hükümlere göre doğan tazminat tutarı, kanuni mirasçılarına ödenir. Kıdem tazminatından doğan sorumluluğu işveren şahıslara veya sigorta şirketlerine sigorta ettiremez. İşveren sorumluluğu altında ve sadece yaşlılık, emeklilik, malullük, ölüm ve toptan ödeme hallerine mahsus olmak kaydiyle Devlet veya kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulu kurumlarda veya % 50 hisseden fazlası Devlete ait bir bankada veya bir kurumda işveren tarafından kıdem tazminatı ile ilgili bir fon tesis edilir.[6] Fon tesisi ile ilgili hususlar kanunla düzenlenir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2010/10705, K. 2012/16586Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2010/10705 E.  ,  2012/16586 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA :Davacı, … 4. İcra Müdürlüğünün 2006/16086 Esas sayılı dosyasında yapılan itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, davayı reddetmiştir. Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı, davalı şirket tarafından ihbar ve kıdem tazminatlarının ödeneceği taahhüt edilerek iş akdine son verilmesine rağmen sadece 2500 TL kıdem tazminatı ödendiğini, bakiye kıdem tazminatının ödenmesi için … 4. İcra Müdürlüğünün 2006/16086 Esas sayılı dosyasında icra takibi başlattığını ancak davalının bu takibe itiraz ettiğini belirterek davalının itirazının iptaline, takibin devamına, alacağın % 40 ı oranında icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı, davacının evlilik nedeniyle ayrılmak istediğini belirtir dilekçesine istinaden haklarının ödenmesine karar verildiğini ve ayrıldıktan sonra 11.10.20 06… .11.2006 tarihlerinde toplam 2500 TL kıdem tazminatının ödendiğini, ancak davacının şirketin eski yönetim kurulu başkanı olan, kötü yönetimi ile şirketi zarara uğratan ve aleyhine açılan davalar nedeniyle davalı şirket ile arasında husumet bulunan…’ ın ortağı olduğu Üniplast şirketinde 02.10.2006 itibariyle çalışmaya başladığının öğrenilmesi üzerine bakiye kıdem tazminatının ödenmesinin durdurulduğunu, davacının eyleminin Medeni Kanun’un 2 ve 3. maddesi hükümleriyle bağdaşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, davacının 22.07.2006 tarihinde evlendiği, 22.08.2006 tarihinde de evlilik nedeniyle işten ayrılmak üzere dilekçe verdiği, 11.09.2009 tarihinde de işyerinden ilişiğini kestiği ancak 21 gün sonra başka bir işyerinde SGK kayıtlarına göre daha fazla bir maaşla çalışmaya başladığı yasa koyucunun evlenme durumunda çalışanlara iş akdini feshetme olanağı tanımış olmakla birlikte bu hakkını kullanan kişinin evlilik birliğindeki yükümlülüklerini daha rahat yerine getirebilmesi ve bu nedenle haklı fesih imkanı getirmiş olduğu, davacının ise bu hakkını kötüye kullanarak yeniden çalışmasını gerektirir objektif ve nesnel delilleri ortaya koymadığı, dürüstlük kuralına aykırı davrandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davacı temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1- İş sözleşmesinin kadın işçi tarafından evlilik sebebiyle feshedilip feshedilmediği ve buna göre kıdem tazminatı hakkının doğup doğmadığı ve bu hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı noktalarında taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur. 4857 sayılı İş Kanununun 120 nci maddesi yollamasıyla, halen yürürlükte olan 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında, kadın işçinin evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde evlilik sebebiyle kıdem tazminatına hak kazanabilecek şekilde feshedebileceği hükme bağlanmıştır. Kadın işçinin evlilik sebebiyle fesih hakkı, evlilik tarihinden itibaren başlar. Bu hak, sadece kadın eşe tanınmış olup, resmi evlilik işleminin tamamlanmasından itibaren bir yıl içinde kullanılmalıdır. Kadın işçinin evlilik öncesinde bu hakkını kullanması da olanaksızdır. Yine evlilik öncesi çeşitli işlemlerin yapılmasının işe devamsızlık noktasında geçerli mazereti oluşturup oluşturmayacağı her bir olay yönünden değerlendirilmelidir. Kadın işçinin yasanın tanıdığı fesih hakkını kullanması halinde, kıdem tazminatı talep hakkı doğar. Feshin işverence kabul edilmesi gerekmez. Aynı zamanda işçinin işverene ihbar öneli tanıması zorunluluğu da bulunmamaktadır. Kadın işçinin, iş sözleşmesini evlilik nedenine dayalı olarak feshine rağmen başka bir işte çalışmaya başlamasının yasal hakkın kötüye kullanımı olup olmadığı her bir somut olay yönünden ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Evliliğin kadına yüklediği toplumsal sorumluluğun bir gereği olarak yasada belirtilen fesih hakkı tanınmıştır. Çalışma hayatının evlilikle birlikte gereği gibi yürütülemeyeceği düşüncesi, aile birliğinin korunması ve kadının aile ile ilgili görevleri, yasakoyucuyu bu doğrultuda bir düzenlemeye yöneltmiştir. Bununla birlikte Anayasal temeli olan çalışma hak ve hürriyetinin ortadan kaldırılması düşünülemez. Kadın işçinin evlilik nedenine bağlı feshinin ardından kısa bir süre sonra yeniden çalışmasının gerekleri ortaya çıkmış olabilir. Hatta kadın işçi evlilik nedenine dayalı feshin ardından ara vermeksizin başka bir işyerinde çalışmaya başlayabilir ve bu durum evliliğin kadına yüklediği görevlerin yerine getirilmesi noktasında daha olumlu sonuçlar doğurabilir. Somut olayda davacı 22.08.2006 tarihli dilekçesi ile evlilik nedeniyle davalı işyerinden ayrılmak istediğini belirtmiş 11.09.2006 tarihine kadar çalışarak bu tarihte davalı işyerinden ayrılmıştır. İşveren davacının çalışma süresine göre 11.079,29 TL kıdem tazminatı tahakkuk ettirmiş bu miktardan 2500 TL sini ödemiştir. Bakiye miktarın davacının davalı şirketten ayrılmasının akabinde 02.10.2006 tarihinde geçmişte davalı şirketin yönetim kurulu başkanlığını da yapan ancak daha sonra şirketle husumetli hale gelen … ‘ın kurucu ortağı olduğu Üniplast şirketinde çalışmaya başladığının öğrenilmesi sebebiyle ödenmesinden vazgeçilmiş, ve davacının tekrar başka bir işyerinde çalışmaya başlaması sebebiyle kötüniyetli olduğu savunulmuştur. Mahkeme davacının davalı işyerinden evlilik nedeniyle ayrılmasından 21 gün sonra başka bir şirkette çalışmaya başlamasını hakkın kötüye kullanımı kabul ederek davanın reddine karar vermiştir. Dosya içeriğinde davacının yasal hakkını kötüye kullandığını gösteren somut deliller bulunmamaktadır. Dinlenen taraf tanıkları davacının işyerinden evlilik nedeniyle ayrıldığını ifade etmişlerdir. Yani fesih tarihinde davacının iradesinin evlilik nedeniyle ayrılmak olduğunu belirtmişlerdir. Fabrika müdürü olan davalı tanığının " bana Üniplast Otomotivden teklif aldığını söylemişti. O dönemde evlilikle ilgili bir şey yoktu. Ben de kendisini kalması yönünde ikna etmeye çalışıyordum. Daha sonra evlilik gerekçesiyle işten ayrıldı. " şeklindeki beyanı da davacının gayesinin evlenmesi sebebiyle ayrılmak olduğunu göstermektedir. 1982 Anayasa’ sının “ Sosyal ve Ekonomik Ödevler ” başlıklı 3. bölümünün 48. maddesinde “ Çalışma Hürriyeti ” düzenlenmiştir. Bu madde gereğince herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme yapma hürriyetine sahiptir. Başka bir anlatımla “ Çalışma Hürriyeti” Anayasa da yerini bulmuş bir hak olup davacının bu hakkını kötüye kullanmış olduğundan söz edilemez. Dairemizin 2001/16313- 1306 E,K sayılı ilamında özetle kadın işçinin evlilik nedeniyle ayrılmasından sonra tekrar başka bir işe girmesi onun kötü niyetli olduğu anlamına gelmez. Zira böyle bir durumda Anayasal çalışma hakkının ön planda geldiği kabul edilmelidir. Bundan başka aile hayatı gerekleri de her zaman göz önünde tutulmalıdır ifadesiyle kadın işçinin tekrar çalışmaya başlamasında hukuksal bir engel olmadığı vurgulanmıştır. Yine HGK nın 27.04.19 88… / 9-225 E, 1988/ 369 K sayılı ilamında "…. bu hüküm kuşkusuz aile birliğini koruma amacıyla getirilmiş olup çalışma hayatını evlilikle birlikte gereği gibi yürütemeyeceği düşüncesinde olan kadına yasa ile tanınmış bir olanaktır. Bir işyerinde çalışmakta iken evlenen bir kadın Yasa’nın tanıdığı olanaktan yararlanarak kıdem tazminatını almak suretiyle ayrılmışsa daha sonraki dönemlerde çalışma hakkını kaybettiğinden söz edilemez. Diğer taraftan önceki işinden ayrılan kadın ayrılmasını hemen takiben çalışma ile evliliği öncekine göre daha kolaylıkla yürütebileceği yeni bir iş bularak çalışmasını da sürdürebilir. Bu kuşkusuz sübjektif bir değerlendirmedir. Olayda hakkın kötüye kullanılması söz konusu değildir. " denilmiştir. Somut olayımızda davalı işyerinde müdür yardımcısı olarak çalışan davacı, yeni işyerinde daha yüksek bir ücretle ve müdür konumunda çalışmaya başlamış olup artık davacının yasal hakkını kullanarak evlilik sebebiyle davalı işyerinden ayrıldığı ve hakkın kötüye kullanılması söz konusu olmadan anayasal hakkını kullanarak yeni bir işte çalışmaya başladığının kabulü dosya içeriğine uygundur. Bu sebeple Mahkemece davanın esasına girilerek kıdem tazminatı isteği yönünden inceleme yapılması gerekirken davanın reddine karar verilmesi hatalıdır. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 10.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bildirim Öneli ve Feshin Hukuki Niteliği

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2010/10705 Esas ve 2012/16586 Karar sayılı ilamı uyarınca, kadın işçinin yasanın tanıdığı fesih hakkını kullanması halinde kıdem tazminatı talep hakkı doğar. Sözleşmenin bu yolla sona erdirilmesinde kadın işçinin işverene ihbar öneli tanıma yükümlülüğü bulunmadığı gibi, feshin hukuki sonuç doğurması veya geçerliliği işverenin onayına ya da kabulüne de bağlı değildir.

Kıdem Tazminatının Hesabı, Artan Süreler ve Tavan Sınırı

Kıdem tazminatında her geçen tam yıl için 30 günlük ücret tutarında ödeme yapılırken, bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden hesaplama gerçekleştirilir. Yapılan hesaplamada süreklilik arz eden yol, yemek, düzenli prim ve ikramiye gibi para ve para ile ölçülebilir menfaatler hesaba katılırken; yıllık izin ücreti, evlenme yardımı, hafta tatili ücreti ve bayram harçlığı hesaba dahil edilmez. Sözleşmelerle veya toplu iş sözleşmeleriyle kararlaştırılan kıdem tazminatının yıllık miktarı ise 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca Devlet Memurları Kanunu'na tabi en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesi tavanını aşamaz.

Dürüstlük Kuralı ve Boşandığı Eşle Yeniden Evlenme

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi kapsamında hakların dürüstlük kuralına uygun biçimde kullanılması zorunlu olup bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Bu çerçevede, boşandığı eşiyle yeniden evlenen işçinin evlilik sebebiyle sözleşmeyi feshederek kıdem tazminatı talep etme hakkı kural olarak mevcuttur. Ancak somut uyuşmazlıkta mahkemenin işlemin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu veya hakkın kötüye kullanıldığını saptaması durumunda kıdem tazminatına hükmedilmeyebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. II. İyiniyet

Gecikme Faizi ve Dava Şartı Olarak Arabuluculuk

1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesinin on birinci fıkrası uyarınca kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi durumunda açılacak davanın sonucunda hâkim, gecikilen süre için mevduata uygulanan en yüksek faizin ödenmesine hükmeder. Kıdem tazminatı ödenmeyen işçinin doğrudan dava açması ise usulen mümkün değildir. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi alacağı ve tazminatı talebiyle açılan davalarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması durumunda davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle herhangi bir işlem yapılmaksızın usulden reddine karar verilir.

7036 sayılı İŞ MAHKEMELERİ KANUNU m. 3Kaynağı aç
MADDE 3- (1) Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. (Ek cümle:28/3/2023-7445/41 md.) Bu alacak ve tazminatla ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları hakkında birinci cümle hükmü uygulanır. (2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. (3) İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz. (4) Arabuluculuk Daire Başkanlığı, sicile kayıtlı arabuluculardan bu madde uyarınca arabuluculuk yapmak isteyenleri, varsa uzmanlık alanlarını da belirterek, görev yapmak istedikleri adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarına göre listeler ve listeleri ilgili komisyon başkanlıklarına bildirir. Komisyon başkanlıkları, bu listeleri kendi yargı çevrelerindeki arabuluculuk bürolarına, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirecekleri sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne gönderir. (5) Başvuru karşı tarafın, karşı taraf birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yerindeki veya işin yapıldığı yerdeki arabuluculuk bürosuna, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirilen yazı işleri müdürlüğüne yapılır. (6) Arabulucu, komisyon başkanlıklarına bildirilen listeden büro tarafından belirlenir. Ancak tarafların listede yer alan herhangi bir arabulucu üzerinde anlaşmaları hâlinde bu arabulucu görevlendirilir. (7) Başvuran taraf, kendisine ve elinde bulunması hâlinde karşı tarafa ait her türlü iletişim bilgisini arabuluculuk bürosuna verir. Büro, tarafların resmi kayıtlarda yer alan iletişim bilgilerini araştırmaya da yetkilidir. İlgili kurum ve kuruluşlar, büro tarafından talep edilen bilgi ve belgeleri vermekle yükümlüdür. (8) Taraflara ait iletişim bilgileri, görevlendirilen arabulucuya büro tarafından verilir. Arabulucu bu iletişim bilgilerini esas alır, ihtiyaç duyduğunda kendiliğinden araştırma da yapabilir. Elindeki bilgiler itibarıyla her türlü iletişim vasıtasını kullanarak görevlendirme konusunda tarafları bilgilendirir ve ilk toplantıya davet eder.  Bilgilendirme ve davete ilişkin işlemlerini belgeye bağlar. (9) Arabulucu, görevlendirmeyi yapan büronun yetkili olup olmadığını kendiliğinden dikkate alamaz. Karşı taraf en geç ilk toplantıda, yerleşim yeri ve işin yapıldığı yere ilişkin belgelerini sunmak suretiyle arabuluculuk bürosunun yetkisine itiraz edebilir. Bu durumda arabulucu, dosyayı derhâl ilgili sulh hukuk mahkemesine gönderilmek üzere büroya teslim eder. Mahkeme, harç alınmaksızın dosya üzerinden yapacağı inceleme sonunda yetkili büroyu kesin olarak karara bağlar ve dosyayı büroya iade eder. Mahkeme kararı büro tarafından 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca taraflara tebliğ edilir. Yetki itirazının reddi durumunda aynı arabulucu yeniden görevlendirilir ve onuncu fıkrada belirtilen süreler yeni görevlendirme tarihinden başlar. Yetki itirazının kabulü durumunda ise kararın tebliğinden itibaren bir hafta içinde yetkili büroya başvurulabilir. Bu takdirde yetkisiz büroya başvurma tarihi yetkili büroya başvurma tarihi olarak kabul edilir. Yetkili büro, altıncı fıkra uyarınca arabulucu görevlendirir. (10) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla bir hafta uzatılabilir. (11) Arabulucu, taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması yahut yapılan görüşmeler sonucunda anlaşmaya varılması veya varılamaması hâllerinde arabuluculuk faaliyetini sona erdirir ve son tutanağı düzenleyerek durumu derhâl arabuluculuk bürosuna bildirir. (12) Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur. (Değişik ikinci cümle:7/11/2024-7531/28 md.) Ayrıca bu taraf lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen vekâlet ücretinin yarısına hükmedilir. Her iki tarafın da ilk toplantıya katılmaması sebebiyle sona eren arabuluculuk faaliyeti üzerine açılacak davalarda tarafların yaptıkları yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.[1] (13) Tarafların arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaları hâlinde, arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin İkinci Kısmına göre aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde karşılanır. Bu durumda ücret, Tarifenin Birinci Kısmında belirlenen iki saatlik ücret tutarından az olamaz. İşe iade talebiyle yapılan görüşmelerde tarafların anlaşmaları durumunda, arabulucuya ödenecek ücretin belirlenmesinde işçiye işe başlatılmaması hâlinde ödenecek tazminat miktarı ile çalıştırılmadığı süre için ödenecek ücret ve diğer haklarının toplamı, Tarifenin İkinci Kısmı uyarınca üzerinde anlaşılan miktar olarak kabul edilir. (14) Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde, iki saatlik ücret tutarı Tarifenin Birinci Kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. İki saatten fazla süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâlinde ise iki saati aşan kısma ilişkin ücret aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde Tarifenin Birinci Kısmına göre karşılanır. Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve taraflarca karşılanan arabuluculuk ücreti, yargılama giderlerinden sayılır. (15)  (İptal : Anayasa Mahkemesinin 3/6/2025 tarihli ve E.:2024/157; K.:2025/121 sayılı Kararı ile.) (16) Bu madde uyarınca arabuluculuk bürosu tarafından yapılması gereken zaruri giderler; arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşma uyarınca taraflarca ödenmek, anlaşmaya varılamaması hâlinde ise ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. (17) Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. (18) Arabuluculuk görüşmelerine taraflar bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabilirler. İşverenin yazılı belgeyle yetkilendirdiği çalışanı da görüşmelerde işvereni temsil edebilir ve son tutanağı imzalayabilir. (19) Arabuluculuk görüşmeleri, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, arabulucuyu görevlendiren büronun bağlı bulunduğu adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonunun yetki alanı içinde yürütülür. (20) 13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunda düzenlenen gazeteci ile 20/4/1967 tarihli ve 854 sayılı Deniz İş Kanununda düzenlenen gemiadamı, bu madde kapsamında işçi sayılır. (21) Bu maddede hüküm bulunmayan hâllerde niteliğine uygun düştüğü ölçüde 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümleri uygulanır. (22) Arabuluculuğa başvuru usulü, arabulucunun görevlendirilmesi ve arabuluculuk görüşmelerine ilişkin diğer hususlar Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. Sosyal Güvenlik Kurumuna başvuru zorunluluğu

Arabuluculuk Sürecinde Süreler ve İtiraz Usulü

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3. maddesi kapsamında arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde sonuçlandırır; bu süre zorunlu hallerde arabulucu tarafından en fazla bir hafta uzatılabilir. Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. Tarafların anlaşamaması halinde davacı, son tutanağın aslını veya onaylı bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Belgenin sunulmaması halinde mahkemece verilecek bir haftalık kesin süre içinde de ibraz edilmezse dava dilekçesi tebliğe çıkarılmaksızın usulden reddedilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Erkek çalışan evlilik gerekçesiyle kıdem tazminatı alabilir mi?

Hayır, 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca evlilik gerekçesiyle fesih ve buna bağlı kıdem tazminatı hakkı münhasıran kadın işçilere tanınmış olup erkek çalışanların bu gerekçeyle fesih hakkı bulunmamaktadır.

Evlilik feshinde işverene ihbar süresi tanımak zorunlu mudur?

Hayır, iş sözleşmesini evlilik gerekçesiyle fesheden kadın işçinin işverene ihbar öneli verme yükümlülüğü bulunmadığı gibi feshin geçerliliği işverenin onayına veya kabulüne de bağlı değildir.

Resmi nikâhtan önce evlilik tazminatı hakkı kullanılabilir mi?

Hayır, fesih hakkı resmi evlilik işleminin tamamlanmasıyla doğar; resmi nikâh öncesinde bu gerekçeyle sözleşmenin feshedilmesi ve kıdem tazminatı talep edilmesi hukuken olanaksızdır.

Bir yılı doldurmayan kadın çalışan evlilik tazminatı alabilir mi?

Hayır, kıdem tazminatına hak kazanılabilmesi için işyerinde en az bir yıllık kıdem süresinin tamamlanması zorunlu olup evlilik sebebiyle fesih bu şartı ortadan kaldırmaz.

Ödenmeyen kıdem tazminatı için doğrudan dava açılabilir mi?

Hayır, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3. maddesi gereğince işçi alacaklarında arabuluculuk süreci dava şartıdır; arabulucuya başvurulmadan doğrudan açılan davalar usulden reddedilir.

Boşandığı eşiyle tekrar evlenen kadın işçi kıdem tazminatı alabilir mi?

Boşandığı eşiyle yeniden evlenen kadın işçinin kıdem tazminatı talep hakkı bulunmakla birlikte, mahkemenin işlemin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu veya hakkın kötüye kullanıldığını saptaması hâlinde tazminat talebi reddedilebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu