Estetik Operasyonlarda Malpraktis ve Tazminat Davası

by Avukat Erdal Ersoy
Estetik Operasyonlarda Malpraktis ve Tazminat Davası

Estetik Müdahalelerin Hukuki Niteliği ve Hekimin Yükümlülükleri

Görünümü değiştirmeye ve güzelleştirmeye yönelik estetik müdahaleler, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470. maddesinde düzenlenen eser sözleşmesi kapsamında değerlendirilir. Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin ise bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2022/855 Esas, 2023/457 Karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, estetik amaçlı müdahalelerde hekim yalnızca tıbbi özen göstermekle yetinmeyip kararlaştırılan sonucu ortaya koyma taahhüdü altına girer. Avrupa Biyotıp Sözleşmesi'nin 4. maddesi uyarınca sağlık alanındaki her türlü müdahalenin mesleki yükümlülüklere ve standartlara uygun yürütülmesi zorunludur. Gerçekleşmesi fen, bilim veya yasal düzenlemeler bakımından imkânsız olan neticeler yönünden hekimin işi kabul ederken işsahibini aydınlatma ve uyarma yükümlülüğü bulunur; böyle bir uyarı yapılmaksızın iş üstlenildiğinde taahhüt altına girildiği kabul edilir. Müdahale sonrasında istenen sonucun elde edilememesinin tek başına komplikasyon olarak nitelendirilmesi hekimi sorumluluktan kurtarmaz.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 470Kaynağı aç
MADDE 470- Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. B. Hükümleri I. Yüklenicinin borçları 1. Genel olarak
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2022/855, K. 2023/457Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2022/855 E.  ,  2023/457 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/211 E., 2021/448 K. DAVA TARİHİ : 11.03.2014 HÜKÜM : Red Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay(Kapatılan) 15. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalılardan doktor … tarafından burun estetiği ameliyatı yapıldığını, ameliyattan sonra burun ucu eğriliğinin oluştuğunu farkettiğini ve davalı tarafından düzeltilmesi amacıyla tekrar ameliyat yapıldığını ancak yine de düzelmediğini bunun üzerine farklı doktorlara 2 kez daha ameliyat yaptırmak zorunda kaldığını belirterek maddi ve manevi tazminat talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; ameliyat sonucu meydana gelen sonucun olası bir komplikasyon olduğunu ve kendisinin kusuru bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 31/03/2016 tarihli ve 2014/98 Esas, 2016/101 Karar sayılı kararı; davalı Dr. … tarafından yapılan ilk iki ameliyatta uygulanan tekniklerin Adli Tıp raporları doğrultusunda tıbbi kurallara uygun olduğu, iyileşme sürecinde yaşananların bu tür ameliyatların beklenen sonucu olduğu, ameliyat bölgesinin niteliği, doku cevabı gibi faktörlere bağlı olarak fonksiyonların tam olarak kazanılamadığı, bu durumda doktor hatasının bulunmadığı gerekçesiyle davacının kanıtlanamayan davasının reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay(Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi 06.06.2018 tarih 2018/478 Esas 2018/2408 Karar sayılı ilamı ile: estetik operasyonlarda yüklenici yani estetik operasyonu yerine getiren doktorun edimini, iş sahibinin yani hastanın amacına ve isteğine uygun şekilde yerine getirmesinin zorunlu olduğu, davacının burnundaki şekil bozukluğu tıbben komplikasyon olarak tanımlanmakla birlikte, eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici doktor tarafından sonucun garanti edilmesi nedeniyle davacının burnundaki şekil bozukluğunun, ancak 5. bir operasyonla düzeltilmesi gerektiği dosyada bulunan bilgi ve belgelerden anlaşıldığı, bu kapsamda, mahkemece yapılması gereken işin 6100 sayılı HMK 266 ve devamı maddelerine uygun olarak, üniversitelerden seçilecek konusunda uzman 3 kişilik bilirkişi heyetine dosya tevdi edilerek davalının kusuru ve maddi tazminat miktarının tespitine yönelik inceleme yaptırmak ve sonucuna göre gerektiğinde uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekçesiyle kararın bozulması uygun bulunmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı; dava konusu uyuşmazlık kapsamında alanında uzman 3 kişilik bilirkişi heyetinden rapor alındığını, anılan 25/05/2021 tarihli raporda özetle; davacıda ortaya çıkan durumun bir komplikasyon olduğunu ve hekim hatası olmadığını, hastanın yazılı olarak bilgilendirildiğini, yapılacak ameliyat ücretinin 25.000,00 TL olduğunun tespit edildiğini, Marmara Üniversitesi öğretim üyelerinden oluşan dava konusu uyuşmazlık alanında uzman bilirkişiler tarafından tanzim edilen raporun hükme esas alınabilecek yeterlilikte olduğu kanaatine varılmakla, davalı tarafa isnat edilecek bir kusur bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; bozma ilamının gerekçesi incelendiğinde davalının kusurlu olduğunun belirlendiği ve buna yönelik tazminat talepleri doğrultusunda yeniden alanında uzman bilirkişilerden rapor alınması gerektiğinin belirtildiği mahkemece de bozmaya uyulduğu ancak yeniden ret kararı verildiği, bu kararın aslında eylemli bir direnme olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ila 486. maddeleri. 3. Değerlendirme Taraflar arasında 818 sayılı BK'nın 355 ve 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ihtilaf konusu değildir. Sözleşme ile davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi; iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, BK'nun 356/1 (TBK'nun 471/1) maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde ise, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı estetik amaçlı olarak davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada yüklenici, eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır. Ayrıca, 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen AVRUPA BİYOTIP SÖZLEŞMESİ 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesinde, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir." düzenlemesi karşısında, davacıya tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standardın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir. “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki “estetik müdahalelerde” de uygulanacağının kabulü zorunludur. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; her ne kadar Mahkemece bozmaya uyularak alanında uzman 3 kişilik bilirkişi heyetinden alınan raporda belirtilen tespit dikkate alınarak davacının ameliyatı sonrasında meydana gelen sonucun olası bir komplikasyon olduğu ve neticesinde hekim hatası bulunmadığı kanaatine varılmış ise de; Yargıtay(Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin 06.06.2018 tarih ve 2018/478 Esas, 2018/2408 Karar sayılı bozma ilamında belirtilen olgular dikkate alınmadan ve bu kapsamı değerlendiren bilirkişi raporu da alınmadan karar verilmiştir. Bozma ilamında belirtildiği üzere, eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü söz konusudur. Sonucun gerçekleşmemesi halinde yüklenicinin edimi ifa etmediğinin kabulü gerekir. Davaya konu olayda da, burun estetiği ameliyatı yapılmış olup, burnun istenilen şekle kavuşmasının sağlanması gerekmektedir. Bilirkişi incelemesinde bu hususun, yani istenilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi gerekir. Bu konuda komplikasyon olup olmaması tek başına sonuca etkili değildir. Yüklenicinin edimini ifa edip etmediği değerlendirilirken, tıbbi bir müdahaledeki gibi doktorun yükümlülüğünden öte, taahhüt edilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediği aranmakta ve bu sonucun gerçekleşmemesindeki yüklenicinin kusuru dikkate alınmaktadır. Yüklenici işi kabul ederken, davaya konu olayda olduğu gibi, burun estetiği edimini üstlenirken sonucu taahhüt etmektedir. Bu sonucun gerçekleşmesi fen ve bilime, yasal kurallara göre mümkün değilse TTK nın 466.maddesine göre işi kabul ederken iş sahibini uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu işi kabul ettiğine göre, sonucu taahhüt etmekte olup, edimin ifa edildiğinin kabulü için sonucun gerçekleşmesi gerekmektedir. Aksi takdirde edimin ifa edildiği kabul edilemeyeceğinden ücrete hak kazanılamayacağı gibi TBK nın ilgili hükümleri gereği doğan zararın tazmini gerekir. Yukarıda açıklanan hususları kapsayan bilirkişi raporu alınmadan ve bu olgular değerlendirilmeden karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, 6100 sayılı Yasa'nın geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK.'un 428. maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07/02/2023 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Estetik operasyonlar ve diş tedavileri dışındaki tıbbi müdahaleler kural olarak vekâlet sözleşmesi çerçevesinde yürütülür. Bu tür tedavilerde hekim yalnızca objektif özen yükümlülüğünü yerine getirmekle mükellef olup beklenen sonucun gerçekleşmemesi tek başına hekimin sorumluluğunu doğurmaz. Bununla birlikte nefes alma güçlüğünü gidermeye dönük septum deviasyonu ile biçimsel burun operasyonunun bir arada icra edilmesi gibi fonksiyonel ve estetik unsurların birlikte yer aldığı durumlarda, operasyonun ağırlıklı amacı gözetilerek sözleşme nitelendirmesine gidilir.

Kusur İlkesi, Muayene Külfeti ve Ayıptan Sorumluluk

Eser sözleşmesine ilişkin genel değerlendirmelerde hekimin sorumluluğu kusur esasına dayandırılmakta; hekimin mesleki özeni göstermesi ve sonucun gerçekleşmesi için gerekli çabayı sergilemesine karşın hastadan kaynaklanan sebeplerle neticenin doğmaması halinde kusur bulunmadığı kabul edilmektedir. Buna karşın Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2023/10 Esas, 2024/1946 Karar sayılı ilamında, eser sözleşmesinin yapısı gereği yüklenicinin sonucu garanti ettiği ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 475. maddesi kapsamındaki ayıptan sorumlulukta yüklenicinin ayrıca kusurlu bulunmasının şart olmadığı vurgulanmaktadır. Estetik ameliyatın tıbbın gereklerine ve sözleşme hükümlerine uygunluğu, amaca ulaşılıp ulaşılmadığı ve kalıcı bir rahatsızlığın doğup doğmadığı gibi hususlar uzman hekimlerden oluşan bilirkişi kurulunun denetime elverişli raporuyla aydınlatılır.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2023/10, K. 2024/1946Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2023/10 E.  ,  2024/1946 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1682 E., 2022/1664 K. HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Niğde 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Tük. Mah. Sıf.) SAYISI : 2019/702 E., 2022/139 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilin burnundaki kırıklık, şekil yamukluğu ve nefes problemi rahatsızlığı üzerine, davalı hastanede 20.09.2016 tarihinde ameliyat olduğunu, bu ameliyat için 1.500,00 TL ödediğini, ameliyattan sonra tamponları çıkarmak için gittiğinde burnundaki yamukluğun halen gitmediğini, doktorun ödemler ve şişliğin inince bunun düzeleceğini söylediğini, 2 yıl sonra tekrar hastaneye gittiğinde yapılan muayene sonucunda, ilk yapılan ameliyatın başarılı olmadığı, burnunun düşük olduğu, kalkması gerektiği, sol tarafa doğru kayık olduğu, burnun kemer kısmının törpülenmesi, burun kanatlarının açık ön tarafa dağılmış olduğu ve toplanması gerektiği, nefes alma sorunu da olmak üzere tüm bu sonuçların ikinci bir ameliyatla düzeltilebileceğinin söylenmesi üzerine 27.08.2018 tarihinde ikinci kez ameliyat olduğunu ve bu ameliyat için de 7.000,00 TL ödeme yaptığını, ama bu ameliyatın da başarısız geçtiğini, rahatsızlıkların giderilmediğini, doktorların ve davalı hastanenin tam kusurlu olduğunu, davacı müvekkilinin mağduriyetinin giderilmesi için yeni bir ameliyat olmak zorunda olduğunu belirterek, şimdilik 1.000,00 TL (tedavi giderleri ve yeni ameliyat masrafı) maddi tazminat ile 20.000,00 TL manevi tazminatın davalı hastaneden tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı hastane vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının 05.09.2016 tarihinde Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doktor … tarafından muayene edildiğinde solunum sıkıntısına neden olan patoloji nedeniyle kendisine ameliyat olması önerildiğini, ameliyatla ilgili gerekli bilgilendirmenin yapıldığını, komplikasyonlarının açıklandığını, hastanın kabul ettiğini, bu ameliyatın başarılı şekilde gerçekleştiğini, daha sonra ameliyatla ilgili herhangi bir sorunun davalıya bildirilmediğini, ikinci ameliyatın 27.08.2018 tarihinde Estetik Plastik Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Doktor … tarafından yapıldığını, bu ikinci ameliyatın estetik amaçlı yapıldığını, burun orta bölgesindeki eğriliğin başarılı bir şekilde düzeltildiğini, ameliyat sonrası kontrolde herhangi bir şekil bozukluğu ya da deformasyon ile karşılaşılmamasına rağmen “gülerken sağ burun kanadım daha çok çekme yapıyor, burun ucum daha kalkık olsa gibi” şikayetlerle periyodik olarak doktor ile haberleşme araçları vasıtasıyla iletişime geçtiğini, hastada herhangi bir problem ve rahatsızlık olmadığını, rahatsız olduğu bir durum varsa bile düzeltilmesine yönelik her türlü işlemin hastanelerince yeniden uygulanacağı belirtildiğini ama hastanın hastaneye başka bir başvurusunun olmadığını, ikinci ameliyatın yapılmasının ilk ameliyatın hatalı olduğu anlamına gelmediğini, bunun bir hata değil beklenebilir komplikasyon olduğunu, bu tür ameliyatlarda istenilen sonucun her zaman elde edilemeyeceğini, birinci ameliyatta septum düzeltildiğini ancak septum deviasyonu ameliyat sonrası dönemde tekrarlanması sıklıkla karşılaşılan bir durum olup, geçen zaman içinde tekrarlandığını hastaya ameliyat öncesi risklerin ayrıntılı olarak açıklandığını, teşhis ve tedavinin tıp kurallarına uygun olduğunu, hekim ve hastanenin hukuki sorumluluğu gerektiren bir kusurunun bulunmadığını belirterek, davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; alınan bilirkişi raporları doğrultusunda davacıya uygulanan operasyonlar kapsamında tıp biliminin kurallarına veya aydınlatma yükümlülüğüne bir aykırılık durumu bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararını davacı vekili istinaf etmiştir. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yapılan estetik içerikli müdahalelerde sonucun taahhüt edildiğini bu yüzden hekim ve hasta arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olduğunu, eser sözleşmesinde hekimin sonuçtan tamamen sorumlu olduğunu, davacı müvekkilinin 30.03.2022 tarihinde tekrar ameliyat olmak zorunda kaldığını belirterek, kararı istinaf etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; yargılama aşamasında alınan raporlarda doktora atfedilebilecek bir kusurun bulunmadığının belirtildiği, davacının 05.09.2016 ve 17.08.2018 tarihli onam formları ile geçireceği operasyon ile ilgili bilgilendirilmiş olduğu, davanın reddi yönünde hüküm kurulmasının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararını davacı vekili temyiz etmiştir. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesindeki gerekçelerle kararı temyiz etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, eser sözleşmesi niteliğinde estetik müdahaleden kaynaklanan maddi ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk TBK 470 vd. maddesi 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Taraflar arasında 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ihtilaf konusu değildir. Sözleşme ile davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi; iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, TBK'nın 471/1 maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde ise, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı estetik amaçlı olarak davalı hastaneye başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada yüklenici, eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır. Ayrıca, 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen AVRUPA BİYOTIP SÖZLEŞMESİ 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesinde, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir." düzenlemesi karşısında, davacıya tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standardın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir. “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki “estetik müdahalelerde” de uygulanacağının kabulü zorunludur. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; her ne kadar mahkemece alınan raporlar neticesinde hekim hatası bulunmadığı kanaatine varılmış ise de; eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü söz konusudur. Sonucun gerçekleşmemesi halinde yüklenicinin edimi ifa etmediğinin kabulü gerekir. Davaya konu olayda da, davacıya burun estetiği ameliyatı yapılmış olup, burnun istenilen şekle kavuşmasının sağlanması gerekmektedir. Bilirkişi incelemesi yapılarak bu hususun, yani istenilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi gerekir. Bu konuda komplikasyon olup olmaması tek başına sonuca etkili değildir. Yüklenicinin edimini ifa edip etmediği değerlendirilirken, tıbbi bir müdahaledeki gibi doktorun yükümlülüğünden öte, taahhüt edilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediği aranmakta ve bu sonucun gerçekleşmemesindeki yüklenicinin kusuru dikkate alınmaktadır. Yüklenici işi kabul ederken, davaya konu olayda olduğu gibi, burun estetiği edimini üstlenirken sonucu taahhüt etmektedir. Bu sonucun gerçekleşmesi fen ve bilime, yasal kurallara göre mümkün değilse TBK'nın 476. maddesine göre işi kabul ederken iş sahibini uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu işi kabul ettiğine göre, sonucu taahhüt etmekte olup, edimin ifa edildiğinin kabulü için sonucun gerçekleşmesi gerekmektedir. Aksi takdirde edimin ifa edildiği kabul edilemeyeceğinden ücrete hak kazanılamayacağı gibi TBK'nın ilgili hükümleri gereği doğan zararın tazmini gerekir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; dosyanın üniversitelerin plastik ve rekonstrüktif cerrahi ve kulak burun boğaz rinoplasti uzmanı öğretim üyelerinden oluşturulacak bilirkişi kuruluna tevdi edilerek, taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olup yüklenicinin sonuç taahhüdünün olduğu ve yine eser sözleşmelerinde yüklenicinin ayıptan TBK’nın 475. maddesine göre sorumlu olması için kusurlu bulunması gerekmediği gözönünde tutularak; estetik amaçlı ameliyatın, tıbbın gereklerine ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun şekilde yapılıp yapılmadığı, yapılan işlemin amacına ulaşıp ulaşmadığı, eserin ayıplı olarak yapılıp yapılmadığı, ameliyat nedeniyle davacının burnunda geçici veya kalıcı bir rahatsızlığın ortaya çıkıp çıkmadığı hususlarında gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınıp, davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin değerlendirilerek hüküm kurulmasından ibarettir. Belirtilen hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme sonucu, yeterli olmayan bilirkişi raporuna itibar edilerek davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. VI.KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.“Değerlendirme” bölümünün “2” nci bendi uyarınca davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan ilk derece mahkemesi kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 2.Dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine, 04.06.2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Operasyon sonucunun kararlaştırılan nitelikleri taşımaması veya sözleşmeye aykırı gerçekleşmesi ayıp teşkil eder. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 474. maddesi uyarınca işsahibi, eserin tesliminden sonra işlerin olağan seyrine göre imkân bulur bulmaz eseri muayene etmek ve saptadığı ayıpları uygun bir sürede yükleniciye bildirmek zorundadır; taraflardan her biri masrafını üstlenerek eserin bilirkişi marifetiyle incelenmesini isteyebilir. Eserin ayıplı olması halinde hasta, aynı Kanun'un 475. maddesi uyarınca eserin hakkaniyet gereği kabul edilemeyecek veya kullanılamayacak derecede ayıplı olması durumunda sözleşmeden dönme, eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteme ya da aşırı masraf doğurmadıkça giderleri yükleniciye ait olmak üzere eserin ücretsiz onarılmasını talep etme haklarına sahiptir. Bu seçimlik hakların yanı sıra genel hükümlere göre tazminat talep hakkı saklı tutulmuş olup Türk Borçlar Kanunu'nun 54. maddesi uyarınca tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalması ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan maddi zararlar ile manevi tazminat talep edilebilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 474Kaynağı aç
MADDE 474- İşsahibi, eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları varsa, bunu uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmek zorundadır. Taraflardan her biri, giderini karşılayarak, eserin bilirkişi tarafından gözden geçirilmesini ve sonucun bir raporla belirlenmesini isteyebilir. b. İşsahibinin seçimlik hakları
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 475Kaynağı aç
MADDE 475- Eserdeki ayıp sebebiyle yüklenicinin sorumlu olduğu hâllerde işsahibi, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir: 1. Eser işsahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aynı ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönme. 2. Eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteme. 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere, eserin ücretsiz onarılmasını isteme. İşsahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Eser, işsahibinin taşınmazı üzerinde yapılmış olup, sökülüp kaldırılması aşırı zarar doğuracaksa işsahibi, sözleşmeden dönme hakkını kullanamaz. c. İşsahibinin sorumluluğu
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 54Kaynağı aç
MADDE 54- Bedensel zararlar özellikle şunlardır: 1. Tedavi giderleri. 2. Kazanç kaybı. 3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar. c. Belirlenmesi

Aydınlatılmış Onam ve Bizzat İfa Borcu

Müdahale öncesinde hastanın operasyonun olası sonuçları, riskleri, müdahale sonrası dikkat edilmesi gereken hususlar ve ortaya çıkabilecek komplikasyonlar hakkında aydınlatılması ve rızasının alınması zorunludur. Aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi tek başına hekimin hukuki sorumluluğunu doğurur. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2022/1281 Esas, 2023/1266 Karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, onam formunun kapsamı ile estetik amaçlı ameliyatın tıbbın gereklerine ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygunluğu birlikte değerlendirilmelidir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2022/1281, K. 2023/1266Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2022/1281 E.  ,  2023/1266 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi HÜKÜM/KARAR : Red Taraflar arasındaki tüketiciyi koruma kanunundan kaynaklanan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 2012 yılında geçirdiği bir operasyonla silikon taktırmak suretiyle göğüslerini büyüttüğünü ancak sonuçlarından rahatsız olunca göğsündeki silikonların çıkarılması için davalı hekim ile anlaştığını, davalı tarafından müvekkilinin silikonlarının çıkarılması işleminin yapılmadığını, eskileri çıkarılıp yerine yenileri konularak neredeyse eskisi kadar büyük bîr hale getirildiğini, ameliyatın yanlış planlanması nedeniyle göğüs uçlarının genişleyerek pembe renge dönüştüğü ve etrafında çıkık kocaman bir iz kaldığını, davalının hatası nedeniyle 28.04.2014 tarihinde yeniden ameliyat olmak zorunda kaldığını, davalının tedavinin başlangıcında müvekkilini aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediğini, son olarak davacının yurt dışında bir kliniğe başvurarak silikonlarının çıkartıldığını, davalı hekimin taahhüt ettiği neticeyi gerçekleştiremediğini belirterek; davalı tarafından uygulanan hatalı ameliyatlar nedeni ile müvekkilinin uğradığı maddi zararlardan 35.000,00 TL ile yaşadığı üzüntü ve ruhsal çöküntü nedeni ile 250.000 TL manevi tazminatın 11/11/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıya 2014 yılında operasyon yapmış, sonrasında da hasta memnuniyetini sağlamak için davacıya bir düzeltme operasyonu yapmış olduğu, ikinci operasyondan davacıdan herhangi bir ücret almadığını, davacının ameliyat öncesi bilgilendirildiğini ,yazılı olarak onayladığı sonuçlardan farklı bir sonuçla karşılaşmadığını, müvekkilinin yaptığı mastopeksi vc protez değiştirme işlemlerinde davacının büyük olan silikonları çıkarılıp, yerlerine daha … yuvarlak silikonlar konduğunu, insan vücuduna konulan silikonların her zaman kayma ve/veya yer değiştirme riski olduğu literatürde kabul edilen sonuç olduğunu ileri sürerek, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Adli Tıp Kurumundan alınan rapor ile üst kurula gönderme neticesi alınan rapor ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinden alınan raporlarda, davalıya atfedilebilecek bir kusur olmadığı, dosyada kusur araştırması yönünden başkaca yapılacak bir hususun bulunmadığı, davacının davalının kusurunu ispat edemediği gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; mahkemece hüküm kurmaya elverişsiz olan bilirkişi ve Adli Tıp Kurumu raporlarına dayanılarak karar verilmiş olduğu, dosyanın itirazları doğrultusunda Adli Tıp Üst Kuruluna gönderilmemesinin usule aykırı olup, savunma hakkının kısıtlandığı, davalının kusur durumu hususunda eksik inceleme yapılmış olduğu, mahkemece davalının aydınlatma yükümlülüğümü yerine getirmemesi ile ilgili olarak "davacının eğitimi ve daha öncede bu tarz bir operasyon geçirmiş olduğu dikkate alındığında davalı ile operasyon öncesi konu ile ilgili ayrıntılı müzakere yapılmamış olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu" şeklindeki gerekçesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu, mahkemece tanık dinletme taleplerinin usul ve içtihatlara aykırı olarak reddedilmiş olduğu, bu sebeplerle kararın usul ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki akdi ilişkinin eser sözleşmesi niteliğinde olup; ameliyatın tüm detayları ve sonuçları hakkında davacı tarafın bilgilendirildiği, davacının bu bilgilendirme sonrasında ameliyat olmayı kabul ettiği, davanın niteliğine göre tanık dinleme talebinin reddinde usule ve yasaya aykırılık bulunmadığı, kusurun varlığını ispat yükü ise tazminat talep eden taraf üstünde olmakla birlikte dosyada alınan uzman bilirkişi raporlarının üçünde de davalıya atfedilebilecek bir kusur olmadığı belirtildiğinden, raporlar mahkemenin denetimine elverişli olduğu gerekçeleri ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri temyiz nedeni olarak ileri sürmüştür. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, estetik amaçla yapılan tıbbi müdahaleden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 470 ila 486. maddeleri 3. Değerlendirme Taraflar arasında 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ihtilaf konusu değildir. Sözleşme ile davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi; iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, TBK'nın 471/1 maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi özenle yerine getirmek zorundadır. Özen borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde ise, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı estetik amaçlı olarak davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada yüklenici, eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dosya kapsamında adli tıp kurumundan alınan rapor ve üniversiteden alınan raporlara göre davacının düzeltme ameliyatından sonraki son hali ile yapılan muayenesinde kusur tespit edilmediği, dosya içerisinde bulunan dava konusu ameliyat sonrasında çekilen standart dışı fotoğraflarda, her ne kadar standartlara uygun olmasa da karar verdirici ve kusur atfettirici bir özellik saptanmadığı tespiti yapılmış ise de; davacıya yapılan ikinci ameliyatın kapsamı konusunda yeterince açıklama yapılmamıştır. Estetik ameliyat işleminin eser sözleşmesi niteliğinde bulunduğu ve yukarıda açıklandığı şekilde sonuç taahhüdünü de kapsadığı anlaşıldığından, mahkemece ayıplı ifa bulunmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; dosyanın İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde ilk raporu düzenleyen bilirkişi kuruluna tevdii edilerek, taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olup yüklenicinin sonuç taahhüdünün olduğu, ikinci ameliyatın kapsamı belirlenerek, silikonun tamamen çıkarılmasına ya da daha … protezin yerleştirilmesine mi ilişkin olduğu, bu hususta davacının onam formunun kapsamı da dikkate alınarak estetik amaçlı ameliyatın, tıbbın gereklerine ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun şekilde yapılıp yapılmadığı, yapılan işlemin amacına ulaşıp ulaşmadığı, eserin ayıplı olarak yapılıp yapılmadığı hususlarında gerekçeli ve denetime elverişli ek rapor alınıp, davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin değerlendirilerek hüküm kurulmasından ibarettir. Belirtilen hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme sonucu, yeterli olmayan bilirkişi raporuna itibar edilerek davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, Karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 29/03/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kişisel beceri ve güven unsurunun ağırlık taşıdığı estetik operasyonlarda hekimin müdahaleyi bizzat ifa etme yükümlülüğü bulunmaktadır. Operasyon esnasında hemşire veya anestezist gibi personelin görev alması mümkün olup Türk Borçlar Kanunu'nun 116. maddesi gereğince bu ifa yardımcılarının sebep olduğu zararlardan sözleşmenin tarafı olan hekim veya sağlık kuruluşu sorumludur. Hastanın aydınlatılmış onamı bulunmayan ilave veya tamamen farklı bir müdahalenin yapılması durumunda ise Türk Borçlar Kanunu'nun 526. maddesindeki vekâletsiz iş görme hükümleri veya haksız fiil sorumluluğu gündeme gelebilir. Vekâletsiz iş gören hekim, işi sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak yürütmekle yükümlüdür.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 526Kaynağı aç
MADDE 526- Vekâleti olmaksızın başkasının hesabına işgören, o işi sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak görmekle yükümlüdür. II. Sorumluluk

Görevli Mahkeme, Husumet ve İdari Yargı Ayrımı

Özel sağlık kuruluşlarında ve özel kliniklerde gerçekleştirilen estetik müdahaleler 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında kaldığından görevli mahkeme tüketici mahkemesidir. Tüketici mahkemesinin kurulmadığı yargı çevrelerinde davaya asliye hukuk mahkemesi tüketici mahkemesi sıfatıyla bakar. Dava genel yetki uyarınca davalının yerleşim yerinde veya tüketici davalarına ilişkin kural gereğince davacı hastanın yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Husumet, sözleşmenin tarafına göre yöneltilir; işlem doğrudan klinikteki hekimle yapılmışsa davalı hekim, sağlık kurumu tüzel kişiliğiyle yapılmışsa doğrudan kurumdur.

Estetik operasyonun kamuya bağlı bir devlet hastanesinde icra edilmesi halinde adli yargıda tazminat davası açılamaz; idare aleyhine idari yargıda tam yargı davası ikame edilmelidir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, idari eylemlerden hakları ihlal edilenlerin idari dava açmadan önce, eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri şarttır. İdare bu talebi kısmen veya tamamen reddederse işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya otuz gün içinde cevap vermezse bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açılır. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde, sonradan idari yargıda açılacak davada önceden idareye başvurma koşulu aranmaz.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.[9] 2. Görevli olmayan adli (…)[10] yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz. Dilekçeler üzerine ilk inceleme:

Zamanaşımı Süreleri

Eser sözleşmesinde yüklenicinin ayıplı eser meydana getirmesi sebebiyle açılacak davalar, Türk Borçlar Kanunu'nun 478. maddesi gereğince eserin teslim tarihinden başlayarak taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yılın, yüklenicinin ağır kusuru bulunmaktaysa yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Yüklenicinin borcunu ağır kusuruyla hiç veya gereği gibi ifa etmemesi dışındaki eser sözleşmesinden doğan alacaklar ile vekâlet sözleşmelerinden kaynaklanan alacaklarda ise aynı Kanunun 147. maddesinin 5 ve 6. bentleri uyarınca beş yıllık zamanaşımı uygulanır. Vekâletsiz iş görme ilişkisine dayalı taleplerde genel zamanaşımı süresi ileri sürülebilmektedir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 478Kaynağı aç
MADDE 478- Yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse, bu sebeple açılacak davalar, teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yılın; taşınmaz yapılarda ise beş yılın ve yüklenicinin ağır kusuru varsa, ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. II. İşsahibinin borçları 1. Bedelin muacceliyeti
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 147Kaynağı aç
MADDE 147- Aşağıdaki alacaklar için beş yıllık zamanaşımı uygulanır: 1. Kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler. 2. Otel, motel, pansiyon ve tatil köyü gibi yerlerdeki konaklama bedelleri ile lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme içme bedelleri. 3. Küçük sanat işlerinden ve küçük çapta perakende satışlardan doğan alacaklar. 4. Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar. 5. Vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden, ticari simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan alacaklar. 6. Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar. III. Sürelerin kesinliği

Müdahaleden kaynaklanan istemin haksız fiile dayandırılması halinde, Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesi uyarınca tazminat talebi zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Bununla birlikte fiil, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 89. maddesindeki taksirle yaralama hükmü gibi ceza kanunlarında daha uzun zamanaşımına tabi bir suç teşkil etmekteyse, hukuk davasında da ceza zamanaşımı hükümleri geçerli olur.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 72Kaynağı aç
MADDE 72- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir. II. Rücu isteminde
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 89Kaynağı aç
Madde 89- (1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, dört aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.[45] (2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun; a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına, b) Vücudunda kemik kırılmasına, c) Konuşmasında sürekli zorluğa, d) Yüzünde sabit ize, e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma, f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına, Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında artırılır. (3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun; a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine, b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine, c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına, d) Yüzünün sürekli değişikliğine, e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine, Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. (4) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde, dokuz aydan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.[46] (5) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/5 md.) Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet aranmaz. İnsan üzerinde deney
Estetik operasyon sonucunun kararlaştırılan biçimde çıkmaması halinde ne talep edilebilir?

Eser sözleşmesi niteliğindeki estetik müdahalelerde sonucun kararlaştırılandan farklı olması ayıp sayılır; hasta ücretsiz onarım, sözleşme bedelinin iadesi, bedelden indirim ile maddi ve manevi tazminat isteyebilir.

Hekimin aydınlatma yükümlülüğünü ihlal etmesi tek başına tazminat hakkı doğurur mu?

Müdahale öncesinde riskler ve olası komplikasyonlar hakkında hastanın usulüne uygun aydınlatılmaması ve rızasının alınmaması, hekimin hukuki sorumluluğunu tek başına doğurur.

Hatalı estetik ameliyat davası hangi mahkemede açılır?

Özel sağlık kurumları ve hekimlerle yapılan sözleşmelerden doğan davalar tüketici mahkemesinde, devlet hastanesindeki müdahalelerden doğan davalar ise idareye ön başvurunun ardından idari yargıda tam yargı davası olarak açılır.

Ayıplı estetik müdahalelerde dava açma zamanaşımı süresi ne kadardır?

Ayıplı eserden doğan davalar teslimden itibaren kural olarak iki yıl, hekimin ağır kusuru varsa yirmi yıl içinde açılmalıdır; eylemin suç teşkil ettiği durumlarda uzamış ceza zamanaşımı uygulanır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu