Eşten Mal Kaçırmak İçin Yapılan Tapu Devirlerinin İptali

by Avukat Erdal Ersoy
Eşten Mal Kaçırmak İçin Yapılan Tapu Devirlerinin İptali

Eşten Mal Kaçırma İddiasında Tapu İptali ve Haciz Yetkisi

Eşten mal kaçırmak amacıyla gerçekleştirilen taşınmaz devirlerinde, tapu kaydının bütünüyle iptal edilerek devreden eş adına tescil edilmesi her uyuşmazlıkta zorunlu bir hukuki sonuç doğurmaz. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin E. 2021/2012, K. 2022/6837 sayılı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2023/618, K. 2025/231 sayılı kararlarında, davacının talebinin taşınmazın mülkiyetine değil alacağın tahsiline yönelik olduğu durumlarda, tapu iptali ve tesciline gidilmeksizin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 283. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının kıyasen uygulanabileceği ve davacıya taşınmazın haciz ve satışını isteme yetkisi verilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/2012, K. 2022/6837Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2021/2012 E.  ,  2022/6837 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar … ile davalılar …ve … ile aralarındaki dava hakkında İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 19/02/2015 gün ve 2013/217 Esas 2015/100 sayılı kararın Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 26/09/2018 gün ve 2016/2848-2018/8260 sayılı kararı ile onanmasına karar verilmiş olup, süresi içinde davalı … ….. ve … vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, müvekkilinin davalı … ….. aleyhine boşanma davası açtığını, evlilik birliği içinde alınan ve… adına tescil edilen dava konusu taşınmazın müvekkilinden mal kaçırma amacı ile muvazaalı olarak davalı …'e devredildiğini belirterek bu muvazaalı işlemin iptalini talep etmiştir. Mahkemenin, davanın kabulü ile taşınmazın tapusunun iptali ile davalı … …. adına tesciline ilişkin kararı Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 26/09/2018 gün ve 2016/2848-2018/8260 sayılı ilamı ile davalı … …..’ın temyizinin harç eksikliğinden reddine ilişkin ek kararın ve mahkemenin esas hakkındaki kararının onanmasına karar verilmiş, davalı … …. ve … vekilleri bozma kararının hatalı olduğundan bahisle karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Dosyanın yeniden yapılan incelemesi sonunda: 1. Davalı … …. ve … zorunlu dava arkadaşı olduğundan, …'in yatırdığı nisbi harç yeterli olup, davalı … Yılmaz tarafından da maktu harç yatırılmış bulunmasına göre, harç eksikliğinden red kararı verilmesi ve buna ilişkin ek kararın onanması hatalı olmuştur. 2.Dava, TBK’nın 19. maddesine dayalı olarak açılan muvazaalı işlemin iptaline ilişkindir. Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİK 277. maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tesbit ettirmeyi amaçlar. Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören 3. kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. 3. kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekir. Davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere,muvazaaya dayanarak dava açmasına engel değildir. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1,2 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir. Somut olayda, dava TBK'nın 19. maddesine dayalı olarak açılmıştır. Davacı ile davalı … Yılmaz arasındaki boşanma davası İstanbul 1. Aile Mahkemesinin 2013/42 Esas 2014/371 Karar sayılı ilamı ile sonuçlanmış, tarafların boşanmalarına karar verilmiş, ancak davacı lehine herhangi bir mali hakka hükmedilmemiştir. Ancak davacı ile davalı … Yılmaz arasında İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 2013/72 Esas sayılı dosyasından mal rejiminden kaynaklanan katılma alacağı davası bulunmaktadır. Bu davanın devam ettiği anlaşılmaktadır. Bu halde, mahkemece, İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 2013/72 Esas sayılı davasının sonucunun bekletici mesele yapılarak, bu dava sonunda davacının bir alacağı olmadığının anlaşılması halinde davanın reddine, aksi durumda yani bir alacağın varlığı halinde ise TBK’nın 19. maddesine göre muvazaa olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılarak, muvazaanın ispatı durumunda davanın kabulü ile bu alacağı için İİK'283/1. maddesinin kıyasen uygulanarak davacıya haciz ve satış isteme yetkisi verilmesine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, mahkeme kararının bu nedenlerle bozulması gerekirken, maddi yanılgı sonucu onanmasına karar verilmesi hatalı olmuştur. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin karar düzeltme isteklerinin kabulü ile Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 26/09/2018 gün ve 2016/2848-2018/8260 sayılı onama kararının kaldırılarak, mahkeme kararının BOZULMASINA, tashihi karar peşin harcının ve temyiz peşin harcının istek halinde karar düzeltme isteyen davalılar… ve …'e geri verilmesine 05/04/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/618, K. 2025/231Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2023/618 E.  ,  2025/231 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/498 E., 2022/446 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 05.04.2022 tarihli ve 2021/2012 Esas, 2022/6837 Karar sayılı BOZMA kararı 1. Taraflar arasındaki muvazaa nedeniyle tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince onanmış, davalılar vekillerinin karar düzeltme istemi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı … …'ın 1991 yılında evlendiklerini, davalı eşin 31.01.2013 tarihinde boşanma davası açtığını, dava konusu taşınmazın evlilik devam ederken müvekkilinin maddi katkılarıyla 2006 yılının Haziran ayında satın alındığını, müvekkilinin İran'da çalışması nedeniyle satış işlemlerinin İstanbul'da yaşayan davalı eş tarafından yapılarak taşınmazın davalı eş adına kaydettirildiğini, boşanma davası açılmadan kısa bir süre önce 12.12.2012 tarihinde bu taşınmazın davalı eş tarafından diğer davalı …'e satıldığını, bu satış işleminin müvekkilinden mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak gerçekleştirildiğini ileri sürerek davalı … adına kayıtlı olan taşınmazın tapu kaydının iptali ile davalı … … adına tapuya tescil edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı … … vekili cevap dilekçesinde; davaya konu taşınmazın bedeli şahsi birikimleri ve kredi kullanarak ödendiğinden müvekkilinin kişisel malı olduğunu, bu taşınmazın alınmasında davacının ekonomik olarak hiçbir katkısının olmadığını, yapılan satış muvazaalı olmayıp gerçek satış niteliğinde olduğunu, davacının hukuki yararının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 6. Davalı … cevap dilekçesinde; satışın gerçek bir satış olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin Kararı 7. İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.03.2015 tarihli ve 2013/217 Esas, 2015/100 Karar sayılı kararı ile; davalı … …’ın eşi davacı tarafından aldatıldığı iddiası ile 18.01.2013 tarihinde boşanma ve 31.01.2013 tarihinde ise katılma alacağı davası açtığı, bu davalardan kısa süre önce dava konusu taşınmazı devretmesinin mal kaçırma niyetiyle olduğu, taşınmazı devralan davalı …’in tasarrufunda olan yer için aidat ödemesi gerektiği hâlde ödenmediği de açık olup tüm bunlara göre davalıların bir plan dahilinde ve birlikte hareket ederek temlik işlemini danışıklı olarak yaptıkları gerekçesiyle davanın kabulü ile taşınmazın tapusunun iptaline ve davalı … … adına tesciline karar verilmiştir. Özel Dairenin Bozma Kararı 8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekillerinin temyiz isteminde bulunması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 26.09.2018 tarihli ve 2016/2848 esas, 2018/8260 karar sayılı kararıyla onanmış, bunun üzerine davalılar vekilleri karar düzeltme isteminde bulunmuştur. 9. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 05.04.2022 tarihli ve 2021/2012 Esas, 2022/6837 Karar sayılı kararı ile; “…1. Davalı … … ve … zorunlu dava arkadaşı olduğundan, …'in yatırdığı nisbi harç yeterli olup, davalı … … tarafından da maktu harç yatırılmış bulunmasına göre, harç eksikliğinden red kararı verilmesi ve buna ilişkin ek kararın onanması hatalı olmuştur. 2. Dava, TBK’nın 19. maddesine dayalı olarak açılan muvazaalı işlemin iptaline ilişkindir. Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİK 277. maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tesbit ettirmeyi amaçlar. Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören 3. kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. 3. kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekir. Davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere,muvazaaya dayanarak dava açmasına engel değildir. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1,2 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir. Somut olayda, dava TBK'nın 19. maddesine dayalı olarak açılmıştır. Davacı ile davalı … … arasındaki boşanma davası İstanbul 1. Aile Mahkemesinin 2013/42 Esas 2014/371 Karar sayılı ilamı ile sonuçlanmış, tarafların boşanmalarına karar verilmiş, ancak davacı lehine herhangi bir mali hakka hükmedilmemiştir. Ancak davacı ile davalı … … arasında İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 2013/72 Esas sayılı dosyasından mal rejiminden kaynaklanan katılma alacağı davası bulunmaktadır. Bu davanın devam ettiği anlaşılmaktadır. Bu halde, mahkemece, İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 2013/72 Esas sayılı davasının sonucunun bekletici mesele yapılarak, bu dava sonunda davacının bir alacağı olmadığının anlaşılması halinde davanın reddine, aksi durumda yani bir alacağın varlığı halinde ise TBK’nın 19. maddesine göre muvazaa olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılarak, muvazaanın ispatı durumunda davanın kabulü ile bu alacağı için İİK'283/1. maddesinin kıyasen uygulanarak davacıya haciz ve satış isteme yetkisi verilmesine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, mahkeme kararının bu nedenlerle bozulması gerekirken, maddi yanılgı sonucu onanmasına karar verilmesi hatalı olmuştur …” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 10. İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.11.2022 tarihli ve 2022/498 Esas, 2022/446 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında bozma ilâmında bekletici mesele yapılması istenen İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 2013/72 E. sayılı dosyasının mal rejiminden kaynaklı katılma alacağı davası olduğu ve eldeki davanın sonucunu beklediği, öncelikle mal rejiminin çözülebilmesi için tapu kaydındaki ihtilafın çözülmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 11. Direnme kararı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 2013/72 E. sayılı dosyasında davacı ile davalı … (…) arasında görülen mal rejiminden kaynaklanan katılma alacağı davasının, eldeki davada 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165. maddesi uyarınca bekletici sorun yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal mevzuatın irdelenmesinde fayda bulunmaktadır. 14. Sözleşmeler kural olarak tarafların karşılıklı ve uygun iradeleri ile meydana gelir. Ancak bu irade ile beyan her zaman birbiri ile örtüşmeyebilir. Bu uygunsuzluk hâli istem dışı oluşabileceği gibi, taraflar bilerek ve isteyerek de iradeleri ile beyanları arasında uygunsuzluk yaratabilirler. 15. Muvazaa olarak adlandırılan bu ikinci durum öğreti ve uygulamada çok çeşitli şekillerde ifade edilmiştir. Muvazaa, Türk Hukuk Lûgatı’nda; “Hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belge, danışıklı işlem” olarak tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı:Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, s. 819). Bilindiği üzere “tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile gerçek durumu onlardan gizleyerek kendi gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmalarına” muvazaa ve bu şekilde yapılan işlemlere de muvazaalı işlemler denilir. Bir başka söyleyişle muvazaa; “açıklanan beyanlarının gerçek maksatlarına uymadıklarını bildikleri hâlde, tarafların kastettikleri durumdan başka bir ilişkide kendilerini anlaşmış gibi göstermeleri hâli (7.10.1953 tarihli ve 8/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı), tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla kendi gerçek iradelerine uymayan haksız eylem niteliğinde anlaşmalarıdır.” 16. Yukarıdaki tanımların ortak noktasından yola çıkıldığında muvazaalı bir hukuki işlemden bahsedebilmek için; tarafların iradeleri ile beyanları arasında isteyerek yaratılmış bir uygunsuzluk, üçüncü kişileri aldatmak (muvazaa) niyeti, taraflar arasında gizli işlemi yaratan muvazaa sözleşmesinin bulunması gerektiği muhakkaktır. 17. Muvazaa, “mutlak muvazaa”, “nispi muvazaa” gibi çeşitli türlere ayrılır. Tarafların gerçekte bir işlem yapmayı düşünmemelerine rağmen, sırf üçüncü kişilere karşı onları aldatmak amacıyla, işlem yapmış gibi gözükmek için, görünürde bir işlem yapmalarına “mutlak muvazaa” denir. Nispi muvazaada ise; taraflar aralarında yaptıkları bir sözleşmeyi kendi iç iradelerine uymayan ve dışarıya karşı yaptıkları başka bir işlemle gizlerler. Bir başka anlatımla, nispi muvazaada taraflar görünürdeki işlem arkasında gerçek iradelerine uygun olmayan gizli bir işlem yaparlar (Fikret, Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2018, s. 370). 18. Pozitif hukukumuzda muvazaalı sözleşmelerin hüküm ve sonuçlarını düzenleyen bir kanun metni bulunmamaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) “Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler” başlıklı 19. maddesinde; bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı hüküm altına alınmıştır. TBK’nın 19. maddesi ile sadece nispi muvazaa düzenlenmiş olup, bu maddede mutlak muvazaa hükme bağlanmamıştır.Toplum ihtiyaçlarının zorlaması ile mutlak muvazaa öğreti ve uygulamada yerini almış, bu husustaki ilkeler yargısal içtihatlarla şekillenmiştir (Eraslan, Özkaya: Açıklamalı- İçtihatlı İnançlı işlem ve Muvazaa Davaları, Ankara 2020, s. 184 vd.). 19. Kural olarak üçüncü kişiler muvazaalı işlem nedeniyle hakları zarara uğratıldığı takdirde tek taraflı veya çok taraflı olan bu hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilir. Çünkü muvazaalı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilere zarar verilmesi onlara karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir. Ancak genel usul kuralı gereğince her davada olduğu gibi anılan bu davada da davacının hukuki yararının bulunması zorunludur. Başka bir anlatım ile üçüncü kişinin muvazaalı işlem ile haklarının zarar uğratıldığının benimsenebilmesi için onun muvazaalı işlemde bulunandan alacaklı olması ve muvazaalı işlemin alacağının ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış bulunması gerekmektedir. Zira davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. 20. Somut olayda, davalı eş tarafından davacı eşe boşanma ve katılma alacağı davası açıldığı, bu davalardan kısa bir süre önce dava konusu taşınmazın davalı eş tarafından diğer davalı …’e devredildiği, davacı tarafından katkı payı alacağının engellenmesi amacıyla dava konusu taşınmazın muvazaalı olarak devredildiği ileri sürülerek tapu iptali ve tescil isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır. Dosyada yer alan tapu kaydından taşınmazın davalılar arasında devredildiği tespit edilmiştir. 21. İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 2013/72 E. sayılı dosyası incelendiğinde; davanın davacı ile davalı … arasında görülen mal rejiminden kaynaklanan katılma alacağı davası olduğu ve mahkemenin eldeki dosyayı bekletici mesele yaptığı anlaşılmaktadır. 22. Uyuşmazlığın çözümü için “bekletici sorun” hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 23. 6100 sayılı HMK’nın “Bekletici sorun” başlıklı 165. maddesinde; “ (1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir. (2) Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir.” düzenlemesine yer verilmiştir. 24. Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı, davalı eşin boşanma ve katılma alacağı davası açılmadan kısa bir süre önce dava konusu taşınmazı danışıklı olarak davalı …’e devredildiği iddiasıyla eldeki davayı açmıştır. Davacının bu davayı açmaktaki amacı, açtığı dava sonucu hak kazanacağı alacağını alabilmeye yönelik olarak, danışıklı olduğunu ileri sürdüğü hukuki işlemlerin kendisi yönünden geçersizliğini sağlayarak alacağına kavuşmaktır. Hukuki yarar bir dava şartı olup, davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı davacının alacağının olduğunun saptanması ile mümkün olacaktır. Davacının bir alacağının bulunup bulunmadığı yani hukuki yararının bulunup bulunmadığının tespiti bakımından davacı ve davalı … … arasındaki mal tasfiyesi davasının sonucu beklenmelidir. Bu durumda mahkemece davacıya muvazaa iddiasının kapsamı sorularak mahkemece, mal tasfiyesine ilişkin davanın sonucu beklenmeli, alacağın varlığı sabit olduğu ve muvazaa olgusu ispat edildiği takdirde davanın kabulüne, aksi hâlde davanın reddine karar verilmelidir. 25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davanın muvazaa nedenine dayalı açılan tapu iptal tescil istemine ilişkin olduğu, bu tür davaların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 241. maddesine göre çözümlenmesi gerektiği, bu maddeye göre borçlu eşin malvarlığının ya da terekesinin katılma alacağını karşılamaya yeterli olmadığı hâllerde, alacaklı eşe, kazandırmadan veya devirden yararlanan üçüncü kişiye başvurarak eksik kalan kısmı elde etme olanağı tanıdığı, mal tasfiyesine yönelik davanın sonucunun beklenmesi ve bozma ilâmına TMK’nın 241. maddesinde yer alan düzenlemenin eklenmesi gerektiği, bu nedenle direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında belirtilen nedenler yanında açıklanan ilave gerekçelerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 26. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki belge ve delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 27. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, Aynı Kanunun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 16.04.2025 tarihinde oy çokluğuyla ikinci görüşmede karar verildi. "K A R Ş I O Y" Davacı … …, davalı eski eşi… … aleyhine boşanma davası, ardından da mal rejiminin tasfiyesi davası açtığını, boşanma davasının kabul ile sonuçlanarak kesinleştiğini, mal rejiminin tasfiyesi davasının ise derdest olduğunu, davalı … …’ın mal rejiminin tasfiyesi sonucu oluşacak alacağı sonuçsuz bırakmak için evlilik birliği içinde ortak gelirleri ile satın alınarak adına tescil edilen taşınmazı muvazalı olarak diğer davalı …’e satış göstermek suretiyle devrettiğini ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile davalı eski eşi… adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın kabulü ile davalı … adına kayıtlı tapunun iptali ile diğer davalı … adına tesciline karar verilmiş, hükmün davalılarca temyizi ve ardından karar düzeltme itirazı üzerine yüksek özel dairece yazılı gerekçelerle bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince önceki kararda direnilmiştir. Davacının talebinin, mal rejiminin tasfiyesi sonucu çıkması muhtemel alacağı sonuçsuz bırakmak amacıyla yapılan muvazalı taşınmaz devrinin iptali ile önceki malik davalı eski eş… adına tesciline ilişkin olduğu, gerek özel daire gerekse Hukuk Genel Kurulunun sayın çoğunluğu tarafından kabul edilmektedir. Yine mal rejiminin tasfiyesi davasının bekletici mesele yapılması ile tapu iptal ve tescil yerine davacı alacaklıya haciz ve satış istemi yetkisinin verilmesi yönündeki özel daire ve Hukuk Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne aynen katılmaktayız. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi, muvazalı işlemlere ilişkin düzenleme içeren çatı madde olmakla birlikte, uygulamada olayın türüne ve hukuki niteliğine göre, yasal düzenleme ile ya da geliştirilen yargısal içtihatlarla amacına uygun adil ve hakkaniyetli çözümler üretilmektedir. Nitekim özel daire ve HGK’nın sayın çoğunluğu, tapu sicilinin tamamen iptali yerine 2004 sayılı İİK’nın 283/1 maddesinin kıyas yoluyla uygulanmasıyla muvazanın belirlenmesi hâlinde davacıya haciz ve satış isteme yetkisinin verilmesini belirtmekle bu düşünceyi kabul etmektedir. Benzeri uygulama, miras hukukunda olup muvazalı işlemlerde, işlemin tamamen iptali yerine miras payı gözetilerek karar verilmesi bu yaygın uygulamaya emsaldir. Direnmeye konu muvaza ise aile hukukuna ilişkin olup buna yönelik özel yasal düzenleme mevcuttur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 241/1 maddesinde aynen “Tasfiye sırasında, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi, katılma alacağını karşılamadığı takdirde, alacaklı eş veya mirasçıları… karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan 3. kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir” şeklinde açık hüküm bulunmaktadır. HGK’nın sayın çoğunluğunun bozma yönündeki görüşüne aynen katılmakla birlikte kanaatimizce; mevcut bozma kararına, davacı lehine tasfiye alacağının ve davalılar arasında muvazalı işlemin belirlenmesi durumunda davacıya, davalı eski eşi…’dan tahsil edemediği miktarla ve yapılan muvazalı kazandırma ile sınırlı olarak diğer davalı …’ya başvurmasının gerektiği yönünde açıklama yapılması daha uygun olacaktır. Başka bir anlatımla, davalı eski eş…’ın mal varlığının mal rejiminin tasfiyesi sonucu oluşacak borcunu ödemeye yetmediğinin anlaşılması durumunda yukarıda anılan TMK’nın 241/1 maddesi uyarınca eksik kalan miktarla sınırlı olarak lehine muvazalı kazandırma yapıldığı belirlenen diğer davalı …’dan tahsilinin talep edilmesi gerekir. HGK’nın bozma kararına mevcut hâliyle uyularak yerel mahkemece bu doğrultuda karar verilmesi hâlinde, davacı lehine mal rejiminin tasfiyesi davası sonucu doğacak alacağının tamamından direnmeye konu davanın her iki davalısı da müteselsilen sorumlu olacaktır ve davacı alacaklı eşe, TMK’nın 241/1 maddesinin açık hükmüne aykırı olarak, alacağının tamamını asıl borçlu eski eş…'dan talep etmeden diğer davalı …’dan isteme yolu açılacaktır. Bu durum, 2004 sayılı İİK’nın 45. maddesine ve alacağın asıl borçludan istenmeden kefilden istenemeyeceği yönündeki benzer nitelikli yerleşmiş Yargıtay uygulamalarına da aykırıdır. Tüm bu açıklamalar nedeniyle, HGK’nın Sayın Çoğunluğunun bozma yönündeki görüşüne aynen katılmakla birlikte, az yukarıda belirtilen hususların da ilave edilmesinin daha isabetli olacağı düşüncesindeyiz.
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 283Kaynağı aç
Madde 283 – (Değişik: 18/2/1965-538/118 md.) Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, bu davaya konu teşkil eden mal üzerinde cebri icra yolu ile, hakkını almak yetkisini elde eder ve davanın konusu taşınmazsa, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın tashihine mahal olmadan o taşınmazın haciz ve satışını istiyebilir. İptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taallük ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs nakden tazmine (Davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahküm edilir. İptal davası üzerine üçüncü şahıs da, mamelekinde hasıl olacak eksikliğin borçludan tahsilini aynı davada istiyebilir. Bu talep, iptal davasının tefrik edilerek daha önce hükme bağlanmasına mani değildir. İptal davasını kaybeden üçüncü şahıs, karşılık olarak şeyi veya bedelini borçludan veya iflas masasından geri istiyebilir. Batıl bir tasarruf neticesinde kendisine ödenilen şeyi geri veren alacaklı eski haklarını muhafaza eder. Kendisine bağış yapılan iyi niyetli ise yalnız dava zamanında elinde bulunan miktarı geri vermeye mecburdur. Hak düşürücü müddet:

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 283. maddesinin birinci fıkrası uyarınca tasarrufun iptali davasının sabit olması hâlinde davacı mal üzerinde cebri icra yetkisi kazanır ve dava konusu taşınmaz olduğunda üçüncü kişi üzerindeki tapu kaydının düzeltilmesine gerek kalmaksızın taşınmazın haciz ve satışı talep edilebilir. Maddenin ikinci fıkrasına göre, taşınmaz üçüncü kişinin elinden çıkmışsa ve tasarruf yerine geçen değere ilişkinse, üçüncü kişi davacının alacağını aşmamak kaydıyla bu bedel tutarında nakden tazminle yükümlü tutulur.

İcra ve İflas Kanunu'nun 283. maddesi davalı üçüncü kişiye ve alacaklıya yönelik koruyucu düzenlemeler de içerir. Davalı üçüncü kişi, malvarlığında meydana gelecek eksikliğin borçludan tahsilini aynı davada isteyebilir ve bu talep iptal davasının ayrılarak daha önce karara bağlanmasına engel teşkil etmez. İptal davasını kaybeden üçüncü kişi devir karşılığı olarak verdiği şeyi veya bedelini borçludan ya da iflas masasından geri isteyebilir; tasarruf neticesinde kendisine ödenilen şeyi geri veren alacaklı eski haklarını korur ve kendisine bağış yapılan kişi iyi niyetli ise yalnızca dava zamanında elinde bulunan miktarı geri vermekle yükümlüdür.

Genel Muvazaa ile Tasarrufun İptali Davalarının Karşılaştırılması

Taşınmaz devirlerine karşı açılan davalarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesine dayanan genel muvazaa davası ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen iptal davası hukuki nitelik ve koşullar bakımından ayrışır. İcra ve İflas Kanunu'nun 277. maddesi uyarınca iptal davasının amacı, kanunun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı tasarrufların butlanına hükmettirmektir. Bu davayı elinde geçici veya kesin borç ödemeden aciz belgesi bulunan alacaklılar ile iflas idaresi veya kanunda belirtilen istisnai hâllerde alacaklıların kendileri açabilir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 277Kaynağı aç
Madde 277 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) İptal davasından maksat 278, 279 ve 280 inci maddelerde yazılı tasarrufların butlanına hükmettirmektir. Bu davayı aşağıdaki şahıslar açabilirler: 1 – Elinde muvakkat yahut kati aciz vesikası bulunan her alacaklı, 2 – İflas idaresi yahut 245 inci maddede ve 255 inci maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hallerde alacaklıların kendileri. İvazsız tasarrufların butlanı:

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin E. 2021/2012, K. 2022/6837 sayılı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2023/618, K. 2025/231 sayılı ilamlarında açıklandığı üzere, genel muvazaa davasında tasarrufi işlemin baştan itibaren hiç yapılmamış olduğunun tespiti amaçlanır. Muvazaa davasında davacı, yapılan devirle zarara uğratıldığını ve işlemin temelden hükümsüz olduğunu ileri sürdüğünden, İcra ve İflas Kanunu'ndaki iptal davalarından farklı olarak icra takibine girişmiş olması veya aciz belgesi temin etmesi zorunlu tutulmamaktadır.

Borçlar Kanunu Kapsamında Muvazaa Şartları ve Üçüncü Kişilerin Durumu

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bir sözleşmenin türü ve içeriği saptanırken tarafların yanlışlıkla veya gerçek maksatlarını gizlemek adına kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2023/618, K. 2025/231 sayılı kararına göre, muvazaalı bir işlemden söz edilebilmesi için tarafların iradeleri ile beyanları arasında bilerek yaratılan bir uyumsuzluk, üçüncü kişileri aldatma amacı ve gizli işlemi kuran bir muvazaa anlaşmasının bulunması zorunludur.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 19Kaynağı aç
MADDE 19- Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz. E. Genel işlem koşulları I. Genel olarak

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesinde yalnızca nispi muvazaa düzenlenmiş olup mutlak muvazaaya ilişkin açık bir kanun hükmü bulunmamakta, mutlak muvazaaya ilişkin esaslar öğreti ve yargısal içtihatlarla belirlenmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2023/618, K. 2025/231 sayılı kararında ifade edildiği üzere, üçüncü bir kişinin muvazaa iddiasıyla bir işlemin geçersizliğini ileri sürebilmesi için devir yapandan bir alacağının mevcut olması ve devrin bu alacağın tahsil edilmesini önlemek amacıyla gerçekleştirilmiş olması gerekir.

Mal Rejiminin Tasfiyesi Davasının Bekletici Mesele Yapılması

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 165. maddesinin birinci fıkrası gereğince bir davada karar verilebilmesi başka bir davaya yahut bir hukuki ilişkinin varlığına bağlı bulunuyorsa mahkeme o davanın neticesini bekletebilir. Eşten mal kaçırma savıyla açılan muvazaa davasında davacının davayı açmaktaki hukuki yararı katılma alacağının varlığına dayandığından, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin E. 2021/2012, K. 2022/6837 sayılı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2023/618, K. 2025/231 sayılı kararları uyarınca aile mahkemesinde görülen mal rejiminin tasfiyesi davasının bekletici mesele yapılması zorunludur.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 165Kaynağı aç
MADDE 165- (1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir. (2) Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir. DÖRDÜNCÜ AYIRIM Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılması Davaların birleştirilmesi

Bekletici mesele yapılan tasfiye davası neticesinde davacı eşin alacaklı olduğu saptanır ve taşınmaz devrindeki muvazaa kanıtlanırsa davanın kabulü ile alacak miktarı için haciz ve satış isteme yetkisi verilmesi; alacağın bulunmadığı anlaşılırsa veya muvazaa kanıtlanamazsa davanın reddi gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2025/557, K. 2025/730 sayılı kararında da mal rejiminin tasfiyesinin beklenmesi gerektiğine dair bozma kararına yönelik karar düzeltme istemi, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesindeki koşulları taşımadığından oy çokluğuyla reddedilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2025/557, K. 2025/730Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2025/557 E.  ,  2025/730 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/498 E., 2022/446 K. Taraflar arasında görülen muvazaa nedeniyle tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece verilen yukarıda tarih ve sayısı belirtilen direnme kararı, Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2025 tarihli ve 2023/4-618 Esas, 2025/231 Karar sayılı kararı ile bozulmuştur. Hukuk Genel Kurulunun kararına karşı davacı vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur. Hukuk Genel Kurulunca dilekçe, düzeltilmesi istenen karar ve dosyadaki ilgili bütün belgeler okunduktan sonra gereği düşünüldü: Hukuk Genel Kurulu kararında yer alan açıklamalara göre 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen Geçici madde 3 atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisine uygun olmayan karar düzeltme isteminin REDDİNE, Aynı Kanun'un 442. maddesinin 3. fıkrası ile 4421 sayılı Kanun'un 4/b-1 maddesi uyarınca takdiren 3.000,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine, Karar düzeltme harcı peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 19.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. ''K A R Ş I O Y'' Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır (TBK 19/1). Muvazaaya dayalı iptal davalarının hukuki sebebini bu hüküm oluşturmakta ise de bu davalar çeşitli nedenlere dayalı olarak açılabilmektedir. Muvazaalı işlem taşınmaz mülkiyetinin geçirilmesine ilişkin ise bu işlemin muvazaalı olduğu iddiasıyla tapu iptali ve tescil davası açılabilecektir. Davadan elde edilmek istenen amaç taşınmaz mülkiyetini elde etmek olduğundan muvazaanın varlığının ispatı hâlinde tapu iptali kararı da verilebilecektir. Kişi mülkiyet üzerinde hak iddia etmeksizin taşınmaz üzerinde haciz koydurarak alacağını tahsil edebilmek istiyorsa amaç alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Açılan dava bu amaç bakımından İİK 277 vd. maddelere göre açılan tasarrufun iptali davasıyla benzerlik taşısa da tasarrufun iptali davasından farklı olarak davacının, kesinleşmiş bir alacağının varlığı ön koşul değildir. Hukuki yarar için ön koşul olmasa da danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapıldığının sabit olması gerekecektir. Ancak bu dava bazen de bir alacağın, o taşınmaza haciz konularak tahsilini sağlamak için değil o taşınmazdaki bir şahsi hakkının varlığını ispatlayarak asıl borçludan istemeyi sağlamak için de açılmış olabilir. Uyuşmazlığa konu somut olayı öncelikle bu ihtimal üzerinden değerlendirmek uygun olacaktır. Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili ile davalı … …'ın 1991 yılında evlendiklerini, davalı eşin 31.01.2013 tarihinde boşanma davası açtığını, evlilik devam ederken müvekkilinin maddi katkılarıyla dava konusu taşınmazın 2006 yılının Haziran ayında satın alındığını, boşanma davası açılmadan kısa bir süre önce 12.12.2012 tarihinde bu taşınmazın davalı eş tarafından diğer davalı …'e satıldığını, bu satış işleminin müvekkilinden mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak gerçekleştiğini ileri sürerek davalı … adına kayıtlı olan mezkûr taşınmazın tapu kaydının iptaline ve … … adına tapuya tescil edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı bu talebinde mülkiyet üzerinde bir hak iddia etmediği gibi iptalini istediği tapunun boşanma aşamasında olduğu eşi adına tescilini istemiştir. Davacı dilekçesinde eşinin malvarlığının, kendisi lehine hükmedilecek katkı alacaklarını tahsil edebilmeye yetmeyeceği yönünde bir idida ileri sürmeksizin ancak taşınmazın kendi katkılarıyla alındığını ileri sürerek bu davayı açmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 229/1. maddede eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmaların edinilmiş mallara değer olarak ekleneceği hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm karşılıksız kazandırmalarla ilgili olup akit tablosu içeriğinde satış yoluyla devir yapıldığı görülüyorsa bu taşınmaza yapılan katkılar edinilmiş mallara bir değer olarak eklenemeyecektir. Ancak yapılan işlemin gerçek bir satış olmadığı, muvazaalı işlem yapıldığı, asıl işlemin karşılıksız kazandırma niteliğinde olduğunu ispatlayan bir karar elde edilirse bu katkıların edinilmiş değer olarak eklenmesi mümkün olacaktır. Davanın açılmasındaki asıl amacın da bu olduğu dava dilekçesinde dayanılan vakıaların TMK 229. madde hükmü ile birlikte değerlendirilmesi sonucu açıkça anlaşılmaktadır. Böyle olduğunda ise öncelikle belirlenmesi gereken, bu işlemin muvazaalı olup olmadığının tespiti olup ancak bunun belirlenmesinden sonra yapılan katkıların edinilmiş değer olarak eklenmesi mümkün olabilecek ve alacak miktarı da ancak buna göre saptanacaktr. Mahkemece aile mahkemesinde görülen katkı alacağı davası beklenmeksizin karar verilmiş olması da davanın bu niteliğine uygundur. Nitekim aile mahkemesine açılan katılma alacağı davasında da muvazaalı işlemin iptaliyle ilgili bu dava sonucunun beklenmesi bu davanın çözümünün o davada verilecek karar için önemli olduğu sonucuna varıldığını göstermektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı üzerine davacı tarafça verilen karar düzeltme dilekçesinde de bu davanın devire konu taşınmaza yapılan katkıları, katkı alacağı davasında yapılacak hesaplamaya dahil ettirebilme amaçlı açıldığı, bu davadan elde edilecek kararla bunun sağlanabileceği açıkça belirtilmiş olduğundan açılan davanın bu kapsamdan farklı biçimde anlaşılarak bir karar verilmesi mümkün değildir. Bu taşınmazın varlığı veya yokluğu katkı alacağı miktarına etki etmeyecek ise davacının da bu davayı katkı alacağına ulaşabilmenin bir aracı olarak açtığı kabul edileceğinden aile mahkemesindeki davanın sonucunun beklenmesi gerekir ise de bu davadan elde edilmek istenen amaç muvazaanın ve karşılıksız kazandırmanın varlığını belirleyen bir karar elde ederek bu taşınmaza yapılan katkıların hesaba dahil ettirilmesini sağlamak olunca aile mahkemesindeki davanın sonucu beklenmeksizin karar verilmesi dosyadaki uyuşmazlığın kapsamına uygundur. Özel dairenin bozma kararı ise bu davanın aile mahkemesinde varlığı belirlenecek bir alacağın tahsilini sağlamak için açıldığı ve tasarrufun iptali davasından beklenene benzer bir sonuç elde etme amacını taşıdığı esasına dayanmakta ise de davacı taraf, asıl amacın bu olmadığını, taşınmazdaki bir şahsi hakkının varlığını ispatlayarak asıl borçludan istemeyi sağlamak üzere bu davayı açtıklarını karar düzeltme dilekçesindeki anlatımlarla da açıkça ortaya koymuştur. Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir (HMK 165/1). Bu hükmün sonucu olarak aile mahkemesince bu davanın sonucu beklenebilir ise de bu davada aile mahkemesindeki dava sonucunun beklenmesi davanın açılma amacı ve elde edilmek istenen sonuç ile bağdaşmayacaktır. Yukarıda açıklanan nedenlerle somut uyuşmazlıkta aile mahkemesindeki dava sonucu beklenmeksizin karar verilmesi mümkün olup bu nedenle önceki kararda direnilmesi isabetli ve yerinde olmuştur. Bozma kararı usule ilişkin olduğundan özel daire işin esasını incelememiştir. Bu davalarda tapu iptali kararı verilmesinin mümkün olup olmadığı ve verilmesi gereken kararın kapsamı konusu, esasa ilişkin yapılacak incelemenin konusudur. Bu durumda karar düzeltme talebinin kabulü ile direnme uygun bulunup işin esası incelenmek üzere dosyanın özel daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan karar düzeltme talebinin reddi yönünde oluşan Değerli Çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Türk Medeni Kanunu Kapsamında Karşılıksız Kazandırmalar ve Üçüncü Kişilerin Sorumluluğu

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 229. maddesinin birinci fıkrası gereğince, mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yapılan olağan hediyeler dışındaki karşılıksız kazandırmalar ile mal rejiminin devamı süresince katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler tasfiyede edinilmiş mallara değer olarak hesaben eklenir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre bu kazandırma veya devirlere dair mahkeme kararının üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi, davanın söz konusu kişilere ihbar edilmiş olmasına bağlıdır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 229Kaynağı aç
Madde 229- Aşağıda sayılanlar, edinilmiş mallara değer olarak eklenir: 1. Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar, 2. Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler. Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. 3. Kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasında denkleştirme

Tasfiye sırasında borçlu eşin malvarlığı veya terekesi katılma alacağını karşılamazsa, 4721 sayılı Kanun'un 241. maddesinin birinci fıkrası gereğince alacaklı eş veya mirasçıları, hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden yalnızca eksik kalan miktarla sınırlı olarak talep edebilir. Bu dava hakkı, hak sahiplerinin zedelenmeyi öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinden başlayarak beş yıl geçmekle düşer. Maddenin üçüncü fıkrası uyarınca fıkra hükümleri ve yetki kuralları haricinde mirastaki tenkis davasına dair hükümler kıyasen uygulanır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2023/618, K. 2025/231 sayılı kararında ise Kurul çoğunluğu, genel muvazaa gerekçesine Türk Medeni Kanunu'nun 241. maddesinin eklenmesi görüşünü benimsememiştir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 241Kaynağı aç
Madde 241- Tasfiye sırasında, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi, katılma alacağını karşılamadığı takdirde, alacaklı eş veya mirasçıları, edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir. Dava hakkı, alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Yukarıdaki fıkra hükümleri ve yetki kuralları dışında mirastaki tenkis davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır. ÜÇÜNCÜ AYIRIM MAL AYRILIĞI A. Yönetim, yararlanma ve tasarruf
Eşten mal kaçırmak için devredilen taşınmazın tapusu doğrudan eski eşe geçer mi?

Muvazaaya dayalı davalarda talep alacağın tahsiline yönelik kabul edildiğinden, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 283. maddesinin birinci fıkrası kıyasen uygulanarak tapu iptali ve tescil yerine alacaklı eşe taşınmazın haciz ve satışını isteme yetkisi verilmektedir.

Eşten mal kaçırmaya karşı muvazaa davası açmak için aciz belgesi gerekir mi?

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesine dayanan genel muvazaa davalarında icra takibi yapılması veya borç ödemeden aciz belgesi alınması şartı aranmaz.

Muvazaa davasında mal rejiminin tasfiyesi davası neden beklenir?

Davacı eşin muvazaa davası açmaktaki hukuki yararı katılma alacağının varlığıyla doğrudan bağlantılı bulunduğundan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 165. maddesi uyarınca aile mahkemesindeki davanın sonucu bekletici mesele yapılır.

Eksik kalan katılma alacağı için üçüncü kişilere başvurma süresi nedir?

Borçlu eşin malvarlığının borcu karşılamadığı durumlarda karşılıksız kazandırmadan yararlanan üçüncü kişilere karşı dava hakkı, Türk Medeni Kanunu'nun 241. maddesi uyarınca öğrenme tarihinden itibaren bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinden itibaren beş yıl geçmekle düşer.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu