Eşten Mal Kaçırma İddiasında Tapu İptali ve Haciz Yetkisi
Eşten mal kaçırmak amacıyla gerçekleştirilen taşınmaz devirlerinde, tapu kaydının bütünüyle iptal edilerek devreden eş adına tescil edilmesi her uyuşmazlıkta zorunlu bir hukuki sonuç doğurmaz. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin E. 2021/2012, K. 2022/6837 sayılı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2023/618, K. 2025/231 sayılı kararlarında, davacının talebinin taşınmazın mülkiyetine değil alacağın tahsiline yönelik olduğu durumlarda, tapu iptali ve tesciline gidilmeksizin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 283. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının kıyasen uygulanabileceği ve davacıya taşınmazın haciz ve satışını isteme yetkisi verilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/2012, K. 2022/6837Kaynağı aç
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/618, K. 2025/231Kaynağı aç
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 283Kaynağı aç
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 283. maddesinin birinci fıkrası uyarınca tasarrufun iptali davasının sabit olması hâlinde davacı mal üzerinde cebri icra yetkisi kazanır ve dava konusu taşınmaz olduğunda üçüncü kişi üzerindeki tapu kaydının düzeltilmesine gerek kalmaksızın taşınmazın haciz ve satışı talep edilebilir. Maddenin ikinci fıkrasına göre, taşınmaz üçüncü kişinin elinden çıkmışsa ve tasarruf yerine geçen değere ilişkinse, üçüncü kişi davacının alacağını aşmamak kaydıyla bu bedel tutarında nakden tazminle yükümlü tutulur.
İcra ve İflas Kanunu'nun 283. maddesi davalı üçüncü kişiye ve alacaklıya yönelik koruyucu düzenlemeler de içerir. Davalı üçüncü kişi, malvarlığında meydana gelecek eksikliğin borçludan tahsilini aynı davada isteyebilir ve bu talep iptal davasının ayrılarak daha önce karara bağlanmasına engel teşkil etmez. İptal davasını kaybeden üçüncü kişi devir karşılığı olarak verdiği şeyi veya bedelini borçludan ya da iflas masasından geri isteyebilir; tasarruf neticesinde kendisine ödenilen şeyi geri veren alacaklı eski haklarını korur ve kendisine bağış yapılan kişi iyi niyetli ise yalnızca dava zamanında elinde bulunan miktarı geri vermekle yükümlüdür.
Genel Muvazaa ile Tasarrufun İptali Davalarının Karşılaştırılması
Taşınmaz devirlerine karşı açılan davalarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesine dayanan genel muvazaa davası ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen iptal davası hukuki nitelik ve koşullar bakımından ayrışır. İcra ve İflas Kanunu'nun 277. maddesi uyarınca iptal davasının amacı, kanunun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı tasarrufların butlanına hükmettirmektir. Bu davayı elinde geçici veya kesin borç ödemeden aciz belgesi bulunan alacaklılar ile iflas idaresi veya kanunda belirtilen istisnai hâllerde alacaklıların kendileri açabilir.
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 277Kaynağı aç
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin E. 2021/2012, K. 2022/6837 sayılı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2023/618, K. 2025/231 sayılı ilamlarında açıklandığı üzere, genel muvazaa davasında tasarrufi işlemin baştan itibaren hiç yapılmamış olduğunun tespiti amaçlanır. Muvazaa davasında davacı, yapılan devirle zarara uğratıldığını ve işlemin temelden hükümsüz olduğunu ileri sürdüğünden, İcra ve İflas Kanunu'ndaki iptal davalarından farklı olarak icra takibine girişmiş olması veya aciz belgesi temin etmesi zorunlu tutulmamaktadır.
Borçlar Kanunu Kapsamında Muvazaa Şartları ve Üçüncü Kişilerin Durumu
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bir sözleşmenin türü ve içeriği saptanırken tarafların yanlışlıkla veya gerçek maksatlarını gizlemek adına kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2023/618, K. 2025/231 sayılı kararına göre, muvazaalı bir işlemden söz edilebilmesi için tarafların iradeleri ile beyanları arasında bilerek yaratılan bir uyumsuzluk, üçüncü kişileri aldatma amacı ve gizli işlemi kuran bir muvazaa anlaşmasının bulunması zorunludur.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 19Kaynağı aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesinde yalnızca nispi muvazaa düzenlenmiş olup mutlak muvazaaya ilişkin açık bir kanun hükmü bulunmamakta, mutlak muvazaaya ilişkin esaslar öğreti ve yargısal içtihatlarla belirlenmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2023/618, K. 2025/231 sayılı kararında ifade edildiği üzere, üçüncü bir kişinin muvazaa iddiasıyla bir işlemin geçersizliğini ileri sürebilmesi için devir yapandan bir alacağının mevcut olması ve devrin bu alacağın tahsil edilmesini önlemek amacıyla gerçekleştirilmiş olması gerekir.
Mal Rejiminin Tasfiyesi Davasının Bekletici Mesele Yapılması
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 165. maddesinin birinci fıkrası gereğince bir davada karar verilebilmesi başka bir davaya yahut bir hukuki ilişkinin varlığına bağlı bulunuyorsa mahkeme o davanın neticesini bekletebilir. Eşten mal kaçırma savıyla açılan muvazaa davasında davacının davayı açmaktaki hukuki yararı katılma alacağının varlığına dayandığından, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin E. 2021/2012, K. 2022/6837 sayılı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2023/618, K. 2025/231 sayılı kararları uyarınca aile mahkemesinde görülen mal rejiminin tasfiyesi davasının bekletici mesele yapılması zorunludur.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 165Kaynağı aç
Bekletici mesele yapılan tasfiye davası neticesinde davacı eşin alacaklı olduğu saptanır ve taşınmaz devrindeki muvazaa kanıtlanırsa davanın kabulü ile alacak miktarı için haciz ve satış isteme yetkisi verilmesi; alacağın bulunmadığı anlaşılırsa veya muvazaa kanıtlanamazsa davanın reddi gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2025/557, K. 2025/730 sayılı kararında da mal rejiminin tasfiyesinin beklenmesi gerektiğine dair bozma kararına yönelik karar düzeltme istemi, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesindeki koşulları taşımadığından oy çokluğuyla reddedilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2025/557, K. 2025/730Kaynağı aç
Türk Medeni Kanunu Kapsamında Karşılıksız Kazandırmalar ve Üçüncü Kişilerin Sorumluluğu
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 229. maddesinin birinci fıkrası gereğince, mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yapılan olağan hediyeler dışındaki karşılıksız kazandırmalar ile mal rejiminin devamı süresince katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler tasfiyede edinilmiş mallara değer olarak hesaben eklenir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre bu kazandırma veya devirlere dair mahkeme kararının üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi, davanın söz konusu kişilere ihbar edilmiş olmasına bağlıdır.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 229Kaynağı aç
Tasfiye sırasında borçlu eşin malvarlığı veya terekesi katılma alacağını karşılamazsa, 4721 sayılı Kanun'un 241. maddesinin birinci fıkrası gereğince alacaklı eş veya mirasçıları, hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden yalnızca eksik kalan miktarla sınırlı olarak talep edebilir. Bu dava hakkı, hak sahiplerinin zedelenmeyi öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinden başlayarak beş yıl geçmekle düşer. Maddenin üçüncü fıkrası uyarınca fıkra hükümleri ve yetki kuralları haricinde mirastaki tenkis davasına dair hükümler kıyasen uygulanır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2023/618, K. 2025/231 sayılı kararında ise Kurul çoğunluğu, genel muvazaa gerekçesine Türk Medeni Kanunu'nun 241. maddesinin eklenmesi görüşünü benimsememiştir.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 241Kaynağı aç
Eşten mal kaçırmak için devredilen taşınmazın tapusu doğrudan eski eşe geçer mi?
Muvazaaya dayalı davalarda talep alacağın tahsiline yönelik kabul edildiğinden, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 283. maddesinin birinci fıkrası kıyasen uygulanarak tapu iptali ve tescil yerine alacaklı eşe taşınmazın haciz ve satışını isteme yetkisi verilmektedir.
Eşten mal kaçırmaya karşı muvazaa davası açmak için aciz belgesi gerekir mi?
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesine dayanan genel muvazaa davalarında icra takibi yapılması veya borç ödemeden aciz belgesi alınması şartı aranmaz.
Muvazaa davasında mal rejiminin tasfiyesi davası neden beklenir?
Davacı eşin muvazaa davası açmaktaki hukuki yararı katılma alacağının varlığıyla doğrudan bağlantılı bulunduğundan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 165. maddesi uyarınca aile mahkemesindeki davanın sonucu bekletici mesele yapılır.
Eksik kalan katılma alacağı için üçüncü kişilere başvurma süresi nedir?
Borçlu eşin malvarlığının borcu karşılamadığı durumlarda karşılıksız kazandırmadan yararlanan üçüncü kişilere karşı dava hakkı, Türk Medeni Kanunu'nun 241. maddesi uyarınca öğrenme tarihinden itibaren bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinden itibaren beş yıl geçmekle düşer.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

