Eşten Mal Kaçırma Davalarında Tapu İptali ve Haciz Yetkisi

by Avukat Erdal Ersoy
Eşten Mal Kaçırma Davalarında Tapu İptali ve Haciz Yetkisi

Evlilik birliğinde edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan katılma alacağı niteliği gereği bir alacak hakkıdır. Bu alacak türü, tasfiye sürecinde devredilen taşınmazın doğrudan talepte bulunan eş adına tescil edilmesi hakkını vermez; mal rejiminin tasfiyesinde parasal nitelikte bir alacak hesaplaması yapılır.

Eşler arasındaki mal rejimi, eşlerden birinin vefatı ya da taraflarca başka bir mal rejiminin belirlenmesi durumunda son bulur. Evliliğin mahkeme kararıyla iptali, boşanma nedeniyle sona erdirilmesi veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi durumlarında ise mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona ermektedir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 225Kaynağı aç
Madde 225 – Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer. Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer. II. Malların geri alınması ve borçlar 1. Genel olarak

Edinilmiş Mallara Eklenecek Değerler ve TMK m. 229 Sınırları

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 229. maddesi gereğince, eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızasını almadan gerçekleştirdiği olağan hediyeler dışındaki karşılıksız kazandırmalar edinilmiş mallara değer olarak eklenir. Benzer şekilde, bir eşin mal rejiminin devam ettiği dönemde diğer eşin katılma alacağını azaltma kastıyla gerçekleştirdiği devirler de tasfiyede hesaba katılır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 229Kaynağı aç
Madde 229- Aşağıda sayılanlar, edinilmiş mallara değer olarak eklenir: 1. Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar, 2. Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler. Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. 3. Kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasında denkleştirme

Yapılan devrin diğer eşin katılma alacağını azaltma kastı taşıdığı hallerde dahi, Türk Medeni Kanunu'nun 229. maddesi kapsamında devredilen taşınmazın değerinin tasfiyede hesaba katılması gerektiği ve sırf bu maddeye dayanılarak tapu iptal ve tesciline karar verilemeyeceği yönünde yargı değerlendirmeleri bulunmaktadır. Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararının üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi ise davanın kendilerine ihbar edilmiş olması şartına bağlı tutulmuştur.

Tasfiyede Katılma Alacağının Karşılanamaması ve Üçüncü Kişilerin Sorumluluğu

Tasfiye aşamasında borçlu eşin mevcut malvarlığı veya terekesi katılma alacağını karşılamaya yetmezse, alacaklı eş ya da mirasçıları, edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bu kazandırmalardan faydalanan üçüncü kişilerden talep edebilir. Bu imkan üçüncü kişi üzerindeki mülkiyet kaydının tamamen iptal edilerek taşınmazın tescilini sağlamaz; borçlu eşten karşılanamayan eksik miktarla sınırlı bir parasal istem hakkı tanır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 241Kaynağı aç
Madde 241- Tasfiye sırasında, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi, katılma alacağını karşılamadığı takdirde, alacaklı eş veya mirasçıları, edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir. Dava hakkı, alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Yukarıdaki fıkra hükümleri ve yetki kuralları dışında mirastaki tenkis davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır. ÜÇÜNCÜ AYIRIM MAL AYRILIĞI A. Yönetim, yararlanma ve tasarruf

Türk Medeni Kanunu'nun 241. maddesi uyarınca alacaklı eş veya mirasçılarının üçüncü kişilere karşı dava hakkı, haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Bu süreler ve yetki kuralları haricinde mirastaki tenkis davasına ilişkin hükümler kıyasen tatbik edilir.

Muvazaa İddiası, Aile Konutu ve Tapu İptali Talepleri

Eşten mal kaçırma iddiasına konu devir işlemi aynı zamanda muvazaalıysa, aile konutu kurallarına riayet edilmeksizin devredilmişse ya da tasarrufu sakatlayan bağımsız başka bir hukuki neden bulunmaktaysa tapu iptali talepleri ayrıca gündeme gelebilir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi uyarınca bir sözleşmenin türü ve içeriğinin tayininde, tarafların gerçek amaçlarını gizlemek için seçtikleri sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradeleri dikkate alınır. Yazılı borç tanımasına güvenen üçüncü kişilere karşı ise borçlu tarafından muvazaa savunması ileri sürülemez.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 19Kaynağı aç
MADDE 19- Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz. E. Genel işlem koşulları I. Genel olarak

Üçüncü bir kişinin danışıklı işlem sebebiyle hakkının zarara uğradığının kabulü için, işlem yapandan bir alacağının bulunması ve bu alacağın tahsilinin engellenmesi maksadıyla muvazaalı işlem yapılmış olması gerekir. Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesine dayalı genel muvazaa iddiasında davacının icra takibi başlatmasına veya aciz belgesi ibraz etmesine gerek bulunmamaktadır.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/19449, K. 2018/5336Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2015/19449 E.  ,  2018/5336 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki muvaazalı işlemin iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, davalı … hakkında boşanma davası açıldığını, yargılama devam ederken dava konusu taşınmazın babası davalı …'ye satıldığını belirterek davalılar arasındaki muvazaalı şatış işleminin iptali ile tapunun davalı … adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı … vekili, taşınmazın 2003 yılında müvekkilinin verdiği para ile alındığını, boşanmanın kesinleşmediğini, katkı payı alacağı davasının devam ettiğini, haksız açılan davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Davalı …, aynı yönde beyanda bulunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davanın … 11. Aile Mahkemesi nezdinde açılan 2012/11 esas sayılı katılma payı alacağına ilişkin davada hükmedilecek katılma alacağına ilişkin bedelin kabul edilmesi halinde bedel için elden çıkarılan taşınmaza yönelik, muvazaa nedeniyle tapu iptali ve tescil davası olduğu ancak katılma bedeline ilişkin açılan davada henüz bedele hükmedilmediği, yani katkı payı alacağına ilişkin davası derdest ve devam etmekte olduğu, bu nedenle bu aşamada doğmuş bir borcun mevcut olmadığı, dava tarihi itibariyle doğmuş bir alacak mevcut olmadığından davacının davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığından bahisle davanın usulden reddine verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. ../… 2015/19449 -2- 2018/5336 Dava, Borçlar Kanunu'nun 19. maddesinde düzenlenen dava konusu işlemin danışıklı (muvazaalı) yapıldığı iddiasına dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir. 1-HMK'nin 33.maddesine göre Hakim, Türk Hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme Hakime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hakim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. Dava dilekçesindeki ileri sürüşe ve yargılama sırasındaki sözlü ve yazılı açıklamalara göre dava niteliği itibarıyla TBK'nın 19.maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davasıdır. Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİK'nın 277 .maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır…. muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tesbit ettirmeyi amaçlar.Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören 3.kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. 3.kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekir. Davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Muvazaaya dayalı davalarda davacının … takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK'nun 277. ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun … hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK'nun 283/1,2. maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir. Somut olayda davacı vekilinin, eldeki davayı davalı … aleyhine açılan … 4.Aile Mahkemesi'nin 2011/33 Esas 2012/590 Karar sayılı boşanma davası sonucu lehine hükmedilen mali hakların ve … Aile Mahkemesi'nin 2012/11 Esas sayılı katkı payı alacağı davaları sonucu hükmedilecek tazminat alacağının tahsiline yönelik açtığı, boşanma davasının kesinleştiği, katkı payı davasının ise UYAP kayıtlarına göre 2015/584 karar sayılı ilamı ile lehine sonuçlandığı ancak kesinleşmenin belli olmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece katkı payı davasının kesinleşen sonucunun beklenmesi, alacağın belirlendiği takdirde, her iki alacak yönünden mevcut delillerin TBK'nun 19.maddesi gereğince değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun olmayan gerekçeyle davanın reddi isabetli görülmemiştir. 2-Kabule göre ise, davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verildiğine göre karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 6/1. maddesine göre davalılar lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi de isabetsiz olmuştur. SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 22/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 194. maddesi doğrultusunda, eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutunu devredemez, konut üzerindeki hakları sınırlandıramaz ve aile konutuna dair kira sözleşmesini feshedemez. Haklı bir neden olmaksızın rızası verilmeyen veya rızayı temin edemeyen eş hâkim müdahalesi talep edebilir. Malik sıfatı taşımayan eş ise tapu müdürlüğüne başvurarak aile konutu şerhi konulmasını isteyebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 194Kaynağı aç
Madde 194- Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hâkimin müdahalesini isteyebilir. Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini tapu müdürlüğünden isteyebilir.[16] Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı hâline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur. E. Birliğin korunması I. Genel olarak

Tapu kütüğünde aile konutu şerhinin bulunmaması taşınmazın aile konutu niteliğini kendiliğinden ortadan kaldırmaz; bununla birlikte üçüncü kişinin iyiniyetinin değerlendirilmesinde tapu sicilindeki durum önem taşıyabilir.

Muvazaanın Tespiti ve İİK m. 283 Hükümlerinin Kıyasen Uygulanması

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 283. maddesinin birinci fıkrası uyarınca iptal davası sabit olduğu takdirde davacı, davaya konu mal üzerinde cebri icra yoluyla hakkını alma yetkisi kazanır ve dava konusu taşınmaz ise üçüncü kişi üzerindeki tapu kaydının düzeltilmesine gerek olmaksızın haciz ve satış isteyebilir. Eşten mal kaçırma iddiasıyla açılan muvazaa davalarında da talebin taşınmazın mülkiyetine değil alacağın tahsiline yönelik şahsi hak niteliğinde olduğu gözetilerek, muvazaanın tespiti hâlinde tapu kaydının iptal ve tesciline gidilmeksizin İcra ve İflas Kanunu'nun 283/1. maddesinin kıyasen uygulanması ve davacıya hükmedilen alacakla sınırlı biçimde haciz ve satış yetkisi tanınması gerektiği kabul edilmektedir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 283Kaynağı aç
Madde 283 – (Değişik: 18/2/1965-538/118 md.) Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, bu davaya konu teşkil eden mal üzerinde cebri icra yolu ile, hakkını almak yetkisini elde eder ve davanın konusu taşınmazsa, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın tashihine mahal olmadan o taşınmazın haciz ve satışını istiyebilir. İptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taallük ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs nakden tazmine (Davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahküm edilir. İptal davası üzerine üçüncü şahıs da, mamelekinde hasıl olacak eksikliğin borçludan tahsilini aynı davada istiyebilir. Bu talep, iptal davasının tefrik edilerek daha önce hükme bağlanmasına mani değildir. İptal davasını kaybeden üçüncü şahıs, karşılık olarak şeyi veya bedelini borçludan veya iflas masasından geri istiyebilir. Batıl bir tasarruf neticesinde kendisine ödenilen şeyi geri veren alacaklı eski haklarını muhafaza eder. Kendisine bağış yapılan iyi niyetli ise yalnız dava zamanında elinde bulunan miktarı geri vermeye mecburdur. Hak düşürücü müddet:
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2016/811, K. 2016/11515Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2016/811 E.  ,  2016/11515 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı ve davalı … … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, müvekkili ile davalı … … arasındaki boşanma davasının devam ettiğini,… 104 ada 4 parselde kayıtlı dubleks evin davacı ve davalı eşin katkıları ile evlilik birliği içinde alındığını ve ortak mal olduğunu, taşınmazda müvekkilinin 1/2 payı bulunduğunu, davalı eşin boşanma davası sırasında davacıyı boşanmaya zorlamak ve ondan mal kaçırma kastı ile muvazaalı olarak dava konusu taşınmazı 21.8.2008 tarihinde yakın arkadaşı davalı …’e bedelsiz olarak devrettiğini, davalı …’ın taşınmazı alabilecek ekonomik gücü bulunmadığını, satış bedelinin düşük olduğunu belirterek dava konusu satış işleminin iptaline karar verilmesini talep etmiş; 9.9.2013 ve 17.5.2013 tarihli dilekçeleriyle ile dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesi istemiştir. Davalı … … vekili, Aile Mahkemesinin görevli olduğunu, 5.2.2010 tarihli boşanma ilamı ile müvekkili lehine 125.000 TL maddi ve manevi tazminata, müşterek çocuk için de 600 TL tedbir 750 TL iştirak nafakasına hükmedildiğini, davacının anılan tazminat ve nafakaları ödememek için eldeki davayı açtığını, dava konusu taşınmazın evlilik birliği içinde müvekkili tarafından alındığını, davacının evin alımında maddi katkısı olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı … vekili Aile Mahkemesinin görevli olduğunu, dava konusu taşınmazı rayiç bedelle aldıklarını, boşanma ilamının kesinleşmediğini, evi aldıktan sonra ekonomik sıkıntıları doğduğundan taşınmaz üzerine hacizler konulduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece iddia, savunma toplanan delillere göre dava konusu taşınmazın boşanma davası açıldıktan sonra katkı payı alacağına ilişkin mal kaçırma kastı ile muvazaalı olarak devredildiği iddiası ile açıldığı, taşınmazın bedelinin ödendiği konusunda belge sunulmadığı, davalıların arkadaş olduğu, davalı …’in dava konusu taşınmazı alabilecek ekonomik gücünün olduğunun ispatlanamadığı, davalının dava konusu taşınmazın boşanma davasından sonra mal kaçırma kastı ile davalı …’a satış göstermek suretiyle devrettiği kanaatına varıldığı davacının eldeki davayı açmaktaki amacının muaccel alacağını tahsil edebilmek için hukuki muamelenin kendisi yönünden geçersizliğini sağlamak olduğu,davacının hakkının ayni değil kişisel bir hak olduğu, davacı iddiasını kanıtladığından İİK’nun 283/1 maddenin kıyasen uygulanması gerektiği, taraflar arasında devam eden katkı payı alacağına ilişkin dava da dikkate alınarak bu davada ortaya çıkacak miktara göre alacağın tahsiline imkan verecek ölçüde haciz ve satış imkanı sağlanmasına yönelik olarak davanın kabulü ile dava konusu taşınmazın satışına ilişkin 21.8.2008 tarihli satış işleminin taraflar arasında devam eden katkı payı davasında ortaya çıkacak miktara göre alacağın tahsiline imkan verecek ölçüde haciz ve satış imkanı verilmesine karar verilmiş ;hüküm, davacı ve davalı … … vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava dilekçesindeki açıklamalar ve dosya kapsamına göre; davacı, davada davalı eş … … tarafından diğer davalı …’e yapılan satışın muvazaalı olduğu iddiası ile iptali; davalı eş adına tescili, davalı eş adına dönecek tapu kaydının eşler arasındaki mal rejimi gereğince tasfiye edilerek tapu kaydının iptali ile davacı ile davalı eş adına müştereken tesciline karar verilmesini talep etmiş, 9.9.2013 ve 17.5.2003 tarihli dilekçeleri ile de taşınmazın davacı adına tescilini istemiştir. Davacının davalı 3.kişi …’e geçen taşınmazlara ait tapu kaydının iptali ile eski malikine yani davalı eş …’a dönüşünün sağlanması ile ilgili davayı açmakta davacının hiç şüphesiz hukuki yararı bulunmaktadır. Anılan taşınmazların tapu kaydının iptali ile eski eşe dönüşü sağlandığında açılmış ve açılacak edinilmiş mallara katılma alacağının tahsili sağlanmış olacaktır. Davacının istekleri arasında yer alan taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejimi gereği tapu kaydının iptali ve tescili (katılma alacağı)isteği bakımından bu davaların çözüm yeri 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş,Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4.maddesi gereğince Aile Mahkemeleri olup Aile Mahkemesi kurulmayan yerlerde ise Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemelerinde davanın Aile Mahkemesi sıfatı ile görülüp karar bağlanması gerekir. Davacının diğer isteği ise TBK’nun 19.maddesine dayalı şahsi hakka ilişkin muvazaa nedeniyle iptal istemine ilişkin olduğundan bu istek bakımından uyuşmazlığın çözüm yeri HMK’nun 1 ve devamı maddeleri uyarınca belirlenecek genel Mahkemelerdir. Görev kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında kendiliğinden göz önünde bulundurulur. Mahkemece her iki davanın birlikte Asliye Hukuk Mahkemesinde görülerek karara bağlanması doğru görülmemiştir. Mahkemece yapılması gereken iş, dava konusu taşınmaz bakımından mal rejiminin tasfiyesine dayalı tapu iptali ve tescil (olmadığı takdirde katılma alacağı) davası yönünden ilgili davanın tefriki ile ayrı bir esasa kaydedilmesi daha sonra da tefrik edilen dosyada görevli mahkemenin Aile Mahkemesi olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesinden ibarettir. Aile Mahkemesince anılan taşınmazlar yönünden katkı payı alacağına hükmedilmesi durumunda hükmedilen katkı payı alacağı miktarı esas alınarak eldeki dava yönünden dava konusu taşınmazla ilgili 21.8.2008 tarihli tasarrufun TBK’nun 19 maddesi gereğince iptale tabi olmadığının mevcut delillere göre değerlendirilmesi, iptale tabi olması halinde davacı yararına hükmedilecek katkı payı alacağı ve fer’ileriyle sınırlı olarak İİK’nun 283/1 maddesinin kıyasen uygulanarak davacıya haciz ve satış yetkisi verilmesinden ibarettir. Anılan yasal düzenlemeler gözardı edilerek yazılı gerekçeyle hüküm tesisi isabetli görülmemiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı ve davalı … … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre adı geçen taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yerolmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ve davalı … …'e geri verilmesine 13.12.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İptal davası üçüncü kişinin elinden çıkardığı mallar yerine geçen değere ilişkin bulunmaktaysa, üçüncü kişi davacının alacağını aşmayacak şekilde bu değerler oranında nakden tazmine mahkûm edilir. Kendisine bağışlama yapılan kimse iyi niyetli olduğu takdirde yalnızca davanın açıldığı tarihte malvarlığında kalan miktarı geri vermekle yükümlüdür. Batıl bir tasarruf neticesinde kendisine ödenen şeyi iade eden alacaklı ise önceki haklarını korur.

İptal davası ile karşılaşan üçüncü kişi, mamelekinde oluşacak eksilmenin borçludan tahsilini aynı davada talep edebilir. Bu talep iptal davasının tefrik edilerek önce karara bağlanmasına engel teşkil etmez. Davayı kaybeden üçüncü kişi, devir karşılığı olarak verdiği şeyi ya da bedelini borçludan veya iflas masasından geri isteme hakkına sahiptir.

Yargılama Usulü, Görev Kuralları ve Alacağın Kesinleşmesi

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi gereğince hâkim Türk hukukunu resen uygulamakla yükümlüdür; olayları bildirmek taraflara, hukuki nitelendirme ise hâkime aittir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınır. Mal rejiminin tasfiyesine dayalı talepler ile üçüncü kişiye devredilen taşınmaza yönelik genel muvazaa taleplerinin birlikte açıldığı durumlarda, mal rejimine ilişkin davanın tefrik edilerek görevli Aile Mahkemesine gönderilmesi; bu mahkemece alacağa hükmedilmesi hâlinde, belirlenen alacak miktarı üzerinden işlemin Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi uyarınca iptale tabi olup olmadığının değerlendirilmesi ve iptal şartlarının gerçekleştiği tespit edilirse hükmedilen alacak ve ferileriyle sınırlı biçimde İcra ve İflas Kanunu'nun 283/1. maddesinin kıyasen uygulanarak haciz ve satış yetkisi verilmesi yönünde hüküm kurulması gerektiği belirtilmektedir.

Eşten mal kaçırma kastıyla yapılan taşınmaz devrinde doğrudan tapu iptali istenebilir mi?

Sırf Türk Medeni Kanunu'nun 229. maddesi kapsamındaki katılma alacağını azaltma kastı tapunun doğrudan iptalini ve tescilini sağlamaz; taşınmazın değeri tasfiyede hesaba katılır. Ancak işlem Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi anlamında muvazaalıysa, açık rıza alınmadan devredilen aile konutuna ilişkinse veya bağımsız bir sakatlık sebebi mevcutsa tapu iptali gündeme gelebilir.

Borçlu eşin malvarlığı katılma alacağını karşılamazsa üçüncü kişiye karşı hangi talep ileri sürülebilir?

Tasfiye sırasında borçlu eşin malvarlığı alacağı karşılamadığı takdirde, alacaklı eş edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmalardan faydalanan üçüncü kişilerden yalnızca eksik kalan miktarla sınırlı olarak parasal istemde bulunabilir.

Üçüncü kişiye karşı açılacak davada hak düşürücü süreler nasıldır?

Türk Medeni Kanunu'nun 241. maddesi uyarınca alacaklı eşin haklarının zedelendiğini öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinden başlayarak beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

Muvazaa davasında tapu iptali yerine haciz yetkisi verilmesi ne anlama gelir?

İcra ve İflas Kanunu'nun 283/1. maddesi tasarrufun iptali davasında taşınmaz mülkiyetinin kayden düzeltilmesine gerek olmaksızın alacaklıya haciz ve satış yetkisi vermektedir. Eşten mal kaçırma iddiasına dayalı muvazaa davalarında da talebin taşınmazın aynına değil alacağın tahsiline yönelik olduğu durumlarda, tapunun iptal ve tescili yerine bu kuralın kıyasen uygulanması ve hükmedilen alacakla sınırlı olarak davacıya haciz ve satış yetkisi tanınması yönünde kararlar verilmektedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu