Eşlerin Sadakat Yükümlülüğü ve İhlalinin Hukuki Sonuçları

by Avukat Erdal Ersoy
Eşlerin Sadakat Yükümlülüğü ve İhlalinin Hukuki Sonuçları

Sadakat Yükümlülüğünün Kapsamı ve Hukuki Niteliği

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesi uyarınca evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulur. Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak, çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermek, birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmakla yükümlüdür. Kanunda düzenlenen sadakat yükümlülüğü yalnızca cinsel sadakatle sınırlı değildir. Eşlerin birbirlerine dürüst davranmaları, birbirlerinden gizli işler yapmamaları, sır saklamaları, yalan söylememeleri ve gerçekleri gizlememeleri de bu yükümlülüğün kapsamındadır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 185Kaynağı aç
Madde 185- Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar. II. Konutun seçimi, birliğin yönetimi ve giderlere katılma

Sadakat yükümlülüğü ile zina kavramları hukuki nitelik ve şartlar bakımından birbirinden ayrılır. Zina, gerçekleşmesi için cinsel ilişkinin varlığı ve ispatı zorunlu olan özel bir boşanma sebebidir. Sadakat yükümlülüğünün ihlali ise cinsel birlikteliğin gerçekleşmesini zorunlu kılmayan, duygusal ve ekonomik sadakati de bünyesinde barındıran genel bir boşanma sebebi teşkil eder.

Sadakat Yükümlülüğünün Başlangıcı ve Evlilik Öncesi Dönem

Eşler arasındaki sadakat yükümlülüğü Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesi gereğince evlilik birliğinin kurulmasıyla başlar. Evlilik birliği kurulmadan önceki olay ve sebeplere dayanılarak boşanma davası açılamaz; bu nedenle evlilik öncesinde cinsel ilişki yaşanmış olması boşanma davasında kusur oluşturmaz. Ancak bu durumun şartları mevcutsa Türk Medeni Kanunu'nun 149. maddesi uyarınca nispi butlan sebebiyle evlenmenin iptali davasına konu edilmesi mümkündür. İlgili madde gereğince evlenmeyi hiç istemediği ya da evlendiği kişiyle evlenmeyi düşünmediği hâlde yanılarak evlenmeye razı olan veya eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı çekilmez kılacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak evlenen eş, evlenmenin iptalini talep edebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 149Kaynağı aç
Madde 149- Aşağıdaki durumlarda eşlerden biri evlenmenin iptalini dava edebilir: 1. Evlenmeyi hiç istemediği veya evlendiği kişiyle evlenmeyi düşünmediği hâlde yanılarak bu evlenmeye razı olmuşsa, 2. Eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak evlenmişse. 3. Aldatma

Boşanma Yargılaması Süresince Sadakat Yükümünün Devamı

Evlilik birliğinde sadakat yükümlülüğü, mahkemece boşanma kararı verilmiş olsa dahi bu hüküm yasal olarak kesinleşinceye kadar devam eder. Mahkeme kararının henüz kesinleşmediği aşamada eşlerin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışları kusur tespitinde dikkate alınır. Dava dilekçesinde belirtilen vakıalar kural olarak uyuşmazlığın sınırını oluştursa da boşanma davası açıldıktan sonra gerçekleşen ve sadakat yükümünün sürdüğü dönemde yaşanan evlilik dışı ilişkiler kusur durumu ile tazminat değerlendirmesinde gözetilir.

Hükmün temyiz incelemesi aşamasında diğer eşin başka biriyle ilişkisi olduğuna dair ileri sürülen güçlü kanıtlar, evlilik bağı yasal olarak son bulmadığı için davanın sonucuna ve tarafların kusur durumuna etki eder.

Sadakat Yükümlülüğünün İhlalinde Tazminat Talepleri

Eşler evlilik birliğini kurmakla birbirlerine sadakat borcu altına girerler; evli bir kimsenin evlilik dışı ilişki yaşaması sadakat borcu altındaki eşine karşı haksız eylem niteliğindedir. Boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf ise aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca kusurlu olan diğer eşten manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini talep edebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 174Kaynağı aç
Madde 174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. 2. Yoksulluk nafakası
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2014/1656, K. 2014/17564Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2014/1656 E.  ,  2014/17564 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 18/07/2012 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 15/07/2013 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2-Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince; Davacı ile dava dışı …'ın evliliklerinin devamı sırasında, davalının dava dışı eş ile ilişki kurduğu; bu nedenle evlilik birliğinin sona erdiği ileri sürülerek manevi tazminat isteminde bulunulmuştur. Mahkemece davalının haksız eyleminin boşanma dosyası kapsamı ile de sabit olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Eşler evlilik birliğini kurmakla birbirlerine sadakat borcu altına girdikleri gibi, mensubu oldukları aile birliğine karşı da sorumluluk altına girerler. Davacının eşinin evli olmasına rağmen bir başkasıyla ilişkiye girmesi, evlilik sözleşmesi ile bağlandığı, sadakat borcu altına girdiği eşine karşı haksız eylem niteliğindedir. Davalı da, evli olduğunu bilerek davacının eşiyle gayri resmi ilişkiye girmek suretiyle, gerek yasalarca gerek örf ve adet hukukunca korunmayan haksız bir davranış içine girmiştir. Bu davranış da açıkça haksız eylem niteliğindedir. Esasen dava dışı eşin, evlilik birliğinin gerektirdiği sadakat yükümü bulunmakla birlikte; onun evli olduğunu bilen ve buna rağmen onunla ilişkiye giren davalının da dava dışı eşin sadakatsizlik eylemine katıldığında ve her ikisinin de bu haksız eylemlerinden birlikte ve müteselsilen sorumlu olduklarında kuşku bulunmamaktadır. O halde olayda, Borçlar Kanunu’nun 50. maddesinde düzenlenen birden fazla şahsın müşterek kusurlarıyla bir zarara yol açmaları, diğer bir deyimle, tam teselsül hali mevcut olup, davalı doğan zarardan, davacının eşi ile birlikte müteselsilen sorumludur. Müteselsilen sorumluluğun bulunduğu durumda da davacı, alacağını sorumluların tamamından isteyebileceği gibi bunlardan biri veya birkaçından da isteyebilir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.11.2003 gün ve 2003/9-685 E.-690 K. sayılı Kararı). Bunlardan birisinin ölmüş olması diğerini sorumluluktan kurtarmaz. Zarar gören dilerse davasını bu kişiye yöneltebilir. Evli bir kimsenin evlilik dışı birlikteliği, diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olduğu gibi, bu eyleme katılan kişinin eylemi de bundan ayrı düşünülemez. Dolayısıyla, bu eyleme evliliği bilerek katılan kişi de diğer eşin uğradığı zarardan sorumludur. Sonuç itibariyle, davalının davacının eşi ile evli olduğunu bilerek ilişkiye girdiğinin tarafların ve mahkemenin kabulünde olmasına göre; davalının sorumluluğu ahlaka ve adaba aykırılık nedeniyle gerçekleşen “haksız fiil”den kaynaklanmakta; dava da yasal dayanağını haksız fiile ilişkin hükümlerden almaktadır. Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının sorumluluğunun kabul edilmesinde bir isabetsizlik yoktur ancak, boşanma dava dosyasında davacı lehine hükmedilen manevi tazminatın dava dışı Semih Yıldız'dan tahsiline dair hüküm kurulduğu da dikkate alınarak tahsilde tekerrür olmamak üzere davacı yararına tazminat takdir edilmesi gerekirken, bu hususun göz ardı edilerek tekerrür oluşturacak şekilde 5.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline dair verilen karar usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekirse de belirlenen bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen "Geçici madde 3" atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu 438/son maddesi gereğince kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) sayılı bentte gösterilen nedenlerle hüküm fıkrasında tazminat takdirine ilişkin 1. bendinde yer alan "5.000,00 TL manevi tazminatın 18/07/2012 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine," şeklindeki sözcük dizelerinin çıkartılarak yerine "5.000,00 TL manevi tazminatın tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla 18/07/2012 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine," şeklindeki sözcük dizelerinin eklenmesine, davalının öteki temyiz itirazlarının ilk bentte gösterilen nedenlerle reddiyle kararın davalı taraf yararına düzeltilmiş bu biçiminin ONANMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 22/12/2014 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dava, evli olduğunu bildiği halde onunla duygusal ve cinsel ilişkiye girmek suretiyle kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat davasıdır. Eşler evlenmekle birbirlerine karşı cinsel anlamda sadakat yükümlülüğü altına girerler. (MK.185/III) Bu yükümlülüğün ihlali halinde diğer eş TMK 161 maddesine dayalı olarak zina nedenine dayalı boşanma davası açar ve bu davada MK 174/2 maddesinde düzenlenen manevi tazminat isteminde bulunabilir. Böyle bir boşanma davası açarak eşinden tazminat alan kişinin manevi zararı karşılanmış demektir. Boşanma davası açmayan eş, sadakat yükümlülüğüne uymayan eşi affetmiş demektir. Affeden eş manevi tazminat isteminde bulunamaz. Diğer yandan boşanma davası açmakla birlikte hangi sebeple olursa olsun eşinden bu nedenle manevi tazminat istemeyen eşin durumuda aynıdır. Davalı eş ile ilişkide olan 3. kişinin durumuna gelince; boşanma davasıyla eşinden manevi tazminat alan davacı manevi tazminatın "tekliği ve bölünmezliği" ilkesi gereğince 3. kişiden tazminat isteyemeyeceği gibi bu tazminatı "sadakat" yükümlülüğü olan eşinden istemeyen, istemeyi ihmal eden davacı elbetteki 3. kişiye yönelemez. Diğer yandan MK 2 maddesi gereğince "herkes haklarını kullanırken iyiniyet kaidelerine uymak zorundadır." Davacının eşinden manevi tazminat almışken ya da sadakat yükümlülüğü olan eşi yerine 3. kişiye yönelmesini hukuk düzeni koruyamaz. 3. kişinin bu eylemden dolayı davalı eş ile müteselsil sorumluluğu da kabul edilemez. Zira; sadakat yükümlülüğü sadece eşe aittir. Belirtilen nedenler itibariyle çoğunluk görüşüne katılmam olanaksızdır. 22/12/2014 KARŞI OY YAZISI Sorun eşlerden birinin başka bir kişiyle cinsel ilişkiye girmesi nedeniyle diğer eşin manevi anlamda eşten ve üçüncü kişiden tazminat isteyip isteyemeyeceğine ilişkindir. Eşler nikah sözleşmesi yapmakla birbirlerine karşı cinsel anlamda sadakat yükümlülüğü altına girerler (M.K. 185/ III). Bu yükümlülüğün ihlali halinde sadakat yükümlülüğünü ihlal eden eşe karşı aldatılan eş manevi tazminat talep edebilir. Bu tür bir eylem TMK' da boşanma nedeni olarak öngörüldüğünden aldatılan eş bunu boşanma sebebi sayabilir ve boşanmaya göre M.K. 174/2 ile manevi tazminat isteyebilir. Ancak aldatılan eş böyle bir eylem dolayısıyla boşanmaya zorlanamaz. Diğer ifadeyle aldatılan eş boşanma nedeni yapmaksızın kişisel saldırıların ihlal edildiği gerekçesiyle aldatan eşe karşı manevi tazminat talebinde bulunabilir. Bu durum 4787 sayılı kanun 7. maddesi ile açıkça düzenlenmektedir. Anayasaya göre de devlet aile bütünlüğünü korumak amacıyla ve boşanmaların azaltılması amacıyla 4787 sayılı kanun 7. maddesini öngörmüştür. Anayasa ve bu madde hükümleri birlikte değerlendirildiğinde aldatılan eşe aldatma eylemine rağmen boşanmaması yönünde yargıca tembih, telkin ve önerilerde bulunmak görevi yüklenmektedir. Eşe de aldatma eylemine rağmen aile birliğinin geleceğini kurtarmak maksadıyla (ki bu amaç son derece yücedir) eşini affetmesi önerileri sunulur. Zira aile toplumun temelidir ve dağılmaması gerekir. Bu eyleme rağmen aile kurtarılmalıdır. Bu da ancak aldatılan eşin tercihinin ne yönde olacağıyla doğrudan ilgilidir. Şu durumda bu eş aldatma eylemine rağmen evliliğini kurtarmak yönünde davranış sergilerse eşine karşı boşanma davası açmayacaktır. Hukuk sistemi de eşin manevi zararının ancak bir boşanma şartıyla sağlanmasının sakıncalarını öngörüp aile birliğinin kurtarılması ancak aldatılan eşin manevi zararının da karşılanması yönünde tercihte bulunmuştur. Buna göre aldatılan eş hem boşanmayacak hem de genel hükümlere göre aldatan eşinden manevi tazminat talebinden bulunabilecektir. Ahlaki ve yasal olmayan bir cinsel ilişkinin tarafları açısından baktığımızda aldatan eşin konumu yukarıda belirlendiği üzere 4787 sayılı kanunun 7. maddesi, Anayasa 41, M.K. 185, 174, B.K. 41, 49 (6098 sayılı TBK 49, 58) ile özel bir statü içine alınmıştır. Diğer ifadeyle aldatan eşin hukuksal sorumluluğu bu özel hükümlerle düzenleme altına alınmıştır. Üçüncü kişi olan eylemcinin hukuksal konumunu belirlemek için şu noktalara dikkat edilmelidir. İlki, tartışılan bu konu bugün yürürlükte olmayan ancak eski ceza kanununda bulunan "zina" kurumuyla karıştırılmamalıdır. Zira zina hem hukuk sisteminden kaldırılmıştır, emsal değerlendirilmesine alınamaz. Hem de zinanın unsur ve sonuçları ceza hukuku açısından ele alınmak zorundadır. Zina da unsur olarak karşı cinsten olan iki kişinin ahlaki ve yasal olmayan cinsel birleşmesi belli koşulları taşıyor olmak kaydıyla cezalandırılıyordu. Ve o koşullara göre her zaman cezalandırılan iki "fail" bulunabiliyordu. Böyle bir kurumu özel hukuk alanında uygulamaya kalkmak cezalandırılmama sonucunda "cezalandırma yoksa manevi zarar da yoktur" gibi adil olmayan bir sonuç doğurur. İkinci olarak eşin aldatması olayı salt aile hukuku anlamında ele alınıp incelenmelidir. Bu durumda eşin aldatmasında iki eylem ve iki eylemci vardır. Birinci eylem aldatan eşin eylemi olup, bu eylem eşinden başkasıyla cinsel beraberlik yaşamayacağı sözü veren eşin bu sözü ihlal etmesi ve yasanın da buna sonuç öngörmesidir. İkinci eylem ise üçüncü kişinin eylemi olup işbirliği yaptığı eşin gerçekte sadakatle yükümlü olduğu ve o eşle cinsel beraberlik yaşama hakkına sahip olan ve bu hakkın ahlaki ve yasal tek sahibi olan eşin yerine geçerek aldatan eşe tatmin duygusu vermesidir. Üçüncü kişi hakkı olmadığı halde yasal eşin yasal tatmin etme ve eşini başkasıyla paylaşmama hakkını ihlal etmektedir. Bu ihlal o eşin aile değerlerine eşi olmayan kişi tarafından gerçekleştirilen yoğun bir saldırıdır. Bu saldırı ile aldatan eşin saldırısını öz ve konum itibariyle özdeş ve tek tutulması olanaksızdır. Dolayısıyla aldatan eş eyleminde cezacı mantıkla bakılıp tek eylem varlığından bahsetmek hukuksal olarak ve ahlaki olarak son derece yanlıştır. Gerçek odur ki ortada iki ayrı eylem ve iki ayrı eylemci bulunmaktadır. Çoğunluk görüşünün benimsediği aldatan eş ve üçüncü kişinin eylemlerinden doğan tazminat sorumluluğunun müteselsil sorumluluk kapsamında kalması belirttiğimiz noktalar itibariyle de olanaksızdır. Çünkü müteselsil sorumlulukta birden çok hukuksal durum ve eylemin aynı zararı doğurması ve yasal olarak da bunun müteselsil olduğunun belirlenmesiyle söz konusu olur. Örneğin çoğunluk görüşünün örneklediği 2918 sayılı kanundan doğan sorumluluktan kayıt maliki, sigorta şirketi ve şöforun müteselsilen sorumlu olması hali yasal olarak öngörülmüş bir müteselsil sorumluluk halidir. Aldatan eşin ve üçüncü kişi olan kişinin sorumluluğu ise özellikle aldatan eşin sorumluluğu özel yasalarla ve özel hükümlerle ayrı bir statü içine alınmıştır. Yasalarla ayrı bir statü içine alınmış sorumluluğun yasal olmayan bir şekilde başka bir sorumluluk alanına çekilmesi ve başka bir eylemden doğan zarar sorumluluğuna ortak edilmesi söz konusu olamaz. Aksi takdirde 4787 kanunun 7. maddesi ailenin korunmasına ilişkin Anayasa hükümleri, Medeni Kanunun 185 ve 174. maddeleri ihlal edilmiş olur. Oysa çoğunluk görüşü bu belirlemelere rağmen aldatılan eşin aldatan eşe karşı dava açmasa da hem dava açmasını zorlamakta hemde dolaylı olarak dava açılmadığı halde sorumlu tutulmasını sağlamaktadır. Diğer yandan konu müteselsil sorumluluk açısından ele alındığında şu husus da dikkat çekici olsa gerektir. Yukarıda belirtildiği üzere eş aldatmasında iki ayrı eylem ve iki ayrı eylemci bulunmaktadır. Buna göre de yasal anlamda yaptırımlar farklıdır. Zira her iki eylemin ihlalinin ağırlığı itibariyle yaptırım farklılığı söz konusudur. Buna göre eşini aldatan kişinin eylemi sonucu eşinin maneviyatına verdiği zarar üçüncü kişinin verdiği zarardan (gerçekleştirdiği saldırıdan) çok daha ağırdır. Dolayısıyla eşin ödeyeceği tazminat miktarı üçüncü kişinin ödeyeceği tazminat miktarıyla kıyaslanamayacak kadar yüksek olacaktır. Çünkü eşlerin aile değerlerine bağlı kalma yükümlülüğü aile birliğinin korunması ve sağlanmasında en önemli yükümlülüktür. Üçüncü kişinin eylemi ise eşin eylemi yanında sıradan bir haksız fiil eylemidir. Böyle açık bir duruma rağmen müteselsil sorumluluktan söz edilmesi olanaksızdır. Somut olayda davacı, davalı taraftan ayrıca manevi tazminat istemiştir. Boşanma davasında davacının eşinden alacağı tazminat üçüncü kişiden alacağı tazminata engel olamaz. Bu nedenle tahsilde tekerrür koşuluyla kararın bozulması söz konusu olmamalıdır. Çoğunluk bozma görüşüne gösterilen nedenlerle katılmıyorum. 22/12/2014

Sadakat yükümlülüğünün ihlali hâlinde aldatılan eş, koşulları varsa Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesinin ikinci fıkrasına dayanarak boşanma davasında manevi tazminat talep edebileceği gibi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesi uyarınca kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiasıyla müstakil bir manevi tazminat davası da açabilir. Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesi uyarınca kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören kimse uğradığı manevi zarara karşılık tazminat talep edebilir; hâkim bu tazminatın ödenmesi yerine veya tazminata ek olarak saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 58Kaynağı aç
MADDE 58- Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir. 4. Ayırt etme gücünün geçici kaybı

Üçüncü Kişiye Karşı Manevi Tazminat Talepleri

Evli olduğunu bilerek bir başkasıyla ilişki yaşayan üçüncü kişiye karşı manevi tazminat talebinde bulunulup bulunulamayacağı konusunda farklı yaklaşımlar söz konusudur. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2014/1656 Esas ve 2014/17564 Karar sayılı içtihadında yer alan yaklaşıma göre, eşin evli olduğunu bilerek onunla ilişkiye giren üçüncü kişi sadakatsizlik eylemine katılmış sayılır ve oluşan zarardan sadakatsiz eş ile birlikte müteselsilen sorumlu olur. Müteselsil sorumluluk kuralları uyarınca zarar gören eş, tazminat alacağını sorumluların tamamından talep edebileceği gibi yalnızca birinden veya birkaçından da isteyebilir. Bu doğrultuda boşanma davasında talep edilen tazminat ile üçüncü kişiye açılan davadaki tazminat aynı olguya dayandığından tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla hüküm kurulur.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2013/16576, K. 2013/17650Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2013/16576 E.  ,  2013/17650 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı … Elden vekili Avukat … tarafından, davalılar … vd. aleyhine 12/04/2011 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davalı … yönünden davanın atiye bırakılmasını nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına ve davalı … yönünden davanın kısmen kabulüne dair verilen 18/06/2013 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2-Davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesinde; Dava, kişilik haklarına saldırı nedeni ile manevi tazminat ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, resmi nikahlı eşi olan davalı …'in davalı … ile evliymiş gibi birlikte yaşadıklarını ve iki çocuklarının olduğunu, davalı eşi …'e karşı boşanma davası açtığını, davalıların eyleminin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğunu iddia ederek uğradığı manevi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur. Dava devam ederken davacı, eşi davalı … yönünden açtığı davayı atiye bırakmıştır. Mahkemece, davalı …'in evlilik bağının kendisine yüklediği sadakat ve güven yükümlülüğüne aykırı davranması, davalı …'ın ise evli bir erkekle ilişki kurmak suretiyle, davacının kişilik haklarını ihlal ettikleri kabul edilerek; davalı …'a yönelik istemin bir bölümünün ödetilmesine karar verilmiş; davalı … yönünden ise atiye bırakılan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığı hüküm altına alınmıştır. Dosya kapsamından, taraf olan eşler arasındaki boşanma davasının devam ettiği; davacının, davalı eşten aynı olay nedeniyle 70.000 TL manevi tazminat talep ettiği anlaşılmıştır. BK'nın 50 ve 51. maddelerinde, haksız eylemin ve bunun sonucunda doğan zararın birden fazla kişi tarafından meydana getirilmesi durumunda; zarar görenin, dilediği takdirde eyleme katılanların birisinden, birkaçından veyahut tamamından zincirleme olarak sorumlu tutulmalarını isteme hakkına sahip bulunduğu, düzenleme altına alınmıştır. Aynı hüküm, 6098 sayılı yeni Türk Borçlar Kanunu'nun 61. maddesinde de tekrar edilmiştir. Somut olayda, davacı … hakkında hüküm altına alınan manevi tazminat miktarıyla; boşanma davasında talep edilen manevi tazminat aynı ve bir olguya dayanmaktadır. Şu durumda, boşanma davası sonucunda takdir edilecek manevi tazminat ile; eldeki davada karara bağlanan manevi tazminat tutarı bakımından tahsilde tekerrür olgusu söz konusudur. Mahkemece, bu yönün gözetilmemesi yerinde görülmemiştir. Ancak, yanılgının giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden; kararın HMK'nın 438. Maddesi uyarınca düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) no'lu bentte gösterilen nedenlerle hüküm fıkrasının 2 no'lu bendinde yer alan "…tayin ve takdirine, davalıdan…” sözcüklerinden sonra gelmek üzere “…boşanma davası dosyasında hüküm altına alınan/alınacak olan tazminat tutarı ile tahsilde tekerrür olmamak üzere…” cümlesinin eklenmesine, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının (1) no'lu bentte gösterilen nedenlerle reddi ile kararın düzeltilmiş bu biçiminin ONANMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 13/11/2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (M) (M) KARŞI OY YAZISI Dava, evli olduğunu bildiği halde onunla duygusal ve cinsel ilişkiye girmek suretiyle kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat davasıdır. Eşler evlenmekle birbirlerine karşı cinsel anlamda sadakat yükümlülüğü altına girerler. (MK.185/III) Bu yükümlülüğün ihlali halinde diğer eş TMK 161 maddesine dayalı olarak zina nedenine dayalı boşanma davası açar ve bu davada MK 174/2 maddesinde düzenlenen manevi tazminat isteminde bulunabilir. Böyle bir boşanma davası açarak eşinden tazminat alan kişinin manevi zararı karşılanmış demektir. Boşanma davası açmayan eş, sadakat yükümlülüğüne uymayan eşi affetmiş demektir. Affeden eş manevi tazminat isteminde bulunamaz. Diğer yandan boşanma davası açmakla birlikte hangi sebeple olursa olsun eşinden bu nedenle manevi tazminat istemeyen eşin durumuda aynıdır. Davalı eş ile ilişkide olan 3. kişinin durumuna gelince; boşanma davasıyla eşinden manevi tazminat alan davacı manevi tazminatın "tekliği ve bölünmezliği" ilkesi gereğince 3. kişiden tazminat isteyemeyeceği gibi bu tazminatı "sadakat" yükümlülüğü olan eşinden istemeyen, istemeyi ihmal eden davacı elbetteki 3. kişiye yönelemez. Diğer yandan MK 2 maddesi gereğince "herkes haklarını kullanırken iyiniyet kaidelerine uymak zorundadır." Davacının eşinden manevi tazminat almışken ya da sadakat yükümlülüğü olan eşi yerine 3. kişiye yönelmesini hukuk düzeni koruyamaz. 3. kişinin bu eylemden dolayı davalı eş ile müteselsil sorumluluğu da kabul edilemez. Zira; sadakat yükümlülüğü sadece eşe aittir. Belirtilen nedenler itibariyle çoğunluk görüşüne katılmam olanaksızdır. 13/11/2013 KARŞI OY YAZISI Sorun eşlerden birinin başka bir kişiyle cinsel ilişkiye girmesi nedeniyle diğer eşin manevi anlamda eşten ve üçüncü kişiden tazminat isteyip isteyemeyeceğine ilişkindir. Eşler nikah sözleşmesi yapmakla birbirlerine karşı cinsel anlamda sadakat yükümlülüğü altına girerler (M.K. 185/ III). Bu yükümlülüğün ihlali halinde sadakat yükümlülüğünü ihlal eden eşe karşı aldatılan eş manevi tazminat talep edebilir. Bu tür bir eylem TMK' da boşanma nedeni olarak öngörüldüğünden aldatılan eş bunu boşanma sebebi sayabilir ve boşanmaya göre M.K. 174/2 ile manevi tazminat isteyebilir. Ancak aldatılan eş böyle bir eylem dolayısıyla boşanmaya zorlanamaz. Diğer ifadeyle aldatılan eş boşanma nedeni yapmaksızın kişisel saldırıların ihlal edildiği gerekçesiyle aldatan eşe karşı manevi tazminat talebinde bulunabilir. Bu durum 4787 sayılı kanun 7. maddesi ile açıkça düzenlenmektedir. Anayasaya göre de devlet aile bütünlüğünü korumak amacıyla ve boşanmaların azaltılması amacıyla 4787 sayılı kanun 7. maddesini öngörmüştür. Anayasa ve bu madde hükümleri birlikte değerlendirildiğinde aldatılan eşe aldatma eylemine rağmen boşanmaması yönünde yargıca tembih, telkin ve önerilerde bulunmak görevi yüklenmektedir. Eşe de aldatma eylemine rağmen aile birliğinin geleceğini kurtarmak maksadıyla (ki bu amaç son derece yücedir) eşini affetmesi önerileri sunulur. Zira aile toplumun temelidir ve dağılmaması gerekir. Bu eyleme rağmen aile kurtarılmalıdır. Bu da ancak aldatılan eşin tercihinin ne yönde olacağıyla doğrudan ilgilidir. Şu durumda bu eş aldatma eylemine rağmen evliliğini kurtarmak yönünde davranış sergilerse eşine karşı boşanma davası açmayacaktır. Hukuk sistemi de eşin manevi zararının ancak bir boşanma şartıyla sağlanmasının sakıncalarını öngörüp aile birliğinin kurtarılması ancak aldatılan eşin manevi zararının da karşılanması yönünde tercihte bulunmuştur. Buna göre aldatılan eş hem boşanmayacak hem de genel hükümlere göre aldatan eşinden manevi tazminat talebinden bulunabilecektir. Ahlaki ve yasal olmayan bir cinsel ilişkinin tarafları açısından baktığımızda aldatan eşin konumu yukarıda belirlendiği üzere 4787 sayılı kanunun 7. maddesi, Anayasa 41, M.K. 185, 174, B.K. 41, 49 (6098 sayılı TBK 49, 58) ile özel bir statü içine alınmıştır. Diğer ifadeyle aldatan eşin hukuksal sorumluluğu bu özel hükümlerle düzenleme altına alınmıştır. Üçüncü kişi olan eylemcinin hukuksal konumunu belirlemek için şu noktalara dikkat edilmelidir. İlki, tartışılan bu konu bugün yürürlükte olmayan ancak eski ceza kanununda bulunan "zina" kurumuyla karıştırılmamalıdır. Zira zina hem hukuk sisteminden kaldırılmıştır, emsal değerlendirilmesine alınamaz. Hem de zinanın unsur ve sonuçları ceza hukuku açısından ele alınmak zorundadır. Zina da unsur olarak karşı cinsten olan iki kişinin ahlaki ve yasal olmayan cinsel birleşmesi belli koşulları taşıyor olmak kaydıyla cezalandırılıyordu. Ve o koşullara göre her zaman cezalandırılan iki "fail" bulunabiliyordu. Böyle bir kurumu özel hukuk alanında uygulamaya kalkmak cezalandırılmama sonucunda "cezalandırma yoksa manevi zarar da yoktur" gibi adil olmayan bir sonuç doğurur. İkinci olarak eşin aldatması olayı salt aile hukuku anlamında ele alınıp incelenmelidir. Bu durumda eşin aldatmasında iki eylem ve iki eylemci vardır. Birinci eylem aldatan eşin eylemi olup, bu eylem eşinden başkasıyla cinsel beraberlik yaşamayacağı sözü veren eşin bu sözü ihlal etmesi ve yasanın da buna sonuç öngörmesidir. İkinci eylem ise üçüncü kişinin eylemi olup işbirliği yaptığı eşin gerçekte sadakatle yükümlü olduğu ve o eşle cinsel beraberlik yaşama hakkına sahip olan ve bu hakkın ahlaki ve yasal tek sahibi olan eşin yerine geçerek aldatan eşe tatmin duygusu vermesidir. Üçüncü kişi hakkı olmadığı halde yasal eşin yasal tatmin etme ve eşini başkasıyla paylaşmama hakkını ihlal etmektedir. Bu ihlal o eşin aile değerlerine eşi olmayan kişi tarafından gerçekleştirilen yoğun bir saldırıdır. Bu saldırı ile aldatan eşin saldırısını öz ve konum itibariyle özdeş ve tek tutulması olanaksızdır. Dolayısıyla aldatan eş eyleminde cezacı mantıkla bakılıp tek eylem varlığından bahsetmek hukuksal olarak ve ahlaki olarak son derece yanlıştır. Gerçek odur ki ortada iki ayrı eylem ve iki ayrı eylemci bulunmaktadır. Çoğunluk görüşünün benimsediği aldatan eş ve üçüncü kişinin eylemlerinden doğan tazminat sorumluluğunun müteselsil sorumluluk kapsamında kalması belirttiğimiz noktalar itibariyle de olanaksızdır. Çünkü müteselsil sorumlulukta birden çok hukuksal durum ve eylemin aynı zararı doğurması ve yasal olarak da bunun müteselsil olduğunun belirlenmesiyle söz konusu olur. Örneğin çoğunluk görüşünün örneklediği 2918 sayılı kanundan doğan sorumluluktan kayıt maliki, sigorta şirketi ve şöforun müteselsilen sorumlu olması hali yasal olarak öngörülmüş bir müteselsil sorumluluk halidir. Aldatan eşin ve üçüncü kişi olan kişinin sorumluluğu ise özellikle aldatan eşin sorumluluğu özel yasalarla ve özel hükümlerle ayrı bir statü içine alınmıştır. Yasalarla ayrı bir statü içine alınmış sorumluluğun yasal olmayan bir şekilde başka bir sorumluluk alanına çekilmesi ve başka bir eylemden doğan zarar sorumluluğuna ortak edilmesi söz konusu olamaz. Aksi takdirde 4787 kanunun 7. maddesi ailenin korunmasına ilişkin Anayasa hükümleri, Medeni Kanunun 185 ve 174. maddeleri ihlal edilmiş olur. Oysa çoğunluk görüşü bu belirlemelere rağmen aldatılan eşin aldatan eşe karşı dava açmasa da hem dava açmasını zorlamakta hemde dolaylı olarak dava açılmadığı halde sorumlu tutulmasını sağlamaktadır. Diğer yandan konu müteselsil sorumluluk açısından ele alındığında şu husus da dikkat çekici olsa gerektir. Yukarıda belirtildiği üzere eş aldatmasında iki ayrı eylem ve iki ayrı eylemci bulunmaktadır. Buna göre de yasal anlamda yaptırımlar farklıdır. Zira her iki eylemin ihlalinin ağırlığı itibariyle yaptırım farklılığı söz konusudur. Buna göre eşini aldatan kişinin eylemi sonucu eşinin maneviyatına verdiği zarar üçüncü kişinin verdiği zarardan (gerçekleştirdiği saldırıdan) çok daha ağırdır. Dolayısıyla eşin ödeyeceği tazminat miktarı üçüncü kişinin ödeyeceği tazminat miktarıyla kıyaslanamayacak kadar yüksek olacaktır. Çünkü eşlerin aile değerlerine bağlı kalma yükümlülüğü aile birliğinin korunması ve sağlanmasında en önemli yükümlülüktür. Üçüncü kişinin eylemi ise eşin eylemi yanında sıradan bir haksız fiil eylemidir. Böyle açık bir duruma rağmen müteselsil sorumluluktan söz edilmesi olanaksızdır. Somut olayda davacı eşine karşı olan tazminat davasını atiye bırakmıştır. Bunun aksi söz konusu olsa idi dahi davacı eşinden boşanma davasından manevi tazminat almış olmakla ve böylece bir sebep ancak bir kere tazminata konu edilebilmekle eş yönden dava reddedilecekti. Eş yönünden sorun bu şekilde hallolduktan sonra diğer davalılardan….yönünden yukarıdaki nedenleri ele alıp incelediğimizde davanın kabulü gerekirdi. Çoğunluk görüşünün kabul ettiği tahsilde tekerrür "olmama kayıtlı" karara katılmamaktayım. 13/11/2013

Diğer bir yaklaşımda ise üçüncü kişinin evli bir kimseyle birlikteliğinin aldatılan eşin kişilik değerlerine saldırı niteliğinde bir eylem olarak kabul edilemeyeceği savunulmaktadır. Bu anlayış uyarınca aldatılan eş, eşinin ilişki kurduğu üçüncü kişiden manevi tazminat talep edemez; manevi tazminat istemi yalnızca sadakat borcunu ihlal eden eşe karşı ileri sürülebilir.

Sadakatsizliğin İspatında Değerlendirilen Deliller

Evlilik birliği içerisinde sadakat yükümlülüğünün ihlal edildiğinin ispatlanmasında çeşitli hukuki delillerden faydalanılabilir. Gebelik testi, yalnızca cinsel yollarla bulaşan hastalıklara yakalanılması, aldatmayı gösteren fotoğraf ve videolar, HTS kayıtları, otel kayıtları ve tanık anlatımları sadakatsizliğin ispatında değerlendirilen başlıca vasıtalar arasında yer alır.

Sadakat yükümlülüğü sadece cinsel sadakati mi kapsar?

Sadakat yükümlülüğü yalnızca cinsel sadakatle sınırlı olmayıp eşlerin birbirlerine dürüst davranmalarını, yalan söylememelerini, gizli iş yapmamalarını, sır saklamalarını ve gerçekleri gizlememelerini kapsayan duygusal ve ekonomik boyutları da içerir.

Boşanma davası devam ederken eşlerin sadakat yükümlülüğü sürer mi?

Mahkemece boşanma kararı verilmiş olsa dahi bu karar yasal olarak kesinleşinceye kadar evlilik birliği hukuken devam ettiğinden eşlerin sadakat yükümlülüğü sürer ve bu süreçteki ihlaller kusur ile tazminat tespitinde dikkate alınır.

Aldatılan eş üçüncü kişiden manevi tazminat talep edebilir mi?

Bu konuda farklı hukuki yaklaşımlar bulunmaktadır; bir yaklaşıma göre evli olduğunu bilerek ilişkiye giren üçüncü kişi eyleme katıldığı için aldatan eşle müteselsilen sorumlu tutulurken diğer bir yaklaşıma göre eylem kişilik değerlerine saldırı sayılmadığından manevi tazminat yalnızca aldatan eşten istenebilir.

Evlilik öncesi cinsel birliktelik boşanma sebebi oluşturur mu?

Sadakat yükümlülüğü evlilik birliğinin kurulmasıyla başladığından evlilik öncesi ilişki boşanma davasında kusur oluşturmaz; ancak yasal koşulları varsa Türk Medeni Kanunu'nun 149. maddesi gereğince nispi butlan sebebiyle evlenmenin iptali davasına konu edilebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu