Eşlerden Birinin Ortak Çocuğu Yurt Dışına Çıkarması

by Avukat Erdal Ersoy
Eşlerden Birinin Ortak Çocuğu Yurt Dışına Çıkarması

Ortak çocuğun yurt dışına çıkarılmasında yalnızca bir seyahat durumu değil; velayet yetkisi, velayeti üstlenmeyen ebeveynin çocukla bağ kurmasını sağlayan kişisel ilişki hakkı ve her şeyin üzerinde çocuğun üstün yararı birlikte değerlendirilir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 336. maddesi uyarınca evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanır; dolayısıyla evlilik birliği sürerken çocuğun ülke dışına çıkışı kural olarak ebeveynlerin ortak iradesine dayanır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 336Kaynağı aç
Madde 336- Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velâyeti birlikte kullanırlar. Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden birine verebilir. Velâyet, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir. III. Ana ve baba evli değilse

Evlilik Birliğinde ve Boşanma Durumunda Yurt Dışı Çıkışı

Ebeveynlerin evli olması halinde sınır kapılarında veya havayolu kontrollerinde diğer ebeveynin izin beyanını içeren noter onaylı muvafakatname aranabilir. Muvafakatname her durumda mutlak bir yasal zorunluluk teşkil etmese de sınır kapılarında ve havayolu prosedürlerinde fiilen talep edildiğinden, bu belgenin sunulamaması çıkışın engellenmesi riski doğurur. Havayolu denetimlerinde ve sınır kontrollerinde muvafakatnamenin yanı sıra pasaport, doğum belgesi, velayet kararı ve gerektiğinde tercüme edilmiş ek belgeler istenebilir; bu evrakların eksikliği halinde taşıyıcı firmalar binişi reddedebilir.

Noter onaylı muvafakatname düzenlenirken kural olarak çocuğun kimlik bilgileri, anne ve babanın kimlikleri, varsa velayet kararının örneği ve seyahate ilişkin temel bilgiler temin edilir. Muvafakatnamede geçerlilik süresi açıkça sınırlandırılmışsa o süre esas alınır; süre belirtilmemişse belgeyi kabul eden kurumlar tarih, ülke ve seyahat kapsamını somut olarak değerlendirir. Bu nedenle belgede seyahatin tek giriş mi yoksa çoklu giriş mi olduğu ve hangi tarih aralığını kapsadığı açıkça gösterilmelidir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 336. maddesine göre ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim velayeti eşlerden birine verebilir; boşanmada ise velayet hâkim tarafından çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir. Kanunun 182. maddesi gereğince mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten sonra ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler; ayrıca kararda kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder. Velayeti kullanan ebeveyn çocuğun eğitim ve yaşam düzenine dair kararları alabilir; ancak bu yetki diğer ebeveynin kişisel ilişki hakkını fiilen ortadan kaldıracak biçimde kullanılamaz. Mahkemeler velayet yetkisini sınırsız görmeyip çocuğun yararı ile sınırlandırır ve somut olayın koşullarına göre denge kurar.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 182Kaynağı aç
Madde 182 – Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler. (Ek ikinci fıkra:24/11/2021-7343/37 md.) Mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder. Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. 2. Durumun değişmesi

Yargı Kararlarında Seyahat Özgürlüğü ve Velayet Dengesi

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2012/2-799 Esas ve 2013/389 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, Anayasa'nın 23. maddesi uyarınca ilke olarak seyahat özgürlüğünün sürekli biçimde sınırlandırılması mümkün değildir; bu özgürlük ancak çocuğun korunması amacıyla tedbiren geçici bir süre sınırlandırılabilir. Ortak çocuğun yurt dışına kaçırılabileceği endişesiyle çıkışının süresiz biçimde yasaklanması velayet görevini yerine getirmeye engel teşkil edeceği gibi çocuğun seyahat özgürlüğünü de kısıtlar. Kişisel ilişki kurma hakkı hem anne ve baba hem de çocuk için tanınmış bir hak olup ana ve baba yararı ile çocuk yararı çatıştığında çocuğun yararına üstünlük tanınır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2012/2-799, K. 2013/389Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2012/2-799 E.  ,  2013/389 K.VELAYETÇOCUĞUN YURT DIŞINA ÇIKARILMASININ YASAKLANMASIÇOCUKLA HER HAFTA SONU KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASITÜRK MEDENİ KANUNU (4721) Madde 324TÜRK MEDENİ KANUNU (4721) Madde 325TÜRK MEDENİ KANUNU (4721) Madde 1821982 ANAYASASI (2709) Madde 131982 ANAYASASI (2709) Madde 23 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “velayet ve iştirak nafakası” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 5.Aile Mahkemesi'nce velayete ilişkin asıl davanın reddine ve iştirak nafakasına ilişkin karşı davanın ise kabulüne dair verilen 27.04.2010 gün ve 2009/427 E., 2010/574 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 05.07.2011 gün ve 2010/16826 E., 2011/11499 K. sayılı ilamı ile; (…1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davacı-davalı babanın temyiz itirazları yersizdir. 2-Davalı-davacı kadının temyiz isteminin incelenmesine gelince; Velayeti davalı-davacı annede bulunan 7.12.2005 doğumlu Melis ile davacı-davalı baba arasında her hafta sonu Cumartesi günü saat 09.00'dan Pazar günü saat 18.00'e kadar kişisel ilişki kurulması küçüğün yaşı itibarıyla eğitimini, bedeni ve fikri gelişimini olumsuz yönde etkileyeceği gibi çocuğun yurtdışına çıkarılmasının yasaklanması davalı-davacı annenin velayet görevini yerine getirmesine engel oluşturur. Açıklanan yönler gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır…) gerekçesiyle hüküm velayet yönüyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; velayet yönünden mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Asıl dava, velayet; karşı dava ise, iştirak nafakası isteğine ilişkindir. Davacı-karşı davalı (baba) vekili, müvekkili ile davalının evlilik dışı ilişkilerinden dünyaya gelen Melis'i, davacı babanın tanıyarak kendi soy adını verdiğini, Melis'in anne yanında olması nedeniyle küçüğün ahlaki ve diğer bir çok yönden iyi yetişmeyeceğini, müvekkilinin yaşam şartlarının çok iyi olduğunu belirterek, küçük Melis'in velayetinin müvekkiline verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı-karşı davacı (anne) vekili, davacının iddalarının gerçeği yansıtmadığını belirterek, asıl davanın reddi ile müşterek çocuk için 500,00 TL iştirak nafakasına hükmedilmesini karşı dava ile talep etmiştir. Dosya kapsamından; tarafların evlilik dışı ilişkilerinden 07.12.2005 doğumlu Melis adında bir kız çocuğu sahibi oldukları, davacı babanın çocuğu 09.06.2006 tarihinde tanıyarak nüfusuna kaydettirdiği, davacı babanın daha sonra 2007 yılında bir başka bayanla evlendiği ve bu evliliğinden henüz çocuğunun bulunmadığı, davalı annenin yabancı ülke vatandaşı olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, yargılama aşamasında mahkemece ara kararı ile küçük çocuk Melis ile davacı babası arasında kişisel ilişki kurulmasına ve küçük çocuğun yurtdışına çıkışının yasaklanmasına karar verilmiştir. Mahkemenin, anne yanında olmasının çocuğun yararına olacağı yönünde uzman raporu da dikkate alınarak asıl davada müşterek çocuğun velayetinin davacı babaya verilmesine yönelik istemin reddine, kişisel ilişki konusunda istemin kabulü ile; müşterek çocuk 07.12.2005 doğumlu Melis  ile davacı baba arasında, her hafta Cumartesi sabah 09:00 Pazar akşam 18:00, dini bayramların ikinci günü sabah 09:00, üçüncü gün akşam 18:00, küçük Melis 6 yaşını doldurana kadar her yıl 1 Temmuz sabah 09:00, 20 Temmuz akşam 18:00, 6 yaşını doldurduktan sonra 1 Temmuz sabah 09:00 – 31 Temmuz akşam 18:00, resmi bayramların öğlen 12:00 akşam 18.00 saatleri arasında kişisel ilişki kurulmasına; davalı-karşı davacı (annenin) talepleri yönünden ise; küçük çocuk için belirlenen 500,00 TL iştirak nafakasının, karar kesinleştikten sonra da aynı miktarda davacı babadan alınarak velayeten davalı-karşı davacı anneye ödenmesine, müşterek çocuk Melis 'in yurt dışına çıkış yasağının karar kesinleştikten sonra da devamına dair verdiği kararın, taraf vekillerinin temyizleri üzerine, Özel Daire'ce iştirak nafakasına ilişkin kısmı onanmış; ancak kişisel ilişki yönünden yukarıda belirtilen nedenlerle hüküm bozulmuştur. Mahkemece; “her hafta çocukla kişisel ilişkinin çocuğun gelişimini olumsuz etkileyeceğinin söylenemeyeceği, uzmanların Türk Hukuku'nda düzenlenmeyen 'birlikte velayet taraftarı olduğu, sık ilişkinin buna hizmet edeceği, annenin yabancı olup çocuğu yurt dışına çıkarıp bir daha getirmeyebileceği” gerekçeleriyle kişisel ilişki yönünden önceki kararda direnilmiştir. Taraflar arasında karşı davadaki iştirak nafakasına ilişkin hüküm kesinleşmiş olup, uyuşmazlık dışıdır. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu'nun önüne gelen uyuşmazlık; 1-Velayeti annede bulunan 7.12.2005 doğumlu Melis ile babası arasında her hafta sonu Cumartesi günü saat 09.00'dan Pazar günü saat 18.00'e kadar kişisel ilişki kurulmasının küçüğün yaşı itibarıyla eğitimini, bedeni ve fikri gelişimini olumsuz yönde etkileyip etkilemeyeceği; 2-Çocuğun yurtdışına çıkarılmasının yasaklanması kararının, annenin velayet görevini yerine getirmesine engel oluşturup oluşturmayacağı; Burada varılacak sonuca göre, yerel mahkemece, kişisel ilişkinin düzenlenmesine ilişkin hükmün yerinde olup olmadığı, noktalarında toplanmaktadır. Bu noktada, yerel mahkemenin direnme gerekçelerinin ayrı ayrı değerlendirilmesinde yarar vardır. a) Yurt dışına çıkış yasağı yönünden yapılan değerlendirmede; Müşterek çocuğun anne tarafından yurt dışına kaçırılabileceği endişesiyle yurt dışına küçüğün çıkışının yasaklanması, anneye ait olan velayet görevini aksatması yanında sürekliliği itibariyle de 1982 Anayasası'nda düzenlenen ve temel hak niteliğinde olan seyahat özgürlüğüne aykırıdır (m.23). Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla belirli bir süre ile sınırlanabilir(m.13) . Anayasa'nın 23.maddesine göre, ilke olarak seyahat özgürlüğünün sürekli olarak sınırlandırılması mümkün değildir. Bu özgürlük ancak, çocuğun korunması amacıyla tedbiren geçici bir süre sınırlandırılabilir. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'ye) Ek 4 No'lu Protokolü’n (1968) “bir devletin ülkesi içinde seyahat özgürlüğü ve ülkesinden ayrılma özgürlüğü” başlığını taşıyan 2.maddesinin ikinci fıkrasında; “Herkes kendi ülkesi dahil herhangi bir ülkeden ayrılmakta özgürdür.” Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise; “Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik veya kamu güvenliği yararına, kamu düzeninin korunması, suçun önlenmesi, sağlığın ya da ahlakın korunması için veya başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, demokratik bir toplumda gerekli ve yasaya uygun kısıtlamalardan başka hiçbir kısıtlama getirilemez.” (Harrıs/O'boyle/Warbrıck: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukuku, Çevirenler:Mehveş Bingöllü Kılcı-Ulaş Karan, Yüksek Yargı Kurumlarının Avrupa Standartları Bakımından Rollerinin Güçlendirilmesi Ortak Projesi, Avrupa Konseyi-Ankara 2013, Sahife:762) denilmek suretiyle seyahat özgürlüğü, garanti altına alınmıştır. Somut olayda, annesi yabancı ülke uyruklu ancak kendisi Türk Vatandaşı olan küçük çocuğun yurt dışına çıkışını ve dolayısıyla seyahat özgürlüğünü yasaklamayı gerektirecek yasal koşulların bulunmadığı her türlü duraksamadan uzaktır. b) Her hafta sonu kişisel ilişki kurulması yönünden yapılan değerlendirmede ise; Kişisel ilişki kurma  hakkı, anne/baba ile çocuğa belirli gün ya da saatlerde görüşme, birbirlerinden haberdar olma, birbirlerinin yaşamında olma, karşılıklı etkilenme yetkisi veren bir haktır. Bu hak, anne/baba için olduğu kadar çocuk için de bir haktır (2003 tarihli Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesi m.4/1). İlişkide anne/babalık duygularının tatmini yanında çocuğun bedensel, fikri, ruhsal, eğitsel, kültürel gelişimine yönelik yararı da gözetilir. Anne/baba yararı ile çocuk yararı çatışırsa, çocuğun yararına üstünlük tanınır (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.182/II, 325 ve 324). Ziyaret günleri olarak, ebeveyn ve çocuk için güçlük ve sorun çıkarmayacak gün ve dönemler tercih edilir. Bu dönemler genellikle hafta sonları ve tatil günleridir.  Çocuğun bütün hafta sonlarını velayet kendisine verilmeyen ebeveynle geçirmesi; gerek velayete sahip taraf, gerekse çocuk için sakıncalı sonuçlar doğurabilir. Zira, tatil günleri ve hafta sonlarında kişi kendini psikolojik bakımdan daha rahat ve serbest hisseder. Çocuğun bu ayrıcalıklı günleri sadece bir tarafta geçirmesi; sıkıntılı günleri ise, velayeti üstlenenle geçirmesi, velayeti üstlenenden uzaklaşmasına, soğumasına, karşı tarafa bağlanmasına yol açabilir. Böyle bir durumda, velayeti üstlenen, çocuğuna fazla zaman ayıramayabilir, eğitim ve terbiye ile yetiştirme görevini layıkıyla yerine getirmesi de güçleşebilir. Ayrıca, boşanma durumunda çocuk, anne ve babasının boşandığını algılamakta güçlük çekebilir. Öyleyse, kişilerin zaman bakımından daha uygun olan ve kendilerini daha rahat hissettikleri hafta sonları ve tatil günlerinde çocuklarıyla bir arada olabilmesi, bu güzelliği ve rahatlığı paylaşabilmeleri en doğal haklarıdır. Diğer yandan, her hafta sonu velayet kendisinde olmayan ebeveynle kalan çocuğu nedeniyle velayet kendisinde olan çocuğu teslim ve geri alma durumu nedeniyle hafta sonlarını planlayamaz duruma düşecektir. Öyleyse, kişisel ilişkide hafta sonları ve tatil günlerinin, çocuğun yaşı da gözetilerek, ebeveynler tarafından paylaşılması makul ve adildir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Yerel mahkemece, velayeti davalı-karşı davacı annede bulunan 7.12.2005 doğumlu Melis ile davacı-karşı davalı baba arasında her hafta sonu Cumartesi günü saat 09.00'dan Pazar günü saat 18.00'e kadar kişisel ilişki kurulmasına karar verilmiş olması, küçüğün yaşı, eğitimini, bedeni ve fikri gelişimini olumsuz yönde etkileyeceğinden doğru değildir. Öte yandan, yukarıda belirtildiği üzere, çocuğun yurtdışına çıkarılmasının yasaklanması; yabancı uyruklu olduğu anlaşılan davalı-karşı davacı annenin velayet görevini yerine getirmesine engel oluşturacağı gibi, çocuğun seyahat özgürlüğünün kısıtlanması sonucunu doğuracağı da  aşikardır. Tüm bu açıklamalar karşısında, yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulu'nca da yukarıdaki ilave gerekçelerle benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davalı-karşı davacı (anne) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen ilave gerekçe ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun'un 440/1.maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.03.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/3875 Esas ve 2023/2467 Karar sayılı kararına göre, velayet sahibi ebeveynin yeniden evlenmesi ve eşinin bulunduğu yurt dışına gidecek olması, velayet görevinin savsaklandığı veya kötü muamele bulunduğu ispatlanmadıkça tek başına velayetin değiştirilmesini gerektirmez; çocuğun yaşı, anne şefkatine muhtaç olması ve kardeşlerin birlikteliği ilkesi de gözetilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/3875, K. 2023/2467Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2023/3875 E.  ,  2023/2467 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1615 E., 2022/2567 K. KARAR : İstinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurmu İLK DERECE MAHKEMESİ : Doğubayazıt 2. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi SAYISI : 2021/222 E., 2022/165 K. Taraflar arasındaki velâyetin değiştirilmesi, mümkün olmadığı takdirde çocukla kişisel ilişkinin düzenlenmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların birlikte yaşadıklarını, bu birlikteliklerinden 05.12.2017 doğumlu bir ortak çocukları olduğunu, davacı erkeğin tanıma senedi ile çocuğu tanıdığını, nüfus kaydında baba hanesinde davacı erkeğin isminin yazılı olduğu ancak çocuğun velâyetinin davalı anneye ait olduğunu, taraflar arasındaki ilişkinin 2019 yılında sona erdiğini ve çocukla davacı baba arasındaki irtibatın kesildiğini, davacı babasının çocukla hiçbir şekilde görüştürülmediğini iddia ederek ortak çocuk Muhammet Celil Tanrıkulu'nun … yararı da dikkate alınarak velâyetin davalı anneden alınarak davacı babaya verilmesine, bu mümkün olmazsa velâyetin, ortak velâyet olarak düzenlenmesine, bunun da mümkün olmaması halinde davacı baba ile çocuk arasında kişisel ilişki düzenlenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; tarafların 2011 yılından 2020 yılına kadar birlikte yaşadıklarını, bu birlikteliklerinden ortak çocukları olduğunu, davacı erkeğin, davalı kadınla birlikteyken resmi evlilik yaptığını ve bu durumu davalı kadından gizlediğini, fiile birliktelik sırasında erkeğin, sürekli olarak tehdit ve hakaret ettiğini, fiziksel şiddet uyguladığını, ortak çocukların ihtiyaçlarını tek başına karşıladığını, davacının, maddî ve manevî olarak çocuklarla ilgilenmediğini, davalı kadının 12.06.2021 tarihinde evlendiğini, eşinin Almanya'da çalıştığını ve kendisinin de Almanya'ya gideceğini, davacı ile olan ilişkisinden dünyaya gelen çocukların da kendisi ile birlikte geleceklerini, davacı erkeğin velâyet görevini üstlenebilecek niteliklere sahip olmadığını iddia ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yargılama sırasında, davalı annenin sık sık yer değiştirdiği, velâyeti talep edilen çocuğun davalı anne tarafından yurt dışına çıkarılacağı, çocuğun yurt dışına çıkarılması halinde babadan uzaklaşacağı, ruhsal gelişiminin olumsuz etkileneceği ve çocukta onarılması güç psikolojik sorunlar yaşanacağı, velâyet düzenlemesinde; anne ve babanın tercihlerinden önce çocuğun bedeni, fikri ve ahlaki gelişiminin önem ve öncelik taşıdığı, çocukla ana ve baba yararının çatışması halinde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gerektiği, çocukların bu konulardaki … yararını belirlerken; çocuk yetişkin biri olmuş olsaydı, kendisini ilgilendiren bir olayda, kendi yararı için ne gibi bir karar verebilecekti ise o şekilde karar vermeye özen gösterilmesi gerektiği, işbu davada da davacı babanın öncelikle çocuğun velâyetinin tarafına verilmesini talep ettiği, çocuğun … süredir anne yanında kaldığı, kurulu bir düzeninin bulunduğu yasal olarak velâyetin anneden alınmasını gerektiren delil bulunmadığı anlaşıldığından davacı erkeğin velâyetin münhasıran kendisine verilmesi gerektiği yönündeki talebinin çocuğun … yararı da dikkate alınarak reddine, ancak davacı babanın ortak velâyet konusundaki talebinin ise adından da anlaşılacağı üzere bir tür ortaklık durumunun olduğu, birlikte velâyetin özünü, ebeveynlerin çocuğa ilişkin önemli konulardaki kararları beraber vermelerini oluşturduğu, bu ortaklığın, velâyet altındaki çocuğun anne ve babasının, velâyet hak ve yetkileri kapsamına giren konularda birlikte ve ortak karar almaları durumunu ifade ettiği, ortak çocuğun davalı annenin ikinci evliliğini yapması sebebiyle yurt dışına götürüleceği, yurt dışında yaşaması halinde davacı baba ile ilişkilerinin olumsuz etkileneceği, davalı kadının çalışmaması ve ikinci evliliğini yapması sebebiyle çocukla ilgili kararlarda yetersiz kalabileceği, çocuğun yurt dışına kaçırılması olaylarının sıkça yaşandığı ülkemizde çocuğun farazi düşüncesinin de babası ile … süre ayrı kalmamak ve kendisi hakkında verilen yetkileri annesi ve babasının birlikte kullanmasını istemek şeklinde olabileceği kanaati ile çocuk Muhammed Celil'in ortak velâyetinin davalı anne yanında kalmak suretiyle davacı babaya verilmesine, ayrıca mevcut dosyada çocuk ile davacı baba arasında kişisel ilişki kurulmamasını gerektirecek güvenliğini ve huzurunu tehlikeye sokacak bir durumun bulunmadığı, eğitimi, yetiştirilmesi ve kişisel ilişki kurulmasını zedeleyecek bir halde söz konusu olmadığından alınan sosyal inceleme raporları ile de çocukla davacı baba arasında kişisel ilişki kurulmasının çocuğun psikolojik açıdan yararına olacağı görüşü verildiği dikkate alınarak çocuk ile davacı baba arasında yatılı olmayacak şekilde kişisel ilişki kurulmasına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi tarafından çocukla baba arasında kurulan kişisel ilişkinin hatalı kurulduğu, baba ile çocuğun ayrı şehirlerde yaşadığı ve yatılı olmayacak şekilde kişisel ilişki kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, babalık duygusunu tatmine elverişli olmadığı, kişisel ilişki süresinin daha … kurulması gerektiği belirtilerek; kişisel ilişki yönünden istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi tarafından çocuğun … yararı gözetilmeden karar verildiği, eksik inceleme ile karar verildiği, ekonomik ve sosyal durum araştırmalarının yeterli olmadığı, çocuğun fiili olarak sürekli olarak annesi yanında kaldığı, maddî ve manevî olarak davalı annenin ilgilendiği, kadının ikinci kez evlendiğini ve Almanya'da yaşayacağını, ancak işbu dava sebebiyle eşinin yanına gidemediğini, taraflar arasında sağlıklı bir iletişimin olmadığı, yatılı olarak kişisel ilişki kurulmaması gerektiği, ortak velâyet ve kişisel ilişki yönünden verilen kararın hatalı olduğu belirtilerek; hükmün tamamı yönünden istinaf kanun yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı annenin çocuğa karşı velâyet görevini savsakladığına, gereken ilgiyi göstermediğine ve davacı babanın çocukla kişisel ilişkisini engellediğine ilişkin dosya kapsamında yeterli delil bulunmadığı, dosya kapsamında toplanan delillerin, velâyetin değiştirilmesi şartlarının oluştuğunu kabule yeterli olmadığı, velâyet sahibi annenin evlenmesinin tek başına velâyetin değiştirilmesini gerektirmeyeceği, gerek davalı annenin gerekse eşinin çocuğa kötü muamelede bulunduğuna dair somut bir iddianın da olmadığı, çocuğun yaşı, anne sevgi ve şefkatine muhtaç olması, kardeşlerin birlikteliği ilkesi ve velâyetin değiştirilmesini gerektirir bir durumun dosya kapsamından ispatlanamadığı gerekçesiyle davalı kadın vekilinin ortak velâyete ilişkin istinaf itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince davalı anne üzerindeki velâyetin kaldırılarak ortak velâyete hükmedilmesi yönündeki hükmün kaldırılmasına ve davacı erkeğin ortak velâyete ilişkin talebinin reddine, kişisel ilişki yönündeki istinaf itirazlarının incelenmesinde ise velâyeti kendinde bulunmayan baba ile çocuk arasında yeterli şekilde kişisel ilişki tesisi, aralarındaki sevginin ve iletişimin kurulması, davacı açısından çocuk sevgisinin tadılması ve özlem giderilmesi, … açısından da bir sevgi ortamında büyümesi ve gelişmesini sağlayacağı gibi hısımlık bağlarının da kuvvetlenmesini tesis edeceği, dosya kapsamından baba ile çocuk arasında yatılı şekilde kişisel ilişki kurulmasına engel teşkil edecek delilin bulunmadığı ve çocuğun … yararı da dikkate alınarak davacı vekilinin kişisel ilişki yönündeki istinaf itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kişisel ilişki kurulmasına yönelik hükmünün kaldırılmasına, ortak çocukla baba arasında her ayın birinci ve üçüncü haftası Cumartesi günü saat 10.00'dan aynı gün akşam saat 18.00’e kadar, dini bayramların ikinci günü saat 10.00'dan üçüncü günü saat 18.00‘e kadar, çocuğun tek yıllarda doğum günlerinde sabah saat 10.00'dan akşam saat 18.00’e kadar, her yıl babalar gününde sabah saat 10.00’dan akşam saat 18.00’e kadar, okul çağında sömestri tatilinin ilk Pazartesi günü saat 10.00’dan ilk Pazar günü akşam saat 18.00’e kadar, her yıl 1 Temmuz saat 10.00’dan 31 Temmuz akşam saat 18.00 e kadar yatılı olacak şekilde kişisel ilişki kurulmasına karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; istinaf başvurusunun kısmen kabul kararının hatalı olduğunu belirterek istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçelerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kişisel ilişki yönünden bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ortak çocuk ile baba arasında tesis edilen kişisel ilişkinin usule, yasaya ve çocuğun … yararına uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası, 370 … maddesi, 371 nci maddesi. 4721 sayılı Kanun'un 182 nci maddesi, 183 üncü maddesi, 323 üncü maddesi, 324 üncü maddesinin birinci fıkrası, Birleşmiş milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3 üncü 12 nci maddesi, Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi'nin 1 …, 3 üncü ve 6 ncı maddesi, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 4 üncü maddesinin (b) bendi 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 … maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen …, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 … maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Ortak Velayet ve Yurt Dışı Çıkışında Mahkeme İzni

Ortak velayette mahkemenin dikkate aldığı temel kriter, diğer ebeveynin izin vermemesinin çocuğun yararıyla ilişkilendirilip ilişkilendirilemediğidir. Yalnızca karşı tarafı zor durumda bırakmak amacıyla izin verilmemesi yargısal incelemede olumsuz karşılanabilir. Vize makamının diğer ebeveynin rızasının belirsizliği gerekçesiyle başvuruyu olumsuz sonuçlandırdığı hallerde, çocuğun yurt dışına çıkarılması için aile mahkemesinden izin talep edilebilir.

Mahkemeye başvuru bakımından güncel, somut ve korunmaya değer bir hukuki yararın varlığı aranır. Yalnızca ileride sorun çıkabileceği ihtimaliyle yapılan başvurular reddedilme riski taşır; vize reddi gibi somut bir engelin belgelenmesi talebin ciddiyetini güçlendirir. Vize reddinden sonra mahkemeden tedbir istenebilir; ancak tedbirin amacı yeni bir seyahat yaratmak değil, çocuğun eğitim dönemini kaçırmasını önlemek veya sağlık tedavisi için alternatif tarih belirlemek gibi mevcut hak kayıplarını engellemektir.

Kaçırılma Riski Karşısında Geçici Tedbirler ve İade Süreci

Çocuğun kaçırılma şüphesinin bulunduğu durumlarda diğer ebeveyn mahkemeden geçici tedbir talep edebilir. Tedbir isteminde soyut endişe yerine somut emareler aranır; tehdit içerikli mesajlar, dönüş tarihinin belirsiz bırakılması, pasaport işlemlerinin gizli yürütülmesi veya çocuğun okul kaydının aniden taşınması gibi olgular değerlendirilir. Mahkemeler, her yurt dışı planının kaçırma olmadığını ve kısa süreli ziyaretlerin çocuğun gelişimine katkı sunabileceğini dikkate alarak seyahat hakkını tamamen kaldıran genel yasaklar yerine somut riskle sınırlı, ölçülü tedbirlere yönelir.

Çocuğun fiilen yurt dışına çıkarılması halinde iade süreci uluslararası mekanizmalar üzerinden yürütülür. Bu süreçte delillerin eksiksiz toplanması ve başvurunun zaman kaybetmeksizin yapılması gerekir; gecikme yaşanması, çocuğun yeni düzene uyum sağladığı yönündeki iddiaları güçlendirebilir. Diğer taraftan çocuğun yurt dışına yerleşmesi velayeti kendiliğinden değiştirmez; ancak yerleşme kararı çocuğun düzenini ve diğer ebeveynle olan bağını ciddi biçimde zedeliyorsa velayetin değiştirilmesi veya kişisel ilişki düzeninin yeniden kurulması talep edilebilir.

Evli eşlerden biri çocuğu tek başına yurt dışına çıkarabilir mi?

Evlilik devam ederken velayet ana ve baba tarafından birlikte kullanıldığından çocuğun yurt dışına çıkışında ortak irade aranır; diğer ebeveynin noter onaylı muvafakatnamesinin ibraz edilememesi sınır kapısında veya havayolu kontrollerinde çıkışın engellenmesi riskini doğurur.

Velayet sahibi ebeveyn çocuğu serbestçe yurt dışına götürebilir mi?

Velayeti kullanan ebeveyn çocuğun yaşam düzenine dair kararları alabilse de bu yetki diğer ebeveynin kişisel ilişki hakkını fiilen ortadan kaldıracak biçimde kullanılamaz ve çocuğun üstün yararı ile sınırlıdır.

Yurt dışı çıkış muvafakatnamesinde süre belirtilmesi zorunlu mudur?

Muvafakatnamede süre açıkça sınırlandırılmışsa o süre geçerli olur; süre yazılmamışsa belgeyi inceleyen kurumlar tarih, ülke ve seyahat kapsamını somut olarak değerlendirdiğinden belgede tarih aralığı ile tek veya çoklu giriş durumunun belirtilmesi önem taşır.

Vize reddi halinde aile mahkemesinden çıkış izni istenebilir mi?

Vize makamının diğer ebeveynin rızasındaki belirsizlik gerekçesiyle başvuruyu olumsuz sonuçlandırması halinde, güncel ve somut bir hukuki yarar belgelenerek aile mahkemesinden yurt dışı çıkış izni veya hak kaybını önleyici tedbir talep edilebilir.

Çocuğun yurt dışına yerleşmesi velayetin değiştirilmesini gerektirir mi?

Yurt dışına yerleşme velayeti kendiliğinden değiştirmez; ancak bu durum çocuğun düzenini ve diğer ebeveynle olan bağını ciddi biçimde etkiliyorsa velayetin değiştirilmesi veya kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi talep edilebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu