Elektrik Piyasasında İkili Anlaşmalar ve Uyarlama

by Avukat Erdal Ersoy
Elektrik Piyasasında İkili Anlaşmalar ve Uyarlama

Aşırı İfa Güçlüğü ve Sözleşmenin Uyarlanması Şartları

Sözleşme hukukunda tarafların üstlendikleri borçlara sadık kalması kural olup, sözleşmenin uyarlanması ancak kanuni uyarlama koşullarının gerçekleşmesi halinde başvurulabilecek istisnai bir durumdur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi beklenmeyen olağanüstü bir durumun borçludan kaynaklanmayan bir sebeple meydana gelmesi gerekir. Bu durumun, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olması aranır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 138Kaynağı aç
MADDE 138- Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır. F. Takas I. Koşulları 1. Genel olarak
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2016/7269, K. 2017/8431Kaynağı aç
13. Hukuk Dairesi         2016/7269 E.  ,  2017/8431 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi Taraflar arasındaki sözleşmenin uyarlanması davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı… vekili avukat … ile davacı vekili avukat Nihat Kırbacı'nın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, davalı bankadan 120.000,00 TL ve 80.000,00 TL karşılığı 11.550.000,00 ve 80.050.000,00 JPY dövize endeksli konut kredisi kullandığını, … alırken ödemeyi düşündüğü aylık taksit miktarının ilk … için 2.270,91 TL ve ikinci … için 1.666,44 TL olduğunu, ancak … Yeninin … sözleşmesi imzalandıktan sonra öngörülemeyen biçimde arttığını ve 21.11.2011 tarihli kur dikkate alındığında aylık taksitinin birinci … için 5.282,00 TL ve ikinci … için 3.681,40 TL ye ulaştığını, davalı bankanın yönlendirmesi üzerine … Yenine endeksli … kullandığını, sözleşme imzalanırken yeterince bilgilendirilmediğini, aşırı ifa imkansızlığı nedeniyle sözleşmeye müdahalenin şart olduğunu, sözleşmenin kurulmasından sonra öngörülemeyen değişiklikler meydana geldiğini, … Yeni kurunun iki katından fazla arttığını, konut kredisinin imzalandığı tarihten geriye doğru 30 yıl süreyle çok düşük seyreden kurun 3 yıl içerisinde 2 katından fazla artmış olmasının tüketici açısından öngörülebilecek bir durum olmadığını ileri sürerek kullanmış olduğu … taksit miktarının birinci … için 1.634,00 TL olarak, ikinci … için ise 1.135,97 TL olarak sabitlenmesine, sözleşmedeki haksız şartların iptaline, mümkün olmaması halinde sözleşmeye müdahale edilerek taraflar arasında adil bir denge kurulması için muhik bir kurun tespit edilmesine, fazla ödemiş olduğu bedellerin tespiti ile fazla ödemenin iadesine, … masraflarının iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, davacının kendi iradesi ile döviz cinsinden … kullandığını, uyarlama koşullarının bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 51.997,02 TL'nin (hacze konu edilen 2 adet taşınmazın satış tarihinden itibaren) yasal faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 4.817,31 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Davacının, davalı bankadan 120.000,00 TL ve 80.000,00 TL karşılığı 11.550.000,00 ve 80.050.000,00 JPY dövize endeksli konut kredisi kullandığını ve ilk taksitin ….2008 tarihinde başladığı hususları tartışmasız olup, davacı … Yeni’nin TL karşısında aşırı değer kazandığını ve bu suretle işlem temelinin çöktüğünü ileri sürerek uyarlama talebinde bulunmuştur. Hemen belirtmek gerekir ki taraflar arasında düzenlenmiş bulunan sözleşmeye bağlılık esas olup, sözleşmenin uyarlanması ise uyarlama koşullarının varlığı halinde başvurulması gereken istisnai bir durumdur. Her şeyden önce sözleşmenin imzalanmasından sonra beklenmeyen olağanüstü durumların gerçekleşmesi, sözleşmenin uzun süreli olması, beklenmeyen olağanüstü durumların herkes için geçerli, objektif ve önceden belirlenemeyecek nitelikte bulunması, değişen koşulların sözleşmeyi çekilemeyecek hale getirmesi bu suretle işlem temelinin çökmesi zorunludur. Dava konusu olayda davacının başlangıçta seçme özgürlüğü varken TL yerine döviz bazında … kullandığı, bir başka deyişle serbest iradesiyle … türünü belirlediği anlaşılmakta olup, davalı banka elemanlarının davacıyı yönlendirdiği iddiası ispatlanamamıştır. Öte yandan ülkemizde zaman zaman ekonomik krizlerin vuku bulduğu ve bu bağlamda dövizle borçlanmanın risk taşıdığı da toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından bilinen bir olgudur. Davacı, bu riski önceden öngörebilecek durumda olmasına rağmen dövizle … kullanmış bulunmaktadır. Kaldı ki, eldeki dava … geri ödemesinin başladığı tarihten üç yıl sonra açılmış olup, bu durumda davacının sözleşmeyi benimsediğinin kabulü gerekir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde dava konusu olayda uyarlama koşullarının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, değinilen bu yönler gözetilerek uyarlama talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, 1480,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/09/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Aşırı ifa güçlüğüne dayanılarak hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasının istenebilmesi için borçlunun edimini henüz ifa etmemiş olması veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak yerine getirmiş bulunması zorunludur. Uyarlamanın mümkün bulunmadığı durumlarda borçlu sözleşmeden dönme hakkına sahip olup, sürekli edimli sözleşmelerde borçlu kural olarak dönme hakkı yerine fesih hakkını kullanır. Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bu hükümler yabancı para borçlarında da uygulanır.

İşlem Temelinin Çökmesi ve Hâkimin Müdahale Yetkisi

Karşılıklı sözleşmelerde olağanüstü değişimler sebebiyle edimler arasındaki dengenin altüst olması ve borcun ifasının önemli ölçüde güçleşmesi halinde işlem temelinin çökmesi gündeme gelir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin E. 2012/8250, K. 2013/2623 sayılı kararı uyarınca, bu koşullarda hâkim somut olayın verilerine göre alacaklı yararına borçlunun edimini yükseltmeye veya borçlu yararına edim yükümlülüğünün tamamen veya kısmen kaldırılmasına karar verebilir ve sözleşmeye müdahale ederek sözleşmeyi değişen koşullara uyarlar.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2012/8250, K. 2013/2623Kaynağı aç
13. Hukuk Dairesi         2012/8250 E.  ,  2013/2623 K.BORCUN İFASINDA AŞIRI İFA GÜÇLÜĞÜBEKLENMEYEN HAL DURUMUNDA, SÖZLEŞMENİN YENİ DURUMLARA UYARLANMASI DÖVİZE ENDEKSLİ BİREYSEL KREDİ SÖZLEŞMESİNİN YENİDEN DÜZENLENMESİHAKİMİN SÖZLEŞMEYE MÜDAHALESİAHDE VEFA İLKESİTÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 1TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 2TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 4TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN(MÜLGA) (4077) Madde 6TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN(MÜLGA) (4077) Madde 10TÜRK BORÇLAR KANUNUNUN YÜRÜRLÜĞÜ VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN (6101) Madde 7TÜRK BORÇLAR KANUNU (6098) Madde 138HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 266 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki uyarlama davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı asil Ö.. D.. ve vekili avukat N.. D.. ile davalı vekili avukat A.. I..'nın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, davalı bankadan 09/05/2007 tarihinde konut finansman sözleşmesi başlığı altında sözleşme ile 120 ay taksitle 130.500,00 CHF karşılığı YTL kredi kullandığını, sözleşmenin 4077 sayılı tüketicinin korunması hakkındaki yasanın 6 ve 10/b maddelerine aykırı olduğunu, sözleşme öncesi bilgi formunun kendisine verilmediğini, yasaya uygun konut finansmanı sözleşmesi kurulmadığından taraflar arasındaki hukuki ilişkinin tür ve nevinin tespiti gerektiğini, davalı bankanın davacıya CHF ödemediğini, ödüncün verildiği tarihteki kur üzerinden YTL ödünç verildiğini, ödüncün iadesi için uygulanacak kurun ödüncün verildiği tarihteki kur üzerinden hesaplanması gerektiğini, davalı bankanın borçlar yasasına göre sebepsiz zenginleştiğini, CHF’nin geçmişe yönelik 30 yıllık endeksleri listelenerek davacıya sunulduğunu ve bu kurla borçlanmaya yönlendirildiğini, 16.06.2009 tarihli resmi gazetede yayınlanan Türk parasını koruma hakkındaki 32 sayılı kararda değişiklik yapılmasına dair karar ile döviz veya dövize endeksli kredi kullanımının yasaklandığını, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni Borçlar Kanunu'nun 138.maddesi 2012/8250 2013/2623 kapsamında davacının aşırı ifa güçlüğü çekmesi nedeni ile uyarlama isteminin kabulü gerektiğini, karşılıklı edimleri içeren sözleşmelerde edimler arasında mevcut olan dengenin olağanüstü değişmesi nedeni ile hakimin sözleşmeye müdahale koşullarının oluştuğunu belirterek, sözleşmenin geçerli olup olmadığının tespitine, sözleşmenin geçersiz olduğunun tespit edilmesi halinde ödüncün CHF karşılığı YTL olarak verildiği tarihten itibaren yüksek kurdan ödenen fazla miktarın Borçlar Yasası’nın 61.maddesi gereği sebepsiz zenginleşme hükümleri gereği davacıya iadesine veya borçtan mahsubuna, sözleşmenin geçerli olduğu kanaatine varıldığı taktirde yeni Borçlar Yasası’nın 138. maddesinde belirtilen aşırı ifa güçlüğü nedeni ile hakimin sözleşmeye müdahale ederek taraflar arasında adil bir denge kurularak geri ödemelerin yapılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, 09.05.2007 tarihinde “Dövize Endeksli Bireysel Kredi Sözleşmesi” ve geri ödeme planı ile birlikte davacıya 120 ay geri ödeme süresi ile 130.500,00 İsviçre Frangı tutarında kredi kullandırıldığını, davacının ilk taksiti 11.06.2007 tarihinde ödediğini ve halen ödemeyi sürdürdüğünü, sözleşmeye bağlılık ilkesi gereği sözleşmenin aynen uygulanması gerektiğini, sözleşme öncesi bilgi formu usul ve esaslarına dair yönetmeliğin 31.05.2007 tarihinde yürürlüğe girdiğini, sözleşmenin ise bu tarihten önce 09.05.2007 tarihinde düzenlendiğini, bu nedenle sözleşme öncesi bilgi formunun davacıya verilmediğini, edimler arasındaki dengenin bozulmadığını, yapılan ödemeler ve ödeme tarihlerindeki kur dikkate alındığında davacının diğer tüketicilere nazaran 1.206,00 TL kazanç sağladığını, davacının bankadan kullandığı kredinin miktarı, aylık taksit miktarı ve taksitlerin 120 ay gibi uzun bir vadeye bağlandığı gözetildiğinde uyarlama şartlarının dava konusu olayda oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiştir. Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Gerçekten de sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Ancak bu ilke, özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulabilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ve sözleşme adaleti ilkeleri arasında bir çelişki ortaya çıkar ve artık bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif iyiniyet (M.K.Md.4,2) kurallarına aykırı bir durum yaratır hale gelir. Hukukta bu zıtlık (Clausula Rebüs Sic Stantibus-Beklenmeyen hal şartı-sözleşmenin değişen şartlara uydurulması) ilkesi ile giderilmeye çalışılmaktadır. Tarafların iradelerini etkileyip sözleşmeyi yapmalarına neden olan şartlar daha sonra çok önemli surette, çarpıcı ve öngörülemez biçimde adaletsizliğe yol açan olayların gerçekleşmesi ile değişmişse, taraflar artık o akitle bağlı tutulmazlar. Değişen bu koşullar karşısında M.K. 2.maddesinden yararlanılarak sözleşmenin yeniden düzenlenmesi zorunluluğu doğar. Sözleşmenin edimleri arasındaki dengeyi bozan olağanüstü hallere harp, ülkeyi sarsan ciddi ekonomik krizler, enflasyon grafiğindeki ani ve aşırı yükselmeler, şok devalüasyon, para değerinin önemli ölçüde düşmesi gibi, sözleşmeye bağlılığın beklenemeyeceği durumlar örnek olarak gösterilebilir. Karşılıklı sözleşmelerde edimler arasındaki dengenin olağanüstü değişimler yüzünden alt üst olması, borcun ifasının önemli ölçüde güçleşmesi durumunda “İŞLEM TEMELİNİN ÇÖKMESİ” gündeme gelir. İşte bu durumda hakim, somut olayın verilerine göre alacaklı yararına borçlunun edimini yükseltmeye veya borçlu yararına onun tamamen veya kısmen edim yükümlülüğünden kurtulmasına karar verilebilir ve sözleşmeye müdahale ederek sözleşmeyi değişen koşullara uyarlar. Sözleşmenin yeni durumlara uyarlanması yapılırken önce sözleşmede, daha sonra kanunda bu hususta intibak hükümlerinin bulunup bulunmadığına bakılır. Sözleşmede ve kanunda hüküm bulunmadığı takdirde sözleşmenin değişen hal ve şartlara uydurulmasının gerekip gerekmeyeceği incelenir. Bazen de sözleşmede olumlu ve olumsuz intibak kaydı bulunmakla beraber, bu kayda dayanılarak sözleşmenin kayıtla birlikte aynen uygulanmasını talep etmek MK.md.2/2 hükmü anlamında hakkın kötüye kullanılması anlamına gelebilir. Böyle bir durumda sözleşmedeki intibak kaydına rağmen edimler arasında aşırı bir nispetsizlik çıkmışsa uyarlama yine yapılmalıdır. İşlem temelinin çöküşüne ilişkin uyuşmazlıkların giderilmesinde kaynak olarak M.K.’nun 1,2 ve 4.maddelerinden yararlanılacaktır. İşlem temelinin çöktüğünün dikkate 2012/8250 2013/2623 Alınması dürüstlük kuralının gereğidir. Diğer bir anlatımla durumun değişmesi halinde sözleşmede ısrar etmek dürüstlük kuralına aykırı bir tutum olur. Değişen durumların, sözleşmede kendiliğinden bulunan sözleşme adaletini bozması halinde, taraflar öngörülemeyen bu haller için bir tedbir almadıklarından, sözleşmede bir boşluk vardır. Bu boşluk sözleşmenin anlamına ve taraf iradelerine önem verilerek yorum yolu ile ve dürüstlük kuralına uygun olarak doldurulur. (M.K.md.1) Bu yönteme sözleşmenin yorum yoluyla düzeltilmesi veya değişen hal ve şartlara uyarlanması denilir. Uyarlama daha çok uzun ve sürekli borç ilişkilerinde söz konusu olur. Sözleşmeye müdahale için, gerekli koşullara gelince; Sözleşme kurulduktan sonra ifası sırasında ortaya çıkan olaylar olağanüstü ve objektif nitelikte olmalıdır. Yine değişen hal ve şartlar nedeni ile tarafların yüklendikleri edimler arasındaki denge aşırı ölçüde ve açık biçimde bozulmuş olmalıdır. Uyarlama isteyen davacı fevkalade hal ve şartların ortaya çıkmasına kendi kusuru ile sebebiyet vermemelidir. Değişen hal ve şartlar taraflar bakımından önceden öngörülebilir; beklenebilir; olağan ve hesaba katılabilen nitelikte olmamalı veya olaylar, öngörülebilir olmakla beraber bunların sözleşmeye etkileri kapsam ve biçim bakımından bu derece tahmin edilmemelidir. (Bkz. Doç.Dr.İbrahim Kaplan Hakimin Sözleşmeye Müdahalesi Ankara-1987 sh.152.- vd; Hatemi/SEROZAN/Arpacı Borçlar Hukuku Özel Bölüm 1992 sh., 186 vd). Yukarıda da değinildiği gibi, şayet bir borcun ifası imkansızlaşmış olmamakla beraber, borçlunun sorumlu olmadığı sebeplerle aşırı derecede güçleşmiş ise, bu durumun borç ilişkisine ne gibi bir etki yapacağı hususunda 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda bir hüküm bulunmamaktaydı. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda ise bu hususta genel bir düzenleme yer almaktadır. TBK m. 138 hükmü, "Aşırı İfa Güçlüğü" kenar başlığı altında, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan bazı durumların sözleşmenin uyarlanması veya sona erdirilmesi sebebi oluşturacağını düzenlemiştir. TBK m. 138 hükmüne göre; sözleşme taraflarından birinin hakime yapacağı başvuru üzerine talep doğrultusunda bir karar verilebilmesi için aşağıdaki şartlar bulunmalıdır. 1) Sözleşme kurulduktan sonra, tarafların edimleri arasındaki denge, borçludan sonuçları yüklenmesi istenemeyecek kadar büyük ölçüde bozulmuş olmalıdır. Şayet aşırı ifa güçlüğü sözleşme kurulduğu sırada da mevcut olup sadece taraflarca bilinmiyorsa, bu TBK m. 138 hükümlerine değil, şartları varsa yanılma (TBK m. 30 vd.) hükümlerine göre iptale konu olabilir. Sonradan ortaya çıkan ifa 2012/8250 2013/2623 Güçlüğünün, mutlaka borçlunun ekonomik olarak mahvına veya ağır zararına yol açacak olması gerekmez. Maddede, “kendisinden ifanın istenmesinin dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir" olması yeterli görülmüştür. Elbette bu değerlendirmede, karşı tarafın durumu da gözönüne alınacaktır. 2) Edimlerin dengesindeki değişiklik sözleşme yapılırken öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen (Savaş, ekonomik kriz, devalüasyon, tabii afetler, ithal ve ihraç konusunda getirilen yasak ve tahditler gibi) olağanüstü bir durumdan ileri gelmelidir. Bu husus da “Emprevizyon” olarak ifade edilebilir. Maddede her ne kadar "taraflarca öngörülmeyen" denmişse de, olağanüstü olgunun sözleşme kurulurken sadece aşırı ifa güçlüğüne düşen taraf açısından öngörülemez olması yeterli sayılmalıdır. Aşırı ifa güçlüğüne düşenin bu durumu sözleşme yapılırken öngörmediğini ispat etmesi yetmez, bu durum onun için "öngörülmesi beklenemez" olmalıdır. Kendi özensizliği veya dikkatsizliği sebebiyle bu olguyu öngörememişse, 138. maddeden yararlanamayacaktır. 3) Aşırı ifa güçlüğü yaratan olgu borçludan kaynaklanmamalıdır. Olgunun kendisinin borçludan kaynaklanmaması yanında, bunun aşırı ifa güçlüğü yaratması da borçludan kaynaklanmamalıdır. 4) Edimler henüz ifa edilmemiş olmalıdır. Kural olarak ifada bulunduktan sonra aşırı ifa güçlüğünden söz ederek uyarlama veya sözleşmeden dönme yollarına başvurulamaz. Ancak, borçlu doğan haklarını saklı tutarak ifada bulunmuşsa, ifadan sonra da bu haklarını kullanabilecektir. Bu takdirde, uyarlamanın sonucuna göre veya sözleşmeden dönme halinde, ifa etmiş bulunduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre kısmen veya tamamen geri isteyebilecektir. TBK m. 138 uyarınca bu şartlar gerçekleştiğinde, önce hakimden uyarlama talep edilmesi gerecektir. Uyarlama edim yükümünün azaltılması veya karşı edimin arttırılması şeklinde yapılabileceği gibi, vadelerin veya ifa tarzının değiştirilmesi gibi hakimin uygun bulacağı her şekilde yapılabilir. Hakim, davacının talebinde öngörmediği bir tarzda uyarlama da yapabilir. Ancak borç uyarlamaya uygun değilse veya ifa güçlüğünü katlanır kılacak herhangi bir uyarlama bu kez karşı taraf açısından katlanması beklenilmez bir durum yaratıyorsa, borçlu ancak bu şartla sözleşmeden dönme hakkını kullanabilecektir. Öte yandan, maddenin son fıkrasında aynen; "Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.” hükmü getirilmiştir. Böylece dövize endeksli borçlanmalarda da bu madde hükmünün uygulanacağı tereddüte yer vermeyecek açıklıkta kabul edilmiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olayın irdelenmesine gelince; Davacı, 09.05.2007 tarihinde İsviçre Frangı’na (CHF) endeksli konut finansman kredisi kullandığını, krediyi kullandığı tarih ile gelinen tarih arasında aşırı derece kur farkı oluştuğunu bu nedenle kredi taksitlerini ödemede zor duruma düştüğünü ileri sürerek öncelikle sözleşmenin geçerli olup olmadığının tespitini, şayet geçerli olduğu tespit olunur ise sözleşme şartlarının mevcut duruma uyarlanmasını istemiştir. Hatta davacı, temyiz dilekçesinde sözleşmenin yapıldığı 09.05.2007 tarihinde 1 CHF’nin 1.082.TL iken; dava tarihi olan 21.07.2011 tarihinde 2.023.TL olduğunu, borcunun iki katına çıktığını belirterek sözleşme şartlarının kendi aleyhine aşırı derecede değiştiğini ileri sürmüştür. Dava tarihi itibariyle 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu henüz yürürlükte değil ise de, 6101 Sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 7. maddesi uyarınca devam eden davalarda da 6098 Sayılı Yasanın 138. maddesi uygulanabileceğinden temyiz aşamasında da bu hususun nazara alınması ve dövizle borçlanmalarda uyarlama istenebileceği gözetilmelidir. Temyiz aşamasında anılan yasa yürürlüktedir. Mahkemece, dövizle borçlanmalarda Türk Lirasının değer kaybettiğinin kolayca bilinebilecek ve öngörülebilecek bir husus olduğu vurgulanmıştır. Ancak, bu sonucu varılırken, hangi objektif kriterlerin bulunduğu açıklanmamış, sadece önceki krizler gösterilmiştir. Yukarıda anlatılanlardan da anlaşılacağı üzere talep halinde, sözleşme şartlarının bir taraf aleyhine, öngörülemez şekilde, aşırı derece değişmesi durumunda hakime sözleşmeye müdahale etme görevi yüklenmiştir. Bu nedenle hakim, bu koşulların bulunup bulunmadığını araştırmakla yükümlü olup, gerekirse bilirkişi incelemesi yapmalı ve uzman bilirkişilerden görüş almalıdır. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK.nun 266. maddesinde de, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz." düzenlemesi ile eski HUMK.nun 275. maddesine paralel bir düzenleme getirilmiştir. Bu husus aslında “adil yargılanma” hakkının bir unsuru olan “hukuki dinlenilme hakkı”nın da gereğidir. Bir başka deyişle, hakim tarafların iddia ve savunmalarını dinlemeli, iddia ve savunmalar doğrultusunda taraf delillerini toplamalı, bu delilleri tartışıp değerlendirerek, uyuşmazlığın çözümünde hangi delili neden kabul edip, neden kabul etmediğini gerekçelendirmek suretiyle kararını vermelidir. Mahkemece yapılması gereken iş, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda tarafların iddia ve savunmalarına ilişkin tüm deliller toplanıp, uzman bir bilirkişi veya bilirkişi kurulundan rapor alınarak, tüm dosya kapsamı belge ve kanıtlar birlikte değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir. Mahkemece, sözleşmenin uyarlanmasına ilişkin açıklanan kural ve yöntemler gözetilmeden, eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 990,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07.02.2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Dava, dövize endeksli kredi borcunun uyarlanması isteğine ilişkindir. Hukukumuzda sözleşme serbestisi ilkesi benimsendiği için taraflar genel ahlaka ve adaba aykırı olmamak üzere sözleşme düzenleyebilirler. Karşılıklı edimler içeren sözleşmelerde edimler arasındaki dengenin taraflardan biri aleyhine katlanamayacak derecede bozulması halinde hakimin sözleşmeye müdahalesi söz konusu olabilecektir. Ancak Ülkemizde yıllardan beri ekonomik krizlerin yaşandığı dikkate alındığında öngörülmezlik unsurunun gerçekleştiğinin kabulü mümkün değildir. Davacının Türkiye’deki ekonomik istikrarsızlığı ve dövizdeki dalgalanmaları bildiği veya bilmesi gerektiği halde dövizle kredi almanın riskini ve dövizde yaşanabilecek artışları kabul ettiği düşüncesiyle ilk derece mahkemesinin uyarlama koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine dair kararının yerinde olduğu ve onanması görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun kararın bozulması yönündeki görüşüne katılmıyoruz.

Hâkim tarafından yapılacak uyarlama; edim yükümünün azaltılması, karşı edimin artırılması, vadelerin veya ifa tarzının değiştirilmesi şeklinde yapılabileceği gibi, hâkimin uygun bulacağı başka bir biçimde de yerine getirilebilir. Hâkim, davacının talebinde açıkça öngörmediği bir tarzda da uyarlama kararı verebilir.

Dövizle borçlanmalarda salt önceki ekonomik krizler gerekçe gösterilerek ve objektif kriterler açıklanmadan davanın reddedilmesi hukuka uygun bulunmamaktadır. Sözleşme şartlarının bir taraf aleyhine öngörülemez şekilde ve aşırı derecede değişmesi durumunda hâkime sözleşmeye müdahale etme görevi yüklendiğinden, mahkemenin delilleri toplaması, bu koşulların bulunup bulunmadığını araştırması ve gerekirse uzman bilirkişilerden görüş alması gerekir. İlgili uyuşmazlıkta yer alan karşı oy gerekçesinde ise ülkedeki ekonomik krizlerin bilinen bir olgu olması sebebiyle öngörülmezlik unsurunun gerçekleşmediği savunulmuştur.

Sürekli Sözleşmelerde Uyarlama Kriterleri ve Benimseme

Sözleşmenin değişen koşullara uyarlanabilmesi için sözleşmenin imzalanmasından sonra beklenmeyen olağanüstü durumların gerçekleşmesi, sözleşmenin uzun süreli olması, ortaya çıkan bu durumların herkes için geçerli, objektif ve önceden belirlenemeyecek nitelikte bulunması gerekir. Ayrıca değişen koşulların sözleşmeyi çekilemeyecek hale getirerek işlem temelini çökertmiş olması zorunludur.

Sözleşme koşullarının değişmesine ve ifanın başlamasına rağmen edimlerin uzun süre yerine getirilmesi ve davanın gecikmeyle açılması, borçlunun sözleşmeyi benimsediği sonucunu doğurabilir. Nitekim Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin E. 2016/7269, K. 2017/8431 sayılı kararında, geri ödemenin başlamasından üç yıl sonra açılan davada davacının sözleşmeyi benimsediği gerekçesiyle uyarlama koşullarının bulunmadığı kabul edilmiştir.

Elektrik Tedarikçisinin Bağlılığı ve Fatura Karinesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E. 2024/3344, K. 2025/2187 sayılı ilamına konu somut uyuşmazlıkta, basiretli davranma yükümlülüğü altındaki elektrik tedarikçisi davalı şirket bakımından piyasa fiyatlarındaki ivmeli hareketlerin ve üretici şirket ile akdedilen sözleşmenin feshinin, davacı aboneyle kurulan sözleşmeyle bağlılığa etki etmeyeceği kabul edilmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/3344, K. 2025/2187Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2024/3344 E.  ,  2025/2187 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/763 E., 2024/1901 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/653 E., 2024/49 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; taraflar arasında 4 adet otelin ve lojmanın elektrik ihtiyacının karşılanması hususunda 03.12.2020 tarihli Elektrik Satış Sözleşmesi imzalandığını, aynı tarihte ek protokol ve Ek- Sayaç-Abonelik listesi düzenlendiğini, protokol ile aktif elektrik enerjisi birim satış fiyatının 0.S00kWhH/Ay aktif enerji birim fiyatından yüksek olmayacağının kararlaştırıldığını, sözleşmede dengesizlik maliyetinin müşteriye yansıtılmayacağının düzenlendiğini, davalının sözleşmeye ve protokole uymadığını, abonelik listesindeki oteller ve lojman için 2021 yılı Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında sabit birim kullanılmaksızın sözleşmeye aykırı faturalar kestiğini, turizm sezonunun ortasında hizmetinin sekteye uğraması riski sebebiyle faturaları ödediklerini, fazla bedelin iadesi için kesilen fiyat farkı faturalarının kabul edilmeyerek iade edildiğini, davalıya bu konuda gönderilen ihtarın da sonuçsuz kaldığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, sözleşmeye aykırı olarak kesilen faturalar sebebiyle tahsil edilen şimdilik 10.000,00 TL'nin haksız olarak ödendiği tarihten itibaren ticari temerrüt faiziyle tahsilini talep etmiş, 18.10.2023 tarihli talep arttırım dilekçesinde; talebini 744.052,92 TL’ye yükseltmiş ve bu tutarın ödeme tarihten itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; piyasa koşullarının değiştiğini, artan maliyetler neticesinde elektrik fiyatlarının hızlı bir ivmeyle yükseldiğini, elektrik tedarik edilen üretici firma sözleşmesinin üretici firma tarafından erken feshedildiğini, maliyetlerin öngörülemez şekilde satış fiyatlarının çok üzerine çıktığını, sözleşmede yer alan sabit fiyat üzerinden elektrik tedariki sağlamanın imkansız hale geldiğini, üst fiyat limitinin sözleşmenin imzalandığı tarihteki ulusal tarife fiyatı baz alınarak belirlendiğini, tarifeye gelen zam ile söz konusu sınırında güncellendiğini, faturaların buna uygun olarak düzenlendiğini, şirketin ulusal tarifeye uygun şekilde fatura düzenlemesine sebep olan hususların tüm dünyayı etkilediğini, bu durumun hiçbir tacir tarafından öngörülemeyeceğini, beklenmeyen hal sebebiyle kanunda öngörülen aşırı ifa güçlüğü koşullarının oluştuğunu, aynı şartlarda ifanın istenmesinin dürüstlük kuralına aykırı olacağını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; tarafların feshedilmeyen sözleşme ile bağlı olduğu, alınan bilirkişi raporlarında yapılan hesaplama doğrultusunda davalının sözleşme hükmüne uygun olmayacak şekilde hesaplama yaparak fatura düzenlediği, tacir olan davalının işiyle ilgili alanın gerektirdiği teknik bilgiye, işin risklerine, risklere uygun önlemlere hakim olması gerektiği, abonelik sözleşmesi kapsamındaki iş yerlerinin otel olduğunu ve tüketim hacmini dikkate alarak bir birim fiyat belirlemesi yapması gerektiğini, davalının sözleşmenin uyarlanması ile ilgili bir talebi de olmadığı gerekçesiyle; davanın kabulü ile sözleşme ve fatura birim fiyat farklılığı sebebiyle davacıdan fazladan tahsil edilen 744.052,92 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan kök ve ek bilirkişi raporları ile davacıdan sözleşme ve protokole aykırı olarak 744.052,92 TL fazla tahsilat yapıldığının belirlendiği, USD kurunda ve Piyasa Takas Fiyatlarındaki artışın piyasada iş yapan davalı tarafça öngörülemeyen, öngörülmesi de beklenemeyen hallerden sayılmadığı, uyarlama başvurusu olmadığı gibi buna ilişkin ifa güçlüğüne ilişkin savunmasının da yerinde olmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; elektrik piyasası koşullarının, taraflar arasındaki sözleşmenin akdedilmesinden sonra hızla değişdiğini ve yükselen maliyetler karşısında elektrik fiyatları hızlı bir ivmeyle arttığını, üretici firma ile olan alım sözleşmesinin üretici firma tarafından erken feshedildiğini, maliyetlerin öngörülemez şekilde satış fiyatlarının çok üzerine çıktığını ve sözleşmede yer alan sabit fiyat üzerinden elektrik tedariki sağlamanın imkansız hale geldiğini, fiyatlama modeline ilişkin güncellemenin ve belirtilen fiyatın kabul edilmemesi durumunda cezai şart maddesi uygulanmaksızın sözleşmenin feshedilebileceğinin davacıya bildirildiğini, ancak davacının sözleşmeyi feshetmeyerek elektrik tedarikine devam ettiğini, süresi içinde itiraz edilmeyerek ödeme yapıldığını, her iki taraf tacir olup davalının ihtirazi kayıt koymadığını ve dürüstlük kuralına aykırı davrandığını, sözleşmedeki üst fiyat limitinin dünya çapındaki tarife artışları sebebiyle hükümsüz kaldığını, sözleşmedeki formüle göre ulusal tarife dikkate alınarak fatura kesildiğini, kendisinden kaynaklanmayan sebepler doğrultusunda şirketten aynı şartlarda ifa istenmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Gerekçe ve Değerlendirme Uyuşmazlık, sözleşmede belirlenen birim fiyatın üzerinde fiyat uygulanarak fatura düzenlendiği iddiasına dayalı olarak ödenen fazla bedelin iadesi istemine ilişkindir. Temyiz olunan kararda belirtilen gerekçeye, taraflar arasındaki sözleşme ve protokole uygun hesaplama yapılarak hazırlanan bilirkişi raporları esas alınarak hüküm kurulmasına, basiretli davranma yükümlülüğü altında bulunan davalı şirket bakımından piyasa fiyatlarındaki ivmeli hareketin ve üretici şirket ile olan sözleşmesinin feshinin; davacı ile olan sözleşmeyle bağlılığına etki etmeyeceğinin, özellikle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 21/2 maddesi uyarınca faturanın, olağan içeriği bakımından tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olduğunun, süresinde itiraz edilmemesi kanun gereği düzenleyen lehine karine oluşturacak ise de, bu adi karinenin aksinin ispat edilebilecek olmasına, bu doğrultuda tarafları bağlayıcı sözleşme ve protokol kapsamında davalının sözleşmeye aykırı hesaplama yaptığının sözleşme ve buna uygun bilirkişi raporu ile ispatlandığının anlaşılmasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.04.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, faturayı alan kimse teslim aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde içeriğine itirazda bulunmazsa faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. Anılan kanuni düzenleme uyarınca fatura tacirler arasında ifanın tevsikine yönelik bir delil teşkil ederek süresinde itiraz edilmemesi düzenleyen lehine adi karine oluşturmakta; Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E. 2024/3344, K. 2025/2187 sayılı ilamında ifade edildiği üzere bu adi karinenin aksinin sözleşme hükümleri ve bilirkişi incelemesi ile çürütülmesi mümkün bulunmaktadır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 21Kaynağı aç
MADDE 21- (1) Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. (2) Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. (3) Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır. 4. Ücret ve sözleşme cezasının indirilmesi
Elektrik piyasasındaki fiyat dalgalanması tedarikçinin sözleşmeyle bağlılığını ortadan kaldırır mı?

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E. 2024/3344, K. 2025/2187 sayılı kararına konu somut olayda, basiretli davranma yükümlülüğü altında bulunan tedarikçi şirket yönünden piyasa fiyatlarındaki ivmeli hareketin ve üretici şirketle olan sözleşmenin feshinin, aboneyle yapılan sözleşmeyle bağlılığa etki etmeyeceği kabul edilmiştir.

Aşırı ifa güçlüğü durumunda sözleşmeden dönülebilir veya fesih yapılabilir mi?

Sözleşmenin kurulduğu sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi beklenmeyen olağanüstü bir durumun borçludan kaynaklanmayan bir sebeple doğması, mevcut olguları ifanın istenmesini dürüstlük kuralına aykırı düşürecek derecede borçlu aleyhine değiştirmesi ve borcun henüz ifa edilmemiş ya da aşırı ifa güçlüğünden doğan haklar saklı tutularak yerine getirilmiş olması halinde uyarlama talep edilebilir; uyarlamanın mümkün olmadığı hallerde sözleşmeden dönme hakkı doğar ve sürekli edimli sözleşmelerde kural olarak dönme yerine fesih hakkı kullanılır.

Faturaya süresinde itiraz edilmemesi durumunda faturanın içeriği kesinleşir mi?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca faturayı alan kimse, teslim aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itiraz etmezse içeriği kabul etmiş sayılır ve düzenleyen yararına adi karine meydana gelir; bu adi karinenin aksi ispatlanabilir nitelikte olup Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E. 2024/3344, K. 2025/2187 sayılı ilamında somut dava bakımından sözleşme ve bilirkişi raporuyla aksinin ispatlanabileceği belirtilmiştir.

Yabancı para cinsinden borçlanmalarda sözleşmenin uyarlanması talep edilebilir mi?

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca aşırı ifa güçlüğüne dayalı uyarlama, sözleşmeden dönme ve sürekli edimlerdeki fesih hükümleri yabancı para borçlarında da uygulanır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu