Elektrik Dağıtım Sektöründe Rekabet Hukuku ve ELDER Kararı

by Avukat Erdal Ersoy
Elektrik Dağıtım Sektöründe Rekabet Hukuku ve ELDER Kararı

ELDER Kararı ve Sektördeki Koordinasyon Tespitleri

Rekabet Kurulu, 15.01.2015 tarih ve 15-03/33-18 sayılı kararıyla elektrik dağıtım sektörüne ilişkin önemli bulgular ortaya koymuştur. Kurul incelemesinde, elektrik dağıtım şirketlerinin sektörel birliği aracılığıyla koordine hareket ederek bağımsız bir tedarikçinin posta hizmet sağlayıcısıyla kurduğu işbirliğine son verilmesi yönünde girişimlerde bulunulduğuna dair çok sayıda elektronik yazışmanın değerlendirildiği belirtilmektedir. Kararda ayrıca dağıtım şirketlerinin birbirlerinin bölgelerine girme konusunda anlaştıklarına ilişkin bulgulara da yer verildiği aktarılmaktadır. Söz konusu kararın tam metni bu makalenin hazırlandığı dönemde doğrudan incelenememiş; aktarılan bulgular ikincil değerlendirmelere dayanmaktadır.

4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4. maddesi, belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikteki teşebbüsler arası anlaşmaları, uyumlu eylemleri ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemlerini hukuka aykırı ve yasak saymaktadır. Aynı madde kapsamındaki yasaklanan haller arasında rakip teşebbüslerin faaliyetlerinin zorlaştırılması ya da kısıtlanması ile piyasaya yeni gireceklerin engellenmesi de açıkça sayılmıştır. ELDER kararında saptandığı aktarılan koordineli girişimler, bu hükümler çerçevesinde değerlendirilebilecek nitelikte görünmektedir.

4054 sayılı REKABETİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN m. 4Kaynağı aç
Madde 4 – Belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasaktır. Bu haller, özellikle şunlardır: a) Mal veya hizmetlerin alım ya da satım fiyatının, fiyatı oluşturan maliyet, kar gibi unsurlar ile her türlü alım yahut satım şartlarının tesbit edilmesi, b) Mal veya hizmet piyasalarının bölüşülmesi ile her türlü piyasa kaynaklarının veya unsurlarının paylaşılması ya da kontrolü, c) Mal veya hizmetin arz ya da talep miktarının kontrolü veya bunların piyasa dışında belirlenmesi, d) Rakip teşebbüslerin faaliyetlerinin zorlaştırılması, kısıtlanması veya piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerin boykot ya da diğer davranışlarla piyasa dışına çıkartılması yahut piyasaya yeni gireceklerin engellenmesi, e) Münhasır bayilik hariç olmak üzere, eşit hak, yükümlülük ve edimler için eşit durumdaki kişilere farklı şartların uygulanması, f) Anlaşmanın niteliği veya ticari teamüllere aykırı olarak, bir mal veya hizmet ile birlikte diğer mal veya hizmetin satın alınmasının zorunlu kılınması veya aracı teşebbüs durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın ya da hizmetin diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da arz edilen bir mal veya hizmetin tekrar arzına ilişkin şartların ileri sürülmesi, Bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi, teşebbüslerin uyumlu eylem içinde olduklarına karine teşkil eder. Ekonomik ve rasyonel gerçeklere dayanmak koşuluyla taraflardan her biri uyumlu eylemde bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir. Muafiyet

Kurul'un İhlal ve Ceza Değerlendirmesi

Rekabet Kurulu söz konusu kararında ihlal tespiti yapmamış ve idari para cezası uygulamamıştır. Bununla birlikte Kurul, hangi davranışların ihlal oluşturabileceğini açıkça ortaya koymuştur. ELDER kararında dağıtım şirketlerinin teminat uygulamalarına ilişkin bir bulguya da yer verildiği belirtilmekle birlikte bu bulgunun ihlal mi yoksa uyumu mu saptadığı yeterince belirgin değildir; söz konusu mesele kesinleştirilememiştir.

Bağımsız Tedarikçilerin Piyasaya Erişimi

Elektrik piyasasında bağımsız tedarikçiler açısından doğalgaz dağıtımı, posta, kargo ve telekomünikasyon şirketleriyle kurulacak işbirlikleri önemli bir rekabetçi avantaj sağlayabilmektedir. Bu şirketler tüketicilere ait güncel bilgilere sahip olduğundan, söz konusu işbirlikleri özellikle küçük tüketicilere ulaşmada belirleyici rol oynamaktadır. Dağıtım şirketlerinin bu tür işbirlikleri üzerinde koordineli baskı uygulaması, 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesi kapsamındaki piyasaya yeni gireceklerin engellenmesi ve rakip faaliyetlerinin zorlaştırılması yasakları çerçevesinde inceleme konusu oluşturabilmektedir.

Hakim Durumun Kötüye Kullanılması: Sözleşme Uygulamaları

4054 sayılı Kanun'un 6. maddesi, bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanmasını hukuka aykırı ve yasak saymaktadır. Kötüye kullanma halleri arasında ticari faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan veya dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler, eşit durumdaki alıcılara aynı hak ve edimler için farklı şartlar ileri sürerek ayırımcılık yapılması ve bir piyasadaki hakimiyetten doğan finansal, teknolojik ve ticari avantajlarla başka bir piyasadaki rekabet koşullarını bozma amacıyla yapılan eylemler sayılmaktadır.

4054 sayılı REKABETİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN m. 6Kaynağı aç
Madde 6 – Bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması hukuka aykırı ve yasaktır. Kötüye kullanma halleri özellikle şunlardır: a) Ticari faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan veya dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler, b) Eşit durumdaki alıcılara aynı ve eşit hak, yükümlülük ve edimler için farklı şartlar ileri sürerek, doğrudan veya dolaylı olarak ayırımcılık yapılması, c) Bir mal veya hizmetle birlikte, diğer mal veya hizmetin satın alınmasını veya aracı teşebbüsler durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın veya hizmetin, diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da satın alınan bir malın belirli bir fiyatın altında satılmaması gibi tekrar satış halinde alım satım şartlarına ilişkin sınırlamalar getirilmesi, d) Belirli bir piyasadaki hakimiyetin yaratmış olduğu finansal, teknolojik ve ticari avantajlardan yararlanarak başka bir mal veya hizmet piyasasındaki rekabet koşullarını bozmayı amaçlayan eylemler, e) Tüketicinin zararına olarak üretimin, pazarlamanın ya da teknik gelişmenin kısıtlanması. Birleşme veya Devralma

Danıştay 13. Daire'nin E. 2021/3241, K. 2025/2954 sayılı kararında bu hüküm somut olarak uygulanmıştır. Kararın esasına ilişkin çoğunluk değerlendirmesinde, hakim konumdaki bir tedarikçinin serbest tüketicilerle yaptığı sözleşmelerdeki taahhütlerin doğrudan ya da dolaylı olarak otomatik biçimde uzamasına yönelik düzenlemelerin serbest tüketicilerin tedarikçi değiştirmesini engelleyerek ilgili pazarı diğer tedarikçilere kapattığı gerekçesiyle 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesi kapsamında hakim durumun kötüye kullanılmasını oluşturduğu sonucuna varılmış; Rekabet Kurulu'nun ihlal tespitine ilişkin kararı bu yönüyle hukuka uygun bulunmuştur.

Danıştay 13. Daire, E. 2021/3241, K. 2025/2954Kaynağı aç
Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2021/3241 E.  ,  2025/2954 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2021/3241 Karar No:2025/2954 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Elektrik Perakende Satış A.Ş. VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurumu VEKİLİ : Hukuk Müşaviri … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Aydın, Denizli ve Muğla illerinde görevli tedarik şirketi sıfatıyla perakende elektrik satışı yapan davacı şirketin, dağıtım bölgesindeki eylemleri ile 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 6. maddesi çerçevesinde hakim durumunu kötüye kullandığından bahisle Kanun'un 16. maddesinin üçüncü fıkrası ile 15/02/2009 tarih ve 27142 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik'in ilgili maddeleri uyarınca 19.433.652,71-TL idari para cezası verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı Rekabet Kurulu (Kurul) kararının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; dava konusu Kurul kararında bir çok tespite yer verilmekle birlikte ihlale neden olduğu belirtilen işlem ve eylemlerin ana konusunun iki başlık altında toplandığı, bu başlıkların ise, "davacı şirketin 2015 yılında serbest tüketiciler ile yaptığı sözleşmelerin daha sonraki döneme etkisinin devam etmesi nedeniyle 2013 ve 2014 yılında serbest tüketicilerle yapılan sözleşmeler kapsamındaki taahhütlerin doğrudan yada dolaylı olarak otomatik olarak kendiliğinden uzamasına yönelik düzenlemelerin serbest tüketicilerin tedarikçi değişimini engelleyici nitelikte olduğu ve ilgili pazarı diğer tedarikçiler aleyhine kapayıcı nitelikte bulunduğu" ve "halihazırda serbest tüketici limitini geçmemiş tüketicilerden ikili anlaşma alındığı bu yolla serbest tüketici limiti altında kalan tüketicilere yapılan elektrik enerjisinin perakende satışına yönelik pazarda rekabeti kısıtladığı ve bu eylemlerle hakim durumunu kötüye kullandığı'' olduğunun anlaşıldığı, davalı idarece şirket merkezinde yapılan yerinde incelemelerde henüz serbest tüketici hakkını kazanmamış tüketicilerden ikili anlaşma alındığına ilişkin belgelere rastlanıldığı, 09/02/2016 tarihinde davacı şirket Denizli bölge sorumlusu tarafından gönderilen ve ekinde bazı tesisatlara ilişkin bilgilerin yer aldığı "Geri dönen ST sözleşmeler" başlıklı elektronik postada, mevcut tüketim limiti olan 3.600 kwh'yi geçmeyen ancak limite yaklaşan tüketicilerden ikili anlaşma alınabileceği ancak bu ikili anlaşmaların ilgili tüketici limiti geçtiğinde sisteme yüklenmesine yönelik ifadenin yer aldığı, davacı şirketin görevli tedarik şirketi olmasından kaynaklı eyleminin tüketicilerin başka tedarikçi bir firmaya geçmesini engellediği, bağımsız tedarik şirketleri aleyhine piyasayı kapattığı, böylelikle hakim durumunu kötüye kullanmak suretiyle rekabeti sınırladığı, davacı şirket ile tüketiciler arasındaki sözleşmelere ilişkin olarak yapılan değerlendirmede, davalı idarece yerinde yapılan incelemelerde sözleşme örneklerinin alındığı ayrıca davacı şirketten tüketiciler ile yaptıkları tip sözleşme örneklerinin istenildiği, bu sözleşme örneklerinden iki tip sözleşmenin bulunduğu, bunların ''perakende satış sözleşmesi'' ve ''indirimli elektrik sözleşmesi'' olduğu, perakende satış sözleşmesinin … tarih ve … sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu kararı ile standart sözleşme olarak belirlenen sözleşme olduğu ve konusunun yeni veya mevcut bir tüketim tesisi ve/veya kullanım yerine dağıtım şirketi ile yapılan bağlantı anlaşmasına istinaden elektrik enerjisi ve/veya kapasite temini ile hizmet verilmesi olduğu, henüz serbest tüketici statüsünü kazanmamış tüketiciler ve ilk defa elektrik hizmeti almaya başlayan tüketiciler ile imzalandığı ve formatının da anılan Kurul kararı çerçevesinde belirlendiği ve elektrik teminine hukuki zemin oluşturduğu, indirimli elektrik sözleşmesinin ise davacı şirket ile serbest tüketici niteliğini haiz müşteriler ile imzalandığı, bu sözleşmelerin mesken, ticarethane ve sanayi grubu aboneleri için farklılaşmadığı, sunulan tip sözleşme örneklerinin kullanıldığı dönemde tüm abone grupları bakımından geçerli olduğu, davacı şirket tarafından 2015 yılında temelde süresinin belirli olup olmamasına göre farklılaşan iki farklı tip sözleşme kullandığı, belirli süreli sözleşmelerin ise sürelerinin 1-3 yıl arasında değiştiği, bunlardan üç yıllık sözleşmelerin 2015 yılı Mart ayına kadar devam ettiği, 2015 Mart ayından Ekim ayına kadar ise bir ve iki yıllık sözleşmeler kullanıldığı, 2015 yılının son çeyreğinden itibaren belirsiz süreli sözleşmeler kullanılmaya başlandığı, sözleşmelerin taahhütname metninde ise tüketicinin seçebileceği tarifelerin belirtildiği, buna göre tüketicilerin 24 ay taahhütlü sabit tarife paketini seçerek sabit aktif enerji bedeli üzerinden hizmet alabileceği veya yine 24 ay taahhütlü süper tarife paketini seçerek net bir indirim oranı elde edebileceği, 2016 yılında uygulanan sözleşmelere ise serbest tüketici ve serbest tüketicinin hakları konusunda bilgiler içeren bir ön bilgilendirme formu eklendiği, bu sözleşmelerin yine belirsiz süreli akdedildiği ve müşterinin ekte yer alan taahhütname ile taahhütlü bir tarife seçmediği müddetçe standart tarife paketi üzerinden faturalandırıldığı, davacı şirket ile tüketiciler arasında yapılan ve Ocak 2015-Mart 2015 ve Mart 2015-Ekim 2015 dönemlerinde kullanılan sözleşmeler ile 2015 yılı öncesinde yürürlükte olan sözleşmeler ve/veya söz konusu sözleşmelerin ayrılmaz bir parçası olan taahhütnamelere ilişkin düzenlemelerin rekabeti sınırlamak suretiyle pazarı rakiplere kapayıcı nitelik ve etkide olduğu, bunun yanında, otomatik uzama içeren sözleşmelerin 2015 yılının son çeyreğinden itibaren uygulanmadığı belirtilmiş olmasına karşın Kurul kararında yer verilen tablodan 2015'in son çeyreğinde alınan sözleşmelerin %26,29'unun otomatik uzama hükmü içerdiği, 2013 ve 2014 yıllarında serbest tüketicilerle yapılan sözleşmelerin ve/veya söz konusu sözleşmelerin ayrılmaz bir parçası olan taahhütnamelerin tamamında ve 2015 yılında da %67,5'inde otomatik uzama hükmü bulunduğu, sözleşmelerin yanı sıra taahhütnamelerin de otomatik olarak uzatıldığı ve taahhütnamelere ilişkin fesih bildirimlerinin düzenlendiği ve dolayısıyla cayma bedellerinin de geçerliliğini korumaya devam ettirildiği, taahhütnamenin kendiliğinden yenilenmesi ve kendiliğinden yenilenen taahhütnamenin süresinden önce cayma bedeli ödenerek feshedilebilmesi fiilinin tedarikçi değiştirme güdüsünü azaltarak pazara girişi engellediği, taahhütname süresi sonunda sözleşmenin ve dolayısıyla taahhüdün yenilenmesi için tüketicinin açık iradesinin yani onayının aranması veya kendiliğinden yenilenen sözleşmenin feshi halinde herhangi bir cayma bedeline yer verilmemesi gerektiği, 2016 yılı ve sonrası için serbest tüketicilerle yapılan ikili anlaşmalarda davacı şirket tarafından bu yönde bir değişikliğe gidildiği, fakat 2015 yılı sonuna kadar serbest tüketicilerle otomatik uzama hükmü içeren ikili anlaşmalar imzalandığı, Kurul kararında grafikler ve istatistiklerle birlikte detayına yer verilen 2015 yılında serbest tüketiciler ile yapılan sözleşmeler ve daha sonraki dönemlere etkilerinin devam etmesi nedeniyle de 2013 ve 2014 yıllarında serbest tüketiciler ile yapılan sözleşmeler kapsamındaki taahhütlerin doğrudan ya da dolaylı olarak otomatik olarak kendiliğinden uzamasına yönelik düzenlemelerin, serbest tüketicilerin tedarikçi değiştirmelerini engelleyici etkiye sahip olduğu ve ilgili pazarı diğer tedarikçilere kapayıcı nitelikte bulunduğu anlaşıldığından, dava konusu Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, gerekçeli Kurul kararında şirkete verilen ceza oranlarının ve kendilerine ilişkim tüm verilerin ticari sır sayılarak gizlendiği, EPDK'nın yetki alanını oluşturan konuların ihlal iddialarına konu edildiği, tüketicilerle sadece indirimli elektrik sözleşmesi imzalanmasının ve sözleşme imzalayan az sayıda tüketicinin pazar kapatma etkisinin bulunmadığı, sistematik ve rekabeti bozucu etki doğuracak herhangi bir uygulamaları bulunmadığı, 2013 ve 2014 yıllarına ilişkin sözleşmelerin 2014 yılında gerçekleşen önaraştırma sonucu verilen … ve … sayılı Kurul kararında incelendiği ve rekabete aykırılık tespit edilmediği, fiili kapama etkisi incelenmeden varsayıma dayalı bir karar verildiği, yapılan sözleşmelerin büyük çoğunluğunun 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uyarınca yok hükmünde olduğu, ilgili coğrafi pazarın Türkiye olarak belirlenmesi gerektiği, para cezasının takdirinde hafifletici nedenlerin varlığının araştırılmadığı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'UN DÜŞÜNCESİ : 4054 sayılı Kanun'un 4. ve 6. maddelerine aykırı davranışlar yönünden verilecek idari para cezalarının tespitine ilişkin usul ve esasları düzenleyen mülga ve yeni Yönetmeliğin temel ceza oranı belirlenirken ihlalin süresine bağlı olarak yapılacak artırım bakımından farklı düzenlemeler içerdiği, 1 yıldan uzun 3 yıldan kısa olan ihlaller bakımından temel ceza oranı belirlenirken ihlalin süresi yönünden yapılacak artırımın azaltıldığı, dolayısıyla yeni Yönetmeliğin ihlalin süresine bağlı olarak yapılacak artırım bakımından lehe düzenleme niteliği taşıdığı, dava konusu uyuşmazlıkta da, ihlal süresinin 1 yıldan uzun 3 yıldan kısa sürdüğü gözetildiğinde, söz konusu lehe kanun hükmünün davacıya da uygulanması ve davacı hakkında lehe kanun hükmü dikkate alınarak yeniden bir karar verilmesi gerektiği anlaşıldığından, davacının temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: ESAS YÖNÜNDEN: MADDİ OLAY : Davacı şirketin ile 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesini ihlal ettiği iddiasıyla yapılan şikayetler üzerine gerçekleştirilen önaraştırma ve daha sonra açılan soruşturma sonucunda, davacı şirketin, hakim durumda olduğu değerlendirilen dağıtım bölgesinde, elektrik piyasasına yönelik ikincil mevzuatın kendisine tanıdığı usulsüz kullanım durumunda elektrik kesme yetkisini ikili anlaşmalar tarafında kendisine tahsilat anlamında avantaj sağlamak için kullanmak, halihazırda serbest tüketici limitini geçmemiş tüketicilerden ikili anlaşma alarak serbest tüketici limiti altında kalan tüketicilere yapılan elektrik enerjisinin perakende satışına yönelik pazarda rekabeti kısıtlamak ve serbest tüketiciler ile yaptığı sözleşmeler kapsamındaki taahhütlerin doğrudan yada dolaylı olarak otomatik olarak kendiliğinden uzamasına yönelik düzenlemelerle serbest tüketicilerin tedarikçi değişimini engellemek suretiyle 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesini ihlal ettiğinden bahisle aynı Kanun'un 16. maddesinin üçüncü fıkrası ile 15/02/2009 tarih ve 27142 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi, 2. fıkrası, 3. fıkrasının (a) bendi uyarınca 19.433.652,71-TL idari para cezası verilmesine ilişkin dava konusu Kurul kararının alınması üzerine bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 15/02/2009 tarih ve 27142 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren mülga Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmeliğin "Temel para cezası" başlıklı 5. maddesinde, "(1) Temel para cezası hesaplanırken, Kanunun 4 üncü ve 6 ncı maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunan teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin, nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin; a) Karteller için, yüzde ikisi ile yüzde dördü, b) Diğer ihlaller için, binde beşi ile yüzde üçü, arasında bir oran esas alınır. (2) Birinci fıkrada yazılı oranların belirlenmesinde, ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlal neticesinde gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususlar dikkate alınır. (3) Birinci fıkraya göre belirlenen para cezası miktarı; a) Bir yıldan uzun, beş yıldan kısa süren ihlallerde yarısı oranında, b) Beş yıldan uzun süren ihlallerde bir katı oranında, arttırılır."; "Ağırlaştırıcı unsurlar" başlıklı 6. maddesinde, "(1) Temel para cezası, a) İhlalin tekerrürü halinde, her bir tekrar için, b) Soruşturma kararının tebliğinden sonra kartele devam edilmesi halinde, yarısından bir katına kadar arttırılır. (2) Temel para cezası, a) Kanunun 4 üncü veya 6 ncı maddeleri kapsamında ortaya çıkan rekabet sorunlarının giderilmesine yönelik olarak verilen taahhütlere uyulmaması halinde, yarısından bir katına kadar, b) İncelemeye yardımcı olunmaması halinde yarısına kadar, c) Diğer teşebbüslerin ihlale zorlanması gibi hallerde dörtte bire kadar, arttırılabilir."; "Hafifletici unsurlar" başlıklı 7. maddesinde, "(1) Temel para cezası, yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesi haricinde incelemeye yardımcı olunması, ihlalde kamu otoritelerinin teşvikinin veya diğer teşebbüslerin zorlamasının bulunması, zarar görenlere gönüllü olarak tazminat ödenmesi, diğer ihlallere son verilmesi, ihlal konusu faaliyetlerin yıllık gayri safi gelirler içerisindeki payının çok düşük olması gibi haller ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliği tarafından ispatlanırsa, dörtte bir ile beşte üç arasında indirilebilir. (2) Yürütülen bir soruşturmada Aktif İşbirliği Yönetmeliğindeki para cezası verilmemesine ilişkin düzenlemeden yararlanamayan bir teşebbüse verilecek ceza, başka bir kartele ilişkin olarak Kurulun önaraştırma yapmaya karar vermesinden önce, Aktif İşbirliği Yönetmeliğinin 6 ncı maddesinde belirlenen bilgi ve belgeleri sunması halinde, dörtte bir oranında indirilir. Aktif İşbirliği Yönetmeliğinin para cezası verilmemesine ve verilecek cezalarda indirim yapılmasına ilişkin hükümleri saklıdır. (3) Diğer ihlalleri gerçekleştiren teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin ihlallerini kabul ederek, aktif işbirliğinde bulunmaları halinde, para cezası altıda bir ile dörtte bir arasında indirilir."; kuralları yer almıştır. 27/12/2024 tarih ve 32765 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek İdari Para Cezalarına İlişkin Yönetmeliğin "Temel ceza oranı" başlıklı 5. maddesinde, "(1) Temel ceza oranı, başlangıç ceza oranına, koşulları bulunuyorsa, ihlalin süresi nedeniyle artırım yapılarak tespit edilir. (2) Başlangıç ceza oranı, özellikle, ihlal dolayısıyla gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı ile ihlalin niteliğinin açık ve/veya ağır olup olmadığı gözetilmek suretiyle belirlenir. (3) Başlangıç ceza oranı; a) Bir yıldan uzun, iki yıldan kısa süren ihlallerde beşte biri oranında, b) İki yıldan uzun, üç yıldan kısa süren ihlallerde beşte ikisi oranında, c) Üç yıldan uzun, dört yıldan kısa süren ihlallerde beşte üçü oranında, ç) Dört yıldan uzun, beş yıldan kısa süren ihlallerde beşte dördü oranında, d) Beş yıldan uzun süren ihlallerde bir katı oranında, artırılır."; "Ağırlaştırıcı unsurlar" başlıklı 6. maddesinde, "(1) Kanunun 4 üncü ve/veya 6 ncı maddesinin ihlal edildiğinin Kurul tarafından tespit edilmesinden sonra aynı teşebbüs veya teşebbüs birliği tarafından Kanunun 4 üncü ve/veya 6 ncı maddesinin tekrar ihlal edilmesi halinde temel ceza oranı bir katına kadar artırılır. (2) Soruşturma kararının tebliğinden sonra ihlale devam edilmesi, ihlalde belirleyici etkinin bulunması, Uzlaşma Yönetmeliğinin 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan gizlilik yükümlülüğünün ihlal edilmesi halinde temel ceza oranı bir katına kadar artırılabilir. (3) Birinci ve ikinci fıkralarda sayılan ağırlaştırıcı unsurların birlikte bulunması halinde, her bir fıkra kapsamında belirlenen artırım oranı toplanarak temel ceza oranına uygulanır."; "Hafifletici unsurlar" başlıklı 7. maddesinde, "(1) Temel ceza oranı veya 6 ncı madde uyarınca hesaplanan ağırlaştırılmış ceza oranı; a) Yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesi haricinde, yerinde incelemenin daha kısa sürede tamamlanmasını veya daha etkin şekilde gerçekleştirilmesini sağlayan fiziksel ve/veya teknik imkânların sunulması suretiyle ya da yerinde inceleme esnasında inceleme konusuyla bağlantılı olan ilave bilgi veya belgelerin incelenen tarafça kendiliğinden sunulması suretiyle yerinde incelemeye yardımcı olunması, b) İhlalde diğer teşebbüslerin zorlamasının bulunması, c) İhlale katılımın sınırlı olması, ç) İhlal konusu faaliyetlerin yıllık gayri safi gelirler içerisindeki payının düşük olması, d) İdari para cezasına esas alınan yıllık gayri safi gelirler içinde yurt dışı satış gelirlerinin bulunması, gibi hallerin ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliği tarafından ispatlanması halinde indirilebilir." kuralları yer almaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1. Dava konusu Kurul kararında tespit edilen rekabete aykırılığın incelenmesi; 1.1. Yerinde İnceleme Yönünden Kararın İncelenmesi Anayasa Mahkemesinin 20/06/2023 tarih ve 32227 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 23/3/2023 tarih ve B. No: 2019/40991 sayılı … Otomotiv Sanayi A.Ş. kararında, 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesinde yerinde incelemenin hakim kararı olmaksızın Kurul kararıyla yapılabilmesine ilişkin düzenlemenin Anayasa'nın 21. maddesine uygun olmadığı, ihlalin 4054 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerinde yer verilen yerinde inceleme yetkisinin Anayasa'nın 21. maddesinin birinci fıkrasındaki güvencelere uygun olarak düzenlenmemesinden kaynaklandığı değerlendirilmiş ve bu çerçevede anayasal ilkeler dikkate alınarak düzenleme yapılması noktasında kararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için yasama organına gönderilmesine karar verilmiştir. Nitekim Dairemizin 19/09/2023 tarih ve E:2023/2464 sayılı kararıyla, 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan, "gerekli gördüğü hâllerde" ibaresiyle üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinin, Anayasa'nın 2., 13. ve 21. maddelerine aykırı olduğu kanısına ulaşılması nedeniyle bu kuralın iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmiş, Anayasa Mahkemesince başvuru kararı ve ekleri 08/11/2023 tarihinde alınmış ve esas defterine kaydı yapılmıştır. Anayasa'nın 152. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, Anayasa Mahkemesince işin kendisine gelişinden başlamak üzere beş ay içinde yapılan başvuru hakkında karar verilmemesi halinde davanın yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırılması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru tarihinden itibaren geçen süre de göz önüne alındığında, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin olası bir ihlalinin önüne geçilmesi için somut uyuşmazlık kapsamında, yürürlükte bulunan 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesinin yerinde incelemeye ilişkin kurallarına göre değerlendirme yapılmak suretiyle temyiz incelemesi gerçekleştirilmiştir. 1.2. Serbest Tüketici Limiti Altında Kalan Tüketicilerle İkili Anlaşma Yapma, İkincil Mevzuatın Tanıdığı Usulsüz Kullanım Durumunda Elektrik Kesme Yetkisini İkili Anlaşmalar Tarafında Tahsilat Anlamında Avantaj Sağlamak İçin Kullanma, Yapılan Sözleşmeler Kapsamındaki Taahhütlerin Doğrudan ya da Dolaylı Şekilde Otomatik Olarak Kendiliğinden Uzamasına Yönelik Düzenlemelerle Serbest Tüketicilerin Tedarikçi Değişimini Engellemeye Yönelik Fiiller Bakımından İnceleme; Olayda, davacı şirketin, elektrik piyasasına yönelik ikincil mevzuatın kendisine tanıdığı usulsüz kullanım durumunda elektrik kesme yetkisini ikili anlaşmalar tarafında kendisine tahsilat anlamında avantaj sağlamak için kullanmak, halihazırda serbest tüketici limitini geçmemiş tüketicilerden ikili anlaşma alarak serbest tüketici limiti altında kalan tüketicilere yapılan elektrik enerjisinin perakende satışına yönelik pazarda rekabeti kısıtlamak ve serbest tüketiciler ile yaptığı sözleşmeler kapsamındaki taahhütlerin doğrudan yada dolaylı olarak otomatik olarak kendiliğinden uzamasına yönelik düzenlemelerle serbest tüketicilerin tedarikçi değişimini engellemek suretiyle 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesi çerçevesinde hakim durumunu kötüye kullandığının anlaşıldığı, dava konusu Kurul kararının rekabet aykırılığının tespitine ilişkin kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. 2. Dava konusu Kurul kararında idari para cezası oranının belirlenmesine esas alınan mevzuattaki değişikliğin lehe düzenleme teşkil edip etmediğinin incelenmesi; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2. maddesinde, "Kabahat" deyiminin, Kanun'un karşılığında idarî yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlamına geldiği; 3. maddesinde, bu Kanun'un, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması hâlinde, diğer genel hükümlerinin, idarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanacağı; "Zaman bakımından uygulama" başlıklı 5. maddesinde, 26/09/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümlerinin kabahatler bakımından da uygulanacağı, kabahatler karşılığında öngörülen idarî yaptırımlara ilişkin kararların yerine getirilmesi bakımından ise derhâl uygulama kuralının geçerli olduğu; bu maddenin atıf yaptığı 5237 sayılı Kanun'un 7. maddesinin ikinci fıkrasında, suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanunun uygulanacağı ve infaz olunacağı kurala bağlanmıştır. 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un "Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usûl" başlıklı 9. maddesinin üçüncü fıkrasında, lehe olan hükmün, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirleneceği kurala bağlanmıştır. Öğretide de, lehe kanunun tespitinde önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümlerinin dikkate alınacağı ve lehe olduğu belirlenen kanunun olaya bütün olarak uygulanacağı kabul edilmiştir. Somut olayda tesiri olacak tüm hükümler analiz edilerek neticeye varılmalıdır (EREM Faruk, Ümanist Doktrin Açısından Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, C. I, 1976, s. 136). 4054 sayılı Kanun'un 4. ve 6. maddelerine aykırı davranışlar yönünden verilecek idari para cezalarının tespitine ilişkin usul ve esasları düzenleyen mülga ve yeni yönetmeliğin aktarılan kurallarından, önceden karteller ve diğer ihlaller ayrımı yapılarak, bunlar için belirlenecek baz ceza oranlarının alt ve üst sınırları belirlenmişken, yeni durumda "kartel – diğer ihlal" ayrımı bulunmadığı gibi, bunlara ilişkin herhangi bir alt sınıra da yer verilmediği, baz ceza oranının belirlenmesi bakımından önceden ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü dikkate alınmaktayken, artık ihlalin niteliğinin açık ve/veya ağır olup olmadığının gözetileceğinin belirtildiği, temel ceza oranı belirlenirken ihlalin süresine bağlı olarak yapılacak artırım bakımından, önceden "1-5 yıl" süren ihlaller için yarısı oranında artırım yapılacağı belirtilmişken, artık "1-2 yıl" için 1/5, "2-3 yıl" için 2/5, "3-4 yıl" için 3/5 ve "4-5 yıl" için 4/5 oranında kademeli artırım yapılacağı, yeni Ceza Yönetmeliği'nde bazı ağırlaştırıcı unsurların kaldırıldığı, ayrıca hafifletici yeni unsurların eklendiği anlaşılmıştır. Bu durumda, baz ceza oranına ilişkin önceden belirlenmiş olan alt sınırların kaldırılmış olduğu, 1 yıldan uzun 3 yıldan kısa olan ihlaller bakımından temel ceza oranı belirlenirken ihlalin süresi yönünden yapılacak artırımın azaltıldığı, ağırlaştırıcı bazı unsurların kaldırıldığı ve hafifletici yeni unsurlara yer verildiği, Mülga Ceza Yönetmeliği ile yeni Ceza Yönetmeliği'nin bir bütün olarak karşılaştırılmasından, yeni Ceza Yönetmeliği'nin, Mülga Ceza Yönetmeliği'ne kıyasen lehe düzenlemeler içerdiği, uyuşmazlıkta ihlal süresinin 1 yıldan uzun 3 yıldan kısa sürdüğü gözetildiğinde, Rekabet Kurulunca her iki Yönetmelik dikkate alınmak ve kıyaslanmak suretiyle (temel ve sonuç) aleyhe karar verme yasağını ihlal etmeyecek şekilde idari para cezası oranlarının yeniden belirlenmesi ve lehe düzenleme niteliği taşıyan kuralların davacıya da uygulanabilmesi için dava konusu Kurul kararının iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. Nitekim, Rekabet Kurulunun da bu temel yaptırım hukuku ilkesine riayet ettiği, önceki yönetmelik döneminde gerçekleşen rekabete aykırı fiiller bakımından yeni yönetmelik yürürlüğe girdikten sonra verdiği kararlarında, Mülga Ceza Yönetmeliği ile yeni Ceza Yönetmeliği'ni kıyasladığı ve idari para cezası oranının belirlenmesinde teşebbüsler yönünden lehe olduğunu tespit ettiği yönetmeliği uyguladığı görülmüştür. Bu itibarla, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin kabulüne; 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 06/10/2025 tarihinde kesin olarak esasta oybirliği, gerekçede oyçokluğuyla karar verildi. (X) GEREKÇEDE KARŞI OY : Dava konusu Kurul kararı alındıktan sonra 24/06/2020 tarih ve 31165 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7246 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 4054 sayılı Kanun'un 43. maddesinde taahhüde ve uzlaşmaya ilişkin düzenlemeler getirilmiş olup, söz konusu düzenlemelerin davacının lehine olduğundan bahisle bu davada uygulanıp uygulanmayacağının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 7246 sayılı Kanun'un 9. maddesiyle 4054 sayılı Kanun'un 43. maddesinde yapılan değişiklikler ile, yürütülmekte olan bir önaraştırma ya da soruşturma sürecinde Kanun'un 4. veya 6. maddesi kapsamında ortaya çıkan rekabet sorunlarının giderilmesine yönelik olarak ilgili teşebbüs ya da teşebbüs birliklerince taahhüt sunulabileceği, Kurul'un söz konusu taahhütler yoluyla rekabet sorunlarının giderilebileceğine kanaat getirirse bu taahhütleri ilgili teşebbüs ya da teşebbüs birlikleri açısından bağlayıcı hale getirerek soruşturma açılmamasına veya açılmış bulunan soruşturmaya son verilmesine karar verebileceği, rakipler arasında fiyat tespiti, bölge veya müşteri paylaşımı ya da arz miktarının kısıtlanması gibi açık ve ağır ihlallerle ilgili olarak taahhüdün kabul edilmeyeceği; soruşturmaya başlanmasından sonra Kurul'un, ilgililerin talebi üzerine veya resen, soruşturma sürecinin hızlı bitirilmesinden doğacak usûlî faydaları ve ihlalin varlığına veya kapsamına ilişkin görüş farklılıklarını göz önüne alarak uzlaşma usulünü başlatabileceği, Kurul'un, hakkında soruşturma başlatılan ve ihlalin varlığı ile kapsamını kabul eden teşebbüs veya teşebbüs birlikleri ile soruşturma raporunun tebliğine kadar uzlaşabileceği, uzlaşma usûlü sonucunda idari para cezasında yüzde yirmi beşe kadar indirim uygulanabileceği düzenlenmiştir. Öncelikle, söz konusu düzenlemelerin dava konusu uyuşmazlık bakımından davacının lehine olup olmadığı tespit edilmelidir. Dava konusu olay bakımından, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun yaptığı atıf nedeniyle uygulanması gereken 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve dolayısıyla 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un "Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul" başlıklı 9. maddesinin 3. fıkrası uyarınca "lehe olan hükmün, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi" gerektiğinden, dava konusu olayda, davacı hakkında idari para cezası verildiği, ancak davacı tarafından verilecek taahhüdün kabul edilmesi halinde hakkında herhangi bir para cezasına hükmedilmeyeceği, uzlaşma sürecinin işletilmesi halinde ise davacıya verilecek idari para cezasından yüzde yirmi beş oranında indirim yapılabileceği dikkate alındığında, dava konusu uyuşmazlık bakımından 7246 sayılı Kanun'un 9. maddesiyle 4054 sayılı Kanun'un 43. maddesinde yapılan değişikliklerin davacının lehine olduğu konusunda herhangi bir duraksama bulunmamakatadır. Anayasa'nın 38. maddesinin birinci fıkrasında, "Kimse, … kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz."; üçüncü fıkrasında, "Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur." kurallarına yer verilmek suretiyle suç ve cezaların kanuniliği prensibi benimsenmiştir. Anayasa'nın 38. maddesinde yer alan "suçta ve cezada kanunilik" ve temelde hukuk devleti ilkesi uyarınca hangi eylemlerin yasaklandığının ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, buna ilişkin kanunun açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekir. Bununla birlikte, kabahat olduğunda tereddüt bulunmayan, 4054 sayılı Kanun'da düzenlenen idari para cezasının "cezai" nitelikte olup olmadığı ve anılan prensibe tabi olup olmadığı incelendiğinde, Anayasa Mahkemesi kararlarında bu hususun tartışıldığı ve bunların cezai nitelikte olduğu sonucuna ulaşıldığı anlaşılmaktadır. (Anayasa Mahkemesi'nin 11/06/2009 tarih ve E.2007/115, K.2009/80 sayılı kararı, 17/6/2020 tarihli Onmed Tıbbi Ürünler Paz. ve Dış Tic. Ltd. Şti., Başvuru No: 2016/8342 kararı) Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, hukuk devletinin kurucu unsurlarındandır. Kanunilik ilkesi, genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra, suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel bir anlam ve öneme sahip olup, bu kapsamda kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiiller dolayısıyla keyfî bir şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte; buna ek olarak suçlanan kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili olarak uygulanması sağlanmaktadır. (Anayasa Mahkemesi'nin 15/04/2014 tarihli Karlis A.Ş., Başvuru No: 2013/849 kararı) Anılan hususlar birlikte değerlendirildiğinde; lehe kanunun uygulanmasının Anayasa'da teminat altına alınan suçta ve cezada kanunilik ile hukuk devleti ilkesi çerçevesinde anayasal bir zorunluluk olduğu, buna göre suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan ceza kuralı ile kesin bir hükmün verilmesinden önce kabul edilen bir ceza kuralı farklı ise hakimin sanığın lehine olan ceza kuralını uygulaması gerektiği, kanun koyucunun bu ilkenin hilafına bir düzenleme yapamayacağı, nitekim Anayasa Mahkemesi'nin 11/04/2019 tarih ve E.2019/9, K.2019/27 sayılı kararının da bu yönde olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla; 7246 sayılı Kanun'un 9. maddesiyle 4054 sayılı Kanun'un 43. maddesinde taahhüt müessesinin uygulanması için "yürütülmekte olan bir önaraştırma ya da soruşturma sürecinden"; uzlaşma müessesi için "soruşturma raporunun tebliğine kadar uzlaşabileceği" gibi zaman bakımından uygulamaya ilişkin düzenlemelere yer verilmişse de, hukuka uygun ve anayasal ilkeler çerçevesinde yorumlandığında, söz konusu düzenlemelerin, Kanun yürürlüğe girdikten sonraki süreçte ortaya çıkan ihlal iddiaları ve bunların soruşturulmasına ilişkin sürece ilişkin olduğu, yoksa anılan ifadelerle, evrensel bir hukuk kaidesi olan lehe kanunun, geçmişe etkili olarak uygulanmasının herhangi bir suretle engellenmesinin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Aksi bir yorumun, Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda anılan içtihatlarına ve hukuka aykırı olacağı düşünülmektedir. Bununla birlikte, söz konusu düzenlemelerde taahhüt ve uzlaşmayı kabul edip etmemekte Kurul'a takdir yetkisi tanınmış olup, Kurul'un lehe düzenleme niteliğinde olan kuralları dava konusu uyuşmazlığa uygulama noktasında takdir yetkisini kullanabilmesi için dava konusu Kurul kararının iptaline ihtiyaç bulunmaktadır. Aksi bir yaklaşımın, idari yargı yetkisinin, idarenin takdir hakkını kullanmasına engel olabileceği değerlendirilmektedir. Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde, 7246 sayılı Kanun'un 9. maddesiyle 4054 sayılı Kanun'un 43. maddesine eklenen düzenlemeler uyarınca taahhüt ve uzlaşma müesseselerinin, lehe kanun niteliği taşıdığı anlaşıldığından, söz konusu lehe kanun hükmünün davacıya da uygulanması ve davacı hakkında lehe kanun hükmü dikkate alınarak yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararının yukarıda belirtilen gerekçelerle bozulması görüşüyle karara gerekçe yönünden katılmıyorum.

Aynı uyuşmazlıkta tespit edilen bir diğer ihlal biçimi, ikincil mevzuatın tanıdığı usulsüz kullanım durumunda elektrik kesme yetkisinin ikili anlaşmalar tarafında tahsilat avantajı sağlamak amacıyla kullanılmasıdır. Taahhütnamenin kendiliğinden yenilenmesi ve yenilenen taahhütnamenin süresi dolmadan cayma bedeli ödenerek feshedilebilmesine yönelik düzenlemenin de tedarikçi değiştirme güdüsünü azaltarak pazara girişi engellediği değerlendirilmiştir; Danıştay genel ihlal tespitini hukuka uygun bulmuştur.

Şirket İçi Yazışmaların İspat İşlevi

Söz konusu uyuşmazlıkta, henüz serbest tüketici limitini geçmemiş ancak limite yaklaşan tüketicilerden ikili anlaşma alınabileceğini ve bu anlaşmaların ilgili limit aşıldığında sisteme yüklenmesi gerektiğini içeren bir şirket içi elektronik yazışmanın varlığı, ilk derece mahkemesince değerlendirilen deliller arasında yer almıştır. Bu tür belgeler, uygulamanın niteliğini ortaya koymada işlev görebilmektedir. 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesi uyarınca, teşebbüsler arası anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin, arz-talep dengesinin veya faaliyet bölgelerinin rekabeti engelleyen piyasalardakine benzerlik göstermesi uyumlu eylem karinesi oluşturmakta; taraflar ekonomik ve rasyonel gerekçeleri ispatlayarak bu karineden kurtulabilmektedir.

İdari Cezada Lehe Kanun Uygulaması

Danıştay 13. Daire, E. 2021/3241, K. 2025/2954 sayılı kararında 27.12.2024 tarih ve 32765 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan yeni Ceza Yönetmeliği ile mülga Yönetmelik arasındaki farkları lehe kanun açısından karşılaştırmıştır. Mülga Yönetmelik'te 1 ila 5 yıl süren ihlaller için temel para cezasının yarısı oranında artırım öngörülmekteyken, yeni Yönetmelik bu aralığı kademeli biçimde yeniden düzenlemiş; 1-2 yıl için beşte bir, 2-3 yıl için beşte iki, 3-4 yıl için beşte üç, 4-5 yıl için beşte dört oranında artırım yapılacağını hükme bağlamıştır. İhlal süresinin 1 yıldan uzun 3 yıldan kısa olduğu bu uyuşmazlıkta yeni düzenleme lehe nitelik taşımaktadır.

Yeni Yönetmelik'te ayrıca, mülga düzenlemedeki kartel ile diğer ihlaller ayrımı kaldırılmış ve baz ceza oranı için herhangi bir alt sınıra yer verilmemiştir. Mülga Yönetmelik kapsamında diğer ihlaller için temel ceza oranı, yıllık gayri safi gelirin binde beşi ile yüzde üçü arasında belirlenmekte; bu oranın tespitinde ilgili teşebbüsün piyasadaki gücü ve ihlal sonucunda gerçekleşen ya da gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi ölçütler dikkate alınmaktaydı. Hafifletici unsurlar bakımından ise iki düzenleme arasında önemli farklar bulunmaktadır: mülga Yönetmelik kapsamında incelemeye yardımcı olunması, kamu otoritelerinin teşviki veya diğer teşebbüslerin zorlamasının bulunması, zarar görenlere gönüllü tazminat ödenmesi ve ihlal konusu faaliyetlerin yıllık gayri safi gelir içindeki payının çok düşük olması gibi haller ispatlanırsa temel para cezasında indirim yapılabilmekteydi. Yeni Yönetmelik'te ise hafifletici unsurlar farklı kaleme alınmış; ihlal konusu faaliyetlerin payının düşük olması ve ihlale katılımın sınırlı olması gibi unsurlar korunurken, zarar görenlere gönüllü tazminat ödenmesi ve diğer ihlallere son verilmesi unsurları çıkarılmıştır.

5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 9. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde lehe kanun tespitinde önceki ve sonraki düzenlemelerin ilgili tüm hükümleri bütünüyle olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların karşılaştırılması gerekmekte; hükümlerin karma biçimde uygulanması mümkün değildir. Danıştay 13. Daire bu gerekçeyle Rekabet Kurulu'nun her iki Yönetmeliği kıyaslayarak ve aleyhe karar verme yasağını ihlal etmeyecek biçimde idari para cezası oranlarını yeniden belirlemesi amacıyla Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuştur. Bozma yalnızca ceza oranı yönünden gerçekleşmiş; rekabet ihlalinin tespiti onanmıştır. Karar, 06.10.2025 tarihinde esasta oybirliği ve gerekçede oyçokluğuyla kesin olarak verilmiş; dosya yeniden karar verilmek üzere Bölge İdare Mahkemesi'ne gönderilmiştir.

Taahhüt ve Uzlaşma Mekanizmalarına İlişkin Azınlık Görüşü

Danıştay 13. Daire'nin söz konusu kararında bir karşı oy da kaleme alınmıştır. Bu azınlık görüşüne göre, daha sonra 4054 sayılı Kanun'un 43. maddesine eklenen taahhüt ve uzlaşma mekanizmaları lehe kanun niteliği taşımakta olup anayasal zorunluluk gereği geçmişe etkili biçimde uygulanmalıdır. Ancak bu görüş çoğunluk kararına yansımamış ve bağlayıcı hukuki sonuç doğurmamıştır; çoğunluğun bozma gerekçesi yukarıda aktarılan ceza artırım oranı farklılığına dayandırılmıştır.

Sık Sorulan Sorular

ELDER kararında Rekabet Kurulu ne ortaya koydu?

Rekabet Kurulu, 15.01.2015 tarih ve 15-03/33-18 sayılı kararında elektrik dağıtım şirketlerinin sektörel birliği aracılığıyla koordine hareket ederek bağımsız bir tedarikçiyle kurulan işbirliğini engellemeye yönelik girişimlerde bulunulduğuna dair elektronik yazışmaları değerlendirmiştir. Kararda ayrıca dağıtım şirketlerinin birbirlerinin bölgelerine girme konusunda anlaştıklarına ilişkin bulgulara da yer verildiği belirtilmektedir. Kurul ihlal tespiti yapmamış ve idari para cezasına hükmetmemiş olmakla birlikte hangi davranışların ihlal oluşturabileceğini açıkça göstermiştir.

Sözleşmenin otomatik uzaması rekabet ihlali sayılabilir mi?

Hakim konumdaki bir tedarikçinin serbest tüketicilerle yaptığı sözleşmelerdeki taahhütlerin kendiliğinden uzamasına yönelik düzenlemeler, serbest tüketicilerin tedarikçi değiştirmesini engellemesi ve pazarı diğer tedarikçilere kapaması nedeniyle 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesi kapsamında hakim durumun kötüye kullanılması olarak nitelendirilebilir. Danıştay 13. Daire, E. 2021/3241, K. 2025/2954 sayılı uyuşmazlıkta Rekabet Kurulu'nun bu yöndeki ihlal tespitini hukuka uygun bulmuştur.

Rekabet Kurulu ceza kararlarında yeni Ceza Yönetmeliği lehe kanun olarak uygulanır mı?

27.12.2024 tarihli yeni Ceza Yönetmeliği, ihlal süresine bağlı artırım kademelerini değiştirmiş olup 1 yıldan uzun 3 yıldan kısa süren ihlallerde eski düzenlemeye kıyasla daha düşük artırım oranı öngörmektedir. 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesi uyarınca lehe kanun tespitinde iki düzenleme bütünüyle kıyaslanarak sonuçlar karşılaştırılmalı; hükümler karma biçimde uygulanamaz. Danıştay 13. Daire, ihlal süresi bu aralıkta kalan uyuşmazlıkta yeni Yönetmelik'in lehe niteliğini kabul ederek ceza oranının yeniden belirlenmesi amacıyla bozma kararı vermiştir.

4054 sayılı Kanun kapsamında uyumlu eylem nasıl ispatlanır?

Teşebbüsler arası anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmeleri, arz-talep dengesi veya faaliyet bölgelerinin rekabeti engelleyen piyasalardakine benzerlik göstermesi 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesi uyarınca uyumlu eylem karinesi oluşturur. Taraflar ekonomik ve rasyonel gerekçeleri ispatlayarak bu karineden kurtulabilir. Şirket içi elektronik yazışmalar ve belgeler ise Kurul incelemelerinde uygulamanın niteliğini ortaya koymada delil işlevi görebilmektedir.

Elektrik kesme yetkisinin ticari amaçla kullanılması rekabet ihlali oluşturabilir mi?

Hakim konumdaki bir dağıtım şirketinin ikincil mevzuatın tanıdığı elektrik kesme yetkisini ikili anlaşmalar tarafında tahsilat avantajı sağlamak amacıyla kullanması, 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesi kapsamında hakim durumun kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir. Danıştay 13. Daire E. 2021/3241, K. 2025/2954 sayılı kararında Rekabet Kurulu'nun bu yöndeki genel ihlal tespitini hukuka uygun bulmuştur.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu