Düşük bedelli ikinci kira sözleşmesi ve stopaj

by Avukat Erdal Ersoy
Düşük bedelli ikinci kira sözleşmesi ve stopaj

Stopajı düşük göstermek amacıyla düzenlenen ikinci kira sözleşmesinin sonucu, tevkifatın kanuni şartları ile o sözleşmenin ilgili uyuşmazlıkta hangi bedele esas alınacağına bağlıdır. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 94. maddesinde tevkifat, bentlerde sayılan ödemeler nakden veya hesaben yapılırken istihkak sahibinin gelir vergisine mahsuben yerine getirilir. Aynı kiralanan için düzenlenen düşük bedelli belgenin geçerli sayılıp sayılmayacağı ise her dosyadaki sözleşme, ödeme ve ispat olgularına göre değerlendirilir.

193 sayılı GELİR VERGİSİ KANUNU (GVK) m. 94Kaynağı aç
Madde 94 – (Değişik: 26/12/1993-3946/22 md.) Kamu idare ve müesseseleri, iktisadi kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya zırai işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler aşağıdaki bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecburdurlar. 1. Hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61 inci maddede yazılı olup ücret sayılan edemelerden (istisnadan faydalananlar hariç), 103 ve 104 üncü maddelere göre, 2. Yaptıkları serbest meslek işleri dolayısıyla bu işleri icra edenlere yapılan ödemelerden (Noterlere (…)[106] serbest meslek faaliyetlerinden dolayı yapılan ödemeler hariç); a) 18 inci madde kapsamına giren serbest meslek işleri dolayısıyla yapılan ödemelerden, b) Diğerlerinden, 3. 42 nci madde kapsamına giren işler dolayısıyla bu işleri yapanlara (kurumlar dahil) ödenen istihkak bedellerinden, 4. Dar mükellefiyete tabi olanlara, telif ve patent haklarının satışı dolayısıyla yapılan ödemelerden, 5. a) 70 inci maddede yazılı mal ve hakların kiralanması karşılığı yapılan ödemelerden, b) Vakıflar (mazbut vakıflar hariç) ve derneklere ait gayrimenkullerin kiralanması karşılığında bunlara yapılan kira ödemelerinden,[107] c) Kooperatiflere ait gayrimenkullerin kiralanması karşılığında bunlara yapılan kira ödemelerinden, d) (Ek: 31/5/2012-6322/10 md.) Yabancı devletlere, yabancı kamu idare ve kuruluşları ile uluslararası kuruluşlara ait diplomatik statüsü bulunmayan gayrimenkullerin kiralanması karşılığında bunlara yapılan kira ödemelerinden, 6. a) Dağıtılsın veya dağıtılmasın Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesinin 4 numaralı bendinin; i) (a), (c) ve (d) bentlerinde yazılı kazançlardan, ii) (b) alt bendinde yazılı kazançlardan, b) (Değişik: 9/4/2003-4842/12 md.) i) Tam mükellef kurumlar tarafından; tam mükellef gerçek kişilere, gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olmayanlara ve bu vergilerden muaf olanlara dağıtılan, 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kâr paylarından (kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmaz.), ii) Tam mükellef kurumlar tarafından; dar mükellef gerçek kişilere, dar mükellef kurumlara (Türkiye'de bir işyeri veya daimi temsilci aracılığıyla kâr payı elde edenler hariç) ve gelir ve kurumlar vergisinden muaf olan dar mükelleflere dağıtılan, 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kâr paylarından (Kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmaz.), iii) 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (4) numaralı bendinde yazılı menkul sermaye iradının ana merkeze aktarılan tutarı üzerinden, c) (Ek: 22/7/1998-4369/48 md.; Mülga: 25/12/2003-5035/49 md.) 7. 75 inci maddenin ikinci fıkrasının 5 numaralı bendinde yazılı menkul sermaye iratlarından (Kanunla kurulan dernek ve vakıflar, Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflar, kamu menfaatine yararlı dernekler ile dernek ve vakıf olmamakla birlikte; odalar, borsalar, meslek örgütleri ve bunların üst kuruluşları, siyasi partiler, emekli ve yardım sandıkları gibi vergi uygulamalarında dernek ve vakıf olarak kabul edilenler hariç, dernek ve vakıflar ile tam mükellef kurumlara ödenenler dahil),[108][109][110] a) Devlet tahvili faizlerinden, b) Hazine bonosu faizlerinden, c) (Değişik: 22/7/1998-4369/48 md.) Toplu Konut İdaresi, 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna göre kurulan varlık kiralama şirketleri ve Özelleştirme İdaresince çıkarılan menkul kıymetlere sağlanan gelirlerden,[111] d) Nama yazılı tahvil faizlerinden, e) Hamiline yazılı tahvil faizlerinden, f) (Ek: 21/2/2007-5582/29 md.) İpotek finansmanı kuruluşları ve konut finansmanı kuruluşları tarafından ihraç edilen ipotekli sermaye piyasası araçlarından elde edilen kâr payı ve faiz gelirlerinden, g) Diğerlerinden, 8. Mevduat faizlerinden (Kanunla kurulan dernek ve vakıflar, Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflar, kamu menfaatine yararlı dernekler ile dernek ve vakıf olmamakla birlikte; odalar, borsalar, meslek örgütleri ve bunların üst kuruluşları, siyasi partiler, emekli ve yardım sandıkları gibi vergi uygulamalarında dernek ve vakıf olarak kabul edilenler hariç, dernek ve vakıflar ile tam mükellef kurumlara ödenenler dahil)109[112] a) Döviz tevdiat hesaplarına yürütülen faizler ile özel finans kurumlarınca döviz katılma hesaplarına ödenen kar paylarından, b) Nama yazılı mevduat hesaplarına yürütülen faizlerden, c) Hamiline yazılı mevduat hesaplarına yürütülen faizlerden, d) Diğerlerinden, 9) 75 inci maddenin ikinci fıkrasının 12 numaralı bendinde yer alan menkul sermaye iratlarından (Kanunla kurulan dernek ve vakıflar, Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflar, kamu menfaatine yararlı dernekler ile dernek ve vakıf olmamakla birlikte; odalar, borsalar, meslek örgütleri ve bunların üst kuruluşları, siyasi partiler, emekli ve yardım sandıkları gibi vergi uygulamalarında dernek ve vakıf olarak kabul edilenler hariç, dernek ve vakıflar ile tam mükellef kurumlara ödenenler dahil).[113][114] a) Faizsiz olarak kredi verenlere ödenen kâr paylarından, b) Kâr ve zarar ortaklığı belgesi karşılığı ödenen kâr paylarından, c) Özel finans kurumlarınca kâr ve zarara katılma hesabı karşılığında ödenen kâr paylarından, 10. a) (Değişik: 31/5/2012-6322/10 md.) Başbayiler hariç olmak üzere, 14/3/2007 tarihli ve 5602 sayılı Şans Oyunları Hasılatından Alınan Vergi, Fon ve Payların Düzenlenmesi Hakkında Kanunda tanımlanan şans oyunlarına ilişkin olarak; bilet, kupon ve benzerlerini satanlara, düzenlenen her türlü bahis ve şans oyunlarının oynatılmasına aracılık edenlere, diğer kişilerce çıkartılan bu nitelikteki biletleri satanlara yapılan komisyon, prim ve benzeri ödemelerden, b) 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna göre gerçek ve tüzel kişilerin mallarını iş akdi ile bağlı olmaksızın bunlar adına kapı kapı dolaşmak suretiyle tüketiciye satanlara bu faaliyetleriyle ilgili olarak yapılan komisyon, prim ve benzeri ödemelerden,[115] 11. (Değişik:25/5/1995-4108/23 md.) Çiftçilerden satın alınan zirai mahsüller ve hizmetler için yapılan ödemelerden; a) Hayvanlar ve bunların mahsulleri ile kara ve su avcılığı mahsülleri için, b) Diğer zirai mahsuller için, c) Ziraai faaliyet kapsamında ifa edilen hizmetler için, d) (Ek: 28/6/2001-4697/8 md.) (Mülga:14/10/2021-7338/7 md.) 12. PTT acenteliği yapanlara, bu faaliyetleri nedeniyle ödenen komisyon bedeli üzerinden, 13. (Değişik: 25/5/1995-4108/23 md.) Esnaf muaflığından (…)[116] yararlananlara mal ve hizmet alımları karşılığında yapılan ödemelerden, 14. 75 inci maddenin ikinci fıkrasının 14 numaralı bendinde yer alan menkul sermaye iratlarından (Kanunla kurulan dernek ve vakıflar, Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflar, kamu menfaatine yararlı dernekler ile dernek ve vakıf olmamakla birlikte; odalar, borsalar, meslek örgütleri ve bunların üst kuruluşları, siyasi partiler, emekli ve yardım sandıkları gibi vergi uygulamalarında dernek ve vakıf olarak kabul edilenler hariç, dernek ve vakıflar ile tam mükellef kurumlara ödenenler dahil)[117][118] 15. (Ek :28/6/2001-4697/8 md.) a) 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (15) numaralı bendinin (a) alt bendinde yer alan menkul sermaye iratlarından b) 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (15) numaralı bendinin (b) alt bendinde yer alan menkul sermaye iratlarından c) (Mülga: 13/6/2012-6327/9 md.) 16. (Ek: 13/6/2012- 6327/9 md.) a) 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (16) numaralı bendinin (a) alt bendinde yer alan menkul sermaye iratlarından, b) 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (16) numaralı bendinin (b) alt bendinde yer alan menkul sermaye iratlarından, c) 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (16) numaralı bendinin (c) alt bendinde yer alan menkul sermaye iratlarından, 17. (Ek: 31/5/2012-6322/10 md.) 75 inci maddenin ikinci fıkrasının (17) numaralı bendi kapsamındaki menkul sermaye iratlarından,[119] 18. (Ek: 20/8/2016-6745/7 md.) Vergi Usul Kanununun 11 inci maddesinin yedinci fıkrası kapsamına giren ödemelerden, 19. (Ek: 28/7/2024-7524/4 md.) 23/10/2014 tarihli ve 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun hükümlerine göre aracı hizmet sağlayıcılarının ve elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının, mezkûr Kanun kapsamındaki faaliyetleri dolayısıyla hizmet sağlayıcılarına ve elektronik ticaret hizmet sağlayıcılarına yaptıkları ödemelerden, 20. (Ek: 28/7/2024-7524/4 md.) Cumhurbaşkanınca belirlenen sektörler veya faaliyet konularına ilişkin mal ve hizmet alımlarına yönelik yapılan ödemelerden, % 25 vergi tevkifatı yapılır.[120] (Ek fıkra: 28/3/2007-5615/6 md.) Vergilendirme rejiminin, Türk vergi sisteminin sahip olduğu vergilendirme kapasitesi ile en az aynı düzeyde bir vergilendirme imkânı sağlayıp sağlamadığı ve bilgi değişiminde bulunup bulunmadığı hususu da göz önünde bulundurulmak suretiyle, Cumhurbaşkanınca ilan edilecek ülkelerde yerleşik veya faaliyette bulunanlara (Türkiye’de yerleşik olanların bu ülkelerde bulunan işyerleri dahil) nakden veya hesaben yapılan veya tahakkuk ettirilen her türlü ödemeler üzerinden, bu ödemelerin verginin konusuna girip girmediğine veya ödeme yapılanın mükellef olup olmadığına bakılmaksızın % 30 oranında vergi kesintisi yapılır. Emsaline uygun fiyatlarla satın alınan mal ve iştirak hisseleri için yapılan ödemeler, emsaline uygun fiyatlarla, deniz ve hava ulaştırma araçlarının kiralanması için yapılan ödemeler ile yapılan işin tamamlanabilmesi bakımından zorunluluk arz eden geçiş ücreti, liman ücreti gibi ödemeler üzerinden yapılacak kesinti oranını; her bir ödeme türü, faaliyet konusu ya da sektör itibarıyla ayrı ayrı belirlemeye, sıfıra kadar indirmeye veya kanunî seviyesine kadar getirmeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. Yurt dışındaki finans kuruluşlarından temin edilen borçlanmalara ilişkin anapara, faiz ve kâr payı ödemeleri ile sigorta ve reasürans ödemeleri üzerinden bu fıkra uyarınca vergi kesintisi yapılmaz.[121] (Ek fıkra:5/12/2019-7194/16 md.) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca karşı tarafa yükletilen vekalet ücretini (icra ve iflas müdürlüklerine yatırılanlar dâhil) ödeyenler tarafından gelir vergisi tevkifatı yapılır. (Ek fıkra:11/11/2020-7256/17 md.) Tam mükellef sermaye şirketlerinin iktisap ettikleri kendi hisse senetlerini veya ortaklık paylarını, i) Sermaye azaltımı yoluyla itfa etmeleri hâlinde iktisap bedeli ile hisse senetlerinin veya ortaklık paylarının itibari değeri arasındaki fark tutar sermaye azaltımına ilişkin kararın ticaret sicilinde tescil edildiği tarih, ii) İktisap bedelinin altında bir bedel karşılığında elden çıkarmaları hâlinde iktisap bedeli ile elden çıkarma bedeli arasındaki fark tutar elden çıkarma tarihi, iii) İktisap ettikleri tarihten itibaren iki tam yıl içerisinde, sermaye azaltımı yoluyla itfa etmemeleri veya elden çıkarmamaları hâlinde, iktisap bedeli ile hisse senetlerinin veya ortaklık paylarının itibari değeri arasındaki fark tutar iktisap tarihinden itibaren iki tam yıllık sürenin son günü, itibarıyla dağıtılmış kâr payı sayılır ve bu tutarlar üzerinden %15 oranında vergi tevkifatı yapılır. Bu fıkra kapsamında tevkif edilen vergiler herhangi bir vergiden mahsup edilemez. Cumhurbaşkanı, tam mükellef sermaye şirketinin paylarının Borsa İstanbul’da işlem görüp görmemesine, işlem gören paylarının toplam payları içindeki oranına, geri alınan payların Borsa İstanbul’da işlem gören paylardan olup olmamasına, tam mükellef kurumlardan geri alınıp alınmamasına, tam mükellef sermaye şirketinin yıllık satış hasılatı ve diğer gelirlerinin toplam tutarına göre ayrı ayrı ya da birlikte, bu oranı sıfıra kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmak suretiyle yeniden tespit etmeye yetkilidir. Tüccar, serbest meslek erbabı ve çiftçilerin yukarıdaki hükümlere göre yapacakları tevkifat; ticari, mesleki ve zirai işleriyle ilgili ödemelerine münhasırdır. Yukarıdaki bentlerde yazılı vergi tevkifatının yapılmasında 96 ncı madde hükmü göz önünde tutulur. (Değişik: 9/4/2004-4842/12 md.) Bu maddenin (6) numaralı bendinin (a) alt bendine göre üzerinden vergi tevfikatı yapılan kurum kazancından kar payı alanlara, tevkif suretiyle alınan vergi red ve iade olunmaz. Cumhurbaşkanı, bu maddede yer alan tevkifat nispetini, her bir ödeme ve gelir için ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmak suretiyle yeniden tespit etmeye yetkilidir. Bu yetki;[122] – Tam ve dar mükellefler ile gerçek ve tüzel kişiler itibariyle, (Ek paragraf:27/12/2023-7491/11 md.) – 3 numaralı bent kapsamında ödenen istihkak bedellerinden, işin; kamu kurum ve kuruluşları ile bunlara bağlı, ilgili ve ilişkili kurumlara taahhüt edilip edilmemesine ve bunların genel veya özel bütçeli idare kapsamında olup olmamasına, süresine, nevine ve yüklenicinin; ana yüklenici, alt yüklenici ya da tam ve dar mükellef olmasına göre ayrı ayrı veya birlikte, – 6, 7, 8, 9 ve 17 numaralı bentlerde yer alan kazanç ve iratlardan; mevduat veya menkul kıymetin vadesi, menkul kıymetlerin türleri ile bankalar ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa göre kurulan aracı kurumlar arasındaki borsa para piyasasında değerlendirilen paralara ödenen faizler için,[123][124] – 6 numaralı bendin (b) alt bendinde yer alan menkul sermaye iratları kapsamına giren Devlet tahvili, Hazine bonosu faizleri ve Toplu Konut İdaresi ile Kamu Ortaklığı idaresince çıkartılan menkul kıymetlerin gelirlerine isabet eden kısım için (bu kısım, bu faiz ve gelirlerin toplam kurum hasılatı içindeki payına göre hesaplanır), – (Değişik: 25/5/1995-4108/23 md.) 11 numaralı bent gereğince zirai mahsul bedelleri üzerinden yapılacak vergi tevkifatında, zirai mahsulün ticaret borsalarında tescil ettirilerek satılıp satılmadığına veya destekleme kapsamında alım yapan kurumlar ile diğerlerine, zirai faaliyet kapsamında ifa edilen hizmetler için de faaliyetin türü ve niteliğine, münhasıran zirai alet ve makinalarla verilen hizmetlere veya zirai işletmenin başka kişilerin işlerinde kullandırılmak suretiyle yapılmasına göre, – (Değişik: 25/5/1995-4108/23 md.) 13 numaralı bentte yer alan ödemelerde ödeme yapılan kişilerin mükellef olup olmadıklarına, ödemenin konusunun emtia veya hizmet alımı, emtia ve hizmet alımının birlikte olmasına, iş grupları, iş nevileri, sektörler ve emtia gruplarına göre, – (Ek paragraf: 13/6/2012-6327/9 md.) Birinci fıkranın (15) ve (16) numaralı bentlerinde yer alan menkul sermaye iratlarından; prim ve katkı paylarının, ücretin safi tutarı ile ticari kazancın tespitinde veya diğer gelir unsurlarına ilişkin gelir vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılıp yapılmadığına, indirim konusu yapılması halinde indirime esas süreye, Devlet katkısı elde edilip edilmediğine veya Devlet katkısı elde edilen süreye, sigortalı ve katılımcıların kalış sürelerine ve ayrılma biçimlerine göre, – (Ek paragraf: 28/7/2024-7524/4 md.) (19) ve (20) numaralı bentler kapsamındaki vergi kesintisine tabi ödemeler için faaliyet konuları, ödeme türleri, sektörler, iş grupları ve iş nevileri itibarıyla ayrı ayrı veya birlikte, Farklı oranlar tespit edilmek suretiyle de kullanılabilir. Cumhurbaşkanı, bu maddede yer alan tevkifat nispetini, kara, deniz ve hava ulaştırması işiyle iştigal eden dar mükellefler için, ülkeler itibariyle ve karşılıklı olmak şartıyla, ayrı ayrı veya topluca sıfıra kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmak suretiyle yeniden tespit etmeye yetkilidir.[125] (Ek: 12/6/2002-4761/2 md.) Maliye Bakanlığı, vergiye tâbi işlemlere taraf veya aracı olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutabilir. Tevkifata tabi olmıyan ücretler:

Tevkifat yükümlülüğünün kişi ve ödeme yönü

Gelir Vergisi Kanunu'nun 94. maddesinin giriş hükmü, bentlerde sayılan ödemeleri avanslar dâhil nakden veya hesaben yapan kişileri, istihkak sahiplerinin gelir vergisine mahsuben tevkifat yapmakla yükümlü tutar. Bu bölümde açıkça anılanlar arasında gerçek gelirini beyan etmeye mecbur ticaret ve serbest meslek erbabı ile zirai kazancını bilanço veya zirai işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler bulunur. Yükümlülük, bent kapsamındaki ödemenin yapılması sırasında doğar.

Aynı maddenin 5/a bendi, 70. maddede yazılı mal ve hakların kiralanması karşılığında yapılan ödemeleri tevkifat kapsamına alır. Hangi mal ve hakların 70. maddede yer aldığı bu bentten ayrıca çıkmaz. Bir kira ödemesinin bent kapsamına girip girmediği, ödemenin konusuna göre belirlenir.

94. maddede ayrıca, mazbut vakıflar hariç vakıflar ile derneklere ait gayrimenkullerin kiralanması karşılığında bunlara yapılan kira ödemelerinden vergi tevkifatı yapılacağı düzenlenmiştir. Bu düzenleme, bütün kira ilişkilerine uygulanan genel bir oran hükmü değildir.

Tüccar, serbest meslek erbabı ve çiftçilerin 94. maddeye göre yapacağı tevkifat, ticari, mesleki ve zirai işleriyle ilgili ödemelere özgüdür. Bu sınır, anılan kişilerin her ödemesinin tevkifat kapsamında olduğu anlamına gelmez.

Cumhurbaşkanı, 94. maddedeki tevkifat oranını her bir ödeme ve gelir için ayrı ayrı sıfıra kadar indirebilir veya bir katına kadar artırarak yeniden tespit edebilir. Maddedeki yetki hükmü, kira ödemesine uygulanan oranı ayrıca göstermez.

İkinci sözleşmenin kira uyuşmazlığındaki yeri

Aynı kiralanan için farklı bedelli iki sözleşme bulunması, düşük bedelli belgenin her olayda geçersiz olduğu şeklinde genel bir sonuç doğurmaz. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2015/7188 esas ve 2015/10560 karar sayılı, 30/11/2015 tarihli kararında, somut uyuşmazlıkta yüksek bedelli sözleşmeye değer verilmesi ve uyuşmazlığın bu sözleşme uyarınca çözülmesi gerekirken muvazaalı kabul edilen düşük bedelli sözleşmenin esas alınması bozma nedeni sayılmıştır.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2015/7188, K. 2015/10560Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2015/7188 E.  ,  2015/10560 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İznik Sulh Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 26/03/2015 NUMARASI : 2013/275-2015/202 Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı itirazın iptali davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, kira alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile davalının 316 TL üzerinden itirazının iptaline, bu miktar üzerinden tazminata karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı 01.11.2009 tarihli, bir yıl süreli, aylık 2.000 TL bedelli kira sözleşmesine dayanarak 26.12.2011 tarihinde başlattığı icra takibi ile 2010 yılı Şubat ayı ile 2011 yılı Aralık ayları arası eksik ödenen kira bedeli toplamı 44.120 TL' nin tahsilini istemiştir. Davalı itirazında ve savunmasında yine 01.11.2009 tarihli başka bir kira sözleşmesi sunarak bu kira sözleşmesine göre aylık kira bedelinin 220 TL olduğunu, bu miktar üzerinden takibe konu ayların kira bedellerini ödediğini, davacının, davalı tarafından kendisine bırakılan boş sözleşmeyi doldurarak takibe koyduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece aylık kira bedelinin davacı tarafından ispat edilmesi gerektiği, davacının muvazaalı sözleşmenin aksine delil getiremediği gerekçesiyle aylık 220 TL bedelli sözleşmedeki kira bedeli dikkate alınarak alınan bilirkişi raporu doğrultusunda 316 TL üzerinden davalının itirazının iptaline karar verilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık aynı taşınmaz için düzenlenmiş 01/11/2009 başlangıç tarihli, aylık 2.000,00 TL ve aynı tarihli, aylık 220,00 TL bedelli sözleşmelerden hangisine itibar edileceği noktasındadır. Davacı takipte aylık 2.000 TL bedelli sözleşmeye dayanmış, davalı tarafından sunulan sözleşmedeki imzasını inkar etmemekle birlikte bu sözleşmenin stopaj için düzenlendiğini bildirmektedir. Davalı kiracı aynı tarihli ve 220 TL bedelli yeni bir kira sözleşmesi sunmuş ise de takibe dayanak kira sözleşmesindeki imzasını inkar etmemekte ve fakat sözleşmenin davacıya boş olarak verildiğini davalı tarafından sonradan doldurulduğunu savunmaktadır. Boş sözleşmeye imza atanın sonradan bunun sözleşmeye aykırı doldurulduğuna ilişkin beyanına itibar edilemeyeceği gibi bundan ayrı davalının sunduğu ikinci sözleşmede ilk sözleşmenin feshedildiği ya da sona erdirildiği yönünde bir şerh de bulunmamaktadır. Öte yandan ilk sözleşmenin yapılmasından sonra aylık kira parasının fahiş oranda 2.000,00 TL den 220,00 TL ye indirilmesi de hayatın olağan akışına aykırıdır. Tüm bu var olan durum karşısında davalının dayandığı kira sözleşmesinin kira bedelini belirlemenin dışında başka bir nedenle düzenlendiği ve muvazaalı olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporları da takibe konu dönemde kiralananın aylık kira bedelinin 220 TL olamayacağını doğrulamaktadır. Bu durumda takipte dayanılan aylık kirası 2.000 TL olan yüksek bedelli kira sözleşmesine değer verilmesi gerekir. Uyuşmazlığın 01/11/2009 başlangıç tarihli ve aylık 2.000,00 TL bedelli kira sözleşmesi uyarınca çözümlenmesi gerekirken muvazaalı kira sözleşmesi esas alınarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Hüküm bu nedenle bozulmalıdır. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 30/11/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Aynı kararda, boş sözleşmeye imza atan kişinin sözleşmenin sonradan aykırı biçimde doldurulduğu yönündeki beyanına itibar edilemeyeceği değerlendirilmiştir. İkinci sözleşmede ilk sözleşmenin feshedildiğine veya sona erdirildiğine dair bir şerh bulunmadığı da ayrıca dikkate alınmıştır. Bu değerlendirme, karardaki savunma ve belgelerle sınırlıdır.

Daire, ilk sözleşmeden sonra kira bedelinde hayatın olağan akışına aykırı gördüğü indirimi dosyadaki diğer olgularla birlikte ele almıştır. Bu inceleme sonunda, davalının dayandığı sözleşmenin kira bedelini belirlemek dışında başka bir nedenle düzenlendiği ve muvazaalı olduğu sonucuna varılmıştır.

Kararın sonucu, temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'ya 6217 sayılı Kanunla eklenen geçici 3. madde hükmü gözetilerek HUMK'nın 428. maddesi uyarınca 30/11/2015 tarihinde oybirliğiyle bozulmasıdır. Bozulan hüküm, ilk derece mahkemesinin kısmen kabul ve tazminat kararıdır.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2013/1668 esas ve 2013/4767 karar sayılı, 19/03/2013 tarihli kararında, ikinci sözleşmenin stopaj vergisinin daha düşük ödenmesi amacıyla düşük bedelli ve muvazaalı hazırlandığı kabul edilmiştir. Taraflar arasında geçerli ve uygulanabilir sözleşme olarak daha önceki yüksek bedelli sözleşme esas alınmıştır. Kabul; banka ödemeleri, muhtasar beyannameler, fesih şerhinin bulunmaması ve kira indiriminin olağan akışa aykırılığı gibi bu dosyaya özgü olgulara dayanır.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2013/1668, K. 2013/4767Kaynağı aç
(Kapatılan) 6. Hukuk Dairesi         2013/1668 E.  ,  2013/4767 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Kiralananın tahliyesi-Alacak-Kira sözleşmesinin iptali Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı tahliye, kira alacağı ve kira sözleşmesinin iptali davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Uyuşmazlık, temerrüt nedeniyle kiralananın tahliyesi, 12.000 TL kira farkının tahsili ve 1.11.2010 başlangıç tarihli ve aylık 1.000 TL bedelli kira sözleşmesinin iptali istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir Davada dayanılan 1.9.2009 başlangıç tarihli, üç yıl süreli ve aylık 4.000 TL bedelli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşme ile kiralanan kuyumcu olarak kullanılması için davalıya kiralanmıştır. Daha sonra yine taraflar arasında bu kez 1.11.2010 başlangıç tarihli, bir yıl süreli ve aylık 1.000 TL bedelli ikinci bir kira sözleşmesi düzenlenmiştir. Her iki sözleşmenin de davacı adına, davacının kira işlerini takip eden … tarafından imzalandığı taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Ancak davacı, ikinci düzenlenen sözleşmenin davalı kiracının isteği üzerine, daha düşük stopaj ödenmesini temin amacıyla ve vergi dairesine sunulmak üzere yapıldığını, aralarındaki sözlü anlaşmaya göre sözleşmede yazılı aylık 1.000 TL kira parasının bankaya yatırılıp, asıl ve geçerli sözleşmedeki aylık 4.000 TL kira parasının bakiyesinin de 3.000 TL olarak elden ödeneceğini, nitekim davalının Aralık 2010 ayına kadar anlaşmalarına uygun ödemede bulunmasına karşın Nisan 2011 tarihinden itibaren sadece bankaya 1.000 TL yatırmak suretiyle eksik ödemede bulunduğunu belirterek, davalıya 23.5.2011 tarihinde keşide ve 9.6.2011 tarihinde tebliğ ettirdiği temerrüt ihtarnamesi ile aylık 3.000 TL'den kira farklarının ödenmesini talep etmiştir. Davalının ihtarname ile verilen yasal otuz günlük ödeme süresi içinde herhangi bir kira farkı ödemesinde bulunmaması üzerine 26.7.2011 tarihinde açtığı işbu dava ile de Nisan – Temmuz 2011 arası aylar kira farkları 12.000 TL'nin tahsilini, temerrüt nedeniyle kiralananın tahliyesini ve 1.11.2010 başlangıç tarihli sözleşmenin iptalini talep etmiştir. Davadaki uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen iki farklı kira sözleşmesinden hangisinin geçerli olduğu ve kira ödemelerinin sözleşmeye uygun yapılıp yapılmadığı noktalarındadır. Dosyaya celp edilen banka hesap ekstresine göre davalı tarafından kira paraları Ekim 2010 tarihine kadar aylık 4.000 TL üzerinden davacının banka hesabına yatırılmış iken Kasım 2010 – Temmuz 2011 ayları arasında ve ait olduğu ay içinde bir aylık kiranın tamamı açıklaması ile aylık 1.000 TL olarak ödenmiştir. Bu ödemelerin 1.11.2010 tarihli ikinci sözleşmeye göre yapıldığı görülmektedir. Ancak davalı tarafından vergi dairesine verilen stopaj vergisine ilişkin muhtasar beyannamelerde başlangıçtan itibaren düşük miktarlı kira bedelleri bildirilmiştir. Yine davalı, açılan davaya karşı yaptığı savunmasında ilk yapılan üç yıl süreli kira sözleşmesinin süresi sona ermeden düşük bedelli yeni bir kira sözleşmesi yapılmasına bir açıklama getirmemektedir. Kaldı ki, 1.11.2010 tarihli ikinci sözleşmede ilk sözleşmenin feshedildiği ya da sona erdirildiği yönünde bir şerh bulunmadığı gibi, ilk sözleşmenin yapılmasından bir yıl iki ay sonra aylık kira parasının fahiş oranda 4.000 TL'den 1.000 TL'ye indirilmesi de hayatın olağan akışına aykırıdır. Tüm bu var olan durum karşısında ikinci kira sözleşmesinin stopaj vergisinin daha düşük ödenmesi amacıyla düşük bedelli ve muvazaalı şekilde hazırlandığının, taraflar arasında halen geçerli ve uygulanabilir kira sözleşmesinin 1.9.2009 başlangıç tarihli ve aylık 4.000 TL bedelli kira sözleşmesi olduğunun, davacı tarafından ihtarnameye ve davaya konu edilmediğinden 1.11.2010 tarihinde düşük bedelli kira sözleşmesi yapılmasına karşın aylık kiraların Mart 2011 ayına kadar 4.000 TL olarak ödendiğinin kabulü gerekir. Bu durumda da davalının muvazaalı düzenlenen sözleşmeye dayanarak aylık kiranın 4.000 TL olmadığına dair yemin eda etmesi hukuki sonuç doğurmayacaktır. Davalı, taraflar arasında düzenlenmiş ve halen geçerliliğini sürdüren 1.9.2009 tarihli aylık 4.000 TL bedelli kira sözleşmesi gereğince, temerrüt ihtarnamesi tebliğine rağmen kira farklarını yasal süresi içinde ödemeyerek temerrüte düştüğünden kiralananın tahliyesine, kira farklarının tahsiline ve muvazaalı şekilde hazırlanmış 1.11.2010 başlangıç tarihli, bir yıl süreli ve aylık 1.000 TL bedelli kira sözleşmesinin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 19.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Daire, temerrüt ihtarnamesinin tebliğine rağmen kira farklarının yasal süresi içinde ödenmemesi nedeniyle tahliyeye, kira farklarının tahsiline ve muvazaalı ikinci sözleşmenin iptaline karar verilmesi gerekirken yerel mahkemenin ret yönünde hüküm kurmasını hukuka aykırı görmüştür. Daire bu sonuçlara bizzat hükmetmemiş, hükmün bozulması gerektiğini belirtmiştir.

Bu dosyadaki sonuç, temyiz itirazlarının kabulü ve hükmün Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi gözetilerek Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428. maddesi uyarınca bozulmasıdır. Kararda karşı oy yoktur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/966 esas ve 2021/720 karar sayılı, 08/06/2021 tarihli kararında, aynı kiralanana ilişkin iki sözleşmeden uyuşmazlığın davacının dayandığı sözleşme hükümleri ve bedeli esas alınarak çözülmesi gerektiği kabul edilmiştir. Sonuç, önceki kesinleşmiş dava dosyasındaki imza beyanı ve sözleşme bedeli tartışmasını da içeren bu olayla sınırlıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/966, K. 2021/720Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/966 E.  ,  2021/720 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali ve tahliye” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … 1. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 6. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin kira alacağının tahsili amacıyla davalı hakkında icra takibi başlattığını, davalının borçlu olmadığı iddiasıyla süresi içinde takibe itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, itirazın haksız ve dayanıksız olduğunu, dava konusu taşınmazın eski maliki ile davalı arasında 15.09.2011 tarihli kira sözleşmesi düzenlendiğini, kira sözleşmesi uyarınca aylık kira bedelinin 850TL olduğunu, müvekkilinin taşınmazı 19.04.2012 tarihinde satın aldığını, davalının sürekli olarak kira bedellerini eksik yatırdığını, 2012 yılının Ekim, Kasım ve Aralık aylarında kira bedellerinin 350TL’lik kısmı ödendiği gibi taşınmazın da tahliye edilmediğini, davalı aleyhine daha önce de icra takipleri yapıldığını, davalının her seferinde itiraz ettiğini, … 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/1210 E. sayılı dosyası ile itirazın iptali taleplerinin mahkemece yerinde görüldüğünü ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına, davalının kiralanandan tahliyesine ve asıl alacağın %20’si oranından aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin kira borcunun bulunmadığını, cevap dilekçesi ekinde sundukları kira sözleşmesinden de anlaşılacağı üzere davaya konu taşınmazın kira bedelinin 350TL olduğunu, müvekkilinin taşınmazı kiraladığı tarihten itibaren kira bedellerini aylık 350TL olarak bankaya ödediğini, davacı vekili tarafından sunulan kira sözleşmesinin müvekkilinin yapmış olduğu tadilat nedeniyle geçersiz kılındığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. … 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 20.06.2013 tarihli ve 2013/182 E., 2013/597 K. sayılı kararı ile; davacı tarafın 850TL bedelli kira sözleşmesine, davalı tarafın ise 350TL bedelli kira sözleşmesine dayandığı, her iki kira sözleşmesinin aynı yere ilişkin olduğu ve kiraya veren imzasının aynı şahsa ait olduğunun taraflar arasında ihtilaf konusu olmadığı, davacı taşınmazı sonradan satın alan bir kişi olup önceki kiralayanın kendisine verdiği kira sözleşmesine dayandığı, davacının aylık kira bedelinin 850TL olduğunu ispat etmesi gerektiği, davacı taraf 350TL bedelli kira sözleşmesinin düşük stopaj ödenmesi amacıyla davalıya verildiğini savunmakta ise de bu savunmasını yazılı delil ile kanıtlayamadığı, davacının yemin deliline de dayanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 6. Hukuk Dairesinin 09.04.2014 tarihli ve 2013/12056 E., 2014/4625 K. sayılı kararı ile; “…Davalı kiralananda, önceki malik ile yaptığı sözleşme uyarınca kiracıdır. Davacı kiralananı 19.04.2012 tarihinde satın almıştır. Davalı ile önceki malik arasında aynı kiralanana ilişkin olarak aylık kira bedeli farklı iki ayrı kira sözleşmesi akdedildiği uyuşmazlık konusu değildir. Her ikisi de 15.09.2011 başlangıç tarihli ve 3 yıl süreli sözleşmelerden davacının dayandığı sözleşmede aylık kira bedeli 850,00 TL olarak kararlaştırılmışken, davalının ibraz ettiği sözleşmede aylık kira bedeli 350,00 TL olarak gösterilmiştir. Davacı düşük bedelli kira sözleşmesinin daha az stopaj ödemek için davalı ile önceki malik arasında muvazaalı olarak akdedildiğini, tarafların gerçek iradesini yansıtan sözleşmenin yüksek kira tutarı içeren sözleşme olduğunu iddia etmiştir. Taraflar arasında kira ilişkisinin varlığı, başlangıç tarihi ve süresi konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık aylık kira bedeli yönünden farklı hükümler içeren iki ayrı sözleşmeden hangisinin tarafların gerçek iradesine uygun olduğunun tespiti noktasında toplanmaktadır. Davacı kiralananı 19.04.2012 tarihinde satın almış, kira paralarını davalı ile önceki malik arasında yapılan aylık kirası 850,00 TL olan sözleşmeye göre talep etmiştir. Tarafların ortak iradelerinin hangi sözleşmeye üstünlük tanıdığının tespiti konusunda yine taraflar arasında itirazın iptaline ve tahliyeye ilişkin olarak görülüp kesinleşen … 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/1210 esas ve 2013/138 karar sayılı dava dosyasının incelenmesinde yarar vardır. Anılan dava dosyasında davacılar davalının taşınmazda 15.09.2011 başlangıç tarihli ve aylık kirası 850,00 TL olan sözleşme uyarınca kiracı olduğunu bildirmiş, davalı vekili de 14.02.2013 tarihli oturumda “her iki sözleşme altındaki imza da davalıya aittir.” şeklinde beyanda bulunarak buna karşı çıkmamıştır. Açıklanan bu olgular karşısında mahkemece uyuşmazlığın davacının dayandığı sözleşme hükümleri ve sözleşme bedeli esas alınarak çözüme kavuşturulması gerekirken yazılı gerekçeyle davalının sunduğu sözleşmeye değer verilerek hüküm kurulması doğru görülmemiş hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. … 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 09.09.2014 tarihli ve 2014/562 E., 2014/754 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, kira bedelinin 850TL olduğu kira sözleşmesinin mi yoksa 350TL olduğu kira sözleşmesinin mi tarafların gerçek iradesine uygun olduğu, buradan varılacak sonuca göre davacının dayandığı sözleşme hükümleri ve sözleşme bedeli esas alınarak karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle kira sözleşmesinin hukuksal niteliğinin açıklanmasında yarar vardır. 13. Kira sözleşmesi kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanılmasıyla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere kira sözleşmesi karşılıklı edimleri içeren bir sözleşmedir. 14. Başka bir anlatımla kira sözleşmesi, bir bedel karşılığında geçici bir süre için tarafa veya başkasına ait taşınır veya taşınmaz malın veya bir hakkın kullanımını sağlayan sözleşmedir. Kira sözleşmesi karşılıklı iradelerin birleşmesi suretiyle oluşur. Kira sözleşmesinin tarafları, kiraya verilen maldan bedel karşılığı yararlanan kiracı ile yararlanmaya razı olan kiralayandır. 15. Kira sözleşmesinde kiracının asli edim yükümü, kira bedelinin ödemesi; kiraya verenin asli edim yükümü ise, kiralananı kira süresince kiracının kullanımına hazır bulundurmasıdır. 16. Kira sözleşmesinin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 257. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 313.) maddesine göre “Müstecir kirayı akit ile yahut mahalli adet ile muayyen olan zamanda tediyeye mecburdur.” Kira bedeli kiraya veren için bir semere olup, kiracının, kiralananı kullanmasına karşılık olarak, belirli tarihlerde kiraya verene ifa etmeyi taahhüt ettiği bir edimdir. Kiracı, aksine sözleşme ve yerel âdet olmadıkça, kira bedelini ve gerekiyorsa yan giderleri, her ayın sonunda ve en geç kira süresinin bitiminde ödemekle yükümlüdür. Kira bedelinin ödenmesi konusunda sözleşmede bir hüküm bulunması hâlinde sözleşmedeki hükme göre hareket edilir. 17. Kira sözleşmesine ilişkin bu açıklamalardan sonra ispat hukuku kavramı ve hukukî niteliği üzerinde durulması yerinde olacaktır. 18. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. ” 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesi: “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” hükümlerini içermektedir. 19. Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü taşıyacaktır. 20. İspat yükünün belirlenebilmesi için önce ilgili maddi hukuk kuralındaki koşul vakıaların doğru bir şekilde tespit edilmiş olması ve buna uygun somut vakıaların ortaya konulmuş olması gerekir. Her bir vakıa bakımından lehine hak çıkarma çerçevesinde ispat yükü kuralları belirlenir. Ancak kanunda özel olarak ispat yükünün belirlendiği hâllerde, genel kurala göre değil, kanunda belirtilen şekilde ispat yükü belirlenecektir. 21. Somut olayda, davacı vekili, dava konusu taşınmazın eski maliki ile davalı arasında 15.09.2011 tarihli kira sözleşmesi düzenlendiğini, kira sözleşmesi uyarınca aylık kira bedelinin 850TL olduğunu, müvekkilinin taşınmazı 19.04.2012 tarihinde satın aldığını, davalının sürekli olarak kira bedellerini eksik yatırdığını iddia etmiştir. 22. Davalı vekili ise müvekkilinin kira borcunun bulunmadığını, cevap dilekçesi ekinde sundukları kira sözleşmesinden de anlaşılacağı üzere davaya konu taşınmazın kira bedelinin 350TL olduğunu, müvekkilinin taşınmazı kiraladığı tarihten itibaren kira bedellerini bankaya aylık 350TL olarak ödediğini, davacı vekili tarafından sunulan kira sözleşmesinin müvekkilinin yapmış olduğu tadilat nedeniyle geçersiz kılındığını savunmuştur. 23. Taraflar arasında imzalanan her iki kira sözleşmesi incelendiğinde, davacının dayandığı 15.09.2011 tarihli ve üç yıl süreli kira sözleşmesinde aylık kira bedelinin 850TL olarak, davalı vekilinin sunduğu 15.09.2011 tarihli ve üç yıl süreli kira sözleşmesine göre ise kira bedelinin aylık 350TL olarak belirlendiği görülmektedir. 24. Davacı tarafından aynı kira sözleşmesine ilişkin olarak davalı aleyhine açılan ve … 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/1210 E. sayılı dosyasında görülen itirazın iptali ve tahliye davasının 14.02.2013 tarihli duruşmasında, davalı vekilinin “Her iki sözleşme altındaki imza da davalıya aittir” şeklinde beyanda bulunduğu, mahkemenin 14.02.2013 tarihli ve 2012/1210 E., 2013/138 K. sayılı kararında da, “15.09.2011 başlangıç tarihli, aylık kira bedeli 850TL olan kira sözleşmesindeki imzaya davalı yanca itiraz olmadığı” gerekçesiyle itirazın iptali ile takibin kira alacağı yönünden devamına karar verildiği, anılan kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 22.01.2014 tarihli ve 2013/7882 E., 2014/720 K. sayılı kararıyla, hükmün kesin olması nedeniyle temyiz isteminin miktardan reddine karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır. 25. Bu durumda yerel mahkemece, uyuşmazlığın davacının dayandığı kira sözleşmesi hükümleri ve sözleşme bedeli esas alınarak çözüme kavuşturulması gerekirken, davacının aylık kira bedelinin 850TL olduğunu ispat etmesi gerektiği, 350TL bedelli kira sözleşmesinin düşük stopaj ödenmesi amacıyla davalıya verildiği savunulmakta ise de bu savunmanın davacı tarafından yazılı delil ile kanıtlanamadığı gerekçesiyle davalının sunduğu sözleşmeye değer verilerek hüküm kurulması yerinde değildir. 26. Hâl böyle olunca; mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 27. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.06.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Kurul, düşük bedelli sözleşmenin düşük stopaj ödemek amacıyla verildiği savunmasının yazılı delille kanıtlanamadığı gerekçesiyle bu sözleşmeye değer verilmesini yerinde bulmamıştır. Kurul stopaj amacını ayrıca tespit etmemiş; yerel mahkemenin anılan gerekçeyle düşük bedelli sözleşmeye dayanmasını hatalı görmüştür.

Kurulun sonucu, davacının temyiz itirazının kabulüyle direnme kararının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince bozulmasıdır. Karar düzeltme yolu açık bırakılmıştır. Kurul tahliye, alacak veya tazminat konusunda nihai hüküm kurmamıştır.

Vergi ziyaı ve vergi ziyaı cezası

213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 341. maddesine göre vergi ziyaı, mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında ya da eksik yerine getirmesi yüzünden verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesi veya eksik tahakkuk ettirilmesidir. Madde kira sözleşmesini veya stopajı ayrıca düzenlemez.

213 sayılı VERGİ USUL KANUNU m. 341Kaynağı aç
Madde 341 – Vergi ziyaı, mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmemesi veya eksik yerine getirmesi yüzünden, verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesini veya eksik tahakkuk ettirilmesini ifade eder. Şahsi, medeni haller veya aile durumu hakkında gerçeğe aykırı beyanlar ile veya sair suretlerle verginin noksan tahakkuk ettirilmesine veya haksız yere geri verilmesine sebebiyet vermek de vergi ziyaı hükmündedir. Yukarıki fıkralarda yazılı hallerde verginin sonradan tahakkuk ettirilmesi veya tamamlanması veyahut  haksız iadenin geri alınması ceza uygulanmasına mani teşkil etmez. Veraset ve intikal vergisinde ek süre:

Şahsi, medeni hâl veya aile durumu hakkında gerçeğe aykırı beyanlar ile sair suretlerle verginin noksan tahakkuk ettirilmesine veya haksız yere geri verilmesine sebebiyet vermek de vergi ziyaı hükmündedir. Bu hüküm, ikinci kira sözleşmesinin kendiliğinden bu hâllerden biri olduğunu söylemez.

341. maddedeki hâllerde verginin sonradan tahakkuk ettirilmesi, tamamlanması veya haksız iadenin geri alınması, ceza uygulanmasına engel oluşturmaz. Hangi cezanın kesileceği bu fıkrada belirtilmez.

Vergi Usul Kanunu'nun 344. maddesine göre, 341. maddedeki hâllerde vergi ziyaına sebebiyet verilirse mükellef veya sorumlu hakkında ziyaa uğratılan verginin bir katı tutarında vergi ziyaı cezası kesilir. Madde ikinci kira sözleşmesini özel olarak düzenlemez. 341. maddedeki hâllerin varlığı ayrıca gerçekleşmeden her ikinci sözleşme bu cezaya bağlanamaz.

213 sayılı VERGİ USUL KANUNU m. 344Kaynağı aç
Madde 344 – (Değişik: 22/7/1998-4369/11 md.) (Değişik, birleştirilen birinci ve ikinci fıkra: 23/1/2008-5728/275 md.) 341 inci maddede yazılı hallerde vergi ziyaına sebebiyet verildiği takdirde, mükellef veya sorumlu hakkında ziyaa uğratılan verginin bir katı tutarında vergi ziyaı cezası kesilir. Vergi ziyaına 359 uncu maddede yazılı fiillerle sebebiyet verilmesi halinde bu ceza üç kat, bu fiillere iştirak edenlere ise bir kat olarak uygulanır. Vergi incelemesine başlanılmasından veya takdir komisyonuna sevk edilmesinden sonra verilenler hariç olmak üzere, kanuni süresi geçtikten sonra verilen vergi beyannameleri için bu madde uyarınca kesilecek ceza yüzde elli oranında uygulanır. (Mülga fıkra: 11/8/1999-4444/14 md.) (Ek fıkra:28/7/2024-7524/9 md.) Vergi kanunlarına göre mükellefiyet tesis ettirilmesi gerektiği halde bu zorunluluğa uyulmaksızın vergi dairesinin ıttılaı dışında ticari, zirai veya mesleki faaliyette bulunmak suretiyle vergi ziyaına sebebiyet verilmesi durumunda, birinci, ikinci ve üçüncü fıkralara göre kesilecek vergi ziyaı cezası yüzde elli artırılarak uygulanır. Aynı vergi türü ve dönemine ilişkin daha sonra yapılacak tarhiyatlar nedeniyle kesilecek vergi ziyaı cezalarına da aynı artırım hükmü tatbik edilir. Kaçakçılıkta ceza:

Vergi ziyaına 359. maddede yazılı fiillerle sebebiyet verilirse ceza üç kat, bu fiillere iştirak edenlere ise bir kat olarak uygulanır. İkinci sözleşmenin düzenlenmesi, 359. maddedeki fiiller ayrıca gerçekleşmeden bu artırımlı cezayla aynı tutulamaz.

Vergi incelemesine başlandıktan veya takdir komisyonuna sevk edildikten sonra verilenler hariç olmak üzere, kanuni süresi geçtikten sonra verilen vergi beyannameleri için 344. maddeye göre kesilecek ceza yüzde elli oranında uygulanır. Bu oran, maddede yazılı geç beyanname koşuluna bağlıdır.

Mükellefiyet tesis ettirme zorunluluğuna uyulmadan ve vergi dairesinin ıttılaı dışında ticari, zirai veya mesleki faaliyette bulunularak vergi ziyaına sebebiyet verilirse, 344. maddenin ilk üç fıkrasına göre kesilecek vergi ziyaı cezası yüzde elli artırılarak uygulanır. Artırım, ikinci kira sözleşmesi düzenlemeye değil, bu şekilde faaliyette bulunmaya bağlanmıştır.

Bu artırım, aynı vergi türü ve aynı dönem için sonradan yapılacak tarhiyatlarda kesilecek vergi ziyaı cezalarına da uygulanır.

Belge niteliği ve kaçakçılık cezası

Vergi Usul Kanunu'nun 359. maddesinde, gerçek bir işlem veya duruma dayanmakla birlikte bu işlem ya da durumu mahiyet veya miktar itibarıyla gerçeğe aykırı yansıtan belge, muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge olarak tanımlanır. Metin kira bedeli veya stopaj örneği vermez; bir belgenin bu niteliği somut olaya göre belirlenir.

213 sayılı VERGİ USUL KANUNU m. 359Kaynağı aç
Madde 359 – (Değişik: 23/1/2008-5728/276 md.) a) Vergi kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan; 1) Defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapanlar, gerçek olmayan veya kayda konu işlemlerle ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açanlar veya defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi matrahının azalması sonucunu doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydedenler, 2) Defter, kayıt ve belgeleri tahrif edenler veya gizleyenler veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar, Hakkında on sekiz aydan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme sırasında vergi incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz edilmemesi, bu fıkra hükmünün uygulanmasında gizleme olarak kabul edilir. Gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belge ise, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgedir.[138] b) Vergi kanunları uyarınca tutulan veya düzenlenen ve saklama ve ibraz mecburiyeti bulunan defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerini yok ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge, sahte belgedir. c) Bu Kanun hükümlerine göre ancak Maliye Bakanlığı ile anlaşması bulunan kişilerin basabileceği belgeleri, Bakanlık ile anlaşması olmadığı halde basanlar veya bilerek kullananlar iki yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. ç) (Ek:29/4/2021-7318/4 md.) Hazine ve Maliye Bakanlığınca yetkilendirilmediği halde, ödeme kaydedici cihaz mührünü kaldıran, donanım veya yazılımını değiştiren veya yetkilendirilmiş olsun ya da olmasın ödeme kaydedici cihazın hafıza birimlerine, elektronik devre elemanlarına veya harici donanım veya yazılımlarla olan bağlantı sistemine ya da kayıt dışı satışın önlenmesi için kurulan elektronik kontrol ve denetim sistemleri veya ilgili diğer sistemlere fiziksel veya bilişim yoluyla müdahale ederek; gerçekleştirilen satışlara ait mali belge veya bilgilerin cihazda kayıt altına alınmasını engelleyen, cihazda kayıt altına alınan bilgileri değiştiren veya silen, ödeme kaydedici cihaz veya bağlantılı diğer donanım ve sistemler ya da kayıt dışı satışın önlenmesi için kurulan elektronik kontrol ve denetim sistemleri veya ilgili diğer sistemler tarafından Hazine ve Maliye Bakanlığı veya diğer kamu kurum ve kuruluşlarına elektronik ortamda iletilmesi gereken belge, bilgi veya verilerin iletilmesini önleyen veya bunların gerçeğe uygun olmayan şekilde iletilmesine sebebiyet verenler üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. d) (Ek:30/11/2022-7423/1 md.) 3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun ile düzenlenen piyasalarda, Hazine ve Maliye Bakanlığınca yetki verilip verilmediğine bakılmaksızın, mükerrer 257 nci maddenin birinci fıkrasının (6) numaralı bendi kapsamında vergi güvenliğini sağlamak amacıyla kullanılmasına zorunluluk getirilen özel etiket ve işaretlerle ürünlerin etiketlenmesi veya işaretlenmesi ve etiketlenen veya işaretlenen ürün bilgilerinin kurulan veri merkezine aktarılmasını sağlayan sisteme fiziksel veya bilişim yoluyla müdahale ederek Hazine ve Maliye Bakanlığına elektronik ortamda iletilmesi gereken belge, bilgi veya verilerin iletilmesini önleyenler veya bunların gerçeğe uygun olmayan şekilde iletilmesine sebebiyet verenler üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 371 inci maddedeki pişmanlık şartlarına uygun olarak durumu ilgili makamlara bildirenler hakkında bu madde hükmü uygulanmaz. (Ek fıkra:8/4/2022-7394/4 md.) Bu maddede yazılı fiillerle verginin ziyaa uğratıldığının tespit edilmesine bağlı olarak tarh edilen verginin, gecikme faizi ve gecikme zammının tamamı ile kesilen cezaların yarısı ve buna isabet eden gecikme zammının; soruşturma evresinde ödenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında, kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödenmesi halinde ise verilecek ceza üçte bir oranında indirilir. (Ek fıkra:8/4/2022-7394/4 md.) Tarh edilen vergi ve vergi aslına bağlı olarak kesilen cezanın bulunmadığı durumlarda verilecek ceza yarı oranında indirilir. (Ek fıkra:8/4/2022-7394/4 md.) (İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 13/9/2023 tarihli ve E.: 2022/81, K.: 2023/153 sayılı Kararı ile.) (Ek fıkra:8/4/2022-7394/4 md.) Bu maddede düzenlenen suçların birden fazla takvim yılı veya vergilendirme dönemi içinde aynı suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmesi halinde, Türk Ceza Kanununun 43 üncü maddesi uygulanır. Kaçakçılık suçlarını işleyenler hakkında bu maddede yazılı cezaların uygulanması 344 üncü maddede yazılı vergi ziyaı cezasının ayrıca uygulanmasına engel teşkil etmez. Cezadan indirim[139]

Defter, kayıt veya belgeleri tahrif eden ya da gizleyenler ile muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleyen veya bu belgeleri kullananlar hakkında on sekiz aydan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Hüküm, kira sözleşmesine özgü bir sonuç kurmaz.

Gerçek bir işlem veya durum olmadığı hâlde bunlar varmış gibi düzenlenen belge sahte belgedir. Bu belgeleri tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler ya da kullananlar üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Düşük bedelli ikinci kira sözleşmesi, kanun metninde kendiliğinden sahte belge kabul edilmez.

371. maddedeki pişmanlık şartlarına uygun olarak durumu ilgili makamlara bildirenler hakkında 359. madde hükmü uygulanmaz. 371. maddedeki şartlar bu hükümde ayrıca sıralanmaz.

359. maddedeki fiillerle vergi ziyaı oluştuğunun tespiti üzerine tarh edilen verginin, gecikme faizi ve gecikme zammının tamamı ile kesilen cezaların yarısı ve buna isabet eden gecikme zammı soruşturma evresinde ödenirse verilecek ceza yarı oranında indirilir. Kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödenirse indirim üçte bir oranındadır.

Tarh edilen vergi ve vergi aslına bağlı olarak kesilen ceza yoksa, 359. madde uyarınca verilecek ceza yarı oranında indirilir.

359. maddedeki suçların birden fazla takvim yılı veya vergilendirme dönemi içinde aynı suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmesi hâlinde Türk Ceza Kanunu'nun 43. maddesi uygulanır.

Kaçakçılık suçlarını işleyenler hakkında 359. maddedeki cezaların uygulanması, 344. maddedeki vergi ziyaı cezasının ayrıca uygulanmasına engel oluşturmaz.

Taleple bağlılık ve karar düzeltme süresi

Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır. Talep edilenden fazlasına veya başka bir şeye karar veremez; duruma göre talep sonucundan daha azına karar verebilir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2022/8389, K. 2023/388Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2022/8389 E.  ,  2023/388 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2016/381 E., 2022/140 K. KARAR : Davanın kısmen kabulüne Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı; davalı ile aralarında 01.01.2009 başlangıç tarihli ve beş yıl süreli aylık 1.500 TL bedelli kira sözleşmesi bulunduğunu, stopaj vergisinin düşük gösterilmesini isteyen davalı kiracının isteği üzerine yapılan aynı başlangıç tarihli ikinci sözleşmede ise aylık kira bedelinin 500 TL olarak gösterildiğini ve davalı tarafça bu miktar üzerinden kira bedelinin ödediğini, kiralanan arazi üzerine beton santrali kurularak işletildiği halde kira bedellerinin düşük bedelli kira sözleşmesi esas alınarak eksik ödenmesi nedeniyle aleyhine başlatılan takibe davalının haksız olarak itiraz ettiğini, asıl kira sözleşmesinin takibe dayanak olan 1500 TL bedelli sözleşme olduğunu ileri sürerek; takibe vaki itirazın iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı; davanın bir yıllık hak düşürücü sürede açılmadığını, taraflar arasında geçerli kira sözleşmesinin noterde onaylattırılan aylık kira bedeli 500 TL olan sözleşme olduğunu, dört yıl boyunca kira bedelini ödediğini, bir kısmını da davacı tarafın aldığı hazır beton bir kısım mallar nedeniyle mahsup edildiğini, bu hususu defter ve belgelerin doğruladığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Davanın açıldığı Mut Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmesi üzerine dosyanın gönderildiği Mahkemece yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararla; taraflar arasında düzenlenen her iki kira sözleşmesinin düzenleme ve başlangıç tarihlerinin aynı olduğu, tarafların sözleşmelerdeki imzalara itiraz etmedikleri, düşük bedelli sözleşmenin sonradan notere onaylattırılmasının sözleşmenin yenilendiği veya değiştirildiği anlamına gelmediği, sözleşmenin sona erdirildiğine dair bir hükmün de yer almadığı, sonraki sözleşme ile kira bedelinde fahiş oranda indirim yapılmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, bu itibarla kira sözleşmesinin bedelinin daha az vergi ödenmesi amacıyla düzenlendiği ve muvazalı olduğu, muvazalı işleme dayanarak hak iddia edilmesinin hukuka uygun olmadığından; yıllık 18.000 TL bedelli kira sözleşmesine öncelik tanındığı; bundan ayrı davalının yargılama esnasında mahsup talebinde bulunduğu ancak Mut İcra Müdürlüğünün 2013/1135 Esas sayılı dosyasındaki alacak bakımından Mut Asliye Hukuk Mahkemesinde yargılamanın devam ettiği, davalı kiracının kesinleşmiş bir alacağı bulunmadığından takas ve mahsup koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle; taleple bağlılık kuralı gereği davacının davasının kısmen kabulü ile 68.100 TL asıl alacak, 12.196,61 TL işlemiş yasal faizi olmak üzere toplam 80.296,61 TL üzerinden takibin devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, asıl alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; noterde onaylattırılan sözleşme yerine adi yazılı sözleşmenin hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğunu, taraflar arasında sonradan başlayan beton alışverişi nedeniyle kira bedelinin düşük bedelden kararlaştırıldığını ve kira bedeli ödemelerinin dört yıl boyunca itiraz edilmeden kabul edildiğini, kimsenin kendi muvazaasına dayanamayacağını, yargılama sırasındaki davacı beyanı ve bu doğrultuda hazırlanan bilirkişi raporundaki hesaplamalara rağmen takip tutarı esas alınarak hüküm kurulduğunu, bilirkişi raporundaki asıl alacak, faiz ve ödenen bedellerin mahsubuna ilişkin hesaplamanın hatalı bulunduğu, kira ödemelerin tamamının hesaba neden dahil edilmediğinin açıklanmadığını, dosyada bulunan raporların çelişkili olduğunu, takas-mahsup talebinin değerlendirilmediğini, itiraz ettikleri raporun hükme esas alındığını ileri sürerek, kararının bozulmasını talep etmiş; ek beyan dilekçesi ile de alacak miktarı likit olmadığından icra inkar tazminatına hükmedilmesinin de doğru olmadığını bildirmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kira parasının tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'un (6100 sayılı Kanun) "Taleple bağlılık" başlıklı 26 ncı maddesinin ilgili bölümü şöyledir: "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir…" 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere ve temyiz süresi geçtikten sonra verilen ek dilekçede ile bildirilen sebeplerin dinlenemeyecek olmasına göre; davalı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Somut olayda; hükme esas alınan 01.01.2009 başlangıç tarihli ve beş yıl süreli kira sözleşmesinde kira bedeli aylık 1.500 TL olarak kararlaştırılmış, hususi şartlar 4. maddede "…Kira bedelinden yapılması gerekli kanuni stopaj kiraya verenin vergi numarası da işaret edilerek Vergi Dairesine yatırılacak ve ödemenin belgelerinin fotokopileri düzenli olarak kiraya verene gönderilecektir." hükmüne yer verilmiştir. 3. Davacı; davalı tarafça kiralananın 01.01.2014 tarihinde tahliye edildiğini belirterek, 09.09.2013 tarihinde davalı aleyhine başlatılan icra takibinde eksik ödenen fark kira bedelinin, 2009 yılına ait kira dönemi için 12.000 TL, 2010 yılına ait kira dönemi için 18.000 TL, 2011 yılına ait kira dönemi için 18.000 TL, 2012 yılına ait kira dönemi için 18.000 TL, 2013 yılına ait kira dönemi için 18.000 TL olmak üzere 84.000 TL asıl alacak, 12.196,61 TL faiz olmak üzere toplam 96.196,61 TL' nin tahsili istenilmiş, işlemiş faizin başlangıç tarihi 01.01.2010 olarak gösterilmiştir. 4. Davacı yargılama sırasında sunduğu 03.02.2021 tarihli dilekçesinde kira alacağına konu dönemleri; 2009 yılına ait kira dönemi için 12.000TL, 2010 yılına ait kira dönemi için 18.000 TL, 2011 yılına ait kira dönemi için 18.000 TL, 2012 yılına ait kira dönemi için 18.000 TL, 01.01.2013- 01.06.2013 kira dönemi için 9.000 TL olarak belirtmiş; davalı da 03.02.2021 tarihli dilekçesinde, söz konusu dönemlere ilişkin olarak 17.400 TL ödeme yaptığına dair beyanda bulunmuş, davacı bu beyana itiraz etmemiştir. 5. Mahkemece hükme esas alınan 05.05.2021 tarihli bilirkişi raporunda; davacının 03.02.2021 tarihli dilekçe içeriği gözetilerek alacak miktarı 63.600TL asıl, 12.196,61 TL faiz olmak üzere toplam 75.796,61 TL olarak hesaplanmıştır. 6. Ne var ki mahkemece; davacının 03.02.2021 tarihli dilekçe içeriği dikkate alınmamış, 2009 yılına ait kira alacağının 18.000 TL olduğu, faiz başlangıcının 01.01.2009 tarihi olduğu kabul edilmek suretiyle hesaplama yapılarak taleple bağlılık kuralı ihlal edilmiştir. Bundan ayrı, davalının dava konusu dönemlere ilişkin ödediğini belirttiği ve davacı tarafça itiraza uğramayan 17.400 TL'nin alacaktan mahsubu yapılmadığı gibi, faiz yönünden rapora itirazı da değerlendirilmemiştir. 7. O halde mahkemece yapılacak iş; taleple bağlı kalınmak ve davalının yukarıda değinilen bilirkişi raporuna karşı itirazı değerlendirilmek suretiyle hasıl olacak sonuca göre karar vermek olmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz eden davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2.Temyiz olunan Mahkeme kararının 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanun'un (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, Aşağıda yazılı peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3 üncü maddesi atfıyla 1086 sayılı Kanun'un 440 ıncı maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 gün süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2022/8389 esas ve 2023/388 karar sayılı, 02/03/2023 tarihli kararında, davacının 03/02/2021 tarihli dilekçesindeki dönemler yerine başka bir yılın alacağı ve farklı bir faiz başlangıcı esas alınarak hesap yapılması taleple bağlılık kuralının ihlali sayılmıştır. Bu gerekçe alacağın hesaplanma biçimine ilişkindir ve muvazaa konusunda ayrı bir sonuç içermez.

Aynı kararda, davalının dava konusu dönemlere ilişkin ödediğini belirttiği ve davacı tarafından itiraz edilmeyen tutarın alacaktan mahsup edilmemesi ile faiz yönünden rapora yapılan itirazın değerlendirilmemesi de bozma nedeni kabul edilmiştir. Mahsup ve faiz değerlendirmesi, bu dosyadaki beyan ve bilirkişi raporuna bağlıdır.

Dairenin sonucu, sair temyiz itirazlarının reddi ve mahkeme kararının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428. maddesi gereğince bozulmasıdır. Sair itirazların reddi, ilk derece mahkemesinin muvazaa gerekçesinin ayrıca benimsendiği anlamına gelmez. Bozmanın açık gerekçesi hesaplama ve taleple bağlılıktır.

Hukuk Genel Kurulunun 2017/966 esas ve 2021/720 karar sayılı kararında karar düzeltme yolu, kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde açıktır. Bu süre, anılan kararın usul sonucuna ilişkindir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 02/03/2023 tarihli kararında da karar düzeltme yolu, tebliğden itibaren on beş gün süreyle açıktır. Süre, bu kararın Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesine atıfla açıkladığı karar düzeltme süresidir.

Sık sorulan sorular

Düşük bedelli ikinci sözleşme tevkifatı nasıl etkiler?

Tevkifat, Gelir Vergisi Kanunu'nun 94. maddesinde gösterilen kişilerin bent kapsamındaki ödemeyi nakden veya hesaben yapması sırasında doğar. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2013/1668 esas ve 2013/4767 karar sayılı kararında, stopajın daha düşük ödenmesi amacıyla hazırlanan düşük bedelli ikinci sözleşme o dosyada muvazaalı kabul edilmiş ve önceki sözleşme esas alınmıştır. Bu kabul, dosyadaki ödeme, beyanname ve sözleşme olgularına bağlıdır.

Her çift kira sözleşmesi muvazaalı mıdır?

Hayır. Düşük bedelli sözleşmeye değer verilmemesi, ilgili kararda fesih veya sona erme şerhinin bulunmaması, olağan akışa aykırı indirim ve diğer dosya olgularının birlikte değerlendirilmesine bağlanmıştır. Hukuk Genel Kurulunun 2017/966 esas ve 2021/720 karar sayılı kararında ise düşük stopaj amacıyla verildiği savunulan sözleşmeye, bu savunma yazılı delille kanıtlanamadığı için değer verilmemiştir; Kurul stopaj amacını ayrıca tespit etmemiştir.

Boş sözleşmedeki sonradan doldurma savunması yeterli midir?

2015/7188 esas sayılı kararda, boş sözleşmeye imza atanın sonradan sözleşmeye aykırı doldurulduğu beyanına itibar edilemeyeceği kabul edilmiştir. Değerlendirme, karardaki savunma ve belgelerle sınırlıdır.

Vergi ziyaı cezası hangi oranda kesilir?

344. madde, 341. maddedeki hâllerde ziyaa uğratılan verginin bir katı tutarında ceza öngörür. Ziyaa 359. maddedeki fiillerle sebebiyet verilirse ceza üç kat, iştirak edenlere bir kat uygulanır. Kanuni süresi geçen beyannamede yüzde elli uygulama, vergi incelemesine başlandıktan veya takdir komisyonuna sevk edildikten sonra verilen beyannameleri kapsamaz. Mükellefiyet tesis ettirilmeksizin belirtilen faaliyette yüzde elli artırım vardır.

Kaçakçılık cezası vergi ziyaı cezasını engeller mi?

Hayır. 359. maddedeki cezaların uygulanması, 344. maddedeki vergi ziyaı cezasının ayrıca kesilmesine engel oluşturmaz.

Mahkeme talep edilenden fazlasına hükmedebilir mi?

Hayır. Hâkim talep sonucunun üstüne çıkamaz ve talepten farklı bir şeye karar veremez; şartlar uygunsa daha azına karar verebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu