Dilekçede Olmayan Talebin Kısmi Islahla Eklenmesi

by Avukat Erdal Ersoy
Dilekçede Olmayan Talebin Kısmi Islahla Eklenmesi

Dava dilekçesinde açıkça yer almayan bir talebin kısmi ıslahla davaya eklenip eklenemeyeceği, tek bir hükümle ayrıca kapatılmış değildir. Hâkim talep sonucuyla bağlıdır; dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia ve savunma, ıslah veya karşı tarafın açık muvafakati dışında genişletilemez ya da değiştirilemez. Islah, yapılmış usul işlemlerinin kısmen veya tamamen düzeltilmesine ilişkindir ve aynı davada her taraf bu yola ancak bir kez başvurabilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 141Kaynağı aç
MADDE 141- (1) (Değişik:22/7/2020-7251/15 md.) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır. Süreler hakkında karar
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 176Kaynağı aç
MADDE 176- (1) Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir. (2) Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir. Islahın zamanı ve şekli[20]

Davanın açılması ve talep sonucunun sınırları

Uyuşmazlık mahkemeye dava dilekçesiyle getirilir. Dava, dava dilekçesinin kaydedildiği tarihte açılmış sayılır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119. maddesinde talep sonucunun açıkça gösterilmesi aranır. Aynı maddede (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan eksikliklerde hâkim bir haftalık kesin süre verir. Süre içinde eksiklik tamamlanmazsa dava açılmamış sayılır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 119Kaynağı aç
MADDE 119- (1) Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur: a) Mahkemenin adı. b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri. c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası. ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri. d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri. e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri. f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği. g) Dayanılan hukuki sebepler. ğ) Açık bir şekilde talep sonucu. h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası. (2) Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır. Harç ve gider avansının ödenmesi[10][11]

HMK m. 26/1 uyarınca hâkim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır. Talep sonucundan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez; duruma göre daha azına karar verebilir. Aynı maddenin ikinci fıkrası, hâkimin taleple bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümlerini saklı tutar.

HMK m. 110, aynı davalıya karşı birbirinden bağımsız birden fazla asli talebin aynı dava dilekçesinde ileri sürülmesine imkân verir. Taleplerin tamamı aynı yargı çeşidi içinde olmalı ve tümü bakımından ortak yetkili bir mahkeme bulunmalıdır. Bu düzenleme dava açılırken talep yığılmasına ilişkindir. Dilekçede bulunmayan bir talebin sonradan kısmi ıslahla ekleneceği bu metinden çıkmaz.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 110Kaynağı aç
MADDE 110- (1) Davacı, aynı davalıya karşı olan, birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, birlikte dava edilen taleplerin tamamının aynı yargı çeşidi içinde yer alması ve taleplerin tümü bakımından ortak yetkili bir mahkemenin bulunması şarttır. Terditli dava

İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi

HMK m. 141/1 metninde, tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleriyle iddia veya savunmalarını serbestçe genişletebileceği ya da değiştirebileceği belirtilir. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez ya da değiştirilemez. Yazılı yargılama usulünde yasak bu andan sonra başlar.

Aynı maddenin ikinci fıkrası, iddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi bakımından ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümlerini saklı tutar. Yasak bu nedenle mutlak değildir. Fıkra, dilekçede hiç bulunmayan bir hususun kısmi ıslahla davaya dahil edilip edilemeyeceğini ayrıca düzenlemez.

Basit yargılama usulünde iddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı dava açılmasıyla başlar. Savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı ise cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar.

7251 sayılı Kanun değişikliğinden önceki düzenlemede, ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz gelmezse gelen taraf, gelmeyenin muvafakati olmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir ya da değiştirebilirdi. Değişiklikten sonra, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden itibaren bunun yapılamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Islahın kapsamı, sayısı ve zamanı

HMK m. 176/1, taraflardan her birinin yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebileceğini düzenler. Hangi durumların tam ıslah, hangilerinin kısmi ıslah sayılacağı bu fıkrada belirtilmemiştir. Metin yapılmış bir usul işlemine ilişkindir; dilekçede hiç yer almayan bir hususun bu yolla ekleneceği de fıkrada yer almaz.

HMK m. 176/2’ye göre aynı davada taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir. Fıkra, bu sınırın kısmi ıslah bakımından ayrıca nasıl uygulanacağını açıklamaz.

HMK m. 177/1 uyarınca ıslah, tahkikat sona erinceye kadar yapılabilir. Islah sözlü veya yazılı yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse ya da talep duruşma dışında yapılmışsa, yazılı talep veya tutanak örneği haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 177Kaynağı aç
MADDE 177- (1) Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. (2) (Ek:22/7/2020-7251/18 md.) Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz. (3) Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir. Islah sebebiyle ortaya çıkan yargılama giderleri ve karşı tarafın zararının ödenmesi

HMK m. 177/2’ye göre Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine geldiğinde, bu mahkeme tahkikata ilişkin bir işlem yapmışsa tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ise ortadan kaldırılamaz.

HMK m. 184/1, hâkimin tahkikatın tümü hakkında hazır taraflara açıklama sözü vermesini düzenler. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre mahkeme, bu açıklamalardan sonra tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görürse tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder. Bu fıkralar ıslahın süresini veya kısmi ıslahın sonucunu ayrıca düzenlemez.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 184Kaynağı aç
MADDE 184- (1) Hâkim, tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verir. (2) Mahkeme tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görürse, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder. Toplu mahkemelerde tahkikatın sona ermesi

Islah, bunu yapan tarafın teşmil edeceği noktadan itibaren bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğurur. İkrar, tanık ifadeleri, bilirkişi rapor ve beyanları, keşif ve isticvap tutanakları ile maddede koşulları gösterilen yemin teklifi, reddi veya iadesi ıslahla geçersiz kılınamaz. Yemin istisnası, karşı tarafın yerine getireceğini ıslahtan önce bildirmiş olması koşuluna bağlıdır. Islahtan sonraki tahkikat sonucuna göre bu işlemlerin göz önünde tutulması gerekmiyorsa, bunlar da yapılmamış sayılır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 179Kaynağı aç
MADDE 179- (1) Islah, bunu yapan tarafın teşmil edeceği noktadan itibaren, bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğurur. (2) Ancak ikrar, tanık ifadeleri, bilirkişi rapor ve beyanları, keşif ve isticvap tutanakları, yerine getirilmiş olan veya henüz yerine getirilmemiş olmakla beraber, karşı tarafın yerine getireceğini ıslahtan önce bildirmiş olması koşuluyla, yeminin teklifi, reddi veya iadesi ıslah ile geçersiz kılınamaz. (3) Şu kadar ki, ıslahtan sonra yapılacak tahkikat sonucuna göre, bu işlemlerin göz önünde tutulması gerekmiyorsa, bunlar da yapılmamış sayılır. Davanın tamamen ıslahı

Tam ıslah ve kısmi ıslahın usulü

Tam ıslah yalnız davacıya açık bir usul işlemidir. Davacı bu yönde bildirim yaptıktan sonra yeni dava dilekçesini bir hafta içinde sunmalıdır. Süre içinde dilekçe verilmezse ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve yargılamaya ıslah hiç yapılmamış gibi devam edilir. Bu sonuç, aynı davada yeniden ıslah yoluna başvurulamamasıyla birlikte değerlendirilir.

HMK m. 181’e göre kısmen ıslaha başvuran tarafa, ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir hafta verilir. Bu sürede işlem yapılmazsa ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir. Fıkra kısmi ıslahın süresini gösterir; dilekçede bulunmayan yeni bir talebin eklenip eklenemeyeceğini ayrıca düzenlemez.

Islahın davayı uzatma veya karşı tarafı rahatsız etme amacıyla yapıldığı delil ya da belirtilerden anlaşılırsa mahkeme ıslahı dikkate almadan karar verir. Kötüniyetle başvuran taraf, karşı tarafın bu yüzden uğradığı zararların tamamını ödemekle ve kanunda gösterilen alt ve üst sınır içinde disiplin para cezasıyla yükümlü tutulur.

Islahın düzeltemeyeceği işlemler

Mahkemenin usul işlemleri ıslah yoluyla düzeltilemez.

İlk itirazlar cevap dilekçesinde ileri sürülmezse ıslah bu konuda bir hukuki çare sağlamaz. Cevap dilekçesi, HMK m. 116’da düzenlenen ilk itirazlar bakımından hak düşürücüdür.

Davadan feragat, davayı kabul, sulh, sözleşmenin feshi ve takas beyanı, usul işlemi içinde yapılan maddi hukuk işlemlerine örnek gösterilir. Bu tür işlemlerin ıslahla düzeltilemeyeceği yönünde açıklama vardır.

Islah eden taraf, geçersiz hâle gelen işlemlerin yargılama giderleri ile karşı tarafın uğradığı ve uğrayabileceği zararlar için hâkimin takdir edeceği teminatı bir hafta içinde mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Teminat bu sürede yatırılmazsa ıslah yapılmamış sayılır ve hâkim kararını ıslahtan önceki durum ve koşullara göre verir.

Ön inceleme ve tahkikatın çerçevesi

HMK m. 137’ye göre ön inceleme karşılıklı dilekçelerden sonra yapılır. Mahkeme dava şartlarını, ilk itirazları ve uyuşmazlık konularını inceler. Ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemez; tahkikat için duruşma günü de verilemez.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 137Kaynağı aç
MADDE 137- (1) Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır. Mahkeme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler, uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder ve bu hususları tutanağa geçirir.[14] (2) Ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemez ve tahkikat için duruşma günü verilemez. Dava şartları ve ilk itirazlar hakkında karar

HMK m. 140/1 uyarınca hâkim, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında karar verebilmek için gerekli görürse tarafları dinler. Ardından tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 140Kaynağı aç
MADDE 140- (1) Hâkim, ön inceleme duruşmasında, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında karar verebilmek için gerekli görürse tarafları dinler; daha sonra, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. (2) Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulh ve arabuluculuğun esasları, süreci ve hukuki sonuçları hakkında aydınlatarak sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder; bu konuda sonuç alınacağı kanaatine varırsa, bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin eder.[16] (3) Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür. (4) Ön inceleme tek duruşmada tamamlanır. Zorunlu olan hâllerde bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin edilir. (5) (Değişik:22/7/2020-7251/14 md.) 139 uncu madde uyarınca yapılan ihtara rağmen dilekçelerinde gösterdikleri belgeleri sunmayan veya belgelerin getirtilmesi için gerekli açıklamayı yapmayan tarafın bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilir. İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi

Uyuşmazlık konuları belirlendikten sonra hâkim, sulh ve arabuluculuğun esaslarını, sürecini ve hukuki sonuçlarını taraflara açıklar; onları sulhe veya arabuluculuğa yönlendirir. Sonuç alınabileceğini düşünürse yeni duruşma gününü yalnız bir kez belirler.

Ön inceleme duruşmasının sonunda sulh veya arabuluculuktan sonuç alınıp alınmadığı, sonuç alınamazsa anlaşılmayan hususların neler olduğu tutanağa yazılır. Tutanak, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınarak yürütülür. Ön inceleme tek duruşmada tamamlanır. Zorunlu hâllerde bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin edilir.

HMK m. 140/5’e göre, 139. madde uyarınca yapılan ihtara rağmen dilekçede gösterilen belgeleri sunmayan veya bunların getirtilmesi için gerekli açıklamayı yapmayan tarafın bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilir.

Aynı hukuki ilişkiden doğan ek talepler

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin E. 2016/18504, K. 2018/1522 sayılı kararında, aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan ve dava dilekçesinde talep edilmeyen alacak kalemlerinin ıslah yoluyla talep edilebileceğinin kabul edildiği belirtilmiştir. Bu ifade, anılan karardaki kabule ilişkindir ve HMK m. 176’nın metnini değiştirmez.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2016/18504, K. 2018/1522Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2016/18504 E.  ,  2018/1522 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, vardiya tazminatı, iş güçlüğü tazminatı ile yıllık izin ücreti, genel tatil ücreti, ücret farkı, ilave tediye, ikramiye alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili; davacının 17.12.2010 – 31.08.2013 tarihleri arasında davalı …nin …. İşletme Müdürlüğü işyerinde muvazaalı "Hizmet Alımı İhale Sözleşmeleri" ile alt işveren firmalarında A grubu işçisi olarak aralıksız olarak çalıştığını, muvazaalı asıl işveren alt işveren ilişkisi nedeniyle davacının baştan itibaren davalı … işçisi sayılması gerektiğini, Bedaş kadrosunda olan işçilere sağlanan hakların davacıya da verilmesi gerektiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile ücret farkı, 6772 sayılı yasa uyarınca ödenmesi gereken ilave tediye, genel tatil ve yıllık ücretli izin alacağını talep etmiş, bilahare 17.03.2014 günlü harç tarihli dilekçesi ile dava konusu taleplerini ıslah ettiğini bildirerek, dava dilekçesi ile talep ettiği alacak kalemlerine ek olarak ikramiye, sosyal yardım, vardiya tazminatı ve iş güçlüğü tazminatı da istemiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili; yüklenici firma ile davalı kurum arasında alt işveren-asıl işveren ilişkisinin olmadığını, davacının alt yüklenici nezdine çalışması ile davalı kurum arasında herhangi bir iş sözleşmesi olmadığını, davanın husumet nedeniyle reddi gerektiğini, davacının dava dışı …. İnşaat ile davalı kurum arasında imzalanan hizmet alım sözleşmesi sonucu Kumburgaz Dağıtım bölgesinde yüklenici firma bünyesinde vasıfsız işçi olarak çalıştığını, iddia ettiği gibi muvazaanın olmadığını, alacakların zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece davanın kısmen kabulü ile kıdem ve ihbar tazminatları, ücret farkı, ilave tediye, genel tatil, yıllık ücretli izin, ikramiye, sosyal yardım ve iş güçlüğü tazminatının davalıdan tahsiline hükmedilmiştir. D) Temyiz: Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Davacı vekili, dava dilekçesi ile davalı aleyhine ücret farkı, ilave tediye ücreti, ihbar tazminatı, kıdem tazminatı, genel tatil ücreti ve yıllık ücretli izin alacağının tahsili talebi ile belirsiz alacak davası açmış, 17.03.2014 harç tarihli " dava dilekçesini tamamen ıslahı ıslah ettiklerini ve yeni dava dilekçesini sunduklarını " belirttiği dilekçesi ile dava dilekçesindeki taleplerine ek olarak " ikramiye, sosyal yardım, vardiya tazminatı ve iş güçlüğü tazminatı " talep etmiştir. Davacı vekili yargılamanın devamı sırasında bu kez 23.11.2015 harç tarihli " talep artırımı, harcın tamamlanması " talepli bir dilekçe sunarak dava ve 17.03.2016 tarihli dilekçelerindeki talep ettiği miktarları bilirkişi raporu doğrultusunda artırmıştır. Mahkemece her üç dilekçe de dikkate alınarak hüküm kurulmuştur. Taraflar arasında, davacının verdiği 17.03.2014 harç tarihli " dava dilekçesini tamamen ıslahı ıslah ettiklerine " ilişkin dilekçe ile 23.11.2015 harç tarihli " talep artırımı, harcın tamamlanması " talepli bir dilekçenin niteliği ve yargılamaya etkisi uyuşmazlık konusudur. Dilekçeler ayrı ayrı değerlendirildiğinde; Islah müessesesi 6100 sayılı HMK. nın 176. maddesinde düzenlenmiştir. HMK. nın 176/2. maddesi uyarınca " Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir ". Davanın tamamen ıslahı, dava sebebinin ve talep sonucunun tamamen değiştirilmesidir. Davacının 17.03.2014 tarihli dilekçesi ile yapılan davanın sebebi ve talep sonucunun tamamen değiştirilmesi olmayıp, aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan ve dava dilekçesinde talep edilmeyen dört ayrı alacak kalemininde dava eklenmesidir. Dairemiz, aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan ve dava dilekçesinde talep edilmeyen alacak kalemlerinin ıslah yolu ile talep edilebileceğini kabul etmektedir. Bu nedenlerle davacı vekilinin 17.03.2014 tarihli dilekçesi, davanın tamamen ıslahı olmayıp, davaya yeni taleplerin eklenmesini içeren kısmi ıslah dilekçesi olarak kabul edilmelidir. Davacı vekilinin verdiği 23.11.2015 harç tarihli " talep artırımı, harcın tamamlanması " talepli dilekçe değerlendirildiğinde; Açılan dava belirsiz alacak davasının bir türü olan " kısmi eda, külli tespit talepli " alacak davasıdır. Dava, kısmi eda ve külli tespit davası olarak açıldığında, davacının başlangıçta belirleyebildiği miktarı dava dilekçesinde belirtmesine gerek yoktur. Kısmi davada olduğu gibi istediği miktarda açabilir ve alacağın belirlenmesini istediği kalan kısmının da (açıkça) tespitini isteyecektir. Bu durumda mahkeme ıslah yapılmadığı sürece kısmi olarak talep edileni tahsil, kalan kısmı ise tespit hükmü olarak hüküm altına alacaktır. Kısmi olarak istendiğinde külli olan kalan kısmi ıslah ile istendiğinde, temerrüt yoksa ıslah ile arttırılan miktara ıslah tarihinden faiz yürütülecektir. Bu dava türünde davacı kalan kısmın tespitini istediğinden artırım dilekçesi veremez. Zira talep artırımı, ancak tahsil amaçlı belirsiz alacak davasında mümkündür. Tespit içeren belirsiz alacak davası, artırım dilekçesi ile değil, ıslah sureti ile tahsil istemine dönüşebilir. Davacı vekilinin bu ikinci dilekçesi de niteliği itibarı ile tahsil amaçlı belirsiz alacak davasında uygulama yeri olan " tamamlama dilekçesi " olmayıp, talep edilen miktarların artırılmasına yönelik " ıslah " dilekçesidir. Dairemiz uygulamasına göre 17.03.2014 tarihli ıslah dilekçesi geçerlidir. Davacı aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan ancak dava dilekçesinde olmayan yeni alacak kalemlerini de talep edebilir. Ancak 23.11.2015 tarihli dilekçe " talep edilen miktarların artırılmasına yönelik 2. ıslah dilekçesi " niteliğinde olup, HMK. nın 176/2. maddesindeki " Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir " hükmü karşısında geçersizdir. Bu açıklamalar karşısında, Mahkemece 17.03.2014 tarihli ıslah dilekçesine değer verilerek, 2. dilekçe yok sayılarak, davalının bu dilekçe ile istenilen yeni alacak kalemlerine yönelik yaptığı zaman aşımı def' i 17.03.2014 tarihi itibarı ile değerlendirilerek, davacının her bir alacak kaleminde hak ettiği toplam miktarlar gerekçe içerisinde gösterilerek ve kıdem tazminatı dışındaki alacaklarda, faiz başlangıcı olarak dava dilekçesinde istenilen miktarlara dava tarihinden, 17.03.2014 tarihli dilekçe ile eklenen taleplere ise bu tarihten itibaren faiz yürütülerek sadece kısmi miktarları hüküm altına almaktır. 23.11.2015 harç tarihli ikinci ıslaha değer verilerek hüküm kurulması hatalıdır. 3- Davacı işçi ilave tediye alacağı isteğinde bulunmuş, mahkemece alacağın kabulüne karar verilmiştir. Toplu iş sözleşmesinin 88. maddesinde "İşçilere 6772 sayılı yasa ile öngörülen ilave tediyeler Yasa hükümlerine göre ödenir" hükmü yer almaktadır. İlave tediye alacaklarının kapsamı, yararlanacaklar, yararlanma şartları, miktarı ve ödeme zamanı 6772 sayılı Devlet ve ona bağlı müesseselerde çalışan işçilere ilave tediye yapılması hakkındaki kanun ile düzenlenmiştir. Kanunun 1. maddesinde, Devlet ve ona bağlı kurumların hangileri olduğu, ayrıca yararlanacak kişiler açıkca belirtilmiştir. Somut uyuşmazlıkta; davacının, davalı şirket nezdinde hizmet akdiyle çalıştığı, davalı işyerinin Özelleştirme Yüksek Kurulunun 07/03/2013 tarih ve 2013/20 sayılı kararı ile özelleştirme kapsamına alındığı, işyerinin hisselerinin tamamını satın alan iş ortaklığına hisse devrinin 28/05/2013 tarihinde gerçekleştiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Alacağın … hükmü ile öngörülmesi alacağın dayanağının ilgili Yasa olduğu gerçeğini değiştirmeyeceğinden, davacının ilave tediye yönünden alacaklarının hesabında devir tarihine kadar hesaplama yapılması gerekirken bu yönde hesap yapan ek rapor gözden kaçırılarak yerinde tespit içermeyen bilirkişi raporuna itibarla sonuca gidilmesi hatalıdır. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, 05/02/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Aynı kararda 17.03.2014 tarihli dilekçe, davanın tamamen ıslahı değil, davaya yeni talepler ekleyen kısmi ıslah dilekçesi olarak kabul edilmiştir. 23.11.2015 tarihli dilekçe ise talep edilen miktarların artırılmasına yönelik ikinci ıslah sayılmış ve HMK m. 176/2 karşısında geçersiz kabul edilmiştir.

Daire, ilk ıslah dilekçesine değer verilmesini, ikinci dilekçenin yok sayılmasını ve ikinci ıslaha dayanılarak hüküm kurulmamasını gerekli görmüş; yerel mahkeme kararının bozulmasına hükmetmiştir. Karar, ret türüne ilişkin bir nitelendirme içermez ve sonucu somut dilekçelerle sınırlıdır.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin E. 2017/9455, K. 2018/1104 sayılı kararında, HMK m. 141/2’ye dayanılarak iddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ile karşı tarafın açık muvafakatinin saklı olduğu belirtilmiştir. Bu ifade, dilekçede hiç yer almayan her talebin kısmi ıslahla ekleneceği sonucunu kurmaz.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2017/9455, K. 2018/1104Kaynağı aç
22. Hukuk Dairesi         2017/9455 E.  ,  2018/1104 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili, davanın belirsiz alacak davası olduğunu belirterek, müvekkilinin davalı işyerinde 2004 yılından 22.04.2013 tarihine kadar pompa elemanı olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı işverence haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma, hafta tatili, genel tatil, yıllık izin ücreti, aylık ücret alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece toplanan deliller ve bilirkişi raporu doğrultusunda yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Taraflar arasındaki öncelikle çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için gerekli şartları taşıyıp taşımadığı noktasında toplanmaktadır. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesiyle, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 107. maddesine göre, "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. (3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." Hükümet tasarısında yer almayan bu madde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından, esasen baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacakla ilgili hak arama durumunda olan kişinin, hukuk sisteminde karşılaştığı güçlüklerin bertaraf edilerek hak arama özgürlüğü çerçevesinde mümkün olduğunca en geniş şekilde korunmasının sağlanması gerekçesi üzerinde durularak ihdas edilmiş ve nihayetinde kanunlaşmıştır. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafca belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır. Madde gerekçesinde "Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkansız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukuki yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukuki yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmi davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hallerde bu yola başvurulması kabul edilemez." şeklindeki açıklamayla, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkanlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edilmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 107/2. maddesinde, sorunun çözümünde yol gösterici mahiyette kriterlere yer verilmiştir. Anılan madde fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de "karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)" belirlenebilme hali açıklanmıştır. Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması, bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir. Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır. Sadece alacak miktarında taraflar arasında uyuşmazlık bulunması ya da miktarın tartışmalı olmasının belirsiz alacak davası açılması için yeterli sayılması halinde, neredeyse tüm davaların belirsiz alacak davası olarak kabulü gerekir ki, bu da kanunun amacına aykırıdır. Çünkü, zaten uyuşmazlık bulunduğu için dava açılmakta ve uyuşmazlık mahkeme önüne gelmektedir. Önemli olan davacının talebini belirli kılacak imkana sahip olup olmadığıdır. Burada, alacağın belirlenebilir olması ile ispat edilebilirliğinin de ayrıca değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Davacının talep ettiği alacağı belirlemesi objektif olarak mümkün, ancak belirleyebildiği alacağını ispat etmesi, kanunun öngördüğü şekilde (elindeki delillerle) mümkün değilse, burada da belirsiz alacak davası açılacağından söz edilemez. Çünkü, bir alacağın belirlenmesi ile onun ispatı ayrı şeylerdir. Davacı, talep konusu yaptığı alacağını çok net şekilde belirleyebilir, ancak her zaman onu ispat edecek durumda olmayabilir. Aksinin kabulü, her ispat güçlüğü olan alacağı belirsiz alacağa dönüştürmek gibi, hem kanunun amacına hem de genel ilkelere aykırı bir durumu ortaya çıkartabilir. Alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. Ne var ki, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz . Kategorik olarak, belirli bir tür davanın veya belirli kişilerin açtığı davaların baştan belirli veya belirsiz alacak davası olduğundan da söz edilemez. Her bir davaya konu alacak bakımından, belirsiz alacak davasına ilişkin ölçütlerin somut olaya uygulanarak, belirleme yapılması gereklidir. Hakime alacak miktarının tayin ve tespitinde takdir yetkisi tanındığı hallerde (Örn: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu md 50, 51,56), hakimin kullanacağı takdir yetkisi sonucu alacak belirli hale gelebileceğinden, davacının davanın açıldığı tarih itibariyle alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin imkansız olduğu kabul edilmelidir. Örneğin, iş hukuku uygulamasında, Yargıtayca, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının yazılı belgelere ve işyeri kayıtlarına dayanmayıp, tanık anlatımlarına dayanması halinde, hesaba esas alınan süre ve alacağın miktarı nazara alınarak takdir edilecek uygun oranda takdiri indirim yapılması gerekliliği kabul edilmektedir. Bu halde, tanık anlatımlarına dayanılarak hesaplanan alacak miktarından hakimin takdir yetkisine bağlı olarak yapılacak indirim oranı baştan belirli olmadığından, alacak belirsiz kabul edilmelidir. 6100 sayılı Kanun ile birlikte, yukarıda belirtilen çerçevede belirsiz alacak davası açma imkanı tanınarak, belirsiz alacaklar bakımından hak arama özgürlüğü genişletilmiş; bununla bağlantılı olarak da hukuki yarar bulunmadan kısmi dava açma imkanı sınırlandırılmakla birlikte, tamamen kaldırılmamıştır. Zaman zaman, 6100 sayılı Kanun ile birlikte kabul edilen belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği ayrıdır. Alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür. Kanun'un kısmi dava açma imkanını sınırlamakla birlikte tamamen ortadan kaldırmadığı da gözetildiğinde, belirli alacaklar için, belirsiz alacak davası açılamasa da, şartları oluştuğunda ve hukuki yarar bulunduğunda kısmi dava açılması mümkündür. Aksi halde, sadece ya belirsiz alacak davası açma veya belirli tam alacak davası açma şeklinde iki imkandan söz edilebilir ki, o zaman da kısmi davaya ilişkin 6100 sayılı Kanun'un 109. maddesindeki hükmün fiilen uygulanması söz konusu olamayacaktır. Çünkü, belirsiz alacak davasında zaten belirsiz alacak davasının sağladığı imkanlardan yararlanarak dava açılabilecek; şayet alacak belirli ise de, o zaman sadece tam eda davası açılabilecektir. Oysa kanun koyucunun abesle iştigal etmeyeceği prensibi gereği, anılan maddeyle kısmi davaya ilişkin düzenleme yapıldığı düşünülerek ve Kanun'daki sınırlamalara dikkat edilerek kısmi dava açılabilecektir. Bu noktada şu da açıklığa kavuşturulmalıdır ki, şartları bulunmadığı halde dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı durumda davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmelidir. Çünkü, alacağın belirlenebilmesi mümkün iken, böyle bir davanın açılmasına Kanun izin vermemiştir. Böyle bir durumda, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmeli, ek bir süre verilmemelidir. Zira, burada talep açıktır, bu sebeple 6100 sayılı Kanun'un 119/1-ğ maddesinin uygulanarak süre verilmesi mümkün değildir. Aslında açılmaması gerektiği halde belirsiz alacak davası açılmış olduğundan, bu konudaki eksiklik de süre verilerek tamamlanamayacağından, dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir. Buradaki hukuki yarar, sonradan tamamlanacak nitelikte bir hukuki yarar değildir. Çünkü, dava açıldığında o sırada mevcut olmayan hukuki yarar, bunun da açıkça mahkemece bilindiği bir durumda, tamamlanacak bir hukuki yarar değildir. Aksinin kabulü, aslında açık olan talep sonucunun süre verilerek davacı tarafından değiştirilmesi ve bulunmayan hukuki yararın sağlanması için davacıya ek imkan sağlanması anlamına gelecektir ki, buna usûl bakımından imkan yoktur. Böyle bir durum taraflar arasındaki eşitlik ilkesine de aykırı olacaktır. Bunun yanında, şayet açılan davada asgari bir miktar gösterilmişse ve bunun alacağın bir bölümü olduğu anlaşılmakla birlikte, belirsiz alacak davası mı yoksa belirli alacak olmakla birlikte kısmi dava mı olduğu anlaşılamıyorsa, bu durumda 6100 sayılı Kanun'un 119/1-ğ maddesinin aradığı şekilde açıkça talep sonucu belirtilmemiş olacaktır. Talep, talep türü ve davanın niteliği açıkça anlaşılamıyorsa, talep muğlaksa, aynı Kanun'un 119/2 maddesi gereğince, davacıya bir haftalık kesin süre verilerek talebinin belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunun belirtilmesi istenmelidir. Verilen bu süreden sonra, davacının talebini açıklamasına göre bir yol izlenmelidir. Eğer talep, davacı tarafından belirsiz alacak davası şeklinde açıklanmış olmakla birlikte, gerçekte belirsiz alacak davası şartlarını taşımıyorsa, o zaman yukarıdaki şekilde hareket edilmeli, hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmelidir. Açıklamadan sonra talep belirsiz alacak davası şartlarını taşıyorsa, bu davanın sonuçlarına göre, talep kısmi davanın şartlarını taşıyorsa da kısmi davanın sonuçlarına göre dava yürütülerek karar verilmelidir (Dairemizin 31.12.2012 tarih 2012/30463 esas 2012/30091 karar sayılı kararı). 6100 sayılı Kanun'un 110. maddesinde düzenlenen, davacının aynı davalıya karşı birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini aynı dava dilekçesinde ileri sürmesi olarak tanımlanan davaların yığılması (objektif dava birleşmesi) halinde, talep sayısı sayısı kadar dava bulunduğu kabul edildiğinden ve aynı Kanun'un 297/2. maddesi uyarınca da her bir talep bakımından ayrı ayrı hüküm verilmesi gerektiğinden, bu durumda da dava dilekçesinde ileri sürülen taleplerin belirsiz alacak olup olmadığının her bir talep bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir. Tüm bu açıklamalar sonucunda şunu belirtmek gerekir ki, iş hukukundan kaynaklanan alacaklar bakımından baştan belirli veya belirsiz alacak davası şeklinde belirleme yapmak kural olarak doğru ve mümkün değildir. Bu sebeple iş hukukunda da belirsiz alacak davasının açılabilmesi, bu davanın açılması için gerekli şartların varlığına bağlıdır. Eğer bu şartlar varsa, iş hukukunda da belirsiz alacak davası açılabilir, yoksa açılamaz. Keza aynı şey kısmi dava için de söz konusudur. İş Hukukundan kaynaklanan davalarda sıkça karşılaşıldığı üzere, taraflar arasında çalışma süresi ve ücret miktarı yönlerinden uyuşmazlık bulunması, alacağı belirsiz hale getirmez. Keza, işçi çalışma süresini ve ücretini belirleyebilmektedir. İşçinin ne zamandan beri çalıştığını veya ücretinin ne kadar olduğunu bilmemesi hayatın olağan akışına da aykırıdır. İşçinin kendisinin bilmediği çalışma süresini, tanıkların bildiğini veya bilirkişinin bileceğini farzetmek ispat kurallarına da aykırıdır. Keza tarafın yeterli şekilde somutlaştırıp kendisinin bilgisinde dahi olmadığını belirttiği bir hususun mahkemece bilinmesini beklemek de mümkün değildir. İşverenin maddi hukuktan doğan yükümlülüklerini (belge ve bordro düzenleme gibi) yerine getirmemesi, tuttuğu belgelerin gerçeği yansıtmaması, davadan önce işçinin alacaklarını inkar etmesi ya da ikrar etmekle beraber yerine getirmemesi davacıya kural olarak belirsiz alacak davası açma imkanını vermez. İşçi bu durumlarda dahi, alacağının miktarını veya değerini belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açamaz. Somut olayda, dava dilekçesinde açıkça, davanın belirsiz alacak davası türünde açıldığı belirtilmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, somut olayın özellikleri dikkate alınarak, dava dilekçesinde ileri sürülen taleplerin belirsiz alacak olup olmadığının ayrı ayrı değerlendirilmesi gereklidir. Fazla çalışma, genel tatil ve hafta tatili alacakları yönünden, davacı haftada kaç saat fazla çalışma yaptığını, hangi hafta ve genel tatillerde çalıştığını belirleyebilmekte ise de hakimin hesaplanan miktardan hangi oranda takdiri indirim yapacağını bilebilecek durumda değildir. Bu sebeple fazla çalışma, genel tatil ve hafta tatili alacakları belirsiz alacak davasına konu edilebilir. Uyuşmazlık konusu kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret alacağı ile yıllık izin alacağı bakımından, talep içeriğinden açıkça anlaşıldığı üzere, davacı çalışma süresini, kendisine en son ödenen aylık ücret miktarını, tazminat hesaplamasına esas alınacak aylık ücrete ek para veya parayla ölçülebilen sosyal menfaatleri, ödenmemiş aylık ücret miktarlarını, hak kazandığı yıllık izin süresini ve kaç gün ücretli izin kullandığını belirleyebilecek durumdadır. Tazminat alacağına hak kazanıp kazanmama ve aylık ücret ile yıllık izin alacaklarının ödenip ödenmediği noktalarındaki uyuşmazlık, söz konusu tazminat ve ücret alacaklarını belirsiz alacak haline getirmez. Ayrıca, yukarıda da belirtildiği gibi, salt bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Açıklanan sebeplerle, dava konusu kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ve aylık ücret alacaklarının gerçekte belirlenebilir alacaklar olduğundan belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceklerinin mahkemece nazara alınmaması hatalı olmuştur. Anılan sebeplerle, kıdem ve ihbar tazminatı ile aylık ücret alacağı ve yıllık izin ücret alacağı taleplerinin, hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle kabul edilmesi hatalı olmuştur. 3-Taraflar arasında, fazla çalışma ve hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 316/l-d. maddesine göre, iş mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanır. Aynı Kanun'un 319. maddesine göre ise, savunmanın genişletilmesi ya da değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar. 6100 sayılı Kanun'un 141/ll. maddesinin düzenlemesine göre, iddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır. Somut olayda, dava dilekçesi davalı tarafa 23.09.2013 tarihinde tensip zaptı ve gerekli ihtarlar ile birlikte tebliğ edilmiş olup, zamanaşımı def’i 24.10.2013 tarihli cevap dilekçesi ile dermeyan edilmiştir. Cevap dilekçesi süresinde olmadığı halde mahkemece zamanaşımı def’inin dikkate alınması hatalıdır. Diğer taraftan yukarıda ayrıntılı bir şekilde belirtildiği üzere dava belirsiz alacak davası olarak açılmış olup, belirsiz alacak davasında, kısmi alacak davasından farklı olarak, dava sırasında belirli hale gelen alacağın davaya dahil edilmesine imkan verildiğinden, geçici talep sonucu ile açılan belirsiz alacak davasında, ileride belirli hale gelecek olan alacağın tamamı için zamanaşımı kesilmektedir. Mahkemece, bu yönün nazara alınmayarak, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları bakımından, miktar artırımına karşı davalı tarafın ileri sürdüğü zamanaşımı itirazının kabul edilmesi hatalı olmuştur. Belirtildiği şekilde, mahkemece cevap dilekçesi ile ileri sürülen zamanaşımı itirazının süresinde olmadığından, miktar artırımına karşı davalı tarafın ileri sürdüğü zamanaşımı itirazının da davanın belirsiz alacak davası olarak açılması sebebiyle zamanaşımı itirazının dikkate alınmayarak fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları bakımından yeniden hüküm kurulmak üzere hükmün bozulması gerekmiştir. Ayrıca fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları bakımından, taleplerin belirsiz alacak davası olması sebebiyle, hüküm altına alınan miktarlarda faiz başlangıç tarihlerinin belirlenmesinde, dava tarihi ve miktar artırım tarihi şeklinde ayrım yapılmamalı, anılan alacaklarda hüküm altına alınacak tüm miktara dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi hususu gözetilmelidir. SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan sebeple BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek olması halinde ilgiliye iadesine, 23/01/2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Hâkim dilekçede olmayan bir sonuca karar verebilir mi?

Kural olarak hayır. HMK m. 26/1’e göre hâkim talep sonucundan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez; duruma göre daha azına karar verebilir. Taleple bağlı olunmadığına ilişkin kanun hükümleri ise saklıdır.

İddia hangi andan sonra serbestçe değiştirilemez?

Yazılı yargılama usulünde dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra genişletilemez veya değiştirilemez. Basit yargılama usulünde iddia bakımından yasak dava açılmasıyla, savunma bakımından cevap dilekçesinin verilmesiyle başlar. Islah ve karşı tarafın açık muvafakati saklıdır.

Aynı davada kaç kez ıslah yapılabilir?

HMK m. 176/2’ye göre aynı davada taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir.

Islah en geç hangi aşamaya kadar yapılabilir?

HMK m. 177/1’e göre ıslah, tahkikat sona erinceye kadar yapılabilir. Bozma veya kaldırma sonrasında ise ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin işlem yapması şartı aranır.

Bozmadan sonra ıslah her durumda mümkün müdür?

Hayır. Dosya ilk derece mahkemesine geldikten sonra bu mahkeme tahkikata ilişkin bir işlem yapmışsa tahkikat bitene kadar ıslah yapılabilir. Bozmaya uymakla oluşan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.

Birden fazla talep her zaman aynı dilekçede açılabilir mi?

Hayır. Talepler aynı davalıya karşı, birbirinden bağımsız birden fazla asli talep olmalı; tamamı aynı yargı çeşidinde bulunmalı ve tümü için ortak yetkili mahkeme olmalıdır.

Kısmi ıslah işlemi süresinde yapılmazsa ne olur?

HMK m. 181’e göre bir haftalık sürede ıslah edilen işlem yapılmazsa ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu