Devlet Memuru Olma Şartları: Genel ve Özel Koşullar

by Avukat Erdal Ersoy
Devlet Memuru Olma Şartları: Genel ve Özel Koşullar

Devlet memuru olabilmek için 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 48. maddesi iki ayrı şart kategorisi öngörmektedir: kadro ya da pozisyondan bağımsız olarak her aday için aranan genel şartlar ve hizmet sınıfının ya da kurumun niteliğine göre belirlenen özel şartlar. Bu iki kategori birlikte uygulanır; özel şartlar genel şartların yerine geçmez.

657 Sayılı Kanun'un Öngördüğü Genel Şartlar

Genel şartların başında Türk vatandaşlığı gelmektedir. Kural bu olmakla birlikte kanunla öngörülen istisnai hallerde yabancı uyrukluların belirli kadrolara atanması mümkün olabilmektedir; ancak bu durum genel kural değil, sınırlı bir istisnadır. Yaş bakımından adayın en az 18 yaşını doldurmuş olması zorunludur; bazı kadrolarda özel mevzuatla üst yaş sınırı da belirlenebilmektedir.

Mahkeme kararıyla kısıtlanan kişiler memur olamazlar. Kısıtlılık halinin sona ermesiyle birlikte bu engel de ortadan kalkar. Erkek adaylar için ayrıca askerlik çağına gelmemiş olmak, askerlik hizmetini yapmış olmak ya da askerliği ertelenmiş veya muaf tutulmuş olmak gerekmektedir. Sağlık yönünden ise adayın görevini devamlı yapmasına engel olabilecek bir hastalık veya sakatlık halinde bulunmaması aranmakta; bu değerlendirme yetkili sağlık kurulları tarafından yapılmaktadır. 657 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (A) bendinin (4) numaralı alt bendi uyarınca kamu haklarından mahrum bulunmamak da memurluğa alınmada aranan genel koşullar arasındadır.

Danıştay 8. Daire, E. 2019/4912, K. 2023/3158Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2019/4912 E.  ,  2023/3158 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2019/4912 Karar No : 2023/3158 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : …Üniversitesi VEKİLİ : Av. …. İSTEMİN KONUSU : …Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…, K:…sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 2016 Sonbahar TUS yeniden yerleştirmesi ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim dalına yerleşen davacının, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde atamasının yapılmamasına ilişkin işlemin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen …tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; güvenlik soruşturması yapılacak ilgili hakkında araştırma yapılacak konuların belirlendiği, soruşturmanın kapsamının ortaya konulduğu, bu soruşturma ve araştırma sonucu elde edilecek bilgi ve belgelerin hangi alanlara tekabül edeceği, neyi ispata elverişli olacağı açıkça belli olduğu, ancak belirlenen bu konularda olumsuzluğu tespit edilenlerin güvenlik nedeniyle devlet memuru olarak atanamayacağı, dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden davacı hakkında; …Ağır Ceza Mahkemesi'nin … esasına kayden "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan dava açıldığı ve yargılamanın devam ettiğinin anlaşıldığı, bu nedenlerle dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Ceza Mahkemesinde açılan davada hakkında beraat kararı verildiği, beraat kararının istinafta kesinleştiği, eğitiminin gerekçesiz şekilde engellendiği, eğitim hakkından yoksun bırakılmasının hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek istinaf kararının bozulması istenilmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması neticesinde davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan ceza davası açılmış olması ve diğer husular nedeniyle atamanın yapılmadığı, davacının bu nedenle atanma şartlarını taşımadığı belirtilerek, istemin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : 2016 Sonbahar TUS yeniden yerleştirmesi ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı'na yerleşen davacının, hakkında yapılan Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması sonucunun olumsuz olması nedeniyle durumu Hacettepe Üniversitesi Değerlendirme Komisyonu'nda görüşülmüş, Komisyonun … tarih ve … sayılı kararı ile atanması uygun görülmemiş ve atamanın yapılmamasına ilişkin … tarih ve …sayılı dava konusu işlem tesis edilmiştir. Bunun üzerine bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun dava konusu işlem tarihindeki 48. maddesinde "Devlet memurluğuna alınacaklarda aşağıdaki genel ve özel şartlar aranır. A) Genel şartlar: 1. Türk Vatandaşı olmak, 2. Bu Kanunun 40 ncı maddesindeki yaş şartlarını taşımak, 3. Bu Kanunun 41 nci maddesindeki öğrenim şartlarını taşımak, 4. Kamu haklarından mahrum bulunmamak, 5. (Değişik: 23/1/2008 – 5728/317 md.) Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, (…)(1) zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak. 6. Askerlik durumu itibariyle; a) Askerlikle ilgisi bulunmamak, b) Askerlik çağına gelmemiş bulunmak, c) Askerlik çağına gelmiş ise muvazzaf askerlik hizmetini yapmış yahut ertelenmiş veya yedek sınıfa geçirilmiş olmak, 7. 53 üncü madde hükümleri saklı kalmak kaydı ile görevini devamlı yapmasına engel olabilecek (…) akıl hastalığı (…) bulunmamak. 8. (Ek: 3/10/2016 – KHK-676/74 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7070/60 md.) Güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmış olmak. B) Özel şartlar: 1. Hizmet göreceği sınıf için 36 ve 41 nci maddelerde belirtilen öğretim ve eğitim kurumlarının birinden diploma almış olmak, 2. Kurumların özel kanun veya diğer mevzuatında aranan şartları taşımak." hükmü yer almakta olup, Anayasa Mahkemesinin 24/07/2019 tarih ve E:2018/73; K:2019/65 sayılı kararıyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (8) numaralı alt bendinin iptaline karar verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Anayasa'nın "Anayasa Mahkemesinin kararları" başlıklı 153. maddesinde; Anayasa Mahkemesi'nin kararlarının kesin olduğu, iptal kararlarının gerekçesi yazılmadan açıklanamayacağı, Anayasa Mahkemesi'nin bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemeyeceği, kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümlerinin, iptal kararlarının Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkacağı, gereken hallerde Anayasa Mahkemesi'nin iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabileceği, bu tarihin, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemeyeceği, iptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda Türkiye Büyük Millet Meclisinin, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun teklifini öncelikle görüşüp karara bağlayacağı, iptal kararlarının geriye yürümeyeceği, Anayasa Mahkemesi kararlarının Resmi Gazetede hemen yayımlanacağı ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlayacağı hükmüne yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin 12/12/1989 tarih ve E:1989/11, K:1989/48 sayılı kararında, "Türk Anayasa sisteminde Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir karmaşaya neden olmamak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece, hukuksal ve nesnel alanda sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmasına" ilişkin hususlar belirlenmiştir. Dosyanın incelenmesinden, davacının adli sicil ve adli sicil arşiv kaydının bulunmadığı, hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan … Ağır Ceza Mahkemesi'nin E:… esasına kayden dava açıldığı, Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, sanığın mahkumiyetine yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmadığı anlaşıldığından 5271 sayılı Yasanın 223/2-e maddesi gereğince Mahkemenin … tarih ve K: …sayılı kararı ile beraatine karar verildiği, beraat kararının 31/01/2022 tarihinde istinafta kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacı hakkında her ne kadar Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması sonucunda silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan ceza davası açıldığının tespiti üzerine, davacının TUS yerleştirmesi ile kazandığı Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalına atanmasının yapılmamasına karar verilmiş ise de, yukarıda belirtildiği üzere ceza yargılamasının beraatle sonuçlanarak kesinleşmesi, Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması dışında atamaya engel başka bir hususun dosyaya sunulmamış olması karşısında dava konusu işlemin hukuka uygun olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; davacının Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalına atanmamasına ilişkin dava konusu işlemin iptaline yönelik açılan davanın reddine dair ilk derece mahkeme kararında ve ret kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne, 2. …Bölge İdare Mahkemesi …İdari Dava Dairesinin …gün ve E:…, K:…sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Kullanılmayan …-TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davacıya iadesine, 4. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yukarıda belirtilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 5. Kesin olarak 16/06/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Öğrenim koşulu bakımından 657 sayılı Kanun, özel şartlar kapsamında hizmet sınıfı için 36. ve 41. maddelerde belirtilen öğretim ve eğitim kurumlarından diploma almış olmayı aramaktadır. Uygulamada her kadronun gerektirdiği öğrenim düzeyi ilgili mevzuatta ayrıca belirlenmektedir.

Mahkûmiyet Engeli: Hangi Suçlar Memuriyete Engel Oluşturur?

657 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (A) bendinin (5) numaralı alt bendi uyarınca, Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş bulunsa dahi kasten işlenen bir suç dolayısıyla bir yıl veya daha uzun süreli hapis cezasına mahkûm olanlar memuriyete kabul edilmez. Aynı bent hükmüne göre, affa uğranmış olsa dahi devletin güvenliğine veya anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar ile zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, malvarlığı değerlerini aklama yahut kaçakçılık suçlarından mahkûmiyet bulunması memurluğa engeldir.

Danıştay 8. Daire, E. 2018/2262, K. 2021/5405Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2018/2262 E.  ,  2021/5405 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2018/2262 Karar No : 2021/5405 Temyiz İsteminde Bulunan (Davacı) : … Vekili : Av. … Karşı Taraf (Davalı) : … Kaymakamlığı İstemin Özeti : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E: …, K: … sayılı kararının hukuka aykırı olduğu öne sürülerek, 2577 sayılı Yasanın 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir. Danıştay Tetkik Hakimi : … Düşüncesi : 01/06/2005 tarih ve 25832 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Adli Sicil Kanunu'na 19/12/2006 tarih ve 26381 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 38. maddesiyle eklenen 13/A maddesinin 1. fıkrasında, "5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, a) Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması gerekir." hükmü; aynı maddenin 3. fıkrasında ise, "Yasaklanmış hakların geri verilmesi için, hükümlünün veya vekilinin talebi üzerine, hükmü veren mahkemenin veya hükümlünün ikametgâhının bulunduğu yerdeki aynı derecedeki mahkemenin karar vermesi gerekir." hükümleri yer almaktadır. Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararının hüküm ve sonuç doğuracağı haller, ilgili kanunlarda yer alan düzenlemelerin niteliğiyle doğrudan ilişkilidir. İlgili kanunlarda yer alan düzenlemelerde, ceza mahkûmiyetine bağlı hak yoksunluklarına yer verilebileceği gibi; doğrudan ceza mahkûmiyetinin hukukî varlığına da sonuç bağlanmış olabilir. Memuriyete giriş için genel şartlar kapsamında, Kanun'un 657 sayılı Kanun'un 48. maddesinin 1. fıkrasının (A) bendinin 4. alt bendinde; “Kamu haklarından mahrum bulunmamak"; 5. alt bendinde ise; "Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak." şeklinde ifade edilmiştir. Görüleceği üzere; “Kamu haklarından mahrum bulunmamak.” şartı ceza mahkûmiyetine bağlı bir hak yoksunluğu düzenlemesidir ve 5560 sayılı Kanunla yürürlüğe konulan 5352 sayılı Kanun’un 13/A maddesinden daha önce yürürlüğe konulan bir kanun hükmüdür. 657 sayılı Kanun, genel kanun/özel kanun ilişkisinde memuriyet statüsünü belirleyen özel bir kanun niteliğinde olsa da 5352 sayılı Kanun’un 13/A maddesinin özel kanunları da kapsayacak açık lafzı karşısında ilgili (4) numaralı alt bentte belirtilen kamu haklarından mahrum bulunma halinin, yasaklanmış hakların geri verilmesine dair kararla birlikte hukuken son bulacağının kabulü gerekmektedir. 657 sayılı Kanun'un 48/A maddesinin (5) numaralı alt bendinde; ceza mahkûmiyetine bağlı hak yoksunluklarından bahsedilmemekte, düzenlemede belirli bir ceza mahkûmiyetinin hukuken var olup olmadığı konu edinilerek, belirli bir ceza mahkûmiyetinin var olması durumunun memuriyete engel teşkil edeceği belirtilmektedir. Bu alt bent, sayılan mahkûmiyetlerin var olması halini memuriyete engel olarak görmektedir. Bu itibarla; "yasaklanmış hakların geri verilmesi kararının" ceza mahkûmiyetini ortadan kaldıran bir niteliğe sahip olmadığı ve 657 sayılı Kanun'un 48/A (5) numaralı alt bedinde yer alan; "affa uğramış olma" halinin dahi kaybedilen memuriyet şartını geri getirmeyeceği göz önünde bulundurulduğunda; Kanun'un 5. alt bendinde yer alan; "Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak." şartının, ancak mahkûmiyeti ortadan kaldıran tasarruflar yoluyla kazanılabileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Bu durumda, yasaklanmış hakların geri verilmesi kararının 657 sayılı Kanun’un 1. fıkrasının (A) bendinin (5) numaralı alt bendinde gösterilen şartların sonuçlarını ortadan kaldıran herhangi bir yönü bulunmadığı gerekçesiyle temyize konu kararın onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince işin gereği görüşüldü: Dava; Özel … Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'nde öğretmen olarak çalışmakta iken görevine son verilen davacının, görevine son verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır. İdare Mahkemesince, her ne kadar davacı hakkında memnu hakların iadesi kararı alınmış olsa da, "terör amaçlı örgüte üye olmak" suçu nedeniyle hüküm giydiği, söz konusu suçun 657 sayılı Kanun'un 48/A-5 maddesinde belirtilen devletin güvenliğine karşı suçlar ile Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar kapsamında yer aldığı, bu haliyle davacının Devlet memurluğuna atanmak için taşıması gereken genel şartları taşımadığı davacının söz konusu mahkumiyet hükmü nedeniyle görevine son verilmesine ilişkin olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu'nun "Kurumlarda Çalıştırılacak Personel" başlıklı 8. maddesi uyarınca; kurumların eğitim-öğretim ve yönetim hizmetlerinin, asıl görevi bu kurumlarda olan yönetici ve eğitim-öğretim elemanları ile yürütülmesi esastır. Kurumların müdürleri, kurucu/kurucu temsilcisi tarafından; diğer yönetici ve öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticileri ise müdürlerince seçilir ve çalışma izinleri valiliğin iznine sunulur. Valiliğin izni alınmadan müdür ile diğer yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler işe başlatılamaz. Gerekli şartları taşıyan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler için valilikçe çalışma izni düzenlenir. Çalışma izninin iptali yine valilikçe yapılır. 20/03/2012 tarih ve 28239 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği'nin "Görevlendirme" başlıklı 26. maddesinde; kurum müdürlüğünce, çalışma izni verilmesi istenen eğitim personelinin ve diğer personelin bu izne esas olan belgelerinin eksiksiz olarak tamamlamak suretiyle evrakı kurumun doğrudan bağlı bulunduğu millî eğitim müdürlüğüne teslim edileceği, nitelik ve şartları uygun bulunanlara müracaattan itibaren 10 gün içinde çalışma izninin valilikçe düzenleneceği, valilikten çalışma izni alınmadan personelin işe başlatılamayacağı; "Görevlendirme şartları" başlığını taşıyan 31. maddesinin 1. fıkrasında her derece ve türdeki kurumlara öğretmen olarak atanacaklarda resmî öğrenim kurumlarına atanacaklarda aranan nitelik ve şartlar aranacağı, resmî dengi bulunmayan özel öğretim kurumlarının yöneticilik ve eğitim-öğretim hizmetlerinde ise Bakanlıkça belirtilen nitelik ve şartları taşıyanların görevleceği düzenlemelerine yer verilmiştir. 14/7/1965 tarih ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun "Davranış ve işbirliği" başlıklı 8. maddesinde; "Devlet memurları, resmi sıfatlarının gerektirdiği itibar ve güvene layık olduklarını hizmet içindeki ve dışındaki davranışlariyle göstermek zorundadırlar. Devlet memurlarının işbirliği içinde çalışmaları esastır." hükmü yer almaktadır. Yine; 657 sayılı Kanun'un “Genel ve özel şartlar:” başlıklı 48. maddesinde; “Devlet memurluğuna alınacaklarda aşağıdaki genel ve özel şartlar aranır. A) Genel şartlar: 1. Türk Vatandaşı olmak, 2. Bu Kanunun 40 ıncı maddesindeki yaş şartlarını taşımak, 3. Bu Kanunun 41 nci maddesindeki öğrenim şartlarını taşımak, 4. Kamu haklarından mahrum bulunmamak, 5. (Değişik: 23/1/2008 – 5728/317 md.)Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak.”, “Memurluğun sona ermesi:” başlıklı 98. maddesinde; “Devlet memurlarının a) Bu kanun hükümlerine göre memurluktan çıkarılması; b) Memurluğa alınma şartlarından her hangi birini taşımadığının sonradan anlaşılması veya memurlukları sırasında bu şartlardan her hangi birini kaybetmesi; c) Memurluktan çekilmesi; ç) İstek, yaş haddi, malûllük sebeplerinden biri ile emekliye ayrılması; d) Ölümü; hallerinde memurluğu sona erer.” hükümleri yer almaktadır. Yukarıda yer alan mevzuat hükümlerinden anlaşıldığı üzere; hukukumuzda Devlet memuru olabilmek için bir kısım genel ve özel şartlar aranmaktadır. İlgililerin bu şartları memuriyete giriş esnasında taşımalarının zorunlu olmasının yanında, şartların memuriyet süresince de muhafaza edilmesi kanunî bir gerekliliktir. Bu husus 657 sayılı Kanun’un 98. maddesinde açıkça ve emredici bir şekilde düzenlenmiş olup; ilgili Kanun maddesinde, şartların taşınmadığının sonradan anlaşılması veya memuriyet sırasında bu şartlardan birinin kaybedildiğinin anlaşılması durumunda memurluğun sona ereceği belirtilmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Güvenlik Tedbirleri" ana başlığı altında "Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma" başlıklı 53/1. maddesinde, "Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak; a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten, b) Seçme ve seçilme ehliyetinden (…) , c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan, d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan, e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten yoksun bırakılır."; aynı maddenin 2. fıkrasında, "Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz." hükümlerine yer verilmiştir. 01/06/2005 tarih ve 25832 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Adli Sicil Kanunu'na 19/12/2006 tarih ve 26381 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 38. maddesiyle eklenen 13/A maddesinin 1. fıkrasında, "5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, a) Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması gerekir." hükmü; aynı maddenin 3. fıkrasında ise, "Yasaklanmış hakların geri verilmesi için, hükümlünün veya vekilinin talebi üzerine, hükmü veren mahkemenin veya hükümlünün ikametgâhının bulunduğu yerdeki aynı derecedeki mahkemenin karar vermesi gerekir." hükümleri yer almaktadır. Memnu hakların iadesi müessesesi, 765 sayılı TCK'nın 121-124 maddeleri ile 1412 sayılı CMUK'un 416-420. maddeleri arasında yer almış iken, anılan Kanunları yürürlükten kaldırarak yerine 01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK ve 5271 sayılı CMK'da yer verilmemiştir. Bunun sebebi, 5237 sayılı Kanunun 53. maddesidir. Anılan maddeye göre, kişilerin kasten işlemiş oldukları suçlardan dolayı verilecek hapis cezası mahkumiyetinin kanuni sonucu olarak; bir kamu görevinin üstlenilmesi, seçme ve seçilme hakkı, velayet-vesayet hakkı gibi bir takım hak yoksunluklarının doğrudan oluşacağı, ancak, hapis cezasının infazının tamamlanmasıyla birlikte yoksun kalınan hak yoksunluklarının da kendiliğinden kişiye avdet edeceği düzenlemesi öngörülmüştür. Dolayısıyla, TCK anlamında ayrıca yeni bir işleme gerek kalmaksızın cezanın infazının tamamlanmasıyla kişilerin yoksun kalacağı haklara kavuşacağı açıktır. Ancak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki çeşitli kanunlarda yer alan hak yoksunluklarına ilişkin düzenlemeler nedeniyle memnu hakların iadesi müessesesine yeniden ihtiyaç duyulmuş ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanununa eklenen 13/A maddesiyle yasaklanmış hakların geri verilmesi başlığı altında yeniden getirilmiştir. Nitekim; 5352 sayılı Kanun'un 13/A maddesinin gerekçesinde; "5352 sayılı Adlî Sicil Kanununun Geçici 2 nci maddesinde, diğer kanunlardaki kasıtlı bir suçtan dolayı belirli süreyle hapis cezasına veya belli suçlardan dolayı bir cezaya mahkum olan kişilerin, belli hakları kullanmaktan süresiz olarak yoksun bırakılmasına ilişkin hükümleri saklı tutulmuştur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki çeşitli kanunlardaki süresiz hak yoksunluğu doğuran bu hükümlere rağmen, yasaklanmış hakların geri verilmesi yolunun kapalı tutulması, uygulamada ciddi sorunlara yol açacaktır. Bu sorunların çözümüne yönelik olarak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki çeşitli kanunlardaki kasıtlı bir suçtan dolayı belirli süreyle hapis cezasına veya belli suçlardan dolayı bir cezaya mahkum olan kişilerin süresiz olarak kullanmaktan yasaklandıkları hakları tekrar kullanabilmelerine imkân tanıyan bir düzenleme yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur." ifadeleri yer almaktadır. Bu maddede bahsedilen "5237 sayılı Kanun dışındaki kanunlar" ifadesinden, 5237 sayılı TCK'nın "Özel kanunlarla ilişki" başlıklı 5. maddesinde, "Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır." hükmü uyarınca çeşitli suç ve hürriyeti bağlayıcı cezalar ile hak yoksunluklarının düzenlendiği 5237 sayılı Kanun dışındaki diğer kanunların anlaşılması gerektiği açıktır. Bu kapsamda, memnu hakların iadesi kararı, gerek Türk Ceza Kanunundan, gerekse özel bir kanundan kaynaklansın kamu hizmetlerinden yasaklanma, memuriyetten mahrumiyet, seçme ve seçilme hakkından yoksun kılınma gibi temel hak ve özgürlükler alanındaki ehliyetsizlikleri gelecek için ortadan kaldıran ve kişiye kullanılması men edilen haklarını geleceğe yönelik olarak kullanma yetkisi sağlayan kararlardır. O halde, 5237 sayılı Kanunun 53. maddesi uyarınca bir kişinin işlediği suçtan dolayı verilen ceza mahkumiyetinin infazının tamamlanmasıyla birlikte yoksun kaldığı hak yoksunluklarının kendiliğinden kişiye avdet edeceği açık olup; 657 sayılı Kanun'un "Genel ve özel şartlar" başlıklı 48. maddesinin 1. fıkrasının (A) alt başlığının 5. bendinde; "Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak." şeklinde belirtilen suçlardan dolayı mahkumiyet halinde devlet memurluğuna süresiz olarak girilemeyeceği, ancak yasaklanmış hakların iadesi kararı alınması durumunda madde hükmünde düzenlenen ehliyetsizliğin geçmişe yönelik olamasa da geleceğe yönelik olarak ortadan kalkacağı anlaşılmaktadır. Burada, 657 sayılı Kanun'un 98. maddesinin lafzında idarece tesis edilecek işlemden bahsedilmeden doğrudan ortaya çıkan hukukî neticenin belirtilmesi ve “memurluk sona erer” ifadesine yer verilmesi suretiyle, görevde bulunan memurun, memurluğa alınma şartlarından her hangi birini taşımadığının sonradan anlaşılması veya memurlukları sırasında bu şartlardan her hangi birini kaybetmesi halinde görevine son verileceği, burada idarenin işlem tesisinde takdir yetkisinin bulunmadığı, bir başka anlatımla; bağlı yetki içerisinde bulunduğu görülmektedir. Dolayısıyla; Kanun'un açık lafzından hareketle, memurluğa alım şartlarını kaybeden ya da şartları taşımadığı sonradan anlaşılan ilgililerin görevine herhalükarda son verileceğinden ilgililerin almış oldukları "yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı" geçmişe yönelik olarak hukuki sonuç doğurmayacaktır. Ancak; "yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı" mahkûmiyeti ortadan kalkmamakla birlikte bu mahkûmiyetten doğan veya mahkûmiyetle birlikte hükmedilen ehliyetsizliklerinin ileriye dönük olarak ortadan kaldıracağı, bununla birlikte, memnu hakların iadesi kararı, ilgili kişiye bu karar uyarınca doğrudan memuriyete alınma hakkı vermeyip, sonrasında memuriyete başvurma hakkı sağlayacağı, idarenin de ilgilinin açıktan atama niteliğinde olan bu talebini değerlendirirken kadro ve ihtiyaç durumunu gözeterek takdir yetkisini kullanacağı açıktır. Dava dosyasının incelenmesinden; Özel … Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'nde öğretmen olarak görev yapan davacının, terör amaçlı örgüte üye olmak suçundan dolayı … no'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yapılan yargılamasında … tarih ve E: …, K: … sayılı kararla 12 yıl 6 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve müebbeten kamu hizmetlerinden yasaklanmasına karar verildiği, kararın 09/12/2003 tarihinde kesinleştiği, 5237 sayılı TCK'nın 314/2.maddesi uyarınca 04/07/2005 tarihinde alınan ek kararla cezasının 6 yıl 3 ay hapis cezasına indirildiği, bu kararın da 12/07/2005 tarihinde kesinleştiği, söz konusu yasal düzenlemeler sonucu lehine oluşan yeni durum ile … Ağır Ceza Mahkemesi'nin 28/12/2011 tarihli kararıyla memnu hakların iadesine karar verildiği, bu arada söz konusu mahkumiyet hükmü sicilden silinmekle beraber arşiv kaydına alındığı, dava konusu işlemle davacının görevine son verilmesi üzerine de memnu haklarının iade olunduğundan bahisle işlemin iptali istemiyle görülmekte olan davanın anlaşılmaktadır. Yukarıda yer alan açıklamalar ışığında her ne kadar davacı hakkında … Ağır Ceza Mahkemesi'nin 28/12/2011 tarihli kararıyla "memnu hakların iadesi kararı" verildiği görülmekte ise de; anılan kararın, ileriye dönük sonuç doğurduğu hususu ve 657 sayılı Kanun'un 98. maddesi dikkate alındığında; davacının görevine son verilmesine ilişkin dava konusu işlem yönünden sonuç doğurmayacağı, mahkumiyete bağlı ehliyetsizliği ileriye dönük olarak ortadan kaldıracağından, davacının mevcut görevine son verilmesinin akabinde davacıya açıktan atama kapsamında memuriyete başvurma hakkı vereceğinden; hüküm ve sonucu itibariyle hukuka uygun olan temyize konu kararın gerekçesi değiştirilerek onanması gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin reddiyle İdare Mahkemesince verilen ve hüküm fıkrası itibariyle hukuka uygun bulunan kararın yukarıda belirtilen gerekçeyle onanmasına temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 17/11/2021 tarihinde esasta oybirliği gerekçede oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY : Dava; Özel … Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'nde öğretmen olarak çalışmakta iken görevine son verilen davacının, görevine son verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır. İdare Mahkemesince, her ne kadar davacı hakkında memnu hakların iadesi kararı alınmış olsa da, “terör amaçlı örgüte üye olmak” suçu nedeniyle hüküm giydiği, söz konusu suçun 657 sayılı Kanun'un 48/A-5 maddesinde belirtilen devletin güvenliğine karşı suçlar ile Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar kapsamında yer aldığı, bu haliyle davacının Devlet memurluğuna atanmak için taşıması gereken genel şartları taşımadığı davacının söz konusu mahkûmiyet hükmü nedeniyle görevine son verilmesine ilişkin olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” kenar başlıklı 53. maddesinde, “(1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak; a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten, … Yoksun bırakılır. (2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz. …”; 25/5/2005 tarih ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’na 6/12/2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun’un 38. maddesiyle eklenen; “Yasaklanmış hakların geri verilmesi” başlıklı 13/A maddesinde, “(1) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, a) Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması, gerekir. …”; 14/7/1965 tarih ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun; “Genel ve özel şartlar:” başlıklı 48. maddesinde; “Devlet memurluğuna alınacaklarda aşağıdaki genel ve özel şartlar aranır. A) Genel şartlar: 1. Türk Vatandaşı olmak, 2. Bu Kanunun 40 ıncı maddesindeki yaş şartlarını taşımak, 3. Bu Kanunun 41 nci maddesindeki öğrenim şartlarını taşımak, 4. Kamu haklarından mahrum bulunmamak, 5. (Değişik: 23/1/2008 – 5728/317 md.) Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak.”, “Memurluğun sona ermesi:” başlıklı 98. maddesinde; “Devlet memurlarının a) Bu kanun hükümlerine göre memurluktan çıkarılması; b) Memurluğa alınma şartlarından her hangi birini taşımadığının sonradan anlaşılması veya memurlukları sırasında bu şartlardan her hangi birini kaybetmesi; c) Memurluktan çekilmesi; ç) İstek, yaş haddi, malûllük sebeplerinden biri ile emekliye ayrılması; d) Ölümü; hallerinde memurluğu sona erer.” hükümleri yer almaktadır. Devlet memuru olabilmek için bir kısım genel ve özel şartlar aranmaktadır. İlgililerin bu şartları memuriyete giriş esnasında taşımalarının zorunlu olmasının yanında, şartların memuriyet süresince de muhafaza edilmesi kanunî bir gerekliliktir. Bu husus 657 sayılı Kanun’un 98. maddesinde emredici bir şekilde, açıkça düzenlenmiştir. Kanunun ilgili maddesinde, şartların taşınmadığının sonradan anlaşılması veya memuriyet sırasında bu şartlardan birinin kaybedildiğinin anlaşılması durumunda memurluğun sona ereceği ifade edilmiştir. Burada düzenlemenin lafzından da görüleceği üzere, düzenlemede yer verilen sona erme halleri üzerine tesis edilecek işlem yönünden idarenin bağlı yetki içerisinde bulunduğu görülmektedir. Bir başka anlatımla; idarece bu aşamada tesis edilen işlemler zaten vuku bulmuş olan bir hukukî neticenin tespiti işlemleridir. Bu durum, maddenin lafzında tesis edilecek işlemden bahsedilmeden doğrudan ortaya çıkan hukukî sonucun belirtilmesi ve “memurluk sona erer” ifadesiyle kendini göstermektedir. Bu nedenle, 657 sayılı Kanun’un 48. maddesinin 1. fıkrasının (A) bendinin (5) numaralı alt bendinde, memuriyete mutlak surette engel olacağı belirtilen; “anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar”dan mahkûm edilmiş olan ilgililer hakkında sonradan verilen yasaklanmış hakların geri verilmesi kararlarının; kesinleşmiş ceza mahkûmiyetiyle kaybedilmiş olan yasal şartları gerek geçmiş gerekse gelecek açısından geri getirip getirmeyeceği meselesinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Memnu hakların iadesi, (mülga) 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 121 ilâ 124. maddeleri ve 1412 sayılı (mülga) Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 416 ilâ 420. maddelerinde yer almıştır. 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun ile 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda ise bu müesseseye yer verilmemiştir. Daha sonra, 6/12/2006 tarih ve 5560 sayılı sayılı Kanun’la 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’na eklenen 13/A maddesiyle “Yasaklanmış hakların geri verilmesi” başlığı altında belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağlanan hak yoksunluklarının giderilmesi amacına yönelik düzenleme yapılmıştır. Düzenlemede, 5237 sayılı Kanun dışındaki kanunlarda yer alan mahkûmiyete bağlı hak yoksunluklarına atıf yapılarak, söz konusu hak yoksunluklarının giderilebilmesi için belirli şartlar altında yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebileceği belirtilmiştir. Düzenlemeye göre, 5237 sayılı Kanun dışındaki herhangi bir kanunda ceza mahkûmiyetine bağlı bir hak yoksunluğu düzenlemesine yer verilmişse; söz konusu kanunda yer alan yoksunluk hali, 5352 sayılı Kanun’un 13/A maddesinde düzenlenen “Yasaklanmış hakların geri verilmesi” müessesesinin kapsamına dâhil olacaktır. Bu kapsam dâhilinde olacak düzenlemelerin tespiti için öncelikle yasaklanmış hakların geri verilmesi müessesesinin mahiyetinin belirlenmesi gerekmektedir. Yasaklanmış hakların geri verilmesi, mahiyeti itibarıyla ceza mahkûmiyetinden doğan hak yoksunluklarını giderme amacına matuf, geçmişe yönelik değil geleceğe yönelik sonuç doğuran yargısal bir işlem olup; dolayısıyla bu karar mahkûmiyeti ortadan kaldırmamakta, adli sicil veya arşiv kaydının silinmesini sağlamamakta, hükmün varlığı üzerinde herhangi bir etki doğurmamaktadır. Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararının hüküm ve sonuç doğuracağı haller, ilgili kanunlarda yer alan düzenlemelerin niteliğiyle doğrudan ilişkilidir. İlgili kanunlarda yer alan düzenlemelerde, ceza mahkûmiyetine bağlı hak yoksunluklarına yer verilebileceği gibi; doğrudan ceza mahkûmiyetinin hukukî varlığına da sonuç bağlanmış olabilir. Bu ayrımın dikkate alınmaması, birbirinden farklı olaylara veya durumlara aynı hukuk kurallarının uygulanması gibi hukuk mantığıyla bağdaşmayacak yöntemlerin izlenmesine neden olacağı gibi hukuk kurallarının bütünlüğünü ve ahengini bozarak tutarsız sonuçlara varılmasına neden olacaktır. Kısacası, "ceza mahkûmiyetine bağlanan hak yoksunluğu" kavramının açıklığa kavuşturulması, hukukî meselenin çözümü açısından önem arz etmektedir. Burada, Devlet memurluğuna alınacaklarda aranacak genel şartlar 657 sayılı Kanun’un 48. maddesinin 1. fıkrasının (A) bendinde düzenlenmiştir. Söz konusu (A) bendinde belirtilen şartlardan (1), (2) ve (3) numaralı alt bentlerde yer alan şartların memuriyete atanacak kişinin taşıması gereken pozitif şartlar olduğu; (4) ve (5) numaralı alt bentlerde yer alan şartların ise; kişide bulunmaması gereken ceza mahkûmiyetiyle ilişkili negatif şartlar olduğu görülmektedir. Bu şartlar Kanun'un 4. alt bendinde; “Kamu haklarından mahrum bulunmamak"; 5. alt bendinde ise; "Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak." şeklinde ifade edilmiştir.. Görüleceği üzere; “Kamu haklarından mahrum bulunmamak.” şartı ceza mahkûmiyetine bağlı bir hak yoksunluğu düzenlemesidir ve 5560 sayılı Kanunla yürürlüğe konulan 5352 sayılı Kanun’un 13/A maddesinden daha önce yürürlüğe konulan bir düzenlemedir. 657 sayılı Kanun, genel kanun-özel kanun ilişkisinde memuriyet statüsünü belirleyen özel bir kanun niteliğinde olsa da 5352 sayılı Kanun’un 13/A maddesinin özel kanunları da kapsayacak açık lafzı karşısında ilgili (4) numaralı alt bentte belirtilen kamu haklarından mahrum bulunma durumunun, yasaklanmış hakların geri verilmesine dair kararla birlikte hukuken son bulacağının kabulü gerekmektedir. 657 sayılı Kanun'un 48/A maddesinin (5) numaralı alt bendinde ise; ceza mahkûmiyetine bağlı hak yoksunluklarından bahsedilmemekte, bu bentte belirli bir ceza mahkûmiyetinin hukuken var olup olmadığı hususu göz önünde tutularak, belirli bir ceza mahkûmiyetinin var olması durumunun memuriyete engel teşkil edeceği belirtilmektedir. Bu alt bent, sayılan mahkûmiyetlerin var olması halini memuriyete engel olarak görmektedir. Bu durumda, "yasaklanmış hakların geri verilmesi kararının" ceza mahkûmiyetini ortadan kaldıran bir niteliğe sahip olmadığı ve 657 sayılı Kanun'un 48/A (5) numaralı alt bedinde yer alan; “affa uğramış olma” halinin dahi kaybedilen memuriyet şartını geri getirmeyeceği göz önünde bulundurulduğunda; Kanun'un 5. alt bendinde yer alan; “Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak.” şartının, ancak mahkûmiyeti ortadan kaldıran tasarruflar yoluyla sağlanabileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Bu itibarla, yasaklanmış hakların geri verilmesi kararının 657 sayılı Kanun’un 1. fıkrasının (A) bendinin (5) numaralı alt bendinde gösterilen şartların sonuçlarını ortadan kaldıran herhangi bir yönü bulunmadığı görüşüyle temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla çoğunluk kararına gerekçe yönünden katılmıyorum.
Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu, E. 2023/444, K. 2023/1833Kaynağı aç
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2023/444 E.  ,  2023/1833 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/444 Karar No : 2023/1833 TEMYİZ EDEN (DAVACI): … VEKİLİ: Av…. KARŞI TARAF (DAVALI): … Başkanlığı VEKİLİ: I. Hukuk Müşaviri … İSTEMİN KONUSU: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu istem: 2015/1 Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavı (EKPSS) sonucuna göre, Diyanet İşleri Başkanlığı Tunceli ili, Nazımiye İlçe Müftülüğüne hizmetli olarak yerleştirilen davacının, devlet memurluğuna engel suçtan mahkumiyeti bulunduğundan bahisle atamasının yapılmamasına ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin iptaline karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; Yürürlükteki mevzuat hükümlerine göre, kişilerin kasten işlemiş oldukları suçlardan ötürü belli hakları kullanmaktan yoksun bırakıldığı, bu yoksunluklar arasında bir kamu görevinin üstlenilmesinin de bulunduğu, Türk Ceza Kanunu'nda, bu yoksunluğun, mahkum olunan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar sürebileceği belirtilmiş olmakla birlikte 657 sayılı Kanun'un 48/A-(5) maddesindeki açık düzenleme dikkate alındığında, maddede sayılan devletin güvenliğine karşı işlenen suçlardan mahkum olanların artık hiç bir şekilde memuriyete atanmasının mümkün olmadığı; uyuşmazlık konusu olayda, yasa dışı silahlı örgüt kurmak veya katılmak suçundan mahkumiyeti bulunan davacı tarafından, memnu haklarının iadesine karar verildiğinden atanma şartlarına sahip olduğu ileri sürülmekte ise de; memnu hakların iadesi kararı alınmasının, 657 sayılı Kanun'un 48/A-(5) maddesinde sayılan suçlar dışında kalan suçlardan mahkumiyeti bulunanlara, ileriye yönelik olarak Devlet memuru olabilme imkanı verdiği, devletin güvenliğine karşı işlenen suçlardan olan yasa dışı silahlı örgüt kurmak veya katılmak suçundan hükümlü olan davacının kamu görevlerine alınmasına yönelik hak yoksunluğunun devam ettiğinin açık olduğu, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onikinci Dairesinin 24/02/2021 tarih ve E:2017/248, K:2021/967 sayılı kararıyla; Memnu hakların iadesi müessesesinin, 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu'nun 121-124 maddeleri ile 1412 sayılı (mülga) Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 416-420. maddeleri arasında yer almakta iken, anılan Kanunlar yürürlükten kaldırarak 01/06/2005 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda bu müesseseye yer verilmediği ancak Anayasa'nın 76/2. maddesi ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu gibi bazı özel Kanunlardaki hak yoksunluklarına ilişkin düzenlemeler nedeniyle memnu hakların iadesi müessesesine yeniden ihtiyaç duyulup 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'na eklenen 13/A maddesiyle yasaklanmış hakların geri verilmesi başlığı altında yeniden düzenlendiği, Memnu hakların iadesinin düzenlendiği 5352 sayılı Kanun'un anılan maddesinde, 5237 sayılı Kanun dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması koşuluyla kişilerin hükmü veren mahkemeye veya hükümlünün ikametgâhının bulunduğu yerdeki aynı derecedeki mahkemeye yapacakları başvuru üzerine yasaklanmış hakların geri verilmesi kararının verileceğinin belirtildiği, Bu maddede söz edilen "5237 sayılı Kanun dışındaki kanunlar" ibaresinden, 5237 sayılı Kanun'un "Özel kanunlarla ilişki" başlıklı 5. maddesinde, "Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır." hükmü uyarınca çeşitli suç ve hürriyeti bağlayıcı cezalar ile hak yoksunluklarının düzenlendiği 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu, Kaçakçılık Kanunları gibi özel ceza kanunları değil, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, Seçim Kanunu gibi hak yoksunluklarına yer verilen kanunların anlaşılması gerektiği, Öte yandan; 5352 sayılı Kanun'un 13/A maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, cezalandırılmakla güdülen asıl amaç, işlediği suçtan dolayı kişinin etkin pişmanlık duymasını sağlayıp tekrar topluma kazandırılması olduğundan, memnu hakların iadesi müessesesi ile, ceza mahkumiyetinden doğan süresiz yasakların ve ehliyetsizliklerin önüne geçilerek, yasak ve ehliyetsizliklerden kurtulmak isteyen kimseyi düzgün ve hukuk kurallarına uygun bir şekilde yaşamaya teşvik etmenin amaçlandığı, Bu kapsamda, memnu hakların iadesi kararının, gerek Türk Ceza Kanunundan, gerekse özel bir kanundan kaynaklansın kamu hizmetlerinden yasaklanma, memuriyetten mahrumiyet, seçme ve seçilme hakkından yoksun kılınma gibi temel hak ve özgürlükler alanındaki ehliyetsizlikleri gelecek için ortadan kaldıran ve kişiye kullanılması men edilen hakları kullanma yetkisi sağlayan kararlar olduğu, Yasaklanmış hakların geri verilmesi müessesesini yeniden düzenleyen 5352 sayılı Kanun'un 13/A maddesinin 2006 yılında yürürlüğe girmesinden sonra, 657 sayılı Kanun'un 48/A-(5) maddesinde 2008 yılında 5728 sayılı Kanun ile değişiklik yapılarak maddeye, "Türk Ceza Kanunu'nun 53'üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile;" ibaresi eklenmiş ise de, memnu hakların iadesi kararı alınsa dahi devlet memuru olunamayacağına ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği, Anılan yasal düzenlemeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; 657 sayılı Kanun'un 48/A-(5) maddesinde yer alan "Türk Ceza Kanunu'ndaki süreler geçirilmiş olsa bile" ibaresiyle maddede belirtilen suçlardan dolayı mahkûm olan ve bu mahkûmiyeti nedeniyle belli hakları kullanmaktan yasaklanan kişilerin Devlet memuru olamayacağı, yasaklanmış hakların iadesi kararı alınması durumunda ise, mahkûmiyet ortadan kalkmamakla birlikte bu mahkûmiyetten doğan veya mahkûmiyetle birlikte hükmedilen ehliyetsizliklerinin ileriye dönük olarak ortadan kalkacağı sonucuna ulaşıldığı, Bununla birlikte, memnu hakların iadesi kararı, ilgili kişiye bu karar uyarınca doğrudan memuriyete alınma hakkı vermeyip, memuriyete başvurma hakkı sağlayacağı ve idarenin bu konuda kadro ve ihtiyaç durumunu gözeterek takdir yetkisini kullanacağının da açık olduğu, Bakılan uyuşmazlıkta, 2015/1 Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavı (EKPSS) sonucuna göre, Diyanet İşleri Başkanlığı Tunceli ili, NazImiye İlçe Müftülüğüne hizmetli olarak yerleştirilen davacı hakkında, adli sicil kayıtlarının tetkiki sonucunda yasa dışı silahlı örgüt kurmak veya katılmak suçundan dolayı mahkumiyetinin bulunduğu ve bu mahkumiyeti nedeniyle 657 sayılı Kanun'un 48/A-(5) maddesinde düzenlenen Devlet memurluğuna alınma şartlarını taşımadığı gerekçesiyle atamasının yapılmaması yolunda dava konu işlem tesis edilmiş ise de, anılan işleme dayanak alınan mahkumiyeti hakkında, Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavından önce hakkında memnu haklarının iadesine karar verildiği, Bu duruma göre; mahkûmiyetine bağlı hak yoksunluğu, memnu hakların iadesi kararı ile ortadan kalkmış olan ve Devlet memuru olarak atanmasında hukuki bir engeli kalmayan davacının atamasının yapılmamasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılarak … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi ısrar kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; Memnu hakların iadesinin, 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu'nun yürürlükte olduğu dönemde ve halen 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'nun 13/A maddesi uyarınca 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı kısıtlılık hallerinden kaynaklanan süreli veya süresiz hak yoksunluklarının belli şartlarda sona erdirilmesine yönelik olarak getirilmiş bir müessese olduğu, Anılan Anayasal kural karşısında, hakkında verilmiş bir mahkumiyet kararı sonrasında belli kamu haklarını kullanmaktan yoksun kılınan vatandaşların, memnu haklarının mahkeme kararı ile iadesi sonrasında kamu hizmetine alınmada başvuru yapma ve sınavlara katılma hususunda diğer vatandaşlardan farksız oldukları konusunda bir duraksama bulunmadığı, Öte yandan kanun koyucunun, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 48. maddesinde Devlet memurluğuna başvuru koşulları bulunan vatandaşların belli şartları taşıması halinde memuriyete alınması konusundaki iradeyle bu maddenin (A) bendinde tüm memuriyetler için aranacak genel şartları belirlediği, (B) bendinde ise yapılacak hizmetin niteliği gereği olan ve ayrıca idarelerin mevzuatında belirtilen özel şartların başvuran kişide bulunması gerektiğinin belirtildiği, Anılan maddenin (A) bendinde memuriyete girişte, kamu haklarını kullanma konusunda hiçbir engeli bulunmayan Türk vatandaşları için yaş, öğrenim, kamu haklarından yoksun bulunmama, kasten işlenen bir suçtan bir yıl veya affa uğramış olsa bile belli suçlardan mahkum olmama, askerlikle ilgisi bulunmama, görevini devamlı yapmasına engel olabilecek bir akıl hastalığı bulunmama gibi şartlar getirilmiş, kanun koyucu tarafından memuriyete girişte kamu hizmetinin etkin, güvenli ve verimli şekilde yürütülmesinin sağlanmaya çalışıldığı, Dolayısıyla memuriyete girişte kamu haklarını kullanma konusunda herhangi bir engeli bulunmayan tüm vatandaşlar için bu şartların aranması, Anayasa'nın 70. maddesine aykırı olmadığı gibi, memnu hakların iadesi kararıyla verilen kamu haklarını kullanma yetkisinin sonuçsuz kalmasına yönelik bir düzenleme olmadığı, zira belli bir mahkumiyet nedeniyle kamu hakları kısıtlanan bir kişinin, memnu hakların iadesi kararı sonrasında kamu personeli alımı için yapılan bir sınava başvurabileceği, ancak 657 sayılı Kanun'un 48. maddesi ile getirilen genel ve özel şartları taşıması durumunda atanabileceği, Hukukumuzda genel af ve özel af şeklinde iki müessese öngörüldüğü, genel affın, kamu davasını, hükmolunmuş cezaları ve mahkumiyetin tüm neticelerini ortadan kaldıran bir yasama işlemi olduğu, özel affın ise yalnızca kesinleşmiş bir cezayı kaldıran, cezayı hafifleten veya daha hafif bir cezaya çeviren bir müessese olduğu, 657 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (A) bendinin 5 numaralı alt bendinde değişiklik yapan ve 08/02/2008 tarih ve 26781 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun'un 317. maddesinin gerekçesinde, "affa uğramış olsa bile” ibaresi için şu açıklama yapıldığı: “Keza, söz konusu alt bende, ‘devletin güvenliğine karşı suçlar’ ibaresinden önce gelmek üzere ‘affa uğramış olsa bile’ ibaresi eklenmiştir. Anayasa'da Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri arasında genel ve özel af çıkarma yetkisi sayılmıştır. Bu iki af türünün hukuki sonuçları arasındaki fark, Türk Ceza Kanununun 65. maddesinde ortaya konmuştur. Bu durum karşısında madde metnine eklenen ‘affa uğramış olsa bile’ ibaresini özel affa özgülemek gerekir.” denildiği, dolayısıyla bu gerekçeden 657 sayılı Kanun'un 48. maddesinde yer alan affa ilişkin ibareden kanun koyucunun özel affı kastetmekte olduğu, Diğer taraftan, 657 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (A) bendinin 5 numaralı alt bendinin ilk halinde ve devamı değişikliklerinde "…hükümlü bulunmamak" keyfiyeti aranmakta iken, 23/01/2008 tarihinde kabul edilen 5728 sayılı Kanun'un 317. maddesiyle getirilen ve halen yürürlükte bulunan düzenleme ile bu keyfiyetin, "…mahkum olmamak" şeklinde değiştirildiği, Memnu hakların iadesinin, mahkumiyet kararını ortadan kaldıran değil, yalnızca yasaklanmış bazı hakların iadesine yönelik bir karar olduğu, Hal böyle iken kanun koyucu tarafından, "devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık" gibi suçlardan mahkumiyet hali, genel af hariç kesinleşmiş bir cezayı kaldıran, cezayı hafifleten veya daha hafif bir cezaya çeviren özel af halinde memuriyete alınma konusunda bir engel olarak belirlenmişken, özel affa göre daha dar kapsamlı olan ve mahkumiyet hükmünü ortadan kaldırmayan memnu hakların iadesi halinin, memuriyete girmeye evleviyetle engel olacağı, Bu durumda, yasa dışı silahlı örgüt kurmak veya katılmak suçundan hakkında mahkumiyet hükmü verilen davacının kamu görevine alınmasına yönelik hak yoksunluğunun devam ettiği açık olduğundan, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 27/06/2022 tarih ve 2022/1141, 2022/2318 sayılı kararının da bu yönde olduğu gerekçesiyle davanın reddi yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, Türk Ceza Kanunu'nun 53.maddesine göre cezanın infazı tamamlandıktan sonra mahrum kalınan hakların kullanılmaya devam edilbileceği, hukukumuzda sürekli hak yoksunluğu ile ilgili bir düzenlemeye yer verilmediği; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48/A-5 maddesinin de sürekli bir hak mahrumiyeti yaratmadığı; mahkemelerce memnu hakların iadesi kararını aldıktan sonra diğer koşulların varlığı halinde kişilerin kamu görevine atanabileceği, kendisinin engelli olduğu dikkate alındığında toplum ve kamu düzeni için tehlike arz edecek bir durumun söz konusu olmadığı, engelli bir kişinin kamuda dahi istihdam edilmek istenmemesinin sosyal devlet ilkesi ile bağdaşmadığı, ülkemiz taraf olduğu ILO sözleşmelerine göre devletin engellilere pozitif ayrımcılık yapmayı taahhüt ettiği, bu nedenle dava konusu işlemin iptali gerektiği ve ilk derece mahkemesi ısrar kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, … İdare Mahkemesince verilen ısrar kararının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kabulü ile … İdare Mahkemesi ısrar kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin … İdare Mahkemesinin temyize konu … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının ONANMASINA, 3. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05/10/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının Danıştay Onikinci Dairesinin 24/02/2021 tarih ve E:2017/248, K:2021/967 sayılı kararında yer alan gerekçe doğrultusunda bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz. KARŞI OY XX- 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 48. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (5) numaralı alt bendinde; "Türk Ceza Kanunu'nun 53'üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkum olmamak" Devlet memurluğuna alınacaklarda aranan genel şartlar arasında sayılmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Belli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakılma" başlıklı 53. maddesinde; ''(1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyeti kanuni sonucu olarak; a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tâbi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten, (…) yoksun bırakılır. (2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz…." hükmü yer almaktadır. 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'na 06/12/2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun ile eklenen "Yasaklanmış hakların geri verilmesi" başlıklı 13/A maddesinde ise; "(1) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53. maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, a) Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması gerekir." hükmüne yer verilmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile kişinin kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetinin sonucu olarak belirli hakları kullanmaktan yoksun bırakılması, mahkum olduğu hapis cezasının infazı süresince geçerli olduğundan 5237 saylı Kanun'da "yasaklanmış hakların iadesi" müessesesine yer verilmediği, ancak özel kanun hükümleri ile belli suçlardan dolayı veya belli bir cezaya mahkumiyet halinde öngörülen hak yoksunlukları ve ehliyetsizlikler bakımından, kişilerin bu kanunlardan doğan süresiz hak yoksunluklarını ortadan kaldırıcı mahiyette olmak üzere Adli Sicil Kanunu'na 13/A maddesi eklenerek "yasaklanmış hakların geri verilmesi" müessesesinin getirildiği görülmektedir. Memnu hakların iadesi kurumu önceden, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 121 ilâ 124 ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 416 ilâ 420. maddelerinde düzenlenmiştir. Ancak 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda memnu hakların iadesi kurumuna yer verilmemiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53. maddesinde güvenlik tedbiri olarak düzenlenmekle beraber, bu yoksunluklarının cezanın infazının tamamlanmasıyla birlikte sona ereceği kabul edilmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53. maddesinin birinci fıkrasında yer alan hak yoksunlukları, aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca hapis cezasının infazının tamamlanmakla sona ereceği hüküm altına alınarak, süreli bir hak yoksunluğu öngörülmüştür. Bu sebeple 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda memnu hakların iadesi veya yasaklanmış hakların veri verilmesi kurumuna yer verilmemiştir. Türk hukukunda bütün hak yoksunlukları, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer almamaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışında, dava konusu işlemin dayanağı olan 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun da içinde yer aldığı aşağıda belirtilen 24 Kanunda hak mahrumiyetleri düzenlenmiştir: 1. 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun 28 inci ve 45 inci maddelerinde, 2. 5682 sayılı Pasaport Kanununun 14 üncü maddesinde, 3. 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinde, 4. 6343 sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanunun 6 ncı maddesinde, 5. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 87 nci maddesinde, 6. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde, 7. 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 5 inci maddesinde, 8. 1618 sayılı Seyahat Acentaları ve Seyahat Acentaları Birliği Kanununun 8 inci maddesinde, 9. 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun 15 inci maddesinde, 10. 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 11 inci maddesinde, 11. 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanununun 18 inci maddesinde, 12. 3224 sayılı Türk Diş Hekimleri Birliği Kanununun 33 üncü maddesinde, 13. 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununun 8 inci maddesinde, 14. 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanunun 17 nci maddesinde, 15. 5000 sayılı Patent ve Marka Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanunun 30 uncu maddesinde, 16. 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununun 74 üncü ve 83 üncü maddelerinde, 17. 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun 10 uncu maddesinde, 18. 5300 sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanununun 7 nci maddesinde, 19. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanununun 50 nci maddesinde, 20. 5368 sayılı Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkında Kanunun 2 nci maddesinde, 21. 5910 sayılı Türkiye İhracatçılar Meclisi ile İhracatçı Birliklerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 21 inci maddesinde, 22. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 20 nci maddesinde, 23. Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun 6 ncı maddesinde, 24. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 44 üncü maddesinde. Ayrıca, anılan kanunlarda öngörülen hak yoksunluğunun 5237 sayılı Kanun’un 53/2 maddesinde olduğu gibi cezanın infaz edilmesiyle sona ereceği yönünde bir hüküm de bulunmamaktadır. Böylece hukukumuzda bazı hak yoksunluklarının süreli olmasına rağmen, bazı hak yoksunlukları süresiz olarak devam edeceği gibi bir durum ortaya çıkmıştır. Kanun koyucu 5352 sayılı Adli Sicil Kanununa bir hüküm eklemek suretiyle ortaya çıkan bu sorunu gidermiştir. Bu husus anılan Kanunun 13/A maddesinin gerekçesinde: “5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki çeşitli kanunlardaki süresiz hak yoksunluğu doğuran bu hükümlere rağmen, yasaklanmış hakların geri verilmesi yolunun kapalı tutulması, uygulamada ciddi sorunlara yol açacaktır. Bu sorunların çözümüne yönelik olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki çeşitli kanunlardaki kasıtlı bir suçtan dolayı belirli süreyle hapis cezasına veya belli suçlardan dolayı bir cezaya mahkum olan kişilerin süresiz olarak kullanmaktan yasaklandıkları hakları tekrar kullanabilmelerine imkân tanıyan bir düzenleme yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur” şeklinde ifade etmek suretiyle ortaya koymuş, Adli Sicil Kanunu’nun 13/A maddesinde, “5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir.” şeklinde belirtilmiştir. Bu itibarla, memnu hakların iadesi kararı mahiyet itibariyle, mahkumiyet kararına bağlı olarak kaybedilen bütün ehliyetsizlikleri yeniden kazandıran bir karardır. Bu kapsamda, yasaklanmış hakların geri verilmesi, ceza mahkumiyetinden doğan yasakların ve ehliyetsizliklerin ortadan kaldırılmasını sağlayan bir müessese olup, sadece mülga 765 sayılı veya 5237 sayılı Kanun'larda öngörülen hak yoksunlukları ve ehliyetsizlikleri değil, bu kanunların dışındaki kanunların belli suçlardan dolayı veya belli bir ceza mahkumiyetine bağladığı hak yoksunluklarını da ortadan kaldırmaktadır. Uyuşmazlıkta, ilk derece mahkemesince, 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde ifade edilen katalog suçlardan mahkumiyeti bulunan davacının, memnu hakları iade edilmiş olsa dahi hak mahrumiyetinin devam etmekte olduğu, bu nedenle kamu görevine alınamayacağına yer verilmiş ise de; bu durumun memnu hakların iadesi kurumunu düzenleyen kanun hükmünün açık lafzı ve düzenleniş amacıyla bağdaşmadığı, 5352 sayılı Kanun’un 13/A maddesinde belli suçlar bakımından bir sınırlama olmadığı gibi, yukarıda bahsedilen iki şartın dışında da bir şart öngörülmediği açıktır. Kaldı ki yukarıda listelenen kanunların ilgili maddelerinde de 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde yer alan hükme aynen yer verilmiş, anılan kanunlarda da memnu hakların iadesine yönelik istisnalara yer verilmemiş olup, memnu hakların iadesi kararının alınmasının süresiz hak mahrumiyetini engellemeyeceğinin kabulü halinde, kasten işlenen 1 yıldan fazla hapis cezası mahkumiyeti ya da katalog suçlardan mahkumiyeti bulunan bir kişi ömrünün sonuna kadar hiçbir mesleği yürütemez hale gelecektir. Bu durumda, Ceza mahkûmiyetine bağlı hak yoksunluğu, memnu hakların iadesi kararı ile ortadan kalkmış olan ve Devlet memuru olarak atanmasında hukuki bir engeli kalmayan davacının atamasının yapılmamasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın reddi yolundaki temyize konu İdare Mahkemesi ısrar kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle bozulması gerektiği oyuyla, çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

HAGB Kararının Memuriyete Etkisi

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB), 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesiyle düzenlenmiş bir kurumdur. HAGB kararı hukuken kesin olarak sonuç doğurmamakla birlikte beraat anlamına da gelmez; belirtilen denetim süresi içinde sanık denenmektedir. Bu süre içinde kasten yeni suç işlenmemesi ve denetimli serbestlik yükümlülüklerine uyulması halinde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilir.

Danıştay 8. Daire, E. 2018/1975, K. 2022/2186Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2018/1975 E.  ,  2022/2186 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2018/1975 Karar No : 2022/2186 DAVACI : … VEKİLİ : Av. … DAVALILAR : 1- … Bakanlığı VEKİLİ : … 2- … Müdürlüğü VEKİLİ : Av. … DAVANIN KONUSU : 1- Kırşehir Polis Meslek Eğitim Merkezi (POMEM) Müdürlüğü öğrenci adayı olan davacının, Kırşehir Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğü'nden ilişiğinin kesilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı işlem ile; 2- Bireysel işlemin dayanağı olan Özel Harekat Biriminde İstihdam Edilmek Üzere Polis Meslek Eğitim Merkezlerine Alınacak Öğrencilerin Giriş Şartları ve Eğitim Öğretimlerine İlişkin Usul ve Esasların 7. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin (1) numaralı alt bendinin iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Davacının özel harekat öğrencisi olarak Kırşehir Polis Meslek Eğitim Merkezinde eğitimine devam etmekte iken, “memura görevinden dolayı hakaret” suçundan dolayı “1 yıl 2 ay hapis" cezası ile cezalandırıldığı ve ceza hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verildiği, 657 sayılı Kanunun 48. maddesinde devlet memurluğuna girişe ilişkin şartların düzenlendiği, ilgili düzenlemede memur alımı için kesin hüküm ile kurulmuş mahkumiyetin arandığı, HAGB kararının kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olarak değerlendirilemeyeceğini, kanun koyucu tarafından hukuki bir sonuç doğurmayan bu kurumun dava konusu Yönetmelik maddesiyle sonuç doğurur hale getirildiği, 657 sayılı Kanunun 98. maddesinde yer alan meslekten çıkarılmasını gerektirecek bir durumunun bulunmadığı, ileri sürülmektedir. DAVALI İDARELERİN SAVUNMALARI: … BAKANLIĞI'NIN SAVUNMASI :Dava konusu Yönetmelik hükmünün üst hukuk normlarına uygun olduğu, davacının ilgili Yönetmelikte yer alan şartları taşımadığından ilişiğinin kesildiği, tesis edilen ilişik kesme işleminin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır. … GENEL MÜDÜRLÜĞÜ'NÜN SAVUNMASI: Kırşehir Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğüne geçici kaydı yapılan davacının, Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması neticesinde “memura görevinden dolayı hakaret” suçundan dolayı “1 yıl 2 ay hapis" cezası ile cezalandırıldığı ve ceza hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, ilgili Usul ve Esaslarda bu hususun ilişik kesme nedenleri arasında sayıldığı, Özel Harekat Birimlerinde İstihdam Edilmek Üzere Polis Meslek Eğitim Merkezlerine Alınacak Öğrencilerin Giriş Şartları ve Eğitim Öğretimine ilişkin Usul ve Esasların 7. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde "e) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile, adayın kendisinin ve evli ise eşinin; 1) Kasten işlenen bir suçtan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmamak, " hükmünün yer aldığı, ilgili Usul ve Esaslarda yer alan şartları taşımayan davacının ilişiğinin kesilmesinin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Düzenleyici işlem yönünden davanın reddi, ilişik kesme işlemi yönünden işlemin iptali gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : … DÜŞÜNCESİ : Dava; Özel harekat birimlerinde istihdam edilmek üzere Kırşehir Polis Meslek Eğitim Merkezinde öğrenci olan davacının, Eğitim Merkezinden ilişiğinin kesilmesine dair Polis Akademisi Başkanlığının 20/09/2017 tarihli işlemi ile söz konusu işleme dayanak alınan Özel Harekat Birimlerinde İstihdam Edilmek Üzere Polis Meslek Eğitim Merkezlerine Alınacak Öğrencilerin Giriş Şartları ve Eğitim-Öğretimlerine İlişkin Usul ve Esaslar'ın 7. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin 1 numaralı alt bendinin iptali istemiyle Emniyet Genel Müdürlüğü ile İçişleri Bakanlığına karşı açılmıştır. Her ne kadar dava dilekçesinin "konu" ve "sonuç" bölümünde; Özel Harekat Birimlerinde İstihdam Edilmek Üzere Polis Meslek Eğitim Merkezlerine Alınacak Öğrencilerin Giriş Şartları ve Eğitim-Öğretimlerine İlişkin Usul ve Esaslar'ın 7. maddesinin 1/e bendinin 1 numaralı alt bendinin iptali istenilmiş ise de; "açıklamalar" bölümündeki iddiaların "bendin" tümüne yönelik değil " hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi" ibaresiyle sınırlandırıldığı görülmüş olup; inceleme bu kapsamda yapılmıştır. Dosyanın incelenmesinden; sınavlarda başarılı olması sonucunda Kırşehir Polis Meslek Eğitim Merkezine geçici olarak kaydı yapılan davacının, idarece yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda "tehdit, memura görevinden dolayı hakaret" suçundan … Asliye Ceza Mahkemesinin (kapatılan) … tarih ve E:… , K:… sayılı kararı ile 1 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılıp, 5271 sayılı CMK'nın 231/5 maddesi uyarınca Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakıldığının tespit edilmesi üzerine, Özel Harekat Birimlerinde İstihdam Edilmek Üzere Polis Meslek Eğitim Merkezlerine Alınacak Öğrencilerin Giriş Şartları ve Eğitim-Öğretimlerine İlişkin Usul ve Esaslar'ın dava konusu edilen hükmü uyarınca Eğitim Merkeziyle ilişiğinin kesildiği, diğer yandan, bahse konu mahkeme kararının … Ceza Dairesinin E:… K:… sayılı kararı ile bozulması sonrasında, "hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının" kaldırıldığı ve … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarihli, E:… , K:… sayılı kararı ile davacının "Beraat" ettiği ve istinafa gidilmeden 30.11.2019 tarihinde kararın kesinleşmiş olduğu anlaşılmıştır. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı incelendiğinde; 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununa 26.04.2005 gün ve 5336 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile eklenen Ek 24. Maddesinin üçüncü fıkrasında, "Özel harekat birimlerinde istihdam edilmek üzere, yirmisekiz yaşından gün almamış olmak kaydıyla, en az lise veya dengi okul mezunları, Kamu Personel Seçme Sınavı şartı aranmaksızın, fiziki yeterlilik ve mülakat sınavları ile polis meslek eğitim merkezlerine alınabilir. Bu fıkra kapsamında alınacak olanların eğitim süresi ve eğitim şekline ilişkin usul ve esaslar ile diğer hususlar Bakanlık tarafından belirlenir." hükmü getirilmiştir. Yukarıda yer verilen 3201 sayılı Yasa'nın Ek 24. Madde üçüncü fıkrası hükmüne dayanılarak hazırlanıp 07/11/2016 tarihli Bakanlık Olur'u ile yürürlüğe giren Özel Harekat Birimlerinde İstihdam Edilmek Üzere Polis Meslek Eğitim Merkezlerine Alınacak Öğrencilerin Giriş Şartları ve Eğitim-Öğretimlerine İlişkin Usul ve Esaslar'ın " adaylarda aranacak şartlar" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin 1 numaralı alt bendinde; "Kasten işlenen bir suçtan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkum olmamak", özel harekat eğitimi verilen POMEM'lere başvuracak adaylarda aranılacak şartlar arasında sayılmış; 21. Maddesinin 2. Fıkrasında, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması olumsuz olan … adayların dosyalarının POMEM Müdürlüğü tarafından Başkanın onayı ile işlemden kaldırılmak üzere Başkanlığa gönderileceği "; 30. Maddesinin 3/a bendinde, " giriş ile ilgili nitelikleri taşımadıkları öğrenimleri sırasında anlaşılanların ilişiklerinin kesileceği" düzenlenmiştir. Genel bir emniyet görevlisi olarak polislere, toplumun her anlamda huzur ve güvenliğini sağlamak, korumak ve devam ettirmek konusunda yetki, görev ve sorumluluklar tanınmıştır. Yürüttükleri hizmetin niteliği ve sahip oldukları yetki ve sorumluluklar, polislerin güvenilir ve disiplinli kişiler olmasını gerektirmektedir. Bu doğrultuda bu mesleğe alınacak ve devam edeceklerde bazı özel niteliklerin aranması amacına yönelik düzenlemeler yapılmasının kamu yararı ve hizmet gereği olduğu tartışmasızdır. Dava konusu edilen ibarelerin, yargılaması ile bağlantısı olması nedeniyle uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için özelde ceza yargılaması, genelde hukukun temel ilkeleri açısından bazı kavramların irdelenerek açıklanması gerekmektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Hükmün Açıklanması ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması" başlıklı 231. Maddesinin 5. Fıkrasında; “Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade eder.” hükmü; anılan maddenin 8. Fıkrasında “.(Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. (Ek cümle: 18/6/2014-6545/72 md.) Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak… yerine getirmesine karar verilebilir." hükmü; 10. Fıkrasında; “Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.” hükmü; 13. Fıkrasında “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından, istenmesi halinde bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.” hükmü yer almaktadır. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasının koşulları Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesinde; 1- Sanığın Sübut Bulan Fiili karşılığında Takdir Edilen Ceza Miktarının İki Yılı Geçmemesi veya Adli Para Cezasına Hükmedilmesi 2- Sanığın Daha Önceden Kasıtlı Bir Suçtan Mahkûm Olmamış Olması 3- Suç Nedeniyle Mağdurun veya Kamunun Uğradığı Zararın Aynen İade, Suçtan önceki Hale Getirme veya tazmin Suretiyle Tamamen Giderilmesi 4-Mahkeme Tarafından Sanığın Yeniden Suç İşlemeyeceği Yönünde Bir Kanaate Ulaşılması 5-İşlenen Suçun Anayasa’nın 174. maddesinde Sayılan İnkılâp Kanunlarının Korunmasına İlişkin Kanunlarda Yer Alan Suçlardan Olmaması 6. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına Karar Verilmesini Sanığın Kabul Etmesi, olarak belirlenmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.(CMK 231/5) Yani denetim süresi olan beş yıl boyunca kasten bir suç işlenmemesi ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranılması durumunda, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilecektir. Böylece suçlu hiç yargılanmamış gibi olacak ve suçu sabıka kaydında görülmeyecektir. Sanığı mümkün oldukça damgalamamak ve özelikle çocuk suçlular bakımından onları topluma sağlıklı ve normal bireyler olarak tekrar kazandırmak kurumun en temel amacıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması belli koşullara tabi olduğu gibi, hükmün açıklanması geri bırakıldığında da belli sonuçlar doğurmaktadır. Yine aynı kanun maddesine göre; bu sonuçlar şu şekilde sıralanabilir: 1. Dava Zamanaşımının Durması 2. Denetim Süresinin Kasıtlı Bir Suç işlemeden Geçirilmesi Zorunluluğu 3. Denetimli Serbestlik Tedbirleri Uygulanmasına Karar Verilmesi Gerekliliği 4. Tecil ve Seçenek Yaptırımın imkânsızlığı 5. Hükmün Açıklanması Beş yıllık denetim süresi içinde suçlunun kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme beş yıllık sürenin sonunu beklemeksizin hemen hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen denetimli serbestlik yükümlülüklerini veya kamunun veya mağdurun uğradığı zararı tazmin yükümlülüğünü yerine getiremeyen suçlunun durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir. Dolayısıyla; 5 yıllık süre içinde koşulları sağlamayan kişiye verilen ceza açıklanır ve bu halde de; kişi hakkında gerekli işlemlerin her zaman tesis edilmesinin mümkün olduğu da şüphesizdir. Kaldı ki; davacının yargılandığı suç nedeniyle hakkında verilen 1 yıl 2 aylık hapis cezasının 5 yıllık deneme süresinin dolmasına dahi gerek kalmadan Yargıtayın "bozma" kararı üzerine yine mahkeme kararı ile ortadan kaldırılarak yeniden yapılan yargılama sonucunda "beraat" etmiştir. Bu halde; davacının yargılandığı suçun niteliği gereği, 1 yıl 2 ay verilen hapis cezası hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi (5 yıllık sürede aksi bir karar verilmediği sürece) durumunda; artık Polis Meslek Eğitim Merkezi öğrenciliğine engel olacak nitelikte bir suçun varlığından söz edilemeyeceğinden; bahse konu düzenlemedeki dava konusu ibarede ve bu ibareye dayanılarak tesis edilen POMEM Müdürlüğünden ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, Özel Harekat Birimlerinde İstihdam Edilmek Üzere Polis Meslek Eğitim Merkezlerine Alınacak Öğrencilerin Giriş Şartları ve Eğitim-Öğretimlerine İlişkin Usul ve Esaslar'ın 7. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin 1 numaralı alt bendinde yer alan "…hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi …" ibaresi ile bireysel işlemin iptali; gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 30/03/2022 tarihinde, davacı vekili Av. … 'un ve davalı İçişleri Bakanlığı vekili Hukuk Müşaviri … , davalı Emniyet Genel Müdürlüğü vekili Av. … 'nün geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ SÜREÇ : Dava konusu Usul ve Esaslar, 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanununun ek 24. maddesinin 3. fıkrasına dayanılarak hazırlanmıştır. İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Kırşehir Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğüne 19. Dönem özel harekat öğrenci adayı olarak geçici kaydı yapılan davacının, hakkında yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde, davacı hakkında … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararı ile "memura görevinden dolayı hakaret" suçundan 1 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırıldığı ve bu cezanın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiğinin tespit edilmesi üzerine, Kırşehir Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğü Yönetim Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla ilişiğinin kesilmesine karar verildiği, Polis Akademisi Başkanlığının 20/09/2017 tarihli Olur işlemi ile de ilişiğinin kesilerek dosyasının işlemden kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. ESAS YÖNÜNDEN: İlgili Mevzuat: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında; herkesin, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu, bu hakkın, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsadığı, kişisel verilerin, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği, kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hükmüne yer verilmiştir. 25/5/2005 tarihli ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Kanun, kesinleşmiş ceza ve güvenlik tedbirlerine mahkûmiyete ilişkin bilgilerin otomatik işleme tâbi bir sistem kullanılarak toplanmasına, sınıflandırılmasına, değerlendirilmesine, muhafaza edilmesine ve gerektiğinde en seri ve sağlıklı biçimde ilgililere bildirilmesine dair usul ve esasları belirler.”, ”Diğer bilgilerin kaydı” başlıklı 6. maddesinde; “ (1) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenmesi halinde verilmek üzere kaydedilir. (2) (Ek:2/7/2012-6352/103 md.) Karşılıksız yararlanma suçunda etkin pişmanlıktan yararlanması dolayısıyla şüpheli, sanık veya hükümlü hakkında verilen kararlar adlî sicilde bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Onbeş yıl süreyle muhafaza edilen bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı veya mahkeme tarafından istenmesi halinde verilebilir.” hükümleri yer almaktadır. 26/10/1994 tarihli ve 4045 sayılı Güvenlik Soruşturması, Bazı Nedenlerle Görevlerine Son Verilen Kamu Personeli ile Kamu Görevine Alınmayanların Haklarının Geri Verilmesine ve 1402 Numaralı Sıkıyönetim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 1. maddesinde; “Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması; kamu kurum ve kuruluşlarında, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile askeri, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ve ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel hakkında yapılır. Devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması, güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları ile bunu yapacak merciler ve üst kademe yöneticilerinin kimler olduğu Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulacak yönetmelik ile düzenlenir.” hükmü yer almakta iken 18/10/2018 tarihli ve 7148 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 29. maddesiyle söz konusu maddeye ikinci fıkra olarak “Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden bilgi ve belge almaya, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında tutulan kayıtlara ulaşmaya, Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından yürütülen soruşturma sonuçlarını, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ile kesinleşmiş mahkeme kararlarını almaya yetkilidir.” hükmü eklenmiş ve söz konusu hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru neticesinde Anayasa Mahkemesinin 19/2/2020 tarih ve E:2018/163, K:2020/13 sayılı kararı ile ilgili hüküm iptal edilmiştir. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun “Kamu davasını açmada takdir yetkisi” başlıklı 171. maddesinin 5. fıkrasında; “(5) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin kararlar, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.”, “Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması” başlıklı 231. maddesinde; “(13) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.” hükmü yer almaktadır. 07/04/2021 tarih ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu'nun "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinde; "Bu Kanun, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılmasına ve elde edilecek verilerin kullanılmasına ilişkin temel ilkeleri, kimler hakkında yapılacağını, araştırma konusu edilecek bilgi ve belgelerin neler olduğunu, bu bilgilerin ne şekilde kullanılacağını, hangi mercilerin soruşturma ve araştırma yapacağını, Değerlendirme Komisyonunun oluşumu ve çalışma usul, esaslarını, veri güvenliği ile verilerin saklanma ve silinme sürelerini düzenlemektedir.", "Hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacaklar" başlıklı 3. maddesinde; "(1) Arşiv araştırması, statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın ilk defa veya yeniden memuriyete yahut kamu görevine atanacaklar hakkında yapılır. (2) Kurum ve kuruluşlarda, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ile ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri, özel kanunları uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulan kişiler ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması birlikte yapılır.", "Arşiv araştırması" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Arşiv araştırması; a) Kişinin adli sicil kaydının, b) Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığının, c) Kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının, ç) Kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları ve 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında alınan kararlar ile kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların, d) Hakkında kamu görevinden çıkarılma ya da kesinleşmiş memurluktan çıkarma cezası olup olmadığının, mevcut kayıtlardan tespit edilmesidir.", "Güvenlik soruşturması" başlıklı 5. maddesinde; "(1) Güvenlik soruşturması, arşiv araştırmasındaki hususlara ilave olarak kişinin; a) Görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerinin, b) Yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin, c) Terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olup olmadığının, mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesidir.", "Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapacak birimler" başlıklı 6. maddesinin 1. ve 2. fıkrasında "(1) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleri tarafından yapılır. (2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler, kendilerine iletilen taleple sınırlı olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden gerekli bilgi ve belgeler ile bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve kayıtları almaya yetkilidir." hükümlerine yer verilmiş, ayrıca söz konusu Kanun'un 7. maddesinde, yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi amacıyla Değerlendirme Komisyonu kurulmasına ve bu komisyonun çalışma esaslarına ilişkin kurallara, "Kişisel Verilerin Korunması" başlıklı Üçüncü Bölümünde, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında erişilen bilgilerin ne şekilde işleneceği, korunacağı, güvenlik önlemlerinin alınacağı, ne kadarlık bir zaman dilimi sonrasında silinip, yok edileceği gibi düzenlemelere yer verilmiştir. 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun ek 24. maddesine dayanılarak çıkarılan Özel Harekat Birimlerinde İstihdam Edilmek Üzere Polis Meslek Eğitim Merkezlerine Alınacak Öğrencilerin Giriş Şartları ve Eğitim Öğretimine ilişkin Usul ve Esasların 7. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde "e) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile, adayın kendisinin ve evli ise eşinin; 1) Kasten işlenen bir suçtan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmamak, 2) Affa uğramış veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık veya cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan dolayı mahkûm olmamak veya bu suçlardan dolayı devam etmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma bulunmamak veya kovuşturması uzlaşma ile neticelenmemiş olmak," hükümleri yer almaktadır. Özel Harekat Biriminde İstihdam Edilmek Üzere Polis Meslek Eğitim Merkezlerine Alınacak Öğrencilerin Giriş Şartları ve Eğitim Öğretimlerine İlişkin Usul ve Esasların 7. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin (1) numaralı alt bendi yönünden inceleme; Özel Harekat Biriminde İstihdam Edilmek Üzere Polis Meslek Eğitim Merkezlerine Alınacak Öğrencilerin Giriş Şartları ve Eğitim Öğretimlerine İlişkin Usul ve Esasların 7. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin (1) numaralı alt bendinde kasten işlenen bir suçtan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olanların öğrenci adayı olamayacağı düzenlenmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi çerçevesinde sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibariyle bünyesinde iki karar barındırmakta olup, ilk karar teknik anlamda hüküm sayılan, ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması halinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması halinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmü, ikinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Öte yandan söz konusu karar hukuken varlık kazanamadığından hüküm ifade etmese de bu karar beraat anlamına gelmemekte, belirtilen süre içerisinde sanık denenmektedir. Denetim süresi sonunda beklenilen gibi davranması halinde, beraat kararının hüküm ve sonuçları doğacaktır. Diğer taraftan polisin; toplumun asayişini, kişilerin, tasarruf emniyetini ve konut dokunulmazlığını korumak, halkın ırz, can ve malını muhafaza ve halkın istirahatini sağlamakla görevli ve genel bir emniyet görevlisi olması nedeniyle bu mesleğe girecek ve sürdürecek olanların da hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde güvenilir, onurlu, iyi ahlaklı ve disiplinli kişiler arasından seçilmeleri gerekmektedir. Bu durumda, polislik mesleğinin yukarıda aktarılan özelliği gereği, bu mesleğe alınacaklarda diğer memurlardan farklı olarak bazı özel niteliklerin aranması gerektiği açıktır. Her ne kadar hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kesinleşmiş bir hüküm ifade etmese de polislik mesleğinin özellikleri dikkate alındığında dava konusu düzenleme hükmünün azami titizlik gösterilerek hazırlandığı anlaşılmakta olup, söz konusu hükümde kamu yararı ve hizmet gerekleri yönünden hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Davacının ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlem yönünden yapılan inceleme; Uyuşmazlık konusu olayda; davacıya ilişkin … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararı ile verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar kayıtlarının Kırşehir Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğüne bildirildiği ve bu kayıtlar dikkate alınmak suretiyle davacının Usul ve Esaslarda yer alan şartları taşımadığından bahisle Eğitim Merkezi Müdürlüğünden ilişiğinin kesildiği anlaşılmaktadır. Dava dosyasını çözebilmek için öncelikle aydınlığa kavuşturulması gereken konu hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından görülüp görülemeyeceği hususudur. 4045 sayılı Kanun'un ilk halinde HAGB kararını güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli olanların görebileceğine ilişkin herhangi bir hüküm yer almamakta iken, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda ise söz konusu kararların ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenmesi halinde verilmek üzere kaydedileceği belirtilmektedir. Bu durumda 4045 sayılı Kanun'un ilk halinde güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli olanların HAGB kararlarını görmeye yetkili olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Diğer taraftan 4045 sayılı Kanun'un 1. maddesine 7148 sayılı Kanun'un 29. maddesiyle eklenen fıkra ile güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlere HAGB kararlarını görebilme yetkisinin verildiği görülmektedir. Bu durumda 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'nda HAGB kararlarının kimler tarafından ve ne zaman görüleceği düzenlediğinden 5352 sayılı Kanun'daki hüküm ile 4045 sayılı Kanun'a eklenen hüküm arasında bir çelişki/çatışma ortaya çıkmaktadır. Bilindiği üzere hukuk kuralları arasında ortaya çıkan çatışmalarda çözüme ulaşabilmek için üç ilkeden yararlanılır. Bunlar; “üst kanun alttaki düzenlemeyi, sonraki kanun öncekini ve özel kanun genel kanunu ilga eder” ilkeleridir. Uyuşmazlık konusu olayda iki kanun arasındaki çelişki çözülmeye çalışıldığından sonraki kanun öncekini ve özel kanun genel kanunu ilga eder ilkelerinden yararlanmak gerekmektedir. 5352 sayılı Kanun'un 6. maddesinde HAGB kararlarının ne şekilde kaydedileceği ve kimlerin görebileceği düzenlenmiş iken 4045 sayılı Kanun'a eklenen madde ile güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bu bilgileri görebileceğine yönelik 5352 sayılı Kanun'un 6. maddesine oranla daha özel bir düzenleme getirildiğinden ve ayrıca sonraki tarihli bir düzenleme olduğundan 4045 sayılı Kanun'a eklenen maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin HAGB kararlarını görme yetkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan 4045 sayılı Kanun'a eklenen madde Anayasa Mahkemesi tarafından 19/2/2020 tarihinde iptal edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 153. maddesinde iptal kararlarının geriye yürümeyeceği düzenlenmiş olduğundan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin HAGB kararlarını görme yetkisi Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçerli olacaktır. Kanun koyucu tarafından kabul edilen 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu'nun 4. maddesinde 4045 sayılı Kanun'la verilen yetkinin iptal kararında belirtilen hususlar gözetilerek yeniden düzenlendiği görülmekte olup, yukarıda belirtilen iptal kararının verildiği tarih ile 7315 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihler arasında da HAGB kararının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından görülemeyeceği açıktır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 03/06/2021 tarih ve E:2020/24, K:2021/39 sayılı kararında " İtiraz konusu kuralların da yer aldığı 4045 sayılı Kanun 7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun 13. maddesinin (8) numaralı fıkrasıyla yürürlükten kaldırılmıştır. Başvuran Mahkemede bakılmakta olan davalara konu işlemler itiraz konusu kuralların yürürlükte olduğu dönemde bu kurallar uyarınca tesis edilmiştir. 7315 sayılı Kanun, kuralların dayanak teşkil ettiği işlemlerin hukuki etkilerine dair geçmişe yönelik herhangi bir özel hüküm içermemektedir. Hukuka uygunluk karinesinden yararlanan ve iptal edilmediği ya da yürürlükten kaldırılmadığı sürece hukuk aleminde varlığını ve etkilerini devam ettiren idari işlemlerin hukuki denetimi, tesis edildiği dönemde yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilmektedir…" yer alan gerekçesiyle 7315 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmeden önce tesis edilen işlemlere uygulanamayacağını belirtmektedir. Özet olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından 18/10/2018 tarihli ve 7148 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 26/10/2018 tarihinden öncesinde ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının tarihi olan 19/2/2020 tarihi ile 7315 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 17/04/2021 tarihi arasında tesis edilen işlemlerde görülemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Davacının Kırşehir Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğüne 19. Dönem özel harekat öğrenci adayı olarak geçici kaydının yapıldığı, hakkında yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde, … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararı ile "memura görevinden dolayı hakaret" suçundan 1 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırıldığı ve bu cezanın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiğinin tespit edilmesi üzerine, Kırşehir Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğü Yönetim Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla ilişiğinin kesilmesine karar verildiği, Polis Akademisi Başkanlığının 20/09/2017 tarihli Olur işlemi ile de ilişiğinin kesilerek dosyasının işlemden kaldırılmasına kaldırılmasına karar verildiği, anılan işlemin davacıya tebliği üzerine de bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Uyuşmazlık konusu olayda ilişik kesme işleminin 20/09/2017 tarihinde gerçekleştirildiği görülmekte olup, işleme dayanak olarak elde edilen HAGB bilgisinin yukarıda belirtilen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından HAGB kararlarını görme yetkisinin olmadığı zamanda elde edildiği görülmektedir. Bu durumda davacı hakkında yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde davacının "memura görevinden dolayı hakaret" suçundan dolayı almış olduğu HAGB kararına hukuka aykırı bir şekilde ulaşıldığı anlaşıldığından bu şekilde elde edilen bilgi çerçevesinde tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Öte yandan dava konusu uyuşmazlık temyiz aşamasında iken, 7315 sayılı Kanun'un Resmi Gazete'de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe konulduğu, Kanun'un 13. maddesinin 8. fıkrası ile 4045 sayılı Kanun'un yürürlükten kaldırıldığı ve 14. maddesiyle, 4045 sayılı Kanun'a yapılan atıfların bu Kanun'a yapılmış sayılacağı düzenlemesine yer verilmiş olduğu hususları gözetildiğinde; davalı idarece, 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu'nda öngörülen temel ilkelere, usul ve esaslara uygun olarak, davacı hakkında yeniden bir güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılabileceği de açıktır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Özel Harekat Biriminde İstihdam Edilmek Üzere Polis Meslek Eğitim Merkezlerine Alınacak Öğrencilerin Giriş Şartları ve Eğitim Öğretimlerine İlişkin Usul ve Esasların 7. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin (1) numaralı alt bendi yönünden DAVANIN REDDİNE oybirliği ile, 2. Davacının ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlem yönünden dava konusu işlemin İPTALİNE oyçokluğu ile, 3. Dava kısmen ret, kısmen iptal şeklinde sonuçlandığından aşağıda dökümü yapılan yargılama giderlerinin yarısı olan … TL'nin davacı üzerine bırakılmasına, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için öngörülen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine; yargılama giderlerinin diğer yarısı olan … TL'nin ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için öngörülen … TL vekalet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine, 4. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine, 5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 30/03/2022 tarihinde karar verildi. KARŞI OY (X) Dava, davacının Polis Meslek Eğitim Merkezinden ilişiğinin kesilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı işlem ile bu işlemin dayanağı olan Özel Harekat Biriminde İstihdam Edilmek Üzere Polis Meslek Eğitim Merkezlerine Alınacak Öğrencilerin Giriş Şartları ve Eğitim Öğretimlerine İlişkin Usul ve Esasların 7. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin (1) numaralı alt bendinin iptali istemiyle açılmıştır. Kamu görevlilerinin sadakat, tarafsızlık ve devlete bağlılık yükümlülüğü çerçevesinde devleti temsil eden ve millî güvenlik bakımından hassasiyet içeren bazı kamu görevlerine atanacak kişiler bakımından daha sıkı nitelikler aranması ve birtakım sınırlamaların getirilmesi doğaldır. Bu şekilde aranan nitelikler ve kanunlarda öngörülen kısıtlamalar, kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir biçimde yürütülmesi amacına yöneliktir. Silahlı kuvvetler, emniyet gibi millî güvenlik açısından önem arz eden kurumlara personel alımında ilgili kamu hizmeti niteliği gereği bazı özel koşulların aranması gerektiği açıktır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, devletlerin milli güvenliğin korunması amacını gerçekleştirmede sahip oldukları takdir yetkisinin geniş olduğunu kabul etmektedir. AİHM, Sözleşme'ye taraf devletin milli güvenliği korumak için yetkili ulusal makamlarına ilk olarak kişiler hakkında bilgi toplama ve halka açık olmayan siciller tutma, ikinci olarak milli güvenlik bakımından önemli kadrolarda çalışmak isteyen adayların bu işe uygunluğunu takdir ederken bu bilgiyi kullanma yetkisi veren kurallara sahip olmaları gerektiğinde kuşku bulunmadığını belirtmektedir. (Leander/İsveç, B.No: 9248/81, 26/3/1987, § 59). Belirli kamu kurum ve kuruluşlarda görev yapacak personel alımlarında uygulanacak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının usul ve esasları dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan 4045 sayılı Kanun uyarınca yapılmaktadır. 18/10/2018 tarihli ve 7148 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 29. maddesiyle 4045 sayılı Kanun'un 1. maddesine ikinci fıkrası olarak “Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden bilgi ve belge almaya, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında tutulan kayıtlara ulaşmaya, Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından yürütülen soruşturma sonuçlarını, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ile kesinleşmiş mahkeme kararlarını almaya yetkilidir.” hükmü eklenmiştir. Söz konusu hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru neticesinde Anayasa Mahkemesinin 19/2/2020 tarih ve E:2018/163, K:2020/13 sayılı kararında yer alan "11. Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarında belirtildiği üzere “…adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini ortaya koyan bilgiler değil; telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler, etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri, sağlık bilgileri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm veriler…” kişisel veri olarak kabul edilmektedir (AYM, E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014; E.2014/149, K.2014/151, 2/10/2014; E.2014/74, K.2014/201, 25/12/2014; E.2014/180, K.2015/30, 19/3/2015; E.2015/32, K.2015/102, 12/11/2015). 12. Bu bağlamda güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasıyla elde edilen veriler kişisel veri niteliğindedir. Dava konusu kural, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında kişilerin kişisel veri niteliğindeki özel hayatı, iş ve sosyal yaşamıyla ilgili bilgilerinin alınmasına, hakkındaki suç işlediğine dair iddiaların değerlendirildiği Cumhuriyet savcılığı, hâkim veya mahkeme kararlarının tutulduğu kayıtlara ulaşılmasına ve bu kayıtların kullanılmasına imkân tanıması nedeniyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getirmektedir. 13. Anayasa’nın 20. maddesi uyarınca kişisel veriler ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Anayasa’nın 13. maddesinde de “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmüne yer verilerek temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği ifade edilmiştir. Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri uyarınca kişisel verilerin korunmasını isteme hakkını sınırlamaya yönelik kanuni bir düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir. 14. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 15. Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrasında memurlar ve kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülükleri düzenlenmiştir. Belirtilen husus gözetilerek kamu görevinde çalıştırılacak kişiler bakımından güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması yönünde düzenlemeler getirilmesi kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Ancak bu alanda düzenleme öngören kuralların kamu makamlarına hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde tedbirler uygulama ve özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına yönelik müdahalelerde bulunma yetkisi verildiğini yeterince açık olarak göstermesi ve muhtemel kötüye kullanmalara karşı yeterli güvenceleri sağlaması gerekir. 16. Kuralda güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli olanların bu kapsamda kişisel veri niteliğindeki bilgilere ulaşması öngörülmüşken Kanun’da bu bilgilerin ne şekilde kullanılacağına, hangi mercilerin soruşturma ve araştırmayı yapacağına, bu bilgilerin ne suretle ve ne kadar süre ile saklanacağına, ilgililerin söz konusu bilgilere itiraz etme imkânının olup olmadığına, bilgilerin bir müddet sonra silinip silinmeyeceğine, silinecekse bu sırada izlenecek usulün ne olduğuna, yetkinin kötüye kullanımını önlemeye yönelik nasıl bir denetim yapılacağına ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Diğer bir ifadeyle güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılmasına ve elde edilecek verilerin kullanılmasına ilişkin keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir kanuni güvenceler belirlenmeksizin, kuralla güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli olanların bu soruşturma ve araştırma kapsamında kişisel veri niteliğindeki bilgileri almakla yetkili oldukları belirtilmiştir. 17. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda kişisel veri niteliğindeki bilgilerin alınmasına, kullanılmasına, işlenmesine yönelik güvenceler ve temel ilkeler kanunla belirlenmeksizin bunların alınmasına ve kullanılmasına izin verilmesi Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleriyle bağdaşmamaktadır." gerekçesiyle ilgili hükmün iptaline karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu iptal kararından öncede 7/02/2019 tarih ve 2014/7256 başvuru numaralı "Fatih Saraman" ve 29/05/2019 tarih ve 2014/15365 başvuru numaralı "Turgut Duman" kararları ve benzer nitelikli diğer kararları ile 657 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (A) bendinin (8) numaralı alt bendinin iptali istemiyle açılan davada 4045 sayılı Kanunun kanunilik şartını sağlamadığı sonucuna ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesince verilen ihlal kararları ve yukarıda belirtilen iptal kararı gerekçeleri de dikkate alınarak 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu kabul edilmiş ve bu Kanun 17/04/2021 tarih ve 31457 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Kanunun genel gerekçesinde "Bu Kanunun hazırlanmasındaki temel gerekçe, oluşan hukuk boşluğunun Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarında gösterdiği gerekçeler de dikkate alınarak adil ve tarafsız bir güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sisteminin kurularak giderilmesidir. Kanun hazırlanırken Anayasa Mahkemesi iptal kararları, mevcut uygulama tecrübeleri, diğer ülke mevzuatları yargı kararları incelenip dikkate alınmış ve düzenlemenin değişiklik taslağı yerine yasa yapım tekniğine daha uygun olacağı düşünülerek müstakil bir kanun olarak yapılması tercih edilmiştir." ifadesine yer verilmiş ve Kanunda Anayasa Mahkemesinin vurgulamış olduğu kişisel verilerin korunmasına ilişkin temel ilkeler, kişisel veri güvenliği ve gizliliği, kişisel verilerin silinmesi ve yok edilmesi ile bunlara aykırı davrananlara ilişkin cezai hükümler düzenlenmiştir. Uyuşmazlık konusu olayın çözüme kavuşturulması için Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önce tesis edilen işlemlere karşı açılan ve halen görülmekte olan davaların Anayasa Mahkemesi kararlarından ve 7315 sayılı yeni düzenlemeden nasıl etkileneceğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bilindiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinin 5. fıkrasında iptal kararlarının geriye yürümeyeceği, 6. fıkrasında ise yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı düzenlenmiş olup, sadece hüküm fıkrasının değil gerekçesinin de hüküm fıkrasıyla bir bütün oluşturmasından dolayı bağlayıcı olduğu sonucuna ulaşılabilir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi de yerleşik içtihat haline gelen birçok kararında gerekçelerinin bağlayıcı olduğunu belirtmiştir (AYM 24/05/1988 tarih ve E:1988/11, K:1988/11 sayılı ve 27/10/2011 tarih ve E:2011/60, K:2011/147 sayılı vb. kararları). Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen karar gerekçelerinde kamu görevine alınmada öngörülen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması yönündeki iradenin hukuka aykırı olduğuna ilişkin herhangi bir gerekçenin yer almadığı, kamu görevinde çalıştırılacak kişiler bakımından güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması yönünde düzenlemeler getirilmesinin kanun koyucunun takdirinde olduğunun belirtildiği, ancak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında kişisel veri niteliğindeki bilgilerin alınmasına, kullanılmasına, işlenmesine yönelik güvenceler ve temel ilkelerin saptanmadığının vurgulandığı görülmekte olup, kanun koyucu tarafından, Anayasa Mahkemesinin kararlarında yer alan gerekçeler dikkate alınmak suretiyle 4045 sayılı Kanun'da değişiklik yapmak yerine 7315 sayılı Kanun'un hazırlandığı ve yürürlüğe konulduğu görülmektedir. Bu durumda, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlarındaki kanuni düzeyde eksik düzenleme bulunduğu yolundaki gerekçeler dikkate alınmak suretiyle kanun koyucu tarafından 7315 sayılı Kanun'la yeni düzenleme yapılarak bu konudaki eksiklikler giderildiğinden; kişisel verilerin güvenliğinin sağlanması ve özel hayatın gizliliğinin korunması amacına yönelik anılan Kanun ile getirilen çerçeve de dikkate alınarak, uyuşmazlığın esasının tekrar incelenmesi gerekmektedir. Nitekim Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 05/11/2020 tarih ve Yd itiraz no:2021/303 sayılı kararı da bu doğrultudadır. Uyuşmazlık konusu olayda, Emniyet Genel Müdürlüğü birimlerince güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapıldığı, bu kapsamda arşiv araştırmasının konuları arasında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına ilişkin bilgi ve belgelere dair kayıtların elde edildiği ve elde edilen bu bilgilerin mesleğe alınma noktasında ayrı bir merci olarak öncelikle Polis Akademisi Başkanlığı Kırşehir Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğü Yönetim Kurulunda değerlendirildiği, yapılan nesnel ve gerekçeli değerlendirme üzerine davacının eğitimine son verilmesi gerektiği yolunda teklifte bulunulduğu, bunun üzerine Polis Akademisi Başkanlığının 20/09/2017 tarihli işlemi ile davacının ilişiğinin kesildiği, dolayısıyla, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapan birim ile elde edilen verileri değerlendiren birimin farklı şekilde teşkil edildiği anlaşılmakla, bu uygulamaların, 7315 sayılı Kanun'da öngörülen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmasında izlenecek yol ve yöntemler ile elde edilecek verilerin kullanılmasına ilişkin temel ilkelere ve bu kapsamda anılan Kanun'da yer alan kişisel verilerin güvenliğine ve özel hayatın gizliliğinin korunmasına ilişkin düzenlemeler ile uyumlu olduğu görülmüş olup, ilgili mevzuata uygun olarak tesis edilen bireysel işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Bu durumda hukuka uygun Usul ve Esaslar hükmüne dayanılarak tesis edilen bireysel işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından davanın bu kısmının da reddedilmesi gerektiği oyu ile çoğunluk kararına katılmıyorum.

HAGB kararları adli sicile kaydedilmez; bunlara mahsus ayrı bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlara ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından ulaşılabilir.

Danıştay 8. Daire, E. 2020/525, K. 2023/419Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2020/525 E.  ,  2023/419 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2020/525 Karar No : 2023/419 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Genel Müdürlüğü VEKİLİ : Hukuk Müşaviri … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: … Polis Meslek Eğitim Merkezinde (POMEM) öğrenci adayı olan davacı tarafından, hakkında yapılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliğinin 8. maddesinin 1. fıkrasının (g-1) bendi uyarınca ilişiğinin kesilmesine ilişkin Polis Akademisi Başkanlığının 05/07/2018 tarihli işleminin iptaline karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; davacı hakkında, … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile, "Kültür varlıklarını bulmak amacıyla izinsiz kazı ve sondaj yapmak" suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası verilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) ve 5 yıl denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulmasına karar verildiği, bu durumda, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş mahkumiyet kararı bulunduğu ve Yönetmelikte öngörülen özel şartı sağlamadığı açık olan davacının ilişiğinin kesilmesine yönelik dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Şartları taşımadığının 10 aylık bir süre sonunda tebliğ edildiği, polis okulunu kazandığından bekçilik eğitimine başlamadığı, davaya konu işlemin dayanağının hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı (HAGB) olduğu, Yargıtay kararları ve Ceza Muhakemesi Kanunu 231/5 hükmü uyarınca HAGB'nin hukuki sonuç doğurmayacağı, 657 sayılı Kanunun 48. maddesi çerçevesinde memuriyete alımlarda engel teşkil etmediği ileri sürülmüştür. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : İstemin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile usul ve yasaya aykırı olan Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Malatya Polis Meslek Eğitim Merkezinde (POMEM) öğrenci adayı olan davacının, hakkında yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde; … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile, "Kültür varlıklarını bulmak amacıyla izinsiz kazı ve sondaj yapmak" suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası verilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) ve 5 yıl denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulmasına karar verildiğinin tespit edilmesi üzerine, Malatya Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğü Yönetim Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla ilişiğinin kesilmesine karar verildiği, Polis Akademisi Başkanlığının 05/07/2018 tarihli Olur işlemi ile de ilişiğinin kesilerek dosyasının işlemden kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 20. maddesinin 3. fıkrasında; herkesin, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu, bu hakkın, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsadığı, kişisel verilerin, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği, kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hükmüne yer verilmiştir. 25/5/2005 tarihli ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Kanun, kesinleşmiş ceza ve güvenlik tedbirlerine mahkûmiyete ilişkin bilgilerin otomatik işleme tâbi bir sistem kullanılarak toplanmasına, sınıflandırılmasına, değerlendirilmesine, muhafaza edilmesine ve gerektiğinde en seri ve sağlıklı biçimde ilgililere bildirilmesine dair usul ve esasları belirler.”, ”Diğer bilgilerin kaydı” başlıklı 6. maddesinde; “ (1) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenmesi halinde verilmek üzere kaydedilir. (2)(Ek:2/7/2012-6352/103 md.) Karşılıksız yararlanma suçunda etkin pişmanlıktan yararlanması dolayısıyla şüpheli, sanık veya hükümlü hakkında verilen kararlar adlî sicilde bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Onbeş yıl süreyle muhafaza edilen bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı veya mahkeme tarafından istenmesi halinde verilebilir.” hükümleri yer almaktadır. 26/10/1994 tarihli ve 4045 sayılı Güvenlik Soruşturması, Bazı Nedenlerle Görevlerine Son Verilen Kamu Personeli ile Kamu Görevine Alınmayanların Haklarının Geri Verilmesine ve 1402 Numaralı Sıkıyönetim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 1. maddesinde; “Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması; kamu kurum ve kuruluşlarında, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile askeri, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ve ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel hakkında yapılır. Devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması, güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları ile bunu yapacak merciler ve üst kademe yöneticilerinin kimler olduğu Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulacak yönetmelik ile düzenlenir.” hükmü yer almakta iken 18/10/2018 tarihli ve 7148 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 29. maddesiyle söz konusu maddeye 2. fıkra olarak “Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden bilgi ve belge almaya, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında tutulan kayıtlara ulaşmaya, Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından yürütülen soruşturma sonuçlarını, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ile kesinleşmiş mahkeme kararlarını almaya yetkilidir.” hükmü eklenmiş ve söz konusu hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru neticesinde Anayasa Mahkemesinin 19/2/2020 tarih ve E:2018/163, K:2020/13 sayılı kararı ile ilgili hüküm iptal edilmiştir. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun “Kamu davasını açmada takdir yetkisi” başlıklı 171. maddesinin 5. fıkrasında; “(5) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin kararlar, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.”, “Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması” başlıklı 231. maddesinde; “(13) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.” hükmü yer almaktadır. 07/04/2021 tarih ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu'nun "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinde; "Bu Kanun, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılmasına ve elde edilecek verilerin kullanılmasına ilişkin temel ilkeleri, kimler hakkında yapılacağını, araştırma konusu edilecek bilgi ve belgelerin neler olduğunu, bu bilgilerin ne şekilde kullanılacağını, hangi mercilerin soruşturma ve araştırma yapacağını, Değerlendirme Komisyonunun oluşumu ve çalışma usul, esaslarını, veri güvenliği ile verilerin saklanma ve silinme sürelerini düzenlemektedir.", "Hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacaklar" başlıklı 3. maddesinde; "(1) Arşiv araştırması, statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın ilk defa veya yeniden memuriyete yahut kamu görevine atanacaklar hakkında yapılır. (2) Kurum ve kuruluşlarda, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ile ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri, özel kanunları uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulan kişiler ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması birlikte yapılır.", "Arşiv araştırması" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Arşiv araştırması; a) Kişinin adli sicil kaydının, b) Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığının, c) Kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının, ç) Kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları ve 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında alınan kararlar ile kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların, d) Hakkında kamu görevinden çıkarılma ya da kesinleşmiş memurluktan çıkarma cezası olup olmadığının, mevcut kayıtlardan tespit edilmesidir.", "Güvenlik soruşturması" başlıklı 5. maddesinde; "(1) Güvenlik soruşturması, arşiv araştırmasındaki hususlara ilave olarak kişinin; a) Görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerinin, b) Yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin, c) Terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olup olmadığının, mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesidir.", "Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapacak birimler" başlıklı 6. maddesinin 1. ve 2. fıkrasında "(1) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleri tarafından yapılır. (2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler, kendilerine iletilen taleple sınırlı olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden gerekli bilgi ve belgeler ile bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve kayıtları almaya yetkilidir." hükümlerine yer verilmiş, ayrıca söz konusu Kanun'un 7. maddesinde, yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi amacıyla Değerlendirme Komisyonu kurulmasına ve bu komisyonun çalışma esaslarına ilişkin kurallara, "Kişisel Verilerin Korunması" başlıklı Üçüncü Bölümünde, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında erişilen bilgilerin ne şekilde işleneceği, korunacağı, güvenlik önlemlerinin alınacağı, ne kadarlık bir zaman dilimi sonrasında silinip, yok edileceği gibi düzenlemelere yer verilmiştir. 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun ek 24. maddesine dayanılarak çıkarılan 06/06/2015 tarihli ve 29378 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliği'nin "Adaylarda Aranacak Nitelikler" başlıklı 8. maddesinde "(1) POMEM’lere başvuru yapacak adaylarda aşağıdaki şartlar aranır…. g) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile, adayın kendisinin ve evli ise eşinin; 1) Kasten işlenen bir suçtan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmamak, 2) Affa uğramış veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık veya cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan dolayı mahkûm olmamak veya bu suçlardan dolayı devam etmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma bulunmamak veya kovuşturması uzlaşma ile neticelenmemiş olmak,…" hükmü yer almaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Uyuşmazlık konusu olayda; davacıya ilişkin verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar kayıtlarının Malatya Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğüne bildirildiği ve bu kayıtlar dikkate alınmak suretiyle davacının Yönetmelikte yer alan şartları taşımadığından bahisle Eğitim Merkezi Müdürlüğünden ilişiğinin kesildiği anlaşılmaktadır. Dava dosyasını çözebilmek için öncelikle aydınlığa kavuşturulması gereken konu hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından görülüp görülemeyeceği hususudur. 4045 sayılı Kanun'un ilk halinde HAGB kararını güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli olanların görebileceğine ilişkin herhangi bir hüküm yer almamakta iken, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda ise söz konusu kararların ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenmesi halinde verilmek üzere kaydedileceği belirtilmektedir. Bu durumda 4045 sayılı Kanun'un ilk halinde güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli olanların HAGB kararlarını görmeye yetkili olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Diğer taraftan 4045 sayılı Kanun'un 1. maddesine 7148 sayılı Kanun'un 29. maddesiyle eklenen fıkra ile güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlere HAGB kararlarını görebilme yetkisinin verildiği görülmektedir. Bu durumda 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'nda HAGB kararlarının kimler tarafından ve ne zaman görüleceği düzenlediğinden 5352 sayılı Kanun'daki hüküm ile 4045 sayılı Kanun'a eklenen hüküm arasında bir çelişki/çatışma ortaya çıkmaktadır. Bilindiği üzere hukuk kuralları arasında ortaya çıkan çatışmalarda çözüme ulaşabilmek için üç ilkeden yararlanılır. Bunlar; “üst kanun alttaki düzenlemeyi, sonraki kanun öncekini ve özel kanun genel kanunu ilga eder” ilkeleridir. Uyuşmazlık konusu olayda iki kanun arasındaki çelişki çözülmeye çalışıldığından sonraki kanun öncekini ve özel kanun genel kanunu ilga eder ilkelerinden yararlanmak gerekmektedir. 5352 sayılı Kanun'un 6. maddesinde HAGB kararlarının ne şekilde kaydedileceği ve kimlerin görebileceği düzenlenmiş iken 4045 sayılı Kanun'a eklenen madde ile güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bu bilgileri görebileceğine yönelik 5352 sayılı Kanun'un 6. maddesine oranla daha özel bir düzenleme getirildiğinden ve ayrıca sonraki tarihli bir düzenleme olduğundan 4045 sayılı Kanun'a eklenen maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin HAGB kararlarını görme yetkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan 4045 sayılı Kanun'a eklenen madde Anayasa Mahkemesi tarafından 19/2/2020 tarihinde iptal edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 153. maddesinde iptal kararlarının geriye yürümeyeceği düzenlenmiş olduğundan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin HAGB kararlarını görme yetkisi Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçerli olacaktır. Kanun koyucu tarafından kabul edilen 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu'nun 4. maddesinde 4045 sayılı Kanun'la verilen yetkinin iptal kararında belirtilen hususlar gözetilerek yeniden düzenlendiği görülmekte olup, yukarıda belirtilen iptal kararının verildiği tarih ile 7315 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihler arasında da HAGB kararının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından görülemeyeceği açıktır. Nitekim Anayasa Mahkemesi 03/06/2021 tarih ve E:2020/24, K:2021/39 sayılı kararında "İtiraz konusu kuralların da yer aldığı 4045 sayılı Kanun 7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun 13. maddesinin (8) numaralı fıkrasıyla yürürlükten kaldırılmıştır. Başvuran Mahkemede bakılmakta olan davalara konu işlemler itiraz konusu kuralların yürürlükte olduğu dönemde bu kurallar uyarınca tesis edilmiştir. 7315 sayılı Kanun, kuralların dayanak teşkil ettiği işlemlerin hukuki etkilerine dair geçmişe yönelik herhangi bir özel hüküm içermemektedir. Hukuka uygunluk karinesinden yararlanan ve iptal edilmediği ya da yürürlükten kaldırılmadığı sürece hukuk aleminde varlığını ve etkilerini devam ettiren idari işlemlerin hukuki denetimi, tesis edildiği dönemde yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilmektedir…" yer alan gerekçesiyle 7315 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmeden önce tesis edilen işlemlere uygulanamayacağını belirtmektedir. Bu itibarla hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından 18/10/2018 tarihli ve 7148 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 26/10/2018 tarihinden öncesinde ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının tarihi olan 19/2/2020 tarihi ile 7315 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 17/04/2021 tarihi arasında tesis edilen işlemlerde görülemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Davacının Malatya Polis Meslek Eğitimi Merkezi Müdürlüğüne 21. dönem öğrencisi olarak geçici kaydının yapıldığı, hakkında yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde; … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile, "Kültür varlıklarını bulmak amacıyla izinsiz kazı ve sondaj yapmak" suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası verilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) ve 5 yıl denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulmasına karar verildiğinin tespit edilmesi üzerine, Malatya Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğü Yönetim Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla ilişiğinin kesilmesine karar verildiği, Polis Akademisi Başkanlığının 05/07/2018 tarihli Olur işlemi ile de ilişiğinin kesilerek dosyasının işlemden kaldırılmasına karar verildiği, anılan işlemin davacıya tebliği üzerine de bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık konusu olayda ilişik kesme işleminin 05/07/2018 tarihinde gerçekleştirildiği görülmekte olup, işleme dayanak olarak elde edilen HAGB bilgisinin yukarıda belirtilen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından HAGB kararlarını görme yetkisinin olmadığı zamanda elde edildiği görülmektedir. Bu durumda davacı hakkında yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde davacıya verilen HAGB kararına hukuka aykırı bir şekilde ulaşıldığı anlaşıldığından bu şekilde elde edilen bilgi çerçevesinde tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Öte yandan, 7315 sayılı Kanun'un 13. maddesinin 8. fıkrası ile 4045 sayılı Kanun'un yürürlükten kaldırıldığı ve 14. maddesiyle, 4045 sayılı Kanun'a yapılan atıfların bu Kanun'a yapılmış sayılacağı düzenlemesine yer verilmiş olduğu hususları gözetildiğinde; davalı idarece, 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu'nda öngörülen temel ilkelere, usul ve esaslara uygun olarak, davacı hakkında yeniden bir güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılabileceği de açıktır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yukarıda belirtilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 4. Kesin olarak 07/02/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY : (X)- Dava; …. Polis Meslek Eğitim Merkezinde (POMEM) öğrenci adayı olan davacı tarafından, hakkında yapılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliğinin 8. maddesinin 1. fıkrasının (g-1) bendi uyarınca ilişiğinin kesilmesine ilişkin Polis Akademisi Başkanlığının 05/07/2018 tarihli işleminin iptaline karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Kamu görevlilerinin sadakat, tarafsızlık ve devlete bağlılık yükümlülüğü çerçevesinde devleti temsil eden ve millî güvenlik bakımından hassasiyet içeren bazı kamu görevlerine atanacak kişiler bakımından daha sıkı nitelikler aranması ve birtakım sınırlamaların getirilmesi doğaldır. Bu şekilde aranan nitelikler ve kanunlarda öngörülen kısıtlamalar, kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir biçimde yürütülmesi amacına yöneliktir. Silahlı kuvvetler, emniyet gibi millî güvenlik açısından önem arz eden kurumlara personel alımında ilgili kamu hizmeti niteliği gereği bazı özel koşulların aranması gerektiği açıktır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, devletlerin milli güvenliğin korunması amacını gerçekleştirmede sahip oldukları takdir yetkisinin geniş olduğunu kabul etmektedir. AİHM, Sözleşme'ye taraf devletin milli güvenliği korumak için yetkili ulusal makamlarına ilk olarak kişiler hakkında bilgi toplama ve halka açık olmayan siciller tutma, ikinci olarak milli güvenlik bakımından önemli kadrolarda çalışmak isteyen adayların bu işe uygunluğunu takdir ederken bu bilgiyi kullanma yetkisi veren kurallara sahip olmaları gerektiğinde kuşku bulunmadığını belirtmektedir. (Leander/İsveç, B.No: 9248/81, 26/3/1987, § 59). Belirli kamu kurum ve kuruluşlarda görev yapacak personel alımlarında uygulanacak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının usul ve esasları dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan 4045 sayılı Kanun uyarınca yapılmaktadır. 18/10/2018 tarihli ve 7148 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 29. maddesiyle 4045 sayılı Kanun'un 1. maddesine 2. fıkrası olarak “Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden bilgi ve belge almaya, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında tutulan kayıtlara ulaşmaya, Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından yürütülen soruşturma sonuçlarını, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ile kesinleşmiş mahkeme kararlarını almaya yetkilidir.” hükmü eklenmiştir. Söz konusu hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru neticesinde Anayasa Mahkemesinin 19/2/2020 tarih ve E:2018/163, K:2020/13 sayılı kararında yer alan "11. Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarında belirtildiği üzere “…adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini ortaya koyan bilgiler değil; telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler, etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri, sağlık bilgileri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm veriler…” kişisel veri olarak kabul edilmektedir (AYM, E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014; E.2014/149, K.2014/151, 2/10/2014; E.2014/74, K.2014/201, 25/12/2014; E.2014/180, K.2015/30, 19/3/2015; E.2015/32, K.2015/102, 12/11/2015). 12. Bu bağlamda güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasıyla elde edilen veriler kişisel veri niteliğindedir. Dava konusu kural, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında kişilerin kişisel veri niteliğindeki özel hayatı, iş ve sosyal yaşamıyla ilgili bilgilerinin alınmasına, hakkındaki suç işlediğine dair iddiaların değerlendirildiği Cumhuriyet savcılığı, hâkim veya mahkeme kararlarının tutulduğu kayıtlara ulaşılmasına ve bu kayıtların kullanılmasına imkân tanıması nedeniyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getirmektedir. 13. Anayasa’nın 20. maddesi uyarınca kişisel veriler ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Anayasa’nın 13. maddesinde de “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmüne yer verilerek temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği ifade edilmiştir. Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleri uyarınca kişisel verilerin korunmasını isteme hakkını sınırlamaya yönelik kanuni bir düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir. 14. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 15. Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrasında memurlar ve kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülükleri düzenlenmiştir. Belirtilen husus gözetilerek kamu görevinde çalıştırılacak kişiler bakımından güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması yönünde düzenlemeler getirilmesi kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Ancak bu alanda düzenleme öngören kuralların kamu makamlarına hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde tedbirler uygulama ve özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına yönelik müdahalelerde bulunma yetkisi verildiğini yeterince açık olarak göstermesi ve muhtemel kötüye kullanmalara karşı yeterli güvenceleri sağlaması gerekir. 16. Kuralda güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli olanların bu kapsamda kişisel veri niteliğindeki bilgilere ulaşması öngörülmüşken Kanun’da bu bilgilerin ne şekilde kullanılacağına, hangi mercilerin soruşturma ve araştırmayı yapacağına, bu bilgilerin ne suretle ve ne kadar süre ile saklanacağına, ilgililerin söz konusu bilgilere itiraz etme imkânının olup olmadığına, bilgilerin bir müddet sonra silinip silinmeyeceğine, silinecekse bu sırada izlenecek usulün ne olduğuna, yetkinin kötüye kullanımını önlemeye yönelik nasıl bir denetim yapılacağına ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Diğer bir ifadeyle güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılmasına ve elde edilecek verilerin kullanılmasına ilişkin keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir kanuni güvenceler belirlenmeksizin, kuralla güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli olanların bu soruşturma ve araştırma kapsamında kişisel veri niteliğindeki bilgileri almakla yetkili oldukları belirtilmiştir. 17. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda kişisel veri niteliğindeki bilgilerin alınmasına, kullanılmasına, işlenmesine yönelik güvenceler ve temel ilkeler kanunla belirlenmeksizin bunların alınmasına ve kullanılmasına izin verilmesi Anayasa’nın 13. ve 20. maddeleriyle bağdaşmamaktadır." gerekçesiyle ilgili hükmün iptaline karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu iptal kararından öncede 7/02/2019 tarih ve 2014/7256 başvuru numaralı "Fatih Saraman" ve 29/05/2019 tarih ve 2014/15365 başvuru numaralı "Turgut Duman" kararları ve benzer nitelikli diğer kararları ile 657 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (A) bendinin (8) numaralı alt bendinin iptali istemiyle açılan davada 4045 sayılı Kanunun kanunilik şartını sağlamadığı sonucuna ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesince verilen ihlal kararları ve yukarıda belirtilen iptal kararı gerekçeleri de dikkate alınarak 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu kabul edilmiş ve bu Kanun 17/04/2021 tarih ve 31457 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Kanunun genel gerekçesinde "Bu Kanunun hazırlanmasındaki temel gerekçe, oluşan hukuk boşluğunun Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarında gösterdiği gerekçeler de dikkate alınarak adil ve tarafsız bir güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sisteminin kurularak giderilmesidir. Kanun hazırlanırken Anayasa Mahkemesi iptal kararları, mevcut uygulama tecrübeleri, diğer ülke mevzuatları yargı kararları incelenip dikkate alınmış ve düzenlemenin değişiklik taslağı yerine yasa yapım tekniğine daha uygun olacağı düşünülerek müstakil bir kanun olarak yapılması tercih edilmiştir." ifadesine yer verilmiş ve Kanunda Anayasa Mahkemesinin vurgulamış olduğu kişisel verilerin korunmasına ilişkin temel ilkeler, kişisel veri güvenliği ve gizliliği, kişisel verilerin silinmesi ve yok edilmesi ile bunlara aykırı davrananlara ilişkin cezai hükümler düzenlenmiştir. Uyuşmazlık konusu olayın çözüme kavuşturulması için Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önce tesis edilen işlemlere karşı açılan ve halen görülmekte olan davaların Anayasa Mahkemesi kararlarından ve 7315 sayılı yeni düzenlemeden nasıl etkileneceğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bilindiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinin 5. fıkrasında iptal kararlarının geriye yürümeyeceği, 6. fıkrasında ise yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı düzenlenmiş olup, sadece hüküm fıkrasının değil gerekçesinin de hüküm fıkrasıyla bir bütün oluşturmasından dolayı bağlayıcı olduğu sonucuna ulaşılabilir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi de yerleşik içtihat haline gelen birçok kararında gerekçelerinin bağlayıcı olduğunu belirtmiştir (AYM 24/05/1988 tarih ve E:1988/11, K:1988/11 sayılı ve 27/10/2011 tarih ve E:2011/60, K:2011/147 sayılı vb. Kararları). Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen karar gerekçelerinde kamu görevine alınmada öngörülen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması yönündeki iradenin hukuka aykırı olduğuna ilişkin herhangi bir gerekçenin yer almadığı, kamu görevinde çalıştırılacak kişiler bakımından güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması yönünde düzenlemeler getirilmesinin kanun koyucunun takdirinde olduğunun belirtildiği, ancak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında kişisel veri niteliğindeki bilgilerin alınmasına, kullanılmasına, işlenmesine yönelik güvenceler ve temel ilkelerin saptanmadığının vurgulandığı görülmekte olup, kanun koyucu tarafından, Anayasa Mahkemesinin kararlarında yer alan gerekçeler dikkate alınmak suretiyle 4045 sayılı Kanun'da değişiklik yapmak yerine 7315 sayılı Kanun'un hazırlandığı ve yürürlüğe konulduğu görülmektedir. Bu durumda, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlarındaki kanuni düzeyde eksik düzenleme bulunduğu yolundaki gerekçeler dikkate alınmak suretiyle kanun koyucu tarafından 7315 sayılı Kanun'la yeni düzenleme yapılarak bu konudaki eksiklikler giderildiğinden; kişisel verilerin güvenliğinin sağlanması ve özel hayatın gizliliğinin korunması amacına yönelik anılan Kanun ile getirilen çerçeve de dikkate alınarak, uyuşmazlığın esasının tekrar incelenmesi gerekmektedir. Nitekim Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun vermiş olduğu kararlar da bu doğrultudadır. Uyuşmazlık konusu olayda, Emniyet Genel Müdürlüğü birimlerince güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapıldığı, bu kapsamda arşiv araştırmasının konuları arasında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına ilişkin bilgi ve belgelere dair kayıtların elde edildiği ve elde edilen bu bilgilerin mesleğe alınma noktasında ayrı bir merci olarak öncelikle Malatya Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğü Yönetim Kurulunda değerlendirildiği, yapılan nesnel ve gerekçeli değerlendirme üzerine davacının eğitimine son verilmesi gerektiği yolunda teklifte bulunulduğu, bunun üzerine Polis Akademisi Başkanlığının 05/07/2018 tarihli işlemi ile davacının ilişiğinin kesildiği, dolayısıyla, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapan birim ile elde edilen verileri değerlendiren birimin farklı şekilde teşkil edildiği anlaşılmakla, bu uygulamaların, 7315 sayılı Kanun'da öngörülen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmasında izlenecek yol ve yöntemler ile elde edilecek verilerin kullanılmasına ilişkin temel ilkelere ve bu kapsamda anılan Kanun'da yer alan kişisel verilerin güvenliğine ve özel hayatın gizliliğinin korunmasına ilişkin düzenlemeler ile uyumlu olduğu görülmüş olup, ilgili mevzuata uygun olarak tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddi yolunda verilen Mahkeme kararını onayan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum. KARŞI OY : (XX)- Dava; Malatya Polis Meslek Eğitim Merkezinde (POMEM) öğrenci adayı olan davacı tarafından, hakkında yapılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliğinin 8. maddesinin 1. fıkrasının (g-1) bendi uyarınca ilişiğinin kesilmesine ilişkin Polis Akademisi Başkanlığının 05/07/2018 tarihli işleminin iptaline karar verilmesi istemiyle açılmıştır. 06/06/2015 tarihli ve 29378 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliği'nin "Adaylarda Aranacak Nitelikler" başlıklı 8. maddesinde "(1) POMEM’lere başvuru yapacak adaylarda aşağıdaki şartlar aranır…. g) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile, adayın kendisinin ve evli ise eşinin; 1) Kasten işlenen bir suçtan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmamak, 2) Affa uğramış veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık veya cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan dolayı mahkûm olmamak veya bu suçlardan dolayı devam etmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma bulunmamak veya kovuşturması uzlaşma ile neticelenmemiş olmak,…" hükmü yer almaktadır. Genel bir emniyet görevlisi olarak polislere, toplumun her anlamda huzur ve güvenliğini sağlamak, korumak ve devam ettirmek konusunda yetki, görev ve sorumluluklar tanınmıştır. Yürüttükleri hizmetin niteliği ve sahip oldukları yetki ve sorumluluklar, polislerin güvenilir ve disiplinli kişiler olmasını gerektirmektedir. Bu doğrultuda bu mesleğe alınacak ve devam edeceklerde bazı özel niteliklerin aranması amacına yönelik düzenlemeler yapılmasının kamu yararı ve hizmet gereği olduğu tartışmasızdır. Dosyanın incelenmesinden Malatya Polis Meslek Eğitim Merkezinde (POMEM) öğrenci adayı olan davacının, hakkında yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde; … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile, "Kültür varlıklarını bulmak amacıyla izinsiz kazı ve sondaj yapmak" suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası verilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) ve 5 yıl denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulmasına karar verildiğinin tespit edilmesi üzerine, Malatya Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğü Yönetim Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla ilişiğinin kesilmesine karar verildiği, Polis Akademisi Başkanlığının 05/07/2018 tarihli Olur işlemi ile de ilişiğinin kesilerek dosyasının işlemden kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Somut olayda davacı hakkında "Kültür varlıklarını bulmak amacıyla izinsiz kazı ve sondaj yapmak" suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası verilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) ve 5 yıl denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulmasına karar verildiği görülmekle, 1 yıldan fazla hapis cezası gerektiren eyleminin varlığı mahkeme kararı ile sübut bulduğu açık olan davacının ilgili Yönetmelikte yer alan "1) Kasten işlenen bir suçtan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmamak," hükmündeki şartı taşımadığı sonucuna varıldığından hakkında tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, aksi uygulamanın polis olmaya engel bir suçu işleyen kimselerin polis olmasının önünü açacağını düşündüğümden Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 657 sayılı Kanun'un 48/A-5 maddesi kapsamında memuriyete engel oluşturup oluşturmadığı somut olayın niteliğine ve şartlarına göre değerlendirilmektedir. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması birimlerinin söz konusu kayıtlara erişebilme yetkisinin kapsamı ise işlemin tesis edildiği döneme ilişkin yasal yetki sınırlarına bağlı bulunmaktadır.

Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması

7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu, bu alandaki temel yasal çerçeveyi oluşturmaktadır. Kanun, 4045 sayılı önceki kanunu yürürlükten kaldırmış; o kanuna yapılan atıflar artık 7315 sayılı Kanun'a yapılmış sayılmaktadır. Statüsü veya çalıştırma şekline bakılmaksızın ilk defa veya yeniden memuriyete ya da kamu görevine atanacaklar hakkında arşiv araştırması yapılması zorunludur.

Belirli görev ve kadrolar bakımından arşiv araştırmasına ilaveten güvenlik soruşturmasının da birlikte yapılması kanunen öngörülmüştür. 7315 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca; gizlilik dereceli birimler ile Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında istihdam edilecek kamu personeli, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel, kamu kurumlarında görev yapacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri ve millî güvenlik açısından stratejik öneme sahip birim, proje, tesis ile hizmetlerde istihdam edilenler hakkında arşiv araştırması ile güvenlik soruşturması birlikte yürütülür.

Danıştay 8. Daire, E. 2020/3902, K. 2023/2834Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2020/3902 E.  ,  2023/2834 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2020/3902 Karar No : 2023/2834 TEMYİZ EDEN (DAVACI): … VEKİLİ: Av. … KARŞI TARAF (DAVALI): … Genel Müdürlüğü VEKİLİ: Av. … İSTEMİN KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Yozgat Polis Meslek Eğitim Merkezi (POMEM) Müdürlüğü'nde 22. dönem POMEM öğrenci adayı olan davacı tarafından, Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırmasında hakkında "Sesli Yazılı veya Görüntülü Bir İleti ile Hakaret Tehdit, Cinsel Taciz" suçlarından kaydı ile "Tehdit" ve "Hakaret" suçlarından Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına çevrilmiş hapis cezasının bulunduğundan bahisle okuldan ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; davacı hakkında … Asliye Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasından "Sesli Yazılı veya Görüntülü Bir İleti ile Hakaret, Tehdit, Cinsel Taciz" suçlarından yapılan yargılama sonrası anılan suçlardan mahkumiyetine ve akabinde Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına kararı verildiği anlaşılmakta ise de; mahkumiyete ve hükmün açıklanmasının ertelenmesine konu cinsel taciz suçunun Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliği'nin 8. maddesinin (g) bendinin 2 numaralı alt bendi kapsamında Polis Meslek Eğitim Merkezi öğrenciliğine engel suçlardan olduğunun görüldüğü, bu durumda, davacının mahkumiyetine konu Cinsel Taciz Suçunun Polis Meslek Eğitim Merkezi Öğrenciliğine girişe engel suçlardan olduğu anlaşıldığından, davacının Polis Meslek Eğitim Merkezinden ilişiğinin kesilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararının denetim süresi olan 27/01/2020 tarihinde düşeceğinden hukuk aleminde bir anlam ifade etmeyeceği, tek bir eyleminden dolayı iki ayrı suçtan ceza verilmesinin hukuka aykırı olduğu, HAGB kararı verilen kişinin devlet memuru olması veya başka bir kamu hizmeti yürütmesinde hiçbir sorunun bulunmadığı, ilgili Yönetmelik hükmünün Kanuna aykırı olduğu, okuldan ilişiğinin kesilmesine dayanak teşkil eden temel kanundaki güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması maddesi anayasa mahkemesinin kararı ile iptal edildiği, HAGB kararı dikkate alınarak işlem tesis edilmesinin masumiyet karinesine aykırı olduğu, dava konusu işlemin mevzuata aykırı olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Yozgat Polis Meslek Eğitim Merkezi 22. dönem öğrenci adayı olan davacı hakkında yapılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda, … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile "Sesli Yazılı veya Görüntülü Bir İleti ile Hakaret, Tehdit, Cinsel Taciz" suçlarından verilen mahkumiyet ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı üzerine, Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliği'nin 8. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinin (2) numaralı alt bendi uyarınca Yozgat Polis Okulu Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı işlemi ile davacının okulla ilişiğinin kesildiği, kararın Polis Akademisi Başkanlığının 26/10/2018 tarihli işlemi ile onaylanarak kesinleştiği, bunun üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 20. maddesinin 3. fıkrasında; herkesin, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu, bu hakkın, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsadığı, kişisel verilerin, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği, kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hükmüne yer verilmiştir. 25/5/2005 tarihli ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Kanun, kesinleşmiş ceza ve güvenlik tedbirlerine mahkûmiyete ilişkin bilgilerin otomatik işleme tâbi bir sistem kullanılarak toplanmasına, sınıflandırılmasına, değerlendirilmesine, muhafaza edilmesine ve gerektiğinde en seri ve sağlıklı biçimde ilgililere bildirilmesine dair usul ve esasları belirler.”, ”Diğer bilgilerin kaydı” başlıklı 6. maddesinde; “(1) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenmesi halinde verilmek üzere kaydedilir. (2) (Ek:2/7/2012-6352/103md.) Karşılıksız yararlanma suçunda etkin pişmanlıktan yararlanması dolayısıyla şüpheli, sanık veya hükümlü hakkında verilen kararlar adlî sicilde bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Onbeş yıl süreyle muhafaza edilen bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı veya mahkeme tarafından istenmesi halinde verilebilir.” hükümleri yer almaktadır. 26/10/1994 tarihli ve 4045 sayılı Güvenlik Soruşturması, Bazı Nedenlerle Görevlerine Son Verilen Kamu Personeli ile Kamu Görevine Alınmayanların Haklarının Geri Verilmesine ve 1402 Numaralı Sıkıyönetim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 1. maddesinde; “Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması; kamu kurum ve kuruluşlarında, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile askeri, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ve ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel hakkında yapılır. Devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması, güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları ile bunu yapacak merciler ve üst kademe yöneticilerinin kimler olduğu Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulacak yönetmelik ile düzenlenir.” hükmü yer almakta iken 18/10/2018 tarihli ve 7148 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 29. maddesiyle söz konusu maddeye 2. fıkra olarak “Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden bilgi ve belge almaya, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında tutulan kayıtlara ulaşmaya, Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından yürütülen soruşturma sonuçlarını, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ile kesinleşmiş mahkeme kararlarını almaya yetkilidir.” hükmü eklenmiş ve söz konusu hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru neticesinde Anayasa Mahkemesinin 19/2/2020 tarih ve E:2018/163, K:2020/13 sayılı kararı ile ilgili hüküm iptal edilmiştir. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun “Kamu davasını açmada takdir yetkisi” başlıklı 171. maddesinin 5. fıkrasında; “(5) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin kararlar, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.”, “Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması” başlıklı 231. maddesinde; “(13) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.” hükmü yer almaktadır. 07/04/2021 tarih ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu'nun "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinde; "Bu Kanun, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılmasına ve elde edilecek verilerin kullanılmasına ilişkin temel ilkeleri, kimler hakkında yapılacağını, araştırma konusu edilecek bilgi ve belgelerin neler olduğunu, bu bilgilerin ne şekilde kullanılacağını, hangi mercilerin soruşturma ve araştırma yapacağını, Değerlendirme Komisyonunun oluşumu ve çalışma usul, esaslarını, veri güvenliği ile verilerin saklanma ve silinme sürelerini düzenlemektedir.", "Hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacaklar" başlıklı 3. maddesinde; "(1) Arşiv araştırması, statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın ilk defa veya yeniden memuriyete yahut kamu görevine atanacaklar hakkında yapılır. (2) Kurum ve kuruluşlarda, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ile ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri, özel kanunları uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulan kişiler ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması birlikte yapılır.", "Arşiv araştırması" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Arşiv araştırması; a) Kişinin adli sicil kaydının, b) Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığının, c) Kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının, ç) Kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları ve 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında alınan kararlar ile kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların, d) Hakkında kamu görevinden çıkarılma ya da kesinleşmiş memurluktan çıkarma cezası olup olmadığının, mevcut kayıtlardan tespit edilmesidir.", "Güvenlik soruşturması" başlıklı 5. maddesinde; "(1) Güvenlik soruşturması, arşiv araştırmasındaki hususlara ilave olarak kişinin; a) Görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerinin, b) Yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin, c) Terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olup olmadığının, mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesidir.", "Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapacak birimler" başlıklı 6. maddesinin 1. ve 2. fıkrasında "(1) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleri tarafından yapılır. (2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler, kendilerine iletilen taleple sınırlı olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden gerekli bilgi ve belgeler ile bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve kayıtları almaya yetkilidir." hükümlerine yer verilmiş, ayrıca söz konusu Kanun'un 7. maddesinde, yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi amacıyla Değerlendirme Komisyonu kurulmasına ve bu komisyonun çalışma esaslarına ilişkin kurallara, "Kişisel Verilerin Korunması" başlıklı Üçüncü Bölümünde, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında erişilen bilgilerin ne şekilde işleneceği, korunacağı, güvenlik önlemlerinin alınacağı, ne kadarlık bir zaman dilimi sonrasında silinip, yok edileceği gibi düzenlemelere yer verilmiştir. 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun ek 24. maddesine dayanılarak çıkarılan 06/06/2015 tarihli ve 29378 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliği'nin "Adaylarda Aranacak Nitelikler" başlıklı 8. maddesinde "(1) POMEM’lere başvuru yapacak adaylarda aşağıdaki şartlar aranır…. g) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile, adayın kendisinin ve evli ise eşinin; 1) Kasten işlenen bir suçtan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmamak, 2) Affa uğramış veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık veya cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan dolayı mahkûm olmamak veya bu suçlardan dolayı devam etmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma bulunmamak veya kovuşturması uzlaşma ile neticelenmemiş olmak,…" hükmü yer almaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Uyuşmazlık konusu olayda; davacıya ilişkin verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar kayıtlarının Yozgat Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğüne bildirildiği ve bu kayıtlar dikkate alınmak suretiyle davacının Yönetmelikte yer alan şartları taşımadığından bahisle Eğitim Merkezi Müdürlüğünden ilişiğinin kesildiği anlaşılmaktadır. Dava dosyasını çözebilmek için öncelikle aydınlığa kavuşturulması gereken konu hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından görülüp görülemeyeceği hususudur. 4045 sayılı Kanun'un ilk halinde HAGB kararını güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli olanların görebileceğine ilişkin herhangi bir hüküm yer almamakta iken, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda ise söz konusu kararların ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenmesi halinde verilmek üzere kaydedileceği belirtilmektedir. Bu durumda 4045 sayılı Kanun'un ilk halinde güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli olanların HAGB kararlarını görmeye yetkili olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Diğer taraftan 4045 sayılı Kanun'un 1. maddesine 7148 sayılı Kanun'un 29. maddesiyle eklenen fıkra ile güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlere HAGB kararlarını görebilme yetkisinin verildiği görülmektedir. Bu durumda 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'nda HAGB kararlarının kimler tarafından ve ne zaman görüleceği düzenlediğinden 5352 sayılı Kanun'daki hüküm ile 4045 sayılı Kanun'a eklenen hüküm arasında bir çelişki/çatışma ortaya çıkmaktadır. Bilindiği üzere hukuk kuralları arasında ortaya çıkan çatışmalarda çözüme ulaşabilmek için üç ilkeden yararlanılır. Bunlar; “üst kanun alttaki düzenlemeyi, sonraki kanun öncekini ve özel kanun genel kanunu ilga eder” ilkeleridir. Uyuşmazlık konusu olayda iki kanun arasındaki çelişki çözülmeye çalışıldığından sonraki kanun öncekini ve özel kanun genel kanunu ilga eder ilkelerinden yararlanmak gerekmektedir. 5352 sayılı Kanun'un 6. maddesinde HAGB kararlarının ne şekilde kaydedileceği ve kimlerin görebileceği düzenlenmiş iken 4045 sayılı Kanun'a eklenen madde ile güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bu bilgileri görebileceğine yönelik 5352 sayılı Kanun'un 6. maddesine oranla daha özel bir düzenleme getirildiğinden ve ayrıca sonraki tarihli bir düzenleme olduğundan 4045 sayılı Kanun'a eklenen maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin HAGB kararlarını görme yetkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan 4045 sayılı Kanun'a eklenen madde Anayasa Mahkemesi tarafından 19/2/2020 tarihinde iptal edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 153. maddesinde iptal kararlarının geriye yürümeyeceği düzenlenmiş olduğundan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin HAGB kararlarını görme yetkisi Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçerli olacaktır. Kanun koyucu tarafından kabul edilen 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu'nun 4. maddesinde 4045 sayılı Kanun'la verilen yetkinin iptal kararında belirtilen hususlar gözetilerek yeniden düzenlendiği görülmekte olup, yukarıda belirtilen iptal kararının verildiği tarih ile 7315 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihler arasında da HAGB kararının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından görülemeyeceği açıktır. Nitekim Anayasa Mahkemesi 03/06/2021 tarih ve E:2020/24, K:2021/39 sayılı kararında "İtiraz konusu kuralların da yer aldığı 4045 sayılı Kanun 7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun 13. maddesinin (8) numaralı fıkrasıyla yürürlükten kaldırılmıştır. Başvuran Mahkemede bakılmakta olan davalara konu işlemler itiraz konusu kuralların yürürlükte olduğu dönemde bu kurallar uyarınca tesis edilmiştir. 7315 sayılı Kanun, kuralların dayanak teşkil ettiği işlemlerin hukuki etkilerine dair geçmişe yönelik herhangi bir özel hüküm içermemektedir. Hukuka uygunluk karinesinden yararlanan ve iptal edilmediği ya da yürürlükten kaldırılmadığı sürece hukuk aleminde varlığını ve etkilerini devam ettiren idari işlemlerin hukuki denetimi, tesis edildiği dönemde yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilmektedir…" yer alan gerekçesiyle 7315 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmeden önce tesis edilen işlemlere uygulanamayacağını belirtmektedir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından 18/10/2018 tarihli ve 7148 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 26/10/2018 tarihinden öncesinde ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının tarihi olan 19/2/2020 tarihi ile 7315 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 17/04/2021 tarihi arasında tesis edilen işlemlerde görülemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Davacının Yozgat Polis Meslek Eğitimi Merkezi Müdürlüğüne 22. dönem öğrencisi olarak kaydının yapıldığı, hakkında yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde; … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile "Sesli Yazılı veya Görüntülü Bir İleti ile Hakaret, Tehdit, Cinsel Taciz" suçlarından verilen mahkumiyet ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı üzerine, Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliği'nin 8. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinin (2) numaralı alt bendi uyarınca Yozgat Polis Okulu Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı işlemi ile davacının okulla ilişiğinin kesildiği, kararın Polis Akademisi Başkanlığının 26/10/2018 tarihli işlemi ile onaylanarak kesinleştiği, anılan işlemin davacıya tebliği üzerine de bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık konusu olayda ilişik kesme işleminin 26/10/2018 tarihinde gerçekleştirildiği görülmekte olup, işleme dayanak olarak elde edilen HAGB bilgisinin yukarıda belirtilen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından HAGB kararlarını görme yetkisinin olduğu zamanda elde edildiği görülmektedir. Bu durumda davacı hakkında … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile "Sesli Yazılı veya Görüntülü Bir İleti ile Hakaret, Tehdit, Cinsel Taciz" suçlarından ceza verildiği ve bu cezanın hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği görüldüğünden, davacının Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliği'nin "Adaylarda Aranacak Nitelikler" başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasında yer alan şartları taşımadığı anlaşılmış olup, dava konusu ilişik kesme işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar sonucu itibarıyla usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle, 1. Temyiz isteminin reddine, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan tutarın Mahkeme tarafından iadesine, 4. 2577 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine, 5. Kesin olarak, 25/05/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY : (X)- Dava; Yozgat Polis Meslek Eğitim Merkezi (POMEM) Müdürlüğü'nde 22. dönem POMEM öğrenci adayı olan davacı tarafından, Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırmasında hakkında "Sesli Yazılı veya Görüntülü Bir İleti ile Hakaret Tehdit, Cinsel Taciz" suçlarından kaydı ile "Tehdit" ve "Hakaret" suçlarından Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına çevrilmiş hapis cezasının bulunduğundan bahisle okuldan ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Somut olayda; davacıya ilişkin … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar kayıtlarının Yozgat Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğüne bildirildiği ve bu kayıtlar dikkate alınmak suretiyle davacının Yönetmelikte yer alan şartları taşımadığından bahisle Eğitim Merkezi Müdürlüğünden ilişiğinin kesildiği görülmektedir. 4045 sayılı Kanun'un ilk halinde HAGB kararını güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli olanların görebileceğine ilişkin herhangi bir hüküm yer almamakta iken, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda ise söz konusu kararların ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenmesi halinde verilmek üzere kaydedileceği belirtilmektedir. Bu durumda 4045 sayılı Kanun'un ilk halinde güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli olanların HAGB kararlarını görmeye yetkili olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Diğer taraftan 4045 sayılı Kanun'un 1. maddesine 7148 sayılı Kanun'un 29. maddesiyle eklenen fıkra ile güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlere HAGB kararlarını görebilme yetkisinin verildiği görülmektedir. Bu durumda 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'nda HAGB kararlarının kimler tarafından ve ne zaman görüleceği düzenlediğinden 5352 sayılı Kanun'daki hüküm ile 4045 sayılı Kanun'a eklenen hüküm arasında bir çelişki/çatışma ortaya çıkmaktadır. Bilindiği üzere hukuk kuralları arasında ortaya çıkan çatışmalarda çözüme ulaşabilmek için üç ilkeden yararlanılır. Bunlar; “üst kanun alttaki düzenlemeyi, sonraki kanun öncekini ve özel kanun genel kanunu ilga eder” ilkeleridir. Uyuşmazlık konusu olayda iki kanun arasındaki çelişki çözülmeye çalışıldığından sonraki kanun öncekini ve özel kanun genel kanunu ilga eder ilkelerinden yararlanmak gerekmektedir. 5352 sayılı Kanun'un 6. maddesinde HAGB kararlarının ne şekilde kaydedileceği ve kimlerin görebileceği düzenlenmiş iken 4045 sayılı Kanun'a eklenen madde ile güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bu bilgileri görebileceğine yönelik 5352 sayılı Kanun'un 6. maddesine oranla daha özel bir düzenleme getirildiğinden ve ayrıca sonraki tarihli bir düzenleme olduğundan 4045 sayılı Kanun'a eklenen maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin HAGB kararlarını görme yetkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan 4045 sayılı Kanun'a eklenen madde Anayasa Mahkemesi tarafından 19/2/2020 tarihinde iptal edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 153. maddesinde iptal kararlarının geriye yürümeyeceği düzenlenmiş olduğundan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin HAGB kararlarını görme yetkisi Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçerli olacaktır. Kanun koyucu tarafından kabul edilen 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu'nun 4. maddesinde 4045 sayılı Kanun'la verilen yetkinin iptal kararında belirtilen hususlar gözetilerek yeniden düzenlendiği görülmekte olup, yukarıda belirtilen iptal kararının verildiği tarih ile 7315 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihler arasında da HAGB kararının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından görülemeyeceği açıktır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 03/06/2021 tarih ve E:2020/24, K:2021/39 sayılı kararında " İtiraz konusu kuralların da yer aldığı 4045 sayılı Kanun 7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun 13. maddesinin (8) numaralı fıkrasıyla yürürlükten kaldırılmıştır. Başvuran Mahkemede bakılmakta olan davalara konu işlemler itiraz konusu kuralların yürürlükte olduğu dönemde bu kurallar uyarınca tesis edilmiştir. 7315 sayılı Kanun, kuralların dayanak teşkil ettiği işlemlerin hukuki etkilerine dair geçmişe yönelik herhangi bir özel hüküm içermemektedir. Hukuka uygunluk karinesinden yararlanan ve iptal edilmediği ya da yürürlükten kaldırılmadığı sürece hukuk aleminde varlığını ve etkilerini devam ettiren idari işlemlerin hukuki denetimi, tesis edildiği dönemde yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilmektedir…" yer alan gerekçesiyle 7315 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmeden önce tesis edilen işlemlere uygulanamayacağını belirtmektedir. Bu kapsamda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından 18/10/2018 tarihli ve 7148 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 26/10/2018 tarihinden öncesinde ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının tarihi olan 19/2/2020 tarihi ile 7315 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 17/04/2021 tarihi arasında tesis edilen işlemlerde görülemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Olayımızda her ne kadar dava konusu ilişik kesme işleminin tarihi 7148 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 26/10/2018 tarihiyle aynı tarih olsa da davacı hakkındaki … Asliye Ceza Mahkemesince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar kayıtlarının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapanlarca 26/10/2018 tarihinden önce elde edildiği dosyada yer alan bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Bu durumda davacıya verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karara hukuka aykırı bir şekilde ulaşıldığı anlaşıldığından bu şekilde elde edilen bilgi çerçevesinde tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu ilişik kesme işleminin iptali oyuyla çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Danıştay 8. Daire, E. 2019/4140, K. 2023/3548Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2019/4140 E.  ,  2023/3548 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2019/4140 Karar No : 2023/3548 TEMYİZ EDEN (DAVACI): … VEKİLİ: Av. … KARŞI TARAF (DAVALI): … Genel Müdürlüğü VEKİLİ: Av. … İSTEMİN KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Çankırı Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğü'nde 19. Dönem öğrencisi olarak eğitim gören davacı tarafından, hakkında mahkumiyet kararı bulunduğundan bahisle ilişiğinin kesilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı Polis Akademisi Başkanlığı'nın işleminin iptali istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; davacının, işlediği kasten yaralama suçunun sabit olması sebebiyle 1 yıl, 4 ay, 7 gün hapis cezası ile cezalandırılarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kasten işlediği suçtan dolayı bir yıldan fazla süreyle hapis cezasına mahkum edildiği hususunun tartışmasız olduğu anlaşıldığından, anılan mahkumiyet hükmü karşısında davacının Polis Meslek Eğitim Merkezi ile ilişiğinin kesilmesine ilişkin dava konusu Başkanlık Olur'unda hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının Ceza Muhakamesi Kanunu'nun 231. maddesi gereği hukuki bir sonuç doğurmayacağının açık olduğu, bu nedenle dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Çankırı Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğü'nde eğitim gören davacı hakkında yaptırılan güvenlik soruşturması arşiv ve araştırması neticesinde, "Yaralama" suçundan … Asliye Ceza Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla 1 yıl 4 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, verilen cezanın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilerek 5 yıl denetim süresine tabi tutulmasına kararı verildiği tespit edilmiştir. Bu tespit neticesinde davacının Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliği'nin 8. maddenin birinci fıkrası g-1 bendi uyarınca Polis Akademisi Başkanlığı'nın 26/08/2017 tarihli Olur'u ile Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğü'nden ilişiğinin kesilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 20. maddesinin 3. fıkrasında; herkesin, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu, bu hakkın, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsadığı, kişisel verilerin, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği, kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hükmüne yer verilmiştir. 25/5/2005 tarihli ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Kanun, kesinleşmiş ceza ve güvenlik tedbirlerine mahkûmiyete ilişkin bilgilerin otomatik işleme tâbi bir sistem kullanılarak toplanmasına, sınıflandırılmasına, değerlendirilmesine, muhafaza edilmesine ve gerektiğinde en seri ve sağlıklı biçimde ilgililere bildirilmesine dair usul ve esasları belirler.”, ”Diğer bilgilerin kaydı” başlıklı 6. maddesinde; “ (1) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenmesi halinde verilmek üzere kaydedilir. (2) (Ek:2/7/2012-6352/103 md.) Karşılıksız yararlanma suçunda etkin pişmanlıktan yararlanması dolayısıyla şüpheli, sanık veya hükümlü hakkında verilen kararlar adlî sicilde bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Onbeş yıl süreyle muhafaza edilen bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı veya mahkeme tarafından istenmesi halinde verilebilir.” hükümleri yer almaktadır. 26/10/1994 tarihli ve 4045 sayılı Güvenlik Soruşturması, Bazı Nedenlerle Görevlerine Son Verilen Kamu Personeli ile Kamu Görevine Alınmayanların Haklarının Geri Verilmesine ve 1402 Numaralı Sıkıyönetim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 1. maddesinde; “Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması; kamu kurum ve kuruluşlarında, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile askeri, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ve ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel hakkında yapılır. Devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması, güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları ile bunu yapacak merciler ve üst kademe yöneticilerinin kimler olduğu Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulacak yönetmelik ile düzenlenir.” hükmü yer almakta iken 18/10/2018 tarihli ve 7148 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 29. maddesiyle söz konusu maddeye 2. fıkra olarak “Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden bilgi ve belge almaya, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında tutulan kayıtlara ulaşmaya, Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından yürütülen soruşturma sonuçlarını, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ile kesinleşmiş mahkeme kararlarını almaya yetkilidir.” hükmü eklenmiş ve söz konusu hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru neticesinde Anayasa Mahkemesinin 19/2/2020 tarih ve E:2018/163, K:2020/13 sayılı kararı ile ilgili hüküm iptal edilmiştir. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun “Kamu davasını açmada takdir yetkisi” başlıklı 171. maddesinin 5. fıkrasında; “(5) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin kararlar, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.”, “Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması” başlıklı 231. maddesinde; “(13) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.” hükmü yer almaktadır. 07/04/2021 tarih ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu'nun "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinde; "Bu Kanun, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılmasına ve elde edilecek verilerin kullanılmasına ilişkin temel ilkeleri, kimler hakkında yapılacağını, araştırma konusu edilecek bilgi ve belgelerin neler olduğunu, bu bilgilerin ne şekilde kullanılacağını, hangi mercilerin soruşturma ve araştırma yapacağını, Değerlendirme Komisyonunun oluşumu ve çalışma usul, esaslarını, veri güvenliği ile verilerin saklanma ve silinme sürelerini düzenlemektedir.", "Hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacaklar" başlıklı 3. maddesinde; "(1) Arşiv araştırması, statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın ilk defa veya yeniden memuriyete yahut kamu görevine atanacaklar hakkında yapılır. (2) Kurum ve kuruluşlarda, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ile ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri, özel kanunları uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulan kişiler ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması birlikte yapılır.", "Arşiv araştırması" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Arşiv araştırması; a) Kişinin adli sicil kaydının, b) Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığının, c) Kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının, ç) Kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları ve 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında alınan kararlar ile kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların, d) Hakkında kamu görevinden çıkarılma ya da kesinleşmiş memurluktan çıkarma cezası olup olmadığının, mevcut kayıtlardan tespit edilmesidir.", "Güvenlik soruşturması" başlıklı 5. maddesinde; "(1) Güvenlik soruşturması, arşiv araştırmasındaki hususlara ilave olarak kişinin; a) Görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerinin, b) Yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin, c) Terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olup olmadığının, mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesidir.", "Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapacak birimler" başlıklı 6. maddesinin 1. ve 2. fıkrasında "(1) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleri tarafından yapılır. (2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler, kendilerine iletilen taleple sınırlı olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden gerekli bilgi ve belgeler ile bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve kayıtları almaya yetkilidir." hükümlerine yer verilmiş, ayrıca söz konusu Kanun'un 7. maddesinde, yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi amacıyla Değerlendirme Komisyonu kurulmasına ve bu komisyonun çalışma esaslarına ilişkin kurallara, "Kişisel Verilerin Korunması" başlıklı Üçüncü Bölümünde, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında erişilen bilgilerin ne şekilde işleneceği, korunacağı, güvenlik önlemlerinin alınacağı, ne kadarlık bir zaman dilimi sonrasında silinip, yok edileceği gibi düzenlemelere yer verilmiştir. 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun ek 24. maddesine dayanılarak çıkarılan Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliği'nin "Adaylarda Aranacak Nitelikler" başlıklı 8. Maddesinin (g) bendinde; "26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile, adayın kendisinin ve evli ise eşinin; 1) Kasten işlenen bir suçtan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmamak," hükmü yer almaktadır HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Uyuşmazlık konusu olayda; davacıya ilişkin "Yaralama" suçundan … Asliye Ceza Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla verilen 1 yıl 4 ay 7 gün hapis cezasının hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilerek 5 yıl denetim süresine tabi tutulmasına kararı verildiğine ilişkin kayıtlar dikkate alınmak suretiyle davacının Yönetmelikte yer alan şartları taşımadığından bahisle Eğitim Merkezi Müdürlüğünden ilişiğinin kesildiği anlaşılmaktadır. Dava dosyasını çözebilmek için öncelikle aydınlığa kavuşturulması gereken konu hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından görülüp görülemeyeceği hususudur. 4045 sayılı Kanun'un ilk halinde HAGB kararını güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli olanların görebileceğine ilişkin herhangi bir hüküm yer almamakta iken, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda ise söz konusu kararların ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenmesi halinde verilmek üzere kaydedileceği belirtilmektedir. Bu durumda 4045 sayılı Kanun'un ilk halinde güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli olanların HAGB kararlarını görmeye yetkili olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Diğer taraftan 4045 sayılı Kanun'un 1. maddesine 7148 sayılı Kanun'un 29. maddesiyle eklenen fıkra ile güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlere HAGB kararlarını görebilme yetkisinin verildiği görülmektedir. Bu durumda 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'nda HAGB kararlarının kimler tarafından ve ne zaman görüleceği düzenlediğinden 5352 sayılı Kanun'daki hüküm ile 4045 sayılı Kanun'a eklenen hüküm arasında bir çelişki/çatışma ortaya çıkmaktadır. Bilindiği üzere hukuk kuralları arasında ortaya çıkan çatışmalarda çözüme ulaşabilmek için üç ilkeden yararlanılır. Bunlar; “üst kanun alttaki düzenlemeyi, sonraki kanun öncekini ve özel kanun genel kanunu ilga eder” ilkeleridir. Uyuşmazlık konusu olayda iki kanun arasındaki çelişki çözülmeye çalışıldığından sonraki kanun öncekini ve özel kanun genel kanunu ilga eder ilkelerinden yararlanmak gerekmektedir. 5352 sayılı Kanun'un 6. maddesinde HAGB kararlarının ne şekilde kaydedileceği ve kimlerin görebileceği düzenlenmiş iken 4045 sayılı Kanun'a eklenen madde ile güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bu bilgileri görebileceğine yönelik 5352 sayılı Kanun'un 6. maddesine oranla daha özel bir düzenleme getirildiğinden ve ayrıca sonraki tarihli bir düzenleme olduğundan 4045 sayılı Kanun'a eklenen maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin HAGB kararlarını görme yetkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan 4045 sayılı Kanun'a eklenen madde Anayasa Mahkemesi tarafından 19/2/2020 tarihinde iptal edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 153. maddesinde iptal kararlarının geriye yürümeyeceği düzenlenmiş olduğundan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin HAGB kararlarını görme yetkisi Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçerli olacaktır. Kanun koyucu tarafından kabul edilen 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu'nun 4. maddesinde 4045 sayılı Kanun'la verilen yetkinin iptal kararında belirtilen hususlar gözetilerek yeniden düzenlendiği görülmekte olup, yukarıda belirtilen iptal kararının verildiği tarih ile 7315 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihler arasında da HAGB kararının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından görülemeyeceği açıktır. Nitekim Anayasa Mahkemesi 03/06/2021 tarih ve E:2020/24, K:2021/39 sayılı kararında "İtiraz konusu kuralların da yer aldığı 4045 sayılı Kanun 7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun 13. maddesinin (8) numaralı fıkrasıyla yürürlükten kaldırılmıştır. Başvuran Mahkemede bakılmakta olan davalara konu işlemler itiraz konusu kuralların yürürlükte olduğu dönemde bu kurallar uyarınca tesis edilmiştir. 7315 sayılı Kanun, kuralların dayanak teşkil ettiği işlemlerin hukuki etkilerine dair geçmişe yönelik herhangi bir özel hüküm içermemektedir. Hukuka uygunluk karinesinden yararlanan ve iptal edilmediği ya da yürürlükten kaldırılmadığı sürece hukuk aleminde varlığını ve etkilerini devam ettiren idari işlemlerin hukuki denetimi, tesis edildiği dönemde yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilmektedir…" yer alan gerekçesiyle 7315 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmeden önce tesis edilen işlemlere uygulanamayacağını belirtmektedir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından 18/10/2018 tarihli ve 7148 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 26/10/2018 tarihinden öncesinde ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının tarihi olan 19/2/2020 tarihi ile 7315 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 17/04/2021 tarihi arasında tesis edilen işlemlerde görülemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Davacının Polis Meslek Eğitimi Merkezi Müdürlüğüne kaydının yapıldığı, hakkında yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde; … Asliye Ceza Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile "Yaralama" suçundan, verilen 1 yıl 4 ay 7 gün hapis cezasının hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilerek 5 yıl denetim süresine tabi tutulmasına kararı verildiğinin tespit edilmesi üzerine, Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğü Yönetim Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararıyla ilişiğinin kesilmesine karar verildiği, Polis Akademisi Başkanlığı'nın 26/08/2017 tarihli Olur işlemi ile de ilişiğinin kesilerek dosyasının işlemden kaldırılmasına karar verildiği, anlaşılmıştır. Uyuşmazlık konusu olayda ilişik kesme işleminin 26/08/2017 tarihinde gerçekleştirildiği görülmekte olup, işleme dayanak olarak elde edilen HAGB bilgisinin yukarıda belirtilen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından HAGB kararlarını görme yetkisinin olmadığı zamanda elde edildiği görülmektedir. Bu durumda davacı hakkında yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde davacının "Yaralama" suçundan dolayı almış olduğu HAGB kararına hukuka aykırı bir şekilde ulaşıldığı anlaşıldığından bu şekilde elde edilen bilgi çerçevesinde tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Öte yandan, 7315 sayılı Kanun'un 13. maddesinin 8. fıkrası ile 4045 sayılı Kanun'un yürürlükten kaldırıldığı ve 14. maddesiyle, 4045 sayılı Kanun'a yapılan atıfların bu Kanun'a yapılmış sayılacağı düzenlemesine yer verilmiş olduğu hususları gözetildiğinde; davalı idarece, 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu'nda öngörülen temel ilkelere, usul ve esaslara uygun olarak, davacı hakkında yeniden bir güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılabileceği de açıktır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yukarıda belirtilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 4. Kesin olarak 05/07/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

7315 sayılı Kanun'un 4. maddesi uyarınca arşiv araştırması; ilgilinin adli sicil kaydını, kolluk kuvvetlerince aranma durumunu, hakkında tahdit bulunup bulunmadığını, kesinleşmiş mahkeme kararları ile Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 171. maddesinin beşinci ve 231. maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamındaki kararları, devam eden ya da neticelenen soruşturma ve kovuşturma kayıtlarını ve kesinleşmiş kamu görevinden veya memurluktan çıkarılma cezasının bulunup bulunmadığını kapsar. Araştırma işlemleri Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ile mahalli mülki idare amirliklerince yürütülür ve görevli birimler iletilen taleple sınırlı olarak arşiv ve elektronik sistemlerden bu verileri almaya yetkilidir.

Danıştay 8. Daire, E. 2018/6693, K. 2022/1899Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2018/6693 E.  ,  2022/1899 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2018/6693 Karar No : 2022/1899 DAVACI : … VEKİLİ : Av. … DAVALILAR : 1- … Bakanlığı VEKİLİ : I. Huk. Müş. Yrd. V. … 2- … Müdürlüğü VEKİLİ : Av. … DAVANIN KONUSU : 1- … Polis Meslek Eğitim Merkezi (POMEM) Müdürlüğünde 22. dönem öğrenci adayı olan davacının ilişiğinin kesilmesine ilişkin … tarihli ve … sayılı işlem ile; 2- Bireysel işleme dayanak teşkil eden Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliğinin 8. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan "hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi" ibaresinin iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararının niteliği itibarıyla kesin hüküm olmadığı, HAGB kararlarının istinaf ve temyiz aşamaları olmadığından savunma hakkının kullanılamadığı, bundan dolayı ilgili Yönetmelikteki "hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi" ibaresinin masumiyet karinesine ve savunma hakkının kısıtlanamaması ilkelerine aykırı olduğu, ayrıca ilgili Yönetmelik hükmünün Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder." hükmüne aykırı olduğu ileri sürülmektedir. DAVALI İDARELERİN SAVUNMALARI: … BAKANLIĞI'NIN SAVUNMASI : Dava konusu Yönetmelik hükmünün üst hukuk normlarına uygun olduğu, davacının ilgili Yönetmelikte yer alan şartları taşımadığından ilişiğinin kesildiği, tesis edilen ilişik kesme işleminin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır. … GENEL MÜDÜRLÜĞÜ'NÜN SAVUNMASI: …. Müdürlüğüne geçici kaydı yapılan davacının, Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması neticesinde "birden fazla kişi ile tehdit suçundan" 1 yıl 3 ay hapis cezası aldığı ve bu ceza hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, ilgili Yönetmelikte bu hususun ilişik kesme nedenleri arasında sayıldığı, 657 sayılı Kanunun Devlet memurluğuna alınacaklarda aranacak genel ve özel şartları düzenleyen 48/B maddesinde "Kurumların özel kanun veya diğer mevzuatında aranan şartları taşımak." hükmüne yer verildiği, Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliğinin 8. maddesinin 1. fırkasında "Kasten işlenen bir suçtan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmamak," hükmünün yer aldığı, ilgili Yönetmelikteki şartları taşımayan davacının ilişiğinin kesilmesinin hukuka uygun olduğu, savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : … DÜŞÜNCESİ : Dava, …. Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğü …. dönem öğrenci adayı olan davacının Eğitim Merkezi ile ilişiğinin kesilmesine ilişkin …. tarihli ve … sayılı işlem ile bu işleme dayanak teşkil eden Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliğinin 8. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan "…hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi…" ibaresinin iptali istemiyle açılmıştır. 04/06/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun ek 24 üncü maddesinde, Emniyet Teşkilatının polis memuru ihtiyacını karşılamak üzere, Cumhurbaşkanı kararı ile polis meslek eğitim merkezleri açılabilir hükmüne yer verilmiş bulunmaktadır. 3201 sayılı Kanunun ek 24. maddesine dayanılarak hazırlanan, ''Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliği''nin, 8. maddesinde adaylarda aranılacak nitelikler düzenlenmiştir. Maddede, başvuru yapacak adaylarda diğer şartların yanında, düzenlemenin birinci fıkrasının (g) bendinde; ''26/09/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile, adayın kendisinin ve evli ise eşinin; 1) Kasten işlenen bir suçtan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmamak,'' kuralına yer verilmiş bulunmaktadır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması" başlıklı 231. maddesinin 5. fıkrasında; ''Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade eder.'' 8. fıkrasında; "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık," beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur.'', 10. fıkrasında Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.", 11. fıkrasında; ''Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir." hükümlerine yer verilmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi çerçevesinde sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibariyle bünyesinde iki karar barındırmakta olup, ilk karar teknik anlamda hüküm sayılan, ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması halinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması halinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmü, ikinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Öte yandan söz konusu karar hukuken varlık kazanamadığından hüküm ifade etmese de bu karar beraat anlamına gelmemekte, belirtilen süre içerisinde sanık denenmektedir. Denetim süresi sonunda beklenilen gibi davranılması halinde, beraat kararının hüküm ve sonuçları doğmaktadır. Diğer taraftan polisin; toplumun asayişini, kişilerin, tasarruf emniyetini ve konut dokunulmazlığını korumak, halkın ırz, can ve malını muhafaza ve halkın istirahatini sağlamakla görevli ve genel bir emniyet görevlisi olması nedeniyle bu mesleğe girecek ve sürdürecek olanların da hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde güvenilir, onurlu, iyi ahlaklı ve disiplinli kişiler arasından seçilmeleri gerekmektedir. Bu durumda, polislik mesleğinin yukarıda aktarılan özelliği gereği, bu mesleğe alınacaklarda diğer memurlardan farklı olarak bazı özel niteliklerin aranması gerektiği açıktır. Her ne kadar hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kesinleşmiş bir hüküm ifade etmese de polislik mesleğinin özellikleri dikkate alındığında dava konusu yönetmelikte yer alan "…hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi…" ibaresinin azami titizlik gösterilerek hazırlandığı anlaşılmakta olup, söz konusu ibarede kamu yararı ve hizmet gerekleri yönünden hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Dava Konusu Bireysel İşlemin İncelenmesi: 2018 yılında yapılan giriş sınavında başarılı olan ve 22. Dönem POMEM olarak Kemal Serhadlı Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğüne geçici kaydı yapılan davacının, hakkında yapılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasında; Osmaniye 4. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda birden fazla kişi ile tehdit suçundan "1 yıl 3 ay" hapis cezasıyla cezalandırıldığı ve bu cezanın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıldan fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olan, bilahare "hükmün açıklanmasının geri bırakılması" kararı verilen davacı hakkında, Yönetmeliğin hukuka uygun bulunan 8. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca tesis olunan işlemde de mevzuata aykırılık bulunmamıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği, düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ SÜREÇ : Dava konusu Yönetmelik; 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun ek 24 üncü maddesinde yer alan "Polis meslek eğitim merkezlerinin kuruluş ve çalışma usûl ve esasları; bu merkezlerde eğitime alınacak öğrencilerde aranacak şartlar, (…) yapılacak sınavlar, disiplin ve eğitim-öğretimle ilgili konular, öğrenciliğin sona ermesi, tazminat ve yükümlülük esasları ile giyecekleri kıyafetler ve diğer hususlar İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." hükmüne dayanılarak hazırlanmıştır. İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : 2018 yılında yapılan giriş sınavında başarılı olan ve 22. Dönem POMEM öğrencisi olarak Kemal Serhadlı Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğüne geçici kaydı yapılan davacının, hakkında yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde, davacı hakkında Osmaniye 4. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda birden fazla kişi ile tehdit suçundan "1 yıl 3 ay" hapis cezasıyla cezalandırıldığı ve bu cezanın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiğinin tespit edilmesi üzerine, Kemal Serhadlı Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğü Yönetim Kurulunun 22/10/2018 tarih ve 2018/35 sayılı kararıyla ilişiğinin kesilmesine karar verildiği, Polis Akademisi Başkanlığının 06/11/2018 tarihli Olur işlemi ile de ilişiğinin kesilerek dosyasının işlemden kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. ESAS YÖNÜNDEN: İlgili Mevzuat: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında; herkesin, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu, bu hakkın, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsadığı, kişisel verilerin, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği, kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usullerin kanunla düzenleneceği hükmüne yer verilmiştir. 25/5/2005 tarihli ve 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Kanun, kesinleşmiş ceza ve güvenlik tedbirlerine mahkûmiyete ilişkin bilgilerin otomatik işleme tâbi bir sistem kullanılarak toplanmasına, sınıflandırılmasına, değerlendirilmesine, muhafaza edilmesine ve gerektiğinde en seri ve sağlıklı biçimde ilgililere bildirilmesine dair usul ve esasları belirler.”, ”Diğer bilgilerin kaydı” başlıklı 6. maddesinde; “ (1) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenmesi halinde verilmek üzere kaydedilir. (2) (Ek:2/7/2012-6352/103 md.) Karşılıksız yararlanma suçunda etkin pişmanlıktan yararlanması dolayısıyla şüpheli, sanık veya hükümlü hakkında verilen kararlar adlî sicilde bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Onbeş yıl süreyle muhafaza edilen bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı veya mahkeme tarafından istenmesi halinde verilebilir.” hükümleri yer almaktadır. 26/10/1994 tarihli ve 4045 sayılı Güvenlik Soruşturması, Bazı Nedenlerle Görevlerine Son Verilen Kamu Personeli ile Kamu Görevine Alınmayanların Haklarının Geri Verilmesine ve 1402 Numaralı Sıkıyönetim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 1. maddesinde; “Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması; kamu kurum ve kuruluşlarında, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile askeri, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ve ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel hakkında yapılır. Devletin güvenliğini, ulusun varlığını ve bütünlüğünü iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeler ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması, güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları ile bunu yapacak merciler ve üst kademe yöneticilerinin kimler olduğu Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulacak yönetmelik ile düzenlenir.” hükmü yer almakta iken 18/10/2018 tarihli ve 7148 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 29. maddesiyle söz konusu maddeye ikinci fıkra olarak “Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden bilgi ve belge almaya, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında tutulan kayıtlara ulaşmaya, Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından yürütülen soruşturma sonuçlarını, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ile kesinleşmiş mahkeme kararlarını almaya yetkilidir.” hükmü eklenmiş ve söz konusu hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru neticesinde Anayasa Mahkemesinin 19/2/2020 tarih ve E:2018/163, K:2020/13 sayılı kararı ile ilgili hüküm iptal edilmiştir. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun “Kamu davasını açmada takdir yetkisi” başlıklı 171. maddesinin 5. fıkrasında; “(5) Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin kararlar, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.”, “Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması” başlıklı 231. maddesinde; “(13) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.” hükmü yer almaktadır. 07/04/2021 tarih ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu'nun "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinde; "Bu Kanun, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılmasına ve elde edilecek verilerin kullanılmasına ilişkin temel ilkeleri, kimler hakkında yapılacağını, araştırma konusu edilecek bilgi ve belgelerin neler olduğunu, bu bilgilerin ne şekilde kullanılacağını, hangi mercilerin soruşturma ve araştırma yapacağını, Değerlendirme Komisyonunun oluşumu ve çalışma usul, esaslarını, veri güvenliği ile verilerin saklanma ve silinme sürelerini düzenlemektedir.", "Hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacaklar" başlıklı 3. maddesinde; "(1) Arşiv araştırması, statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın ilk defa veya yeniden memuriyete yahut kamu görevine atanacaklar hakkında yapılır. (2) Kurum ve kuruluşlarda, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları hâlinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ile ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak öğretmenler, üst kademe kamu yöneticileri, özel kanunları uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına tabi tutulan kişiler ile milli güvenlik açısından stratejik önemi haiz birim, proje, tesis, hizmetlerde statüsü veya çalıştırma şekline bağlı olmaksızın istihdam edilenler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması birlikte yapılır.", "Arşiv araştırması" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Arşiv araştırması; a) Kişinin adli sicil kaydının, b) Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından hâlen aranıp aranmadığının, c) Kişi hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının, ç) Kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararları ve 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında alınan kararlar ile kişi hakkında devam eden veya sonuçlanmış olan soruşturma ya da kovuşturmalar kapsamındaki olguların, d) Hakkında kamu görevinden çıkarılma ya da kesinleşmiş memurluktan çıkarma cezası olup olmadığının, mevcut kayıtlardan tespit edilmesidir.", "Güvenlik soruşturması" başlıklı 5. maddesinde; "(1) Güvenlik soruşturması, arşiv araştırmasındaki hususlara ilave olarak kişinin; a) Görevin gerektirdiği niteliklerle ilgili kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerindeki olgusal verilerinin, b) Yabancı devlet kurumları ve yabancılarla ilişiğinin, c) Terör örgütleri veya suç işlemek amacıyla kurulan örgütlerle eylem birliği, irtibat ve iltisak içinde olup olmadığının, mevcut kayıtlardan ve kişinin görevine yansıyacak hususların denetime elverişli olacak yöntemlerle yerinden araştırılmak suretiyle tespit edilmesidir.", "Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını yapacak birimler" başlıklı 6. maddesinin 1. ve 2. fıkrasında "(1) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve mahalli mülki idare amirlikleri tarafından yapılır. (2) Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler, kendilerine iletilen taleple sınırlı olarak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden gerekli bilgi ve belgeler ile bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamındaki karar ve kayıtları almaya yetkilidir." hükümlerine yer verilmiş, ayrıca söz konusu Kanun'un 7. maddesinde, yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi amacıyla Değerlendirme Komisyonu kurulmasına ve bu komisyonun çalışma esaslarına ilişkin kurallara, "Kişisel Verilerin Korunması" başlıklı Üçüncü Bölümünde, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında erişilen bilgilerin ne şekilde işleneceği, korunacağı, güvenlik önlemlerinin alınacağı, ne kadarlık bir zaman dilimi sonrasında silinip, yok edileceği gibi düzenlemelere yer verilmiştir. 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu'nun ek 24. maddesine dayanılarak çıkarılan 06/06/2015 tarihli ve 29378 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliği'nin "Adaylarda Aranacak Nitelikler" başlıklı 8. maddesinde "(1) POMEM’lere başvuru yapacak adaylarda aşağıdaki şartlar aranır…. g) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile, adayın kendisinin ve evli ise eşinin; 1) Kasten işlenen bir suçtan dolayı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmamak, 2) Affa uğramış veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık veya cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan dolayı mahkûm olmamak veya bu suçlardan dolayı devam etmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma bulunmamak veya kovuşturması uzlaşma ile neticelenmemiş olmak,…" hükmü yer almaktadır. Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliğinin 8. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan "hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi" ibaresi yönünden yapılan inceleme: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi çerçevesinde sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibariyle bünyesinde iki karar barındırmakta olup, ilk karar teknik anlamda hüküm sayılan, ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması halinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması halinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmü, ikinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Öte yandan söz konusu karar hukuken varlık kazanamadığından hüküm ifade etmese de bu karar beraat anlamına gelmemekte, belirtilen süre içerisinde sanık denenmektedir. Denetim süresi sonunda beklenilen gibi davranması halinde, beraat kararının hüküm ve sonuçları doğacaktır. Diğer taraftan polisin; toplumun asayişini, kişilerin, tasarruf emniyetini ve konut dokunulmazlığını korumak, halkın ırz, can ve malını muhafaza ve halkın istirahatini sağlamakla görevli ve genel bir emniyet görevlisi olması nedeniyle bu mesleğe girecek ve sürdürecek olanların da hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde güvenilir, onurlu, iyi ahlaklı ve disiplinli kişiler arasından seçilmeleri gerekmektedir. Bu durumda, polislik mesleğinin yukarıda aktarılan özelliği gereği, bu mesleğe alınacaklarda diğer memurlardan farklı olarak bazı özel niteliklerin aranması gerektiği açıktır. Her ne kadar hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kesinleşmiş bir hüküm ifade etmese de polislik mesleğinin özellikleri dikkate alındığında dava konusu yönetmelikte yer alan "hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi" ibaresinin azami titizlik gösterilerek hazırlandığı anlaşılmakta olup, söz konusu ibarede kamu yararı ve hizmet gerekleri yönünden hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Davacının ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlem yönünden yapılan inceleme; Uyuşmazlık konusu olayda; davacıya ilişkin …. Asliye Ceza Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile "birden fazla kişiyle tehdit" suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar kayıtlarının Kemal Serhadlı Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğüne bildirildiği ve bu kayıtlar dikkate alınmak suretiyle davacının Yönetmelikte yer alan şartları taşımadığından bahisle Eğitim Merkezi Müdürlüğünden ilişiğinin kesildiği anlaşılmaktadır. Dava dosyasını çözebilmek için öncelikle aydınlığa kavuşturulması gereken konu hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından görülüp görülemeyeceği hususudur. 4045 sayılı Kanun'un ilk halinde HAGB kararını güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli olanların görebileceğine ilişkin herhangi bir hüküm yer almamakta iken, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda ise söz konusu kararların ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenmesi halinde verilmek üzere kaydedileceği belirtilmektedir. Bu durumda 4045 sayılı Kanun'un ilk halinde güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli olanların HAGB kararlarını görmeye yetkili olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Diğer taraftan 4045 sayılı Kanun'un 1. maddesine 7148 sayılı Kanun'un 29. maddesiyle eklenen fıkra ile güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlere HAGB kararlarını görebilme yetkisinin verildiği görülmektedir. Bu durumda 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'nda HAGB kararlarının kimler tarafından ve ne zaman görüleceği düzenlediğinden 5352 sayılı Kanun'daki hüküm ile 4045 sayılı Kanun'a eklenen hüküm arasında bir çelişki/çatışma ortaya çıkmaktadır. Bilindiği üzere hukuk kuralları arasında ortaya çıkan çatışmalarda çözüme ulaşabilmek için üç ilkeden yararlanılır. Bunlar; “üst kanun alttaki düzenlemeyi, sonraki kanun öncekini ve özel kanun genel kanunu ilga eder” ilkeleridir. Uyuşmazlık konusu olayda iki kanun arasındaki çelişki çözülmeye çalışıldığından sonraki kanun öncekini ve özel kanun genel kanunu ilga eder ilkelerinden yararlanmak gerekmektedir. 5352 sayılı Kanun'un 6. maddesinde HAGB kararlarının ne şekilde kaydedileceği ve kimlerin görebileceği düzenlenmiş iken 4045 sayılı Kanun'a eklenen madde ile güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bu bilgileri görebileceğine yönelik 5352 sayılı Kanun'un 6. maddesine oranla daha özel bir düzenleme getirildiğinden ve ayrıca sonraki tarihli bir düzenleme olduğundan 4045 sayılı Kanun'a eklenen maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin HAGB kararlarını görme yetkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan 4045 sayılı Kanun'a eklenen madde Anayasa Mahkemesi tarafından 19/2/2020 tarihinde iptal edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 153. maddesinde iptal kararlarının geriye yürümeyeceği düzenlenmiş olduğundan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin HAGB kararlarını görme yetkisi Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçerli olacaktır. Kanun koyucu tarafından kabul edilen 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu'nun 4. maddesinde 4045 sayılı Kanun'la verilen yetkinin iptal kararında belirtilen hususlar gözetilerek yeniden düzenlendiği görülmekte olup, yukarıda belirtilen iptal kararının verildiği tarih ile 7315 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihler arasında da HAGB kararının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından görülemeyeceği açıktır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin … tarih ve E…, K:.. sayılı kararında " İtiraz konusu kuralların da yer aldığı 4045 sayılı Kanun 7/4/2021 tarihli ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun 13. maddesinin (8) numaralı fıkrasıyla yürürlükten kaldırılmıştır. Başvuran Mahkemede bakılmakta olan davalara konu işlemler itiraz konusu kuralların yürürlükte olduğu dönemde bu kurallar uyarınca tesis edilmiştir. 7315 sayılı Kanun, kuralların dayanak teşkil ettiği işlemlerin hukuki etkilerine dair geçmişe yönelik herhangi bir özel hüküm içermemektedir. Hukuka uygunluk karinesinden yararlanan ve iptal edilmediği ya da yürürlükten kaldırılmadığı sürece hukuk aleminde varlığını ve etkilerini devam ettiren idari işlemlerin hukuki denetimi, tesis edildiği dönemde yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilmektedir…" yer alan gerekçesiyle 7315 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmeden önce tesis edilen işlemlere uygulanamayacağını belirtmektedir. Özet olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından 18/10/2018 tarihli ve 7148 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 26/10/2018 tarihinden öncesinde ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının tarihi olan 19/2/2020 tarihi ile 7315 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 17/04/2021 tarihi arasında tesis edilen işlemlerde görülemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Davacının Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğüne öğrenci alımı kapsamında yapılan yazılı sınavı kazandıktan sonra … Polis Meslek Eğitim Merkezine geçici kaydının yapıldığı, intibak eğitimi devam ederken hakkında yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda, davacı hakkında … Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda birden fazla kişi ile tehdit suçundan "1 yıl 3 ay" hapis cezasıyla cezalandırıldığı ve bu cezanın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiğinin tespit edilmesi üzerine, … Meslek Eğitim Merkezi Müdürlüğü Yönetim Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla ilişiğinin kesilmesine karar verildiği, … Başkanlığının … tarihli Olur işlemi ile ilişiğinin kesilerek dosyasının işlemden kaldırılmasına karar verildiği, anılan işlemin davacıya tebliği üzerine de bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Uyuşmazlık konusu olayda ilişik kesme işleminin 06/11/2018 tarihinde gerçekleştirildiği görülmekte olup, işleme dayanak olarak elde edilen HAGB bilgisinin yukarıda belirtilen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimler tarafından HAGB kararlarını görme yetkisinin olduğu zamanda elde edildiği görülmektedir. Bu durumda davacı hakkında yaptırılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde davacının birden fazla kişi ile tehdit suçundan "1 yıl 3 ay" hapis cezasıyla cezalandırıldığı ve bu cezanın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiği görüldüğünden, davacının Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliği'nin "Adaylarda Aranacak Nitelikler" başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasında yer alan şartları taşımadığı anlaşılmış olup, dava konusu ilişik kesme işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. DAVANIN REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine, 4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine, 5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 18/03/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

7315 sayılı Kanun, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında elde edilen kişisel verilerin nasıl işleneceğini, korunacağını, ne kadar süre saklanacağını ve ne zaman silineceğini ayrıca düzenlemekte; elde edilen verileri değerlendirmek üzere bir Değerlendirme Komisyonu kurulmasını da öngörmektedir.

HAGB Kayıtlarına Erişimin Dönemsel Sınırları

Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması birimlerinin HAGB kayıtlarına erişme yetkisi, dönemlere göre farklılık göstermiştir. Bu birimler 7148 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 26 Ekim 2018 tarihinden önce HAGB kararlarını görme yetkisine sahip değildi. Anayasa Mahkemesi'nin 19 Şubat 2020 tarihli iptal kararıyla ilgili yetkinin hukuki dayanağı ortadan kalkmış; ardından 7315 sayılı Kanun 17 Nisan 2021'de yürürlüğe girerek yeni çerçeveyi oluşturmuştur. Dolayısıyla hem 26 Ekim 2018 öncesi dönem hem de 19 Şubat 2020 ile 17 Nisan 2021 tarihleri arasındaki dönem, bu birimlerin HAGB kayıtlarını göremeyeceği dönemler olarak Danıştay 8. Dairesi tarafından kabul edilmektedir.

Anayasa Mahkemesi iptal kararları geriye yürümez; bu ilke Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenmiştir. İptal kararı yürürlüğe girinceye kadarki dönemde hukuksal ve nesnel alanda sonuçlarını doğurmuş durumlar geçerliliğini korur. Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi, iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir; bu süre kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı günden itibaren bir yılı geçemez. Bu nedenle güvenlik soruşturması sonucu tesis edilen idari işlemlerin hukuki denetimi, işlemin tesis edildiği dönemde yürürlükte bulunan mevzuat esas alınarak yapılmaktadır.

Danıştay 8. Dairesi, 5 Temmuz 2018 tarihli bir ilişik kesme işleminin, güvenlik soruşturması birimlerinin HAGB kayıtlarını görme yetkisinin henüz bulunmadığı dönemde gerçekleştiğini tespit ederek söz konusu bilgiye hukuka aykırı biçimde ulaşıldığını ve bu bilgi esas alınarak tesis edilen işlemin hukuka uyarlı olmadığına oyçokluğuyla hükmetmiştir (Danıştay 8. Daire, E. 2020/525, K. 2023/419). Aynı karar, idarenin 7315 sayılı Kanun'da öngörülen usul ve esaslara uygun olarak davacı hakkında yeniden güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yaptırabileceğini de açıkça ortaya koymaktadır. Bu kararın oyçokluğuyla verildiğini ve iki ayrı karşı oyun farklı sonuca ulaştığını belirtmek gerekir.

Özel Kadrolarda Ek Şartlar: Polislik ve Güvenlik Hizmetleri

Polis Meslek Eğitim Merkezleri Giriş Yönetmeliği, adaylar bakımından kasten işlenen bir fiilden dolayı HAGB kararı verilmiş olsa dahi bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmamayı aramaktadır. Danıştay 8. Dairesi, bu yönetmelik hükmündeki ilgili ibareyi polislik mesleğinin özellikleri uyarınca kamu yararı ve hizmet gerekleri yönünden hukuka uygun bularak hem düzenleyici kurala hem de 6 Kasım 2018 tarihli ilişik kesme işlemine yönelik davayı yetkili dönemde elde edilen bilgiye dayandığı gerekçesiyle oybirliğiyle reddetmiştir (Danıştay 8. Daire, E. 2018/6693, K. 2022/1899). Bu düzenleme polis meslek eğitim merkezlerine özgü bir şart niteliğindedir.

Özel harekat POMEM'lerine giriş şartları ise daha geniş bir suç kataloğunu kapsamaktadır. Bu kadrolarda affa uğramış veya HAGB kararı verilmiş olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene karşı suçlar, zimmet, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, kaçakçılık veya cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan mahkûm olmamak ya da bu suçlardan devam eden soruşturma veya kovuşturma bulunmamak gerekmektedir. Danıştay 8. Dairesi, bu kadrolara ilişkin düzenleyici işlem yönünden davayı oybirliğiyle reddederken, somut ilişik kesme işlemini ayrı bir değerlendirmeyle oyçokluğuyla iptal etmiştir (Danıştay 8. Daire, E. 2018/1975, K. 2022/2186). Bu kararlar yalnızca polislik mesleğine özgü mevzuatı kapsamaktadır.

Sınav Şartı ve Özel Koşullar

657 sayılı Kanun'un 48. maddesinin B bendi uyarınca özel şartlar; hizmet sınıfı için belirlenen öğretim ve eğitim kurumlarından diploma almış olmayı ve kurumların özel kanun veya diğer mevzuatında aranan şartları taşımayı kapsamaktadır. Her kadro için ilgili mevzuatın ayrıca incelenmesi zorunludur. Özel şartlar kadronun niteliğine göre şekillenmekte; belirli mesleki yeterliliğin belgelenmesi, hassas kadrolarda güvenlik soruşturmasından olumlu sonuç alma zorunluluğu ve emniyet ile jandarma gibi teşkilatlarda fiziksel yeterlilik şartı bu kapsamda öngörülebilmektedir.

Güvenlik Soruşturması Sonucuna İtiraz Yolları

Güvenlik soruşturması ret kararı bir idari işlem niteliği taşımakta ve yargı denetimine tabi bulunmaktadır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinin birinci fıkrası uyarınca idare mahkemelerinde dava açma süresi, özel kanunlarda ayrı süre öngörülmeyen hallerde altmış gündür; bu süre tebliğ tarihinden itibaren işlemeye başlar. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi ilan tarihini izleyen günden itibaren başlamakta, düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması buna dayalı uygulama işleminin iptaline engel oluşturmamaktadır.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 7Kaynağı aç
Madde 7 – 1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. 2. Bu süreler; a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, b) Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği; Tarihi izleyen günden başlar. 3. Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlar. 4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz. Sürelerle ilgili genel esaslar

Danıştay 8. Dairesi, güvenlik soruşturmasının olumsuz olması nedeniyle atama yapılmayan bir davada, ceza yargılamasının beraatle kesinleşmesi ve güvenlik soruşturması dışında atamaya engel başka bir husus sunulmamış olması karşısında, atama yapılmamasına ilişkin işlemin hukuka uygun olmadığına hükmetmiş ve alt derece mahkeme kararlarını bozmuştur (Danıştay 8. Daire, E. 2019/4912, K. 2023/3158). Bu karar, yalnızca güvenlik soruşturmasının olumsuz olduğu ve ceza davasının beraatle kesinleştiği somut bir olaya ilişkindir.

Devlet memurluğu şartlarından biri sonradan kaybedilirse ne olur?

657 sayılı Kanun'un 98. maddesinin (b) bendi gereğince, memurluğa alınma şartlarından herhangi birini taşımadığının sonradan anlaşılması veya memuriyet sırasında bu şartlardan birinin kaybedilmesi halinde memurluk kendiliğinden sona erer; bu hususta idarenin takdir yetkisi bulunmayıp bağlı yetki altındadır. Örneğin mahkeme kararıyla kısıtlananlar memur olamaz, kısıtlılık halinin sona ermesi durumunda ise bu engel ortadan kalkar.

HAGB kararım varsa devlet memuru olabilir miyim?

HAGB kararı beraat niteliği taşımamakla birlikte hukuken varlık kazanmış bir mahkûmiyet hükmü de oluşturmaz; bu kararlar adli sicile değil bunlara mahsus sisteme kaydedilir ve kural olarak soruşturma ya da kovuşturmayla bağlantılı olarak adli mercilerce istenebilir. Güvenlik soruşturması veya arşiv araştırması birimlerinin bu kayıtlara erişimi işlemin tesis edildiği dönemin mevzuat yetkisine göre şekillenmektedir. Polislik gibi özel meslek mevzuatında ise HAGB kararı verilmiş olsa dahi belirli katalog fiiller için açık engeller düzenlenebilmektedir. Durum, ilgili görevin mevzuat şartları çerçevesinde değerlendirilir.

Güvenlik soruşturması hangi bilgileri kapsar?

7315 sayılı Kanun uyarınca arşiv araştırması; kişinin adli sicil kaydını, kolluk kuvvetlerince aranma durumunu, tahdit kayıtlarını, kesinleşmiş mahkeme kararları ile Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 171. maddesinin beşinci ve 231. maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamındaki kararları, devam eden veya sonuçlanan soruşturma ile kovuşturmaları ve memurluktan çıkarılma cezasının varlığını kayıtlardan tespiti kapsar. Hassas görevler ile stratejik kadrolar için bu araştırmaya güvenlik soruşturması da eklenir.

Memuriyete engel suçlarda af veya ertelenmiş ceza bir fark yaratır mı?

657 sayılı Kanun'un 48. maddesinin A bendinin 5. alt bendi açıkça düzenlemektedir: devletin güvenliğine karşı suçlar ile anayasal düzene karşı suçlar ve sayılan diğer ağır suçlarda affa uğramış olmak memuriyete engel teşkil etmeye devam eder. Kasten işlenen suçlarda ise TCK'nın 53. maddesindeki süreler geçmiş olsa bile bir yıl veya daha fazla hapis cezasına çarptırılmış olmak engel olmayı sürdürmektedir. HAGB kararının bu suçlar bakımından sonucu ise somut duruma ve işlemin tesis edildiği döneme göre ayrıca değerlendirilmesi gereken bir meseledir.

Polislik için memurluğa alınma şartları genel memurluktakinden farklı mıdır?

Evet, polislik mesleğine özgü mevzuat genel devlet memurluğunun ötesinde ek koşullar öngörmektedir. POMEM adayları için Giriş Yönetmeliği, HAGB kararı verilmiş olsa dahi kasten işlenen suçlarda bir yıl veya daha fazla hapis cezası almamış olmak ve sayılan katalog suçlardan mahkûm olmamak gibi ek koşullar içermektedir. Bu koşullar ilgili meslek mevzuatı çerçevesinde uygulanmakta olup genel devlet memurluğu şartlarından farklı nitelik taşır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu