Deniz Ticareti Hukukunda Taşıyanın Sorumluluğu ve TTK

by Avukat Erdal Ersoy
Deniz Ticareti Hukukunda Taşıyanın Sorumluluğu ve TTK

Taşıyan Sıfatı ve Sözleşmesel Sorumluluğun Doğuşu

Türk Ticaret Kanunu m. 1138 uyarınca taşıyan, bir navlun sözleşmesi kapsamında navlun karşılığında yükü deniz yoluyla taşımayı üstlenen kişidir. Bu sıfat sıklıkla armatör veya donatana ait olmakla birlikte, gemiyi kendi adına işleten başka kişilerce de üstlenilebilir. Navlun sözleşmeleri yolculuk çarteri ve kırkambar olmak üzere iki ana türe ayrılır. Yükün taşınmasında taşıyan ile fiilî taşıyanın farklı olması durumunda, Türk Ticaret Kanunu m. 1181 uyarınca taşıyan ve fiilî taşıyan meydana gelen zarardan müteselsilen sorumludur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2771, K. 2021/558Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2771 E.  ,  2021/558 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili; müvekkili şirket ile dava dışı …..arasında emtia blok sigorta poliçesi düzenlendiğini, bu poliçede dava dışı … sigortalı olarak yer aldığını, sigorta ettiren tarafından 1504 koli toplam 19.118,85 kg kuru kayısı cinsi emtianın sigortalıya satıldığını, emtianın nihai alıcısı olan ….’ye teslimi için sigorta ettiren ile davalı arasında sözleşme yapıldığını, bir adet 20'lik konteynere istiflenen emtianın bu alıcıya teslim edilmek için BRITAIN STAR adlı gemiye yüklendiğini, konteynerin daha sonra İsrail’in Haifa limanında …. 2 adlı gemiye aktarıldığını ve nihayet New York Limanı'nda tahliye edildiğini, konteynerin kamyonlarla taşınarak alıcıya teslim edildiğini, alıcı tarafından yapılan inceleme neticesinde konteyner muhtevasında ezilme ve ıslanma bulunduğunun bildirilmesi neticesinde ekspertiz incelenmesi yapıldığını ve hazırlanan rapor ile 138 koli emtianın hasarlı olduğunun tespit edildiğini, konteyner kapaklarının ve contanın zayıf olması ve içine su girmesi nedeniyle emtianın hasar gördüğünü, toplam hasar miktarının 4.475,13 USD olduğunu, 27.10.2009 tarihinde bu bedelin sigortalıya ödendiğini, davalıya ihtarname gönderilmesine rağmen ödeme yapılmadığını, bu nedenle … 21. İcra Müdürlüğünün 2010/9360 E. sayılı dosyası ile 4.475,13 USD karşılığı 6.665,24TL'nin tahsili için icra takibi yapıldığını, davalının takibe haksız itiraz etmesi üzerine takibin durduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına ve % 40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili; davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını, taşımanın FOB satış türünde deniz aşırı satış olduğunu, bu tür taşımalarda gönderenin/davacının hak ve yükümlülüklerinin emtianın gemiye yüklenmesiyle sona erdiğini, taşıma konusu emtianın konteynere yüklenmesi ve mühürlenmesi işleminin gönderici tarafından yapıldığını, müvekkiline mühürlü olarak teslim edilen konteynerın kapalı olduğunu, bu nedenle müvekkilinin kontrol etme imkânının bulunmadığını, ayrıca konişmentoda konteynerin gönderici tarafından yüklendiği kaydı ile gönderici tarafından mühürlendiği kaydının (FCL/FCL) bulunduğunu, konişmentoya derc edilen bu kaydın taşıyanın aleyhine karine teşkil etmesine engel olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. … 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.06.2013 tarihli ve 2012/217 E., 2013/217 K. sayılı kararı ile; davalı (taşıyıcı) şirketin sigorta ettirene konteynerin alım yerini/limanı bildirdiği ve dolayısıyla konteynerin davalı tarafça temin edildiği, taşımaya konu olan 138 koli kuru kayısının ekspertiz raporlarında belirlendiği üzere; konteynerin kapaklarındaki contanın zayıf olması nedeniyle içeriye giren … sularının emtiayı bozduğu ve emtianın hiçbir ekonomik faydasının bulunmadığı, olaya konu olan yük zararının taşımada kullanılan konteynerin denize elverişsizliğinden kaynaklandığı, konteyner taşıyan tarafından tedarik edilmiş olduğu için bu taşıma kabının aynı zamanda geminin alonju sayılacağı, konteynerdeki elverişsizliğin bu hâlde geminin denize elverişsiz olmasına neden olacağı, dolayısıyla taşıyanın ortaya çıkan zarardan 6762 sayılı TTK'nin 1019. maddesi (taşıyanın geminin elverişsizliğinden doğan sorumluluğu) gereğince sorumlu olacağı gerekçesiyle davanın kabulü ile davalının itirazının iptaline, 4.475,12 USD’lik ödemenin karşılığı 6.665,24TL asıl alacak ve 760,20TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 7.425,44TL üzerinden takibin devamına, %40 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25.06.2014 tarihli ve 2013/14743 E. 2014/12151 K. sayılı kararı ile; “…1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Dava, emtia nakliyat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat alacağının rücuen tahsili amacıyla davalı taşıyan aleyhine başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak; davalı, konişmentonun özel şartlar bölümünde yer alan 18/3. maddesine göre, kayıp ve hasar durumunda zarar tazminatının belirlenmesinde kg başına 2 USD ödeneceğinin esas alınacağını ve tazminatında buna göre hesaplanması gerektiğini ileri sürmüş olup, gerek bilirkişi heyeti raporunda gerekse mahkeme kararında davalının bu savunması üzerinde durulmamıştır. Bu itibarla mahkemece, konşimentonun ilgili bölümleri de getirtilerek konusunda uzman bilirkişiden savunma doğrultusunda rapor alınmaksızın eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 3- Kabule göre de; dava konusu tazminat alacağı likit olmayıp miktarının tespiti yargılamayı gerektirdiğinden, davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi de doğru olmayıp, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. … 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08.12.2014 tarihli ve 2014/491 E., 2014/482 K. sayılı kararı ile; alacak likit olmadığından icra inkar tazminatı yönünden bozmanın (3) numaralı bendine uyulmasına karar verilmiş, ayrıca önceki gerekçelere ek olarak, konteynerin davalı tarafça temin edildiği ve davacı yükletenin hizmetine sunulduğu, bu nedenle bu konteynerin geminin alonju niteliğinde olduğu, bu hususun davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazlarını reddeden Özel Daire tarafından da kabul edildiği, bu hâlde geminin denize, yola, yüke elverişli olmaması nedeniyle 6762 sayılı TTK’nin 1019. maddesinin uygulanması gerektiği, bu madde gereğince de taşıyanın sorumluluğunun 6762 sayılı TTK’nin 1061 ve 1062. maddelerinde yer alan taşıyanın dikkatli bir taşıyan olarak özen göstermemesinden doğan zararlardan farklı olarak sınırsız olduğu, ayrıca 6762 sayılı TTK’nin 1116. maddesinde yer alan emredici hükümler gereğince taşıyanın borç ve mesuliyetlerini önceden kaldıran veya daraltan konşimentoda yer alan hükümlerin geçersiz sayılacağı gerekçesiyle bozmanın (2) numaralı bendine direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; rücu talebine konu navlun sözleşmesinde konteynerin davalı taşıyan tarafından temin edilmesi karşısında davalı taşıyan hakkında sınırlı sorumluluk hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı ve buradan varılacak sonuca göre konişmentoda belirtilen sınırlı sorumluluk miktarının somut olaya uygulanma imkânının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle navlun sözleşmelerinde taşıyanın sorumluluğunun belirlenmesinde yarar vardır. 13. Navlun sözleşmesi, olay ve dava tarihi itibariyle somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nin 1016 ilâ 1118. (6102 sayılı TTK’nin 1138 ilâ 1246.) maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu kapsamda 6762 sayılı TTK’nin 1016/1 maddesi; “Navlun mukavelesiyle taşıyan, navlun karşılığında: (1) Geminin tamamını veya bir cüzünü yahut muayyen bir yerini taşıtana tahsis ederek eşyayı denizde taşımayı taahhüt eder ki buna "Çarter Mukavelesi"; (2) Parça mal olan muayyen eşyayı denizde taşımayı taahhüt eder ki buna da "Kırkambar Mukavelesi" denir.” hükmünü haizdir. Buna göre navlun sözleşmesi, taraflardan birinin (taşıyıcı) navlun karşılığında deniz yoluyla eşya taşımayı, diğer tarafın (taşıtan) ise navlun ödemeyi üstlendiği sözleşme olup; “yolculuk çarteri” ve “kırkambar” olmak üzere iki türü söz konusudur. 14. Taşıyanın navlun sözleşmesinden doğan sorumluluğu akdi bir sorumluluktur. Bu itibarla taşıyan, kural olarak, sözleşmeden doğan yükümlülüklerini hiç veya gereği gibi yerine getirmezse genel esaslara göre bundan ileri gelen bütün zararlardan, kusursuzluğunu ispat etmedikçe sorumlu olması gerekir. Ancak deniz yoluyla eşya taşımanın niteliği itibari ile büyük riskler barındırması ve iktisadi olarak yüksek maliyete sebep olması karşısında taşıyanın eşyanın ziya ve hasara uğraması sonucu meydana gelen zararlardan sorumluluğu hem uluslararası sözleşmelerde hem de Türk Hukuku’nda özel olarak düzenlenmiştir. Taşıyıcının özel olarak düzenlenmeyen hâllerden doğan sorumluluğu ise genel hükümlere tabi olacaktır. 15. 6762 sayılı TTK (6102 sayılı TTK) ile navlun sözleşmesinde taşıyanın sorumluluğu genel olarak iki hâlde düzenlenmiştir. Bunlardan birincisi, 6762 sayılı TTK’nin 1019. maddesinde düzenlenen geminin yolculuğun başında denize, yola ve yüke elverişli olmamasından ileri gelen gecikme dâhil bütün zararlardan sorumluluğu; ikincisi ise 6762 sayılı TTK’nin 1061 ve 1062. maddelerinde düzenlenen taşınmak üzere teslim alınmış olan yüke özen borcunun gereği gibi yerine getirilmemesi sonucunda yükün ziya veya hasar uğramasından doğan sorumluluğudur. 16. Navlun sözleşmesinde taşıyanın gemiyi denize yola ve yüke elverişli hâlde bulundurma yükümlülüğü ve bu yükümlülüğün ihlalinden doğan sorumluluğu “taşıyanın mesuliyeti ve hakları” başlıklı ayrımda değil “umumi hükümler” ayrımlı başlıkta yer alan 6762 sayılı TTK’nin 1019. (6102 sayılı TTK’nin 1141.) maddesi ile düzenlenmiştir. 6762 sayılı TTK’nin 1019/1 maddesi; “Her nevi navlun mukavelesinde taşıyan, geminin denize ve yola elverişli bir halde bulunmasını (Madde 817) ve soğutma tesisatı da dahil olmak üzere ambarların yükü kabule, taşımaya ve muhafazaya elverişli bir halde bulunmasını (Yüke elverişliliğini) temin etmekle mükelleftir.” hükmünü haizdir. Buna göre her türlü navlun sözleşmesinde taşıyan, geminin denize, yola ve yüke elverişli hâlde bulunmasını sağlamakla yükümlüdür. Bununla birlikte geminin denize, yola ve yüke elverişli olup olmadığı 6762 sayılı TTK’nin 817. (6102 sayılı TTK’nin 932.) maddesine göre belirlenecektir. 17. 6762 sayılı TTK’nin 1019/2 (6102 sayılı TTK’nin 1141/2) maddesi; “Taşıyan, yükle ilgili olanlara karşı geminin denize, yola veya yüke elverişli olmamasından doğan zararlardan mesuldür; meğer ki; tedbirli bir taşıyanın sarf etmekle mükellef olduğu dikkat ve ihtimam gösterilmekle beraber eksikliği yolculuğun başlangıcına kadar keşfe imkan bulunmamış olsun.” hükmünü haizdir. Buna göre taşıyan; tedbirli bir taşıyanın göstermekle yükümlü olduğu özeni göstermesine rağmen gemiyi denize, yola veya yüke elverişsiz hâle getiren eksikliği yolculuğun başlangıcına kadar keşfedemediğini ispatladığı takdirde sorumluluktan kurtulacaktır. Bu itibarla taşıyanın başlangıçtaki elverişsizlikten sorumluluğu, kurtuluş beyyinesinden yararlanma imkânının daraltılmış olması nedeniyle ağırlaştırılmış bir kusur sorumluluğudur (Kender, Rayegan/ Çetingil, Ergon/ Yazıcıoğlu, Emine: Deniz Ticaret Hukuku Temel Bilgiler C. I, …, 2014, s. 209). Taşıyanın bu kapsamdaki sorumluluğu 6762 sayılı TTK’nin 1116/1-1 maddesi gereğince navlun sözleşmesi veya konişmento hükümleriyle taşıyıcı lehine değiştirilip hafifletilemez; ancak konişmentoda yazılı olmak şartıyla taşıyıcı aleyhine ağırlaştırılması mümkündür. 18. Bununla birlikte başlangıçta elverişsizlikten sorumluluğun söz konusu olduğu durumlarda, taşıyan yoksun kalınan kâr da dahil olmak üzere bütün zararlardan sorumludur. Dolayısıyla burada taşıyanın sorumluluğu tazminatın hesaplanması bakımından genel hükümlere tabi olup; 6762 sayılı TTK’nin 1112 ve 1113. maddelerinde düzenlenen sınırlamalar geçerli olmayacaktır. 19. Navlun sözleşmesinin ifasında taşıyan, özellikle eşyanın yüklenmesi, istifi, elden geçirilmesi, taşınması, korunması, gözetimi ve boşaltılmasında tedbirli bir taşıyandan beklenen dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Bu husus 6762 sayılı TTK’nin 1061. maddesinde; “Taşıyan, malların yükletilmesi, istifi, taşınması, elden geçirilmesi ve boşaltmasında tedbirli bir taşıyanın dikkat ve ihtimamını göstermekle mükelleftir. Teslim alındıkları andan teslim edildikleri ana kadar geçen müddet içinde malların zıyaı veya hasarı yüzünden doğacak zararlardan taşıyan mesuldür; meğer ki, zıya veya hasar, tedbirli bir taşıyanın dikkat ve ihtimamı ile dahi önüne geçilemiyecek sebeplerden ileri gelmiş olsun.” şeklinde düzenlenmiştir. Ayrıca 6762 sayılı TTK’nin 1062/1 maddesinde taşıyanın, kendi adamlarının ve gemi adamlarının kusurlarından, kendi kusuru gibi sorumlu olduğu belirtilmiş; 1062/2 maddesinde ise taşıyanın kendi adamları ve gemi adamlarının teknik mahiyetteki kusurları ile kendi şahsi kusuru olmaması hâlinde yangın sonucunda meydana gelecek ziyan ve hasardan sorumlu olmayacağı belirtilmiştir. Yine 6762 sayılı TTK’nin 1063. maddesinde taşıyanın sayılan sebeplerden ileri gelen zararlardan sorumlu olmadığı düzenlenmiştir. 20. Taşıyanın 6762 sayılı TTK’nin 1061 ve 1062. maddeleri gereğince sorumlu olması hâlinde ödenecek tazminat, 6762 sayılı TTK’nin 1112 ve 1113. maddeleri gereğince belirlenecektir. Buna göre taşıyan, yükle ilgili şahsın bu yüzden maruz kaldığı bütün zararları değil sadece yükün ziya durumunda eşyanın piyasa veya borsa değerini; hasar durumunda ise satış değeri ile piyasa değeri arasındaki farkı ödeyecektir. Öte yandan 6762 sayılı TTK’nin 1114. maddesi ile taşıyanın 6762 sayılı TTK’nin 1112 ve 1113. maddeleri gereğince ödemesi gereken tazminat miktarı sınırlandırılmıştır. 6762 sayılı TTK’nin 1114. maddesi; “Yükleten yükün cins ve kıymetini yükleme başlamadan önce bildirmemiş ve bu beyanı konişmentoya yazılmamış olduğu takdirde, taşıyan, her halde beher koli veya parça başına en çok 1500 Türk lirası ile mesul olur.” hükmünü haizdir. Buna göre yükleme başlamadan önce yükün cins ve değerinin bildirilmemiş ve konişmentoya yazılmamış olması durumunda 6762 sayılı TTK’nin 1112 ve 1113. maddeleri gereğince hesaplanacak tazminat hiçbir şekilde anılan maddede belirtilen sınırı geçemeyecektir. 6762 sayılı TTK’nin 1114. maddesinde belirtilen üst sınır 6762 sayılı TTK’nin 1116/1-5 maddesi gereğince navlun sözleşmesi veya konişmento hükümleriyle taşıyıcı lehine değiştirilip hafifletilemez; ancak konişmentoda yazılı olmak şartıyla taşıyıcı aleyhine ağırlaştırılması mümkündür. Başka bir deyişle konişmento ile taşıyıcı aleyhine olacak şekilde sorumluluk sınırı belirlenebilecektir. 21. Hemen belirtilmesi gerekir ki deniz yoluyla eşya taşıması konteyner ile yapılıyorsa konteynerin taşınan eşyanın türüne, özelliklerine ve yolculuğun gereklerine her yönüyle uygun olması gerekir. Aksi hâlde konteyner eşya için tehlike oluşturur ve bu tehlikenin mevcut olduğu durumlarda konteynerin yüke elverişsizliği söz konusu olacaktır. Konteynerin yüke elverişli olup olmadığı ise teknik bir mesele olduğundan uluslararası teknik standartlara göre belirlenecektir. Konteyner, taşıyanın sorumluluğu açısından, geminin bir bölümü olarak kabul edilmeli ve yüke elverişsizliği durumunda 6762 sayılı TTK’nin 1019. maddesi gereğince taşıyanın geminin başlangıçtaki elverişsizliğinden sorumlu tutulmalıdır. Ancak taşıyanın 6762 sayılı TTK’nin 1019. maddesi gereğince sorumlu tutulabilmesi için konteynerin taşıyan tarafından tedarik edilmesi gerekir. Taşıyan kendisi tarafından tedarik edilmeyen konteynerin yol açtığı zıya veya hasarlardan dolayı kural olarak sorumlu tutulamaz. Çünkü bu hâlde, zarar yükletenin veya onun temsilcisi ya da adamlarının eylem veya ihmalinden kaynaklandığı için 6762 sayılı TTK’nin 1063/1-5 (6102 sayılı TTK’nin 1182/1-e) maddesi gereğince taşıyan oluşan zarardan sorumlu değildir. 22. Görüldüğü üzere navlun sözleşmelerinde taşıyanın sorumluluğunun tespit edilebilmesi için öncelikle zıya ve hasarın sebebinin belirlenmesi gerekmektedir. Zira taşıyanın 6762 sayılı TTK’nin 1019. maddesi gereğince başlangıçta elverişsizlikten doğan sorumluluğunun söz konusu olduğu durumlarda, taşıyan yoksun kalınan kâr da dahil olmak üzere bütün zararlardan genel hükümlere göre sorumludur. Ancak taşıyan 6762 sayılı TTK’nin 1061 ve 1062. maddeleri gereğince yüke özen borcunun gereği gibi yerine getirilmemesi sonucunda doğan sorumluluğunun söz konusu olduğu durumlarda ise taşıyanın ödeyeceği tazminat, 6762 sayılı TTK’nin 1112 ve 1113. maddeleri gereğince belirlenecek; ayrıca taşıyan 6762 sayılı TTK’nin 1114. maddesinde belirtilen sınırlı sorumluktan ve Kanun’da belirtilen sorumsuzluk hâllerinden yararlanabilecektir. 23. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı ile dava dışı KFC Gıda Tekstil San. İthalat İhracat Yatırım A.Ş. arasında sigortalısının Safe Food Corparation olduğu emtianın Türkiye’den Amerika’ya taşınmasını teminat altına alan Emtia Blok Abonman ve Spesifik Sigorta Sözleşmesi yapıldığı, kuru kayısı emtiasının taşınması sırasında hasarlanması neticesinde sigortalıya ödeme yapıldığı, hasarın oluşmasında taşıyanın sorumlu olduğundan bahisle taşıyan aleyhine icra takibi yapıldığı, ancak taşıyanın itirazı üzerine eldeki itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmaktadır. Davalı taşıyan ile dava dışı KFC Gıda Tekstil San. İthalat İhracat Yatırım A.Ş. arasında navlun sözleşmesi olduğu, yükün cins ve miktarının konişmentoya yazıldığı, sözleşme kapsamında emtianın taşıyan tarafından temin edilen konteyner aracılığıyla taşındığı, hasarın konteyner kapaklarındaki contanın zayıf olması nedeniyle içeriye giren … sularının emtiayı bozmasından kaynaklandığı dosya kapsamı ile sabit olup bu hususlar uyuşmazlık dışıdır. 24. Mahkemece bozma öncesi kararda; olaya konu olan zararın taşımada kullanılan konteynerin elverişsizliğinden kaynaklandığı, konteyner taşıyan tarafından tedarik edilmiş olduğu için bu taşıma kabının aynı zamanda geminin alonju sayılacağı, konteynerdeki elverişsizliğin bu hâlde geminin başlangıçta elverişsiz olmasına neden olacağı, dolayısıyla taşıyanın ortaya çıkan zarardan 6762 sayılı TTK'nin 1019. maddesi gereğince sorumlu olacağı belirtilmiş, davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları Özel Dairece reddedildiği için bu hususlar uyuşmazlık dışı kalmıştır. O hâlde oluşan zararın konteynerin yüke elverişsizliğinden kaynaklandığı ve davalı taşıyanın 6762 sayılı TTK'nin 1019. maddesi gereğince başlangıçta elverişsizlikten sorumlu olduğu gözetilerek uyuşmazlığın çözülmesi gerekmektedir. 25. Yukarıda da bahsedildiği üzere 6762 sayılı TTK’nin 1019. maddesi gereğince başlangıçta elverişsizlikten doğan sorumluluğun söz konusu olduğu durumlarda, taşıyan yoksun kalınan kâr da dâhil olmak üzere bütün zararlardan genel hükümlere göre sorumlu olup, Kanun’un öngördüğü sınırlı sorumluluk hâllerinden yararlanması mümkün değildir. Başka bir deyişle somut olayda taşıyan 6762 sayılı TTK’nin 1019. maddesi gereğince sorumlu olduğundan konişmento ile belirlenen sınırın uygulanması söz konusu değildir. 26. Bu itibarla mahkemece yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Aşağıda dökümü yazılı (351,53TL) harcın temyiz edenden alınmasına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440-III/1 maddesi gereğince miktar itibariyle karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 18.05.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Taşıyanın eşya taşımalarındaki sorumluluğu Türk Ticaret Kanunu m. 1178 ve devamı hükümlerinde düzenlenmiştir. Taşıyan, yükün kendisine teslim edilmesinden gönderilene teslim edilinceye kadar geçen süreçte yükün tamamen yok olmasından yani zıyaından, değerindeki kısmi eksilmelerden yani hasarından ve gecikmesinden sorumludur. Taşıyanın sorumlu tutulabilmesi için yükün taşıyana teslim edilmiş olması, zararın yükün taşıyanın sorumluluğunda bulunduğu süre zarfında gerçekleşmesi ve zarar ile taşıma süreci arasında illiyet bağının bulunması gerekir.

Geminin Elverişliliği ve Başlangıçtaki Elverişsizlikten Doğan Sorumluluk

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 932 uyarınca geminin sefere denize, yola ve yüke elverişli şekilde çıkması esastır. Geminin tekne gövdesi, ana aksamı, makine ve kazan donanımı itibarıyla, tamamen olağanüstü ve anormal haller saklı kalmak kaydıyla, seyrüseferin yapılacağı suların olağan tehlikelerine mukavemet edebilecek yapıda bulunması denize elverişliliği ifade eder. Denize elverişli durumdaki bir geminin; gemi adamlarının donanımı, sayısı ve uzmanlığı, yakıt ve kumanya ikmali, genel teşkilatı ile yükleme düzeni açısından sefer tehlikelerine karşı koyabilmesi yola elverişlilik niteliğindedir. Soğutma sistemleri de dahil eşya taşımaya ayrılan ambar ve mekanların yükü kabul etmeye, korumaya ve taşımaya hazır bulunması ise geminin yüke elverişliliğini belirler; denizde can ve mal emniyetine ilişkin mevzuat hükümleri saklıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/624, K. 2018/1566Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2018/624 E.  ,  2018/1566 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Denizcilik İhtisas Mahkemesi Sıfatıyla) Taraflar arasındaki “tazminat, navlun bedelinin iadesi ve kâr kaybı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul (kapatılan) 51. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 19.12.2013 tarihli ve 2011/411 E., 2013/331 K. sayılı karar taraf vekillerince temyiz edilmekle, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.03.2015 tarihli ve 2014/7243 E., 2015/4347 K. sayılı kararı ile, “…Davacı vekili, 06/02/2008 tarihinde Pendik/İstanbul Limanı'ndan, İtaly/Trieste Limanı'na hareket eden davalıya ait UN ADRİYATİK isimli gemide Hırvatistan açıklarında yangın çıktığını, gemi ile birlikte yüklü vaziyette olan 11 adet dorse ve çekicinin yanarak zayi olduğunu, Venedik Liman Müdürlüğü'ne bağlı Sahil Güvenlik Birimi tarafından tutulan raporda yangın söndürme sisteminin tüm vanalar açılmasına rağmen yangın bombası çalışmadığından yağmurlama sisteminin de çalışmadığının tespit edildiğini, denizden su çekmesi gereken pompalar çalışmadığı için yangın söndürme tesisatının devreye girmediğini, geminin yüke, denize ve seyre elverişsizliği nedeni ile oluşan risk ve neticesindeki zararda donatanın mutlak sorumluluk halinin mevcut olduğunu, geminin seyrü sefer sırasında olağan deniz tehlikelerine karşı koyma yeteneğini azaltan fiziksel kusurların geminin denize elverişli olmadığını göstereceğini, TTK'da yangın ve neticesindeki zararın geminin başlangıçtaki denize, yola ve yüke elverişsizliğine dayalı olması halinde taşıyanın açıkça kusurlu ve sorumlu olacağının düzenlendiğini, yanan 11 araç karşılığı 220.000 Euro, navlun bedeli karşılığı 25.557 Euro ve 11 aracın olay tarihinden talep tarihine dek geçen sürede kar kaybı olarak 82.500 Euro olmak üzere toplam 328.057 Euro zararı bulunduğunu ileri sürerek, fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere 328.057 Euro zarar bedelinin karşılığı olan 641.351.435 TL'nin faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, TTK’nun 1062/2. maddesine göre taşıyanın şahsi kusurundan kaynaklanmayan yangından doğan zararlardan mutlak surette sorumsuz olduğunu, yangın gemi adamlarının teknik ya da ticari kusurundan kaynaklansa dahi yangından doğan zarardan sorumlu tutulabileceği tek ihtimalin yangına başlangıçtaki bir elverişsizliğin neden olması hali olduğunu, TTK 1019. maddesi uyarınca sorumluluk için başlangıçtaki elverişsizlik ile zarar arasında illiyet bağı olduğunun yük ilgilisi tarafından ispat edilmesi gerektiğini, zarara sebep olan yangının geminin başlangıçtaki bir elverişsizliği neticesi çıkmadığının açık olduğunu, sefer başlangıcında geminin yola, denize, yüke elverişli olduğunu, Tuzla Liman Başkanlığı'nın 03/02/2008 tarihli yola elverişlilik belgesinin bunu kanıtladığını, davacı taraf geminin yangın sisteminin çalışmadığını iddia etmiş ise de dosyaya sunulan kayıt ve tespit raporlarıyla geminin yangın inşa ve emniyet kurallarına uygun müdahale sistemi ile donatıldığının anlaşıldığını, müvekkilinin sorumlu tutulması halinde 1976 Londra Konvansiyonu'nun ilgili maddeleri uyarınca sınırlı sorumluluk hükümlerinin uygulanması gerektiğini, Konvansiyonun 11. maddesine göre müvekkilinin fon tesisi talep hakkı olduğunu savunarak, davanın reddini, bu savunma kabul görmediği takdirde 1976 Londra Konvansiyonu hükümlerine göre sınırlama fonu tesis edilerek hükme bağlanacak alacakların fondan tahsiline, kabul anlamında olmamak üzere Londra Konvansiyonu hükümlerinin uygulanmaması halinde TTK’nun 948. maddesi hükmüne göre gemi ve navlunla sınırlı sorumluluğuna hükmedilmesini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu gemide çıkan yangının sebebinin tespit edilemediği, bilirkişiler ayrı ayrı geminin teknik unsurlarının, yangına ilişkin tüm donanımının kurallara uygun olduğunu dile getirmiş ise de yola elverişlilik hukuki bir kavram olup varlığının ispatının yolculuğun başlangıcında var olan belgelerle sınırlı olmayacağı, dava konusu gemi ro ro gemisi olup yükünün yakıt dolu araçlar olması nedeniyle yangın riski en üst seviyede bulunduğundan alınacak tedbirlerin de en üst düzeyde olması gerektiği, TTK’nun 817/2. maddesinde belirtildiği üzere geminin denize elverişli olması gerektiği gibi yakıtı, yükleme hali ve gemi adamlarının da yeterli olması gerektiği, mürettebat beyanlarından, Aliağa AHM’nin 2008/103 D.İŞ ve 2008/95 D.İş. sayılı dosyalarından yangınla mücadelede basiretsizlik gösterdiklerinin anlaşıldığı, mürettebatın görevini dağılıma uygun yerine getirip getirmediğini gösterir röle cetvelinin elde edilemediği, yangında hasar almayan makina dairesinde olması gereken makine defterinin de bulunmadığı, mürettebat ifadeleriyle yangında yaşanan panik sabit olup bu durum yangının büyüklüğü, birden başlaması veya insani zaaflarla (can korkusu vs. ) izah edilemeyeceği, geminin uluslararası yeterlilik belgeleri tam ise TTK’nun 1019/2 ve 1062/2. maddesindeki kurtuluş beyinesinden yararlanmak konusundaki ispat külfetinin taşıyana ait olduğu, taşıyan TTK’nun 817. maddesine göre ilgili makamlardan alınan belgeleri sunmuşsa da bunların birer karine teşkil ettiği, dava konusu UND Adriyatik gemisinin yola elverişli olmadığının kabulü gerektiği, denize elverişlilik ya da yüke elverişlilik hususunun tespitinin eldeki olayda hukuki sonucu değiştirmeyeceği, zararın miktarı yönünden bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği düşünülse de Londra Konvansiyonu'nun ilgili maddeleri uyarınca davalının sorumluluğunun sınırlı olacağı kabul edilmekle eldeki dosyada bu yönden bilirkişi tayinine gerek duyulmadığı, denize, yola elverişlilik belgelerini sunan davalı, gemi adamlarının yetersizliğinin, yangına karşı mücadeledeki başarısızlığının, başlangıçtaki elverişsizliğinin zamanında keşfedilememesinin sebeplerini izah edememiş olup kendisinin ve fiillerinden sorumlu olduğu kişilerin bir kusuru olmadığını ispat edemediğinden TTK’nun 1061 ve 1019/2.maddeleri nazara alındığında davalı donatan/taşıyanın zararı tazmine yükümlü olduğu, davalı taraf fon tesisi talep etmiş ise de eldeki davada bu dosya içinde aynı zamanda fon tesisi açısından karar verilme olanağı bulunmadığı, işbu dava tazminat davası olup bir an için davalı talebinin yerinde olduğu düşünülüp fon tesisi talebi ele alınsa ya da başka davadaki fon tesisi talebi bekletici mesele yapılsa bile sonucun değişmeyeceği, Londra Konvansiyonu hükümlerinin borcun sınırlandırılmasına ilişkin bulunduğu, dava konusu gemide yanan yüklerle ilgili olarak pek çok dava derdest olup bu durumda her bir davada tazminat miktarı tespiti ayrı ayrı yapılıp ayrı bir fon tesisi davasında da Londra Konvansiyonu hükümleri çerçevesinde ödenecek tazminatın azami haddinin tespitinin söz konusu olacağı, Londra Konvansiyonu 11. ve 12. maddesinin yorumundan da fon tesisine dair kararın tahsil aşamasında ele alınacağı sonucuna ulaşıldığı, TTK’nun 1072 maddesi uyarınca 25.557 Euro navlun talebinin reddi gerektiği, davacının kar kaybını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalının fon tesisi talebinin (tazminatın azami haddini belirleyeceği nedeniyle) tahsil aşamasında değerlendirilmesi gerekeceğinden davanın kısmen kabulü ile 430.144,00-TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1-Dava, Pendik/İstanbul Limanı'ndan, İtalya/Trieste Limanı'na hareket eden davalıya ait UN ADRİYATİK isimli RORO gemisinde Hırvatistan açıklarında çıkan yangın sonucu, gemiye yüklenen davacıya ait dorse ve çekicilerin tamamının yanarak zayi olduğu iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece, bozma ilamına uyularak alınan ilk raporun ayrık görüşü ve bozma sonrası alınan ikinci raporun çoğunluk görüşü uyarınca davalıya ait geminin yola elverişli olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 6762 sayılı TTK’nun 1061 maddesinde, taşıyanın, malların yükletilmesi, istifi, taşınması, elden geçirilmesi ve boşaltmasında tedbirli bir taşıyanın dikkat ve ihtimamını göstermekle yükümlü olduğu, yükü taşımak üzere teslim aldığı andan teslim edinceye kadar geçen sürede malların zıyaı veya hasarı yüzünden doğacak zararlardan sorumlu bulunduğu, ancak zıya veya hasarın, tedbirli bir taşıyanın dikkat ve ihtimamı ile dahi önüne geçilemeyecek sebeplerden ileri gelmiş olması halinde sorumlu tutulamayacağı, aynı Yasa’nın 1062. maddesinde, taşıyanın, kendi adamlarının ve gemi adamlarının kusurlarından, kendi kusuru gibi mesul olacağı, zararın geminin sevkine veya başkaca teknik idaresine ait bir hareketin veya yangının neticesi olması halinde taşıyanın yalnız kendi kusurundan sorumlu olacağı hükmü düzenlenmiştir. Yine TTK’nun “Taşıyanın; geminin denize, yola ve yüke elverişli olmamasından dolayı mesuliyeti” başlıklı 1019 maddesinin 2.fıkrasında ise “Taşıyan, yükle ilgili olanlara karşı geminin denize, yola veya yüke elverişli olmamasından doğan zararlardan mesuldür; meğer ki; tedbirli bir taşıyanın sarf etmekle mükellef olduğu dikkat ve ihtimam gösterilmekle beraber eksikliği yolculuğun başlangıcına kadar keşfe imkan bulunmamış olsun” hükmü öngörülmüştür. Somut uyuşmazlıkta davacı tarafın dava konusu zararının yangın neticesi meydana geldiği sabittir. Dosya kapsamında alınan raporlardan davalıya ait geminin ana güvertesinde başlayan yangının çıkış nedeni tespit edilememiştir. Davacı vekili, davalıya ait geminin yolculuğun başlangıcında denize, yola ve yüke elverişli olmadığını iddia etmiş, davalı vekili ise aksini savunarak, TTK’nun yukarıda sayılan maddelerindeki kurtuluş beyyinelerinden yararlanmak için geminin teknik ve idari bakımdan sahip olması gerekli tüm belgelere sahip olduğunu bildirerek, buna dair delillerini ibraz etmiştir. Mahkemece, bozma öncesi alınan ve çoğunluğu gemi inşa-gemi makine mühendisi olan bilirkişilerden oluşan heyetten alınan rapor, bozma sonrası alınan ilk raporun gemi inşa, gemi makine mühendisleri ve uzak yol kaptanından oluşan çoğunluk görüşü ile bozma sonrası alınan ikinci raporun ayrık görüşünde, dava konusu geminin yapısı, teknik donanımı, yangın algılama ve söndürme donanımı bakımından ulusal ve uluslararası normlara uygun olduğu bildirilmiştir. Yine aynı raporlarda gemi adamlarının yangına müdahalede yetersiz kalıp kalmadıkları konusu değerlendirilirken dava konusu UN ADRİYATİK gemisi gemi adamlarının gemide çıkabilecek yangın konusunda eğitildikleri, tatbikatlarını yaptıkları, bu konuda gerekli ve yeterli belgelere sahip oldukları belirtildikten sonra gemi personelinin yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılması ve büyümesi sonucu yangına müdahalede yetersiz kalmasının “yangın”ın denizde karşılaşılabilecek en tehlikeli olay olarak kabul edilip bu tür olaylarda kusur izafe edilirken hadisenin nispiliği kavramı göz önüne alınarak değerlendirmek gerektiği, gemi adamlarının eğitildikleri ve tatbikatını yaptıkları şekilde tamamen insani duygular ile ani gelişen bu olağanüstü duruma müdahalede yetersiz kalmalarının geminin yolculuğun başında yola elverişsizliği sonucunu doğurmayacağını belirtmişlerdir. Dosyaya ibraz edilen, tarafları farklı olmakla beraber dava konusu UN ADRİYATİK isimli RORO gemisinde taşınmakta iken yanan treyler(içindeki yükler) ile ilgili olarak taşımanın kara taşıması ayağı için CMR Konvansiyonu hükümleri çerçevesinde görülüp sonuçlandırılan Federal Eyalet Mahkemesi’nin 15.12.2011 tarih IZR 12/11 sayılı kararında da dava konusu UN ADRİYATİK gemisinde meydana gelen yangın riskinin, sadece açık denizdeki bir geminin başına gelebilecek bir riske dönüştüğü kabul edilmiştir. Bu durumda mahkemece, tüm bu hususlar nazara alınmadan teknik uzmanlık gerektiren somut uyuşmazlıkta bozma sonrasında alınan ilk raporun hukukçu bilirkişi tarafından düzenlenen ayrık raporu ile bozma sonrası alınan ikinci raporun yine hukukçu bilirkişilerden oluşan çoğunluk görüşüne itibar edilerek davalıya ait geminin, yolculuğun başında yola elverişli bulunmadığı kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir. 2- Davacı vekili, diğer talepleri yanında davalı donatana ödendiği iddia olunan navlun bedeli 25.557,00 Euro’nun tahsilini de talep ederek, davacıya ait 11 adet çekici ve dorse için düzenlenen navlun faturası gereğince navlun ödenmiş olmasına rağmen taşıma tamamlanmayıp taşımaya konu yükün tamamı zayi olduğu için davalının navluna hak kazanmayacağını iddia etmiştir. Davalı vekili ise konişmentodaki kayıtlar uyarınca talebin reddini istemiştir. Mahkemece, bu taleple ilgili olarak gerekçesi açıklanmadan “TTK’nun 1072 maddesi karşısında 25.557 Euro yönünden talebin reddi gerekmiştir” denilmiştir. 6762 sayılı TTK’nun 1072/1. maddesinde “Aksine mukavele olmadıkça her hangi bir kaza neticesinde zıyaa uğrayan yük için navlun ödenmez ve peşin ödenmiş ise geri alınır” hükmü düzenlenmiştir. Bu itibarla mahkemece, davacı tarafın navlun bedeline ilişkin talebi konusunda TTK’nun 1072/1. maddesi, iddia, savunma ve konişmentoda yer alan kayıtlar hep birlikte nazara alınıp sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken gerekçesi açıklanmadan sadece yasa maddesi yazılmak suretiyle navlun talebinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 3- Bozma neden ve şekline göre, taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek olmadığına karar vermek gerekmiştir…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 438’inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davacı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Davacı vekili, 06/02/2008 tarihinde Pendik/İstanbul Limanından, İtalya/Trieste Limanına hareket eden Hırvatistan açıklarında davalıya ait UN ADRİYATİK isimli gemide yangın çıktığını, gemi ile birlikte yüklü vaziyette olan dorse ve çekicilerin yanarak zayi olduğunu, Venedik Liman Müdürlüğüne bağlı Sahil Güvenlik Birimi tarafından tutulan raporda gemi personelinin ne gemideki yangın söndürme sistemini ne de yangın durumunda kullanılması gereken su pompasını ve geminin garaj ambarında bulunan yağdırma düzeneğini çalıştırabilmiş olduğunu; geminin seyrü sefer sırasında olağan deniz tehlikelerine karşı koyma yeteneğini azaltan fiziksel kusurların geminin denize elverişli olmadığını gösterdiğini, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nın 1019’uncu maddesine göre yangın ve neticesindeki zararın geminin başlangıçtaki denize, yola ve yüke elverişsizliğine dayalı olması hâlinde taşıyanın sorumlu olacağının düzenlenmiş olduğunu, yanan on bir araç karşılığı 220.000Euro, navlun bedeli karşılığı 25.557Euro ve on bir aracın zayii olması nedeniyle olayın gerçekleştiği tarihten talep tarihine kadar geçen süre için geçerli olmak kaydıyla kâr kaybı karşılığı 82.500Euro da dahil olmak üzere toplam 328.057Euro zararı bulunduğunu ileri sürerek, fazlaya dair haklarını saklı tutmak suretiyle 328.057Euro zarar bedelinin karşılığı olan 641.351,435TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, TTK’nın 1062/2’nci maddesine göre taşıyanın şahsi kusurundan kaynaklanmayan yangından doğan zararlardan mutlak surette sorumsuz olduğunu, yangın gemi adamlarının teknik ya da ticari kusurundan kaynaklansa dahi yangından doğan zarardan sorumlu tutulabileceği tek ihtimalin yangına başlangıçtaki bir elverişsizliğin neden olması hâli olduğunu, TTK’nın 1019’uncu maddesi uyarınca sorumluluk için başlangıçtaki elverişsizlik ile zarar arasında illiyet bağı olduğunun yük ilgilisi tarafından ispat edilmesi gerektiğini, zarara sebep olan yangının geminin başlangıçtaki bir elverişsizliği neticesi çıkmadığının açık olduğunu, Tuzla Liman Başkanlığının 03.02.2008 tarihli yola elverişlilik belgesi ile sefer başlangıcında geminin yola, denize, yüke elverişli olduğunun kanıtlandığını savunarak, yangın zararından taşıyanın mutlak sorumsuzluğu nedeniyle haksız davanın reddi gerektiğini, bu savunma kabul görmediği takdirde kabul anlamında gelmemek üzere 1976 Londra Konvansiyonu hükümlerine göre müvekkilinin sorumluluğunun sınırlı olduğunu ve sınırlama fonu tesis edilerek hükme bağlanacak alacakların fondan tahsiline, kabul anlamında olmamak üzere Londra Konvansiyonu hükümlerinin uygulanmaması hâlinde TTK’nın 948’inci maddesi hükmüne göre gemi ve navlunla sınırlı sorumlu olduğunun kabulü ile alacakların bu miktardan orantısal olarak tahsil edilmesi yönünde karar verilmesini istemiştir. İstanbul Denizcilik İhtisas Mahkemesince verilen 27.01.2011 tarihli, 2008/151 E., 2011/20 K. sayılı ilk kararda, olayda TTK’nın 1019/2’nci maddesinin uygulama yeri olmayıp, TTK’nın 1062/2’nci hükmü gereğince donatan-taşıyanın davalının mutlak sorumsuzluğu nazara alınarak, gerek gemi adamlarının teknik kusuru, gerekse idari kusuru nedeniyle davalının sorumlu olmadığı gerekçesiyle, hükme esas alınan bilirkişi raporunun sonuç bölümünün 8 nolu bendi gereğince, açılan davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyiz itirazları üzerine hüküm, Özel Dairece, taraflar arasındaki uyuşmazlıkta davacının bilirkişi raporuna yaptığı ciddi itirazlarını karşılamak üzere bilirkişi heyetinden ek rapor ya da yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak, davacı tarafın iddialarının tek tek incelenmek suretiyle Yargıtay denetimine elverişli bilirkişi raporu alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle davacı yararına bozulmuştur. Mahkemece bu Özel Daire bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda, dava konusu gemide çıkan yangının sebebinin tespit edilemediği, bilirkişiler ayrı ayrı geminin teknik unsurlarının, yangına ilişkin tüm donanımının kurallara uygun olduğunu dile getirmiş ise de yola elverişliliğin hukuki bir kavram olup varlığının ispatının yolculuğun başlangıcında var olan belgelerle sınırlı olmayacağı, dava konusu gemi Ro Ro gemisi yükünün yakıt dolu araçlar olması nedeniyle yangın riski en üst seviyede bulunduğundan alınacak tedbirlerin de en üst düzeyde olması gerektiği, TTK’nın 817/2’nci maddesinde belirtildiği üzere geminin denize elverişli olması gerektiği gibi yakıtı, yükleme hâli ve gemi adamlarının da yeterli olması gerektiği, mürettebat beyanlarından, Aliağa Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/103 D. İş ve 2008/95 D. İş sayılı dosyalarından yangınla mücadelede basiretsizlik gösterdiklerinin anlaşıldığı, mürettebatın görevini dağılıma uygun yerine getirip getirmediğini gösterir röle cetvelinin elde edilemediği, yangında hasar almayan makine dairesinde olması gereken makine defterinin de bulunmadığı, ayrıca mürettebat ifadeleriyle yangında yaşanan paniğin sabit olduğu, bu durum yangının büyüklüğü, birden başlaması veya insani zaaflarla (can korkusu vs.) açıklanamayacağı, geminin uluslararası yeterlilik belgeleri tam ise de TTK’nın 1019/2 ve 1062/2’nci maddesindeki kurtuluş beyyinesinden yararlanmak konusundaki ispat külfetinin davalı taşıyana ait olduğu, taşıyan; TTK’nın 817’nci maddesine göre ilgili makamlardan alınan belgeleri sunmuşsa da bunların birer karine teşkil ettiği, dava konusu UND Adriyatik gemisinin yola elverişli olmadığının kabulü gerektiği, denize elverişlilik ya da yüke elverişlilik hususunun tespitinin eldeki olayda hukuki sonucunu değiştirmeyeceği, zararın miktarı yönünden bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği düşünülse de Londra Konvansiyonu'nun ilgili maddeleri uyarınca davalının sorumluluğunun sınırlı olacağı kabul edilmekle eldeki dosyada bu yönden bilirkişi tayinine gerek duyulmadığı, denize, yola elverişlilik belgelerini sunan davalının, gemi adamlarının yetersizliğinin, yangına karşı mücadeledeki başarısızlığının, başlangıçtaki elverişsizliğini zamanında keşfedilememesinin sebeplerini izah edememiş olup kendisinin ve fiillerinden sorumlu olduğu kişilerin bir kusuru olmadığını ispat edemediğinden TTK’nın 1061 ve 1019/2’nci maddeleri nazara alındığında davalı donatan/taşıyanın zararı tazmine yükümlü olduğu, davalı taraf fon tesisi talep etmiş ise de eldeki davada bu dosya içinde aynı zamanda fon tesisi açısından karar verilme olanağı bulunmadığı, işbu dava tazminat davası olup bir an için davalı talebinin yerinde olduğu düşünülüp fon tesisi talebi ele alınsa ya da başka davadaki fon tesisi talebi bekletici mesele yapılsa bile sonucun değişmeyeceği, Londra Konvansiyonu hükümlerinin borcun sınırlandırılmasına ilişkin bulunduğu, dava konusu gemide yanan yüklerle ilgili olarak pek çok dava derdest olup bu durumda her bir davada tazminat miktarı tespiti ayrı ayrı yapılıp ayrı bir fon tesisi davasında da Londra Konvansiyonu hükümleri çerçevesinde ödenecek tazminatın azami haddinin tespitinin söz konusu olacağı, Londra Konvansiyonu 11’inci ve 12’nci maddesinin yorumundan da fon tesisine dair kararın tahsil aşamasında ele alınacağı sonucuna ulaşıldığı, TTK’nın 1072’nci maddesi uyarınca 25.557Euro davacının navlun bedelinin iadesi talebinin reddi gerektiği, kâr kaybını ise kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalının fon tesisi talebinin (tazminatın azami haddini belirleyeceği nedeniyle) tahsil aşamasında değerlendirilmesi gerekeceğinden bahisle davanın kısmen kabulü ile 430.144TL’nin dava tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Taraf vekillerinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Yerel Mahkemece önceki gerekçelerle ve ISM KOD (International Safety Management) Uluslararası Güvenli Yönetim Koduna, Hamburg Kurallarına, Lahey/Visby Kurallarına, gemi mürettebatının olaydan sonra alınan ayrıntılı ifadelerine, gemi personelinin yangınla mücadele görevini tam olarak yerine getirmediklerine ilişkin ayrıntılı olarak yapılan tespitlere, Zehra Şeker Öğüz-Güvenli Yönetim Sistemine ilişkin açıklamalara yer verilmek ve İngiltere/Galler Yüksek Mahkemesinin “Eurasian Dream” davasına istinaden, davacının navlun ücreti talebine ilişkin olarak da malın zayi olması hâlinde navlunun iade edilmeyeceğine ilişkin konşimentoya hüküm konulmuş olduğundan davacının navluna ilişkin talebinin yerinde olmadığına ilişkin ek gerekçesi ve oy çokluğu ile direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalıya ait geminin yolculuğun başında yola ve denize elverişli bulunup bulunmadığı, gemi adamlarının bu olağanüstü duruma müdahalede yetersiz kalmalarının geminin yolculuğun başında yola ve denize elverişsizliği sonucunu doğurup doğurmayacağı, buradan varılacak sonuca göre 6762 sayılı TTK’nın 1062/1’inci maddesi gereğince davalının yangın sonucu ortaya çıkan zarardan sorumlu tutulup tutulamayacağı noktalarında toplanmaktadır. Hukuk Genel Kurulunda uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce, mahkemece direnme kararı gerekçesinde bozma ilamına esas gerekçeli karardan farklı olarak ISM KOD (International Safety Management)-Uluslararası Güvenli Yönetim Koduna, Hamburg Kurallarına, Lahey/Visby Kurallarına, gemi mürettebatının olaydan sonra alınan ayrıntılı ifadelerine, gemi personelinin yangınla mücadele görevini tam olarak yerine getirmediklerine ilişkin ayrıntılı olarak yapılan tespitlere, Zehra Şeker Öğüz-Güvenli Yönetim Sistemine ilişkin açıklamalara, İngiltere/Galler Yüksek Mahkemesinin “Eurasian Dream” davasına yer verilmiş olmasının direnme adı altında verilen kararın gerçekte yeni bir gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı ön sorun olarak tartışılmış olup, oy birliğiyle ön sorunun bulunmadığına karar verilerek uyuşmazlığın esastan incelenmesine geçilmiştir. İşin esasına gelince öncelikle belirtmek gerekir ki, 01.07.2012 tarihinde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu yürürlüğe girmiş ise de 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunu’nun 2’nci maddesinin 1/a bendindeki “Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukuki sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse, o kanun hükümleri uygulanır” şeklindeki düzenleme uyarınca eldeki uyuşmazlığın çözümünde 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin uygulanacağı kuşkusuzdur. Ayrıca uyuşmazlığın aydınlatılması için geminin yola ve denize elverişliliği ile taşıyanın yangından dolayı oluşan zarardan sorumluluğuna dair genel bir açıklama yapılmasında fayda vardır. 6762 sayılı TTK’nın 817 “Denize elverişli gemi, yola elverişli gemi” kenar başlıklı maddesine göre, “Tekne, umumi donatım, makine, kazan gibi esas kısımları bakımından yapacağı yolculuğun (tamamıyla anormal tehlikeler hariç) deniz tehlikelerine karşı koyabilecek durumda olan bir gemi "Denize elverişli" sayılır. Denize elverişli olan gemi, teşkilatı, yükleme durumu, yakıtı, kumanyası, gemi adamlarının yeterliği ve sayısı bakımlarından yapacağı yolculuğun (Tamamıyla anormal tehlikeler hariç) tehlikelerine karşı koyabilmek için gerekli vasıfları haiz bulunduğu taktirde "Yola elverişli" sayılacaktır. Taşıyanın mesuliyeti TTK’nın 1061 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, TTK’nın 1061’inci maddesine göre taşıyan; malların yüklenmesi, istiflenmesi, elden geçirilmesi, taşınması ve boşaltılması safhalarında tedbirli bir taşıyanın göstereceği dikkat ve özeni sarf etmekle yükümlüdür; aksi taktirde, bu suretle meydana gelecek olan zararlardan dolayı sorumlu olacaktır. Aynı maddenin devamında ise taşıyana bir kurtuluş imkânı getirilmekte ve kendisinin tedbirli bir taşıyanın göstermesi gereken bütün dikkat ve özeni göstermesine rağmen önüne geçemeyeceği sebeplerden dolayı zararın meydana gelmiş olduğunu ispat ettiği taktirde sorumlu olmayacağı ortaya konulmaktadır. Söz konusu hükmü takip eden iki maddede ise taşıyanın sorumlu olmadığı hâller düzenlenmiş ve TTK’nın 1062’nci maddesinde taşıyanın kendi adamları ve gemi adamlarının idare ve sevk kusurları ile kendi şahsi kusuru olmaması şartıyla yangın sonucunda meydana gelecek olan yük zararları mutlak olarak taşıyanın sorumluluğu sahasından çıkarılmıştır. 1063’üncü maddede ise denizcilikte karşılaşılabilecek olan tipik bazı tehlikeler ortaya konulmuş ve zararın bunlardan birinden kaynaklanması hâlinde farklı bir ispat rejimi ile taşıyanın muhtemel olarak sorumlu olmayacağı düzenlenmiştir. Kanun’un 1062’nci maddesinin ikinci fıkrası, “Zarar geminin sevkine veya başkaca teknik idaresine ait bir hareketin veya yangının neticesi olduğu taktirde taşıyan yalnız kendi kusurundan mesuldür. Daha ziyade yükün menfaati icabı olarak alınan tedbirler geminin teknik idaresine dahil sayılmaz” şeklinde olup bu hükme göre, Yangın zararlarından da taşıyan, kendi kusuru olmadıkça sorumlu sayılmayacaktır. Gerek gemide, gerekse yükün taşınmak üzere teslim alındığı andan varma limanında gönderilene teslim edildiği ana kadar karada meydana gelen yangınlar bu kapsamdadır. Yangından söz edilebilmesi için açık bir ateş veya alevin mevcut olması gerekir. Bu anlamda bir yangın çıkmadan sadece aşırı ısıdan ileri gelen zararlar buna dahil değildir. Bununla birlikte bir yangın vesilesiyle (mesela dumandan veya yangın söndürme faaliyetlerinden) meydana gelen dolaylı zararlar da yangın zararıdır. Yangın çeşitli sebeplerden ileri gelebilir: Yangın gemi adamlarının teknik kusurlarından ileri gelmişse (mesela kazan fazla ısıtma neticesinde patlamış ve yangın çıkmıştır); yangın gemi adamlarının ticari bir kusurundan, yani yüke gereği gibi özen göstermemelerinden ileri gelmişse (ambarda kibrit veya mum yakılmıştır) taşıyan sorumlu değildir. Ancak yangın gemi adamlarının, geminin yolculuk başında denize, yola ve yüke elverişli olmasına gereği gibi özen göstermemiş olmalarından ileri gelmişse (yangına yol açan kazan arızaları dikkatsizlik yüzünden keşfedilmemiş veya tespit olunduğu hâlde haber verilmemiş) taşıyan doğan zararlardan sorumludur. İspat yükümlülüğüne gelince, TTK’nın 1062’nci maddesinin ikinci fıkrasındaki şartların mevcut olduğunu, yani zararın adamlarının veya gemi adamlarının geminin sevkine veya başkaca teknik idaresine ait bir hareketleri veya yangın neticesi meydana geldiğini ve kendisinin de bir kusuru bulunmadığını taşıyan ispat etmek zorundadır. Adamlarını seçme ve denetlemede ihmal de kusurdur. Yangın sebebi olarak taşıyanın adamlarının veya gemi adamlarının kusurunu yükle ilgili ispat etmekle yükümlüdür (Çağa, T./ Kender, R.: Deniz Ticareti Hukuku II, Navlun Sözleşmesi, 8. Baskı, İstanbul 2006, s.158-159). TTK’nın 1019’uncu maddesi gereği taşıyan, geminin yolculuk başlangıcındaki elverişsizliğinden kaynaklanan yangından dolayı sorumludur. Bu hâlde kusur unsurunu ikiye ayırarak incelemek gerekmektedir. a. Taşıyanın şahsi kusuru: 1062’nci maddede belirtilen taşıyanın şahsi kusuru hâli budur. Söz konusu hâl ancak geminin başlangıçtaki elverişsizliği şeklinde ortaya çıkabilecektir. Zira sefer başlangıcından sonra taşıyanın şahsi kusuru ile yangına sebep olabilmesi mümkün gözükmemektedir. Örneğin geminin elektrik donanımının bozuk olduğunu bile bile taşıyanın gemiyi yeni bir sefere çıkarması şahsi kusurunun olduğuna delalettir. Bu bakımdan önemli olan nokta taşıyanın gemide mevcut olan eksikliği bilmesi ya da bilmesinin gerekmesidir. Dolayısıyla tedbirli bir taşıyanın normal şartlar altında bilemeyeceği bir kusurun yolculuk başlangıcında bulunması kendisinin sorumluluğunu gerektirmemektedir. Taşıyan gemiyi denize elverişli bir şekilde gönderdiğini nasıl ispat edecektir? Bu konuda klas kurumlarından alınmış olan sertifikalar, yükleme limanında bağımsız denetim kuruluşlarına yaptırılan testler kuşkusuz taşıyan lehine karine teşkil edeceklerdir. Bu durumda söz konusu sertifika ve belgelerin gerçeğe aykırı olduğunu, diğer bir ifadeyle geminin yolculuk başlangıcında elverişli olmadığını ispat yükümlülüğü yükle ilgililere ait olacaktır. b. Gemi adamlarının kusuru: Madde metninde “zarar yangının neticesinde olduğu takdirde taşıyan yalnız kendi kusurundan mesuldür” denmektedir. Böyle bir durumda taşıyanın sorumluluğu her ne kadar şahsi kusura bağlanmış olsa da, La Haye Kurallarının gerekçeleri incelenecek olduğu takdirde görülmektedir ki yangın sorumsuzluğuna ilişkin hükmün geminin elverişsizliği konusundaki hükmü değiştirmek gibi bir amacı bulunmamaktadır. Bu sebeple taşıyan gemi adamlarının gemiyi sefer başlangıcında elverişsiz kılan kusurlarından dolayı sorumludur. Bu hususta da gemide bulunan elverişlilik sertifikaları ile diğer belgelerin taşıyan lehine karine yaratma kudreti bulunmaktadır. Bu sebeple yükle ilgililerin söz konusu karineyi çürütmeleri gerekmektedir. Yangın gemi adamlarının ticari kusurundan kaynaklanmışsa, diğer bir ifadeyle yüke özen göstermemelerinden ileri gelmişse, bu zarardan sorumlu değildir. Ambarda kibrit yakılmış ya da gemi adamının diğer bir ticari kusuru söz konusu olmuşsa 1062’nci maddenin metni taşıyanın sorumluluğu imkânsız kılmaktadır (Ülgener, M.F.: Yangın Zararları Sebebi ile Yüke Gelen Zararlardan Taşıyanın Sorumluluğu www.ulgener.com/files/upload/files/articles/turkish/18.Yanginzararlari.pdf). Yapılan bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, mahkemece bozma kararı öncesi alınan ve çoğunluğu gemi inşa ve gemi makine mühendisi olan bilirkişilerden oluşan heyetten alınan 08.12.2010 tarihli rapor, bozma kararı sonrası alınan 22.02.2012 tarihli raporda gemi inşa, gemi makine mühendisleri ve uzak yol kaptanından oluşan çoğunluk görüşü ile bozma kararı sonrası alınan 12.06.2013 tarihli raporun ayrık görüşünde ve Aliağa Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/95, 96 ve 103 Talimat sayılı dosyalarına sunulan bilirkişi raporlarında, dava konusu geminin yapısı, teknik donanımı, yangın algılama ve söndürme donanımı bakımından ulusal ve uluslararası normlara uygun olduğu bildirilmiş olup, ayrıca bu raporlarda gemi adamlarının yangına müdahalede yetersiz kalıp kalmadıkları konusu değerlendirilirken dava konusu Un Adriyatik gemisi gemi adamlarının gemide çıkabilecek yangın konusunda eğitildikleri, tatbikatlarını yaptıkları, bu konuda gerekli ve yeterli belgelere sahip oldukları belirtildikten sonra gemi personelinin yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılması ve büyümesi sonucu yangına müdahalede yetersiz kalmasının “yangın”ın denizde karşılaşılabilecek en tehlikeli olay olarak kabul edilip bu tür olaylarda kusur izafe edilirken hadisenin nispiliği kavramı göz önüne alınarak değerlendirmek gerektiği, gemi adamlarının eğitildikleri ve tatbikatını yaptıkları şekilde tamamen insani duygular ile ani gelişen bu olağanüstü duruma müdahalede yetersiz kalmalarının geminin yolculuğun başında yola elverişsizliği sonucunu doğurmayacağını beyan etmişlerdir. Ancak bozma kararı sonrasında alınan 22.02.2012 tarihli bilirkişi raporunun hukukçu bilirkişi tarafından düzenlenen ayrık raporu, bozma kararı sonrası alınan 12.06.2013 tarihli bilirkişi raporunun yine hukukçu bilirkişilerden oluşan çoğunluk görüşü ile 31.01.2013 tarihli teknik raporda ise davalıya ait geminin, yolculuğun başında yola elverişli bulunmadığı bildirilmiş olup; mürettebatın sertifikalarının tam olması, yangın talimlerinin yapılması gibi donatanın aldığı önlemlerin yeterli olmadığını, davalının SOLAS gereksinimi olan yangın anında hızlı ve bilinçli yangına mücadeleye hazır olunduğunu kanıtlamaktan uzak olduğunu bildirmişlerdir. Ne var ki, Özel Dairenin bozma kararında bahsedilen, somut uyuşmazlıkta bozma sonrasında alınan ilk raporun hukukçu bilirkişi tarafından düzenlenen ayrık raporu ile bozma sonrası alınan ikinci raporun yine hukukçu bilirkişilerden oluşan çoğunluk görüşüne itibar edilerek davalıya ait geminin, yolculuğun başında yola elverişli bulunmadığı kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş olduğuna dair birinci bozma nedeni, geminin teknik donanımının yolculuğun başında yola ve denize elverişli olup olmadığı raporlar arasında çelişki giderilmeden karar verildiğinden dosya kapsamına uymamakla, dosyadaki tüm belgeler yeniden değerlendirilip, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 281/3’üncü maddesinde mahkemenin gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar inceleme yapabileceği öngörüldüğünden ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3’üncü maddesinin üçüncü bendinde belirtilen “Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz” ilkesi de gözetilmek suretiyle bilirkişi raporları arasındaki geminin teknik donanımının yolculuğun başında denize ve yola elverişli olup olmadığı hususundaki çelişkinin yeniden bilirkişi raporu alınması suretiyle giderilmesi ile davalı taşıyan-donatanın gemi adamlarının kusurlarından dolayı sorumlu olup olamayacağının da yukarıda ispat yüküne ilişkin belirtilen ilkeler gözetilmek suretiyle yeniden değerlendirilmesi ile direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, bir kısım üyeler tarafından; gerek Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozma gerekçesi, gerekse bozma gerekçesinde yer alan aynı olay nedeniyle verilen Almanya Federal Eyalet Mahkemesinin kararı ile yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlığın gemi adamlarının yangına müdahale ve mücadelede yetersiz kalıp kalmadıkları ve bunun başlangıçtaki bir yola elverişsizlik olarak kabulü gerekip gerekmediği noktasında olup, geminin teknik donanımının denize, yola ve yüke elverişli olup olmadığına dair bir uyuşmazlık bulunmadığından bu yönde yeniden teknik bakımdan bilirkişi raporu alınmasının gerekli olmadığı, direnme kararının Özel Daire bozma kararı doğrultusunda bozulması gerektiği görüşü ile iki üye tarafından direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğundan onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüşler Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. O hâlde, yukarıda açıklanan değişik gerekçe ile direnme kararı bozulmalıdır. S O N U Ç: (1) Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3’üncü maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429’uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, (2) Bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, aynı Kanun’un 440’ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 25.10.2018 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava, davalının donatanı-taşıyan olduğu RO-RO gemisinde çıkan yangın sonucunda davacıya ait dorse ve çekicilerin tamamen yanarak zayi olduğu iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece bilirkişi kurulundan rapor alındıktan sonra davanın reddine karar verilmiş, 11.Hukuk Dairesince, davacının rapora itirazları konusunda ek rapor veya yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınması hususunda eksik inceleme nedeniyle karar bozulmuş, ve mahkemece uyulan bozma uyarınca iki kez bilirkişi raporu alındıktan sonra davanın kabulüne karar verilmiş, Özel Daire’nin bozma ilamına karşı direnme kararı verilmiştir. 08.12.2010 tarihli ilk bilirkişi heyeti raporunda, geminin yangın algılama ve söndürme donanımının olay tarihinde yürürlükte bulunan kurallar bakımından mevcut belgeleri itibariyle mevzuata uygun olduğu, gemideki yangın algılama sisteminin çalışmış ve işlev gereklerini yerine getirmiş olduğu, geminin teknik olarak yetersiz olduğunu gösteren sağlam kanıtlar olmadığı, yangınla mücadelede gemi adamlarının görevini ifada basiretsizliğinin olduğu, bu tür olaylarda kusur izafe ederken hadisenin nispiliği kavramını da göz önüne alarak değerlendirmek gerektiği, donatanın sorumluluğu konusunda terditli bir sonuca varmayı uygun gördüklerini belirtmişlerdir. Bozmadan sonra alınan 22.02.2012 tarihli bilirkişi heyeti raporunda, geminin RO-RO gemilerine uygun donatıldığı, bu donanımları gemi adamlarının aktif hale getirmeye yetersiz kaldığı, başarısız oldukları, teknik açıdan inşa edildiği 2001 tarihi itibariyle SOLAS kurallarına uygun inşa edildiği, yangın algılama söndürme donanımının olay tarihindeki yürürlükteki kurallar bakımından mevcut belgeleri ile mevzuata uygun olduğu, geminin denize ve yola elverişlilik belgelerinin SOLAS kurallarına uyumluluğunun tam olduğu, yangının kontrol altına alınıp söndürülememesinde, gemi personelinin çok hızlı ve kısa sürede yayılan ve büyüyen yangına müdahalede zafiyeti sonucu kritik gecikme ile yangının denizde karşılaşılabilecek en büyük tehlikeli olay ve hadisenin nispiliği kavramı gözönüne alınarak değerlendirildiğinde, yangına eğitimini ve tatbikatını aldıkları şekilde müdahale edememelerinin can korkusu ve panik gibi tamamen insani sebeplerle mümkün olduğu kanaatine vardıkları belirtilmiş, teknik heyetin bu görüşüne, hukukçu bilirkişi ayrık rapor sunmuştur. İzmir Asliye Ticaret Mahkemesi’nden talimatla alınan 23.09.2013 tarihli çoğunluk bilirkişi raporuna ayrık rapor veren bilirkişinin raporunda, geminin SOLAS kurallarına uygun inşa edildiği, kurallar bakımından bir eksikliği bulunmadığı, teknik bilirkişi raporları karşısında, karine denize ve yüke, yola elverişlilik belgelerini haiz olan davalı lehine olduğu ve başlangıçta yola elverişsiz gemi tahsisini kesin olarak-karineyi çürütecek şekilde kanıtlamak yükünün davacı üzerinde olduğu, bu yükümlülüğün davacı tarafından yerine getirilmemiş olduğu, ancak tartışılması gereken hususun gemi adamlarının yangınla mücadele sırasında gösterdikleri davranış ve müdahalenin yangınla mücadelede yetersiz kalmasının yola elverişlilik kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği olduğu, davalının ISM’e aykırı hareket ederek gemi adamlarının almaları gereken eğitimi hiç ya da gereği gibi vermediğine ya da talimleri yaptırmadığına ilişkin somut belgeler olmayıp, aksine bu eğitim ve tatbikatların belge üzerinde yeterli ve mevzuata uygun olduğu, geminin başlangıçta denize ve yola elverişli olduğu, taşıyanın, adamlarının ticari-teknik-kast-ihmal kusurlarından yangında mutlak sorumsuz olduğu, şahsi kusurun fiilen taşıyanda olmadığı somut dava konusu gibi durumlarda taşıyanın yangından sorumlu tutulamayacağı, taşıyanın zarardan sorumlu olmadığı kanaatine varılmış, iki hukukçu bilirkişi çoğunluk raporunda gemi personelinin yangınla mücadeledeki görevi ifada yetersiz olduklarının teknik raporlara bakıldığında ortaya çıktığı, bu durumun geminin yola elverişli olmadığı yönünde şüphe uyandıracak nitelikte olduğu belirtilmiş, gemi adamlarının yetersizliği nedeniyle geminin yola elverişli olmadığı, sorumluluktan kurtulmak isteyen taşıyanın, başlangıçta mevcut fakat tedbirli bir taşıyanın özenine rağmen yolculuk başına kadar keşfedilemeyen bir elverişsizliğin söz konusu olduğunu ispat etmesi gerektiği, davalının bu tür ispat faaliyetine girmediği belirtilerek davalının zarardan sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Yukarıda özetlenen tüm bilirkişi raporlarında, teknik bilirkişilerce geminin SOLAS kurallarına uygun inşa edildiği, ISM kurallarına uygun olduğu, teknik yönden donanımında bir kusur bulunmadığı belirlenmiş olup, Aliağa Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/95, 96 ve 103 Talimat Sayılı dosyalarına sunulan bilirkişi raporları da aynı doğrultuda olup, Mahkemece direnme kararında da bu husus, “geminin inşa edildiği 2001 tarihi itibariyle SOLAS kurallarına uygun inşa edildiği, teknik bilirkişi raporlarına göre, yangın algılama ve söndürme donanımında olay tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır” şeklinde ifade edilmiş, yine “geminin yola elverişli olup olmadığı, aşamalarda alınan bilirkişi raporları ve sunulan delillerle birlikte değerlendirildiğinde yangın ile mücadelede kullanılan pompalar, güç ve kumanda kablolarının alev geçirici kablo kullanılmasının SOLAS kurallarına aykırı olmadığı, yangın alarm sisteminin sağlıklı çalıştığı, makine dairesinin havalandırma sistemi açısından geminin inşa edildiği yıldaki uluslararası normlara uygun olarak inşa edildiği, yangın algılama ve söndürme donanımının olay tarihindeki mevzuata uygun olduğu sonucuna varılmıştır.” denmiştir. “Bozma ilamından sonra dosyanın bütünü ile incelenmesi neticesinde davalının gemisinde çıkış nedeni tespit edilemeyen yangın olayı meydana geldikten sonra gemi personelinin yangınla mücadele görevini tam olarak yerine getirmedikleri anlaşılmaktadır.” ifadesiyle de direnme gerekçesi ve davalının tazminattan sorumlu tutulma sebebi, gemi personelinin yangınla mücadelede ve müdahalede yetersiz olmaları ve bu hususun yola elverişsizlik olduğudur. Direnme kararı veren Mahkemenin gerekçeleri ile 11. Hukuk Dairesinin bozma ilamındaki bozma gerekçeleri nazara alındığında, uyuşmazlık; gemi adamlarının yangına eğitimli- talimli olup olmadıkları, buna rağmen müdahalede, mücadelede yetersiz kalmalarının taşıyanın mutlak sorumluluğunu gerektiren bir-yola elverişsizlik-sonucunu doğurup doğurmadığı noktasında toplanmaktadır. Özel Daire bozma ilamında, bu büyüklükte bir yangının denizde karşılaşılabilecek en tehlikeli olay olduğuna ve kusur izafe edilirken hadisenin nispiliği kavramının göz önünde bulundurulması gerektiğine, gemi adamlarının eğitildikleri ve tatbikini yaptıkları şekilde tamamen insani duygularla ani gelişen bu olağanüstü duruma müdahalede yetersiz kalmalarının geminin yolculuğun başında yola elverişsizlik sonucunu doğurmayacağına dair bozma öncesi alınan rapor ile bozmadan sonra teknik bilirkişi çoğunluk görüşüne ve son rapordaki ayrık görüşe rağmen bozma sonrası alınan ilk raporun hukukçu bilirkişi ayrık raporu ile bozma sonrası ikinci raporun hukukçu bilirkişi çoğunluk görüşüne itibar edilerek geminin yolculuğun başında yola elverişli olmadığının kabulü doğru görülmemiş, ayrıca aynı yangın olayı nedeniyle yanan treylerle ilgili olarak görülüp sonuçlandırılan Federal Eyalet Mahkemesi’nin 15.12.2011 tarih IZR 12/11 sayılı kararı da bozma gerekçesinde yer almış, bu kararda da dava konusu gemide çıkan yangın riskinin, sadece açık denizdeki bir geminin başına gelebilecek bir riske dönüştüğünün kabul edildiği belirtilmiştir. Davalıyı sorumlu tutan Landshut Eyalet Mahkemesi (2.Ticaret Mahkemesi)'nin ve temyizi inceleyen Münih Eyalet Yüksek Mahkemesinin kararına karşı karar düzeltme istemini inceleyen Federal Eyalet Mahkemesi’nin kararında, Türkiye için 4 Ocak 1954 tarihinde yürürlüğe giren ve doğrudan uygulanacak olan Lahey 4, 2b hükmüne göre, taşıyıcının mallarda yangın sebebiyle meydana gelen zarar ve ziyadan, kendi kastı ve ihmali yoksa sorumlu olmayacağı açıklanarak, davalı taşıyıcının burada bir kasıt veya ihmali ile ilgili maddi delil bulunmadığı, bu sebeple taşıyıcının sorumluluktan kurtulabildiği, davalının karar düzeltme talebi ile davanın tamamen reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Gerek yukarıda belirtilen Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozma gerekçesi, gerek bozma gerekçesinde yer alan, aynı olay nedeniyle verilen Federal Eyalet Mahkemesi’nin kararı nazara alınarak usul ve yasaya uygun bozma ilamına uyulması gerekirken, yazılı gerekçelerle direnme kararı verilmesi bozmayı gerektirdiği görüşünde olduğumdan ve yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık gemi adamlarının yangına müdahale ve mücadelede yetersiz kalıp kalmadıkları ve bunun başlangıçdaki bir yola elverişsizlik olarak kabulü gerekip gerekmediği noktasında olup, geminin teknik donanımının denize – yola- yüke elverişli olup olmadığına dair bir uyuşmazlık bulunmadığından bu yönde yeniden teknik bilirkişi raporu alınması gerekmediğinden sayın çoğunluğun buna ilişkin değişik bozma görüşüne katılmıyorum.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 932Kaynağı aç
MADDE 932- (1) Gövde, genel donatım, makine, kazan gibi esas kısımları bakımından, yolculuğun yapılacağı sudan ileri gelen (tamamıyla anormal tehlikeler hariç) tehlikelere karşı koyabilecek bir gemi “denize elverişli” sayılır. (2) Denize elverişli olan gemi, teşkilatı, yükleme durumu, yakıtı, kumanyası, gemi adamlarının yeterliği ve sayısı bakımından, (tamamıyla anormal tehlikeler hariç) yapacağı yolculuğun tehlikelerine karşı koyabilmek için gerekli niteliklere sahip bulunduğu takdirde “yola elverişli” sayılır. (3) Soğutma tesisatı da dâhil olmak üzere, eşya taşımada kullanılan kısımları eşyanın kabulüne, taşınmasına ve muhafazasına elverişli olan bir gemi “yüke elverişli” sayılır. (4) Denizde can ve mal koruma ile ilgili mevzuat hükümleri saklıdır. III- Tamir kabul etmez gemi, tamire değmez gemi

Taşıyan, tedbirli bir taşıyanın sarf etmekle yükümlü olduğu dikkat ve özen gösterilmesine rağmen yolculuğun başlangıcına kadar keşfine imkân bulunmayan durumlar hariç, geminin denize, yola veya yüke elverişsizliğinden doğan zararlardan sorumludur. Bu sorumluluk, kurtuluş beyyinesinden yararlanma imkânının daraltılmış olması sebebiyle ağırlaştırılmış bir kusur sorumluluğu niteliğindedir. Taşıyanın başlangıçtaki elverişsizlikten doğan sorumluluğu navlun sözleşmesi veya konişmento hükümleriyle taşıyan lehine hafifletilemez; ancak konişmentoda açıkça yazılı olmak koşuluyla taşıyan aleyhine ağırlaştırılabilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2771 Esas ve 2021/558 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, geminin başlangıçtaki elverişsizliğinden doğan sorumluluk hallerinde taşıyan, yoksun kalınan kâr da dahil olmak üzere bütün zararlardan genel hükümlere göre sorumludur ve kanundaki sorumluluk sınırlamalarından yararlanamaz. Taşıyan tarafından temin edilen konteyner geminin bir bölümü sayıldığından, bu konteynerin yüke elverişsizliğinden doğan zararlarda geminin başlangıçtaki elverişsizliğinden doğan sorumluluk kuralları uygulanır ve sınırlı sorumluluk kaydı geçerlilik taşımaz. Buna karşılık yükleten tarafından sağlanan ve taşıyanın tedarik etmediği konteynerin yol açtığı zıya veya hasarlarda, zarar yükletenin veya adamlarının eylem ya da ihmalinden kaynaklandığı için taşıyan kural olarak sorumlu tutulamaz. Klas kuruluşlarından alınan sertifikalar ve bağımsız denetim testleri ise geminin yolculuk başında elverişli olduğuna dair taşıyan lehine karine teşkil eder ve aksini ispat yükü yük ilgilisine aittir.

Yüke Özen Borcu, Tazminat ve Sorumluluğun Sınırlandırılması

Taşıyan; yükün yüklenmesi, istifi, taşınması, elden geçirilmesi ve boşaltılmasında tedbirli bir taşıyanın dikkat ve özenini göstermek zorundadır. Taşıyan, tedbirli bir taşıyanın özenine rağmen önüne geçilemeyecek sebeplerden ileri geldiğini ispat etmedikçe zarardan sorumlu tutulur. Yüke özen borcunun gereği gibi yerine getirilmemesinden kaynaklanan tazminat miktarında; yükün zıyaı halinde eşyanın piyasa veya borsa değeri, hasar halinde ise satış değeri ile piyasa değeri arasındaki fark esas alınır. Ayrıca kaza neticesinde zayi olan yük için aksine sözleşme yoksa navlun ödenmez ve peşin ödenmişse geri verilir.

Türk Ticaret Kanunu m. 1186 ve 1976 tarihli LLMC Sözleşmesi uyarınca taşıyanın sorumluluğu belirli tonaj, yük miktarı veya koli başına tutarlar üzerinden Özel Çekme Hakkı (SDR) ile belirlenen parasal limitlerle sınırlandırılabilir. Ancak taşıyanın kasten veya ağır kusurla zarara sebebiyet vermesi halinde kanuni sorumluluk sınırları uygulanmaz ve oluşan zarar tam olarak tazmin edilir.

Kusur Karinesi, Kurtuluş Sebepleri ve Yangın Muafiyeti

Deniz ticaretinde taşıyanın sorumluluğu esas itibarıyla kusur karinesine dayanır. Zarar meydana geldiğinde taşıyan kusurlu kabul edilir ve ancak kusursuzluğunu veya kanuni kurtuluş sebeplerini ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Taşıyan; deniz kazaları ve mücbir sebepler, kendi kusurundan kaynaklanmayan yangın, kaptanın seyrüsefer ve navigasyon hataları ile yükletenin yanlış paketleme veya bildirim eksikliği gibi kusurları ve zamanaşımı durumlarında sorumluluktan muaf tutulabilir. Kurtuluş sebeplerinin varlığını ispat yükü taşıyana aittir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 1180 uyarınca, geminin sevkine veya başkaca teknik yönetimine ilişkin bir hareketin ya da yangının sonucu olan zararlarda taşıyan yalnız kendi şahsi kusurundan sorumludur. Tereddüt hâlinde zararın teknik yönetimin sonucu olmadığı kabul edilir ve yükün menfaati gereği alınan tedbirler teknik yönetime dâhil sayılmaz. Yangın muafiyetinden yararlanılabilmesi için açık bir ateş veya alevin bulunması şarttır; yangın çıkmaksızın yalnızca aşırı ısıdan ileri gelen zararlar yangın muafiyetine dahil değildir. Bununla birlikte duman veya yangın söndürme faaliyetlerinden doğan dolaylı zararlar yangın zararı kapsamında değerlendirilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 1180Kaynağı aç
MADDE 1180- (1) Zarar, geminin sevkine veya başkaca teknik yönetimine ilişkin bir hareketin veya yangının sonucu olduğu takdirde, taşıyan yalnız kendi kusurundan sorumludur. Daha çok yükün menfaati gereği olarak alınan önlemler, geminin teknik yönetimine dâhil sayılmaz. (2) Tereddüt hâlinde zararın, teknik yönetimin sonucu olmadığı kabul edilir. 3. Denizde kurtarma

Yangın gemi adamlarının teknik kusurundan veya yüke gereği gibi özen göstermemelerinden ileri gelmişse taşıyan sorumlu değildir. Buna karşılık yangın, gemi adamlarının yolculuk başında geminin denize, yola ve yüke elverişli olmasına gereği gibi özen göstermemiş olmalarından doğmuşsa taşıyan zarardan sorumlu tutulur. İspat yükü bakımından zararın teknik idare kusurundan veya yangından kaynaklandığını ve kendi şahsi kusurunun bulunmadığını taşıyan; adamlarının kusurunu ise yük ilgilisi ispat etmekle yükümlüdür.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2021/4620 Esas ve 2023/1074 Karar sayılı ilamına göre, yapısı, teknik donanımı ile yangın algılama ve söndürme teçhizatı bakımından kurallara uygun olan, personeli yangın eğitimlerini ve tatbikatlarını tamamlamış bir gemide yangının kısa sürede yayılması durumunda gemi adamlarının can korkusu ve panik duygusuyla yetersiz kalması insani bir durum olarak değerlendirilmiştir. Bu durumun geminin yolculuğun başında yola elverişsiz olduğu sonucunu doğurmayacağı hükme bağlanmıştır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/4620, K. 2023/1074Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2021/4620 E.  ,  2023/1074 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi HÜKÜM : Kısmen kabul Taraflar arasındaki tazminat davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı, duruşma istemli olarak taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 24.01.2023 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Avukat … ve davalı vekilleri Avukat …, Avukat … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; 06.02.2008 tarihinde Pendik-İstanbul Limanı'ndan, İtalya-Trieste Limanı'na hareket eden davalıya ait UN ADRİYATİK isimli gemide Hırvatistan açıklarında yangın çıktığını, gemi ile birlikte yüklü vaziyette olan dorse ve çekicilerin tamamının yanarak zayi olduğunu, Venedik Liman Müdürlüğüne bağlı Sahil Güvenlik Birimi tarafından tutulan raporda yangın söndürme sisteminde vanaların açıldığını; ancak yangın bombası çalışmadığından yağmurlama sisteminin çalışmadığının tespit edildiğini, geminin yüke, denize ve seyre elverişsizliği nedeni ile oluşan risk ve neticesindeki zararda donatanın mutlak sorumluluk halinin mevcut olduğunu, geminin seyrü sefer sırasında olağan deniz tehlikelerine karşı koyma yeteneğini azaltan fiziksel kusurların geminin denize elverişli olmadığını göstereceğini, Türk Ticaret Kanunu'nun da yangın ve neticesindeki zararın geminin başlangıçtaki denize, yola ve yüke elverişsizliğine dayalı olması halinde taşıyanın açıkça kusurlu ve sorumlu olacağının düzenlendiğini, her ne kadar bu halde kusur unsurunu gemi adamlarının özen kusuru ve taşıyanın şahsi kusuru olarak ayırmak mümkün olsa da sorumluluğun tayini açısından bir fark bulunmayacağını belirterek çıkan yangında 11 araç karşılığı 220.000 euro, navlun bedeli karşılığı 25.557 euro ve 11 aracın olay tarihinden talep tarihine dek geçen sürede kar kaybı olarak 82.500 euro olmak üzere toplam 328.057 euro zarar bulunduğunu fazlaya dair haklar saklı kalmak üzere 328.057 euro zarar bedelinin karşılığı olan 641.351,435 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkiline ait geminin varma limanına ulaşmasına üç saat kala ana güvertede başlayan yangının 10-15 dakikalık bir süre içinde tüm gemiyi sardığını, geminin yüklerle birlikte yanarak zayi olduğunu, taşıyanın şahsi kusurundan kaynaklanmayan yangından ileri gelen zararlardan mutlak surette sorumsuz olduğunu, yangının gemi adamlarının kusurundan kaynaklansa dahi taşıyanın yangından ileri gelen zararlardan sorumlu tutulamayacağını, taşıyanın sorumluluktan kurtulabilmesi için ateşli veya alevli yangın olmasının yeterli olduğunu, başlangıçtaki bir elverişsizlikten kaynaklanmayan yangından müvekkilinin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, geminin yola elverişlilik belgesinin bulunduğunu, gemide planlı bakım sistemine göre acil durum yangın pompası, yangın pompası ve sprey pompasının haftada bir test edildiğini, bir problem bulunmadığını, yangının ana güvertede başladığını, bu bölgede TIR ve kamyonların bulunduğunu, bunlarda ise dizel yakıt gibi yanıcı maddelerin bulunduğunu, Venedik Sahil Koruma Teknik İdare Bölümünün yangının bilinmeyen nedenle güvertede geminin sol tarafında bulunan ağır vasıtadan çıktığının ve kısa sürede yayıldığının belirtildiğini, dizel jeneratörlerinin makine dairesine duman dolması nedeni ile stop etmesiyle elektriğin kesildiğini, acil durum jeneratörlerinin devreye giremediğini, sistemin yeniden manuel olarak çalıştırılması gerektiğini; ancak mürettabatın çalıştıracak durumda olmadığından çalıştırılamadığını, davacı yanın araçların maliki mi yoksa işleteni mi olduğunu kanıtlamaması durumunda bu araçların ziyaı sebebiyle herhangi bir tazminat talep haklarının olmadığını, dava miktarının fahiş olduğunu savunarak 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 1062 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince yangın zararlarından taşıyanın mutlak sorumsuzluğu nedeniyle haksız davanın reddine, savunmalarının kabul görmemesi halinde sınırlama fonu tesis edilmesine, sınırlama fonunun uygulanmaması halinde müvekkilinin gemi ve navlun ile sınırlı sorumlu olduğunun kabulü ile alacaklarının bu miktardan orantısal olarak tahsil etmesi yönünde karar verilmesini istemiştir. III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Mahkemece Verilen İlk Karar Mahkemece 27.01.2011 tarih, 2008/151 E. ve 2011/20 K. sayılı kararı ile geminin ana güvertesinde nedeni tespit edilemeyen tır araçlarının birinde yangın çıktığı, gemide SOLAS kuralları gereği bulunması gereken tüm sertifika ve teçhizatın tam olarak bulunduğu, personelin de eğitimli görülmesine rağmen yangına yapılan tüm müdahalelerin başarısız kaldığı, olayda 6762 sayılı Kanun'un 1019 uncu maddesinin ikinci fıkrasının uygulama yeri olmadığı, 6762 sayılı Kanun'un 1062 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince davalının mutlak sorumsuzluğu nazara alınarak, gerek gemi adamlarının teknik kusuru, gerekse idari kusuru nedeniyle davalının sorumlu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. B. Birinci Bozma Kararı Dairemizin 18.07.2011 tarih, 2011/6376 E. ve 2011/9220 K. sayılı kararıyla davacının bilirkişi raporuna yaptığı ciddi itirazlarını karşılamak üzere bilirkişi heyetinden ek rapor ya da yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak, davacı tarafın iddialarının tek tek incelenmek suretiyle Yargıtay denetimine elverişli bilirkişi raporu alınması gereğine işaret edilerek bozulmuştur. C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 19.12.2013 tarih, 2011/411 E. ve 2013/331 K. sayılı kararı ile dava konusu gemide çıkan yangının sebebinin tespit edilemediği, bilirkişilerin ayrı ayrı geminin teknik unsurlarının, yangına ilişkin tüm donanımının kurallara uygun olduğunu dile getirmiş olmasına rağmen yola elverişliliğin hukuki bir kavram olduğu, ispatının yolculuğun başlangıcında var olan belgelerle sınırlı olmayacağı, dava konusu gemi ro ro gemisi olup yükünün yakıt dolu araçlar olması nedeniyle yangın riski en üst seviyede bulunduğundan alınacak tedbirlerin de en üst düzeyde olması gerektiği, 6762 sayılı Kanun'un 817 nci maddesinin ikinci fıkrasında belirtildiği üzere geminin denize elverişli olması gerektiği gibi yakıtı, yükleme hali ve gemi adamlarının da yeterli olması gerektiği, mürettebat beyanlarından yangınla mücadelede basiretsizlik gösterdiklerinin anlaşıldığı, mürettebatın görevini dağılıma uygun yerine getirip getirmediğini gösterir röle cetvelinin elde edilemediği, yangında hasar almayan makina dairesinde olması gereken makine defterinin de bulunmadığı, yangında yaşanan paniğin yangının büyüklüğü, birden başlaması veya insani zaaflarla (can korkusu vs.) izah edilemeyeceği, geminin uluslararası yeterlilik belgeleri tam ise de 6762 sayılı Kanun'un 1019 uncu maddesinin ikinci fıkrası ve 1062 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki kurtuluş beyinesinden yararlanmak konusundaki ispat külfetinin taşıyana ait olduğu, taşıyanın ilgili makamlardan alınan belgeleri sunmuş olmasının birer karine teşkil etmediği, bu sebeple dava konusu UND Adriyatik gemisinin yola elverişli olmadığının kabulü gerektiği, Londra Konvansiyonu'nun ilgili maddeleri uyarınca davalının sorumluluğunun sınırlı olacağı, davalının gemi adamlarının yetersizliğinin, yangına karşı mücadeledeki başarısızlığının, başlangıçtaki elverişsizliğinin zamanında keşfedilememesinin sebeplerini izah edememiş olduğu, kendisinin ve fiillerinden sorumlu olduğu kişilerin bir kusuru olmadığını ispat edemediği, davalı donatan/taşıyanın zararı tazmine yükümlü olduğu, 6762 sayılı Kanun'un 1072 nci maddesi uyarınca 25.557 euro navlun talebinin reddi gerektiği, davacının kâr kaybını kanıtlayamadığından bu kalem yönünden tazminat isteminin de reddi gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile 430.144,00 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. D. İkinci Bozma Kararı Dairemizin 27.03.2015 tarih, 2014/7243 E. ve 2015/4347 K. sayılı kararıyla dosya içinde mevcut raporların teknik bilirkişileri tespitlerinde dava konusu geminin yapısı, teknik donanımı, yangın algılama ve söndürme donanımı bakımından ulusal ve uluslararası normlara uygun olduğunun bildirildiği yine aynı raporlarda gemi adamlarının yangına müdahalede yetersiz kalıp kalmadıkları konusu değerlendirilirken dava konusu UN ADRİYATİK gemisi gemi adamlarının gemide çıkabilecek yangın konusunda eğitildikleri, tatbikatlarını yaptıkları, bu konuda gerekli ve yeterli belgelere sahip oldukları belirtildikten sonra gemi personelinin yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılması ve büyümesi sonucu yangına müdahalede yetersiz kalmasının “yangın”ın denizde karşılaşılabilecek en tehlikeli olay olarak kabul edilip bu tür olaylarda kusur izafe edilirken hadisenin nispiliği kavramı göz önüne alınarak değerlendirmek gerektiği, gemi adamlarının eğitildikleri ve tatbikatını yaptıkları şekilde tamamen insani duygular ile ani gelişen bu olağanüstü duruma müdahalede yetersiz kalmalarının geminin yolculuğun başında yola elverişsizliği sonucunu doğurmayacağının belirlendiği, tüm bu hususlar nazara alınmadan teknik uzmanlık gerektiren somut uyuşmazlıkta hukukçu bilirkişilerden alınan rapora itibar edilerek davalıya ait geminin, yolculuğun başında yola elverişli bulunmadığı kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, karar davalı yararına bozulmuştur. Bununla birlikte davacı tarafın navlun bedelinin iadesi talebinin konişmentoda yer alan kayıtlar da dahil iddia ve savunmalar tam olarak değerlendirilmeksizin salt kanun madde numarası belirtilerek gerekçesiz şekilde reddedilmiş olması davacı yararına bozma sebebi yapılmış olup tarafların sair temyiz itirazları incelenmemiştir. E. Mahkemece Verilen Direnme Kararı Mahkemenin 27.04.2016 tarih 2016/94 E. 2016/189 K. sayılı kararı ile gemi adamları ile ilgili düzenlenen yeterlilik belgeleri yani sertifikaların davalı donatanın gemi adamlarını seçmede ve denetlemede kusursuz olduğuna yalnızca karine teşkil edeceği, 6762 sayılı Kanun'un 1062 nci maddesinin birinci fıkrasına göre tazminat talebinde bulunanın donatanın kusurlu olduğunu ispatlamak hakkına sahip olduğu, UN ADRİYATİK gemisinde 25-30 dakika içerisinde geminin yanması ile sonuçlanan yangın olayına gemi kaptanı tarafından yangının öğrenilmesinden itibaren 15-16 dakika sonra müdahale edilmeye başlanılması, kaptanın yangın mahalline giderken yangın elbisesi giymemesi, maske takmaması ve yanında bir mürettebat bulundurması, gemideki yangının söndürülmesinde hızlı sonuç verecek bir sistem olan yağmurlama sistemi bulunduğu halde ilk etapta da bu yola başvurulmadığı, hortumla yangına müdahale sürecinde de hortumdan ilk etapta gelen dumanın suyun tazyike kavuşmasından sonra kesileceği öngörülemeyerek bu yolla da yangınla mücadeleden vazgeçilmediği tüm bu hususların Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozma ilamında işaret edildiği şekilde "…gemi adamlarının tamamen insani duygular ile ani gelişen olağanüstü duruma müdahalede yetersiz kalmaları…" olarak değerlendirilemeyeceği, aksine başta ikinci kaptan olmak üzere gemi adamlarının yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmamaları, buna bağlı olarak da yangına en hızlı şekilde ve en doğru yöntemle müdahale edememeleri nedeni ile meydana gelen zararda davalı donatan-taşıyanın şahsi- ticari kusurlu olduğu, 6762 sayılı Kanun'un 1062 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki sorumsuzluk hükmünden faydalanamayacağı, dolayısıyla da davacının zararından sorumlu olduğu, dava konusu taşımaya ilişkin konşimentonun ön yüzünde "Freıght Collect Shıp And/Or Cargo Lost Or Not Lost" kaydının yer aldığı, sözkonusu ibarenin Türkçe karşılığının "gemi ve/veya yük zayi olsa da navlun ödenecektir" şeklinde olup konşimentonun arka yüzünde de bu hususun ayrıntılı şekilde açıklandığı, 6762 sayılı Kanun'un 1072 inci maddesine göre yükün zayi olması halinde navlunun ödenmeyeceği, peşin ödenmiş ise iadesinin emredici bir hüküm olmayıp aksi yönde mukavele düzenlenmesi mümkün olduğu gerekçesi ile Mahkemenin 19.12.2013 tarihli kararında direnilmesine karar verilmiştir. F.Hukuk Genel Kurulu Kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.10.2018 tarih, 2018/11-624 E. ve 2018/1566 K. sayılı ilâmı ile bilirkişi raporları arasındaki geminin teknik donanımının yolculuğun başında denize ve yola elverişli olup olmadığı hususundaki çelişkinin yeniden bilirkişi raporu alınması suretiyle giderilmesi ile davalı taşıyan-donatanın gemi adamlarının kusurlarından dolayı sorumlu olup olamayacağının yeniden değerlendirilmesi ile direnme kararının değişik gerekçe ile bozulmasına kurul çoğunluğu tarafından karar verilmiştir. G- Mahkemece Hukuk Genel Kurulu Kararına Uyularak Verilen Karar Mahkemece 17.03.2021 tarih, 2019/211 E. ve 2021/140 K. sayılı kararı ile UN ADRİYATİK gemisinin ISM şirketi tarafından verilen olası yangına müdahale talimlerinde yapılanın, yangına önce hortum ile müdahale şayet bu yolla yangın söndürülemez ise yağmurlama sisteminin çalıştırılması şeklinde olduğu, gemi adamlarının da aldıkları bu eğitime uygun şekilde gemideki yangına öncelikle hortum döşeme suretiyle su püskürterek söndürmeye çalıştıkları; ancak bunda başarılı olunamaması üzerine daha sonra yağmurlama (Sprinker) sistemini devreye sokarak yangına müdahale etmek istedikleri, gemi adamlarının yağmurlama sistemini kullanmakta geç kaldıkları, gemi adamlarının yolculuk sırasında karşılaşılabilecek deniz tehlikelerinden olan yangına karşı etkili ve doğru müdahale edebilecek talim ve eğitimleri almadıkları, bu konuda SOLAS kurallarının ISM hükümlerinin yerine getirilmediği, gemi kaptanı tarafından yangının öğrenilmesinden itibaren 15-16 dakika sonra müdahale edilmeye başlanıldığı, kaptanın yangın mahalline giderken yangın elbisesi giymediği, maske takmadığı ve bu durumun dumana maruziyeti artırarak müdahaleyi yetersiz kıldığı, yanında yetersiz sayıda (bir kişi) mürettebat bulundurduğu, gemideki yangının söndürülmesinde hızlı sonuç verecek bir sistem olan yağmurlama sistemi bulunduğu halde bunun çalıştırılamadığı ve ilk etapta da bu yola başvurulmadığı, hortumla yangına müdahale sürecinde de hortumdan ilk etapta gelen dumanın suyun tazyike kavuşmasından sonra kesileceği öngörülemeyerek bu yolla da yangınla mücadeleden vazgeçildiği, gemi adamları ile ilgili yapılan bu tespitlerin geminin başlangıçtaki yola elverişsizliği ile ilgili olduğundan 6762 sayılı Kanun'un 1062 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince taşıyanın kişisel kusuru olarak kabul edilmesi gerektiği, yine UN ADRİYATİK gemisinin ISM yöneticisi olan şirket hukuki açıdan taşıyanın yardımcısı konumunda olduğundan bu şirketin geminin yola elverişsizliğine neden olan kusurlu davranışının da davalı taşıyanın kişisel kusuru sayılması gerektiği, saptanan elverişsizlik hali ile yangın sonucunda ortaya çıkan zarar arasında illiyet bağının bulunduğu, yangında zayi olan 11 adet dorse ve çekicinin bedelini tazmin etme yükümlülüğünün doğduğu, bu bedelin 430.144,00 TL olduğu, davacının kar kaybı zararını ispatlayamadığı, konişmentoda yer alan " Freıght Collect Shıp And/ Or Cargo Lost Or Not Lost" ( gemi ve veya yük zayi olsa dahi navlun ödenecektir) kaydına göre davacının ödediği navlunu geri isteyemeyeceği gerekçesi ile davanın Londra Konvansiyonu hükümleri uyarınca hesaplanan sınırlı sorumluluk hükümleri uyarınca kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı donatan-taşıyanın hasardan sorumlu olduğuna Mahkemece isabetli şekilde karar verildiğini; ancak Londra Konvansiyonu hükümlerine göre sorumluluğun sınırlandırılması şartlarının oluşmadığını kaldı ki sınırlı sorumluluk hükümleri uygulansa dahi Mahkemece faizin yanlış hesaplandığını ileri sürerek kararın usul ve kanuna aykırı kısımlarının bozulmasını istemiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; yangının nasıl başladığına ilişkin bir tespitin yapılamadığını, gemi adamlarının can korkusu ile yangına müdahalede yetersiz kalmalarının müvekkili davalı donatan-taşıyanın şahsi kusurundan kaynaklanmadığını, bu suretle müvekkilinin mutlak olarak sorumsuz olduğunu, gemi adamlarının aldıkları eğitime uygun şekilde yangına müdahale ettiklerini, geminin denize, yola ve yüke elverişli olduğuna dair evrakın tam olduğunu ve aksinin ispat edilemediğini, fon tesisi taleplerinin reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu durumun müvekkili sorumluluk miktarını arttırdığını, Mahkemece faizin yanlış hesaplandığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalıya ait UN ADRİYATİK isimli RORO gemisinde Hırvatistan açıklarında çıkan yangın sonucu, gemiye yüklenen davacıya ait dorse ve çekicilerin tamamının yanarak zayi olduğu iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6762 sayılı Kanun'un 817 nci maddesi ikinci fıkrası, 1019 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 1062 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 1072 nci maddesi 3. Değerlendirme 1.Dosyadaki yazılara, Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde değildir. 2. İlk Derece Mahkemesince yukarıda açıklanan gerekçe ile dava konusu geminin yola elverişli olmadığı kabul edilerek sonuca gidilmiştir. 6762 sayılı Kanun'un 817 nci maddesinin birinci fıkrası denize elverişli gemiyi tanımlarken ikinci fıkrası "Denize elverişli olan gemi, teşkilatı, yükleme durumu, yakıtı, kumanyası, gemi adamlarının yeterliği ve sayısı bakımlarından yapacağı yolculuğun (Tamamıyla anormal tehlikeler hariç) tehlikelerine karşı koyabilmek için gerekli vasıfları haiz bulunduğu taktirde 'Yola elverişli' sayılacaktır." hükmüne haizdir. Aynı zamanda Kanun'un 1019 uncu maddesi de taşıyanın, yükle ilgili olanlara karşı geminin denize, yola veya yüke elverişli olmamasından doğan zararlardan sorumlu olacağını düzenlemiş ve devamla "… meğer ki; tedbirli bir taşıyanın sarf etmekle mükellef olduğu dikkat ve ihtimam gösterilmekle beraber eksikliği yolculuğun başlangıcına kadar keşfe imkan bulunmamış olsun." demek suretiyle taşıyanın hangi hallerde sorumluluktan kurtulacağını da düzenlemiştir. O halde somut uyuşmazlıkta her iki kanun maddesi birlikte değerlendirilerek gemi adamlarının sayısal ve nitelik olarak yeterliliği bakımından geminin yola elverişli olup olmadığı ve buradan varılacak sonuç ile taşıyanın mutlak sorumluluğuna gidilip gidilemeyeceği tartışma konusudur. Bir başka deyişle Mahkeme kabulü ve tarafların iddia, savunmaları dikkate alındığında gemi adamlarının yangına eğitimli- talimli olup olmadıkları, buna rağmen müdahalede, mücadelede yetersiz kalmalarının taşıyanın mutlak sorumluluğunu gerektiren bir "yola elverişsizlik" sonucunu doğurup doğurmadığı uyuşmazlık noktasıdır. 3. Taşıyanın gemi adamlarının kusurlarından ne suretle sorumlu tutulacağı, bu husustaki karine ve ispat yükünün incelenmesine gelince, 6762 sayılı Kanun'un 1062 nci maddesinde zararın geminin sevkine veya başkaca teknik idaresine ait bir hareketin veya yangının neticesi olduğu takdirde taşıyanın yalnız kendi kusurundan mesul olduğu belirtilmiştir. Maddede belirtilen taşıyanın kendi kusuru kavramı ancak geminin başlangıçtaki elverişsizliği şeklinde ortaya çıkabilir. Örneğin geminin elektrik donanımının bozuk olduğunu bile bile taşıyanın gemiyi yeni bir sefere çıkarması şahsi kusurunun olduğuna delalettir. Bu bakımdan önemli olan nokta taşıyanın gemide mevcut olan eksikliği bilmesi ya da bilmesinin gerekmesidir. Dolayısıyla tedbirli bir taşıyanın normal şartlar altında bilemeyeceği bir kusurun yolculuk başlangıcında bulunması kendisinin sorumluluğunu gerektirmemektedir. 4. İddia, savunma, bilirkişi raporları, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı uyarınca dava konusu geminin yapısı, teknik donanımı, yangın algılama ve söndürme donanımı bakımından ulusal ve uluslararası normlara uygun olduğu, gemi adamlarının gemide çıkabilecek yangın konusunda eğitildikleri, tatbikatlarını yaptıkları, bu konuda gerekli ve yeterli belgelere sahip oldukları, yangın olayının denizde karşılaşılabilecek en tehlikeli olay olarak kabul edilmesi gerektiği, gemi personelinin yangının çok hızlı ve kısa bir süre içerisinde yayılması ve büyümesi sonucu yangına müdahalede yetersiz kalmasının can korkusu ve panik duygusu gibi tamamen insani sebeplerle geliştiği, bu durumun geminin yolculuğun başında yola elverişsizliği sonucunu doğurmayacağı ayrıca aynı yangın olayı nedeniyle yanan treylerle ilgili olarak görülüp sonuçlandırılan ve davalıyı sorumlu tutan Landshut Eyalet Mahkemesinin (2.Ticaret Mahkemesi) ve temyizi inceleyen Münih Eyalet Yüksek Mahkemesinin kararına karşı karar düzeltme istemini inceleyen Federal Eyalet Mahkemesinin 15.12.2011 tarih IZR 12/11 sayılı kararında da dava konusu gemide çıkan yangın riskinin, sadece açık denizdeki bir geminin başına gelebilecek bir riske dönüştüğü, taşıyıcının mallarda yangın sebebiyle meydana gelen zarar ve ziyadan, kendi kastı ve ihmali yoksa sorumlu olmayacağı, davalı taşıyıcının kasıt veya ihmali ile ilgili maddi delil bulunmadığı, bu sebeple taşıyıcının sorumluluktan kurtulabildiği, davalının karar düzeltme talebinin kabulü ile davanın tamamen reddedilmesi gerektiği sonucuna varıldığı da değerlendirildiğinde bir bütün olarak davalının meydana gelen zarardan sorumlu olmadığına karar vermek gerekirken davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı vekilin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2.Mahkeme kararının BOZULMASINA, Takdir edilen 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalıya iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 23.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Geminin teknik donanımının yolculuğun başında denize ve yola elverişli olup olmadığına ilişkin bilirkişi raporları arasında çelişki bulunması halinde bu uyuşmazlığın yeni bir teknik heyet raporuyla giderilmesi gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2018/624 Esas ve 2018/1566 Karar sayılı bozma ilamında vurgulandığı üzere, genel bilgi ve tecrübeyle veya hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenebilecek hususlarda bilirkişiye başvurulamayacağı ilkesi gözetilerek teknik çelişkilerin heyet incelemesiyle aydınlatılması gerekmektedir.

Yolcu Taşımaları ve Kanunların Zaman Bakımından Uygulanması

Deniz yoluyla yolcu taşımalarında taşıyanın sorumluluğu Türk Ticaret Kanunu m. 1248 ve devamı hükümlerinde düzenlenmiştir. Bu kapsamda taşıyan, yolcunun can güvenliğini sağlamakla yükümlü olup yolcunun ölümü, yaralanması veya bagajının kaybı ya da hasara uğramasından doğan zararları gidermekle mükelleftir.

6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 2/1-a hükmü uyarınca, Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukuki sonuçlarına, olay hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse o kanun hükümleri uygulanır.

Taşıyanın sınırlı sorumluluk limitleri hangi hallerde ortadan kalkar?

Taşıyanın zarara kasten veya ağır kusurla sebebiyet vermesi halinde sorumluluk sınırlaması uygulanmaz. Ayrıca geminin başlangıçtaki elverişsizliğinden kaynaklanan zararlarda taşıyan genel hükümlere göre sorumludur ve sorumluluk sınırlamalarından yararlanamaz.

Yüke elverişsiz konteyner nedeniyle oluşan zararlardan kim sorumludur?

Konteyner taşıyan tarafından tedarik edilmişse geminin bir parçası kabul edilir ve başlangıçtaki elverişsizlik hükümleri çerçevesinde taşıyan sorumlu tutulur. Konteyner yükleten tarafından sağlanmışsa ve zarar yükletenin ya da adamlarının ihmalinden doğmuşsa taşıyan kural olarak sorumlu değildir.

Gemide çıkan yangından doğan yük zararlarından taşıyan hangi koşullarda sorumludur?

Yangın durumunda taşıyan yalnız kendi şahsi kusurundan sorumludur. Ancak yangın, yolculuğun başında geminin denize, yola veya yüke elverişli kılınmasına gereği gibi özen gösterilmemesinden ileri gelmişse taşıyan doğan zararlardan sorumlu tutulur.

Deniz yoluyla yolcu taşımalarında taşıyanın temel yükümlülükleri nelerdir?

Taşıyan yolcunun can güvenliğini sağlamakla yükümlü olup yolcunun ölümü, yaralanması ve bagajının kaybı veya hasara uğramasından sorumludur.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu