Deniz Çevre Hukuku ve Deniz Kirliliğiyle Mücadele

by Avukat Erdal Ersoy
Deniz Çevre Hukuku ve Deniz Kirliliğiyle Mücadele

Deniz Çevresinin Kirlenmesi Kavramı ve Kapsamı

1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca deniz kirliliği, beşeri faaliyetlerle deniz ortamına doğrudan yahut dolaylı biçimde enerji veya madde verilmesiyle ilişkilendirilir. Bu çerçevede canlı varlıkların zarar görmesi, insanların sağlığının riske girmesi, denizcilik ve balıkçılık gibi faaliyetlerin kesintiye uğraması, su kalitesinin bozulması ya da denizin sağladığı imkanların azalması gibi olumsuz sonuçların fiilen gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması kirlilik kapsamında değerlendirilir.

Deniz kirliliği yalnızca katı veya sıvı atıkların denize bırakılmasından ibaret değildir. Koşulları oluştuğunda ısı, gürültü, sera gazları, radyoaktif maddeler ve yabancı türlerin taşınması gibi teknolojik faaliyetlerden kaynaklanan diğer etkiler de deniz çevresi kirliliği kapsamında değerlendirilebilir.

Uluslararası Deniz Çevre Hukukunun Temel İlkeleri ve Devlet Yükümlülükleri

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 192. maddesi doğrultusunda devletler deniz çevresini korumak ve muhafaza etmekle genel olarak yükümlüdür. Devletlerin egemenlik ve yetki sahalarındaki faaliyetleri belirleme serbestisi bulunsa da bu tasarrufların başka ülkelerin sınırlarına yahut uluslararası sahalara kayda değer çevresel zararlar vermesini engelleme mecburiyeti mevcuttur.

Deniz çevresinin korunmasında gözetilen ihtiyatlılık ilkesi, bir faaliyet ile çevresel zarar arasındaki bilimsel bağın tam olarak ispatlanmamış olmasının koruyucu tedbirlerin ertelenmesine gerekçe yapılamayacağını öngörür.

Kirleten öder ilkesi maliyetlerin kirletene yüklenmesini amaçlar; ancak bu ilke kirletene belirli bir bedel ödeyerek çevreyi kirletme hakkı tanımaz. Tazminat ve mali sorumluluk mekanizmaları önleyici yükümlülüklerin yerine geçmeyip bunları tamamlar ve devletler ile ilgililerin önleme yükümlülüğü varlığını sürdürür.

Devletler, deniz kirliliğini önleme ve kontrol altına alma süreçlerinde kirliliği bir alandan diğer bir alana taşımama ve bir kirlilik türünü başka bir kirlilik türüne dönüştürmeme yükümlülüğü altındadır.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi Kapsamındaki Koruma Tedbirleri

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 194. maddesi gereğince devletler, deniz çevresinin herhangi bir kaynaktan kirlenmesini önlemek, azaltmak ve kontrol etmek için gerekli tüm tedbirleri almakla yükümlüdür. Devletler kendi yetki veya kontrolleri altındaki faaliyetlerin başka devletlere ve onların çevresine zarar vermemesini, kirliliğin egemen hak kullandıkları alanların dışına yayılmamasını sağlamak ve nadir ya da hassas ekosistemler ile tükenmiş, tehdit altında veya yok olma tehlikesi bulunan türlerin yaşam alanlarını korumak zorundadır.

Sözleşme'nin 206. maddesi uyarınca, devletlerin kendi yetki veya kontrolleri altındaki planlanan faaliyetlerin deniz çevresinde önemli kirlenme veya ciddi zararlı değişiklikler yaratabileceğine ilişkin makul sebepler bulunduğunda, mümkün olduğu ölçüde bu faaliyetlerin muhtemel etkilerinin değerlendirilmesi zorunludur.

Deniz çevresinin korunması amacıyla küresel ve bölgesel düzeyde iş birliği kurulması Sözleşme'nin 197. maddesinde düzenlenmiştir. Bir devletin deniz çevresinin yakın bir zarar tehlikesi altında olduğunu veya kirlilik sebebiyle zarara uğradığını öğrenmesi durumunda, etkilenmesi muhtemel devletlere ve ilgili uluslararası kuruluşlara gecikmeksizin bildirimde bulunması gerekmektedir.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi çerçevesinde devletlerin koruma sorumlulukları kapsamında, iklim değişikliğinin deniz ortamında meydana getirdiği olumsuz etkilerin de Sözleşme rejiminde öngörülen yükümlülükler dahilinde değerlendirilebileceği kabul edilmektedir.

Kirlilik Kaynaklarına Göre Uluslararası Düzenlemeler

Gemilerden kaynaklanan kirliliğin önlenmesi Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 211. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hüküm doğrultusunda bayrak devletlerinin kendi bayrağını taşıyan gemiler bakımından kabul edeceği kuralların, genel kabul görmüş uluslararası kural ve standartlardan daha düşük etkili olmaması şarttır.

Uluslararası denizcilik kuralları uyarınca 1 Ocak 2023 tarihi itibarıyla deniz araçlarında Enerji Verimliliği Mevcut Gemi Endeksi'ne uyulması ile operasyonel karbon yoğunluğunun yıllık bazda hesaplanıp derecelendirilmesi zorunlu kılınmıştır. İlgili kurallar dahilinde gemilere enerji sarfiyatındaki performanslarına göre A ile E aralığında bir verimlilik derecesi verilebilmektedir.

Kara kökenli kirliliğin denetimi Sözleşme'nin 207. maddesinde ele alınmıştır. Nehirler, haliçler, boru hatları ve deşarj yapıları dahil olmak üzere kara kökenli kirliliğin önlenmesi, azaltılması ve kontrolü amacıyla devletlerin ulusal düzenlemeler yapması; kalıcı, zehirli ve zararlı maddelerin deniz ortamına salınımını en düşük düzeye indirmesi gerekir.

Ulusal yetki alanlarının ötesinde kalan uluslararası deniz yatağındaki faaliyetler de çevresel koruma kapsamındadır. Sözleşme'nin 145. maddesi uyarınca Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi, Alan'daki derin deniz madenciliği faaliyetlerinden kaynaklanabilecek zararlı etkilere karşı deniz çevresinin etkili biçimde korunmasını sağlayacak kuralları kabul etmekle yükümlüdür.

Bölgesel Rejimler, Çevresel Zararın Kapsamı ve Türkiye'deki İdari Süreçler

Türkiye, deniz çevresinin bölgesel korunması doğrultusunda Akdeniz bakımından Barselona Sözleşmesi, Karadeniz bakımından ise Bükreş Sözleşmesi rejimlerinde yer almaktadır. Bu bölgesel düzenlemeler taraf devletlere kirliliğin önlenmesi, kara kökenli kirleticilerin sınırlandırılması, özel koruma alanlarının teşkili, acil durumlarda iş birliği ve bölgesel izleme programlarının icrası yönünde ortak yükümlülükler yüklemektedir.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 235. maddesi uyarınca devletler deniz çevresinin korunmasına ilişkin uluslararası yükümlülüklerini ifa etmekle sorumlu olup kendi yetki alanlarındaki gerçek veya tüzel kişilerin neden olduğu kirlilik zararları bakımından ulusal mevzuatlarında süratli ve yeterli tazmin yolları tesis etmek durumundadır. Deniz kirliliğinden doğan çevresel zararların ele alınmasında temizleme giderleri ile ekonomik kayıpların yanında, doğanın yeniden canlandırılması masrafları ile geçici doğal kaynak kayıpları da değerlendirme kapsamına dahil edilmektedir.

Türk hukukunda 5312 sayılı Kanun çerçevesinde kıyı tesislerine acil müdahale planı hazırlama ve mali sorumluluk sigortası yaptırma yükümlülükleri getirilmiştir. Meydana gelebilecek petrol ve kimyasal madde döküntülerine ilişkin müdahale faaliyetleri bu Kanun ve ilgili uygulama yönetmeliği hükümleri doğrultusunda yürütülmektedir.

Gemilerden kaynaklanan mevzuata aykırı deşarjların izlenmesi ve kontrolünde ilgili Bakanlık, Sahil Güvenlik Komutanlığı, liman başkanlıkları ile yetkilendirilmiş büyükşehir belediyeleri vazife üstlenebilmektedir. Türkiye'nin egemenlik ve yargı yetkisindeki deniz sahalarında 2872 sayılı Çevre Kanunu çerçevesindeki idari yaptırımlar, yetkili birimlerin kendi görev ve yetki sınırları gözetilerek tatbik edilmektedir.

Deniz çevresinin kirlenmesi hukuken hangi unsurları kapsar?

Deniz çevresinin kirlenmesi, insanların doğrudan veya dolaylı olarak deniz ortamına madde ya da enerji bırakması sonucunda canlı kaynaklara zarar verilmesi, insan sağlığının tehlikeye düşürülmesi, deniz faaliyetlerinin engellenmesi, su kullanım kalitesinin bozulması veya denizin sunduğu olanakların azalması gibi zararların ortaya çıkması yahut doğmasının muhtemel olması durumunu kapsar.

İhtiyatlılık ilkesi koruyucu tedbirlerin alınmasında nasıl uygulanır?

İhtiyatlılık ilkesi uyarınca, bir faaliyet ile çevresel zarar arasındaki bilimsel bağın tam olarak ispatlanmamış olması, koruyucu tedbirlerin alınmasının ertelenmesine gerekçe oluşturmaz.

Gemiler için karbon yoğunluğu ve enerji verimliliği zorunluluğu nedir?

1 Ocak 2023 tarihi itibarıyla deniz taşımacılığında Enerji Verimliliği Mevcut Gemi Endeksi ile yıllık operasyonel karbon yoğunluğu göstergesine uyulması zorunlu tutulmuştur. Gemiler bu sistem dahilinde sergiledikleri enerji performansına bağlı olarak A ile E arasında bir verimlilik derecesi alabilmektedir.

Türkiye'de yasa dışı gemi deşarjlarının denetiminde hangi kurumlar görev alır?

Türkiye'nin yargı yetkisine tabi deniz alanlarında yasa dışı gemi deşarjlarının denetiminde Bakanlık, Sahil Güvenlik Komutanlığı, liman başkanlıkları ve yetki devredilen büyükşehir belediyeleri görev alabilmekte; Çevre Kanunu kapsamındaki idari yaptırım süreçleri ilgili kurumların görev alanına göre yürütülmektedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu