Dava Dilekçesinde Davalı Adresi ve Kimlik Numarası Bildirimi

by Avukat Erdal Ersoy
Dava Dilekçesinde Davalı Adresi ve Kimlik Numarası Bildirimi

Dava dilekçesinde davalının adresi ve kimlik numarasının eksik bırakılması, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 119. maddesi kapsamında farklı hukuki sonuçlar doğurabilmektedir. Davalının adı, soyadı ve adresi HMK m. 119/1(b) uyarınca dilekçede bulunması zorunlu unsurlar arasında sayılmakta; eksikliği halinde hâkim davacıya bir haftalık kesin süre vermekte, süre içinde tamamlanmaması üzerine dava açılmamış sayılmaktadır. Kimlik numarası ise madde metninde yalnızca davacı için ayrıca düzenlenmiş olup davalının kimlik numarasının da zorunlu sayılıp sayılamayacağı, Anayasa m. 36 kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı bağlamında değerlendirmeye konu olmuştur.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 119Kaynağı aç
MADDE 119- (1) Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur: a) Mahkemenin adı. b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri. c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası. ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri. d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri. e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri. f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği. g) Dayanılan hukuki sebepler. ğ) Açık bir şekilde talep sonucu. h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası. (2) Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır. Harç ve gider avansının ödenmesi[10][11]

HMK m. 119 Çerçevesi: Zorunlu Unsurlar ve Kesin Süre Mekanizması

6100 sayılı Kanun'un 119. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, davacı ile davalının adı, soyadı ve adresinin dava dilekçesinde yer almasını zorunlu kılmaktadır. Aynı maddenin (c) bendi davacının T.C. kimlik numarasını ayrıca saymakta; davalının kimlik numarasına bu bentte yer verilmemektedir. Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri de (ç) bendi uyarınca dilekçede bulunmalıdır.

Maddenin ikinci fıkrası, birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan unsurların eksik olması halinde hâkimin davacıya bir haftalık kesin süre vereceğini ve bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması halinde davanın açılmamış sayılacağını öngörmektedir. Davalının adı, soyadı ve adresini düzenleyen (b) bendi ile davacının kimlik numarasını düzenleyen (c) bendi bu kesin süre mekanizmasının kapsamındadır. Buna karşılık dayanılan hukuki sebepler, açık talep sonucu ve imza gibi (a), (d), (e), (f) ve (g) bentlerindeki eksikliklerin bu mekanizma dışında tutulduğu görülmekte; ancak bu bentlerin eksikliğine bağlanan hukuki sonuç madde metninde ayrıca düzenlenmemiştir.

Kimlik Numarası Eksikliği ve Mahkemeye Erişim Hakkı

Anayasa'nın 13. ve 36. maddeleri kapsamında mahkemeye erişim hakkına yapılacak bir müdahalenin meşru sayılabilmesi için kanunla öngörülmüş, haklı bir sebebe dayanan ve ölçülü olması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, 22.05.2024 tarihli ve 2022/31465 başvuru numaralı kararında, dava dilekçesinde bulunması zorunlu olmayan kimlik numaralarının bildirimi için davacıya kesin süre verilmesinin ve bu eksikliğin tamamlanmaması nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin kanuni dayanağının bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu karar 22.10.2024 tarihli ve 32700 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.

HMK m. 119/1(c) uyarınca T.C. kimlik numarası yalnızca davacı bakımından zorunlu unsur olarak sayılmış; davalının kimlik numarasına ilişkin ayrı bir hüküm bu maddede yer almamaktadır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin E. 2021/14841, K. 2024/2137 sayılı kararına karşı oy yazan üyeler de davacının yalnızca kendi T.C. kimlik numarasını bildirmekle yükümlü kılındığını, davalının kimlik numarasını bildirme yükümlülüğünün yasal dayanağının bulunmadığını savunmuştur. Bununla birlikte bu görüş azınlıkta kalmış, anılan kararın çoğunluğu davanın açılmamış sayılmasını onamıştır. Kimlik numarası yükümlülüğü konusunda çoğunluk ile azınlık görüşleri ayrışmakta olup Anayasa Mahkemesi'nin kanuni dayanak bulunmadığına ilişkin tespiti bu tartışmaya ayrı bir boyut katmaktadır.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2021/14841, K. 2024/2137Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2021/14841 E.  ,  2024/2137 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi KARAR : Davanın açılmamış sayılmasına Taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı vekili ve davalı … vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Kadastro sırasında, …. Köyü çalışma alanında bulunan 338 parsel (yeni 172 ada 3 parsel) sayılı 13875 m2 yüzölçümündeki taşınmaz tarla vasfıyla Döndü Şengez adına tespit edilmiştir. Davacı vekili; … Köyünde bulunan 172 ada 3 parsel sayılı taşınmazın davalılar adına tapuya kayıtlı olduğunu, dava konusu taşınmazın bir kısmının 13.11.2000 tarihinde kesinleşen orman sınırı kapsamında kaldığını, dava konusu taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğunu, özel mülkiyete konu olamayacağını, zilyetlikle edinilemeyeceğini ve sınırlarının daraltılamayacağını, bu hususta tesis edilen tüm işlemlerin yok hükmünde olduğunu, dava konusu 172 ada 3 parselin tapu kaydının geçerli bir sebebe dayanmadığını, edinme nedeninin hukuken geçerli olmadığını beyanla, dava konusu taşınmazın orman sayılan kısmının tapu kayıt malikleri adına olan tapularının iptali ile bu kısmının orman vasfıyla Maliye Hazinesi adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı …; dava konusu taşınmazı 1989 yılında satın aldığını, tapuda görülen tarihin 28.05.1991 olduğunu, taşınmazın şahsi mülkiyetinde olduğunu, taşınmazın orman arazisi olduğunun tapuya işlenmediğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı …; dava konusu taşınmazda hisse sahibi olduğunu, taşınmazın tarla vasfında olduğunu, mülkiyetinin kendisine ait olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı …; dava konusu taşınmazda 192/2400 hissenin maliki olduğunu, ferağ takririnin devredildiği tarihte tapu kütüğünde davacı tarafa ait herhangi bir şerh bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı … vekili; dava konusu taşınmazın tarla olarak kullanıldığını, etrafında binalar bulunduğunu ve imar izni olan yerlerden olduğunu, taşınmazın kadimden beri şahıslar tarafından ekilip biçildiğini, maliklerine miras yoluyla geldiğini, davalının tapu kütüğüne güvenerek taşınmazda pay satın aldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı …; dava konusu taşınmazın 21.03.1991 tarihinde belediye tarafından verildiğini, taşınmazın sınırlarında bir değişiklik yapılmadığını, taşınmazın orman olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı … vekili; davalının taşınmaza ilk defa 1991 yılında hissedar olduğunu, taşınmazın 50 yıldır şahıslar tarafından ekilip biçildiğini, ormanla ilgisi olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı … vekili; davalının taşınmazı 11.03.1997 tarihinde satın aldığını, tapu kaydında herhangi bir orman şerhi, Hazine arazisi gibi kaydın bulunmadığını, taşınmazın çevresinde yerleşim alanları ve yapılar bulunduğunu, orman vasfında olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı … vekili; taşınmazın bir kısmının 09.07.2010 tarihinde davalı tarafından devralındığını, bu tarihte ve öncesinde orman olduğuna dair bir şerh bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı … vekili; dava konusu taşınmazın eski yıllardan beri tarla olduğunu, sonra imar çalışmalarıyla arsa vasfını kazandığını, ormanla ilgisi bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; ön inceleme aşamasında bir kısım davalılara tebligat yapılamadığı, davacı vekiline 10.07.2015 tarihinde muhtıra tebliğ edilerek bu husustaki eksikliği gidermek üzere 1 haftalık kesin süre verildiği, kesin süre içeresinde davacı vekilinin herhangi bir beyanda bulunmadığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 119 uncu maddesindeki unsurları taşıyan dava dilekçesinin hazırlanması, aksi halde mahkemece verilecek kesin süre içerisinde eksikliklerin giderilmesi, aksi halde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi müeyyidesi öngörüldüğü, davacı kamu kuruluşu olup elinde bulunan imkanlarla davanın açıldığı sırada 6100 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesindeki unsurları taşıyan dava dilekçesini sunma imkanı varken bunun yapmadığı, bu araştırmayı mahkemeye bıraktığı, elbette mahkemenin böyle bir durumda zabıta araştırması yapabileceği, tapudan veya diğer kurumlardan ilgililerin adreslerini veya kimlik bilgilerini araştırabileceği, aksi halde ilanen tebligat yoluna gidilebileceği, ancak bu durumda 6100 sayılı Kanun'un yargılamanın hızlandırılması için tarafların yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmesini sağlamaya çalışmasının manasının kalmayacağı, yargılamanın uzamaması, tarafların yükümlülüklerini yerine getirme bilincine ulaşması ve mahkemelerdeki iş yoğunluğu dikkate alındığında daha fazla iş yükünün arttırılmasının önüne geçilmesi amaç, gaye ve kanaatiyle 6100 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesi gereğince davacının tebligat yapılamayan davalıların adreslerini, T.C. Kimlik numaralarını bildirmemesi nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ve davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yapılan yargılama ve uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirmesine ve 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gererkir. 2. Davalı … vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7. maddesine göre; "(1) Görevsizlik veya yetkisizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine, davanın nakline veya davanın açılmamış sayılmasına ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar karar verilmesi durumunda Tarifede yazılı ücretin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra karar verilmesi durumunda tamamına hükmolunur. Şu kadar ki, davanın görüldüğü mahkemeye göre hükmolunacak avukatlık ücreti, ikinci kısmın ikinci bölümünde yazılı miktarları geçemez. (2) Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur. (3) Kanunlar gereği gönderme, yeni mahkemeler kurulması, işbölümü itirazı nedeniyle verilen tüm gönderme kararları nedeniyle görevsizlik, gönderme veya yetkisizlik kararı verilmesi durumunda avukatlık ücretine hükmedilmez." Mahkemece, davalı … lehine karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 7 nci maddesine göre maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, davalı … lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. Ne var ki; bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan 1086 sayılı Kanun'un 438 inci maddesinin yedinci fıkrası hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, ikinci bent gereğince davalı … vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm bölümüne yeni bir bent eklenerek, “5-Davalı … kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7. maddesi uyarınca 1.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı …'e verilmesine,” söz ve rakamlarının yazılmasına, hükmün DÜZELTİLMİŞ BU ŞEKLİ İLE ONANMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz eden davalı davalı …'e iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 28.03.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Muhalif) (Muhalif) K A R Ş I O Y 1. Dairemiz önüne gelen olayda uyuşmazlık, İlk Derece Mahkemesince verilen davanın açılmamış sayılmasına dair kararın hukuka uygun olup olmadığı hususundadır. 2. Sayın çoğunluk, eldeki davada anılan kararın isabetli olduğu sonucuna ulaşmış, bu nedenle "vekalet ücreti yönünden hatalı olduğunu belirlediği" hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermiştir. 3. Aşağıda açıklamış olduğumuz nedenlerle Dairemiz çoğunluğunun ulaştığı kanaatin dosya kapsamına ve somut olayın özelliklerine uygun olmadığını düşündüğümüzden sayın çoğunluğun görüşüne katılmamız mümkün olmamıştır. 4. Somut olayda davacı … İdaresi vekili; dava konusu taşınmazın kesinleşmiş orman sınırları içinde kalan kısmının tapusunun iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Dava dilekçesinde bir kısım davalının TC kimlik numaraları yazılmış, bir kısmının ise adresleri belirtilmiştir. 5. Mahkeme 10.07.2015 tarihli muhtırayla davacıya, bazı davalılar adına çıkartılan tebligatların iade olduğundan bahisle bu davalıların TC kimlik numaraları ile tebligata yarar açık adreslerinin bildirilmesi için 1 haftalık kesin süre verdiğini, aksi durumda davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğini ihtar etmiştir. 6. Mahkemece, belirtilen bu kesin süre içinde davacı … İdaresi vekilince söz konusu davalıların TC kimlik numaralarının ve açık adreslerinin bildirilmediğinden bahisle davanın açılmamış sayılmasına hükmedilmiştir. Kararda davacı … İdaresinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 119. maddesindeki yükümlülüklerine uygun davranmadığı ifade edilmiştir. Mahkemeye göre "Elbette mahkeme böyle bir durumda zabıta araştırması yapabilir, tapudan veya diğer kurumlardan ilgililerin adreslerini veya kimlik bilgilerini araştırabilir, aksi halde ilanen, tebligat yoluna gidilebilir. Ancak bu durumda 6100 sayılı HMK'nın yargılamanın hızlandırılması tarafların yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmesini sağlamaya çalışmasının bir manası kalmaz." 7. Mahkeme devamla; davacının kamu kurumu olmasına dikkat çekerek davalıların adreslerini veya kimlik bilgilerini ve TC kimlik numaralarını kolaylıkla araştırabilecek iken bunu yapmakta ihmal ettiğine ve böylelikle yargılamanın uzamasına sebebiyet verdiğine değinmiştir. Mahkeme netice olarak "yargılamanın uzamaması, tarafların yükümlülüklerini yerine getirme bilincine ulaşması ve mahkemelerdeki iş yoğunluğu dikkate alındığında daha fazla iş yükünün arttırılmasının önüne geçilmesi amaç, gaye ve kanaatiyle" davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır. 8. Mahkemenin söz konusu tespit ve değerlendirmelerinin hukuka uygun olup olmadığı belirlenirken HMK'nın davacı tarafa yüklediği usule ilişkin yükümlülüklerin incelenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda dava dilekçesinde bulunması gereken zorunlu unsurların neler olduğu HMK'nın 119. maddesinin (1) numaralı fıkrasında açıkça belirtilmiştir. Bu kapsamda anılan fıkranın (b) bendi uyarınca "davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri", (c) bendi uyarınca da "davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası" dava dilekçesinde yer almalıdır. 9. Buna göre kanun koyucunun davacıya; davalının TC kimlik numarasını dava dilekçesinde belirtme yükümlülüğü yüklediğinin kabulü mümkün değildir. Davacı yalnızca kendi TC kimlik numarasını mahkemeye bildirmekle mükellef kılınmıştır. Esasen kişisel veri niteliğinde olan ve herkesin erişimine açık bulunmayan davalıların TC kimlik numaralarının davacı tarafından öğrenilerek dava dilekçesinde yazılmasının beklenmesi, aşırı ve hatta yerine getirilmesi mümkün olmayan bir külfetin davacılara yüklenmesi anlamına gelmektedir. Böyle bir durumun ise mahkemeye erişim hakkına yönelik ölçüsüz bir müdahale teşkil ettiği gözardı edilmemelidir. 10. Hukuk Genel Kurulu (HGK) da bir kararında "HMK’nın 119/1/b maddesine göre, dava dilekçesine tarafların ad ve soyadları ile adreslerinin yazılması gerekir. Dava dilekçesinde davalının adı, soyadı veya adresi yazılmamışsa, hâkim davacıya bu eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir; eksiklik bu süre içinde tamamlanmazsa, dava açılmamış sayılır. Buradaki adres, dava sırasında kendisine yapılacak olan tebligat adresidir. Bu adres, ev adresi, işyeri adresi veya başka bir adres de olabilir. Davalının adresi bilinmiyor ise, davacı, dava dilekçesine davalının adresini yazamaz. Bu halde, dava dilekçesi davalıya ilânen tebligat yolu ile tebliğ edilir" değerlendirmelerine yer vermiştir (HGK'nın 01.04.2015 tarihli ve E.2013/12-2195, K.2015/1141 sayılı kararı). 11. Somut olayda Mahkemece, bazı davalıların bilinen/bildirilen adreslerine çıkartılan tebligatların iade edildiğinden bahisle davacıya, bu kişilerin TC kimlik numaraları ile tebligata elverişli adreslerini bildirmesi için 10.07.2015 tarihli muhtırayla 1 haftalık kesin süre verildiği; akabinde bu ihtarın gereği yerine getirilmediğinden bahisle davanın açılmamış sayılmasına hükmedildiği görülmektedir. 12. Yukarıda da değinildiği üzere Mahkemenin davacıdan, davalıların TC kimlik numaralarını bildirmesini istemesinin ve bunu usule ilişkin davacının bir yükümlülüğü olarak kabul etmesinin yasal hiçbir temeli mevcut değildir. Dolayısıyla Mahkemenin, "davacı tarafın davalıların TC kimlik numaralarını bildirmediğinden bahisle" davanın açılamamış sayılmasına karar vermesi; kanunun aksi yönde yorumlanması mümkün olmayan açık bir hükmünün gözardı edilmesi anlamına gelmektedir. 13. Diğer yandan Mahkeme, davacıya gönderdiği 10.07.2015 tarihli muhtırada, bazı davalıların adreslerine çıkartılan tebligatların iade edildiğinden bahisle bu kişilerin açık adreslerinin bildirilmesini ihtar etmiştir. Anılan muhtırada söz konusu davalıların adreslerinin dava dilekçesine yazılmadığına değil, bu kişilerin adreslerine çıkartılan tebligatların iade edildiğine vurgu yapılmıştır. Esasen muhtırada belirtilen davalıların tümünün adresinin davacı vekilince dava dilekçesinde yazıldığı görülmektedir. 14. Buna göre davacı tarafın, bu muhtırada yer alan davalılar yönünden bu kişilerin adreslerini dava dilekçesinde belirme yükümlüğüne aykırı bir tutumu söz konusu değildir. Dolayısıyla Mahkemenin dava dilekçesinde adresleri yazılı davalılara yapılan tebligatların iade edilmesi üzerine bu kişilerin tebligata elverişli adreslerini bildirmesi için davacı tarafa kesin süre vermesinin de yasal bir dayanağı bulunmamaktadır. 15. Nitekim HGK önüne gelen bir olayda; ortaklığın giderilmesi davasında "Mahkemece, davacı vekili tarafından tapu kaydında hissedar olarak gözüken bir kısım maliklerin 2 haftalık kesin süre içerisinde adresleri bildirilmediğinden HMK 119/1-b maddeleri gereğince davanın açılmamış sayılmasına" karar verilmiştir. Anılan hükmün temyiz incelemesini yapan Daire; "Mahkemece, tapuda malik olanların adres ve kimlik bilgilerinin nüfus ve tapu müdürlüğünden istenilmesi ve 7201 sayılı Tebligat Kanunundaki düzenlemeler gözetilerek öncelikle davalıların MERNİS'e kayıtlı adresleri araştırılarak buradaki adreslerine tebligat yapılmasının sağlanması gerektiğine" işaret ederek hükmün bozulmasına karar vermiştir. Mahkemece önceki hükümde direnilmesi üzerine HGK, Daire kararındaki gerekçelere atıf yaparak direnme kararının bozulmasına hükmetmiştir (HGK'nın 24.02.2016 tarihli ve E.2014/14-810, K.2016/167 sayılı kararı; aynı yönde değerlendirmeler içeren başka karar için bkz. HGK'nın 10.062015 tarihli ve E.2014/11-266, K.2015/1547 sayılı kararı). 16. Bu durumda Mahkemece, dava dilekçesinde adresleri yazılı olan bir kısım davalıya çıkartılan tebligatların iade edildiğinden bahisle davacıya muhtıra çıkartılarak, bu kişilerin tebligata elverişli adreslerinin ve TC kimlik numaralarının bildirilmesi için kesin süre verilmesinin hukuka uygun olduğunun kabulü mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla Mahkemenin, söz konusu davalıların davaya katılımlarının sağlanması bakımından "adreslerinin araştırılması, MERNİS adreslerine tebligat yapılması ya da ilanen tebligat yoluna gidilmesi" gibi hukuki çözüm yollarına başvurmadan davanın açılmamış sayılmasına karar vermesinin isabetli olmadığının kabulü gerekmektedir. 17. Bu itibarla İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun hükmün (düzeltilerek) onanması yönündeki kararına katılmıyoruz. 28.03.2024

Davalı Adresinin Eksikliğinde Ölçülülük Sorunu

Anayasa Mahkemesi, 22.05.2024 tarihli 2022/31465 başvurusunda davalı adresinin eksikliğine dayalı davanın açılmamış sayılması kararını Anayasa m. 13 ve m. 36 çerçevesinde değerlendirmiştir. Söz konusu başvuruda, adres eksikliğine dayalı müdahale bakımından kanuni dayanak koşulunun bulunduğu; bununla birlikte başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçla orantısız olduğu ve müdahalenin ölçülü olmadığı tespit edilerek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

Bu ölçülülük değerlendirmesinde Anayasa Mahkemesi, tapu kaydında çok sayıda hissedar bulunduğu ve bu kişilerin adreslerinin tümünün tapu kayıtlarında yer almadığı durumlarda tüm davalıların adreslerini gösterme yükümlülüğünü davacı tarafa yüklemenin ağır sonuçlar doğurabildiğini tespit etmiştir. Öte yandan mahkemenin, tapu kaydında görülen hissedarların adreslerini çeşitli kurumlar aracılığıyla araştırabileceğini de bu değerlendirmede gözetmiştir.

Yargıtay'ın Adresi Bilinmeyen Davalılara Yaklaşımı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2013/5492, K. 2013/21835 sayılı kararında, davacının dava dilekçesinde bildirmediği davalı adresini kendisine verilen bir haftalık süre içinde de tespit edememesi halinde davanın açılmamış sayılmayacağına hükmetmiştir. Bu durumda mahkemenin araştırma yapması ve gerekirse ilan yoluyla dava dilekçesinin tebliğ edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Söz konusu karar marka hakkına tecavüz ve internet ihlali olgusuna ilişkin olup kararın kapsamı bu dava türüyle sınırlıdır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2013/5492, K. 2013/21835Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2013/5492 E.  ,  2013/21835 K.MARKA HAKKINA TECAVÜZÜN ÖNLENMESİ DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASIDAVACININ DAVALININ ADRESİNİ BULAMAMASIİNTERNET ÜZERİNDEN HAK İHLALİTEBLİGAT KANUNU (7201) Madde 21TEBLİGAT KANUNU (7201) Madde 28TEBLİGAT KANUNU (7201) Madde 35HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 119 "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 12.02.2013 tarih ve 2011/63-2013/26 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalılar tarafından işletilen ve davalılar adına tescilli olan www.mynetburada.com, www.mynetburda.com, www.mynetciler.com, www.sohbetmynet.com ve www.chatmekani.com alan adlı internet siteleri üzerinden müvekkili şirkete ait www.mynet.com internet sitesi içeriği ile müvekkili şirketin tescilli markalarının, unvanının ve logosunun müvekkilinin bilgisi dışında kullanılmakta olduğunu, müvekkili şirketin kendisine ait olan internet sitesinde, davalılar tarafından işletilen internet sitelerinde sunulan tüm hizmetleri internet kullanıcılarına sunduğunu, davalıların anılan internet sitesi üzerinden yürüttükleri ticari faaliyetin müvekkilinin fikri ve sınai mülkiyet hukukundan kaynaklanan marka haklarına, mali haklarına ve unvanına açık bir tecavüz oluşturduğunu ileri sürerek, davalılar tarafından işletilen ve adlarına tescilli olan internet sitelerini kullanmaktan men edilmelerine ve alan adlarının kullanılmaması için sitelere erişimin engellenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili tarafından davalıların adresleri bildirilmediğinden ve yapılan araştırma da sonuçsuz kaldığından davalılara tebligat yapılamamıştır. Mahkemece, iddia, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, dava dilekçesinde davalıların adreslerinin bildirilmediği, bilirkişi tarafından yapılan incelemede de davalıların adresleri tespit edilemediği gibi davacı vekilince davalılarla ilgili bildirilen adreslere tebligat yapılamadığı, HMK'nın 119. maddesinin son fıkrasında belirtildiği üzere, dava dilekçesinde bulunacak hususlar bölümünde, b bendinde davacının yanında davalının adı, soyadı ve adresinin bulunması zorunluluk arz etmekte olup, 119. maddenin son fıkrası gereğince dava dilekçesindeki eksik olan bu hususun tamamlanması için bir haftalık kesin süre verilmesine rağmen, davacı vekilince eksikliğin tamamlanmadığı gerekçesiyle, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, marka hakkına tecavüzün önlenmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, davacı tarafın verilen kesin süreye rağmen davalıların adreslerini bildirmemesi nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş ise de, varılan sonuç 6100 sayılı HMK'nın 119. maddesi ile getirilen düzenlemeye uygun değildir. Dosya içeriğinden anlaşılacağı üzere, internet üzerinden ihlal yaptığı iddia edilen davalı H.. D.. haricindeki diğer davalıların adresi dava dilekçesinde bildirilmemiş olup bildirilen bu adrese çıkarılan tebligat da sonuçsuz kalmıştır. Yargılama aşamasında, mahkemece, internet servis sağlayıcılarına yazılan müzekkereler sonucunda da mahkemeye, bir kısım davalılar H.. D.. ve T.. C.. ile ilgili kayıtlı adres bilgilerinin bildirildiği gibi davaya konu bir kısım internet alan adlarına ait sunucu müşterisi bilgileri verilerek sunucu sahiplerinden dava konusu internet sitesi sahiplerine ait doğru ve güncel bilgilerin temin edilebileceği bildirilmiştir. Ancak mahkemece, davalı H.. D..'nın bildirilen “….” şeklindeki yeni adresi yerine dava dilekçesinde bildirilen adrese tebligat çıkarılmaya devam edildiği gibi davalılardan T.. C..'ın “…” olarak bildirilen adresine ise hiç tebligat çıkarılmadığı, ayrıca internet servis sağlayıcıları tarafından kiralık sunucu müşterisi bilgileri gönderilen sunucu sahiplerinden de dava konusu web sitesi sahiplerinin kimlik ve adres bilgilerinin sorulmadığı dosya kapsamından anlaşılmıştır. Davacı, davalının adresini dava dilekçesinde bildirmediği için kendisine verilen bir haftalık süre içerisinde de davalının adresini bulamadığı takdirde, dava açılmamış sayılmaz. Bu durumda mahkemece yapılan araştırmadan sonra gerekirse ilan yoluyla dava dilekçesinin tebliği gerekir. Bunun gibi tarafın gösterdiği adreste davalının bulunamaması halinde mahkemece davalının açık adresinin araştırılması gerekmektedir (Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammed, Medeni Usul Hukuku, 14. Baskı, s. 503 vd.) Yukarıda açıklanan nedenlerle, mahkemece davalıların adres ve kimlik araştırmasının yapılarak adreslerinin tespit edilmesi, ancak adreslerinin tespit edilememesi halinde ise, 6099 sayılı Yasa ile değiştirilen 7201 sayılı 21, 28 ve 35. maddeleri dikkate alınarak taraf teşkilinin sağlanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, gerekli araştırma yapılmaksızın yazılı şekilde davanın usulden reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 02.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2014/266, K. 2015/1547 sayılı ve 10.06.2015 tarihli kararında ortaklığın giderilmesi davasına ilişkin bir uyuşmazlıkta, davacı vekilinin dahili davalı tapu maliklerinin açık adreslerini bilmediğini süresinde belirtmesi üzerine mahkemenin öncelikle MERNİS kayıtlarından adres araştırması yapması gerektiğine oyçokluğuyla hükmetmiş; HMK m. 119/1(b) ve m. 119/2'nin bu koşullarda uygulama yeri bulmadığı görüşünü benimsemiştir. Bununla birlikte karar oyçokluğuyla verilmiş olup azınlık görüşü söz konusu hükmün emredici niteliğini ve kesin süre uygulanması gerektiğini savunmuştur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2014/266, K. 2015/1547Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2014/266 E.  ,  2015/1547 K.ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ DAVADA TARAF GÖSTERİLMEYEN MALİKLERİN DAVAYA DAHİL EDİLMESİDAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASINA KARAR VERİLMESİDAHİLİ DAVALI TAPU MALİKLERİHUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 119 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “ortaklığın giderilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kırıkkale 2. Sulh Hukuk Mahkemesince davanın açılmamış sayılmasına dair verilen 23.05.2013 gün ve 2013/291 E., 2013/606 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 20.09.2013 gün ve 2013/11653 E., 2013/11881 K. sayılı ilamıyla; (…Dava, ortaklığın giderilmesi isteğine ilişkindir. Mahkemece, davacılar vekilinin davada taraf gösterilmeyen tapu kayıt maliklerini kendisine tanınan kesin süre içinde davaya dahil ederek adreslerini bildirmediği gerekçesi ile 6100 sayılı HMK’nın 119/1-b, 2. maddesi hükmü gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosyanın incelenmesi neticesinde mahkemece 24.06.2013 günlü 1 no’lu ara kararı ile davacıya tapu kayıtlarında malik olarak görünen tüm hissedarları davaya dahil etmesi için bir haftalık kesin süre verildiği anlaşılmıştır. Davacılar vekili söz konusu ihtar üzerine 06.05.2013 tarihli dilekçesi ile 38 kişiyi davaya dahil etmek üzere dilekçe vermiş, bu kişilerin adreslerini bilemediğini, adreslerinin Tapu Müdürlüğünden ve Nüfus Müdürlüğünden sorulması ya da bu kurumlardan araştırılması için kendisine yetki verilmesini istemiştir. Davacılar vekili kendisine yapılan ihtarın gereğini kesin süre dolmadan yerine getirmek amacıyla, 06.05.2013 tarihinde yerine getirerek tapu kayıtlarında malik görünen tüm hissedarların davaya dahil edilmeleri için başvurmuştur. Bu kadar kısa bir süre içinde 38 kişinin adreslerini tespit edip mahkemeye bildirememesi davacılara izafe edilebilecek bir ihmal olarak değerlendirilemez. Bu durumda mahkemece, 06.05.2013 tarihli dilekçede isimleri bildirilmiş olan tapu maliklerinin adresleri mahkemece araştırılarak usulünce taraf teşkili sağlanması gerekirken 26.04.2013 tarihli ihtarın gereğinin yerine getirilmediğinden bahisle HMK’nın 119/1-b,2 maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN : Davacılar vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, ortaklığın giderilmesi istemine ilişkindir. Davacılar, Kırıkkale İli, Yahşihan İlçesi'ndeki, ada ve parsel numaraları dava dilekçesinde açıklanan, tarafların iştiraken malik bulundukları 16 adet taşınmazdaki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesini istemişlerdir. Bir kısım davalılar vekili, dava konusu taşınmazların aynen taksiminin mümkün olup olmadığı konusunda araştırma yapılması gerektiğini belirterek, aynen taksimin mümkün olması halinde ortaklık taksim yoluyla giderileceğinden davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkeme, davacı tarafın davada taraf gösterilmeyen tapu kayıt maliklerini kendisine tanınan kesin süre içinde davaya dahil ederek adreslerini bildirmediği gerekçesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119/1-b,2. maddesi hükmü gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar vermiş; davacılar vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur. Mahkeme, önceki gerekçeleri genişletmek suretiyle ilk kararında direnmiş; hükmü davacılar vekili temyize getirmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ortaklığın giderilmesi istemine ilişkin davada, dava dilekçesinde bulunması zorunlu unsurlardan olan dahili davalıların adres bilgilerinin, verilen kesin süreye rağmen tamamlanamaması gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemleri Kanunu'nun 119/1-b,2. maddesi gereğince davanın açılamamış sayılmasına karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle 6100 sayılı Kanun'un 119/1-2. maddesinde dava dilekçesinde eksiklik bulunması durumunda uygulanacak usul kuralları düzenlenmiş ise de, somut olayda davacılar vekilinin, dahili davalı tapu maliklerinin açık adreslerini bilmediğini süresi içinde belirttiği gözetildiğinde; mahkemece, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'ndaki düzenlemeler dikkate alınarak, öncelikle 06.05.2013 tarihli dilekçede isimleri bildirilmiş olan dahili davalı tapu maliklerinin mernise kayıtlı adreslerinin saptanması, buradaki adreslerine tebligat yapılması, mernis adresleri bulunamadığı takdirde adres araştırması yapılarak, adres tesbiti yoluna gidilmesi gerektiğinden, anılan maddenin uygulama yeri bulunmadığı kurul çoğunluğunca benimsenmiştir. Yapılan görüşmeler sırasında, bir kısım üyelerce, 6100 sayılı HMK’nun 119/1.maddesinde, dava dilekçesinde belirtilmesi zorunlu unsurların sayıldığı, davalının ad ve soyadı ile adresinin zorunlu unsur olarak gösterildiği, aynı maddenin 2. fıkrasında ise buna uyulmamasının müeyyidesinin belirtildiği, 6100 sayılı Kanun'un 119/2. maddesi hükmünün uygulanmasının kamu düzenine ilişkin emredici nitelikte bir usul kuralı olduğu, mahkemece, bu usul kuralı çerçevesinde davacı tarafa dahili davalıların adreslerini bildirmesi için kesin süre verilmesi, bu nedenle yerel mahkeme direnme kararının değişik gerekçe ile bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca yukarıda belirtilen nedenlerle benimsenmemiştir. O halde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine 10.062015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Adres Tespitinde Mahkemenin Görev Alanı ve İçtihat Ayrılığı

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin E. 2018/7988, K. 2020/2123 sayılı kararında, davalıya yönelik tebligat için zabıta araştırması yaptırılması, kamu kurum ve kuruluşlarından adres sorulması ve dava dilekçesinin tebliğe çıkarılması mahkemenin görevi olarak nitelendirilmiş; bu işlemler için davacı tarafa kesin süre verilemeyeceği, yalnızca adres tespit edildikten sonra tebligat masrafını yatırması için süre verilebileceği hükme bağlanmıştır. Öte yandan aynı dairenin E. 2021/14841, K. 2024/2137 sayılı ve daha sonraki tarihli kararında çoğunluk, kesin süreye uyulmaması üzerine davanın açılmamış sayılmasını onaylamıştır. Bu iki karar, mahkemenin adres araştırması görevi konusunda birbiriyle çelişmekte olup içtihat bu noktada birleşmiş değildir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2018/7988, K. 2020/2123Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2018/7988 E.  ,  2020/2123 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Yıkım Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacı vekili, mülkiyeti Hazine'ye ait 1527 parsel sayılı taşınmaza davalının el atmasının önlenmesine ve üzerinde dikili muhdesatın kal'ine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, el atmanın önlenmesi ve kal isteğine ilişkindir. Dava, dilekçesinde davalı tarafın gerçek adresinin gösterilmesi ve gerekli tebligat giderlerinin verilmesi davacı tarafa ait bir görev ve yükümlülük ise de, davalı tarafın adresinin davacı tarafından bilinmemesi veya bilinen adreste davalıya tebligat yapılamaması halinde dosyadaki bilgi ve belgelerden de yararlanılarak davalının bilinen en son adresinin tespiti için zabıta araştırması yaptırılması, kamu kurum ve kuruluşlarından adres sorulması ve bu yolla davalı tarafın tebligat adresinin bulunması, dava dilekçesi ve duruşma oturum gününün davalı tarafa tebliğe çıkarılması işlemlerinin mahkemenin görevi olduğu, mahkemenin kendi görevine giren bu işlemlerin yapılması için davacı tarafa süre veya kesin süre veremeyeceği, ancak adres tespit edildikten sonra tebligat masraflarını yatırması için süre verebileceği kuşkusuzdur. Tebligatın kimlere, nasıl ve nerede yapılacağı ise tamamıyla şekli ve emredici nitelikte hükümler içeren 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Yönetmeliğinde ayrıntılı olarak düzenlenmiş, Tebligat Kanunu’nun 25. maddesi hükmünde yabancı ülkelerde oturan kişilere, 25/a maddesi hükmünde yabancı ülkede oturan Türk Vatandaşlarına siyasi temsilcilik aracılığıyla, 26. maddesi hükmünde de yabancı ülke elçilik veya konsolosluklarının istemi üzerine Türkiye’de oturan Türk Vatandaşı veya yabancı uyruklu kişilere yapılacak tebligatın usulü açıklanmıştır. Somut olayda, mahkemece davacıya 06.04.2015 tarihinde tebliğ edilen yazı ile davalı …’e gönderilen tebligatın muhatabın yurtdışında bulunması nedeniyle iade edilmiş olduğu belirtilerek, davalının yurtdışı adresinin bildirilmesi için bir hafta kesin süre verildiği, bu süre içinde davalının adresi bildirilmezse davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği ihtar edilmiş ve davacı tarafça davalının yurtdışı adresinin bildirilmemiş olması nedeniyle 6100 sayılı HMK’nin 119 maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Az yukarıda açıklandığı üzere davalının tebligat için bilinen en son adreslerinin araştırması ve dava dilekçesi ve duruşma oturum gününün davalıya tebliğe çıkartılmasının mahkemenin görevi olduğu, bu konularda davacı tarafa süre ve kesin süre verilemeyeceği gözetildiğinde mahkemenin ihtarına uymamanın herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağı kuşkusuzdur. O halde mahkemece davalının bilinen en son adreslerinden zabıta aracılığıyla adres araştırması yaptırılmalı, davalı tarafından açılmış olan Silifke 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/22 Esas sayılı dosyasında bulunan 01.09.2015 tarihli ve 11374 yevmiye numaralı vekaletnamedeki kimlik bilgileri ve pasaport kayıtlarından yararlanılarak davalının Türk Vatandaşı olup olmadığı, nerede nüfusa kayıtlı olduğu, halen yurtiçinde mi yoksa yurtdışında mı oturduğu duraksamasız belirlenmeli, bu yolla davalının en son adresinin tespitine çalışılmalı, yurtdışında oturuyorsa Tebligat Kanununun az yukarıda açıklanan hükümleri de gözetilerek Türk Vatandaşı olup olmadığına göre yurtdışı tebligatın hangi usule göre yapılacağı belirlenmeli, adres araştırması ve tebligat yaptırmanın davacı tarafın değil, mahkemenin görevi olduğu unutulmamalı, adres ve davalının hangi ülke vatandaşı oldukları belirlendikten sonra tebligat için gerekli giderler belirlenmeli, bu giderlerin yatırılması için davacı vekiline uygun bir süre veya kesin süre verilmeli, masraf yatırıldığı taktirde davalı adına dava dilekçesi ve duruşma günü yöntemine uygun biçimde tebliğe çıkartılmalı, davalıya yöntemine uygun biçimde tebligat yapılıp taraf teşkili sağlandıktan sonra davanın esasına girilmeli, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek davanın esası yönünden bir hüküm verilmelidir. SONUÇ: Davacı vekilinin yukarıda belirtilen temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nin geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 04.03.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu ayrılık, yalnızca somut davanın koşullarına bağlı bir seçim serbestisinden değil, genel usul yorumuna ilişkin farklı görüşlerden kaynaklanmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2014/266, K. 2015/1547 sayılı kararındaki azınlık görüşü de HMK m. 119/2'nin kamu düzenine ilişkin emredici bir usul kuralı olduğunu ve kesin süre verilmesinin zorunlu olduğunu savunmuştur. İçtihat ayrılığının hangi yönde sonuçlanacağı mevcut verilere dayanılarak kesin olarak belirlenememektedir.

Davalının yurt dışında bulunduğunun anlaşılması halinde ise davalının Türk vatandaşı olup olmadığının, nüfusa kayıtlı olduğu yerin ve hâlen yurt içinde mi yurt dışında mı ikamet ettiğinin kimlik ve pasaport kayıtlarından yararlanılarak tereddütsüz biçimde belirlenmesi gerekmektedir.

Paylı Mülkiyet Davalarında Adres Bildirimi Güçlüğü

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 698. maddesi, kural olarak her paydaşa taşınmazın paylaşılmasını isteme hakkı tanımaktadır. Paylaşmayı isteme hakkı hukuki bir işlemle en çok on yıllık süreyle sınırlandırılabilir; taşınmazlarda bu sözleşmeler resmî şekle bağlı olup tapu kütüğüne şerh verilebilir. Çok sayıda paydaşın taraf olduğu ortaklığın giderilmesi davalarında tapu kaydındaki tüm hissedarların adreslerinin davacı tarafından tespit edilmesi güçleşebilmektedir. Anayasa Mahkemesi, 2022/31465 başvurusundaki ölçülülük değerlendirmesinde, bu tür davalarda tüm adreslerin davacıya yüklenmesinin ağır sonuçlar doğurabileceğini gözetmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ise E. 2014/266, K. 2015/1547 sayılı kararında, davacı vekilinin bildirimi üzerine mahkemenin MERNİS kayıtlarına başvurması gerektiğini oyçokluğuyla kabul etmiştir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 698Kaynağı aç
Madde 698- Hukukî bir işlem gereğince veya paylı malın sürekli bir amaca özgülenmiş olması sebebiyle paylı mülkiyeti devam ettirme yükümlülüğü bulunmadıkça, paydaşlardan her biri malın paylaşılmasını isteyebilir. Paylaşmayı isteme hakkı, hukukî bir işlemle en çok on yıllık süre ile sınırlandırılabilir. Taşınmazlarda paylı mülkiyetin devamına ilişkin sözleşmeler, resmî şekle bağlıdır ve tapu kütüğüne şerh verilebilir. Uygun olmayan zamanda paylaşma isteminde bulunulamaz. b. Paylaşma biçimi

İhlal Tespit Edilmesi Halinde Yeniden Yargılama

Anayasa Mahkemesi'nin 2022/31465 başvurusuna ilişkin kararında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği tespit edilmiş; ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı değerlendirilerek tazminat talebi reddedilmiştir. Bu değerlendirmenin söz konusu başvurunun özgün koşullarına özgü olduğu ve her olaya aynı şekilde uygulanmayacağı göz önünde bulundurulmalıdır.

Sık Sorulan Sorular

Dava dilekçesinde davalının adresi yazılmazsa ne olur?

Davalının adresi HMK m. 119/1(b) uyarınca dilekçede bulunması zorunlu unsurlar arasındadır. Eksiklik halinde hâkim davacıya bir haftalık kesin süre verir; süre içinde tamamlanmaması halinde dava açılmamış sayılır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2014/266, K. 2015/1547 sayılı kararına göre, davacı bu süre içinde adresi bilmediğini bildirdiğinde mahkemenin MERNİS kayıtları aracılığıyla araştırma yapması ve HMK m. 119/2'yi uygulamaması gerektiği oyçokluğuyla kabul edilmiştir. Bununla birlikte, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin daha sonraki tarihli E. 2021/14841, K. 2024/2137 sayılı kararında çoğunluk, kesin süreye uyulmaması üzerine davanın açılmamış sayılmasını onaylamıştır. İçtihat bu noktada birleşmiş değildir.

Davalının T.C. kimlik numarası dava dilekçesinde zorunlu mudur?

HMK m. 119/1(c) yalnızca davacının T.C. kimlik numarasını zorunlu unsur olarak saymakta; davalının kimlik numarasına ilişkin ayrı bir düzenleme bu maddede yer almamaktadır. Anayasa Mahkemesi, 22.05.2024 tarihli 2022/31465 başvuru numaralı kararında, dava dilekçesinde bulunması zorunlu olmayan kimlik numaralarının bildirimi için kesin süre verilmesinin ve süreye uyulmaması üzerine davanın açılmamış sayılmasının kanuni dayanağının bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Adres eksikliği nedeniyle davanın açılmamış sayılması mahkemeye erişim hakkını ihlal eder mi?

Anayasa Mahkemesi, 2022/31465 başvurusunda adres eksikliğine dayalı davanın açılmamış sayılması kararını değerlendirmiş; bu müdahale bakımından kanuni dayanak koşulunun bulunduğunu kabul etmekle birlikte başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçla orantısız olduğunu ve müdahalenin ölçülü olmadığını tespit ederek Anayasa m. 36 kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine hükmetmiştir. Özellikle çok sayıda hissedarlı taşınmazlara ilişkin davalarda tüm adreslerin davacıya yüklendiği durumlarda bu ölçülülük sorunu daha belirgin biçimde ortaya çıkmaktadır.

Mahkeme adres tespiti için davacıya kesin süre verebilir mi?

Bu konuda Yargıtay'ın farklı kararları arasında ayrılık bulunmaktadır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin E. 2018/7988, K. 2020/2123 sayılı kararında, davalı adresinin tespiti ve tebligat işlemlerinin mahkemenin görev alanında olduğu, bu işlemler için davacıya kesin süre verilemeyeceği ve yalnızca adres tespit edildikten sonra tebligat masrafı için süre verilebileceği hükme bağlanmıştır. Aynı dairenin E. 2021/14841, K. 2024/2137 sayılı ve oyçokluğuyla verilen daha sonraki kararında ise kesin süreye uyulmaması üzerine davanın açılmamış sayılması onanmıştır. İçtihat bu noktada birleşmiş değildir.

Ortaklığın giderilmesi davasında tüm paydaşların adresleri davacıdan istenebilir mi?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2014/266, K. 2015/1547 sayılı kararında, tapu maliklerinin adreslerini bilmeyen davacı vekilinin bunu süresinde bildirmesi halinde mahkemenin MERNİS kayıtlarına başvurması gerektiği oyçokluğuyla benimsenmiştir. Anayasa Mahkemesi de 2022/31465 başvurusunda, çok sayıda hissedar bulunan taşınmazlarda tüm adresleri davacıdan istemenin ağır sonuçlar doğurabileceğini ölçülülük değerlendirmesinde dikkate almıştır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu