Çocuğun cinsel istismarı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103. maddesinde ayrı bir suç olarak düzenlenir. Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 24.12.2018 tarihli, 2018/5884 esas ve 2018/7687 karar sayılı kararında, sanığın cezalandırılmasına yetecek, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı hâlde kurulan mahkûmiyet kanuna aykırı görülmüştür. Daire beraat hükmü kurmamış, ilk derece hükümlerini bozmuştur.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 103Kaynağı aç
(1) (Yeniden düzenlenen birinci ve ikinci cümle: 24/11/2016-6763/13
md.) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde
kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (Ek
cümle: 24/11/2016-6763/13 md.) Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması
hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş
yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması
hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin
şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden; [48]
a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin
hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı
gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen
başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
anlaşılır.
(2) (Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/13 md.) Cinsel istismarın
vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi
durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.
Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz
yıldan az olamaz.
(3) Suçun;
a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu
ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan
bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen
tarafından,
d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti
veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,
e) Kamu görevinin veya hizmet
ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında
artırılır.
(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı
cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak
suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza
yarı oranında artırılır.
(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama
suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna
ilişkin hükümler uygulanır.
(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde,
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.
Reşit olmayanla cinsel ilişki
Yargıtay 14. Ceza Dairesi, E. 2018/5884, K. 2018/7687Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun basit cinsel istismarı (iki kez), kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (iki kez)
HÜKÜM : Çocuğun basit cinsel istismarı (iki kez) ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (iki kez) suçlarından mahkumiyet
İlk derece mahkemesince verilen hükümlerin sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi ve sanık müdafiince incelemenin duruşmalı yapılmasının talep edilmesi üzerine, dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle, belirlenen tarihte sanık müdafiin yerinde görülen talebine istinaden duruşmalı yapılan incelemede gereği düşünüldü:
Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun 21.04.2014 tarihli raporları uyarınca kendilerinde hafif derecede zeka geriliği saptanan mağdurelerin aşamalarda kendi içinde ve birbirleriyle çelişen ve değişen anlatımları, savunma, mağdurelerin istismar eylemlerinin gerçekleştiğini bildirdikleri yerlerde mahkemece yapılan keşif sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunun içeriği, mağdurelerin kollukta beyanları alınırken kayda alınan CD'lere ilişkin düzenlenen çözüm tutanağı, mağdure Zübeyde Nur'un babası Ahmet'in 01.03.2016 tarihli şikayetten vazgeçme dilekçesi ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın atılı suçları işlediği hususunda cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
Kanuna aykırı, sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekilinin temyiz itirazları ile sanık müdafiin duruşmalı inceleme sırasındaki sözlü savunması bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 24.12.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Temel ceza, sarkıntılık ve yaşa bağlı alt sınır
Türk Ceza Kanunu'nun 103. maddesinin birinci fıkrasına göre çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu aralık, aynı fıkrada sarkıntılık ve yaş için ayrıca yazılan sınırların yerine geçmez. Cinsel istismar sarkıntılık düzeyinde kalırsa üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
Mağdur on iki yaşını tamamlamamışsa verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Bu alt sınırlar, vücuda organ veya sair bir cisim sokularak işlenen fiil için öngörülen ayrı alt sınırlardan farklıdır.
Sarkıntılık düzeyinde kalan suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma, mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Şart, hem failin çocuk olmasına hem de fiilin sarkıntılık düzeyinde kalmasına bağlıdır. Madde, bu şikâyet şartını cinsel istismarın bütün fiil biçimlerine yaymaz.
Cezayı ağırlaştıran hâller
Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda hapis cezası on altı yıldan aşağı olamaz. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde bu ceza on sekiz yıldan az olamaz.
103. maddenin üçüncü fıkrasında sayılan hâllerden biri gerçekleşirse, önceki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Artırım, bentte yazılı hâlin gerçekleşmesine bağlıdır. Birden fazla kişinin fiili birlikte işlemesi ve insanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamın kolaylığından faydalanma bu hâllerdendir. Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içindeki bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından işlenme de artırılır. Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile, sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişinin işlemesi ve kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması aynı kapsamdadır. 102. maddedeki artırım çevresi bu listeyle birebir aynı değildir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 102Kaynağı aç
18/6/2014-6545/58 md.)
(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin
vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan
on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık
düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle
gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına
hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın
yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.
(3) Suçun;
a) Beden veya ruh bakımından kendisini
savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye
kullanılmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan
bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya
evlatlık tarafından,
d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,
e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu
ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı
oranında artırılır.
(4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama
suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna
ilişkin hükümler uygulanır.
(5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde,
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.
Çocukların cinsel istismarı
Cezanın yarı oranında artırıldığı bir başka hâl, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehdidin, (b) bendindeki çocuklara karşı ise silah kullanılmasının söz konusu olmasıdır. Silah, (b) bendi yönünden; cebir veya tehdit, (a) bendi yönünden yazılmıştır.
İstismar için başvurulan cebir ve şiddet, kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olursa ayrıca kasten yaralama hükümleri uygulanır. Suçun sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirir. Yaralama sonucu ile bitkisel hayat veya ölüm sonucu aynı hüküm değildir.
Cinsel saldırı, çocukla ilişki ve tacizden ayrım
Türk Ceza Kanunu'nun 102. maddesi, cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal etmeyi çocuğun cinsel istismarından ayrı düzenler. Bu suçun temel biçimi mağdurun şikâyetine bağlıdır ve cezası beş yıldan on yıla kadar hapistir. Cinsel davranış sarkıntılık düzeyinde kalırsa iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. Bu ceza ve şikâyet kuralı 103. maddeye aktarılamaz.
102. maddede fiil vücuda organ veya sair bir cisim sokularak gerçekleştirilirse ceza on iki yıldan az olamaz. Bu fiilin eşe karşı işlenmesinde soruşturma ve kovuşturma mağdurun şikâyetine bağlıdır. Eşe ilişkin şikâyet şartı, metinde bu fıkradaki fiile özgüdür.
102. maddenin üçüncü fıkrasına göre ceza yarı oranında artar. Artırım; beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak kişiye karşı işlenmeyi, kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılmasını ve üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı içinde işlenmeyi kapsar. Üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen ve evlatlık da bu bentte sayılır. Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte işleme ile toplu yaşama zorunluluğunun bulunduğu ortamın kolaylığından faydalanma da aynı artırımın içindedir. 103. maddedeki karşılık bentten farklı olarak evlatlık burada yer alır.
Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddet kasten yaralamanın ağır neticesine yol açarsa ayrıca kasten yaralama hükümleri uygulanır. Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörülür. Bu iki fıkra aynı sonucu düzenlemez.
104. madde, cebir, tehdit ve hile olmaksızın on beş yaşını bitirmiş çocukla cinsel ilişkide bulunmayı ayrı suç sayar. Şikâyet üzerine iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülür. Suç, mağdurla arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenirse şikâyet aranmaksızın on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Evlat edinilecek çocuğun evlat edinme öncesi bakımını üstlenen kişi ile koruyucu aile ilişkisi içinde koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi de suçu işlerse şikâyet aranmaz ve ikinci fıkradaki cezaya hükmolunur. Bu suç, 103. maddedeki istismarla aynı değildir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 104Kaynağı aç
yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikayet üzerine, iki
yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.[49]
(2) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 23/11/2005 tarihli ve E: 2005/103, K:
2005/89 sayılı kararı ile; Yeniden düzenleme: 18/6/2014-6545/60 md.) Suçun
mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde,
şikâyet aranmaksızın, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) (Ek: 18/6/2014-6545/60 md.) Suçun, evlat edineceği çocuğun
evlat edinme öncesi bakımını üstlenen veya koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde
koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde,
şikâyet aranmaksızın ikinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.
Cinsel taciz
105. maddeye göre bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Fiil çocuğa karşı işlenmişse altı aydan üç yıla kadar hapis cezası öngörülür. Çocuğa karşı işlenme hâlinde metin hapis cezasını yazar; adli para cezasını bu hâl için ayrıca tekrarlamaz.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 105Kaynağı aç
olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikayeti üzerine, üç aydan iki yıla
kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına fiilin çocuğa karşı işlenmesi
hâlinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.[50]
(2) (Değişik: 18/6/2014-6545/61
md.) Suçun;
a) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin ya da aile içi ilişkinin sağladığı
kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
b) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti
veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,
c) Aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
d) Posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan
faydalanmak suretiyle,
e) Teşhir suretiyle,
işlenmesi hâlinde yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında
artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden
ayrılmak zorunda kalmış ise verilecek ceza bir yıldan az olamaz.
YEDİNCİ BÖLÜM
Hürriyete Karşı Suçlar
Tehdit[51]
Tacizde ceza, kamu görevinin, hizmet ilişkisinin veya aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanılırsa yarı oranında artar. Artırım; vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile, sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından işlenmeyi, aynı işyerinde çalışmanın kolaylığını, posta veya elektronik haberleşme araçlarının kolaylığını ve teşhiri de kapsar. Artırım, önceki fıkraya göre belirlenecek cezaya uygulanır. Fiil nedeniyle mağdur işini bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmışsa verilecek ceza bir yıldan az olamaz. Alt sınır, bu sonuçlardan birinin gerçekleşmesine bağlıdır.
Temyiz edilen mahkûmiyet ve duruşmalı inceleme
Yargıtay 14. Ceza Dairesinin önüne gelen ilk derece hükmü, beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun basit cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının her birinden ikişer kez mahkûmiyettir. Bu mahkûmiyet ilk derece mahkemesine aittir.
Hükümleri sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili temyiz etmiştir. Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebi yerinde görülmüş, dosya tebliğname ile daireye gönderilmiş ve inceleme duruşmalı yapılmıştır. Temyiz edenlerin sıfatı bu dosyanın incelemesine ilişkindir ve her dava için genel bir temyiz kuralına dönüşmez.
Birlikte tartılan olgular
Daire sonuca varırken Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun 21.04.2014 tarihli raporlarında mağdurelerde hafif derecede zeka geriliği saptanmasını dikkate almıştır. Mağdurelerin aşamalarda kendi içlerinde ve birbirleriyle çelişen ve değişen anlatımları, savunma, bildirdikleri yerlerde yapılan keşif üzerine düzenlenen bilirkişi raporu ve kolluk beyanlarının kaydına ilişkin çözüm tutanağı da aynı değerlendirmededir. 01.03.2016 tarihli şikâyetten vazgeçme dilekçesi ile dosyanın tamamı bu verilerle birlikte nazara alınmıştır.
Mahkûmiyetin kanuna aykırı görülmesi ve bozma
Daire, sanığın atılı suçları işlediği konusunda cezalandırmaya yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığını kabul etmiştir. Buna rağmen beraat yerine yazılı şekilde mahkûmiyet kurulmasını kanuna aykırı görmüştür. Sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekilinin temyiz itirazlarını ve duruşmadaki sözlü savunmayı bu nedenle yerinde bulmuştur. Beraat, dairenin sonuç olarak kurduğu hüküm değil, mahkûmiyeti kanuna aykırı sayma gerekçesidir. Gerekçe, bu dosyadaki delil durumuna bağlıdır.
Hükümler, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca 24.12.2018 tarihinde oybirliğiyle bozulmuştur. Kararın sonucu bozmadır, beraat değildir. Yalnız soyut beyanlara dayalı mahkûmiyetin bozma nedeni olarak görülmesi de beraat hükmü kurulmasıyla aynı işlem değildir.
Beyanın tek başına yetmesi ve birlikte değerlendirme
Ceza yargılamasında yalnızca ihtimallere veya soyut beyanlara dayanılarak mahkûmiyet kararı verilemez. Suçun sabit sayılması için şüpheye yer bırakmayacak açıklıkta güvenilir delil aranır. Beyan, belge ve belirtiler vicdani kanaat çerçevesinde birlikte değerlendirilir. Hayatın olağan akışına uygun, çelişkisiz ve teknik delillerle örtüşen mağdur beyanı yüksek delil değeri taşır.
Mağdur beyanının tek başına mahkûmiyete yetebilmesi, beyanın tutarlı, hayatın olağan akışına uygun, çelişkisiz ve somut vakıalara dayalı olmasına bağlanır. Tek başına müşteki beyanı da bazı durumlarda yeterli olabilir. Bunun için beyanın çelişkisiz, tutarlı, hayatın olağan akışına uygun ve samimi olması gerekir.
Beyan istikrarlıysa ve sanık, iftira için makul bir sebep gösteremezse anlatım mahkûmiyet bakımından yeterli kabul edilebilir. Kesin ve inandırıcı delil aranması da bu kabulün yanında sürer. Beyanın değişmesi, kendi içinde çelişmesi veya husumet şüphesi uyandırması, yalnız bu beyana dayanılarak mahkûmiyet kurulmasına engeldir.
İlk beyan, geri alma ve çelişki
Mağdurun beyanını değiştirmesi veya şikâyetini geri alması tek başına beraat sebebi değildir. Olayın hemen ardından verilen ilk anlatım, sonraki geri alma veya değiştirme beyanına göre daha yüksek delil değeri taşır. İlk beyan tanık anlatımları, adli raporlar ve diğer delillerle destekleniyorsa sonraki geri alma beyanları dikkate alınmaz. Beyanlar tüm aşamalarda çelişkiliyse ve delillerle desteklenmiyorsa yalnız ilk beyanlara dayanılarak mahkûmiyet kurulamaz.
Olayın türü, zamanı ve eylem biçimi gibi temel unsurlardaki değişiklikler, mağdur beyanının inandırıcılığını zayıflatır. Özellikle beyan soyut kalıyorsa ve sanığın zor kullanıp kullanmadığına ilişkin net açıklama içermiyorsa, bu beyana dayanılarak ceza verilmesi hukuka aykırı görülür.
Birden fazla mağdurun anlatımları birbirini doğrular ve olayın akışıyla uyumlu olursa bu durum mahkûmiyet için yeterli delil olarak değerlendirilebilir. Değerlendirilebilir ifadesi, mahkûmiyetin kendiliğinden kurulacağı anlamına gelmez. Küçük anlatım farklılıkları doğal kabul edilebilir. Olayın özüne ilişkin farklılıklar ise delil değerini düşürür.
Mağdurun olayı kısa süre içinde anne, baba, arkadaş veya yakın çevresine anlatması, anlatımın samimiyetini ve güvenilirliğini artırır. Önceden husumet veya iftira sebebi yoksa istikrarlı, samimi ve hayatın olağan akışına uygun anlatım tek başına da mahkûmiyet için yeterli görülebilir. Beyan çelişkili, soyut veya teknik delillerle uyumsuzsa yalnız husumet bulunmaması gerekçesiyle mahkûmiyet verilemez.
Önemli çelişkiler güvenilirliği zedeler. Mağdurun iddiasını destekleyen bağımsız tanık beyanı veya teknik delil yoksa yalnız çelişkili beyanla mahkûmiyet kurulamaz. Aynı cinsten mağdur ve sanık bakımından da soyut beyan dışında somut, teknik veya görgüye dayalı delil aranır. Yalnızca aynı koğuşta kalmak ya da yakın temas ihtimali mahkûmiyet için yeterli değildir.
Geç şikâyette yan yana duran ölçüler
Psikolojik travma, korku veya baskı nedeniyle çocuğun hemen şikâyet edememesi anlaşılır kabul edilebilir. Bu kabul, her gecikmeyi kendiliğinden mazur gösteren bir kural değildir. Uzun süre susmanın makul açıklaması yoksa şikâyetin doğruluğu tartışmalı hâle gelir. Olaydan uzun zaman geçtikten sonra yalnız mağdurun beyanına dayanılarak mahkûmiyet kurulamaz; somut ve destekleyici delil aranır.
Beyan tutarlı, hayatın olağan akışına uygun, çelişkisiz ve somut vakıalara dayalı değilse, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği beraat zorunlu sayılır. Uzun zaman sonra ortaya atılan ve çelişki içeren beyanlar desteklenmiyorsa beraat kararı bozma nedeni kabul edilir. Olaydan uzun zaman geçtikten sonra yalnız mağdur beyanına dayanılarak mahkûmiyet kurulamaz. Mahkûmiyet kurulmaması, beraatin zorunlu sayılması ve kurulmuş beraatin bozulması aynı kesin sonuca bağlanamaz. Geç ve çelişkili beyan için tek bir sonuç söylenemez.
Deliller arasındaki bağ ve temyiz denetimi
Deliller arasında mantıksal bağ kurulmadan verilen karar, şüpheyi gideremediği için beraat sonucuna yol açabilir. Bu olanak, her kopuk delil grubunda beraat verileceği anlamına gelmez. Adli tıp raporu ile beyan çelişirse çelişkinin nedeni açıklanmak zorundadır. İlk beyan ile duruşma beyanı arasında hangi beyanın neden üstün tutulduğu da somut gerekçeyle açıklanır.
Temyiz incelemesinde maddi olay yeniden kurulmaz. Denetim, hukuki değerlendirme ve delil tartımındaki eksikliğe yönelir. Tek kalan beyan ile teknik delil arasındaki uyumsuzluk bozmada öne çıkabilir. Somut dosyada daire, değerlendirdiği veriler karşısında mahkûmiyeti kanuna aykırı bularak hükümleri bozmuştur.
Sanığın soyut inkârı yeterli değildir. Savunmanın somut veriyle uyum göstermesi gerekir. Çocuğun kelime seçimi yaşına uygun biçimde farklı olabilir. Buna rağmen çekirdek olayın değişmemesi beklenir. Yaşa uygun anlatım ile esaslı çelişki birbirinden ayrılır.
Çocuğun cinsel istismarı şikâyete bağlı mıdır?
Hayır. Suçun bütün biçimleri şikâyete bağlı değildir. Şikâyet, yalnızca sarkıntılık düzeyinde kalan fiilin failinin çocuk olması hâlinde ve mağdurun, velisinin veya vasisinin başvurusu için aranır.
Sarkıntılık ile istismarın cezası aynı mıdır?
Hayır. İstismarın temel cezası sekiz yıldan on beş yıla, sarkıntılık düzeyinde kalan fiilin cezası üç yıldan sekiz yıla kadardır. Mağdur on iki yaşını tamamlamamışsa alt sınır istismarda on yılın, sarkıntılıkta beş yılın altına inemez.
Mağdur beyanı tek başına mahkûmiyete yeter mi?
Bazı durumlarda yetebilir. Beyanın çelişkisiz, tutarlı, hayatın olağan akışına uygun, samimi ve somut vakıalara dayalı olması aranır. Kesin ve inandırıcı delil aranması da sürer.
Beyan değişirse beraat zorunlu olur mu?
Hayır. Beyandaki değişiklik veya şikâyetin geri alınması tek başına beraat sebebi değildir. Beyanlar bütün aşamalarda çelişkili ve desteksizse yalnız ilk beyana dayanılarak mahkûmiyet de kurulamaz.
14. Ceza Dairesinin kararı beraat midir?
Hayır. Daire, kesin ve inandırıcı delil yokken beraat yerine mahkûmiyet kurulmasını kanuna aykırı bularak hükümleri bozmuştur. Bozma, beraat hükmü değildir.
Şikâyetten vazgeçme davayı kendiliğinden düşürür mü?
Bu dosyada düşürmemiştir. Şikâyetten vazgeçme dilekçesi, rapor, çelişen anlatımlar, keşif ve çözüm tutanağıyla birlikte değerlendirilmiştir. Dilekçe, kovuşturmayı kendiliğinden düşüren bir şart diye kullanılmamıştır.
Adli rapor beyanla çelişirse ne yapılır?
Çelişkinin nedeni açıklanmak zorundadır. Açıklama, adli tıp raporu ile beyan arasındaki uyumsuzluğa ilişkindir.
Hangi beyanın üstün tutulduğu açıklanır mı?
Evet. İlk beyan ile duruşma beyanı arasında hangi beyanın neden üstün tutulduğu somut gerekçeyle açıklanır. Bu fark olayın doğal seyriyle açıklanabiliyorsa tek başına belirleyici olmayabilir.
Çocuğun farklı kelime seçmesi ne anlama gelir?
Kelime seçimi yaşına uygun biçimde farklı olabilir. Buna rağmen çekirdek olayın değişmemesi beklenir.
Soyut inkâr yeterli midir?
Hayır. Soyut inkâr yeterli değildir. Savunmanın somut veriyle uyum göstermesi gerekir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

