Cinsel suçlar genellikle mağdur ile fail arasında başka kimsenin tanıklık etmediği bir ortamda işlenir; bu durum beyan dışında somut delil elde edilmesini güçleştirir. TCK m. 102 (cinsel saldırı), m. 103 (cinsel istismar), m. 104 (reşit olmayanla cinsel ilişki) ve m. 105 (cinsel taciz) kapsamındaki uyuşmazlıklarda mağdurun ifadesi ispat sürecinin merkezine gelebilmektedir. Yargıtay, belli nitelikleri taşıyan mağdur beyanına ağırlıklı bir değer tanımakla birlikte bu değerlendirmeyi dosyadaki tüm delillerle birlikte, vicdani delil sistemi çerçevesinde yürütür. Beyan doğru olmadığı diğer delillerle ortaya konulduğunda bu üstünlük kendiliğinden ortadan kalkar.
Cinsel Suçlarda Delil Türleri
Ceza muhakemesinde deliller genel olarak beyan, belge ve belirti olmak üzere üç türe ayrılır; bu sınıflandırma cinsel suçlar bakımından da geçerlidir. Beyan delili sanık, tanık veya mağdurun ifadesini kapsar. Belge delili yazılı kayıtlar ve benzerlerini; belirti delili ise olay yerinde bulunan biyolojik izler, DNA örnekleri, telefon kayıtları ve görüntüleri içerir. Ceza muhakemesinde vicdani kanaat esası geçerlidir; hâkim hukuka uygun biçimde elde edilmiş her türlü delili serbestçe değerlendirebilir, ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Kanıtlama külfeti sanığa yüklenemez; hâkimi bağlayan üstün kanıt söz konusu değildir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2022/231, K. 2024/270Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
D İ R E N M E
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 519-1004
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanığın çocuğun basit cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-1. cümlesi, 103/4, 43/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 22 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Nevşehir 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.03.2019 tarihli ve 360-120 sayılı, resen istinafa tabi hükme yönelik sanık müdafii ve katılan … vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 02.10.2019 tarih ve 1274-1451 sayı ile; İlk Derece Mahkemesinin kararı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 280/2. maddesi uyarınca kaldırılarak sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/1-2. cümlesi, 103/3-c-d, 43/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir.
Bu hükmün, sanık müdafii ve katılan … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 02.06.2021 tarih ve 1564-4011 sayı ile; "…Olayın yedi yıl sonra adli mercilere ihbar edilmesi suretiyle intikalin sağlanması, mağdurenin aşamalarda eylemlerin gerçekleşme şekli ile hadiseyi halası olan tanık …'a anlatmasına ilişkin çelişkili ifadeleri, tanık beyanları, savunma ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi ise 06.10.2021 tarih ve 519-1004 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün, sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.01.2022 tarihli ve 160310 sayılı onama istekli tebliğnamesi ile dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 16.03.2022 tarih ve 186-2354 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Mucur Şeyh Edebali Anadolu Lisesi idaresi tarafından tutulan 01.11.2016 tarihli tutanağa göre; 12/B sınıfı öğrencilerinden olan katılan mağdure Hatice'nin aynı gün sınıf rehber öğretmeni tanık Yasemin'e yedinci sınıfa gittiği zaman Nevşehir'deyken halasının eşi olan sanığın cinsel tacizde bulunduğunu ve bu olayın psikolojik sıkıntılarını ara sıra yaşadığını belirtmesi üzerine tanık tarafından durumun okul idaresine bildirildiği, okula çağrılan mağdurenin annesi katılan …'nın bu olayı iki yıl önce öğrendiğini, olayın teşebbüs aşamasında kaldığını, zira sanığın alkollü olmasından yararlanarak katılan mağdurenin kurtulduğunu ve psikolojik etkilerini hâlen yaşadığını belirttiği, katılan mağdurenin ise olayın beşinci ya da altıncı sınıftayken sanığın alkollü olarak eve geldiği bir gün gerçekleştiğini, annesine durumu iki ya da üç yıl önce anlattığını, son zamanlarda uyuyamadığından ve olayı hatırladığından dolayı kötüleştiğini beyan ettiği, bunun üzerine kolluğun durumdan haberdar edildiği,
UYAP'tan alınan nüfus kayıt örneğine göre; katılan mağdurenin 23.07.1999 tarihinde doğduğu ve 03.08.1999 tarihinde nüfusa tescil edildiği,
Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Ve Araştırma Hastanesinin 01.11.2016 tarihli raporuna göre; katılan mağdureye "anksiyete bozuklukları, diğer" şeklinde tanı konulduğu,
Nevşehir Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 23.05.2018 tarihli raporunda; katılan mağdurenin zekâsının klinik olarak normal izlenimi verdiğinin ve beyanına itibar edilmesine engel teşkil edecek bir durumu olmadığının belirtildiği,
Adli Tıp Kurumu Adli Tıp 6. İhtisas Kurulunun 25.01.2019 tarihli raporuna göre; katılan mağdurede olaydan kaynaklanan ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecede travma sonrası stres bozukluğu olduğu ve ruh sağlığının bozulduğu,
Sosyolog tarafından hazırlanan 27.12.2018 tarihli sosyal inceleme raporuna göre; katılan mağdurenin fiziksel olarak takvim yaşına uygun sağlıklı bir gelişim gösterdiği, konuşulanları anlamakta ve soruları yanıtlamakta güçlük çekmediği, davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmiş olduğu ve negatif bir tutumunun gözlemlenmediği,
Nevşehir Devlet Hastanesinin 23.11.2018 tarihli yazısına ve bu yazı ekindeki epikriz raporlarına göre; katılan mağdurenin 2008 yılında 1 kez göz polikliniğine, 2009 yılında 1 kez göz polikliniğine ve 1 kez acil servise, 2012 yılında ise 1 kez göz polikliniğine başvurusunun mevcut olduğu,
Sanık müdafii tarafından sanığın evinin içini ve odalarını gösteren fotoğrafların sunulduğu,
Nevşehir Aile Mahkemesinin 2014/417 Esas 2014/470 Karar sayılı ve 01.07.2014 tarihli kararına göre; tanık … ile sanığın anlaşmalı olarak boşandıkları ve bu kararın 09.07.2014 tarihinde kesinleştiği,
Anlaşılmıştır.
Katılan mağdure savcılıkta 03.11.2016 tarihinde; Mucur Şeyh Edebali Anadolu Lisesinde on ikinci sınıfta öğrenim gördüğünü ve yurtta kaldığını, yaklaşık yedi yıl kadar önce dördüncü sınıfı bitirip beşinci sınıfa geçerken yaz tatilinde anne ve babası çalıştığı için evde yalnız kalmamak ve bademciklerinden ameliyat olmak amacıyla Nevşehir'de oturan halası tanık …'ın yanına gittiğini ve yaz tatili boyunca orada kaldığını, halasının şu anda boşanmış olduğu eşi olan sanığın kalma süresince halasının da evde olmasına rağmen yattığı odaya geceleri alkollü bir şekilde gelip sesinin çıkmaması için ağzını ve burnunu kapattıktan sonra kıyafetlerini çıkarmaya çalıştığını, kendisinin de her seferinde ayağıyla tekmeleyerek ve itekleyerek sanığa karşı koyduğunu, elbiselerini hiçbir zaman çıkaramadığını ancak göğsüne ve ön özel bölgesine dokunduğunu, bu olaylardan halasının da haberinin olduğunu, zira sabahları ağladığını ve yataktan çıkmak istemediğini gören halasının "Ne oldu, yoksa enişten mi bir şey yaptı?" diye sorduğunu, durumu ayrıntılı şekilde anlatmamakla birlikte sanığın geceleri yanına gelerek kendisini rahatsız ettiğini halasına söylediğini, ameliyat olduktan sonra ailesinin yanına döndüğünü, yaşadıklarını dört yıl kadar ailesine anlatmadığını, sadece annesi katılan …'ya söyleyebildiğini, bu olayları sınıf öğretmeni olan tanık Yasemin'le birkaç gün önce paylaştığını, olayın bu şekilde ortaya çıktığını, sanıktan şikâyetçi olmadığını, zira olayın üzerinden uzun bir süre geçtiğini, halası boşandığı için sanığın kendisini rahatsız etme imkânının artık kalmadığını ve babasının haberinin olmasını da istemediğini,
03.05.2018 tarihinde; olayın beşinci sınıftan altıncı sınıfa geçtiği yılın yaz tatilinde gerçekleştiğini, önceki ifadesinde olayların dördüncü sınıfı bitirip beşinci sınıfa geçtiği yaz tatilinde olduğunu beyan etmişse de daha iyi düşündüğünde olayın ortaokula geçeceği zaman gerçekleştiğini ve ortaokula altıncı sınıfta başlandığını, Nevşehir Devlet Hastanesinde bademcik ameliyatı olacağı için Nevşehir'de oturan halası tanık …'ın evine gittiğini, yaz tatili boyunca orada kaldığını, halasına gittiği ilk günlerde olayın gerçekleştiğini, halasının eşi olan sanığın içkili bir şekilde eve geldiğini, önceki ifadesinde yalnızca gece vakti yanına geldiğinde gerçekleşen olayları anlattığını, ancak sanığın yaz tatili boyunca çeşitli zamanlarda kendisine yönelik cinsel eylemlerde bulunduğunu, ilk olaydan bir hafta kadar sonra pikniğe gittiklerini ve burada sanığın kendisine bir şey göstereceğini söylediğini, halasına sanığın yanına gitmek istemediğini belirttiğini, bunun üzerine sanığın ''Gel burada kurbağa var.'' gibi bir şey söylediğini, halasının da ''Kızım eniştenden ne olacak, neden çekiniyorsun?'' deyince gitmek zorunda kaldığını, suyun yanındaki kuytu bir yere gittiklerini, burada sanığın, cinsel bölgesine dokunmaya başladığını ve pantolonunu çıkartmaya çalıştığını, bağırması üzerine halası ile kuzeni tanık İsmail'in geldiğini, sanığın bir şey olmadığını söyleyerek olayı kapattığını, bu olayın yaşanmasından sonra korktuğunu anlayan halasının geceleri kendisini yanına alarak yattığını, yaz tatilinin sonlarına doğru halasının banyoya girmesini fırsat bilerek odasına gelen sanığın "Ben de seninle yatayım mı?" dediğini, bunun üzerine hemen banyoya yönelerek kapıya vurduğunu ve "Hala çabuk çık." diye bağırdığını, şikâyetçi olmadığını,
İstinabe yoluyla mahkemede; yedi yaşındayken bademcik ameliyatı olmak için Nevşehir'e halasının yanına gittiğini, halasının eşi olan sanığın bir gece yanına gelip elini kıyafetlerinin içine sokmak suretiyle cinsel bölgesine ve göğüslerine dokunduğunu, çok korktuğu için olayı halasına anlatamadığını, bu olaydan iki gün sonra sanığın alkollü bir şekilde yeniden gelip eylemini tekrarladığını ve bağırmaması için eliyle ağzını kapadığını, sabah olunca halasına eve dönmek istediğini söylediğini, onun ise ameliyat nedeniyle kalması gerektiğini ve moral olması için kendisini pikniğe götüreceklerini söylediğini, ertesi gün gittikleri piknikte sanığın bir şey göstermek bahanesiyle kendisini halasının yanından uzaklaştırdığını, gitmek istemediğini ancak halasının ve kuzeninin "Neden gitmiyorsun? Bir şey gösterecekmiş." demeleri üzerine gittiğini, onların göremeyeceği bir yerde sanığın kalçasına dokunduğunu, bağırarak halasının yanına koştuğunu ve olayı anlattığını, akabinde halasının yanında yatmaya başladığını, ameliyat olduktan sonra evine döndüğünü, sanığı bu olaydan sonra birkaç kez daha gördüğünü ancak bir daha kendisinin yanına yaklaşmadığını, şikâyetçi olduğunu, kamu davasına katılmak istediğini,
Bölge Adliye Mahkemesinde; Yargıtay bozma ilamına direnilmesini talep ettiğini,
Katılan … savcılıkta; kızı olan katılan mağdurenin yedi yıl kadar önce tanık …'ın Nevşehir'deki evine bademcik ameliyatı sonrasında kalmak üzere gittiğini, 4-5 yıl kadar önce de gezmek için gittiklerinde katılan mağdurenin sanığı görünce irkildiğini ve halasına gitmek istemediğini kendisine müteaddit defa söylediğini, bunun üzerine ''Acaba halası mı dövdü, halasıyla arasında bir şey mi geçti?" diye düşündüğünü, üç yıl kadar önce katılan mağdurenin kalabalığa girmeme ve rüyasında bağırma şeklinde davranışlar sergilediğini, ilk başlarda bu hâlin ergenlik dönemiyle ilgili olabileceğini düşündüğünü, durumu sorması üzerine katılan mağdurenin "Anne sana bir şey anlatacağım." diyerek sanığın yedi yıl kadar önce evlerine gittiğinde kendisini elle taciz ettiğini söylediğini, katılan mağdurenin dediklerini hiçbir şekilde eşine söyleyemediğini, ailesinin daha büyük zararlara uğramasından korktuğu için başkalarına ve görümcesi tanık …'a da durumu anlatamadığını, şikâyetçi olmadığını ve sanığın cezalandırılmasını istediğini,
Mahkemede talimatla; katılan mağdurenin yedi yaşındayken bademcik ameliyatı olması gerektiği için bir hafta kadar halasının yanında kalması gerektiğini, ameliyata girdikten sonra katılan mağdurede bazı farklılıklar hissetmeye başladığını, zira uykusundan bağırarak uyandığını ve altına kaçırdığını, bir şeyin onu etkilediğini fark ettiğini, ilk başta kuzenleriyle arasındaki sorunlar olduğunu sandığını, onuncu sınıfa giderken sanıktan korktuğunu ve sanık gelince irkildiğini gözlemleyince bu konuda katılan mağdurenin üzerine gittiğini, bu sayede onların evinde kalırken sanığın birkaç kez cinsel istismarda bulunduğunu kendisine anlattığını, şikâyetçi olduğunu ve kamu davasına katılmak istediğini,
Bölge Adliye Mahkemesinde; Yargıtay bozma ilamına direnilmesini talep ettiğini,
Tanık … kollukta; sanığın eski eşi olduğunu, üç yıl kadar önce boşandıklarını, sanığın eve sürekli alkollü şekilde geldiğini, kendi yeğeni olan katılan mağdurenin yedi yıl önce bademcik ameliyatı olmak için Nevşehir'deki evlerine geldiğini ve on gün kadar kaldığını, o tarihlerde Gülşehir'e piknik yapmaya gittiklerini, sanığın ırmak kenarına gidip balık tutmaya başladığını, oraya doğru gidip hemen geri dönen katılan mağdurenin ağlayarak yanına gelmesi üzerine neden ağladığını sorunca "Eniştem benim bacağıma değdi, korktum." diye cevap verdiğini ve başka bir yerine dokunmadığını söylediğini, bu esnada sanığın da yanlarına gelip katılan mağdurenin neden ağladığını kendisine sorması üzerine "Sen çocuğun bacağına dokunmuşsun, bu ne oluyor?" diyerek şaşkınlığını belirttiğini ve sanıkla tartıştığını, sanığın "Hatice suda yılan gördü, ondan korktu." diye karşılık verdikten sonra katılan mağdureye "Sen neden yalan söylüyorsun?" diye sorduğunu, onun da cevap vermeyip sürekli ağladığını, bu olaydan sonra katılan mağdurenin iki gün daha yanlarında kaldığını, kendisinin katılan mağdureyle birlikte yattığını ve onu hiç yalnız bırakmadığını, sonrasında anne ve babasının gelip katılan mağdureyi aldıklarını,
Mahkemede; katılan mağdurenin bademcik ameliyatı olması için annesi katılan … tarafından getirildiğini ve evlerinde bir süre kaldığını, dönmesine 3-4 gün kala pikniğe gittiklerini, yemek hazırladığı esnada kendi çocuklarıyla birlikte oyun oynayan katılan mağdurenin koşarak ve ağlayarak yanına gelmesi üzerine ne olduğunu sorunca sanığın bacağına dokunduğunu söylediğini, bunun üzerine sanığın da "Niye yalan söylüyorsun, yılan gördün, bu yüzden korktun ya!" dediğini, o günün akşamında korkması nedeniyle katılan mağdureyi kendi yanında yatırdığını, ertesi gün katılan mağdurenin korku hâlinin devam etmesi üzerine önceki gün gerçekleşen olayı ve iyi olup olmadığını sorduğunu, onun da iyi olduğunu söylediğini ve ayrıca "Enişten bacağına mı değdi, yoksa başka bir yerine mi değdi?" diye sorduğunda "Yok, sadece bacağıma değdi." şeklinde cevap verdiğini,
Mahkemeye sunduğu 25.03.2019 havale tarihli dilekçesinde; eski eşi olan sanıkla yaşadıkları dönemde katılan mağdureyle sanığın hiç yalnız kalmadıklarını, zira evde kendisinin ve çocuklarının da olduğunu, sanığın kötü bir hareketi olsaydı bunu görüp duyacaklarını,
Bölge Adliye Mahkemesinde; piknikteyken korktuğunu söyleyen katılan mağdureye "Sadece bacağına mı değdi, başka bir şey oldu mu?" diye sorduğunu, onun da başka bir şey olmadığını söylediğini, sanıkla boşanalı beş yıl kadar olduğunu, katılan mağdurenin bademcik ameliyatı olmak için evlerine geldiğini ve çocuklarıyla beraber aynı odada kaldığını, korktuğunu söylediği zaman katılan mağdureyi kendi yanında yatırmaya başladığını, evdeyken böyle bir şeyin meydana gelmesinin mümkün olmadığını, zira kendisinin buna müsaade etmeyeceğini, sanıkla boşandıktan sonra katılan mağdurenin babası olan kendi abisinin borç para istemesi üzerine ev kirası nedeniyle veremeyeceğini söyleyince kendisine kızdığını ve "Sen de paran da lazım değilsin." dediğini, katılan … tarafından sanığın katılan mağdureye cinsel davranışta bulunduğu kendisine anlatılınca böyle bir şeyin olamayacağını söylediğini, katılan mağdurenin babasının durumu anlatması üzerine de bunun olmadığını belirtince "Görmediysen de gördüm diyeceksin." diye kızıp kendisine bardak fırlattığını, daha önceki ifadesinde bu durumu belirtmemesinin nedenini bilemediğini, panikle söylememiş olabileceğini ama tehdit olayının yaşandığını, zaten sanığı sevmediklerini ve "Sürünsün orada." dediklerini, sanık yanında anahtar taşımadığı için eve geldiğinde kapının zilini çaldığını, kendisinin veya çocuklarının kapıyı açtıklarını, zira uyumayıp sanığı beklediklerini,
Tanık Kerim mahkemede; ailece gittikleri piknikte annesi tanık …'ın yemek hazırladığı esnada kuzeni olan katılan mağdurenin ağlayarak geldiğini ve bacağını sanığın ellediğini söylediğini, babası olan sanığın da "Neden yalan söylüyorsun, yılan gördün ya!" dediğini, anne ve babası arasında tartışma çıktığını, bunun üzerine kardeşi tanık İsmail'le birlikte sözü edilen yere gittiklerini ve küçük bir yılan gördüklerini, tanık İsmail'in olay gerçekleştiğinde tam olarak nerede durduğunu aradan uzun zaman geçtiği için hatırlayamadığını,
Bölge Adliye Mahkemesinde; katılan mağdurenin ameliyat olmak için evlerine geldiğinde kardeşi tanık İsmail'le birlikte yattıkları odada 10-15 gün kadar kaldığını ve annesi tanık …'la beraber yattığının da olduğunu, bir de yılan gördüğünde çok korkması üzerine annesiyle beraber yattığını, sanık alkollü olarak eve gelince annesinin ya da kendilerinin kapıyı açtıklarını, çünkü sanığın yanına anahtar almadığını ve eve geç geldiğini, geceleri kardeşiyle beraber yattıkları odaya gelip baktığını ve kendilerini öptüğünü, sonra da annesinin sanığı yatağına götürdüğünü, sanığın katılan mağdureye yönelik herhangi bir cinsel eylemde bulunduğunu görmediğini, böyle bir şeye de izin vermeyeceklerini, evlerinin üç oda ve bir salondan oluştuğunu, katılan mağdurenin bu olaylardan kendisine hiç bahsetmediğini,
Tanık İsmail mahkemede; olay gerçekleştiğinde babası olan sanık … katılan mağdureyle birlikte ırmağın kenarında olduğunu, yılanı görünce katılan mağdurenin korktuğunu, bunun üzerine babasının onu kucağına alıp yılandan biraz uzaklaştırdığını ve yere bıraktığını, sonrasında katılan mağdurenin ağlayarak tanık …'ın yanına gidip bacağına sanığın ellediğini söylediğini, abisi tanık Kerim'le yılanı görmeye gidip gitmediklerini hatırlamadığını,
Bölge Adliye Mahkemesinde; katılan mağdurenin kuzeni olduğunu, sanığın katılan mağdureye yönelik cinsel bir eylemini kesinlikle görmediğini, abisi olan tanık Kerim'le aynı odadaki ranzada yattıklarını, katılan mağdure geldiğinde onun için yer yatağı serildiğini, katılan mağdurenin korktuğu zamanlar annesi tanık …'ın yanında yattığını, sanığın anahtar kullanmadığını ve eve alkollü geldiğinde annesinin kapıyı açtığını, katılan mağdurenin babası olan dayısının sanığı sevmediğini, yumruk yumruğa kavga ettiklerini,
Tanık Yasemin kollukta; Mucur Şeyh Edebali Anadolu Lisesinde öğretmenlik yaptığını, sınıf öğretmeni olduğu katılan mağdurenin 01.11.2016 tarihinde nöbetçi öğretmenken yanına gelip "Hocam sizinle konuşmam lazım, bir sorunum var." diyerek; Kozaklı'da okuduğu sırada beşinci veya altıncı sınıfın yaz tatilinde Nevşehir'deki halasının evine gezmek için gittiğini ve halasının eşi olan sanığın, kendisine yönelik tacizde bulunduğunu söyledikten sonra ağlamaya başladığını, bunun üzerine konuyu okul idarecilerine aktardıklarını, annesi katılan …'yı okula çağırıp konuştuklarını, onun da daha önceden katılan mağdure bahsettiği için konuyu bildiğini ve eşinin haberinin olmasını istemediğini ifade ettiğini, okul müdürünün durumu kolluğa bildirdiğini,
Mahkemede talimatla; okulda nöbetçi olarak görev yaptığı bir gün katılan mağdurenin ağlayarak yanına gelip olayı anlattığını, sıkıntılı süreçler geçirdiğinden bahsettiğini, zira eniştesi olan sanığın yıllar önce kendisini taciz etmeye çalıştığını, bağırıp duruma karşı koyduğunu ve bu olayın psikolojisini bozduğunu söylediğini, etraf çok kalabalık olduğu için katılan mağdureye ayrıntılı soru soramadığını ve onun da ayrıntıya giremediğini, akabinde yasal işlemlerin başlatıldığını,
Beyan etmişlerdir.
Sanık savcılıkta; katılan mağdurenin on sene kadar önce gelip evinde kaldığını, alkol aldığı doğru olmakla birlikte kendisini kaybedecek seviyede kullanmadığını, gittikleri piknikte katılan mağdurenin ağlamasının nedeninin derede yılan görmesi olduğunu, tanık …'la üç sene önce boşandığı için aralarında husumet bulunduğunu, bu yüzden kendisine iftira attıklarını, suçlamaları kabul etmediğini, katılan mağdureye kesinlikle bir şey yapmadığını,
Mahkemede; katılan mağdurenin halası olan tanık …'la yirmi üç sene evli kaldığını, boşandıktan 2-3 sene sonra bu olayın dile getirildiğini, kendisine neden iftira atıldığını anlamadığını, maddi durumu bozulduğundan dolayı son iki senedir tanık …'a nafaka ödeyemediğini, pikniğe gittiklerinde derede balık tutarken yılan gördüğü için korkan katılan mağdureyi kucağına alıp halasının yanına getirdiğini,
Bölge Adliye Mahkemesinde; böyle bir eylemde bulunduğu iddia edilmesine rağmen katılan mağdurenin her yaz yanına gelmeye, bayramlık harçlığını almaya ve annesi katılan …'nın da onu göndermeye devam ettiğini, kendisini görünce katılan mağdureyi kucakladığını, annesinin olayı öğrenince hemen şikâyette bulunmadığını, hâlbuki böyle bir suç işlense mutlaka şikâyetçi olması gerektiğini, nafaka ödemediği için eski eşi ya da katılan mağdurenin babası tarafından bu türden bir şeyleri söylemesi konusunda yönlendirebileceği, katılan mağdurenin babasıyla yaşadığı tartışma nedeniyle de asılsız bir iddiada bulunulmuş olabileceğini,
Savunmuştur.
IV. GEREKÇE
Anayası’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (M. Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, Syf. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (M. Feyzioğlu, Syf. 357).
Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Prof. Dr. Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, Syf. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Herşeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK., 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmına gözetilip diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (Y CGK., 11.6.2013 tarihli ve36-294 sayılı).
Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Katılan mağdurenin 2009 yılının yaz aylarında bademcik ameliyatı olmak için kalmak amacıyla gittiği halası tanık …'ın ve onun eşi olan sanığın ikamet ettikleri evde sanık tarafından cinsel bölgelerine ve göğsüne dokunulup elbisesinin çıkarılmaya çalışılması ve piknikteyken kalçasına dokunulması suretiyle birden fazla kez cinsel istismara uğradığı iddia edilen olayda;
Olayın adli mercilere intikalinin yedi yıl sonra gerçekleşmesi, katılan mağdurenin aşamalardaki beyanlarında eylemlerin gerçekleşme şekline ve halası tanık …'a aktarılma biçimine ilişkin hususlarda çelişki bulunması ile sanığın tüm aşamalarda katılan mağdureye yönelik cinsel istismarda bulunmadığına dair aksi kanıtlanamayan savunmaları hep birlikte değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın müsnet sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı ve on bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığa atılı sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olması nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesinin direnme gerekçesinin isabetli olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 06.10.2021 tarihli ve 519-1004 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, sanığa atılı sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.09.2024 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli yasal çoğunluk sağlanamadığından 25.09.2024 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2022/353, K. 2025/462Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
İtirazname No : 2020/68116
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 261-187
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanığın nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/2, 62, 53… . maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Fethiye Ağır Ceza Mahkemesince verilen 21.11.2019 tarihli ve 299-415 sayılı hükmün sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince 05.03.2020 tarih ve 261-187 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine, bu kararın da sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 22.11.2021 tarih ve 14966-9206 sayı ile; "…Mağdurenin aşamalardaki beyanları, tanık anlatımları, savunma ve tüm dosya kapsamına göre sanığın, olay gecesi araç içerisinde yalnız kaldığı on dokuz yaşındaki mağdureyle zorla cinsel ilişkiye girdiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı göz önüne alındığında ilk derece mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya kapsamıyla çelişmesi nedeniyle mahkumiyet kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, söz konusu hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi…" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 30.12.2021 tarih ve 68116 sayı ile; "…Mağdurun anlatımı sanığın konuşmada geçen iki seçeneğe ilişkin açıklamasının yeterli olmayışı, mağdurun suç atfı için bir nedeninin bulunmaması, sanığın telefonundan elde edilen konuşma içerikleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanığın olay günü Seydikemer ilçesinden Fethiye İlçesine dönerken yolda bir ormanlık alana aracını çekerek mağdurun rızası hilafına ve fiziki üstünlüğünden yararlanarak zor kullanmak suretiyle mağdurla bir kez cinsel ilişkiye girdiğinin sabit olduğu…'' görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 23.05.2022 tarih ve 29023-4737 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU KAPSAMI VE ÖN SORUN
İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında nitelikli cinsel saldırı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkin olup yapılan müzakere esnasında bazı Ceza Genel Kurulu Üyelerince itiraza konu katılan mağdure ve sanık arasında geçen konuşma tutanaklarına dayanak oluşturan ses kayıtlarının dinlenilmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle bu ön sorunun değerlendirilmesi gerekmiştir.
IV. OLAY VE OLGULAR İLE ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığın otuz bir yaşında, katılan mağdurenin ise on dokuz yaşında olduğu, katılan mağdurenin olay tarihinde bir başkasıyla evli ve boşanma aşamasında olduğunu beyan ettiği, katılan mağdure ve sanığın Muğla ili, Fethiye ilçesinde faaliyet gösteren bir … garson olarak çalıştıkları,
Katılan mağdurenin 14.08.2019 tarihinde Fethiye İlçe Jandarma Komutanlığına başvurduğu ve sanığın 13.08.2019 tarihinde kendisini zorla alıkoyarak nitelikli cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla şikâyetçi olduğu, mağdurenin aynı tarihte Fethiye Devlet Hastanesinde düzenlenen raporunda; "… Hymende saat 7 ve 5 hizasında skar ile iyileşmiş eski yırtık izlendiği, svap testi için vajen duvarından örnek alındığı, canlı, cansız sperm izine rastlanmadığı, cinsel saldırı izinin bulunmadığı'' tespitlerine yer verildiği,
Olaydan sonra sanık ve katılan mağdure arasında yapılan konuşmaların sanık tarafından kendi telefonuna kaydedildiği ve yapılan soruşturma sırasında bu durumun tespit edilerek konuşmaların çözümlenerek tutanak haline getirildiği, tutanak içeriğinde;
''….: Kızı ormana götürüp tecavüz ettiğini mi söylüyorsun.
…: Sen zorla sahip olduğun insanla evlenmeyi mi düşünüyorsun
…: Ben sana ne kadar yalvardım.
…: Ben seni şikâyet edeceğim korkma
…; Ben sana ne diyorum git ilacı al diyorum
…: Triplere girmene gerek yok ben alacağım
…: Nasıl triplere girmeme gerek yok ben bundan sonra ne yapıcam
…: Git al ilacı
…: Bir boşluk bulayım gidip alacağım ilacı
…: Bu kadar triplere girmene gerek yok
…: Triplere girmiyorum sen olayın farkındasın, ne bok yediğini çok iyi biliyorsun
…: Açtırma benim ağzımı
…: Sen sürekli bunları benim yüzüme mi vuracaksın
…: Hak ettin bunu, kusura bakma
…: Beni kırıyorsun bak
…: Seni niye kırıyorum, sen beni dün akşam yeterince kırdın
…: Ben sana dün akşam ne kadar yalvardım, ne kadar ağladım hiçbiri umurunda değil
…: Ben sana iki tane alternatif sundum. Sen kendin karar verdin
…: Sunduğun şeyler güzel miydi
…: Evet güzeldi
…: Güzeldi dimi sana göre güzel senin kanına işlemiş piçlik, sana göre güzel olur neden olmasın ki şerefsiz…'' şeklinde konuşmaların yer aldığı,
Anlaşılmaktadır.
Katılan mağdure; sanıkla aynı …de çalıştıklarını, normal arkadaşlık dışında aralarında bir ilişki bulunmadığını, sanığın evli ve boşanma aşamasında olduğunu bildiğini, iki kez dışarı çıktıklarını, cinsel saldırı olayının üçüncü kez dışarı çıktıklarında yaşandığını, önceden kararlaştırdıkları şekilde olay günü sanığın ailesini ziyaret ettiklerini, gece dönüş yolunda sanığın aracı tenha bir yere çektiğini ve aracın kapılarını kilitleyerek kendisiyle birlikte olmak istediğini ve kendisine iki seçenek sunduğunu, buna göre tam cinsel birleşme olmadan sevişmeyi kabul etmezse kendisiyle zorla birlikte olacağını söylediğini, kabul etmeyince vajinal yoldan tecavüz ettiğini, hamile kalmaktan korktuğu için sanığın getirdiği hapı aldığını ve bir gün sonra jandarmaya şikâyette bulunduğunu beyan etmiştir.
Sanık; katılan mağdure ile sevgili olduklarını, olaydan önce ileri gitmeden seviştiklerini, evli olduğunu bilmediğini, isteği üzerine olay günü işten çıktıktan sonra gece saatlerinde kendi aracıya onu ailesiyle tanışmaya götürdüğünü, dönüş yolunda kendisini cinsel açıdan tahrik etmesi üzerine aracın arka koltuğunda rızasıyla ilişkiye girdiklerini, ona bakire olup olmadığını sorunca kızdığını, bakireliğini sorgulaması nedeniyle kendisine kızarak şikâyet ettiğini düşündüğünü, kayıtlı konuşmada geçen iki seçenek hususu sorulduğunda ise mağdure hamile kalmaktan korktuğu için doktor ya da eczaneye gitmeyi önerdiğini, katılan mağdureyi sevdiğini ve evlenmek istediğini savunmuştur.
V. GEREKÇE
A- 1. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar
Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 10.09.2025 tarihli ve 2025/186 E. – 2025/330 K. sayılı kararında açıklandığı üzere;
Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile, taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup, muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
Ceza mahkemesinin öncelikle sanığa isnat olunan fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediğini saptaması, yani maddi sorunu çözmesi gerekir. Kural olarak bu sorun çözüldükten sonra olayın hukuk karşısındaki durumu tespit edilecektir. Hukuki sorun; sanık tarafından gerçekleştirilmiş fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturmakta ise hangi suçu oluşturduğu, bu suçun kamu adına takip edilebilir ve cezalandırılabilir bir suç olup olmadığı, hangi ölçüde bir cezanın belirlenmesi gerektiği gibi maddi ve yargılama hukukuna ilişkin normlar ile hukukun temel ilkeleri çerçevesinde çözülmesi gereken bir problemdir. Sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
Maddi sorunun, delil serbestîsi ilkesi doğrultusunda yargılama hâkimi tarafından, hukuka uygun yöntemle elde edilmiş ve usulünce tartışılmış her türlü delille çözülmesi gerektiğinde kuşku yoktur. Maddi gerçeğin açıkça ortaya konulmaya çalışılması, olayın sübutuna, suç teşkil edip etmediğine, suç oluşturuyorsa vasfının tayinine temas eden, sonuca etkili tüm delillerin toplanması ve tartışılması ile mümkündür.
Doktrin (Yener Ünver, "Ceza Muhakemesinde İspat", Ceza Hukuku Dergisi, 2006/2, s. 125, Erdal Yerdelen, Ceza Muhakemesinde Hükmün Gerekçesi, Adalet Yayınevi, Mart 2015, s. 356) ve uygulamada (YCGK'nın 01.05.2007 tarihli ve 2007/1-43 Esas – 2007/101 Karar sayılı kararı vb.) istikrarlı biçimde kabul edildiği üzere; eksik soruşturma ve araştırmanın söz konusu olduğu durumlarda mahkûmiyet kararı verilemeyeceği gibi beraat kararı da verilemez.
2. Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık konusu olaydan sonra sanık ve mağdure arasında yapılan konuşmaların sanık tarafından kendi telefonuna kaydedildiği ve yapılan soruşturma sırasında bu durumun tespit edilerek konuşmaların çözümlendiği ve tutanak hâline getirildiği,
Bu tutanakların sanığın sorgusu sırasında sanığa okunarak savunmasının alındığı ve sanığın tutanak içeriğini inkâr etmediği anlaşılmakla, yukarıda ayrıntısına yer verilen konuşmaların dinlenilmesinin sanığa isnat edilen suçun oluşup oluşmadığının tespitine bir etkisi bulunmadığı ve eksik araştırmayla karar verilmediği kabul edilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; uyuşmazlık konusu olayda sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçunun unsurlarının bulunup bulunmadığının tespiti için ses kayıtlarının dinlenilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
B- 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler
Anayasa'nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).
Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).
Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Katılan mağdurenin olay tarihinde başkasıyla evli ve boşanma aşamasında olduğu, sanık ve katılan mağdurenin Fethiye ilçesinde aynı …de çalıştıkları ve burada arkadaş oldukları, katılan mağdurenin istikrar gösteren anlatımlarında sanıkla aralarında bir gönül ilişkisi bulunmadığını, ailesini ziyaret ettikten sonra dönüş yolunda arabasını ıssız bir yere çeken sanığın aracın kapılarını kilitlediğini ve kendisine cinsel birleşme olmadan sevişmelerini teklif ettiğini, kabul etmemesi hâlinde ise zorla ilişkiye gireceğini söylediğini, teklifi kabul etmemesi üzerine de kendisine nitelikli cinsel saldırıda bulunduğunu beyan ettiği anlaşılmıştır.
Sanık savunmalarında evli olduğundan haberdar olmadığı ve rızasıyla ilişkiye girdiği katılan mağdurenin bekâretini sorgulamasına kızdığı için kendisine iftira attığını savunmuş ise de; olaydan sonra sanık ve katılan mağdure arasında geçen ve sanık tarafından kaydedildiği anlaşılan konuşmaların dosyada mevcut ve sanık tarafından kabul edilen içeriğine göre, katılan mağdurenin sanığı açık ifadelerle kendisine tecavüz etmekle suçladığı, sanığın ise bu ifadelere karşı çıkmadığı, konuşma içeriğinde geçen iki seçenek konusunun ise sanığın açıkladığı şekilde hamile kalmaktan korkan katılan mağdureye "doktor ya da eczaneye gitmeyi" önermesi hakkında değil, cinsel saldırı hakkında yapılan konuşma sırasında geçtiğinin anlaşılması karşısında, suçtan kurtulmaya dönük savunmalarına itibar edilmesi mümkün bulunmayan sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçunun sabit olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2-Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 22.11.2021 tarihli ve 14966-9206 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, ön sorun bakımından 22.10.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede, asıl uyuşmazlık konusu bakımından ise yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 05.11.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Mağdur Beyanına İtibar Edilebilmesinin Koşulları
Yargıtay kararlarında mağdur beyanına ispat değeri tanınabilmesi için çeşitli koşulların değerlendirildiği görülmektedir. Beyanın soruşturma ve kovuşturma aşamalarında tutarlı ve istikrarlı olması, aşamalarda esasa ilişkin çelişkiler barındırmaması ve hayatın olağan akışına açıkça aykırı düşmemesi bu koşullar arasında yer almaktadır. Mağdurun sanığa iftira atmasını gerektiren somut ve kanıtlanmış bir nedenin bulunmaması da gözetilen etkenlerden biridir; kendi şeref ve onurunu doğrudan ilgilendiren bir konuda iftira atılmasına dair olgu tespit edilemiyorsa beyan bu yönüyle güvenilir kabul edilir. Mağdurun olayı derhal yakınlarına ya da adli mercilere aktarması ve bu anlatımın tanık beyanlarıyla örtüşmesi de ispat açısından güçlendirici bir unsur olarak değerlendirilen hususlar arasındadır. Söz konusu unsurlar birbirinden bağımsız ölçütler olmakla birlikte genellikle bir bütün olarak ele alınmaktadır.
Fail ile mağdur arasında olaydan önce husumet bulunması beyan değerini etkileyen etkenlerden biridir. Taraflar arasında önceden kaynaklı bir husumet varlığında mağdurun cinsel taciz, cinsel saldırı veya cinsel istismara uğradığına ilişkin beyanı ispat için yeterli görülmemektedir. Buna karşılık önceden herhangi bir husumet bulunmayan taraflar söz konusu olduğunda mağdurun beyanına itibar edilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Husumet geniş yorumlanmakta; karşılıklı söz, tutum veya davranışlardan doğabileceği ve kaynağının her türlü insan ilişkisi olabileceği belirtilmektedir. Husumet iddiasının da somut bir delille desteklenmesi gerekir; Ceza Genel Kurulu, E. 2021/381, K. 2022/466 sayılı kararında soruşturma evresinde ileri sürülmeyen ve başkaca delille desteklenmeyen husumet savunmasını suçtan kurtulmaya yönelik olduğunun anlaşılmasını eylemin sabitliğine ilişkin değerlendirme unsurlarından biri olarak görmüştür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2021/381, K. 2022/466Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 9. Ceza Dairesi
: …
Basit cinsel saldırı suçundan sanık …’nın TCK’nın 102/1, 102/3-b, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin … 44. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.02.2014 tarihli ve 466-83 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 21.10.2019 tarih, 7761-11837 sayı ve oy çokluğuyla ile;
"…Katılanın aşamalardaki beyanları, savunma ile tüm dosya içeriği nazara alındığında suç tarihinden önce sanığın, sahibi olduğu … yerinde çalışmaya başlayan katılana yönelik basit cinsel saldırıda bulunduğu hususunda cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş,
Daire Üyeleri
"…Mağdurenin sanığa ait … yerinde suç tarihinden yaklaşık on beş gün kadar önce sekreter olarak işe başladığı, suç tarihinde … yerinde çalışan diğer elemanların dışarıda işe gitmesi üzerine mağdure ile sanığın yalnız kaldığı, sanığın çay istemesi üzerine, mutfağa yönelen mağdurenin arkasından giden sanığın mağdurenin boynundan öperek sarıldığı, mağdurenin itirazı üzerine 'çok güzelsin sana dayanamıyorum.' dediği, mağdurenin sanıktan kurtulması üzerine mağdureye tekrar arkasından gelerek sarıldığı, tekrar kurtulan mağdurenin çantasını alarak … yerinden ayrıldığı anlaşılmıştır.
Sanık savunmasında suçlamayı inkar etmiş. Ücret konusunda anlaşamadıklarını bu sebeple mağdurenin … yerinden ayrıldığını beyan etmiştir. Ayrılırken de 110-120 TL para verdiğini ancak buna ilişkin faturası olmadığını beyan etmiştir. Daha sonraki aşamalarda savunmalarını değiştirmiş, mağdurenin Laptop bilgisayar satmak istediğini ve almadığı için bu beyanlarda bulunduğunu belirtmiştir.
Yukarıdaki ifadeler değerlendirildiğinde, mağdure evli, lise mezunu bir bayandır. Taraflar arasında … başlangıcında sekreter olarak çalışma anlaşması yapılmış ve mağdure işe başlamıştır. Bu süreçte dosyaya yansıyan bir anlaşmazlık bulunmamaktadır. Mağdure ile sanık arasında önceye dayalı bir husumet olmamıştır. Sanık mağdurenin işe başlamasından itibaren hafif dokunuşlarda bulunmuş, olay günü de davaya konu eylemi gerçekleştirmiştir. Mağdure hemen tacizden sonra … yerini terk etmiş ve ertesi gün şikayette bulunmuştur.
Yukarıdaki açıklamalarda belirtildiği gibi hakim delillerle doğrudan temasa geçerek yüz yüze yargılamayı sözlü olarak yapıp delilleri denetleyip, delillerin içeriğine bakarak olayı öğrenmiş, tecrübelerine ve hukuki karinelere göre maddi olayı tesbit ederek hükmü kurmuştur. Kural olarak bu artık Yargıtayı bağlar. Ancak delil içeriği olayı açıklayamıyorsa Yargıtay bunu öğrenmek maksadıyla inceleyebilir. Bu kovuşturmada ise bu eksiklik Yargıtay Özel Dairesi tarafından tesbit edilmemiştir. Mahalli mahkeme davaya konu olayda; hükmünü kurarken mağdurenin beyanlarını samimi ve olaya uygun bularak vicdani kanaatini oluşturmuş, sanığın savunmalarındaki çelişkileri görmüş, savunmayı inandırıcı bulmamış ve sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir. Bu itibarla mahkemenin olay kurgusu ve hükmü isabetli olduğundan sayın çoğunluğun bozma kararına iştirak edilmemiştir." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 27.11.2019 tarih ve 140113 sayı ile;
"..Katılan … 13/08/2013 tarihinde kolluğa yaptığı başvuru üzerine alınan beyanında; evli ve dokuz aylık bir çocuğu olduüunu, yaklaşık 15 gün kadar sanığa ait kozmetik ürünleri satılan işyerinde sekreter olarak çalıştığını, olay günü olan 12/08/2013 günü diğer çalışanların işleri gereğince işyerinden ayrıldığını, kendisi ve sanığın işyerinde kaldığını, sanığın kendisinden çay demlemeisini istediğini, çayı hazırlmak için mutfak kısmına geçtiğinde sanığın arkasından gelip sarıldığını, boynundan öptüğünü, "ne yapıyorsun … Bey" diye tepki verdiğini, sanığın da "çok güzelsin sana dayanamıyorum" dediğini, sanıktan kurtulup çantasını alıp çıkmak için masasının yanına gittiğini, sanığın arkasından gelip tekrar sarıldığını, "nereye gidiyorsun, gitme" dediğini, çalıştığı günlerin ücretini istediğini, ücretini verse de vermese de işten ayrılacağını söyleyip işyerini terkettiğini beyan etmiş, bu beyanına itibarla sanık hakkında kamu davası açılmıştır. Katılanın duruşmada verdiği ifade de aynı mahiyettedir.
Sanık ise kollukta katılanın satış ve pazaarlama elemanı olarak işe aslındığını, ancak çocuğunun bahane ederek sekreterlik yapmak istediğini, ihtiyaç olmadığından bu isteği kabul etmeyen katılana çalıştığı günlerin ücretini verdiğini, isteği kabul edilmeyen katılanın işten çıktığını, bu nedenle husumetli olduklarını, duruşmada ise, işyerine diz üstü bigisayar satmak isteyen katılanın bu isteğini kabul etmeyince kendisine suç atfında bulounduğunu savunduğu dosya kapsamından anlaşılmıştır. Olayın görgü tanığı yoktur.
Evli ve olay tarihi itibariyle dokuz aylık bir çocuğu olduğu anlaşılan, yaklaşık 15 gün kadar sanığa ait işyerinde sekreter olarak çalışan katılanın, olayın olmasını müteakip işten ayrılarak ertesi günü sanık hakkında şikayetçi olduğu, olaya ilişkin tüm anlatımlarının birbiri ile uyumlu olduğu, sanığın ise istikrarlı bir şekilde inkarda bulunmasına rağmen katılanın kendisine suç atfında bulunması için ortaya koyduğu nedenlerin tamamı ile çelişkili olduğu, bu hali ile katılanın sanığa suç atfında bulunması için geçerli bir nedenin ortaya konulamadığı gözetildiğinde, sanığın atılı suçu işlediğinin sabit olduğunun kabulü gerektiği," görüşüyle itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir.
CMK'nın 308/3. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 19.10.2021 tarih ve 10917-8479 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın katılan mağdureye yönelik eyleminin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Katılan mağdure …’un suç tarihinde evli ve bir çocuk annesi olduğu, evli ve iki çocuk babası olan sanık …'ya ait … yerinde yaklaşık 15 gün süreyle çalıştığı (Kararın devam eden kısımlarında katılan mağdure …’tan “mağdure” olarak söz edilecektir.),
Anlaşılmaktadır.
Katılan mağdure … Kollukta; "Ben belirtmiş olduğum adreste eşim ve 9 aylık bebeğim ile ikamet ederim. …Mahallesi KüItür Sok No 1/4 sayılı yerde bulunan … isimli şahsın işletmiş olduğu Bartem isimli kozmetik ürünleri satılan … yerinde yaklaşık 15 gün çalıştım. 12.08.2013 günü çalışmak için işe gittim. Diğer çalışanlar işleri gereği dışarı çıktılar. Ben … yerinde … isimli işyeri sahibi ile birlikle kaldım. … benden çay demlememi istedi. Bende mutfak kısmına gittim. Çay demlerken biranda … benim boynumdan öptü. Bana sımsıkı sarıldı. Ben kendisine 'Ne yapıyorsunuz … Bey?' dedim. Bana 'Çok güzelsin. Dayanamıyorum.' dedi. Ben elinden kurtuldum. Kendi çantamı alıp eve gitmek için masamın yanına gittim. … tekrar arkamdan geldi. Bana tekrar sarıldı. 'Nereye gidiyorsun. Gitme' dedi. Bende 'Çalışmış olduğum parayı verin. Vermeseniz de ben zaten gelmem.' diyerek çıkıp gittim. Bugün polis merkezine müracaata geldim. Bu olay olurken işyerinde ikimizden başka kimse yoktu. İşyerinde kamera sistemi bulunmamaktadır. … isimli şahıs 35-40 yaşlarında, esmer tenli, kıvırcık saçlı, 175 cm boylarında, 80 kilo civarındadır. 0530 5×0 8x 6x numaralı hattı kullanır. … isimli şahsın birkaç kez daha bana eli ile ufak dokunmaları olmuştu. Beni elle taciz eden … isimli şahıstan şikayetçiyim. Uzlaşmak istemiyorum.",
Mahkemede; "Ben sanığa ait Bartem isimli kozmetik ürünleri satılan yerde sekreter olarak 15 gün kadar önce işe başlamıştım. Olay tarihi olan 12/08/2013 tarihinde kahvaltı yapıldıktan sonra … yerinde bulunan diğer çalışanlar dışarı çıktı. Ben ve sanık … yerinde birlikte kaldık. Sanık benden çay demlememi istedi, ben mutfağa gittim, bu esnada sanık mutfakta benim boynumdan öptü, bana sımsıkı sarıldı, ben kendisine yapmamasını söyledim, beni dinlemedi, ayrıca bana 'çok güzelsin, sana dayanamıyorum.' şeklinde söz söyledi, ben bir şekilde kendisinden kurtulup çantamı da alıp eve gitmek için çıkışa doğru masamın yanına geldim. Sanık tekrardan 'nereye gidiyorsun, gitme.' diyerek bana sarıldı, tacizine burada da devam etti. Bende kendisini dinlemeyip çalışmış olduğum parayı verin, vermesenizde zaten yine gideceğim, şikayetçiyim diye kendisine söyledim, ben bu olaydan sonra doğrudan doğruya polise gidip şikayette bulundum, anlattıklarım samimidir, kendisinden şikayetçiyim, davaya katılmak istiyorum.", sorulması üzerine; "Ben daha önceden sanık bana yeni … yerine geçeceğiz orada laptop lazım dedi, bende bu muhabbet üzerine bu taciz olayından 3-4 gün önce bizde laptop var, ancak internet bağlantısı yok, işinize gelirse ben evdekileri getireyim, alırsanız size satabilirim dedim, bunun üzerine eşim ve kaynıma ait olan laptopları dükkana getirdim. O da bu laptoplar benim işime yaramaz demesi üzerine ben tekrar laptopları götürdüm. Bu olay taciz olayından 2-3 gün önce olmuştur.",
Şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanık … Kollukta; "Hakkımdaki suçlamayı anladım. İfademi vereceğim. Avukat talep etmiyorum. Ben belirtmiş olduğum adreste ailem ile birlikle yaklaşık 5 yıldır ikamet ederim. …Mahallesi Kültür Sokak No:1/4 sayılı yerde bulunan … Kozmetik isimli işyerini işletirim. … isimli bayan olaydan 15 gün önce işe başladı. Kendisine telefonla ürün tanıtımı ve satışı işleri için işe aldım. Ancak şahıs bana bebeğinin olduğunu bu işi yapamayacağını sekreter olarak çalışmak istediğini söyledi. Bende kendisine 'Sekretere ihtiyacım yok. Bu kadar parayı sekretere veremem.' dedim. O da bana 'O zaman ben işten çıkıyorum.' dedi. Bende kendisine çalışmış olduğu günlerin parası olan 115-120 TL arasında para verdim. 12.08.2013 günü işten çıktı. Daha sonra polis merkezine gelip benim hakkımda suç duyurusunda bulunmuş. Ben kesinlikle … isimli şahsa sarılmadım. Boynundan öpmedim. Sarılmadım. Elle tacizde bulunmadım. Hakkımdaki iddialar asılsızdır. Hakkımdaki suçlamayı kabul etmiyorum. İşyerimde herhangi bir kamera sistemi bulunmamaktadır. … deneme süresinde olduğu için çıkış parasının faturasını kesmedim.",
Mahkemede; "Ben üzerime atılı müsnet suçlamayı kabul etmiyorum. Esasen emniyetteki beyanımı aynen tekrar ediyorum. Sadece eklemek istediğim husus müştekinin şikayet tarihinden 1-2 gün önce bana müşteki 2-3 tane laptop getirdi ve bunları satın almamı söyledi. Bende almadım. Ben zaten kozmetik işi yapıyorum, ihtiyacımda olmaz, ayrıca hırsızlık malı olabilir diye de almadım. Bu nedenle benim hakkımda asılsız şikayette bulunmuştur, kesinlikte elle taciz etmedim, boynundan öpmedim, sarılmadım, müşteki benim yanımda sekreter olarak çalışıyordu, yaklaşık çalışmışlık süresi 15 gün kadardır.",
Şeklinde savunmada bulunmuştur.
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Cinsel saldırı" başlığını taşıyan 102. maddesi;
"1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan on iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.
3) Suçun;
a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
b) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı,
d) Silâhla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,
İşlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.
4) Suçun işlenmesi sırasında mağdurun direncinin kırılmasını sağlayacak ölçünün ötesinde cebir kullanılması durumunda kişi ayrıca kasten yaralama suçundan dolayı cezalandırılır.
5) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, on yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.
6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur." şeklinde iken, 28.06.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 58. maddesi ile yapılan değişiklik sonucu;
"(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.
(3) Suçun;
a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından,
d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,
e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
İşlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur" hâlini almıştır.
Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan maddenin ilk fıkrasında cinsel saldırı suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında ise vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır cezayı gerektiren nitelikli bir hâl olarak yaptırıma bağlanmıştır.
Korunan hukukî değer, kişilerin cinsel özgürlüğü ve dokunulmazlığıdır. Cinsel saldırı suçunda failin kadın ya da erkek, evli veya bekâr olması mümkündür. Fail ile mağdurun farklı ya da aynı cinsiyetten olması da önemli değildir. Ancak, TCK’nın 102. maddesinde düzenlenen cinsel saldırı suçunun mağdurunun on sekiz yaşını tamamlamış olması gerekir. Cinsel saldırı kasten işlenebilir ve failin kastının suçun kanuni tanımındaki tüm unsurları, yani mağduru, cinsel davranışı, vücut dokunulmazlığının ihlalini ve mağdurun rıza göstermediğini kapsaması gerekir. Bu suçla korunan hukuki yarar üzerinde tasarrufta bulunabilen cinsel özgürlük olduğundan hukuki sınırlar içerisinde kalması şartıyla rızaya ehil mağdurun cinsel davranışa göstereceği rıza, fiili hukuka uygun hale getirecektir. Maddenin ikinci fıkrasındaki nitelikli halin oluşması için vücuda organ veya sair cismin sokulması gerekir.
Basit cinsel saldırı suçunun oluşabilmesi için eylemin cinsel ilişki boyutuna ulaşmaması gerekir. Eylem, vücuda organ veya sair bir cisim sokmaya yönelikse veya fiil de işlenmişse, basit cinsel saldırı değil, ikinci fıkrada düzenlenen nitelikli cinsel saldırı suçu söz konusu olacaktır. Bu ayrımın yapılabilmesi için failin kastının ve gerçekleştirdiği davranışların hangi fiile yönelik olduğunun belirlenmesi gerekir. Failin amacı ve davranışları vücuda organ veya sair bir cisim sokmak olmaksızın cinsel duyguları tatmine yönelik ise basit cinsel saldırı, amacı ve davranışları vücuda organ veya sair bir cisim sokmaya yönelik olmakla birlikte eylemin elinde bulunmayan nedenlerle gerçekleştirilememesi hâlinde ise ikinci fıkrada düzenlenen nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüs söz konusu olacaktır. Madde metninde "sair bir cisim" ibaresine yer verilmesi karşısında suçun temel şeklinin aksine, ikinci fıkrada tanımlanan nitelikli hâlin oluşabilmesi için eylemin cinsel arzularının tatmini amacına yönelik olması şart değildir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Katılan mağdure Kollukta; sanığın … yerinde 15 gün çalıştığını, olay günü sanığa çay demlemek için mutfağa girdiğinde sanığın, kendisini boynundan öperek sımsıkı sarıldığını, sanığa, "Ne yapıyorsunuz … Bey?" dediğini, "Çok güzelsin. Dayanamıyorum." diyen sanığın elinden kurtulup çantasını almak için masanın yanına gittiğini, sanığın tekrar yanına gelip sarılarak "Gitme." dediğini, sanığın daha önce kendisine ufak dokunmaları olduğunu, Mahkemede; talebi üzerine olaydan 2-3 gün önce sanığa satmak amacıyla dizüstü bilgisayarları … yerine götürdüğünü, sanığın satın almaktan vazgeçtiğini iddia ettiği, sanığın Kollukta; mağdurenin 15 gün önce işe başladığını, mağdureyi telefonla ürün tanıtımı ve satışı için işe aldığını ancak mağdurenin sekreter olarak çalışmak istemesi üzerine mağdureye, sekretere ihtiyacı olmadığını söylediğini, bunun üzerine mağdurenin işten ayrılmak istediğini, mağdureye çalıştığı günlerin ücretini ödediğini, suçlamaları kabul etmediğini, Mahkemede ise; mağdurenin şikâyet tarihinden 1-2 gün önce satmak amacıyla 2-3 adet dizüstü bilgisayarı … yerine getirdiğini, kendisinin çalıntı mal olabileceğinden şüphelenerek satın almadığını, mağdurenin, kendisini bu sebeple şikâyet etmiş olabileceğini savunduğu olayda;
Aralarında daha önce yaşanan bir husumet bulunmayan katılan mağdurenin sanığa iftira atmasını gerektirecek bir nedenin bulunmaması, katılan mağdurenin soruşturma ve kovuşturma aşamasında verdiği beyanlarının istikrarlı olması ve uyumluluk göstermesi, olayın derhal adli mercilere intikal etmesi, sanığın aşamalarda katılan mağdurenin, kendisine iftira atmasını gerektiren bir neden ortaya koymasına yönelik çelişkili anlatımlarda bulunması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde sanığın katılan mağdureye yönelik eyleminin sabit olduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Sanığın katılan mağdureye yönelik eylemi sabit olduğundan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 21.10.2019 tarih ve 7761-11837 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 22.06.2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
Mağdurun sanığı olaydan önce tanımaması da beyan değerlendirmesinde dikkate alınan bir etkendir. Bu durumda kimliği ve eşgali belirli bir kişiyi fail olarak gösteren anlatıma değer verilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bu değerlendirme, dosyadaki diğer delillerle birlikte anlam kazanan bir kriter niteliğindedir.
Beyanın Güvenilirliğini Zayıflatan Durumlar
Mağdur beyanının aşamalarda esasa ilişkin biçimde farklılaşması, tutarsız bir hal alması ya da olayın nasıl gerçekleştiğine dair somut bir tarifleme içermemesi delil değerini zayıflatan unsurlardandır. Yargıtay içtihadına göre çelişkiler içeren, hayatın olağan akışına açıkça aykırı olan ve aşamalarda değişen mağdur beyanlarına itibar edilemez. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2024/6902, K. 2024/9386 sayılı kararında mağdurenin kovuşturma aşamasında birlikteliğin rızayla olduğuna dair beyanı ile sanığın tutarlı savunmasını birlikte değerlendirerek, zor kullanımına ilişkin soyut ve çelişkili anlatım dışında kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı sonucuna ulaşmış; mahkûmiyet kararının dosyayla çeliştiğini saptamıştır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2024/2526, K. 2024/6669 sayılı kararında ise iç beden muayeresinde herhangi bir bulgunun tespit edilememesini ve mağdurenin yaşı itibarıyla eylemi yanlış nitelendirebilecek olmasını birlikte değerlendirerek nitelikli cinsel istismar yerine basit cinsel istismar suçunun oluştuğu sonucuna varmıştır; bu karar oy çokluğuyla verilmiştir.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2024/2526, K. 2024/6669Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2023/2254 E., 2023/2035 K.
SUÇLAR : Çocuğun nitelikli cinsel istismarı
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanık hakkında verilen hükmün; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle;
Sanık müdafilerinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 299/1. maddesi uyarınca takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığının 04.09.2023 tarihli iddianamesi ile sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 103/2-2. cümle ve 103/4. maddeleri gereğince cezalandırılması istemli kamu davası açılmış, yapılan yargılama sonunda sanığın 103/2-son, 103/4, 62, 53. maddeleri uyarınca 22 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, kararın istinaf edilmesi üzerine ise Bölge Adliye Mahkemesinin kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılan Mağdure Vekilinin Temyiz İstemi
Katılan mağdure vekili; sanığın en üst sınırdan cezalandırılmasına karar verilmesini, sanığın ayrıca sarkıntılık düzeyindeki eylemleri nedeni ile 5237 sayılı Kanun'un 103/1. madde hükmü gereği cezalandırılmasını, takdiri indirim hükmünün uygulama alanı bulmadığını, vekil ile temsil edilen her bir katılan tarafından ayrı ayrı vekalet ücretine hükmolunması gerektiğini ve diğer temyiz sebeplerini beyan ederek temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Katılan Bakanlık Vekilinin Temyiz İstemi
Katılan Bakanlık vekili; sanık hakkında eksik cezaya hükmolunduğunu, katılan kurum lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ve diğer temyiz sebeplerini beyan ederek temyiz isteminde bulunmuştur.
C. Sanık Müdafilerinin Temyiz İstemi
Sanık müdafii Av. …, somut delil bulunmadığını, tanık ……,’nin usulüne uygun dinlenmediğini, katılan mağdure beyanlarının çelişkili olduğunu ve diğer temyiz sebeplerini beyan ederek temyiz isteminde bulunmuştur.
Sanık müdafii Av. …, sanık aleyhine somut bir delil bulunmadığını, katılan mağdure beyanlarının çelişkili olduğunu, tanık …’nin ifadesinin usulüne uygun alınmadığını, tanık … beyanları ile katılan mağdurenin çelişkili beyanlarda bulunabileceğinin doğrulandığını, cinsel saldırı muayene raporuna göre sanığın üzerine atılı suçu işlemediğinin sabit olduğunu, şüpheden sanığın yararlanması gerektiğini, suçun cebir ve tehdit ile işlendiği iddiasının yerinde olmadığını ve diğer temyiz sebeplerini beyan ederek temyiz isteminde bulunmuştur.
III. GEREKÇE
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Olaydan sonra katılan mağdurenin iç beden muayenesine ilişkin alınan raporunda herhangi bir bulgunun tespit edilememesi ve katılan mağdurenin yaşı itibarıyla eylemi yanlış nitelendirebilecek olması beraber değerlendirildiğinde vücuda organ sokulduğuna dair kesin delil bulunmayıp, mevcut haliyle eylemin basit cinsel istismar suçunu oluşturduğu ve sanığın 5237 sayılı Kanun'un 103/1. ve 103/4. maddeleri gereğince 61. madde de nazara alınmak suretiyle alt sınırdan ayrılarak cezalandırılması gerektiği gözetilmeden suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafilerinin, katılan mağdure vekilinin ve katılan Bakanlık vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 28.11.2023 tarihli ve 2023/2254 Esas, 2023/2035 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, açıklanan gerekçe içeriğine göre Tebliğname’ye aykırı olarak, üye …'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca Balıkesir 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
02.07.2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Daire çoğunluğunca suça sürüklenen çocuk hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan hükmün bozulmasına karar verilmiş ise de;
Katılan mağdurun aşamalardaki samimi ve istikrarlı beyanlarında olay tarihinde sanığın kızıyla "düğüncülük oyunu" oynadıkları sırada bu oyunun gerçeğini oynayalım deyip kendisini yatak odasına götürdüğünü ve eşofmanını indirerek anal bölgesini yalayıp daha sonra cinsel organına tükürerek poposuna birkaç defa soktuğunu, poposunun acıdığını, acıyor diyerek sanığı ittirdiğini, olaydan sonra birkaç gün kakasını yapmakta zorlandığını bildirdiği anlaşılmaktadır.
Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğin ortaya çıkartılmasıdır. Hukuk yargılamasından farklı olarak ceza yargılamasında vicdani delil sistemi geçerli olup maddi vakıa her türlü delille ispatlanabilir. Suç mağdurları aynı zamanda eylemin birinci dereceden tanığı konumunda olup beyanları maddi vakıanın ispatlanması açısından önemli bir delil kabul edilmektedir. Mağdur beyanından başka delil bulunmadığı durumlarda mağdur beyanı tek başına yeterli görülerek suçun ispatlanması mümkündür. Bunun için mağdur beyanının kendi içinde tutarlı olup olmadığı, mantık çelişkisi içerip içermediği, aşamalardaki beyanların birbiriyle tutarlı olup olmadığı, mağdur ile sanığın önceye dayalı husumeti bulunup bulunmadığı, mağdurun yaş küçüklüğü veya akıl zayıflığı nedeniyle olayları kavramada ve ifade etmede bir engelinin bulunup bulunmadığı gibi bir takım kriterlere göre değerlendirilerek şayet mağdurun anlatımları tutarlı, samimi ve inandırıcı ise sübuta esas alınarak fail hakkında mahkumiyete yeterli delil kabul edilmektedir. Nitekim somut olayda sanık baştan itibaren suçlamayı kabul etmediği ve başkaca delil de bulunmadığı halde mağdurun anlatımları istikrarlı, samimi ve inandırıcı kabul edilerek ilk derece mahkemesince mahkumiyete dayanak yapılmıştır. Dairemizce de eylemin sübutunda problem görülmemiştir. Daire çoğunluğu ile aramızdaki ihtilaf eylemin gerçekleşme şekline ve suçun vasfına yöneliktir.
Mağdur baştan itibaren samimi ve tutarlı anlatımlarında sanığın anal bölgesini yalayıp daha sonra cinsel organına tükürerek poposuna birkaç defa soktuğunu, poposunun acıdığını, acıyor diyerek sanığı ittirdiğini anlattığı halde, daire çoğunluğunca mağdurun ifadesi bölünerek cinsel istismarın varlığı kabul edilip eylemin organ sokmak suretiyle gerçekleştiği hususunun kabul edilmemesi kendi içinde çelişkili bir durum oluşturmaktadır. Mağdur beyanının bir kısmını doğrulayan bir kısmını ise çürüten delillerin bulunması halinde beyanın bölünerek itibar edilen kısmın hükme esas alınması mümkün ise de somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir. Zira mağdur hakkında düzenlenen 23.08.2023 tarihli adli muayene raporunda mağdurda fiili livatanın izlerinin bulunmadığı belirtilmiş ise de aynı raporda olayın üzerinden geçen süre ve anal bölgenin kanlanması vb. durumlar nedeniyle anal bölgede iz kalmamasının mümkün olduğu belirtilmiş olup, özellikle anal bölgeye yönelik organ sokma eylemlerinde kayganlaştırıcı madde kullanılması halinde fiili livata bulgusunun oluşmayabileceği tıbben bilindiğinden ve mağdurun anlatımına göre sanığın hem anal bölgesini yalaması hemde kendi cinsel organına tükürük sürmesi söz konusu olup olaydan iki ay kadar sonra alınan raporda fiili livatanın maddi bulgularının çıkmaması mümkündür. Buna göre organ sokmaya ilişkin mağdur anlatımının bilimsel delillerle çürütülmesi söz konusu olmadığından beyanına bu yönüyle de itibar edilmesi gerekmektedir.
Anlatılan nedenlerle sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan hükmün onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan bozma yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2024/6902, K. 2024/9386Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2024/971 E., 2024/550 K.
SUÇ : Nitelikli cinsel saldırı
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen karar temyiz edilmekle dosya incelendi, sanık müdafinin duruşmalı inceleme talebinin, İlk Derece Mahkemesinde silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkesi doğrultusunda savunmaya yeterli imkânın sağlanması ve bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunmayı kullanabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 299/1. maddesi uyarınca takdiren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık hakkında nitelikli cinsel saldırı işlediği iddiası ile açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, Yalvaç Ağır Ceza Mahkemesinin kararı ile, sanığın, olay tarihinde sanığın cinsel organını mağdurun vajinasına zorla soktuğu şeklinde gerçekleştirdiği kabul edilen eylemle ilgili mevcut delillerin değerlendirilmesi neticesinde nitelikli cinsel saldırı suçundan, mahkumiyetine dair verilen kararın istinaf edilmesi üzerine, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin kararı ile istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık Müdafinin Temyiz İstemi
Mağdure ve sanığın 9 yıldır birlikte yaşadıklarına, mağdurenin mahkeme aşamasındaki cinsel birlikteliğin rızası ile olduğuna dair beyanda bulunduğuna, sanığın eylemini zor kullanmak suretiyle gerçekleştirdiğine dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığına, sanık hakkında verilen mahkumiyet kararının bozulmasına ve sanığın tahliyesine karar verilmesi ile dilekçesinde belirttiği diğer hususlara yöneliktir.
III. GEREKÇE
Mağdurenin kovuşturma aşamasında cinsel birlikteliğin rızası ile olduğuna ve sonrasında sanık ile aralarında tartışma çıktığına dair beyanı, sanığın cinsel ilişkinin rıza ile olduğuna dair savunması ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında; sanığın eylemini zor kullanmak suretiyle gerçekleştirdiğine dair mağdurenin aşamalarda çelişen soyut beyanları dışında cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek sanığın müsnet suçtan beraati yerine, mahkûmiyetine karar verilmesinin dosya kapsamıyla çeliştiği anlaşılmakla sanık hakkında kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi görüldüğünden Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2.maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak BOZULMASINA, bozma sebebine göre sanığın TAHLİYESİNE, başka suçtan tutuklu veya hükümlü olmadığı takdirde derhal salıverilmesinin ilgili yerlere en seri şekilde bildirilmesi için müzekkere yazılmasına,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca Yalvaç Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
04.11.2024 tarihinde karar verildi.
Tıp biliminin verileriyle açıkça çelişen mağdur beyanı mahkûmiyet hükmüne esas alınamaz. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2023/9983, K. 2024/289 sayılı ve oybirliğiyle verilen kararında mağdurenin çelişkili ifadelerini ve tıbbi raporun içeriğini birlikte ele alarak organ sokma suretiyle nitelikli cinsel istismar için yeterli kesin delil bulunmadığına ve mahkûmiyet hükmünün hukuka aykırı olduğuna hükmetmiştir. Tıbbi bulgunun sonuca nasıl yansıyacağı ise her davada mağdurenin yaşı, beyanın içeriği ve dosyanın bütünü gibi unsurlarla birlikte ele alınmaktadır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2023/9983, K. 2024/289Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
…
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2023/159 E., 2023/493 K.
KATILAN MAĞDURE : …
SUÇ : Çocuğun nitelikli cinsel istismarı
HÜKÜM : Mahkumiyet
TEMYİZ EDENLER : Katılan Bakanlık vekili, sanık müdafii
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kısmi ret, kısmi onama
Katılan Bakanlık vekilinin temyiz istemi yönünden; usulüne uygun şekilde tebliğ edilen karara karşı temyiz sebebi içermeyen dilekçe ile temyiz isteminde bulunduğu belirlenmiştir.
Sanık müdafiinin temyiz istemi yönünden; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ-OLAY VE OLGULAR
1. Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 11.04.2017 tarihli ve 2017/64 Esas, 2017/91 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 103 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile 43 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
2. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 03.07.2017 tarihli ve 2017/1380 Esas, 2017/1417 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
3. Ankara Bölge Adliyesi Mahkemesi 17. Ceza Dairesi kararının sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 27.03.2018 tarihli ve 2017/8857 Esas, 2018/2218 Karar sayılı kararı ile eylemin çocuğun cinsel istismarı suçu kapsamında kalması nedeniyle bozulmasına ve dava dosyasının 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 07.09.2018 tarihli ve 2018/1444 Esas, 2018/1378 Karar sayılı kararı ile direnilerek sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
5. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 07.09.2018 tarihli ve 2018/1444 Esas, 2018/1378 Karar sayılı kararı ile direnilmesi üzerine 5271 sayılı Kanun'un 308 inci maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin, 23.12.2019 tarihli ve 2019/6923 Esas, 2019/13500 Karar sayılı kararı ile direnme nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle dava dosyası, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmiştir.
6. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.10.2022 tarihli ve 2020/14-26 Esas, 2022/612 Karar sayılı ilamıyla Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince 5237 sayılı Kanun'nun 61 inci maddesine göre yeniden hükümler kurulması gerektiğinin ve esastan ret kararı verilmesinin yeterli olmadığının gözetilmemesi gerekçesiyle hükmün bozulmasına ve dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
7. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 05.04.2023 tarihli ve 2023/159 Esas, 2023/493 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile 43 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi
Mağdure beyanı ile alınan rapor arasında çelişkiler bulunduğuna, mağdurenin çelişkili beyanı dışında delil bulunmadığına, sanığın cezalandırılmasına yeter somut, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığına ilişkindir.
III. GEREKÇE
A. Katılan Bakanlık Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden
5271 sayılı Kanun'un 294 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.” şeklindeki düzenleme de gözetilerek yapılan değerlendirmede, katılan Bakanlık vekilinin temyiz dilekçesinde herhangi bir temyiz sebebi göstermediği anlaşıldığından, vaki temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir.
B. Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Yönünden
Suç tarihi dönemde on dört yaş içinde olan mağdurenin aşamalardaki çelişkili ifadeleri, düzenlenen doktor raporunda hymen, anüler, ince kenarlı olup serbest kenarlarında nedbe dokusu izlenmediği, fevhası 3,5-4 cm. açıklığında olup yırtılmaksızın ereksiyon halinde penis ya da benzer cesamette cismin duhulüne müsait bulunduğu ve anal mukoza ve sfinkter tonusu doğal bulunduğu, livataya maruz kalıp kalmadığının tespitine tıbben imkan bulunmadığı bildirilmesi ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, sanığın mağdureye organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel istismarda bulunduğu hususunda her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmayıp, mevcut haliyle eylemlerinin çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu gözetilerek karar verilmesi gerekirken suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan mahkumiyet hükmü kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
A. Katılan Bakanlık Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden
Gerekçenin (A) bölümünde açıklanan nedenle katılan Bakanlık vekilinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B. Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Yönünden
Gerekçenin (B) bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 05.04.2023 tarihli ve 2023/159 Esas, 2023/493 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
15.01.2024 tarihinde karar verildi.
…
Ceza mahkûmiyeti için suçun hiçbir şüpheye yer vermeyen bir kesinlikle ispatlanmış olması gerekir. Gerçekleşme biçimi tam olarak aydınlatılamamış olaylar sanık aleyhine yorumlanamaz; yargılama sürecinde toplanan delillerin bir kısmı göz ardı edilerek ulaşılan olası kanı mahkûmiyet için yeterli değildir. Şüphe sanık lehine değerlendirilir. Ceza Genel Kurulu, E. 2022/399, K. 2023/264 sayılı kararında mağdurenin farklı aşamalardaki çelişkili anlatımları ve sanığın istikrarlı inkârı birlikte değerlendirildiğinde cinsel saldırı iddiasının şüphede kaldığını ve şüphenin sanık lehine yorumlanması gerektiğini oy çokluğuyla kabul etmiştir; sekiz üye ise eylemin sabit olduğu yönünde karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2022/399, K. 2023/264Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Cinsel saldırı suçundan sanık …’in beraatine ilişkin … 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.10.2013 tarihli ve 501-363 sayılı hükmün, mağdure vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 23.09.2019 tarih ve 1156-11003 sayı ile; "Katılanın aşamalardaki ifadeleri ile iddiayı doğrular mahiyetteki 13.06.2011 tarihli genital muayene raporu, savunma ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında olay gecesi sanığın, evde birlikte alkol aldığı katılanın kıyafetlerini zorla çıkartarak parmağını vajinasına soktuğu anlaşıldığından, mevcut hâliyle eyleminin nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturduğu gözetilip ek savunma hakkı verilmek suretiyle bu suçtan mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken, oluşa uygun düşmeyen yazılı gerekçeyle beraatine hükmedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmadan sonra yargılama yapan Yerel Mahkemece 17.09.2020 tarih ve 534-352 sayı ile sanık hakkında nitelikli cinsel saldırı suçundan TCK’nın 102/2, 62, 53. maddeleri uyarınca 5 yıl 10 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, bu hükmün de sanık müdafisi ve katılan … Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 03.11.2021 tarih ve 19957-8829 sayı ile; "Mağdurenin aşamalardaki çelişkili beyanları, iddiaları desteklemeyen tanık ifadeleri, intikalden sekiz gün sonra düzenlenen genital muayene raporu ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, sanığın anılan suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 30.12.2021 tarih ve 118733 sayı ile; "…İddianame mağdurun soruşturma aşamasında verdiği ifadeye dayanılarak düzenlenmiş olup mağdurun anlatımı ile bire bir örtüşmektedir. Mağdur aşamalarda verdiği diğer ifadelerinde de benzer şekilde anlatımlarda bulunmuş olup, anlatımlar arasında uyumsuzluk yoktur.Sanık aşamalardaki savunmalarında mağduru darp ettiğini kabul etmekle birlikte cinsel saldırı da bulunmadığını savunmuştur.Olayın kısmen tanığı olan … olayın başlangıcına,
… ise hemen sonrasına dair tanıklıkta bulunmuş olup, cinsel saldırı anına ilişkin ise sanık … mağdurun anlatımları dışında bir tanık ifadesi yoktur.
Mağdurun … Devlet Hastanesinde düzenlenen 05/06/2021 tarihli adli raporunda darp sonucu sağ orbitada hematom, sağ servkalde ekimoz, sol ayakta hassasiyet, sağ memede ısırığa bağlı diş izleri, karında travmaya bağlı hassasiyet bulunduğunu bildirildiği, … Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 05/07/2011 tarihli raporu ile bu yaralanmaların kişi üzerindeki etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek düzeyde olduğunun bildirildiği anlaşılmıştır.
Mağdurun olay günü eskiden arkadaşlık ettiği sanıkla buluştuğu sanığın evinde onunla birlikte alkol aldığı, daha sonra ayrı yaşadıkları dönemde mağdurun arkadaşlık ettiği başka bir erkek yüzünden tartıştıkları ve mağduru bu nedenle darp ettiği tanık …'ın anlatımı ile sabittir. Keza olay sonrası üzerinde sanığın tişört ve eşofmanı olduğu halde yaralı bir şekilde tanık …'in evine sığınan mağdurun, sanığı getirdiği kendi kıyafetlerini burada giyerek evden ayrıldığı, akabinde polise giderek şikayetçi olduğu da sabittir. Mağdurun tutarlı anlatımlarında; tanık …'ın evden ayrılmasını müteakip sanığın darbın etkisi ile direncinin kırılmasından faydalanarak, kıyafetlerini çıkarıp kendisi ile cinsel ilişkiye girmeye çalıştığını, ereksiyon olamayınca parmaklarını cinsel organına sokarak cinsel saldırı da bulunduğunu, sanığı cinsel ilişkiye gireceğini söyleyerek sakinleştirdiğini, lavaboya gitmek için müsaade aldığını ve sanığın kıyafetlerini giyerek kapıdan çıkıp aynı apartmanda oturan tanık …'nin kapısını çaldığını beyan ettiği, bu beyanın olayın olayın öncesine ve sonrasına tanık olan … ve …'nin anlatımı ile de uyuştuğu, buna göre;
Mağdurun vücudundaki darp izlerinin olay öncesinde gerçekleşmesi mümkünse de memesindeki diş izi, mağdurun kıyafetlerini alamdan sanığın çıkardığı kıyafetleri giyerek evden kaçmış olması, sanığın daha sonra …'in evine mağdurun kıyafetlerini getirmesi, mağdurun sutyeninin de olaydan sonra sanığın evinden kollukça teslim alınması, mağdurun sanığa suç atfında bulunmasını gerektirecek düzeyde taraflar arasında bir husumetin bulunmaması gözetildiğinde mağdurun beyanına itibar edilmesi gerektiği, sanığa atılı suçun bu nedenle sabit olduğu düşüncesine varılmış ve Yüksek Daire'nin bozma kararına itiraz etmek gerekmiştir…" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 15.06.2022 tarih ve 29024-6133 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
Sanık hakkında mağdureye yönelik kasten yaralama suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı itiraz edilmeden, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen beraat kararı ise Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanığın mağdureye yönelik cinsel saldırı suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın mağdureye yönelik eyleminin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
05.06.2011 tarihinde … Devlet Hastanesince mağdure hakkında düzenlenen genel adli muayene raporunda; darp sonucu sağ orbitada hematom, sağ servikalde ekimoz, sol ayakta ve karında travmaya hassasiyet, sağ memede ısırığa bağlı diş izlerinin bulunduğunun mütalaa edildiği,
05.06.2011 tarihinde … Devlet Hastanesinde görevli genel cerrahi uzmanınca sanık hakkında düzenlenen raporda; sırtında 1 adet 6-7 cm boyutunda yüzeysel sıyrık bulunduğunun bildirildiği,
10.06.2011 tarihinde … Devlet Hastanesinde görevli kadın hastalıkları ve doğum uzmanının raporunda; hymenin saat 6 hizasında deflore olduğu, erken (kızlık zarının) bozulmayı gösteren bir bulguya rastlanılmadığı, vajinal yıkama örneğinde sperm örneğine rastlanılmadığı bilgilerine yer verildiği,
05.07.2011 tarihinde … Adli Tıp Şube Müdürlüğünce mağdure hakkında düzenlenen rapora göre; mevcut rapor bulgularına istinaden yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olduğu,
06.07.2011 tarihinde saat 07.15’te kolluk görevlilerince düzenlenen tutanağa göre; sanığın, ikametindeki mağdureye ait olan kol saati, telefon bataryası ve sutyeni kolluk görevlilerine teslim ettiği,
11.08.2011 tarihinde … … Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesince mağdure hakkında düzenlenen raporda; akut stres bozukluğu tanısıyla mağdurenin ruh sağlığının etkilendiğinin mütalaa edildiği,
31.10.2012 tarihinde 6. Adli Tıp İhtisas Kurulunca mağdure hakkında düzenlenen rapora göre; mağduru bulunduğu olay nedeniyle ruh sağlığının bozulmadığı,
09.06.2011 havale tarihli mağdure tarafından sunulan beyan dilekçesinde; sanığın parmağını ve elini cinsel organına sokarak zarar verdiği bilgisinin yer aldığı,
Anlaşılmaktadır.
Mağdure … kollukta; yaklaşık 2 yıldır sanıkla arkadaş olduğunu ancak aralarında cinsel ilişki yaşanmadığını, olay günü saat 16.00 sıralarında sanığın, kendisini evine muhabbet etme amaçlı olarak çağırdığını, eve gittiğinde tanık …'ın da evde bulunduğunu gördüğünü, ilerleyen saatlerde içki içtiklerini, kendisiyle evlenmek istediğini söyleyen sanığın birlikte olmak istediğini, teklifi kabul etmemesi üzerine sanığın kendisine saldırdığını, kıyafetlerini çıkartıp çıplak bıraktığını, memesini ısırdığını ancak sanığa karşı koyması üzerine cinsel ilişkiye giremediğini, sanığın önce "Seni hastaneye götüreyim mi?" dediğini ancak daha sonra "Hastaneye götüreyim de oradan etrafındakilere söyleyip kaçacaksın değil mi!" dediğini, kendisinin lavaboya giderken evin dış kapısının kilitli olmadığını görmesi üzerine kapıyı açıp merdivenlerden inmeye başladığını, apartmandaki tüm kapıların zillerine bastığını, sanığın ise peşinden geldiğini, apartmanda 50 yaşında bir adam ile bir kadının kapıyı açtığını, onlara "Beni kurtarın. Beni dövecek. Beni ona vermeyin." dediğini, sanığın ise "Para ile geldi. Parada anlaşamadık. O yüzden böyle yapıyor." diyerek onu oradan almaya çalıştığını, apartmandaki çiftin taksi çağırdığını, sanığın bu esnada kendisine "Sakın polise gitme. Benim ailem ordu mensubu eline bir şey geçmez. Seni mahvederim. Sen yaptığınla kalırsın." diyerek tehdit ettiğini, sanığa polise gitmeyeceğini söyleyerek gelen taksiye bindiğini ve doktor raporu alarak olayı polise intikal ettirdiğini, tanık …'ın kendisine bir şey yapmadığını, sanığın eylemlerine de yardım etmediğini, sadece bayıldığında ayılırken … ve sanığın, kendisini tutarak yatırmaya götürdüklerini gördüğünü, şikâyetçi olduğunu,
Savcılıkta; kollukta verdiği ifadesinin doğru olduğunu ancak eksik yazıldığını, yine tanık …'ın vermiş olduğu ifadesinin doğru ama eksik olduğunu, sanığın evindeyken saat 15:00-16:00 civarında …’ın yanlarına geldiğini, birlikte bira içtiklerini, ayrıldıkları dönemde kendisinin başka sevgilisi olmasını sanığın sorun yaptığını, başının ağrıması üzerine sanığın odasına giderek uzandığını, sanığın yanına gelerek yüzüne vurduğunu, televizyonun kumandasını başının arkasına vurarak kumandayı kırdığını, başına aldığı darbe sonucu bayıldığını, …’ın yanında kendisine tokat atıp karnına vuran sanığın, gözünün şişmeye başlaması üzerine …'a "Bunu doktora götürelim." dediğini ancak fikir değiştirdiğini, "Kaçarsın. Polise şikayet edersin. Doktora götürmem." diyerek gözüne buz torbası koyduğunu, kendisinin …’a evden gitmemesi için yalvardığını, sanığın gözüne buz uygulaması yaparken hâlen tokat atmaya devam ettiğini, arbedede evin dağıldığını, sanığın …’a evi toplattırdığını ve sonrasında …’ın evden gittiğini, sanığın zorla giysilerini çıkarttığını, hâlsiz olduğu için sanığı engelleyemediğini, sanığın ise alt giysisini çıkarttığını, penisini zorla kendisinin vajinasına sokmaya çalıştığını ancak penisi erekte olmadığından sokamadığını, bunun üzerine sanığın parmaklarını vajinasına soktuğunu, memesini ısırdığını, sanığın elinden kurtulamayacağını anlayınca sanığa "Tamam seninle beraber olmayı kabul ediyorum ancak elimi yüzümü yıkayıp geleyim." dediğini, sanığa ait kıyafetleri giydiğini, ev kapısının kilitli olmadığını görünce açıp apartmandaki kapıların zillerine bastığını, kapıyı açan şahıslardan polisi çağırmalarını istediğini ancak onların polisi çağırmak yerine taksi çağırdıklarını, olay öncesinde bakire olmadığını, olay öncesinde sanıkla cinsel ilişki yaşamadığını, sanığın penisinin sertleşmemesi üzerine cinsel birliktelik gerçekleşmeyince sanığın, kendisine "Ben toparlanacağım, seni mutlaka bugün hamile bırakacağım. Hiçbir yere gidemeyeceksin." dediğini, sanığın …’ı evden gönderdikten sonra kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu,
Bozma öncesi Mahkemede farklı ve ek olarak: kendisinin …'dan ısrarla evden gitmemesini istemesine rağmen …’ın evden gittiğini ancak sanığın kendisinin kolundan tutmasından dolayı … ile birlikte evden çıkamadığını, sanıkla daha öncesinde cinsel ilişkiye girdiklerini ve utandığı için önce verdiği beyanlarda bunu söyleyemediğini,
Bozma sonrası istinabe yoluyla alınan beyanında; sanığın ve sanığın ailesinin kendisinden özür dilediklerini, alkol etkisiyle böyle bir olayın yaşandığını söylediklerini ve bu nedenle kendisinin sanıktan şikâyetçi olmadığını,
Tanık … aşamalarda; olay günü sanığın evine gittiğini, sanık … mağdureyle birlikte oturduklarını, sanık … mağdurenin sarhoş olduklarını, bir süre birlikte oturup sohbet ettiklerini, daha sonra mağdurenin yatmak istediğini söylemesi üzerine sanığın mağdureyi odasına götürdüğünü, sanık … mağdurenin içeride yüksek sesli konuştuklarını, hatta sanığın mağdureye "Bu saatte …'ya gidemeyiz." dediğini, 3-4 dakika sonra sanığın seslenerek kendisini çağırdığını, odaya gittiğinde mağdurenin yerde hâlsiz bir şekilde yattığını gördüğünü, sanıkla birlikte mağdureyi yerden kaldırdıklarını, mağdurenin elinde cep telefonu varken sanığın telefona vurduğunu, sanığın elinin mağdurenin gözüne isabet ettiğini, araya girerek onları sakinleştirdiğini, mağdurenin sanıktan kahve yapmasını istediğini, sanık … mağdurenin birbirlerini öperek barışmaları üzerine kendisinin evden ayrıldığını, evden çıkarken mağdurenin kendisine bir şey söylemediğini ve sanığın da mağdureye gitmemesi yönünde engel olmadığını,
Tanık … aşamalarda; sanıkla komşu olduklarını, saat 00.15 sıralarında kapının çaldığını, kapıyı açtıklarında mağdurenin bir şey söylemeden evin içerisine girdiğini ve apartman merdivenlerini işaret ederek "Bu dövüyor." dediğini, o sırada yukarıda olan sanığın "Benim." diye seslendiğini, mağdurenin, kendisinden polisi aramasını istediğini ancak polisi aramadığını, daha sonra mağdurenin sanıktan kıyafetlerini istediğini ve sanığın mağdureye ait kıyafetleri evden alarak getirdiğini, mağdurenin içeri odaya giderek kıyafetlerini değiştirdiğini, mağdurenin çok rahat tavırları olduğunu, sanığa olayı sorduğunu, sanığın "Biz içtik. Biraz tartıştık. Kavga ettik." şeklinde cevap verdiğini, sanığın mağdureye taksi çağırdığını, sanığın mağdureye "Paralı kadınlardandır." , "Benim ailemde asker var.Bir yere gidemezsin. Polise gidemezsin." demediğini,
Beyan etmişlerdir.
Sanık … kollukta; mağdurenin 2 yıldır kız arkadaşı olduğunu ve geçen yıl mağdurenin isteğiyle cinsel ilişkiye girdiklerini, mağdurenin telefonla kendisini arayarak evine gelmek istediğini söyleyip eve geldiğini, mağdurenin eve geldiğinde terli olmasından dolayı kıyafetlerini çıkartarak kendisinin kıyafetlerini giyindiğini, birlikte içki içtiklerini ve mağdurenin rızasıyla seviştiklerini, cinsel ilişkiye girmediklerini, tanık …’ın da yanlarına geldiğini ve birlikte oturduklarını, sonrasında tuvalete gittiğini, çıktığında mağdurenin koridorda yattığını görmesi üzerine …’ı çağırdığını ve … ile birlikte mağdureyi odaya taşıdıklarını, mağdurenin eline cep telefonunu aldığını, mağdureye ne yaptığını sorduğunda mağdurenin "Aşkımı arıyorum. Sanane." demesi üzerine sinirlenerek cep telefonuna vurmak istediğini ancak elinin mağdurenin yanağına ve gözüne geldiğini, mağdurenin yüzüne buz uyguladığını, mağdurenin …’a iyi olduğunu söylediğini ve …’ın "Tartışmayın." diyerek evden ayrıldığını, mağdureyle barıştıklarını, sonrasında mağdurenin birden bağırarak evden çıkıp apartmanda bağırdığını, mağdurenin arkasından gitmediğini ancak kıyafetlerini verdiğini, mağdurenin memesindeki ısırığın sevişmelerinden kaynaklı oluşmuş olabileceğini,
Savcılıkta ve Mahkemede ek ve farklı olarak; suçlamaları kabul etmediğini, kollukta baskı altında olduğunu ve bu nedenle beyanlarında farklılık olabileceğini, babasının evde olduğunu, mağdurenin eve gelip kalmak istediğini hatta babasının da evden gitmesini istediğini, mağdurenin iki gün sonra eve geldiğini, iki gün önce mağdureyle birlikte yemek yerlerken mağdurenin kendisine cinsel ilişkiye girmek istediğini söylediğini, olay günü evde yalnız kaldıkları sırada mağdurenin ısrarı ile seviştiklerini ancak cinsel birliktelik yaşamadıklarını, daha sonra …’ın eve geldiğini, … yanlarındayken mağdureyle tartıştıklarını, tartışma sırasında mağdurenin cep telefonunu eline alarak, başka birini arayacağını ve eve çağıracağını söylediğini, hatta mağdurenin kendisine "Ben istediğime veririm. Seni ilgilendirmez. Sen kimsin. Beni gezdirmiyorsun. Bir araban bile yok." dediğini, bunun üzerine kendisinin sinirlenerek mağdurenin elindeki telefona vurmak istediğini ancak elinin mağdurenin gözüne denk geldiğini, ortalık sakinleşince …’ın evden ayrıldığını, mağdurenin "Ben sana göstereceğim. seni rezil edeceğim." diyerek kapıyı açıp apartmana çıktığını, mağdurenin yemekte ağlayarak, bakire olmadığı için kimsenin onunla evlenmeyeceğini söylediğini, mağdurenin anlattıklarının tamamen kurgudan ibaret olduğunu,
Savunmuştur.
V. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler
Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Mağdurenin kollukta özetle; olay günü sanığın evine muhabbet etmek amacıyla gittiğini, birlikte içki içtiklerini, sanığın evlenmek istediğini söyleyerek cinsel ilişkiye girmek istediğini, kendisinin kabul etmediğini, bunun üzerine sanığın saldırdığını, kıyafetlerini çıkartıp göğüslerini ısırdığını ancak sanığa karşı koyması üzerine sanığın cinsel ilişkiye giremediğini, tuvalete gideceğini söyleyerek ev kapısının açık olmasından faydalandığını ve apartmandaki komşuların kapılarının zillerine basarak yardım istediğini, bu sırada sanığın arkasından geldiğini, bir şahsın kapıyı açtığını, kendisinin içeriye girerek yardım istediğini ve çağrılan taksiyle olay yerinden ayrıldığını, Savcılıkta özetle; kollukta verdiği ifadesinin doğru olduğunu ancak eksik yazıldığını, sanığın evindeyken saat 15:00-16:00 civarında tanık …’ın yanlarına geldiğini, birlikte bira içtiklerini, sanığın, kendisinin ayrıldıkları dönemde başka sevgilisi olmasını sorun yaptığını, kendisinin başının ağrıması üzerine sanığın odasına giderek uzandığını, sanığın yanına gelerek yüzüne vurduğunu, televizyonun kumandasını başının arkasına vurarak kumandayı kırdığını, başına aldığı darbe sonucu bayıldığını, …’ın yanında kendisine tokat atıp karnına vuran sanığın, gözünün şişmeye başlaması üzerine …'a "Bunu doktora götürelim.” dediğini ancak fikir değiştirdiğini, "Kaçarsın. Polise şikayet edersin. Doktora götürmem." diyerek gözüne buz uygulaması yaptığını, kendisinin …’a evden gitmemesi için yalvardığını, sanığın gözüne buz uygularken hâlen tokat atmaya devam ettiğini, arbedede evin dağıldığını, sanığın …’a evi toplattırdığını ve sonrasında …’ın evden gittiğini, sanığın zorla giysilerini çıkarttığını, hâlsiz olduğu için sanığı engelleyemediğini, alt giysisini çıkartan sanığın penisini zorla vajinasına sokmaya çalıştığını ancak penisi erekte olmadığından sokamadığını, bunun üzerine sanığın parmaklarını vajinasına soktuğunu, memesini ısırdığını, sanığın elinden kurtulamayacağımı anlayınca sanığa "Tamam seninle beraber olmayı kabul ediyorum ancak elimi yüzümü yıkayıp geleyim." dediğini, sanığa ait kıyafetleri giydiğini, ev kapısının kilitli olmadığını görünce açıp apartmandaki kapıların zillerine bastığını, kapıyı açan şahıslardan polisi çağırmalarını istediğini ancak onların polisi çağırmak yerine taksi çağırdıklarını, olay öncesinde bakire olmadığını ve sanıkla cinsel ilişkiye girmediğini, sanığın penisinin sertleşmemesi üzerine cinsel birliktelik gerçekleşmeyince sanığın, kendisine "Ben toparlanacağım, seni mutlaka bugün hamile bırakacağım. Hiçbir yere gidemeyeceksin." dediğini, bozma öncesi Mahkemede farklı ve ek olarak; kendisinin …'dan ısrarla evden gitmemesini istemesine rağmen …’ın evden gittiğini ancak sanığın kendisinin kolundan tutmasından dolayı … ile birlikte evden çıkamadığını, sanıkla daha öncesinde cinsel ilişkiye girdiklerini ve utandığı için önce verdiği beyanlarda bunu söyleyemediğini iddia ettiği, sanığın aşamalarda özetle suçlamaları kabul etmediğini, mağdureyle rıza dahilinde cinsel ilişkiye varmayacak boyutta seviştiklerini, mağdurenin eski sevgilileriyle ilgili sözlerine sinirlenip ona vurduğunu ancak kesinlikle cinsel saldırı eylemini gerçekleştirmediğini savunduğu anlaşılan olayda;
Mağdurenin olayın ilk intikalinde kolluk beyanında sanığın cinsel bir davranışından bahsetmeyip 09.06.2011 tarihli dilekçesiyle sanığın parmağını cinsel organına soktuğunu belirtmesi, mağdurenin kolluk beyanında sanığın evlenme isteğinde bulunduğunu ancak kendisinin bu teklifi kabul etmemesi üzerine kendisine saldırdığını beyan etmesine karşın, savcılıkta alınan beyanında sanığın önce eski sevgili meselesinden dolayı kendisine sinirlenerek vurduğunu daha sonra saldırdığını belirtmesi ile sanıkla cinsel ilişki yaşamadıklarına ilişkin beyanlarından mahkemede dönerek daha önce cinsel ilişkiye girdiklerini söyleyerek çelişkili beyanlarda bulunması, tanık …'ın beyanlarının sanığın savunmalarını desteklemesi yine tanık …'in herhangi bir cinsel saldırıya uğradığından bahsetmeyen ve sadece sanık tarafından darp edildiğini beyan eden mağdurenin yardım istedikten sonra rahat tavırlar sergilediğini belirtmesi, sanığın da aşamalarda istikrarlı bir biçimde suçlamaları kabul etmemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın katılan mağdureye yönelik cinsel saldırı eylemi gerçekleştirdiği iddiasının şüphede kalması ve bu şüphenin de sanık lehine yorumlanması gerektiğinden, sanığın mağdureye yönelik eyleminin sabit olmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurul Üyesi …; "(Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 23.09.2019 tarih ve 1156-11003 sayılı kararında belirtildiği gibi katılanın aşamalardaki ifadeleri ile iddiayı doğrular mahiyetteki 13.06.2011 tarihli genital muayene raporu, savunma ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında olay gecesi sanığın, evde birlikte alkol aldığı katılanın kıyafetlerini zorla çıkartarak parmağını vajinasına soktuğu anlaşıldığından, mevcut hâliyle eyleminin nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturduğu bu nedenle cinsel saldırı suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun kararına iştirak edilmemiştir.",
Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; sanığın mağdureye yönelik eyleminin sabit olduğu düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.05.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Öte yandan eksik soruşturma söz konusu olduğunda yalnız mahkûmiyet değil beraat kararı da verilemez; maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacı her iki yönde de geçerlidir.
Şikâyet Koşulu ve Suça Göre Farklılıklar
TCK m. 102/1 kapsamındaki basit cinsel saldırı ile sarkıntılık düzeyinde kalan eylemler, mağdurun şikâyetine bağlı olarak kovuşturulur. Vücuda organ veya sair cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilen eylem (TCK m. 102/2) eşe karşı işlendiğinde soruşturma ve kovuşturma mağdurun şikâyetine bağlıdır; bu hüküm yalnızca eşe karşı işlenme hâlini kapsamaktadır. TCK m. 104/1'de düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçunda şikâyet koşulu benimsenmiştir. Suçun mağdurla arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesi (TCK m. 104/2) ya da evlat edinme öncesi bakım veya koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi tarafından işlenmesi (TCK m. 104/3) hâllerinde şikâyet aranmaksızın ceza verilir. Cinsel taciz suçunda (TCK m. 105) kovuşturma kural olarak mağdurun şikâyetine bağlıdır. Çocuğun cinsel istismarı suçunda (TCK m. 103) ise yalnızca sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun faili çocuk olduğunda soruşturma ve kovuşturma mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır; bu şikâyet koşulu yalnız bu hâle özgüdür ve diğer istismar biçimlerine uygulanmaz.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 102Kaynağı aç
18/6/2014-6545/58 md.)
(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin
vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan
on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık
düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle
gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına
hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın
yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.
(3) Suçun;
a) Beden veya ruh bakımından kendisini
savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye
kullanılmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan
bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya
evlatlık tarafından,
d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,
e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu
ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı
oranında artırılır.
(4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama
suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna
ilişkin hükümler uygulanır.
(5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde,
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.
Çocukların cinsel istismarı
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 103Kaynağı aç
(1) (Yeniden düzenlenen birinci ve ikinci cümle: 24/11/2016-6763/13
md.) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde
kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (Ek
cümle: 24/11/2016-6763/13 md.) Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması
hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş
yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması
hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin
şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden; [48]
a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin
hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı
gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen
başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
anlaşılır.
(2) (Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/13 md.) Cinsel istismarın
vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi
durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.
Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz
yıldan az olamaz.
(3) Suçun;
a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu
ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan
bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen
tarafından,
d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti
veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,
e) Kamu görevinin veya hizmet
ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında
artırılır.
(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı
cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak
suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza
yarı oranında artırılır.
(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama
suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna
ilişkin hükümler uygulanır.
(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde,
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.
Reşit olmayanla cinsel ilişki
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 104Kaynağı aç
yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikayet üzerine, iki
yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.[49]
(2) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 23/11/2005 tarihli ve E: 2005/103, K:
2005/89 sayılı kararı ile; Yeniden düzenleme: 18/6/2014-6545/60 md.) Suçun
mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde,
şikâyet aranmaksızın, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) (Ek: 18/6/2014-6545/60 md.) Suçun, evlat edineceği çocuğun
evlat edinme öncesi bakımını üstlenen veya koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde
koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde,
şikâyet aranmaksızın ikinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.
Cinsel taciz
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 105Kaynağı aç
olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikayeti üzerine, üç aydan iki yıla
kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına fiilin çocuğa karşı işlenmesi
hâlinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.[50]
(2) (Değişik: 18/6/2014-6545/61
md.) Suçun;
a) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin ya da aile içi ilişkinin sağladığı
kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
b) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti
veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,
c) Aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
d) Posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan
faydalanmak suretiyle,
e) Teşhir suretiyle,
işlenmesi hâlinde yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında
artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden
ayrılmak zorunda kalmış ise verilecek ceza bir yıldan az olamaz.
YEDİNCİ BÖLÜM
Hürriyete Karşı Suçlar
Tehdit[51]
Şikâyetin ne zaman yapıldığı beyanın güvenilirliği değerlendirilirken göz önünde bulundurulan etkenlerden biridir. Bu konuda mevzuatta sabit bir rakamsal süre belirlenmemiş olmakla birlikte Yargıtay, şikâyetin makul bir zaman dilimi içinde kullanılıp kullanılmadığını somut olayın koşullarına göre değerlendirmektedir; makul sürenin olaydan olaya değişebileceği kabul edilmektedir. Ceza Genel Kurulu, E. 2022/231, K. 2024/270 sayılı kararında olayın adli mercilere yedi yıl sonra intikali, mağdurenin çelişkili beyanları ve sanığın aksi kanıtlanamayan savunması bir bütün olarak incelenmiş; sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunun sabit olmadığı şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca oy çokluğuyla kabul edilmiştir. Bu kararda Kurul Başkanı ve on bir üye karşı oy kullanmıştır. Gecikmiş şikâyet, diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanan bir unsurdur.
Mağdurun Yargılamada Dinlenme Usulü
Ceza Muhakemesi Kanunu mağdurun dinlenme biçimini özel hükümlerle güvence altına almıştır. Mağdurun tanık olarak dinlenmesi hâlinde yemin hariç tanıklığa ilişkin genel hükümler uygulanır (CMK m. 236/1). Suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş çocuk veya mağdur soruşturma ya da kovuşturmada kural olarak yalnızca bir kez dinlenebilir; maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için zorunluluk bulunan hâller bu kuralın dışındadır (CMK m. 236/2). Mağdur çocukların veya psikolojisi bozulmuş diğer mağdurların tanık sıfatıyla dinlenmesi sırasında psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişi bulundurulur (CMK m. 236/3). İfadesinin özel ortamda alınması gerektiği ya da şüpheli veya sanıkla yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilen çocuk veya mağdurların beyanları savcı ya da hâkim kararıyla özel ortamda uzmanlar aracılığıyla alınır (CMK m. 236/4).
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 236Kaynağı aç
tanıklığa ilişkin hükümler uygulanır.
(2) İşlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş çocuk veya mağdur, bu
suça ilişkin soruşturma veya kovuşturmada tanık olarak bir defa dinlenebilir.
Maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından zorunluluk arz eden haller
saklıdır.
(3) Mağdur çocukların veya işlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş
olan diğer mağdurun tanık olarak dinlenmesi sırasında psikoloji, psikiyatri,
tıp veya eğitim alanında uzman bir kişi bulundurulur. (Mülga
cümle:17/10/2019-7188/22 md.)
(4) (Ek:17/10/2019-7188/22 md.) Cumhuriyet savcısı veya hâkim
tarafından ifade ve beyanının özel ortamda alınması gerektiği ya da şüpheli
veya sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilen çocuk veya
mağdurların ifade ve beyanları özel ortamda uzmanlar aracılığıyla alınır.
(5) (Ek:17/10/2019-7188/22 md.) Türk Ceza Kanununun 103 üncü
maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olan çocukların
soruşturma evresindeki beyanları, bunlara yönelik hizmet veren merkezlerde
Cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınır. Mağdur çocuğun
beyan ve görüntüleri kayda alınır. Kovuşturma evresinde ise ancak, maddi
gerçeğin ortaya çıkarılması açısından mağdur çocuğun beyanının alınması veya
başkaca bir işlem yapılmasında zorunluluk bulunması hâlinde bu işlem, mahkeme
veya görevlendireceği naip hâkim tarafından bu merkezlerde uzmanlar
aracılığıyla yerine getirilir. Mağdur çocuk yargı çevresi ve mülkî sınırlara
bakılmaksızın en yakın merkeze götürülmek suretiyle bu fıkrada belirtilen
işlemler yerine getirilir.
(6) (Ek:17/10/2019-7188/22 md.) Türk Ceza Kanununun 102 nci
maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olanların soruşturma
evresindeki beyanları bakımından da beşinci fıkra hükmü uygulanır. Ancak, beyan
ve görüntülerin kayda alınmasında mağdurun rızası aranır.
(7) (Ek:17/10/2019-7188/22 md.) Beşinci ve altıncı fıkra
kapsamında alınan beyan ve görüntü kayıtları dava dosyasında saklanır, kimseye
verilmez ve gizliliği için gerekli tedbirler alınır.
(8) (Ek:17/10/2019-7188/22 md.)
Beşinci ve altıncı fıkra kapsamında alınan beyan ve görüntü kayıtları, yazılı
tutanağa dönüştürülür. Bu tutanak, talepte bulunan şüpheli, sanık, müdafii,
mağdur, vekil veya kanuni temsilciye verilir. Beyan ve görüntü kayıtları bu
kişilere soruşturma ve kovuşturma makamlarının gözetiminde gizliliği korunmak
suretiyle izletilebilir.
(9) (Ek:14/11/2024-7532/17
md.) Beşinci ve altıncı fıkrada
belirtilen merkezler, devlet üniversiteleri tarafından da kurulabilir.
İKİNCİ
KISIM
Kamu
Davasına Katılma
Kamu davasına katılma
TCK m. 103/2'de tanımlanan nitelikli cinsel istismar suçunun mağduru çocukların soruşturma evresindeki beyanları, bu mağdurlara yönelik hizmet veren merkezlerde Cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınır ve beyan ile görüntüler kayda alınır (CMK m. 236/5). Kovuşturma evresinde ise ancak maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından zorunluluk bulunan hâllerde mahkeme veya naip hâkim tarafından aynı merkezlerde uzman aracılığıyla işlem yapılabilir (CMK m. 236/5). TCK m. 102/2 kapsamında vücuda organ veya sair cisim sokulması suretiyle işlenen cinsel saldırı suçlarının mağdurları için de aynı merkez usulü geçerlidir; bu hâlde beyan ve görüntülerin kayda alınması mağdurun rızasına bağlıdır (CMK m. 236/6). Söz konusu beyan alma merkezleri devlet üniversiteleri tarafından da kurulabilir; bu düzenleme 14/11/2024 tarihli 7532 sayılı Kanun ile CMK m. 236'ya eklenmiştir (CMK m. 236/9).
İletişim Kayıtları ve Sanığın Tutumu
İletişim kayıtları ve mesaj içerikleri belirti delili türü olarak değerlendirilebilmektedir. Mağdurun kendisine yönelik suç işlendiğini sanığa iletmesine karşın sanığın bu suçlamayı reddetmemesi ya da herhangi bir tepki göstermemesi sanık aleyhine bir emare olarak kabul edilmektedir. Bu değerlendirme, dosyadaki diğer unsurlarla birlikte anlam kazanan bir olgudur. Ceza Genel Kurulu, E. 2022/353, K. 2025/462 sayılı kararında mağdurenin sanığı açık biçimde tecavüzle suçladığı ve sanığın bu iddialara karşı çıkmadığı konuşma içeriğini; savunmada öne sürülen alternatif yorumun konuşmanın bağlamıyla bağdaşmaması ile birlikte irdelemiş ve nitelikli cinsel saldırı suçunun sabit olduğunun kabulü gerektiğine hükmetmiştir.
Beyanın Sonradan Değiştirilmesi veya Geri Alınması
Bazı davalarda mağdur soruşturma aşamasındaki beyanını kovuşturma sürecinde değiştirmekte ya da geri almaktadır. Yargıtay bu durumu otomatik olarak ilk beyanın geçersizliği şeklinde yorumlamamakta; değişikliğin koşullarını ve ardındaki nedenleri titizlikle incelemektedir. Beyanların aşamalardaki tutarlılığı, olayın hemen yakınlara aktarılmış olması ve iftira için geçerli bir nedenin bulunmaması birlikte değerlendirilmektedir. Öte yandan kovuşturma aşamasında birlikteliğin rızayla gerçekleştiğine dair değişen beyan, sanığın tutarlı savunmasıyla birlikte ele alındığında, zor kullanımına dair önceki anlatımın delil değerini zayıflatabilmektedir; Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2024/6902, K. 2024/9386 sayılı kararında bu tür bir dosyada mahkûmiyet kararının dosyayla çeliştiğini saptamıştır.
Birden Fazla Mağdurun Bulunduğu Davalar
Birden fazla mağdurun bulunduğu davalarda her mağdurun beyanı birbirinin bağlamında incelenmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bir iş yeri davasında şu unsurları bir arada ele almıştır: mağdurların aşamalarda istikrarlı ve birbirini doğrular nitelikte beyanda bulunması, her mağdurun diğerine yönelik cinsel saldırıya ilişkin bilgisinin görgüye dayalı olması ve sanığın ileri sürdüğü husumet iddiasının başkaca bir delille desteklenmemesi. Bu unsurlar bütün olarak değerlendirildiğinde sanığın eyleminin sabit olduğunun kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır.
Yargıtay İçtihadından Dikkat Çeken Değerlendirmeler
Ceza Genel Kurulu, E. 2021/381, K. 2022/466 sayılı kararında aralarında önceden husumet bulunmayan mağdure ile sanık arasındaki davada şu unsurları bir bütün olarak değerlendirmiştir: mağdurenin iftira atmasını gerektirecek bir nedenin bulunmaması, beyanların soruşturma ve kovuşturma aşamalarında istikrarlı ve uyumlu olması, olayın derhal adli mercilere intikal ettirilmesi ve sanığın husumet nedenine dair aşamalarda çelişkili anlatımlarda bulunması. Bu değerlendirme sonucunda eylemin sabit olduğunun kabulü gerektiğine hükmedilmiştir; karar oy çokluğuyla alınmış, beş üye karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2013/97, K. 2013/331 sayılı kararında mağdurenin beyanlarının aşamalarda tutarlı ve istikrarlı olduğu, olaydan hemen sonra tanıklara aktarıldığı, iftira için geçerli bir nedenin bulunmadığı ve tanıkların beyanları doğruladığı unsurlarını birlikte değerlendirerek sanığın kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle cinsel saldırı suçunu işlediğinin kabulü gerektiği sonucuna ulaşmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2013/97, K. 2013/331Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Tebliğname : 2013/18
Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu
Mahkemesi : YARGITAY 14. Ceza Dairesi
Günü : 07.11.2012
Sayısı : 1-1
Sanık Y.E. hakkında cinsel taciz suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda eylemin kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanılmak suretiyle cinsel saldırı suçunu oluşturduğu kabul edilerek, 5237 sayılı TCK’nun 102/1-3-b-son, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Yargıtay 14. Ceza Dairesince verilen 07.11.2012 gün ve 1-1 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “onama” istemli 22.01.2013 gün ve 18 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanığa yüklenen kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle cinsel saldırı suçunun sabit olup olmadığı ve suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığın olay tarihi itibariyle, Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi olarak görev yaptığı,
Mağdure A. K.. 23.09.2009 tarihinde Bakırköy Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığına dilekçe vererek sanık hakkında kendisine cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla şikâyetçi olduğu,
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 24.11.2009 gün ve 6617 sayılı yazısı ile şikâyetin incelenmesi talimatı üzerine, 2802 sayılı Kanunun 82. maddesi uyarınca görevlendirilen Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı tarafından şikâyetçi ile tanıklar zabıt kâtibi İ. D.ve mübaşir D. D..ın dinlenilmesi ve ilgili dava dosyasının incelenmesi sonucunda soruşturma açılmasının uygun olacağı kanaati ile fezleke düzenlendiği,
Adalet Bakanı tarafından 30.03.2010 tarihli olurla sanık hakkında soruşturma açılmasına izin verildiği,
Soruşturma sonucunda düzenlenen 11.06.2010 tarihli fezlekede de uygun görüş bildirilmekle Adalet Bakanının 02.08.2010 gün ve 11186 sayılı oluruyla sanık hakkında kovuşturma yapılmasının gerekli görüldüğü,
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 31.08.2010 gün ve 23424-1367 sayılı iddianamesi üzerine İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesince 16.12.2010 gün ve 358-486 sayı ile sanık hakkında cinsel taciz suçundan son soruşturmanın açılmasına karar verildiği,
07.01.2010 tarihli dosya inceleme tutanak kapsamı ve eki duruşma zaptına göre, mağdure A. K..'nın Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/739 esas sayılı dosyasında, 15.09.2009 tarihli celsede tanık olarak dinlendiği, duruşma hâkimi olan sanığın, bu celsenin 4 nolu ara kararında mağdurenin UYAP üzerinde vukuatlı nüfus kaydının çıkartılmasına karar verildiği, zapta parantez içerisinde çıkartıldı şeklinde yazıldığı,
Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/739 esas sayılı dosyasında bulunan ve ifadelerde sanık tarafından mağdurenin okunmasına izin verildiği belirtilen 4 sayfadan ibaret el yazılı 15.09.2009 tarihli dilekçenin dosya içerisinde bulunduğu, incelenmesinde, hırsızlık suçunun sanığı olan N.S.. tarafından yazıldığı, suça konu bilgisayarları nasıl temin ettiği ve mağdure A. K..ile olan ilişkilerine ilişkin bilgilerin yer aldığı,
Mağdure A. K.. aşamalarda özetle; 15.09.2009 tarihinde sanığın hâkim olarak görev yaptığı Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/739 esas sayılı dosyasında tanık olarak dinlendiğini, kimlik bilgilerinin tespiti için nüfus cüzdanın istendiğini, duruşma sonunda UYAP sisteminde hata olduğu belirtilerek nüfus cüzdanının iade edilmediğini, ertesi gün gelip almasının söylendiğini, ısrarla fotokopisinin alınarak nüfus cüzdanının aslının iade edilmesini istemesine rağmen verilmeyerek alıkonulduğunu, bu olaya duruşmaya katılan Avukat M. Ö..'ın da tanık olduğunu, ertesi gün kimliğini almak için mahkemeye gittiğinde mübaşiri bulup kimliğini istediğini, mübaşirin kimliğinin hâkimde olduğunu söylemesi üzerine bu kez sanığın odasına girip kendisini tanıtarak kimliğini ondan istediğini, sanığın yakın ilgi göstererek oturmasını söylediğini, kabul edip misafir koltuğuna oturduğunu, sanığın tanıklık yaptığı dosyadan nüfus kayıt örneğini çıkartarak "Bak bakalım, doğru mu” dediğini, bakıp doğru olduğunu söylediğini, sanığın yine dosyadan çıkardığı 4-5 sayfa el yazılı dilekçeyi göstererek; "N..'la niye bu kadar didişiyorsunuz" dediğini, dilekçeyi okumak isteyince sanığın buna müsaade ettiğini, ayakta dilekçeyi okuduğu sırada sanığın yanına gelerek kolunu okşamaya başladığını ve; “Kadife gibi tenin var, çok tatlısın, ben çok beğendim bir kere dudağından öpebilir miyim, gıdığından öpebilir miyim” dediğini, yanağından öptüğünü, kollarından tutup sarılmak ve boynundan öpmek için de hamle yaptığını ancak kendini geriye çektiğini, kapıya yöneldiğini, sanığın; "dava sana bağlı, söyle, N..'a kaç yıl ceza vereyim, ne kadar yatmasını istersin" dediğini, "adalet neyi gerektiriyorsa onu yapın, ben anlamam" şeklinde cevap vermesi üzerine de bu kez; “ama sen çok güzel bir kızsın, bu çocuk çıkarsa seni rahat bırakmaz, senin gibi güzel bir kızın zarar görmesini istemem” şeklinde sözler sarf ettiğini, kimliğini alarak odadan hızla çıkıp gittiğini, sonrasında durumu ağlayarak Avukat M.. Ö.. ile M.N. Ö..'e anlattığını söylediği,
Tanık M. Ö.. özetle; bürosunda hırsızlık olduğunu, kendisine ve kızına ait bilgisayarların çalındığını, hırsızın sevgilisi olan mağdure A. K…’nın ihbarı üzerine eşyalarının bulunduğunu ve sanığın yakalandığını, daha sonra bu kişi hakkında Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığını, davanın 15.09.2009 tarihinde yapılan ilk duruşmasına müşteki olarak katıldığını, A.K..'nın da duruşmada tanık olarak dinlendiğini, ifadesi alınırken mağdurenin hüviyetini çıkartıp katibe verdiğini, duruşma sonunda adliyeden çıkacağı sırada mağdurenin yanına gelip; "kimliğim kaldı" dediğini, mübaşirden kimliğini istediğini, mübaşirin duruşma salonuna girip çıktıktan sonra; "kimlik mahkeme hâkiminde, kimlik tespiti yapılamamış, yarın gelsin alsın" dediğini, "fotokopisini bırakalım aslı; verilsin" diye ısrarla söyleyince mübaşirin tekrar salona girip çıktığını, yine; "yarın gelsin kimliğini alsın" şeklinde cevap verdiğini, daha sonra adliyeden ayrıldığını, ertesi gün yazıhanesinde bulunduğu sırada mağdurenin gelerek; "bugün kimliğimi almak üzere mahkemeye gittim, kimlik hâkim beyde dediler, hâkim beyin odasına girdim, beni oturttu, sen bu sanığın sevgilisi misin, gerçekten öyle misin, sen bunu seviyor musun, aranız iyi mi, niye kavga ettiniz, onu niye ihbar ettin şeklinde sorular sorduğunu, sanık ne kadar ceza alır deyince hakim beyin bu sana bağlı dediğini, dosyadaki bir evrakı gösterip senin saçların çok güzel tenin çok güzel dediğini, kendisine elle ve sözle sarkıntılık yaptığını, öpmek istediğini, kimliğini alıp odadan çıktığını ve doğruca kendisine geldiğini" anlattığını, avukat arkadaşı olan M.N.Ö..e haber verip gelmesini istediğini, ona; "A. K..'yı bir de sen dinle" dediğini, onun da A..'yı dinlediğini, ertesi günü Adalet Komisyonu Başkanına giderek olayı anlattığını, onun da kız şikayetçi olursa dilekçeyi bana getirsin dediğini, kendisinin de A..K..ne demişse yazdığını, dilekçeyi kendisine verdiğini, onun da gidip şikayetçi olduğunu beyan ettiği,
Tanık M. N.Ö. özetle; meslektaşı Avukat M. Ö..'ın bürosundan hırsızlık olduğunu, mağdurenin ihbarı üzerine hırsızlık yapan kişinin yakalandığını ve hakkında dava açıldığını, Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/739 esas sayılı dosyasında yargılamasının devam ettiğini, bu dosyada müşteki vekili olarak görev yaptığını, ilk duruşmaya katılamadığını, müşteki M..'nın katıldığını, mağdure A..'nın duruşmada tanık olarak dinlendiğini öğrendiğini, duruşmanın ertesi günü bürosunda oturduğu sırada avukat M. Ö..'ın kendisini telefonla arayarak yanına çağırdığını, bürolarının yakın olduğunu, hemen gittiğini, yazıhanede mağdure A. K..'nın da olduğunu gördüğünü, M..A. K..'nın kendisine bazı olayları anlattığını, duruşma hakimi olan sanığın kendisine sarkıntılık yaptığını söyleyerek bir de kendisinin mağdureyi dinlemesini istediğini, A. K..'ya ne olduğunu sorduğunda A..'nın; "tanık olarak ifadesi alınmadan önce kimlik tespiti sırasında nüfus cüzdanının istendiğini ve verdiğini, duruşma bittikten sonra kimliğini geri istediğinde sorgulama yapılacak denilerek verilmediğini, Avukat M.Ö..'ın kimliğin aslını verin fotokopisini alın şeklinde teklifte bulunduğunu ancak kabul edilmeyerek yarın gelip alın denildiğini, ertesi günü kimliğini almak üzere mahkemeye gittiğini, kendisine kimlik hakim beyde ondan alacaksın denildiğini, bu nedenle sanığın odasına girdiğini, sanığın kendisini oturtup tanıklık yaptığı kişiyi kastederek sanığın gönderdiği mektubu merak ediyor musun sevgilini özledin mi, dışarı çıkması sana bağlı, bırakayım mı dediğini, kendisinin de mahkeme hakimi sizsiniz, sizin takdirinize bağlı diye cevap verdiğini mektubu eline vererek okumasını istediğini, mektubu okuduğu sırada üzerindeki elbisesinin kolsuz olması nedeniyle hakim beyin kolunu okşayarak tenin kadife gibi çok hoşlandım öpebilir miyim dediğini, kimliğini alıp hakimin odasından kaçtığını" şaşkınlık içerisinde anlattığını, olay hakkında bu şekilde bilgi sahibi olduğunu ifade ettiği,
Tanık D. D.. özetle; olay günü Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesinde mübaşir olarak görev yaptığını, hatırlayabildiği kadarıyla sanığının tutuklu olduğu hırsızlık suçuyla ilgili bir dosyanın duruşmasında, şikayetçi tarafça salonda dinleyiciler arasında bulunan bir bayanın tanık olarak gösterilmesi üzerine, nüfus cüzdanını alarak tanığı duruşma salonundan dışarı çıkarttığını, nüfus cüzdanını kimlik tespiti için duruşmada bulunan zabıt katibi İ. D..'ye verdiğini, UYAP kaydında bir sorun olduğunu, ifadesinden sonra kimliği tanığa iade edeceği sırada mahkeme hakimi sanığın; "kimliğini yarın gelip alsın" dediğini, bunun üzerine kimliği dosya içerisine koyduğunu, kimliği sahibine iade etmediğini, duruşma bittikten sonra asıl çalıştığı 8. Ağır Ceza Mahkemesindeki görevine geri döndüğünü, kimliğin alıkonulması olayı dışında başka bir bilgisinin olmadığını, ertesi günü neler olduğunu bilmediğini ve cinsel taciz ya da saldırı olayı hakkında da bilgisi olmadığını belirttiği,
Tanık İ.D.. özetle; sanığın hâkimi bulunduğu Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesinde zabit katibi olarak görev yaptığını, olay günü de duruşmalara zabıt katibi olarak katıldığını, kimliğinin alıkonulduğunu iddia edilen mağdurenin tanık olarak ifade verdiğini, hırsızlık suçunun sanığının mağdurenin erkek arkadaşı olduğunu, ifadenin alındığı sırada tanığın kimliğinin mübaşir tarafından alınarak kendisine verildiğini, kimlik bilgilerini UYAP sistemine eklemeye çalıştığı sırada sistemin kimlik geçersiz şeklinde uyarı verdiğini, bunun üzerine kimlik tespiti için şikayetçinin kimliğini dosya içine aldığını, duruşmanın gecikmemesi düşüncesiyle beyana göre kimliğini tutanağa yazdığını, tanığın beyanı alındıktan ve duruşma bittikten sonra sıradaki dosyanın duruşmasına geçilmeden önce tekrar deneme yaptığını, tanığın kimlik bilgilerini sisteme ekleyip nüfus kaydını hâkimin emri üzerine çıkartarak, paraflayarak dosyaya koyduğunu, kimliğin dosya arasında kaldığını, sonrasında tanığa bu kimliğin kim tarafından ve ne zaman iade edildiği konusunda bilgisi olmadığını, iddia edilen cinsel saldırı suçuna ilişkin de bilgisinin bulunmadığını söylediği,
Tanık O. A..özetle; Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesinde zabit kâtibi olarak görev yaptığını, olay günü yapılan duruşmalara zabıt kâtibi olarak mesai arkadaşı İ. D..'nin katıldığını, kendisinin ise kalemde duruşması yapılan dosyaların ara kararı işlemlerini yerine getirdiğini, olay günü mübaşir olarak D.D..'ın görev yaptığını, mahkemede rutin uygulama olarak müşteki tanık ve sanıkların kimlik tespiti yapılırken kimliklerinin alındığını, TC kimlik numaralarının sisteme kaydı sağlandıktan sonra mübaşir vasıtasıyla ilgililerine iade edildiğini, kimliğin alıkonulup daha sonra iade edilmesi işleminin çok istisnai olduğunu, yanında görev yaptığı sanık hâkim tarafından kimliğin alıkonularak sonrasında ilgilisine odasında iade edilmesi gibi bir olaya hiçbir zaman tanık olmadığını, ancak dava konusu olay olup olmadığını bilmemekle beraber bir gün kalemde işlerini yürütürken D.D.. olduğunu hatırladığı mübaşirin dosya içerisinde bir bayanın nüfus cüzdanının kaldığını söylediğini ve nüfus cüzdanını kendisi dosyadan alıp bu bayana verdiğini hatırladığını beyan ettiği,
Tanık M. Ş..özetle; olay tarihinde sanığın görev yaptığı Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesinde duruşma savcısı olarak görev yaptığını, mağdure A..'nın tanık olarak dinlendiği oturumda iddia makamını temsil ettiğini, tanığın UYAP üzerinden kimlik sorgulaması yapıldığı sırada UYAP'ın çalışmadığının bildirildiğini, ara kararı oluşturulduktan sonra nüfus cüzdanının iadesi istenilip bu konuda talep geldiğini hatırladığını, teferruatını bilmediğini, iade edilip edilmediği ve sonraki aşamalara ilişkin bir bilgisinin olmadığını, ara verilince duruşma salonundan çıktığını, hatırlayabildiği kadarıyla kimliğin fotokopisi alınsın aslı sahibine iade edilsin şeklinde konuşmalar olduğunu, ancak sonrasına ilişkin bilgisi olmadığını, yine sanıkla birlikte çalıştığı süre içerisinde isnat edilen türde herhangi bir eylemini duymadığını ve görmediğini ifade ettiği,
Sanığın özetle; olay tarihinde Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi olarak görev yaptığını, mahkemenin 2009/739 esas sayılı hırsızlık suçuna ilişkin dosyada mağdurenin tanık olarak dinlendiğini, kimlik bilgilerinin kontrolü ve UYAP'a kaydı sırasında sorun çıktığını, bu nedenle tanığın kimliği istenerek nüfus cüzdanındaki bilgilere göre kimlik bilgilerinin tutanağa yazıldığını, mağdurenin tanıklık yaptığı dosyanın sanığı ile arkadaş olduklarını, sanık ile tanık arasında duruşma sırasında münakaşa çıktığını, sanığın mağdure A..nın evliyken kocasını kendisiyle aldattığını, kendisini de üçüncü bir şahısla aldattığını bu nedenle, aralarında husumet bulunduğunu ve beyanlarını kabul etmediğini belirttiğini, bunun üzerine kendisinin de tanığın evli olup olmadığını görmek için zabıt katibinden vukuatlı nüfus kaydını çıkartmasını istediğini, o an için UYAP'dan kaydın çıkartılmasının mümkün olmadığını, tanığın kimlik fotokopisinin alınarak aslının iade edilmesini söylediğini, ara kararı kurulurken tekrar UYAP'a girildiğinde kaydın çıkartılabildiğini bunun tutanağa yazılarak duruşmanın bitirildiğini, duruşma sonrasında da nüfus cüzdanının tanığa iade edildiğini, nüfus cüzdanının alıkonulması ve tanık olarak dinlenen müştekinin ertesi günü odasına gelmesi gibi bir olayın olmadığını, mağdureye hiçbir şekilde dokunmadığını, öpüp okşamadığını, cinsel taciz içeren söz ve davranışlarda bulunmadığını savunduğu,
Mağdurenin temyiz incelemesinden önce 11.06.2013 havale tarihli dilekçesi ile şikâyetinden vazgeçtiği,
Anlaşılmaktadır.
Sanık hakkındaki iddianame ve son soruşturmanın açılması kararının cinsel taciz suçuna yönelik olduğu ancak, Özel Dairece ek savunma hakkı verilmek suretiyle kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanmak suretiyle cinsel saldırı suçundan mahkumiyet hükmü kurulduğu anlaşılmakla; uyuşmazlığın sağlıklı biçimde çözümlenebilmesi için öncelikle cinsel saldırı ve cinsel taciz suçunun unsurları, ortak ve ayrılan yönlerinin açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
Cinsel saldırı suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102. maddesinde;
“(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.
(3) Suçun;
a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
b) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı,
d) Silâhla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,
İşlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.
(4) Suçun işlenmesi sırasında mağdurun direncinin kırılmasını sağlayacak ölçünün ötesinde cebir kullanılması durumunda kişi ayrıca kasten yaralama suçundan dolayı cezalandırılır.
(5) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, on yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.
(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur” şeklinde,
Cinsel taciz suçu ise 105. maddesinde;
"(1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına hükmolunur.
(2) Bu fiiller; hiyerarşi, hizmet veya eğitim ve öğretim ilişkisinden ya da aile içi ilişkiden kaynaklanan nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle ya da aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlendiği takdirde, yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise, verilecek ceza bir yıldan az olamaz" biçiminde düzenlenmiştir.
Her iki suç da Türk Ceza Kanunu'nun "İkinci Kitap"ının "Kişilere Karşı Suçlar" başlıklı İkinci Kısım'ının "Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar" başlığı altındaki "Altıncı Bölüm"ünde yer almaktadır. Bu bölümde yer alan suçlarla korunan ortak hukukî değer, kişilerin cinsel özgürlüğü ve dokunulmazlığıdır.
Cinsel saldırı suçu 765 sayılı TCK’nda düzenlenen ırza tasaddi (415. ve 416 md.), vücuda temas suretiyle işlenen sarkıntılık (421/c.2 md.) ve ırza geçme (414 ve 416 md.) suçlarına, cinsel taciz suçu ise söz atma ve vücuda temas olmadan işlenen sarkıntılık (421 md.) suçlarına karşılık gelmektedir.
Cinsel saldırı ve cinsel taciz suçlarının faili ve mağduru kadın ya da erkek, evli ya da bekar herkes olabilir. Fail ile mağdurun farklı ya da aynı cinsiyetten olması da önemli değildir. Ancak cinsel saldırı suçunun mağdurunun 18 yaşını tamamlamış olması gerekir. Aksi takdirde, yani mağdurun çocuk olması durumunda, TCK'nun 103. maddesinde düzenlenen çocukların cinsel istismarı suçu hükümleri uygulanacaktır. Cinsel taciz suçunun mağduru ise çocuk da olabilir.
Cinsel saldırı suçunun temel şeklinin hareket unsuru, kişinin vücudu üzerinde gerçekleştirilen, cinsel arzuları tatmin amacına yönelik ve fakat cinsel ilişki boyutuna varmayan cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesidir. Cinsel taciz suçunun temel şeklinin hareket unsuru ise, bir kimsenin cinsel amaçlı olarak taciz edilmesidir. Kanunda cinsel taciz olarak kabul edilebilecek davranışların neler olduğu belirtilmemiştir. Ancak, madde gerekçesinde bu davranışların kişinin vücut dokunulmazlığının ihlâli niteliği taşımayan, mağduru cinsel yönden, ahlâk temizliğine aykırı olarak rahatsız edici nitelikte davranışlar olduğu belirtilmiştir.
Her iki suçun manevi unsuru da kasttır. Ancak gerek cinsel saldırı gerekse cinsel taciz suçunun oluşabilmesi için kastın varlığı yeterli değildir. Kastın yanında ayrıca failin cinsel arzularını tatmin amacı ile hareket etmesi de gerekir. Fakat, failin objektif olarak bu amaçla hareket etmesi yeterli olup, fiilen şehevi arzularının tatmin edilmiş olması gerekmez. Cinsel saldırı suçunun vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenen nitelikli halinde ise kast yeterli olup, failin cinsel arzularını tatmin maksadıyla hareket etmesi suçun gerçekleşmesi için şart değildir.
Gerek cinsel saldırı gerekse cinsel taciz suçu neticesi harekete bitişik suçlardandır. Cinsel saldırı suçu vücuda dokunulması ile, nitelikli cinsel saldırı suçu mağdurun vücuduna organ veya sair bir cisim sokulması ile, cinsel taciz suçu ise vücut dokunulmazlığının ihlâli niteliği taşımayan cinsel davranışlarla mağdurun cinsel amaçlı olarak taciz edilmesi ile tamamlanır. Neticesi harekete bitişik suçlarda icra hareketlerinin bölünebildiği durumlarda suça teşebbüs mümkündür. Eğer, fail cinsel saldırı suçunu işlemek kastıyla doğrudan doğruya icra hareketlerine başlamış, ancak elinde olmayan engel nedenlerle tamamlayamamış ise suça teşebbüs mevcuttur. Dikkat edilmelidir ki, vücuda dokunulduğu takdirde cinsel saldırı suçu tamamlanacaktır. Fail engel bir neden olmadığı halde cinsel saldırı suçunun icra hareketlerinden vazgeçmişse, o zamana kadar işlemiş olduğu eylem bir suçu, örneğin cinsel taciz suçunu oluşturmuşsa, sadece bu suçtan cezalandırılacaktır. Failin kastının basit cinsel saldırı suçuna mı yoksa nitelikli cinsel saldırı suçuna mı yönelik olduğu, failin olay öncesinde, esnasında ve sonrasında söylediği sözler ile sergilediği davranışlar, olayın geçtiği yer ve zaman ve engel nedenin niteliği gibi hususlar irdelenerek belirlenir.
Mağdurun rızası hem cinsel saldırı ve hem de cinsel taciz suçu bakımından ortak bir hukuka uygunluk nedenidir. Mağdurun hukuken geçerli rızası cinsel saldırı ve cinsel taciz teşkil eden eylemleri hukuka uygun hale getirecektir.
Her iki suçun da sadece temel şeklinin takibi şikâyete bağlı olup, nitelikli hallerinin re’sen kovuşturması gerekir. Ancak, cinsel saldırı suçunun vücuda organ veya sair bir cisim sokmak suretiyle işlenen nitelikli halinin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması yine mağdurun şikâyetine bağlıdır.
Görüldüğü üzere, cinsel saldırı ve cinsel taciz suçu arasındaki en temel fark vücuda temas noktasındadır. Bir eylemin, cinsel taciz sayılması için vücuda dokunulmadan gerçekleştirilmiş olması gerekir. Vücuda temasla gerçekleştirilen eylemlerde mağdurun yaşına göre cinsel istismar veya cinsel saldırı suçlarından söz edilir. Nitekim bu husus 5237 sayılı TCK'nun 102. maddesi ile ilgili yapılan Meclis komisyonu görüşmelerinde “…Şimdiki sistemde, bakın, dokunma diyoruz, cinsel dokunulmazlığı ihlal diyoruz. Cinsel taciz, daha sonra cinsel davranışlarla, cinsel dokunulmazlığın ihlali ikinci aşama, üçüncü aşama vücuda bir şey sokmadır…. Şimdiki sistemde hatlar belirlenmiştir. Kişiye, vücuduna dokununcaya kadar tacizdir. Dokunduğunuz anda cinsel dokunulmazlığın ihlalidir, vücuda bir şey soktuğunuz anda ise, ikinci fıkradaki nitelikli hal olur. Hepsinin sınırları bu şekilde belirtilmiştir…" şeklinde açıklanmıştır. (TC Adalet Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, Tutanaklarla Türk Ceza Kanunu, Ankara-Şubat/2005, s.430)
Cinsel saldırı ve cinsel taciz suçunun unsurları, ortak ve ayrılan yönleri bu şekilde açıkladıktan sonra, somut olay bakımından cinsel saldırı suçunun kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi nitelikli bir hali üzerinde de ayrıca durulmalıdır.
Kamu görevlilerinin, kamu görevlisi olmalarından kaynaklanan nüfuzu (otoriteyi) kötüye kullanmaları eylemin işlenişi bakımından mağdurun direncini azaltacağından, bu durum daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli bir hal olarak kabul edilmiştir. (Artuk, Gökcen, Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 2012, s. 178). Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için failin bir kamu görevini yerine getirmesi ve bu görevin sağladığı nüfuzu kötüye kullanması gerekir. Görevin sağladığı otoriteden yararlanılarak suç işlenmelidir. Ancak mağdur ile fail arasında bir ast-üst ilişkisinin bulunması şart değildir. Failin yaptığı görevin niteliği, görevin mağdur üzerindeki etkisi nazara alınarak nüfuzun kötüye kullanılarak fiilin işlenip işlenmediği belirlenmelidir.
Bu bilgi ve açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Mağdurenin beyanlarının aşamalarda tutarlı ve istikrarlı olduğu, olaydan hemen sonra durumu tanıklar M.Ö.ve M. N.Ö..'e anlatıp şikayetçi olduğu, sanığa iftira atması için geçerli hiç bir neden bulunmadığı, dinlenen tanıkların mağdurenin beyanlarını doğruladığı, tanık mübaşir D.D..'nın açıkça mağdureye kimliğini iade edeceği sırada sanığın "kimliği yarın gelsin alsın" dediğini beyan ettiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, olay tarihinde Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi olarak görev yapan sanığın, bu mahkemenin 2009/739 esas sayılı dosyasının duruşmasında tanık olarak dinlediği mağdurenin kimliğine el koyarak, mağdure ertesi gün kimliğini almak için odasına geldiğinde ona dosyadaki bazı belgeleri gösterip dava konusu hususlarla ilgili konuşmalar yaptığı, mağdurenin yanına yaklaşarak yanağından öptüğü, kolunu okşadığı, kollarından tutup; “Kadife gibi tenin var, çok tatlısın, ben çok beğendim bir kere dudağından öpebilir miyim, gıdığından öpebilir miyim” diyerek sarılmak için hamle yaptığı, mağdure kendini geri çektiğinde aleyhine tanıklık yaptığı kişiyi kastederek; "dava sana bağlı, ne kadar yatmasını istersin, ne kadar ceza vereyim söyle bakayım, ama sen çok güzel bir kızsın bu çocuk çıkarsa seni rahat bırakmaz, senin gibi güzel bir kızın zarar görmesini istemem” şeklinde sözler söylediği anlaşıldığından sanığın sarf ettiği sözler ve vücut dokunulmazlığının ihlâli niteliği taşıyan cinsel davranışlarla mağdureye karşı kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle cinsel saldırı suçunu işlediğinin kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, sanığın tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan Özel Daire hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Genel Kurul Üyesi; "sanığın cinsel taciz suçundan cezalandırılması gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 07.11.2012 gün ve 1-1 sayılı mahkûmiyet hükmünün ONANMASINA,
2- Dosyanın, Yargıtay 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.07.2013 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Yargıtay, maddi gerçeğe ulaşabilmek amacıyla tanıkların yargılamada dinlenmesini de önemle vurgulamaktadır. CMK m. 43 ve devamı uyarınca tanıkların duruşmada dinlenmesinden sonra tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği bazı davalarda bozma gerekçesi olarak yer almıştır.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 43Kaynağı aç
gelmemenin sonuçları bildirilir. Tutuklu işlerde tanıklar için zorla getirme
kararı verilebilir. Karar yazısında bu yoldan getirilmenin nedenleri gösterilir
ve bunlara çağrı kâğıdı ile gelen tanıklar hakkındaki işlem uygulanır.
(2) Bu çağrı telefon, telgraf, faks, elektronik posta gibi araçlardan
yararlanılmak suretiyle de yapılabilir. Ancak, çağrı kâğıdına bağlanan
sonuçlar, bu durumda uygulanmaz.
(3) Mahkeme, duruşmanın devamı
sırasında hemen dinlenilmesi gerekli görülen tanıkların belirteceği gün ve
saatte hazır bulundurulmasını görevlilere yazılı olarak emredebilir.
(4) Cumhurbaşkanı kendi takdiri ile tanıklıktan çekinebilir. Tanıklık
yapmayı istemesi halinde beyanı konutunda alınabilir ya da yazılı olarak
gönderebilir.
(5) Bu madde hükümleri, kişinin ancak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya
mahkeme önünde tanık olarak dinlenmesi halinde uygulanabilir.
Çağrıya uymayan tanıklar
Sık Sorulan Sorular
Mağdurun beyanı tek başına mahkûmiyet için yeterli midir?
Yargıtay içtihadına göre mağdur beyanı belirli koşullar altında mahkûmiyet kararına esas alınabilir; ancak bunun için beyanın tutarlı ve istikrarlı olması, iftira atılmasını gerektiren somut bir nedenin bulunmaması ve dosyadaki diğer delillerle çelişmemesi gibi etkenler değerlendirilmektedir. Husumet, çelişkili anlatım ya da beyanla bağdaşmayan tıbbi bulgu gibi durumlarda destekleyici delil aranmaktadır. Mahkûmiyet için suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispatlanmış olması temel bir koşuldur; şüpheli durumlarda şüphe sanık lehine yorumlanır.
Tıbbi raporda fiziki bulgu çıkmaması beyanı geçersiz kılar mı?
Fiziki bulgu yokluğu, beyanın delil değeri üzerindeki etkisi bakımından mağdurenin yaşı, beyanın içeriği ve dosyanın tümü gibi başka unsurlarla birlikte değerlendirilir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2024/2526, K. 2024/6669 sayılı kararında iç beden muayeresinde bulgu tespit edilememesini ve mağdurenin yaşı itibarıyla eylemi yanlış nitelendirebilecek olmasını bir arada ele alarak suç vasfını nitelikli istismardan basit istismara indirmiştir. Tıp biliminin verileriyle açıkça çelişen bir beyanın mahkûmiyet hükmüne esas alınamayacağı kabul edilmekle birlikte, tıbbi bulguların beyan üzerindeki etkisi her dosyada ayrı ayrı değerlendirilir.
Cinsel suçlarda şikâyet koşulu nedir?
TCK m. 102/1'deki basit cinsel saldırı ile sarkıntılık, m. 104/1'deki reşit olmayanla cinsel ilişki ve m. 105/1'deki cinsel taciz suçlarının kovuşturulması mağdurun şikâyetine bağlıdır. TCK m. 102/2'deki nitelikli cinsel saldırı suçunun eşe karşı işlenmesi hâlinde de şikâyet koşulu aranır; bu hüküm yalnızca eşe karşı işlenme hâlini kapsar. TCK m. 103'te çocuğun cinsel istismarı yalnızca sarkıntılık düzeyinde kalmış ve failin de çocuk olduğu hâllerde şikâyete bağlıdır; diğer istismar biçimleri için bu koşul aranmaz. Suçun mağdurla arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından ya da koruyucu aile ilişkisi içinde işlenmesi hâllerinde (TCK m. 104/2-3) şikâyet koşulu aranmaksızın ceza verilir.
Cinsel suçta şikâyet ne zamana kadar yapılmalıdır?
Mevzuatta bu suçlara özgü sabit bir rakamsal süre belirlenmemiştir; şikâyetin makul bir zaman dilimi içinde kullanılıp kullanılmadığı somut olayın koşullarına göre değerlendirilmektedir. Şikâyetin gecikmesi, diğer delillerle birlikte ele alındığında beyanın güvenilirliğini ölçen etkenlerden biri hâline gelebilir.
Cinsel suç mağduru soruşturmada birden fazla kez dinlenebilir mi?
CMK m. 236/2 uyarınca suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş çocuk veya mağdur kural olarak soruşturma ya da kovuşturmada yalnızca bir kez dinlenebilir. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından zorunluluk bulunan hâllerde bu kurala istisna getirilebilir. Bu güvence, mağduru yargılama sürecinin yükünden korumayı amaçlar.
Çocuk mağdurun ifadesi nasıl alınır?
TCK m. 103/2 kapsamındaki nitelikli cinsel istismar suçunun mağduru çocukların soruşturma evresindeki beyanları, özel merkezlerde Cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınır ve kayda geçirilir (CMK m. 236/5). Kovuşturma evresinde ise ancak maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından zorunluluk bulunması hâlinde mahkeme veya naip hâkim tarafından aynı merkezlerde işlem yapılabilir. TCK m. 102/2 kapsamındaki mağdurlar için de aynı merkez usulü geçerlidir; bu hâlde kayıt için mağdurun rızası aranır (CMK m. 236/6). Tüm mağdur çocukların tanık sıfatıyla dinlenmesi sırasında psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişinin bulundurulması zorunludur (CMK m. 236/3). Söz konusu beyan alma merkezleri devlet üniversiteleri tarafından da kurulabilir (CMK m. 236/9).
Sanığın mesajda suçlamayı yanıtlamaması aleyhine sayılır mı?
Mağdurun kendisine yönelik suç işlendiğini sanığa iletmesi üzerine sanığın suçlamayı reddetmemesi veya tepki göstermemesi, sanık aleyhine bir emare olarak değerlendirilebilmektedir. Bu, dosyadaki diğer unsurlarla birlikte anlam kazanan bir olgudur. Ceza Genel Kurulu, E. 2022/353, K. 2025/462 sayılı kararında bu nitelikteki bir konuşma içeriğini somut olgularla birlikte değerlendirerek eylemin sabit olduğu sonucuna ulaşmıştır.
Cinsel taciz suçunda mağdur işten ayrılmak zorunda kalırsa ceza değişir mi?
TCK m. 105/2'ye göre cinsel taciz nedeniyle mağdur işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmışsa verilecek ceza bir yıldan az olamaz. Bu düzenleme, eylemin mağdurun yaşamındaki somut sonuçlarını ceza belirlemesinde ayrıca dikkate almaktadır.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

