CMK Madde 219 Duruşma Tutanağı ve İmza Zorunluluğu

by Avukat Erdal Ersoy
CMK Madde 219 Duruşma Tutanağı ve İmza Zorunluluğu

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 219. maddesi, her duruşma için tutanak tutulmasını zorunlu kılmakta ve tutanağın mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından birlikte imzalanmasını emretmektedir. Bu zorunluluk, ceza yargılamasında oturumda yapılan işlemlerin belgelenmesini sağlamaktadır.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 219Kaynağı aç
Madde 219 – (1) Duruşma için tutanak tutulur. Tutanak, mahkeme
başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır. Duruşmada yapılan
işlemlerin teknik araçlarla kayda alınması halinde, bu kayıtlar vakit
geçirilmeksizin yazılı tutanağa dönüştürülerek mahkeme başkanı veya hâkim ile
zabıt kâtibi tarafından imzalanır.
(2) Mahkeme başkanının mazereti bulunursa tutanak, üyelerin en kıdemlisi
tarafından imzalanır.
Duruşma tutanağının başlığı

CMK m. 219'un Temel Düzenlemesi

CMK m. 219/1 gereğince duruşma tutanağı, mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır. Toplu mahkemelerde mahkeme başkanının mazereti bulunması hâlinde tutanağı üyelerin en kıdemlisi imzalar. Maddenin aynı fıkrası, duruşmada yapılan işlemlerin teknik araçlarla kayıt altına alındığı durumları da kapsamaktadır: bu kayıtların vakit geçirilmeksizin yazılı tutanağa dönüştürülmesi ve aynı imza usulüne tabi tutulması gerekmektedir.

Tutanağın başlığında ise CMK m. 220/1 uyarınca duruşmanın yapıldığı mahkemenin adı, oturum tarihleri ile hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin ad ve soyadlarına yer verilmesi zorunludur.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 220Kaynağı aç
Madde 220 – (1) Duruşma tutanağının başlığında;
a) Duruşmanın yapıldığı mahkemenin adı,
b) Oturum tarihleri,
c) Hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin adı ve soyadı,
belirtilir.
Duruşma tutanağının içeriği

Tutanağın İspat Gücü

CMK m. 222 uyarınca duruşmanın nasıl yapıldığı ve kanunda öngörülen usul ile esaslara uygun olup olmadığı yalnızca tutanakla ispat edilebilir. Tutanağa karşı yalnızca sahtecilik iddiası yöneltilebilir; tutanakta yazılı hususların aksini başka yollarla ispat etmek mümkün değildir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2016/623, K. 2020/28Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2016/623 E.  ,  2020/28 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 203-398
Sanık … hakkında kasten öldürme suçuna teşebbüs ve kasten öldürme suçundan ayrı ayrı açılan ve birleştirilerek devam olunan kamu davalarında yapılan yargılama sonucunda, sanığın kasten öldürme suçundan TCK’nın 81, 29/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 11 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.11.2013 tarihli ve 203-398 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 18.11.2015 tarih, 1380-5578 sayı ve oy çokluğuyla onanmasına karar verilmiştir.
Daire Üyeleri D. Kahveci ve C. Topaktaş;
" …Olayımıza baktığımızda taraflar arasında önceye dayalı bir husumet bulunmadığı, kavganın aniden meydana geldiği ve öldürme ile sonlandığı görülmektedir. Sanıkların öldürme konusunda önceden anlaşmadıkları sabittir. Sanık …'in eylemini değerlendirdiğimizde, arkadaşına bıçakla saldıran maktule taşla vurduğu ve ayrılın diyerek bağırdığı sabittir. Sanık … taşla vurduktan sonra diğer sanık bıçağını çekmiş ve öldürme sonucunu doğuran hareketi yapmıştır. Diğer sanık bıçak çektikten sonra sanık …'in eylemine devam etmediği de anlaşılmaktadır. Ölümle neticeleneceği sanık … açısından muhakkak olmayan bir kavgada sanık …'in iştirak iradesi ile hareket ettiği söylenemez.
Maktulün bıçakla saldırdığı bir anda eylemini gerçekleştiren sanık …'in eylemi bu çerçeveden bakılarak tanımlanmalıdır. Sanık … bu kavganın sonucunda ölüm neticesinin meydana geleceğini kestiremez. Sanık …'in eylemi olmadan da diğer sanık eylemi gerçekleştirebileceğinden, sanık …'in hareketi ortak hâkimiyet kurulduğu anlamını taşımaz. Bu nedenlerle sanık …'in eyleminin müstakilen yaralama olarak kabul edilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun sanık …'in eyleminin öldürme suçuna iştirak olduğuna dair görüşüne katılamıyoruz." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 08.01.2016 tarih ve 84102 sayı ile;
Özel Daire onama kararına karşı yazılan karşı oyda ileri sürüldüğü gibi, kasten öldürme suçuna iştirak iradesi bulunmayan sanığın eyleminin kasten yaralama suçunu oluşturduğu görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 24.03.2016 tarih, 266-1469 sayı ve oy çokluğuyla; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık … hakkında kasten öldürme suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sanık … hakkında kasten yaralama suçundan açılan kamu davasının sanığın ölümü nedeniyle düşürülmesi kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup inceleme itirazın kapsamına göre sanık … hakkında kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı suç niteliğinin belirlenmesine ilişkin ise de, Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle, hükmün verildiği 27.11.2013 tarihli oturuma ilişkin tutanakta, sanık …’ın duruşmaya geldiği, hükmün sanıkların yüzüne karşı verildiğinin belirtildiği, sanık …’ın duruşmada yer almadığına ilişkin bir iddianın da ileri sürülmediği anlaşılan dosyada; CMK’nın 222. maddesindeki “Duruşmanın nasıl yapıldığı, kanunda belirtilen usul ve esaslara uygun olarak yapılıp yapılmadığı, ancak tutanakla ispat olunabilir.” hükmü de dikkate alındığında, duruşmada hazır bulunduğu kabul edilen sanık …’a delillerin tartışılması aşamasında CMK'nın 216/1. uyarınca söz verilmemesi ve aynı Kanun’un 216/3. maddesi uyarınca son söz verilmeden hüküm kurulmasının savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca, 18.04.2011 tarihli ve 3958-373 sayılı iddianame ile sanık … hakkında …’e yönelik kasten öldürme suçuna teşebbüs ettiği iddiası ile kamu davası açıldığı, maktul …’in 13.04.2012 tarihinde tedavi gördüğü Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ölmesi üzerine 09.05.2012 tarihli ve 4944-477 sayılı iddianame ile sanık hakkında kasten öldürme suçundan da dava açıldığı, açılan bu davaların birleştirilmesinden sonra yargılamanın yürütüldüğü Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesince, hükmün verildiği 27.11.2013 tarihli duruşmaya ilişkin tutanağın başında, sanık … ile inceleme dışı sanık … ve müdafilerinin duruşmaya geldikleri, tutanağın sonunda ise hükmün sanıkların yüzüne karşı verildiğinin belirtildiği, bu oturumda, Cumhuriyet savcısının mütalaasından sonra sanık … ve sanık … müdafilerinin ve sanık …’in esas hakkındaki savunmalarının tespit edildiği, sanık …’e son sözü sorulduktan sonra hükmün tefhim edildiği,
Anlaşılmaktadır.
Hukuk devleti, kişilere hukuki güven sağlayan, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı devlettir. Hak ve özgürlükler kullanılınca, yani yaşama geçince, anlam ve değer kazanırlar. Bu bağlamda savunma hakkı da şüpheliyi ve sanığı ilgilendirdiği kadar, bir gün şüpheli veya sanık konumuna düşebilecek olan toplumda yaşayan herhangi bir ferdi, dolayısıyla bütün toplumu ve yine adaleti sağlama yükümlülüğü bulunan Devleti de ilgilendirmektedir. Ceza muhakemesinin amacı, yargılama neticesi verilen ve iddia ile savunmanın değerlendirilmesinden ibaret olan hükmün doğru olmasını sağlamaktadır. Bu yönüyle, geniş bir bakış açısı ile değerlendirilmesi gereken savunma hakkı, yargı mercileri huzurunda kendisini savunma, müdafi yardımından yararlanma, susma, soru sorma, aleyhine olan işleme katılmama, tercümandan yararlanma, delillerin toplanmasını isteme, duruşmada hazır bulunma, kanun yoluna başvurma gibi hakları içermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın "Temel haklar ve ödevler" bölümünde yer alan 36. maddesinde savunma hakkı; "Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" şeklinde düzenlenmiş olup, "temel hak" niteliğine uygun olarak savunma hakkı verilmemesi veya savunma hakkının sınırlandırılması durumunda verilen karar hukuka aykırı olacaktır. Buna göre, sanığın ceza muhakemesindeki en önemli haklarından birisi, yargı mercilerince her aşamada nazara alınması gereken savunma hakkıdır. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan bu hakkın herhangi bir nedenle sınırlandırılması da mümkün değildir. Nitekim 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308/8 ve 5271 sayılı CMK’nın 289/1-h maddeleri uyarınca savunma hakkının sınırlandırılması mutlak bozma nedenlerindendir.
Ceza muhakemesinin amacı olan somut gerçeğin ortaya çıkarılması için delillerin duruşmada ortaya konulmasından sonra, bu delillerden sonuç çıkarma, yani tartışma safhası başlamaktadır. Böylece ortaya konulan delillerle ilgili taraflara 5271 sayılı CMK'nın 216/1. maddesinde belirtilen sıraya göre söz hakkı verilecek ve tartışma imkânı sağlanacaktır.
Delillerin tartışılmasında hazır bulunan taraflardan kimin hangi sıra ile söz alacağı, cevap haklarını nasıl kullanacakları ve duruşmanın en son kimin sözü ile bitirileceğine ilişkin CMK'nın "Delillerin tartışılması" başlıklı 216. maddesinin duruşma tarihinde yürürlükte olan hâli;
“1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir.
2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir.
3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir” şeklindedir.
Buna göre; delillerin tartışılmasında ilk önce söz katılana veya vekiline, daha sonra Cumhuriyet savcısına ve en son olarak da sanığa ve müdafisine veya kanunî temsilcisine verilir. Görüldüğü üzere kanun koyucu, önce iddia, daha sonra da savunma makamında bulunan kişilerin söz alıp görüşlerini açıklaması gerektiğini kabul etmiştir. Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafisinin veya kanuni temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafisi ya da kanuni temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. Bu kurallar tez (iddia) ile antitezin (savunmanın) çatışmasıyla sonuca (karara) ulaşılan bir sürecin karşılığı olan muhakeme sonunda sağlıklı bir karara ulaşabilmenin gerekli ve zorunlu şartıdır.
1412 sayılı CMUK'nın 251. maddesine benzer hükümler içeren 5271 sayılı CMK'nın "Delillerin tartışılması" başlıklı 216. maddesinin üçüncü fıkrasında; "hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir" düzenlemesi yer almaktadır. Bu hüküm uyarınca katılmış olduğu takdirde son söz mutlaka sanığa verilerek duruşma bitirilecektir. Ceza muhakemesinde sanığın en önemli haklarından biri de savunma hakkı olup hazır bulunduğu oturumda son söz sanığa verilmeden hüküm kurulması, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik arz eden çok sayıdaki kararlarında açıkça belirtildiği üzere, savunma hakkı ile yakından ilgili olan son sözün sanığa ait bulunduğuna ilişkin usul kuralı emredici nitelikte olup bu kurala uyulmaması kanuna mutlak aykırılık oluşturmaktadır.
Bununla birlikte, yürürlükten kaldırılmış bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 251. maddesinin son fıkrasındaki; "Sanık namına müdafii tarafından müdafaada bulunulsa dahi müdafaaya ilave edecek bir şeyi olup olmadığı sanığa sorulur” şeklindeki düzenlemenin yeni usul kanununda yer almamasının nedeni, aynı yöntemin yeni yasada kabul edilmemesi değil, 216. maddenin son fıkrasındaki “Hükümden önce son söz hazır bulunan sanığa verilir.” ibaresinin bu anlamı da kapsamasıdır.
Kovuşturmanın sona erdirilip hükmün tesis ve tefhimine geçilmesinden önce son söz alan tarafın sanık olması gerektiği şeklinde anlaşılması gereken "son sözün sanığa verilmesi" kuralına uyulmaması hâli, gerek "savunma hakkının sınırlandırılamayacağı" ilkesine, gerekse CMK'nın 216. maddesinin üçüncü fıkrasına açık aykırılık teşkil edecek ve bu durum, temyiz incelemesi aşamasında hükmün esasına geçilmeden önce bozma nedeni kabul edilecektir.
Öğretide; "Son söz sanığındır. Son sözün sanığa verilmesi, müdafaa bakımından çok önemlidir. Bunun içindir ki son sözün hazır bulunan sanığa verilmemesi mutlak temyiz sebebi, hukuka kesin aykırılık ve dolayısıyla bozma sebebi sayılmaktadır." (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 18. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul 2014, s. 1484.); "Hüküm safhasına geçmeden önce son söz hazır olan sanığa verilmek zorundadır. Bu hüküm silahların eşitliği ve suçsuzluk karinesi ilkelerinin gereği olarak düzenlenmiş, uyulması zorunlu ve emredici bir hükümdür. Son sözün sanığa verilmesi bozmadan sonraki yargılamada da uyulması zorunlu bir usul kuralıdır." (Yener Ünver-Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 7. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, cilt: 2, s. 146–149.) şeklinde görüşler ileri sürülmek suretiyle, hükmün tesis ve tefhim edildiği duruşmada hazır bulunan sanığa mutlaka son sözün verilmesi gerektiği düşüncesi ittifakla benimsenmiştir.
Diğer yandan, CMK’nın “Duruşma tutanağının ispat gücü” başlıklı 222. maddesinde; “Duruşmanın nasıl yapıldığı, kanunda belirtilen usul ve esaslara uygun olarak yapılıp yapılmadığı, ancak tutanakla ispat olunabilir. Tutanağa karşı yalnız sahtecilik iddiası yöneltilebilir.” düzenlemesine yer verilmiş olup bu hüküm karşısında duruşma tutanaklarında yazılı hususların aksi yalnızca tutanağın sahte olduğunun anlaşılması hâlinde ileri sürülebilecektir.
Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin olarak yapılan değerlendirmede;
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca, 18.04.2011 tarihli ve 3958-373 sayılı iddianame ile sanık … hakkında …’e yönelik kasten öldürme suçuna teşebbüs ettiği iddiası ile; maktul …’in 13.04.2012 tarihinde tedavi gördüğü Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde ölmesi üzerine 09.05.2012 tarihli ve 4944-477 sayılı iddianme ile sanık hakkında kasten öldürme suçundan kamu davaları açıldığı, açılan bu davaların birleştirilmesinden sonra yargılamanın yürütüldüğü Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesince, hükmün verildiği 27.11.2013 tarihli oturuma ilişkin tutanağın başında, sanık … ile inceleme dışı sanık … ve müdafilerinin duruşmaya geldikleri, tutanağın sonunda ise hükmün sanıkların yüzüne karşı verildiğinin belirtildiği, bu oturumda, Cumhuriyet savcısının mütalaasından sonra sanık … ve sanık … müdafilerinin ve sanık …’in esas hakkındaki savunmalarının tespit edildiği, sanık …’e son sözü sorulduktan sonra hazır bulunan sanık …’a esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan ve son sözleri sorulmadan yargılama bitirilmek suretiyle hükmün tesis ve tefhim edilmesi, CMK'nın 216. maddesinin 1 ve 3. fıkralarına aykırılık oluşturduğu gibi Uluslararası Sözleşmeler, Anayasa ve CMK ile de güvence altına alınmış olan savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurduğundan, bu usule aykırılık nedeniyle Yerel Mahkeme hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,
2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 18.11.2015 tarihli ve 1380-5578 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.11.2013 tarihli 203-398 sayılı hükmünün, hazır bulunan sanık …’a esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan ve son sözleri sorulmadan yargılama bitirilmek suretiyle hükmün tesis ve tefhim edilmesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 28.01.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

İmza Eksikliği ve Bozma Nedeni

Yargıtay'ın çeşitli dairelerince verilen kararlarda hükmün esasını oluşturan kısa kararın açıklandığı oturuma ait tutanağın imzalanmaması CMK m. 219/1'e aykırılık olarak değerlendirilmiştir. Bu nitelendirme; söz konusu oturuma ait tutanağın hâkim tarafından imzalanmamasını, zabıt kâtibinin imzasının bulunmamasını ve üye hâkimlerin tutanağı imzalamamasını kapsamaktadır.

İmza zorunluluğu yalnızca hükmün kurulduğu son celseyle sınırlı değildir. CMK m. 219/1 kapsamında sanık savunması, tanık beyanı, müşteki ifadesi ve Cumhuriyet savcısının esasa ilişkin mütalaasının yer aldığı oturumlar da esaslı işlem içeren oturumlar olarak değerlendirilmekte; bu oturumlara ait tutanakların kâtip tarafından imzalanmaması da aykırılık gerekçesi olarak gösterilmektedir.

Yargıtay kararlarında imza eksikliği çeşitli davalarda bozma gerekçelerinden biri olarak yer almış olmakla birlikte, bu eksikliğin hangi koşullarda bozma sonucu doğuracağı somut davanın özelliklerine göre belirlenmektedir.

Elektronik İmzanın Geçerliliği ve UYAP Uygulaması

5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nun 5/1. maddesi, güvenli elektronik imzanın elle atılan imzayla aynı hukuki sonucu doğurduğunu hükme bağlamaktadır. Aynı maddede, kanunların resmî şekle veya özel bir merasime tabi tuttuğu hukukî işlemlerin güvenli elektronik imzayla gerçekleştirilemeyeceği de belirtilmektedir; bu istisnanın duruşma tutanağı bakımından uygulanıp uygulanmayacağı söz konusu maddeden çıkarılamamaktadır. CMK m. 38/A, 02.07.2012 tarihinden itibaren her türlü ceza muhakemesi işleminde UYAP kullanımını zorunlu hâle getirmiştir.

5070 sayılı ELEKTRONİK İMZA KANUNU m. 5Kaynağı aç
Madde 5- Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî
sonucu doğurur.
Kanunların resmî şekle veya özel bir
merasime tabi tuttuğu hukukî işlemler ile banka teminat mektupları ve
Türkiye’de yerleşik sigorta şirketleri tarafından düzenlenen kefalet senetleri
dışındaki teminat sözleşmeleri, güvenli elektronik imza ile gerçekleştirilemez.[2][3]
Güvenli elektronik imza oluşturma araçları
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2012/11103, K. 2012/20696Kaynağı aç
11. Ceza Dairesi         2012/11103 E.  ,  2012/20696 K.GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZAISLAK İMZAUYAPELEKTRONİK İMZA KANUNU (5070) Madde 5CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 38/ACEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 219
"İçtihat Metni"
28.09.2010 ve 09.11.2010 tarihli duruşma tutanakları  hakim ve katip tarafından elektronik imza ile imzalanmış ise de; 5271 sayılı  CMK'nun 219. maddesi “ ..tutanak, mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır.”, amir hükmünü içermesi, 5070 sayılı Yasanın 5/1.  maddesi de   “güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğurur.”ilkesini getirmesi karşısında anılan  yasal düzenlemeler dikkate alındığında; hukuki sonuçları bakımından  elektronik imza ile    ıslak imzanın aynı olduğu, kaldı ki 6352 sayılı Yasanın  95. maddesi ile 02.07.2012 tarihinde yürürlüğe  giren   5271 sayılı Yasanın 38/A. maddesi gereğince  her türlü ceza muhakemesi işlemlerinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılmasının zorunlu hale geldiği cihetle  tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin olunmuş, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş ve incelenen dosyaya göre verilen hükümde eleştiri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 30.11.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay 20. Ceza Dairesi'nin E. 2015/16019, K. 2016/133 sayılı kararında hükmün esasını oluşturan kısa kararı içeren tutanak ile gerekçeli kararın zabıt kâtibi tarafından ne elektronik imzayla ne de fiziki suretinde ıslak imzayla imzalanmaması, CMK m. 219/1 ve m. 232/7'ye aykırılık gerekçelerinden biri olarak gösterilmiştir.

Yargıtay 20. Ceza Dairesi, E. 2015/16019, K. 2016/133Kaynağı aç
20. Ceza Dairesi         2015/16019 E.  ,  2016/133 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 10 – 2014/151540
Mahkeme : IĞDIR Ağır Ceza Mahkemesi
Karar Tarihi- Numarası : 12/12/2013 – 2013/67 esas ve 2013/283 karar
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma
Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
Temyiz incelemesi, müdafilerinin isteği üzerine sanıklar .. ve .. hakkında duruşmalı, duruşma talebinde bulunmayan sanıklar … ve … hakkında duruşmasız olarak yapıldı.
Tebliğnamede, Y.. B.. temyize gelen sanıklar arasında gösterilmişse de, dosya kapsamında Y.. B.. hakkında verilen bir hüküm olmadığı gibi herhangi bir yasa yolu başvurusu da bulunmadığından, Y.. B.. hakkında bir inceleme yapılmamıştır.
Sanık M.. K..'ın 20.01.2012 tarihli eylemi nedeni ile tefrik edilen dosyaya ilişkin, sanık müdafiinin 21.06.2013 ve 12.12.2013 tarihli celselerde davanın reddine karar verildiğini beyan etmesi ve UYAP sisteminde “Başka Mahkemenin Gerekçeli Kararını Görüntüle” sekmesinden yapılan kontrolde; Iğdır Ağır Ceza Mahkemesi'nin 13.03.2013 tarih ve 2013/69-57 E-K. sayılı kararı ile “davanın reddine” karar verdiğinin anlaşılması nedenleriyle, tebliğnamedeki (5) numaralı bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların aşağıda belirtilenler dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Hükmün esasını oluşturan kısa kararın açıklandığı oturuma ilişkin duruşma tutanağı ile gerekçeli kararın zabıt katibi tarafından elektronik imza ile imzalanmaması, belirtilen evrakların dosyadaki fiziki suretlerinde de aynı şekilde ıslak imza bulunmaması suretiyle, 5271 sayılı CMK'nın 219/1 ve 232/7. maddelerine aykırı davranılması,
2- Suç tarihlerinin “sanık … yönünden 25/12/2011, sanıklar E.. T.. ve T.. T.. yönünden 12/01/2012 ve sanık M.. K.. yönünden 16/01/2013“ olarak yazılması gerektiği gözetilmeden, gerekçeli karar başlığında, tüm sanıklar hakkında “2012, 25/12/2012, 12/01/2012, 16/01/2013“ olarak yazılması,
3-Sanıkların mali olanaklardan yoksun olup olmadıkları araştırılmadan, soruşturma aşamasında CMK'nın 150/2. maddesi uyarınca görevlendirilen zorunlu müdafiler için ödenen ücretlerin sanıklardan tahsiline karar verilmesi,
4-Erzurum Kriminal Polis Laboratuvarınca alınan tanık numunenin de müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi,
5-Sanıklar .. ve .. yönünden temel cezaların, hüküm fıkrasında “14 yıl hapis ve 6000 gün adli para cezası” olarak belirlenmesine karşın, gerekçe bölümünde “13 yıl hapis ve 3000 gün adli para cezası” olarak yazılması suretiyle çelişkiye neden olunması,
6-Sanıklar.. ve .. yönünden; suç konusu toplam 30568 gram METAMPHETAMİNE'nin niteliği ve miktarına bağlı olarak önem ve değeri ile oluşturduğu tehlikenin ağırlığı dikkate alınarak, temel cezaların alt sınırdan uzaklaşılarak tespiti doğru olmasına karşın, TCK'nın 61. ve 3. maddelerine aykırı olarak hapis cezasının üst sınıra yakın, adli para cezasının ise alt sınırdan çok uzaklaşılarak belirlenmesi,
Kanuna aykırı, sanıklar.., .. ve … müdafileri ile sanık …temyiz itirazları ile sanıklar… ve .. müdafiinin duruşmadaki sözlü savunmaları bu nedenle yerinde olduğundan, hükümlerin BOZULMASINA, suçun niteliği ile tutuklu kalınan süre ve tutuklama koşullarında bir değişiklik bulunmamasına göre sanıklar ..ve … hakkındaki salıverme isteklerinin reddine, 18.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
TEFHİM TUTANAĞI: 18.01.2016 tarihinde verilen bu karar Yargıtay Cumhuriyet savcısı … katılımıyla ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanıklar E.. T.. ve T.. T.. müdafii Av. M. B.yokluğunda 28.01.2016 tarihinde, açık olarak okunup anlatıldı.

Teknik Kayıt ve SEGBİS Tutanakları

CMK m. 219/1 kapsamında duruşmada yapılan işlemlerin teknik araçlarla kayıt altına alındığı hâllerde bu kayıtların vakit geçirilmeksizin yazılı tutanağa dönüştürülmesi zorunludur. SEGBİS ortamında alınan kayıtların dosya içerisinde bulunmaması CMK m. 219'a aykırılık gerekçelerinden biri olarak değerlendirilmiştir.

Farklı Zabıt Kâtiplerinin Tutanağı İmzalaması

Kısa kararın açıklandığı son oturumda duruşma tutanağını imzalayan zabıt kâtibinden farklı bir kâtibin, sebebi gösterilip belgelenmeksizin gerekçeli kararı imzalaması CMK m. 219 ve m. 220'ye aykırılık gerekçesi oluşturabilmektedir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2022/10099, K. 2023/5935 sayılı kararında bu durumu, BAM kararını bozan bir gerekçe olarak saptamıştır.

Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2022/10099, K. 2023/5935Kaynağı aç
10. Ceza Dairesi         2022/10099 E.  ,  2023/5935 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2018/2416 E., 2020/121 K.
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma
HÜKÜM : Mahkûmiyet
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ
A. … 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.06.2018 tarihli ve 2017/351 Esas, 2018/396 Karar sayılı kararı ile sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine karar verilmiştir.
B. … Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 16.01.2020 tarihli ve 2018/2416 Esas, 2020/121 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik o yer Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusuna ilişkin olarak 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, dördüncü fıkrasının (a) bendi, 35 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 62 nci maddesi, 63 üncü maddesi, 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları ile 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları uyarınca 8 yıl 9 ay hapis ve 10.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;
1. Sanık ile uyuşturucu madde…ında herhangi bir şekilde illiyet bağı kurulamadığına, suçun unsurlarının oluşmadığına, 2. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine, 3. Temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinin hakkaniyete aykırılık oluşturduğuna, 4. Etkin bir soruşturma yapılmadan uyuşturucu maddenin asıl muhatapları olan… ve T… hakkında olay günü gereken işlemlerin yapılmaması sebebiyle eksik inceleme yapıldığına ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
27.06.2016 tarihinde …..Kargo Aktarma Merkezinde göndericisi …, alıcısı T… olan kargo çuvallarında yapılan aramada, peynir bidonları içerisinde streç filmlere sarılı 28 adet paket içerisinde daralı 7 kilo 696, net 690 gram olup, % 35 oranında saf eroin içeren maddenin ele geçirilmesi üzerine, görevlilerce uyuşturucu maddeler alındıktan sonra gönderinin yeniden paketlenerek alıcı adresi olan … iline gönderildiği, suçlamayı kabul etmeyen sanığın 29.06.2016 tarihinde … ili… Kargo …şubesine soruşturmaya konu gönderiyi almaya gittiği, gelen 2 büyük çuvalı minübüs ile götürmeye kalktığı sırada polislerce yakalandığı, akabinde polisle birlikte sanığın Turan ile buluşacakları yere gitmesine rağmen …ın buluşmaya gelmediği olayda: ele geçen maddelerin sanıkla illiyetinin kesin ve net olarak belirlenememesi, sanığın sattığına ilişkin herhangi bir fiziki takip veya ihbar bulunmaması, içinde eroin olan 2 büyük çuvalın gündüz vakti kargodan alınıp minübüs ile götürülmeye çalışılmasının hayatın olağan akışına aykırı olması nedenleriyle sanığın ''ele geçen maddelerin kendisine ait olmadığı ve …a içeriğini bilmediği kargoyu teslim almak şeklindeki yardımından başka ilişkisinin olmadığı'' biçimindeki savunmalarına itibar edilerek sanığın beraatine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Bölge Adliye Mahkemesince, 27.06.2016 günü …'da kargo gönderilerinin kontrolü sırasında, uyuşturucu madde arama köpeğinin, göndericisi …, alıcısı T… olan kargo gönderisi iki adet telis çuvalına tepki vermesi üzerine, 5271 sayılı Kanun'un 129 uncu maddesi kapsamında alınan postada el koyma kararına istinaden 2 adet telis çuvala el konulduğu, telis çuvallar içerisindeki 4 adet peynir bidonunda 28 paket içerisinde daralı 7 kg 696 gram olup 2416,05 gram eroin içeren maddenin ele geçirildiği, postada el koyma işleminin … 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/1791 değişik iş sayılı kararı ile onandığı, 29.06.2016 tarihinde sanığın … şubesinden kargoyu aldıktan sonra yakalandığı, sanığın beyanlarının kendini suçtan kurtarmaya yönelik olduğu kanaatine varıldığından İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak sanığın mahkûmiyetine hükmedilip sanığın alıcı konumunda olması ve uyuşturucuların sanığa ulaşmadan yakalanması nedeniyle, sanık hakkında teşebbüs hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
Kısa kararın açıklandığı son celseye 243585 sicil numaralı zabıt katibinin katılmasına ve duruşma zaptının bu katip tarafından imzalamasına karşın, sebepler açıklanıp belgelenmeden, gerekçeli kararın
123503 sicil numaralı zabıt katibi tarafından imzalanması suretiyle, 5271 sayılı Kanun'un 219 uncu ve 220 nci maddelerine aykırı davranılması, hukuka aykırı görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, diğer yönleri incelenmeyen … Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 16.01.2020 tarihli ve 2018/2416 Esas, 2020/121 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca … 4. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise … Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
22.06.2023 tarihinde karar verildi.

Dosyadaki Belgelerin Onaylı Olması

Dava dosyasında yer alan soruşturma evraklarının asıl veya onaylı örnek olması, CMK m. 219 ile birlikte CMK m. 169/2 kapsamında aranmaktadır. Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin E. 2016/9259, K. 2018/4568 sayılı kararında onaysız fotokopi soruşturma evraklarının aslı veya onaylı örneği getirtilmeksizin hükme esas alınması aykırılık gerekçelerinden biri olarak gösterilmiştir. Yargıtay 17. Ceza Dairesi'nin E. 2016/89, K. 2017/196 sayılı kararında ise fotokopi içeren klasörün başında 'aslı gibidir' ibaresinin bulunduğunun anlaşılması üzerine bu yönden bozma yapılmamıştır.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2016/9259, K. 2018/4568Kaynağı aç
2. Ceza Dairesi         2016/9259 E.  ,  2018/4568 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Çocuk Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
04/10/2012 tarihinde suça sürüklenen çocuk hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın 17/10/2012 tarihinde kesinleştiği, denetim süresi içinde 03/03/2014 tarihinde kasten yeni bir suç işlemesi nedeniyle suça sürüklenen çocuğun yargılanarak mahkumiyetine karar verildiği ve mahkumiyet kararının kesinleştiği belirlenerek yapılan incelemede;
Dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
1-İnşaat alanında duran, etriye denilen inşaat demirlerinin çalınması şeklinde gerçekleşen eylemin, 5237 sayılı TCK'nın 142/1-e. maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu gözetilmeden aynı Kanun'un 141/1. maddesiyle mahkumiyet hükmü kurulması,
2-Suça sürüklenen çocuk kolluk güçleri tarafından başka bir hırsızlık suçu nedeniyle yakalandığında kendiliğinden bu olayı da ikrar ederek henüz müracaatı olmayan müştekiye demirlerin tam olarak iadesini sağladığının anlaşılması karşısında, hırsızlık suçundan kurulan hükümde TCK’nın 168/1. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
3-05.02.2014 tarihli duruşmada kapalı yargılamaya başlandığı belitilmesine rağmen hükümden önce açık yargılamaya son verildi denilerek çelişkiye neden olunması ve bu şekilde CMK’nın 185/1. maddesine aykırı davranılması,
4-Dava dosyası içerisinde bulunan ve onaysız fotokopi olan bir kısım soruşturma evraklarının aslı veya onaylı örneği getirtilmeden onaysız fotokopisi ile yetinilerek karar verilmesi suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 169/2 ve 219. maddesine aykırı davranılması,
Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, bozma sonrası kurulacak hükümde 1412 sayılı CUMK'un 326/son maddesinin gözetilmesine, 17/04/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 17. Ceza Dairesi, E. 2016/89, K. 2017/196Kaynağı aç
17. Ceza Dairesi         2016/89 E.  ,  2017/196 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararların niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Tebliğnamede, onaysız fotokopiden oluşan bir kısım soruşturma evraklarının hükme dayanak yapılması suretiyle 5271 Sayılı CMK'nın 169/2 ve 219. maddelerine aykırı davranılması sebebiyle hükümlerin bozulması yönünde görüş bildirilmiş ise de; fotokopi olan evrakların bulunduğu klasörün başında aslı gibidir ibaresinin yazıldığı anlaşılmakla bu yönden bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.
Sanık hakkında katılan …'a karşı işlenen hırsızlık suçuna ilişkin olarak yapılan keşfe ve düzenlenen bilirkişi raporuna göre, katılana ait çiftliğin giriş kapısı içerisinde duvar ile çevrili olan yerde bulunan trafodan yağ çalınması eyleminde eylemin bina ve eklentilerinde bulunan eşyaya yönelik olduğu ve TCK'nın 142/1-b maddesine uyduğu gözetilmeden ve sanık hakkında TCK'nun 142/1-b maddesinden cezalandırılması istemi ile kamu davası açıldığı halde sanığa ek savunma hakkı verilmeden TCK'nun 142/1-e maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi sonuca etkili görülmediğinden;
Suç tarihinde Bursa ilinde güneşin saat 07.16'da doğduğu, kolluk yetkililerinin tutanağına göre, olay yerine saat 06.00'da gittiklerinde hırsızlığın gerçekleştiği ve trafodan yağ damladığı tesbit edildiği, diğer sanıklar …'nin saat 05.00 sıralarında ilk olay yerinde bulunduklarını ifade etmeleri karşısında, suçun gece sayılan vakitte işlendiği gözetilmeyerek sanık hakkında TCK'nun 143'ncü maddesinin uygulanmaması, karşı temyiz olmadığından,
Katılanlar …, .'in temsilcisi olduğu köy tüzel kişiliğine karşı gerçekleşen hırsızlık eyleminde ise, sanığın İl Özel İdaresi tarafından köylülerin sulamada kullanması için yaptırılan köy tüzel kişiliğine ait trafodan yağ çalma eyleminin TCK'nun 142/1-e maddesine uyan suçu oluşturduğu halde sanık hakkında ek savunma hakkı verilmeden TCK'nın 142/1e maddesinden hüküm kurulması sonuca etkili olmadığından,
Anayasa Mahkemesi'nin hükümden sonra 24/11/2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 08/10/2015 tarih, 2014/140 Esas ve 2015/ 85 sayılı kararı ile TCK'nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendine yönelik olarak vermiş olduğu iptal kararlarının da kapsam ve içerik itibariyla infaz aşamasında mahallinde gözetilebileceğinden, bozma nedeni yapılmamıştır.
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre sanık …'nin temyiz nedeni yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin tebliğnameye aykırı olarak ONANMASINA, 10.01.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Bilirkişi Tutanağında Matbu Form Kullanımı

CMK m. 219/1'e aykırılık yalnızca imza eksikliğiyle sınırlı değildir. Hükme dayanak yapılan bilirkişi beyanının kimlik ve yemin kısmının önceden matbu biçimde hazırlanıp boşlukların doldurulması suretiyle düzenlenmesi de CMK m. 219/1'e aykırılık gerekçesi olarak gösterilmiştir.

Sık Sorulan Sorular

Duruşma tutanağını kim imzalamalıdır?

CMK m. 219/1 uyarınca tutanağı mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi birlikte imzalar. Toplu mahkemelerde mahkeme başkanının mazereti varsa en kıdemli üye hâkim imzayı atar. Tutanağın başlığında ise CMK m. 220/1 gereği mahkemenin adı, oturum tarihleri ile hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin ad ve soyadlarının bulunması zorunludur.

Elektronik imzayla atılan tutanak geçerli midir?

5070 sayılı Kanun'un 5/1. maddesi güvenli elektronik imzayı elle atılan imzayla eşdeğer kılmaktadır. Aynı maddede, kanunların resmî şekle veya özel merasime tabi tuttuğu işlemlerin bu kapsamın dışında olduğu da belirtilmektedir; bu istisnanın duruşma tutanağına uygulanıp uygulanmayacağı söz konusu düzenlemeden çıkarılamamaktadır. CMK m. 38/A ise 02.07.2012 tarihinden itibaren ceza muhakemesi işlemlerinde UYAP kullanımını zorunlu hâle getirmiştir. Hem elektronik imzanın hem de fiziki suretteki ıslak imzanın birlikte bulunmadığı hâllerde ise CMK m. 219/1 kapsamında aykırılık gündeme gelebilmektedir.

SEGBİS kaydı yazılı tutanak yerine geçer mi?

Geçmez. CMK m. 219/1, teknik araçla yapılan kayıtların vakit geçirilmeksizin yazılı tutanağa dönüştürülmesini ve aynı imza usulüne tabi tutulmasını zorunlu kılmaktadır. SEGBİS kayıtlarının dosyaya eklenmemesi, bozma gerekçelerinden biri olarak değerlendirilmiştir.

Yalnızca hükmün açıklandığı celsede mi imza aranır?

CMK m. 219/1 kapsamındaki içtihat, hükmün esasını oluşturan kısa kararı içeren oturum tutanağında imza eksikliğini açıkça aykırılık saymaktadır. Bunun yanı sıra sanık savunması, tanık beyanı ve Cumhuriyet savcısının esasa ilişkin mütalaası gibi esaslı işlemlerin yapıldığı oturumlara ait tutanakların da aynı şekilde imzalanmaması aykırılık gerekçesi gösterilmiştir.

Duruşmanın usule uygun yapılıp yapılmadığı nasıl kanıtlanır?

CMK m. 222 uyarınca bu husus yalnızca tutanakla ispat edilebilir. Tutanağa karşı yalnızca sahtecilik iddiası yöneltilebilir; tutanakta yazılı olanlara itiraz etmenin başka bir yolu yoktur.

Gerekçeli kararı farklı bir zabıt kâtibi imzalarsa ne olur?

Kısa kararın açıklandığı son celsede tutanağı imzalayan kâtipten farklı bir kâtibin gerekçeli kararı imzalaması, bu farklılığın sebebi açıklanıp belgelenmemişse CMK m. 219 ve m. 220'ye aykırılık gerekçesi oluşturabilmektedir.

Dosyada onaysız fotokopi belge bulunması ne sonuç doğurur?

Soruşturma evraklarının onaysız fotokopisiyle yetinilerek hüküm kurulması CMK m. 169/2 ve m. 219 kapsamında aykırılık gerekçesi sayılabilmektedir. Fotokopi içeren klasörün başında 'aslı gibidir' ibaresinin yer aldığının anlaşılması ise bu yönden bozma yapılmamasına zemin oluşturabilmektedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu