CHP Kurultayı ve Mutlak Butlan: Hukuki Çerçeve

by Avukat Erdal Ersoy
CHP Kurultayı ve Mutlak Butlan: Hukuki Çerçeve

CHP'nin 38. Kurultayı'nın mutlak butlanla sakat olduğu ileri sürülerek bir bölge adliye mahkemesine taşınmıştır. Bu davada, söz konusu kurultaydan çıkan organların çağırdığı sonraki olağanüstü kurultayların da aynı sakatlığı taşıdığı yönünde bir değerlendirme yapılmıştır; ancak bu karar henüz kesinleşmemiş olup Yargıtay incelemesi sürmektedir. Davanın hukuki temelini, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'ndaki düzenlemeler ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan mutlak butlan kurumu arasındaki bağlantı oluşturmaktadır.

2820 sayılı SİYASİ PARTİLER KANUNU m. 4Kaynağı aç
Madde 4 – Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı olarak çalışırlar. Siyasi partilerin kuruluşu, organlarının seçimi, işleyişi, faaliyetleri ve kararları Anayasada nitelikleri belirtilen demokrasi esaslarına aykırı olamaz. Siyasi parti kurma hakkı:
2820 sayılı SİYASİ PARTİLER KANUNU m. 93Kaynağı aç
Madde 93 – Siyasi partilerin parti içi çalışmaları, parti yönetimi, denetimi; parti organları için yapılacak seçimler ile parti genel başkanlığınca, genel merkez organlarınca ve parti gruplarınca alınan kararları ve yapılan eylem ve işlemleri parti tüzüğüne, parti üyeleri arasındaki eşitlik ilkesine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz. Üniforma giydirme ve güvenlik kuvvetlerinin görevlerini üstlendirme yasağı:

Mutlak Butlan Nedir ve Hangi Koşullarda Doğar?

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 27. maddesinin birinci fıkrası, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı olan ya da konusu imkânsız bulunan sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olduğunu hükme bağlamaktadır. Öğretide mutlak butlan olarak adlandırılan bu hükümsüzlük hâli, askıda geçersizlik veya iptal edilebilirlikten farklı biçimde işlemi başından itibaren geçersiz kılar.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 27Kaynağı aç
MADDE 27- Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur. III. Aşırı yararlanma

TBK m. 27'nin ikinci fıkrası kısmi butlan ilkesini düzenlemektedir. Buna göre bir hukuki işlemin yalnızca bir kısmı hükümsüz olduğunda, o kısım olmaksızın işlemin gerçekleştirilmeyeceği açıkça anlaşılmıyorsa kalan hükümler geçerliliğini korur. Batıl olan kısmın işlemin özünü oluşturduğunun anlaşıldığı hâllerde ise tüm işlem birlikte hükümsüz olur.

Siyasi Partiler Kanunu'ndaki Parti İçi Düzenlemeler

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 4. maddesi, siyasi partilerin demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olduğunu ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı olarak çalışacaklarını belirtmekte; ayrıca organlarının seçimi, işleyişi, faaliyetleri ve kararlarının Anayasada nitelikleri belirtilen demokrasi esaslarına aykırı olamayacağını açıkça düzenlemektedir. Aynı Kanunun 93. maddesi bu yükümlülüğü daha ayrıntılı biçimde ele almakta; parti içi çalışmaları, yönetimi, denetimi, organ seçimleri ile genel başkanlıkça, genel merkez organlarınca ve parti gruplarınca alınan kararları, yapılan eylem ve işlemleri kapsayacak şekilde bunların parti tüzüğüne, parti üyeleri arasındaki eşitlik ilkesine ve demokrasi esaslarına aykırı olamayacağını hükme bağlamaktadır.

Her iki maddenin kendi metni, aykırılık hâlinde uygulanacak yaptırımı doğrudan düzenlememektedir. Davada ileri sürülen ve bölge adliye mahkemesince benimsenen değerlendirmeye göre delege iradesinin para, ev, araba ya da iş vaadi gibi maddi menfaatlerle satın alınması bu hükümleri ihlal etmekte ve bu ihlal nedeniyle TBK m. 27 kapsamında mutlak butlan doğmaktadır. Bu normatif bağlantının — SPK m. 4 ve m. 93 ihlalini TBK m. 27'deki emredici hüküm aykırılığı yoluyla mutlak butlana bağlayan zincirin — birincil karar metnine dayalı bağımsız doğrulaması yapılamamıştır; karar kesinleşmemiş olup Yargıtay incelemesi sürmektedir.

Siyasi Partilere Medeni Hukukun Uygulanması

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 121. maddesi, Türk Medeni Kanunu ile Dernekler Kanununun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların SPK'ya aykırı olmayan hükümlerinin siyasi partiler hakkında da uygulanacağını öngörmektedir. Bu genel atıf normu, SPK'nın boşluk bıraktığı alanlarda Medeni Kanun'un dernekler hukukuna ilişkin hükümlerine başvurulmasına zemin hazırlamaktadır; ancak hangi maddelerin kurultay kararlarına uygulanacağı madde metninde tek tek sayılmamış olup bu kapsam yargı yorumuna bırakılmıştır.

2820 sayılı SİYASİ PARTİLER KANUNU m. 121Kaynağı aç
Madde 121 – Türk Kanunu Medenisi ile Dernekler Kanununun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partiler hakkında da uygulanır. Bu Kanunun hükümlerine göre soruşturma yapan Cumhuriyet Başsavcısı, Cumhuriyet Başsavcıvekili ile Cumhuriyet Başsavcı Başyardımcısı veya Cumhuriyet Başsavcı yardımcılarına verilecek yol giderleri, tazminat ve gündelikler hakkında, 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 67 nci maddesi hükümleri uygulanır. Uygulanmayacak kanun hükümleri:

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 5. maddesi, TMK ve Borçlar Kanununun genel nitelikli hükümlerinin uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanacağını belirtmektedir. Bu hüküm, özel hukukun genel ilkelerinin farklı alanlara yansıtılmasında kullanılan genel bir bağlantı kuralıdır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 5Kaynağı aç
Madde 5 – Bu Kanun ve Borçlar Kanununun genel nitelikli hükümleri, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır. D. İspat kuralları I. İspat yükü

İptal ile Butlan Arasındaki Fark: Dava Açma Süreleri

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 83. maddesi, dernek genel kurul kararlarına karşı iptal davası açmak için hak düşürücü süreler öngörmektedir. Toplantıda hazır bulunan ve karara katılmayan üye karar tarihinden itibaren bir ay, toplantıya katılmamış olan üye ise kararı öğrenmesinden itibaren bir ay ve her hâlde karar tarihinden itibaren üç ay içinde mahkemeye başvurmak zorundadır. Diğer organların kararlarına karşı ise dernek içi denetim yolları tüketilmeden iptal davası açılamamaktadır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 83Kaynağı aç
Madde 83- Toplantıda hazır bulunan ve kanuna veya tüzüğe aykırı olarak alınan genel kurul kararlarına katılmayan her üye, karar tarihinden başlayarak bir ay içinde; toplantıda hazır bulunmayan her üye kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her hâlde karar tarihinden başlayarak üç ay içinde mahkemeye başvurmak suretiyle kararın iptalini isteyebilir. Diğer organların kararlarına karşı, dernek içi denetim yolları tüketilmedikçe iptal davası açılamaz. Genel kurul kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlar saklıdır. III. Yönetim kurulu 1. Oluşumu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2046, K. 2020/527Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2046 E.  ,  2020/527 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “olağan genel kurul toplantısının iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 18. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü. I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 05.09.2012 tarihli dava dilekçesinde; …adresinde faaliyet gösteren …’nin valilik denetim görevlileri tarafından 17.04.2012 tarihinde yapılan denetimi sonucunda, derneğin 30.11.2010 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısına duyuru yapmayarak 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 77. maddesi ile Dernekler Yönetmeliği'nin 14. maddelerine aykırı hareket ettiğinin tespit edildiğini ileri sürerek davalı derneğin 30.11.2010 tarihli olağan genel kurul toplantısının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili 03.10.2012 tarihli cevap dilekçesinde; dava dilekçesindeki “duyuru yapmamak” ifadesi ile davaya dayanak kılınan denetim raporundaki “duyuru yapıldığını gösterir belge bulunmadığı” ifadelerinin aynı anlamı taşımadığını, genel kurul toplantısının duyurulduğuna dair belge bulunmamasının genel kurulun iptali sebebi olmadığını, iddianın aksine toplantı tarih, yer ve saatinin üyelere bildirildiğine dair tutanağın mevcut olduğunu, Dernekler Yönetmeliği’nin 14. maddesinde duyurunun yazılı yapılacağı belirtilmiş ise de bu yazının nasıl bir yazı olduğunun belirtilmediğini, bu hususa dayanılarak aradan 2 yıl geçmiş bulunan genel kurul kararının iptalini istemenin hukuka ve kamu düzenine aykırı olduğunu, genel kurul toplantısının bildirilmediği yönünde herhangi bir dernek üyesinin de itirazı bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.05.2013 tarihli ve 2012/466 E., 2013/284 K. sayılı kararı ile; dosya üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde 03.05.2013 tarihli bilirkişi raporu denetime elverişli bulunmakla hükme esas alındığı, genel kurula çağrı yazısının 5 üyeye gönderilmemesi nedeniyle çağrıda usulsüzlük yapılmışsa da yapılan usulsüzlük sonuca etkili olmadığından genel kurulun iptalini gerektirecek bir durumun söz konusu olmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 18. Hukuk Dairesince 10.11.2014 tarihli ve 2014/16932 E., 2014/15780 K. sayılı kararı ile; “Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davalı derneğin 30.11.2010 tarihinde genel kurul toplantısı yaptığı, bu toplantı için üyelere elden yazı ile bildirim yapıldığı ancak yapılan bildirimde toplantı gündemi, tarihi, saati, yerinin ve çoğunluk sağlanamazsa ikinci toplantının ne zaman ve nerede yapılacağına dair bilgilerin yer almadığı gibi bildirimin genel kurula katılma hakkı olan beş üyeye de yapılmadığı, genel kurul toplantısının kanuna ve tüzüğe aykırı yapılması nedeniyle iptali için dava açıldığı, mahkemece beş üyeye çağrının yapılmamış olmasının sonuca etkili olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alındığında kanuna ve tüzüğe aykırılık halinde bu aykırılığın sonuca etkili olup olmamasına göre bir ayrım yapılmaksızın genel kurul toplantısının iptaline karar verilebileceğinden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı: 9. Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.02.2016 tarihli ve 2015/452 E., 2016/66 K. sayılı kararı ile; davalı vekili tarafından sunulan örnek Yargıtay kararlarında, "çağrıdaki usulsüzlüğün tek başına bir iptal sebebi olmadığı" (Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 31.05.2012 tarihli ve 2012/3981 E., 2012/4118 K. sayılı kararı), "genel kurula katılma hakkı bulunmayan üyelerin genel kurula katılmış olmalarının toplantı ve karar nisabına etkili olmadığı, dava konusu edilen üyelerin sonuca etkisi bulunmadığı, bu nedenle yerel mahkemenin genel kurulun iptali talebinin kabulüne karar vermesinin yanlış olduğu" nun (Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 20.06.2013 tarihli ve 2013/6736 E., 2013/10752 K. kararı) belirtildiği, iptali istenen genel kurula katılmayan 5 üye olduğu, katılan üye sayısına göre karar nisabının gerçekleştiği, genel kurulda alınan kararların seçimler dışında olanların oy birliği ile alındığından bu beş üye katılsa ve kararlara red oyu verseydi dahi 44 kabul ile alınan kararlarda sonucun değişmeyeceği gerekçeleriyle emsal Yargıtay kararları da dikkate alınarak direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı …'nin 30.11.2010 tarihinde gerçekleştirilen olağan genel kurul toplantısına 5 üyeye ilişkin yapılan çağrıdaki usulsüzlüğün, alınan kararlarda sonucunu değiştirmeyecek olmasının önemli olup olmadığı, burada varılacak sonuca genel kurul toplantısının iptaline karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. 5253 sayılı Dernekler Kanunu'nun 2/a. maddesinde “Dernek; kazanç paylaşma dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, en az yedi gerçek veya tüzel kişinin, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kişi toplulukları” olarak tanımlanmıştır. 13. Dernekler Kanunu, derneklerin kuruluş ve örgütlenmesi ile ilgili hükümlerle devletin dernekler üzerindeki yetkileri ve ceza hukuku ile ilgili hükümler içermektedir. Mülga 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun 50, 51, 52, 53. maddelerinde kurulmuş olan bir derneğin feshedilmesi, kendiliğinden dağılmış sayıldığının tespit edilmesi ve kapatılması hâlleri düzenlenmişti. Özel hukuk alanına giren bir yargılamayı gerektirmesine rağmen kanun koyucu bu davalarda Cumhuriyet Savcısına kamu düzeni düşüncesiyle bazı görevler vermiş ise de, yeni 5253 sayılı Dernekler Kanunu'nda Cumhuriyet Savcılarına derneğin kapatılması, feshi ya da kendiliğinden sona ermesine ilişkin görevler verilmemiştir (Saldırım, M.; Cumhuriyet Savcısı’nın Özel Hukukta Dernek Ve Sendika Tüzel Kişiliğinin Sona Erdirilmesine İlişkin Görevleri, TBB Dergisi, Sayı 59, 2005, s. 361). 14. Dernekler Kanunu’nun 36. maddesinde “Bu Kanun’da hüküm bulunmayan hallerde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun hükümleri uygulanır.” denilmiştir. Bu hüküm nedeniyle dernekler, hem 5253 sayılı Dernekler Kanunu’na hem de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)'nun dernekler ile ilgili hükümlerine (m. 56-100) tabidirler. Dernekler Kanunu özel kanun olduğu için Medeni Kanun’a göre öncelikle uygulanır. 15. 5253 sayılı Dernekler Kanunu'nun 19. maddesine göre, İçişleri Bakanı veya mülkî idare amiri tarafından gerekli görülen hâllerde, derneklerin tüzüklerinde gösterilen amaçlar doğrultusunda faaliyet gösterip göstermedikleri, defterlerini ve kayıtlarını mevzuata uygun olarak tutup tutmadıklarının denetletilebileceği, aynı Kanunun "Ceza hükümleri" başlıklı 32. maddesinin "b" bendine göre ise genel kurulu süresinde toplantıya çağırmayan, genel kurul toplantılarını kanun ve tüzük hükümlerine aykırı olarak veya dernek merkezinin bulunduğu veya tüzüğünde belirtilen yer dışında yapan dernek yöneticilerine beşyüz Türk Lirası idarî para cezası verileceği, mahkemece, kanun ve tüzük hükümlerine aykırı olarak yapılan genel kurul toplantılarının iptaline de karar verilebileceği düzenlenmiştir. 16. 4721 sayılı TMK'nın 73. maddesinde "Genel kurul, derneğin en yetkili karar organı olup; derneğe kayıtlı üyelerden oluşur. ", 75. maddesinde "Genel kurul, yönetim veya denetim kurulunun gerekli gördüğü hâllerde veya dernek üyelerinden beşte birinin yazılı başvurusu üzerine, yönetim kurulunca olağanüstü toplantıya çağrılır", "Toplantıya çağrı" başlıklı 77. maddesinde ise "Genel kurul, yönetim kurulunca, en az onbeş gün önceden toplantıya çağrılır. Bu amaçla toplantının günü, saati, yeri ve gündemi, (…)(1) üyelere (…)(1)  bildirilir. Toplantıya çağrı usulü ve toplantının ertelenmesine ilişkin konular, yönetmelikle düzenlenir. " düzenlemelerine yer verilmiştir. 17. Dernekler Yönetmeliği'nin "Çağrı Usulü" başlıklı 14. maddesi "(Değişik: RG-23/1/2013-28537) Yönetim kurulu, dernek tüzüğüne göre genel kurula katılma hakkı bulunan üyelerin listesini düzenler. Genel kurula katılma hakkı bulunan üyeler; en az onbeş gün önceden, toplantının günü, saati, yeri ve gündemi en az bir gazetede veya derneğin internet sayfasında ilan edilmek, yazılı olarak bildirilmek, üyenin bildirdiği elektronik posta adresine ya da iletişim numarasına mesaj gönderilmek veya mahalli yayın araçları kullanılmak suretiyle toplantıya çağrılır. Bu çağrıda, çoğunluk sağlanamaması sebebiyle toplantı yapılamazsa, ikinci toplantının hangi gün, saat ve yerde yapılacağı da belirtilir. İlk toplantı ile ikinci toplantı arasındaki süre yedi günden az, altmış günden fazla olamaz. Toplantı, çoğunluk sağlanamaması sebebinin dışında başka bir nedenle geri bırakılırsa, bu durum geri bırakma sebepleri de belirtilmek suretiyle, ilk toplantı için yapılan çağrı usulüne uygun olarak üyelere duyurulur. İkinci toplantının geri bırakma tarihinden itibaren en geç altı ay içinde yapılması zorunludur. Üyeler ikinci toplantıya, birinci fıkrada belirtilen esaslara göre yeniden çağrılır. Genel kurul toplantısı bir defadan fazla geri bırakılamaz." şeklindedir. 18. Gerçekten, gerek Kanunda gerek doktrinde kabul edilen ana kural, dernek toplantısının derneğe kayıtlı olan bütün üyelere, toplantının amacını, yerini, zamanını ve toplantıda görüşülecek hususları çok önceden bildirmek suretiyle bütün üyelerin mümkün olduğunca toplantıya katılmalarını sağlamaktır. Derneğe kayıtlı her üyenin toplantıya ilgi gösterip gelmesi kanunun amaçladığı bir yöndür. 19. Genel kurulda alınan kararlara karşı çeşitli dava yollarına başvurmak mümkün olup, genel kurul kararlarına karşı iptal davası açılması bu yollardan bir tanesini oluşturmaktadır (5352 s. Dernekler Kanunu m. 32, 4721 s. TMK m. 83). Buna göre, yokluk ve geçersizlik halleri dışında kalan sakatlıklarda genel kurul kararları iptal edilebilirlik yaptırımına tabi olmaktadır. 20. Genel kurul toplantısına çağrının yapılmaması veya usulsüz yapılması halinin müeyyidesinin bu toplantıda alınan kararların mutlak butlanı mı, yoksa iptal edilebilirliği mi olduğu hususu Türk ve yabancı doktrinde tartışmalı olup, çoğunluk düşüncesi, hukuki işlemlere güvenlik getirme amacı da dikkate alınarak bu nevi sakatlıkların müeyyidesinin iptal edilebilirlik olduğu yönündedir. 21. Nitekim 4721 sayılı TMK'nın "Kararın iptali" başlıklı 83. maddesi; "Toplantıda hazır bulunan ve kanuna veya tüzüğe aykırı olarak alınan genel kurul kararlarına katılmayan her üye, karar tarihinden başlayarak bir ay içinde; toplantıda hazır bulunmayan her üye kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her hâlde karar tarihinden başlayarak üç ay içinde mahkemeye başvurmak suretiyle kararın iptalini isteyebilir. Diğer organların kararlarına karşı, dernek içi denetim yolları tüketilmedikçe iptal davası açılamaz. Genel kurul kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlar saklıdır" hükmünü içermekte olup, çağrıda usulsüzlük hâlinin, genel kurula bu nedenle katılamayan üyelere bu toplantıda alınan kararların iptali davası açma hakkı verildiğine göre, kanun koyucunun bunun müeyyidesini mutlak butlan olarak kabul etmediği anlaşılmaktadır. 22. Çağrının usulsüzlüğünü iddia eden tarafın genel kurul toplantısında alınan kararların yasaya, ana sözleşmeye veya iyiniyet kurallarına aykırılık iddialarından birine ya da hepsine dayanması ve iddiasını ispat etmesi zorunludur. Çağrıdaki usulsüzlük, alınan kararların salt bu nedenle iptali ya da mutlak butlan sonucunu doğurmamaktadır. Diğer yandan, genel kurul toplantısına çağrılması gereken üyelerin çağrılmamaları nedeniyle gelememeleri hâlinde, toplantı ve karar nisabını etkiliyorsa bu durum, kararın yok sayılmasını gerektirir. Bu nitelikteki kararların yokluğunun tespiti için açılacak dava da herhangi bir süreye tabi değildir. 23. Yapılan açıklamalar ışığında somut olayın incelenmesine gelince; dosyadaki bilgi ve belgelerden, Ankara Valiliği denetim görevlileri tarafından 17.04.2012 tarihinde davalı … hakkında yapılan denetimde 30.11.2010 tarihli olağan genel kurul toplantısının Medeni Kanun ve Dernekler Yönetmeliğine aykırı yapıldığının tespit edilmesi üzerine davacı İdare tarafından eldeki davanın açıldığı, davalı dernek tarafından sunulan 30.11.2010 tarihinde yapılacak olağan genel kurulun yapılacağı yer, saat bilgilerinin üyelere bildirilmesine ilişkin belgede 49 üyeden 44 üyenin imzalarının bulunduğu, 5 üyenin imzasının bulunmadığı, "Genel Kurul Sonuç Bildirimi” başlıklı belgede genel kurula 44 kişinin katıldığının belirtildiği, seçimler dışındaki tüm kararlarının oy birliği ile alındığı, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin oy çokluğu ile seçildiği, en fazla oy alan adayın 44, en az oy alan adayın ise 25 oy aldığı görülmüştür. 24. Mahkemece hükme esas alınan 07.05.2013 tarihli bilirkişi raporunda; genel kurula çağrının 5 üyeye yapılmaması nedeniyle genel kurul çağrısının usulsüz olduğu, genel kurulda alınan kararların seçimler dışında oy birliği ile alındığından 5 üye katılsa ve ret oyu verse idi dahi 44 kabul ile alınan kararlarda sonucun değişmeyeceği, organlara seçilen üyelerden en düşük oy alan 25 oy ile seçildiğinden, katılmayan 5 kişi muhalif oy kullansa dahi 24’e 25 oy ile yine seçilmiş olacağı, çağrıdaki usulsüzlüğün seçimleri değiştirmeyeceğinin belirtildiği anlaşılmıştır. 25. O hâlde, davalı derneğin 30.11.2010 tarihinde yapılan genel kurula çağrı yazısının 5 üyeye gönderilmemesi nedeniyle çağrıda usulsüzlüğün bulunduğu, ancak çağrılması gereken üyelerin çağrılmamasının karar nisabını etkilemediği, bunun butlanı değil, iptali gerektiren hâllerden olduğu, genel kurula katılmayan üyelerin, toplantı zamanı ve yerinin gereği gibi bildirilmemiş olmasına dayalı olarak, genel kurulda alınan kararların kanuna, tüzüğe ve iyiniyet kurallarına aykırılığı iddiasıyla iptali istemiyle dava açma haklarının bulunduğu hâlde söz konuyu davayı da açamadıkları nazara alındığında mahkemenin yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir. 26. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 33. maddesinde temel hak olarak düzenlenen dernek kurma hakkının, maddede sayılanlar dışında derneğin etkinliklerine katılma ve dernek üyelerinin menfaatlerini korumak üzere faaliyette bulunma hakkını da içerdiği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesinde de, derneğe üye olma hakkının temel yansımasının derneğe katılma ve toplantılarına katılma hakkı olduğunun ifade edildiği, temek hak olan faaliyetlere ve toplantılara katılınmamasına yönelik her türlü işlemin açıkça hak ihlali olduğu ve mutlak butlan sonucunu doğuracağı, somut olayda davalı dernek olağan genel kurul toplantısına üye olan beş kişinin haberdar edilmeyerek Anayasal temel hak olan genel kurul toplantısına katılma hakkının engellendiği, mutlak butlan niteliğinde olduğundan beş üyenin alınan kararlara etkili olup olmamasının önemli olmadığı, bu yöndeki Özel Daire bozma kararının isabetli olduğu ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 27. Hâl böyle olunca, usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararının ONANMASINA, HUMK’nın 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 07.07.2020 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 1. Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki temel uyuşmazlık, “davalı derneğin gerçekleştirilen olağan genel kurul toplantısına 5 üyeye ilişkin yapılan çağrıdaki usulsüzlüğün, alınan kararlarda sonucunu değiştirmeyecek olmasının önemli olup olmadığı, burada varılacak sonuca genel kurul toplantısının iptaline karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. 2. Yerel mahkemenin “iptali istenen genel kurula da katılmayan 5 üye olduğu, katılan üye sayısına göre karar nisabının gerçekleştiği, genel kurulda alınan kararların seçimler dışında olanları oy birliği ile alındığından bu beş üye katılsa ve kararlara red oyu verseydi dahi 44 kabul ile alınan kararlarda sonucun değişmeyeceği, emsal Yargıtay kararlarının da bu yönde olduğu” gerekçesi ile verdiği direnme kararının, çoğunluk görüşü ile onanmasına karar verilmiştir. 3. Sayın çoğunluğun onama kararı aşağıda açıklanan nedenler, Özel Dairenin bozma gerekçesi ve özellikle dernek kurma hakkının niteliği ile açıkça kanuna aykırılık nedeni ile isabetli değildir. 4. Anayasanın 33. maddesi uyarınca temel haklardan olma dernek kurma hakkı ile ilgili hükme göre “Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir. Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve dernekte üye kalmaya zorlanamaz. Dernek kurma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir. Dernek hakkı Anayasanın 33. maddesinde sayılanlar dışında bir derneğin etkinliklerine katılma ve dernek üyelerinin menfaatlerini korumak üzere faaliyette bulunma haklarını da içermektedir. 5. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11. maddesine göre de “Her şahıs asayişi ihlâl etmeyen toplantılara katılmak ve başkalarıyla birlikte sendikalar tesis etmek ve kendi menfaatlerini korumak üzere sendikalara girmek hakkı dâhil olmak üzere dernek kurmak hakkını haizdir”. Görüldüğü gibi derneğe üye olma hakkının temel yansıması dernek faaliyetlerine ve toplantılarına katılma hakkıdır. 6. Dernek genel kurulu kararlarının hukuka aykırılığını, öncelikle kanunun emredici veya tüzükle tersi kararlaştırılmamış bulunan kanunun tamamlayıcı hükümlerine veya tüzük hükümlerine aykırılık oluşturur. Burada temel hak olan faaliyetlere ve toplantılara katılmamasına yönelik her türlü işlem, açıkça hak ihlalidir ve mutlak butlan sonucunu doğurmalıdır. 7. Somut uyuşmazlıkta, davacı dernek olağan genel kurul toplantısına üye olan beş kişi, bırakın usulsüz tebliği hiçbir şekilde haberdar edilmeksizin çağrılmamışlardır. Üyeler davet edilmediğinden, üyeye yapılan tebligat bulunmadığından usulsüz tebliğden söz edilemez. Burada açıkça derneğin etkinliğine, genel kurul toplantısına katılma hakkı engellenmiştir. Bu Anayasal temel hakkın ihlalidir. Mutlak butlan niteliğinden olduğundan, beş üyenin alınan kararlara etkili olup olmaması önemli değildir. Özel Dairenin bu yönde bozma kararı isabetli olduğundan, Sayın çoğunluğun görüşüne açıklanan nedenlerle katılınmamıştır.

TMK m. 83, aynı zamanda genel kurul kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumları bu süre sınırının dışında tutmaktadır. İptal ile mutlak butlan birbirinden farklı hukuki kategorilerdir: iptal edilebilir bir karar, süre içinde dava açılmazsa geçerli olmaya devam eder; mutlak butlanla hükümsüz sayılan bir karar ise süre geçmesiyle geçerlilik kazanmaz.

Yokluk ve geçersizlik hâlleri dışında kalan sakatlıklarda genel kurul kararları iptal edilebilirlik yaptırımına tabidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, toplantıya çağrının yapılmaması veya usulsüz yapılması hâlinde alınan kararların müeyyidesinin mutlak butlan mı yoksa iptal edilebilirlik mi olduğu konusunun doktrinde tartışmalı olduğunu saptamış; çoğunluk görüşü, hukuki işlemlere güvenlik getirme amacı da gözetilerek, bu tür sakatlıkların müeyyidesinin iptal edilebilirlik olduğu yönünde şekillenmiştir. Kurulun karşı oy yazısında ise Anayasa m. 33 ve AİHS m. 11'e dayanan mutlak butlan görüşü savunulmuştur.

Hukuk Genel Kurulu çoğunluğuna göre, TMK m. 83'ün çağrıdaki usulsüzlük nedeniyle toplantıya katılamamış üyelere iptal davası açma hakkı tanıması, kanun koyucunun bu sakatlığın müeyyidesini mutlak butlan olarak öngörmediğine işaret etmektedir. Çoğunluğun benimsediği bu yaklaşıma göre çağrıdaki usulsüzlük, alınan kararların salt bu nedenle iptali ya da mutlak butlan sonucunu doğurmaz; bu iddiayı ileri süren tarafın genel kurul kararlarının yasaya, ana sözleşmeye veya iyiniyet kurallarına aykırılığını ayrıca ispat etmesi gerekmektedir.

Öte yandan toplantıya çağrılması gereken üyelerin çağrılmamaları nedeniyle gelemedikleri ve bunun toplantı ile karar nisabını etkilediği hâllerde, bu durum kararın yok sayılmasını gerektirmektedir. Bu nitelikteki kararların yokluğunun tespiti için açılacak dava herhangi bir süreye tabi değildir.

Batıl Kurultaydan Çıkan Organların Yetkisi

Bir kurultayın mutlak butlanla sakat sayılması, o kurultaydan seçilen organların yetkilerini de doğrudan etkiler. Davada ileri sürülen ve bölge adliye mahkemesince benimsenen değerlendirmeye göre mutlak butlanla sakat bir işlem hiçbir hukuki sonuç doğurmaz ve bu sakatlık, üzerine inşa edilen sonraki işlemlere de sirayet eder. Bu gerekçeyle 38. Kurultay'dan seçilen organların olağanüstü kurultay çağırma yetkisinin bulunmadığı ve bu organların çağrısıyla toplanan sonraki kurultayların da batıl olduğu değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmenin dayandığı karar henüz kesinleşmemiştir; Yargıtay incelemesi devam etmektedir.

İhtiyati Tedbir ve Kanun Yolları

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 394. maddesi, karşı taraf dinlenmeden verilmiş ihtiyati tedbir kararlarına itiraz edilebileceğini; aksine karar verilmedikçe bu itirazın icrayı durdurmayacağını düzenlemektedir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrası uyarınca itiraz, tedbirin uygulanması sırasında karşı tarafın hazır bulunması hâlinde uygulamadan, bulunmaması hâlinde ise tutanağın tebliğinden itibaren bir hafta içinde tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve teminata ilişkin olarak yapılabilmektedir. Üçüncü kişiler de menfaatleri açıkça ihlal edilmişse tedbiri öğrenmelerinden itibaren bir hafta içinde aynı yola başvurabilir. İtiraz hakkında verilen karara karşı kanun yoluna başvurulabilir; bu başvuru öncelikli olarak incelenir ve kesin olarak karara bağlanır; kanun yoluna başvurulmuş olması tedbirin uygulanmasını durdurmaz.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 394Kaynağı aç
MADDE 394- (1) Karşı taraf dinlenmeden verilmiş olan ihtiyati tedbir kararlarına itiraz edilebilir. Aksine karar verilmedikçe, itiraz icrayı durdurmaz. (2) İhtiyati tedbirin uygulanması sırasında karşı taraf hazır bulunuyorsa, tedbirin uygulanmasından itibaren; hazır bulunmuyorsa tedbirin uygulanmasına ilişkin tutanağın tebliğinden itibaren bir hafta içinde, ihtiyati tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve teminata ilişkin olarak, kararı veren mahkemeye itiraz edebilir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/42 md.) Esas hakkında dava açıldıktan sonra, itiraz hakkında, bu davaya bakan mahkemece karar verilir. (3) İhtiyati tedbir kararının uygulanması sebebiyle menfaati açıkça ihlal edilen üçüncü kişiler de ihtiyati tedbiri öğrenmelerinden itibaren bir hafta içinde ihtiyati tedbirin şartlarına ve teminata itiraz edebilirler. (4) İtiraz dilekçeyle yapılır. İtiraz eden, itiraz sebeplerini açıkça göstermek ve itirazının dayanağı olan tüm delilleri dilekçesine eklemek zorundadır. Mahkeme, ilgilileri dinlemek üzere davet eder; gelmedikleri takdirde dosya üzerinden inceleme yaparak kararını verir. İtiraz üzerine mahkeme, tedbir kararını değiştirebilir veya kaldırabilir. (5) İtiraz hakkında verilen karara karşı, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kanun yoluna başvurulmuş olması, tedbirin uygulanmasını durdurmaz. Teminat karşılığı tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılması

Genel Kurul Çağrısındaki Usulsüzlüğün Hukuki Sonuçları

5253 sayılı Dernekler Kanunu'nun 32. maddesinin (b) bendi, genel kurulu süresinde toplantıya çağırmayan ya da toplantıyı kanun ve tüzük hükümlerine aykırı olarak yapan dernek yöneticilerine idari para cezası verileceğini; ayrıca mahkemece, kanun ve tüzük hükümlerine aykırı olarak yapılan genel kurul toplantılarının iptaline de karar verilebileceğini düzenlemektedir. Bu hüküm, usulsüzlüğün yaptırımının salt idari değil yargısal da olabileceğini göstermektedir.

Dernekler Yönetmeliği'nin 14. maddesi ise genel kurula katılma hakkı bulunan üyelerin toplantıdan en az on beş gün önce belirli yollarla çağrılmasını zorunlu kılmaktadır. Çağrıda, ilk toplantıda yeterli çoğunluk sağlanamazsa yapılacak ikinci toplantının gün, saat ve yeri de belirtilmek zorundadır. İlk toplantı ile ikinci toplantı arasındaki süre yedi günden az, altmış günden fazla olamaz.

Sık Sorulan Sorular

Mutlak butlan ile iptal edilebilirlik arasındaki temel fark nedir?

İptal edilebilir bir karar, yetkili kişilerin belirli süre içinde dava açması hâlinde geçersiz kılınabilir; bu süre geçirilirse karar geçerli olmaya devam eder. Mutlak butlanda ise işlem kesin olarak hükümsüzdür; süre geçmesiyle geçerlilik kazanmaz. TMK m. 83, dernek genel kurul kararlarına ilişkin iptal sürelerini belirlerken kararın yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı hâlleri bu süre sınırının dışında tutmaktadır.

Siyasi partilere Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu hükümleri nasıl uygulanır?

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 121. maddesi, TMK ile derneklere uygulanan diğer kanunların SPK'ya aykırı olmayan hükümlerinin siyasi partiler hakkında da uygulanacağını öngörmektedir. TMK m. 5 ise Borçlar Kanununun genel nitelikli hükümlerinin uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanacağını belirtmektedir. Hangi TMK ya da TBK maddelerinin kurultay kararlarına tatbik edileceği yargı yorumuna bırakılmıştır.

SPK m. 4 ve m. 93 hangi yükümlülükleri öngörmektedir?

SPK m. 4, siyasi partilerin demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olduğunu belirtmekte; organlarının seçimi, işleyişi, faaliyetleri ve kararlarının Anayasada nitelikleri belirtilen demokrasi esaslarına aykırı olamayacağını düzenlemektedir. SPK m. 93 ise parti içi çalışmaları, yönetimi, denetimi, organ seçimleri ile genel başkanlıkça, genel merkez organlarınca ve parti gruplarınca alınan kararları ve yapılan eylem ve işlemleri kapsayacak biçimde bunların parti tüzüğüne, üye eşitliği ilkesine ve demokrasi esaslarına aykırı olamayacağını hükme bağlamaktadır. Her iki madde de aykırılık hâlinde uygulanacak yaptırımı doğrudan düzenlememektedir.

Çağrıdaki usulsüzlük kurultay kararını otomatik olarak geçersiz kılar mı?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu çoğunluğuna göre çağrıdaki usulsüzlük, alınan kararların salt bu nedenle iptali ya da mutlak butlan sonucunu doğurmamaktadır. Bu iddiayı ileri süren tarafın genel kurul kararlarının yasaya, ana sözleşmeye veya iyiniyet kurallarına aykırılığını ayrıca ispat etmesi gerekmektedir. Bununla birlikte, toplantıya çağrılması gereken üyelerin çağrılmamaları nedeniyle gelemedikleri ve bunun toplantı ile karar nisabını etkilediği hâllerde kararın yok sayılması gerektiği kabul edilmektedir.

Kurultay kararlarına itiraz için süre var mı?

TMK m. 83 uyarınca kanuna veya tüzüğe aykırı genel kurul kararlarının iptali için toplantıya katılan üyeye karar tarihinden itibaren bir ay, katılmayan üyeye kararı öğrenmesinden itibaren bir ay ve her hâlde karar tarihinden itibaren üç aylık hak düşürücü süre tanınmaktadır. Bu süre sınırı yalnızca iptal edilebilir kararlar için geçerlidir; kararın yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı hâllerde bu süreler işlemez. Söz konusu istisnanın siyasi parti kurultay kararlarına uygulanabilirliği SPK m. 121 aracılığıyla gündeme gelmekle birlikte kapsamı yargı yorumuna bağlıdır.

Batıl sayılan bir kurultaydan çıkan organların yetkileri geçerli midir?

Davada ileri sürülen ve bölge adliye mahkemesince benimsenen değerlendirmeye göre mutlak butlanla sakat bir işlem hiçbir hukuki sonuç doğurmaz; bu sakatlık sonraki işlemlere de sirayet eder. Bu yaklaşıma göre batıl kurultaydan seçilen organların çağrısıyla toplanan yeni kurultaylar da yetkili bir organa dayanmadığından batıl sayılabilir. Ancak bu değerlendirmenin hukuki kesinlik kazanması için Yargıtay denetiminin tamamlanması gerekmektedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu