Savunma Hakkının Niteliği ve Anayasal Çerçevesi
Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia, savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Savunma hakkı; yargı organları nezdinde kişinin kendini savunması, avukat yardımından yararlanması, soru sorması, susması, aleyhine olan işleme katılmaması, tercümandan yararlanması, delillerin toplanmasını istemesi, duruşmada hazır bulunması ve kanun yoluna başvurması gibi hakları kapsar.
Sanığın Sorgusu ve Duruşmada Hazır Bulunması
Savunma hakkının merkezinde yer alan sorgu işlemi, yalnızca sanığın menfaatine konulmuş bir kural olmayıp aynı zamanda maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını hedefleyen kamusal nitelikli ve emredici bir usul güvencesidir. Yasal hakları kendisine hatırlatılan, açıklamada bulunmama iradesi göstermeyen ve savunmasını hazırlamak için mehil talep eden sanığın dinlenmesi esastır. Bu kapsamda sanığın duruşmalardan bağışık tutulması da kural olarak sorgusunun tamamlanmış olması şartına bağlıdır; sorgusu icra edilmeksizin sadece müdafi beyanlarıyla yetinilerek mahkûmiyet hükmü oluşturulamaz.
Buna karşılık 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 193. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, toplanan delillere göre sanık hakkında mahkûmiyet, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbiri dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir. Ancak başka suçtan aynı yargı çevresindeki cezaevinde hükümlü bulunan ve duruşmadan bağışık tutulma talebi olmayan sanığın, hükmün açıklandığı oturumda duruşmada hazır bulundurulmadan yokluğunda karar tesis edilmesi 5271 sayılı Kanun'un 193 ve 196. maddelerine aykırılık oluşturarak savunma hakkını kısıtlar.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 193Kaynağı aç
hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz. Gelmemesinin geçerli nedeni
olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir.
(2) (Değişik: 28/3/2023-7445/20 md.) Sanık hakkında, toplanan
delillere göre mahkûmiyet, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbiri
dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış
olsa da dava yokluğunda bitirilebilir.
Sanığın mahkemeden uzaklaşması
Suçun Hukuki Niteliğinin Değişmesi ve Ek Savunma
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 226. maddesinin 1. fıkrası gereğince sanık, suçun hukuki niteliğindeki değişiklikten önceden haberdar edilip ek savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça iddianamede kanuni unsurları gösterilen suçun temas ettiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. Maddenin 2. fıkrası uyarınca cezanın artırılmasını veya cezaya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektiren durumlar duruşmada ilk kez ortaya çıktığında da aynı usul işletilir.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 226Kaynağı aç
haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça,
iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden
başkasıyla mahkûm edilemez.
(2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin
uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında
aynı hüküm uygulanır.
(3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek
savunmasını hazırlaması için süre verilir.
(4) (Değişik:14/11/2024-7532/16 md.) Yukarıdaki fıkralarda yazılı
bildirimler, sanığa ve varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan
onun gibi yararlanır. Sanığın dosyada var olan son adresine bildirim
yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi halinde müdafie yapılan
bildirimler yeterli kabul edilir.
ÜÇÜNCÜ
BÖLÜM
Karar
ve Hüküm
Müzakereye katılacak hâkimler
Ek savunma verilmesini gerektiren tüm bu hâllerde, talep üzerine sanığa savunmasını hazırlaması için mahkemece süre verilir. Söz konusu bildirimler sanığa ve varsa müdafiine yapılır; müdafi de sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır.
Delillerin Tartışılması ve Son Söz Hakkı
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 216. maddesinin 1. fıkrasına göre duruşmada ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanuni temsilcisine verilir. Aynı maddenin 3. fıkrası gereğince hükümden önce son söz daima duruşmada hazır bulunan sanığa aittir. Kanun koyucu, bu aşamada zorunlu müdafiin hazır bulunmamasının hükmün açıklanmasına hukuken engel oluşturmayacağını açıkça düzenlemiştir.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 216Kaynağı aç
sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine
veya kanunî temsilcisine verilir.
(2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya
vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve
müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya
vekilinin açıklamalarına cevap verebilir.
(3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir. (Ek cümle:
15/8/2017-KHK-694/148 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/143 md.) Bu aşamada
zorunlu müdafiin hazır bulunmaması hükmün açıklanmasına engel teşkil etmez.
Delilleri takdir yetkisi
Savunma Hakkının Mahkemece Sınırlandırılmasının Sonuçları
Savunma hakkının sınırlandırılması; usuli haklardan tam anlamıyla yararlandırılmama ve savunma için gerekli zaman ile kolaylığın sağlanmaması şeklinde ikiye ayrılabilir. Savunma hakkının sınırlandığından söz edebilmek için, ileri sürülen savunmanın hükmü etkileyecek nitelik taşıması ve yargılaması yapılan fiile ilişkin olması gerekir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesinin 11. fıkrası uyarınca sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde duruşma açıldığında; duruşmaya gelmediği takdirde yokluğunda duruşmaya devam edilerek hükmün açıklanacağına dair meşruhatlı davetiye tebliğ edilmeden ve savunması alınmadan yokluğunda mahkûmiyet kararı verilmesi savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 289. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi uyarınca, hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması kanunen mutlak temyiz ve bozma nedeni kabul edilmiştir.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 289Kaynağı aç
da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:
a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.
b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme
katılması.
c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu
istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna
aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması.
d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya
yetkili görmesi.
e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması
gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması.
f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi.
g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi.
h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının
sınırlandırılmış olması.
i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.
Sanığın yararına olan kurallara aykırılık
Hukuka Uygunluk Sebebi Olarak Savunmanın Sınırı
Savunma hakkı, üstün nitelikte özel yarar kapsamında bir hukuka uygunluk nedeni olarak değerlendirilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2011/22293 Esas ve 2012/6732 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, hak arama ve savunma amacının bulunduğu ve bu amacın sınırları içinde kalındığı sürece hukuka uygunluk nedeninin mevcudiyetinden söz edilebilir. Buna karşılık savunma hakkını kullanma amacını aşacak biçimde karşı tarafa iftirada bulunulması veya maksadı aşan ithamlar yöneltilmesi, hukuka uygunluk nedeninin varlığına engel oluşturur.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2011/22293, K. 2012/6732Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:SULH HUKUK MAHKEMESİ
Dava dilekçesinde 5.000 TL manevi tazminatın yasal faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı vekili dilekçesinde, davalının … Davası” yargılamaları kapsamında savunma yaparken, aynı davada sanık olarak yargılanan davacı hakkında kişilik haklarını ihlal eder nitelikte sözler söylediğini beyan ederek 5000 TL. manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı savunmasında, söylenen sözlerin savunma hakkı kapsamında kaldığı ve kişilik haklarını ihlal etmediğini ifade etmiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Borçlar Kanununun 49. maddesi gereğince,”Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namı ile bir miktar para ödenmesini dava edebilir.”
Dava, davalı tarafından yapılan savunmadaki sözlerin kişilik hakkına saldırı oluşturduğu iddiasıyla manevi tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece, davalının sorumluluğuna karar verilmiştir.
Kişilik hakları kişinin hür ve bağımsız varlığının önemli bir parçası olup; kişinin yaşadığı toplumda, ilişki kurduğu çevrede şerefi ve saygınlığını sarsacak, onu küçük düşürecek, yanlış tanıtacak, zora sokacak, düşmanca bir ortama itecek her türlü davranış kişilik haklarına saldırıdır.
Hak arama ve savunma hakkının kutsallığı elbette tartışılmazdır. Ne var ki, bu hakkın kullanılmasının ölçüsü de yine yasalarla getirilmiştir.Yeri gelmişken, burada üstün nitelikte özel yarar kavramı üzerinde durmakta yarar vardır. Üstün nitelikte özel yarar bir hukuka uygunluk nedeni olup, özellikle hak arama özgürlüğü ve savunma hakkı açısından önem taşımaktadır. Hak arama özgürlüğünü ya da savunma hakkını kullanan kişi, başkasının kişilik haklarını ihlal ederse, burada çatışan iki yararın varlığı gündeme gelir. Çatışan bu yararlardan birisine üstünlük tanımak gerektiğinde bir lehine diğeri aleyhine hukuka uygunluk nedeninin varlığı kabul edilebilecektir. Hak arama ve savunma hakkını kullanma amacının bulunduğu ve bu amacın sınırları içinde kalındığı sürece hukuka uygunluk nedeninin varlığından da söz edilebilir. Aksine savunma hakkını kullanma amacını aşar biçimde bir başkasını itham etmek hatta ona iftiralarda bulunmak, maksadı aşan ifadelerde bulunmak elbette hukuka uygunluk nedeninin kabulüne en önemli engeli oluşturacaktır.Savunma hakkı hak arama özgürlüğü gibi anayasal bir hak olup, bu hakkın tanınmasının amacı da kişinin kendisini yetkili merciler ve yargı organları önünde savunabilmesidir. Durum bu olunca da bu hak ancak bu amaç ve sınırlar içinde kullanıldığında hukuka uygunluk sebebi olabilir. Bu hakkın kullanıldığı görünümü altında başkalarının kişilik haklarının ihlali halinde amaç ve sınır aşıldığından elbette sorumluluk söz konusu olacaktır.Somut olayda, davalının 44 nolu celsede savunma hakkı kapsamında sarf ettiği sözlerin , savunmanın bütünü irdelendiğinde savunma sınırının aşılmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır. Şu durum karşısında kişilik hakkına saldırı bulunmadığı kabul edilerek davanın reddedilmesi gerekirken, mahkemece davalının sorumluluğuna karar verilmesi bozma nedenidir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,13/03/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Sorgusu yapılmamış sanık hakkında karar verilebilir mi?
Toplanan delillere göre sanık hakkında mahkûmiyet, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbiri dışında bir hüküm kurulması gerekiyorsa 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 193. maddesinin 2. fıkrası uyarınca sorgu yapılmamış olsa dahi dava yokluğunda bitirilebilir.
Suçun hukuki niteliği değiştiğinde sanığa süre verilir mi?
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 226. maddesi gereğince suç vasfının değişmesi veya cezanın artırılmasını gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için mahkemece mehil verilmesi kanuni bir zorunluluktur.
Savunma hakkının kısıtlanması kararı nasıl etkiler?
Hüküm için önemli hususlarda savunma hakkının mahkeme kararıyla sınırlandırılması, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 289. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi kapsamında mutlak temyiz ve bozma nedenidir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

