Ceza Muhakemesinde İkrarın Delil Değeri ve Geçerliliği

by Avukat Erdal Ersoy
Ceza Muhakemesinde İkrarın Delil Değeri ve Geçerliliği

Ceza muhakemesinde ikrar, şüpheli veya sanığın aleyhine hukuki netice doğurabilecek bir fiil ya da vakıanın kendisi tarafından işlendiğini kabul etmesidir. Ceza davasında bir kabulün ikrar olarak nitelendirilebilmesi için, iddia makamı tarafından doğrudan uyuşmazlık konusu yapılan ve iddianamede gösterilen vakıalara ilişkin olması zorunludur. İddianamede suçlama konusu yapılmamış olan olayların yargılama sırasında sanıkça kabul edilmesi ceza muhakemesi hukuku anlamında ikrar vasfı taşımaz.

İkrarın Yapılacağı Makamlar ve İfade Alma Yetkisi

Ceza Muhakemesi Kanunu m. 213 gerekçesinde yüklenen suçun yalnızca hâkim önünde kabul edilmesi ikrar sayılmış, hâkim huzurunda yapılmayan beyanların ise sanık açıklaması olarak değerlendirilebileceği belirtilmiştir. Yargıtay uygulamasında ise ikrarın mahkeme ve hâkim huzurunda yapılabileceği gibi, soruşturma evresinde savcılıkta, sulh ceza hâkimliğinde veya müdafi eşliğinde kollukta da gerçekleştirilebileceği kabul edilmektedir. Öte yandan soruşturma sürecinde şüphelinin aynı olayla ilgili yeniden ifadesinin alınması gerektiğinde, Kanun m. 148/5 gereği bu işlem ancak Cumhuriyet savcısı tarafından yapılabilir.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 148Kaynağı aç
Madde 148 – (1) Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine
dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme,
yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi
bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.
(2) Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez.
(3) Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil
olarak değerlendirilemez.
(4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme
huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.
(5) Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması
ihtiyacı ortaya çıktığında, bu işlem ancak Cumhuriyet savcısı tarafından
yapılabilir.
ALTINCI
KISIM
Savunma
BİRİNCİ
BÖLÜM
Müdafi
Seçimi, Görevlendirilmesi, Görev ve Yetkileri
Şüphelinin veya sanığın müdafi seçimi

İfade Alma Yasakları ve Hukuka Aykırı İkrar

Şüpheli ve sanığın açıklamalarının bütünüyle özgür iradesine dayanması esastır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 148/1 uyarınca iradeyi engelleyici kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma ile bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılması yasaktır. Aynı Kanun m. 148/2 gereğince ifade alma ve sorguda kanuna aykırı herhangi bir yarar da vaat edilemez.

Yasak usullerle elde edilen beyanlar, ilgilisi açıkça rıza göstermiş olsa dahi delil olarak değerlendirilemez. Baskı, aldatma veya kanuna aykırı vaat yoluyla elde edilen ikrarın hukuki geçerliliği bulunmamaktadır. Serbest iradeye dayanmayan veya kanuna aykırı yöntemlerle temin edilen ikrar delil değerinden yoksundur; ikrarın delil niteliği kazanabilmesi hâkim karşısında özgür iradeyle yapılmasına, geri alınmamış olmasına ve diğer delillerle desteklenmesine bağlıdır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 217/2 uyarınca yüklenen suç, ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispatlanabilir. Kanunda gösterilen hukuka uygun yöntemlere dayanmaksızın iletişimin tespiti veya fiziki takip tutanaklarına istinaden alınan ikrar, kanuna aykırı yöntemle elde edilmiş olması sebebiyle suçun sübutunda delil olarak değerlendirilemez.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 217Kaynağı aç
Madde 217 – (1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve
huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî
kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir
şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.
Ceza mahkemelerinin ek yetkisi

Müdafi Bulunmaksızın Alınan Kolluk İfadesi ve İkrardan Dönme

5271 sayılı Kanun m. 148/4 gereğince müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. Müdafi bulunmadan kolluk nezdinde verilen kabul beyanları hâkim ya da mahkeme huzurunda doğrulanmadığı takdirde hükme dayanak yapılamaz.

Birden fazla sanığın bulunduğu yargılamalarda, bir sanığın müdafi hazır bulunmaksızın alınan ve sonradan geri aldığı kolluk ifadesi kendisi yönünden kabul beyanı olarak ele alınsa dahi, diğer sanık yönünden yalnızca bir ifade ve soyut suç atma niteliğindedir; bu beyan diğer sanık bakımından bağlayıcı bir delil oluşturmaz.

İkrarın Tek Başına İspat Gücü ve Maddi Gerçek İlkesi

5271 sayılı Kanun m. 217/1 gereğince hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir ve bu delilleri vicdani kanaatiyle serbestçe takdir eder. Ceza muhakemesinde başka delillerle desteklenmeyen soyut ikrar tek başına ispat için yeterli kabul edilmez ve mahkûmiyete esas alınamaz. Yan kanıtlarla teyit edilmeyen, olayın oluşuna ve maddi gerçeğe uygun düşmeyen soyut ikrara dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması ceza muhakemesinin maddi gerçeğe ulaşma ilkesine aykırılık teşkil eder.

Kenevir ekme suçunda kenevir kökü veya hasat artığı gibi somut delillerin mevcut bulunmadığı hallerde, failin evinde ele geçirilen esrarı kendi ektiği kenevir bitkilerinden elde ettiğine yönelik soyut ikrarı bu suçtan mahkûmiyeti için tek başına yeterli değildir.

Ceza muhakemesinde mahkûmiyet kararı verilebilmesi için isnat edilen fiilin sanık tarafından işlendiğinin tereddütsüz ve herkesi inandıracak kesinlikte kanıtlanması gerekir. Masumiyet karinesinin zorunlu bir sonucu olarak, ulaşılamayan ve kuşkuda kalan hususlar sanık lehine değerlendirilmelidir.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2014/5169, K. 2017/4564Kaynağı aç
5. Ceza Dairesi         2014/5169 E.  ,  2017/4564 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Zimmet (sanıklar …, …, …, …, …, … hakkında), zimmete yardım (sanıklar … ve …hakkında), zimmet, dolandırıcılık, kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği (sanık … hakkında)
HÜKÜM : Sanıklar…ve …'in zimmet suçundan beraatlerine, sanık …'in zimmet, sanık …'ın kullanma zimmeti, sanıklar… ve …'ın nitelikli zimmet, sanık …'in dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasına ilişkin olarak eylemleri kül halinde zimmet suçunu oluşturduğundan hüküm kurulmasına yer olmadığına, nitelikli zimmet ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçlarından mahkumiyetlerine
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;
Sanık … hakkında dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasına ilişkin olarak eylemleri kül halinde zimmet suçunu oluşturduğundan hüküm kurulmasına yer olmadığına dair ayrıca ve açıkça da temyiz edilmemiş olan karar hüküm nitelinde bulunmadığından, iddianame içeriğine göre kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan müdahil sıfatını alabilecek surette doğrudan zarar görmesi söz konusu olmayan Düzce Üniversitesi Rektörlüğünün usulsüz olarak anılan suçla ilgili olarak da müdahilliğine karar verilmesi hükmü temyiz hakkı vermeyeceğinden, vekilinin kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan kurulan hükme yönelik temyiz taleplerinin CMUK'nın 317. maddesi uyarınca
-2-
REDDİNE, sanık … hakkında tayin olunan cezaların miktarına göre koşulları bulunmadığından vaki duruşma isteminin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 318. maddesi uyarınca reddiyle, incelemenin duruşmasız olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Sanıklar …, … ve … haklarında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle sanıklar hakkında verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
Sanık …'in zimmet, sanık …'ın kullanma zimmeti, sanıklar Metin ve Murat'ın nitelikli zimmet, sanık …'in nitelikli zimmet ve kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçlarından mahkumiyetlerine, sanık …'nın ise zimmet suçundan beraatine dair hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
5237 sayılı TCK'nın 247. maddesinde düzenlenen zimmet suçunun oluşması için "kamu görevlisinin veya özel mevzuatları gereği kamu görevlisi gibi cezalandırılabilen kişilerin görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının yararına zimmetine geçirmesinin" gerektiği, TCK'nın 40/2. maddesine göre özgü suç niteliğinde olan ve ancak kamu görevlisi tarafından işlenebilen zimmet suçuna iştirak eden diğer kişilerin azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabileceği, Dairemizin istikrar kazanan uygulamalarına göre kamu görevlisinin/memurun görevlendirilmesine yasal engel bulunmadığı takdirde, sözlü de olsa görevlendirildiği veya fiilen para tahsili yaptığı hallerde gerçekleştirdiği mal edinme eylemlerinin zimmet vasfında olacağı nazara alındığında, sanıkların görev kapsamının belirlenmesine ilişkin yazı cevaplarında açıklık bulunmaması karşısında, suç vasfının tespitine yönelik sanıkların görev ve yetkilerinin tereddüte yer vermeyecek şekilde belirlenmesi gerektiği nazara alınarak, öncelikle mahkumiyetlerine karar verilen sanıkların suç tarihlerinde para tahsili görevlerinin ya da para üzerinde koruma ve gözetim sorumluluklarının bulunup bulunmadığı, fiilen para tahsili ile görevlendirilip görevlendirilmedikleri, sanık …'in suça konu senedi düzenleme görev ve yetkisinin bulunup bulunmadığı, sanıklar … ve … tarafından yapıldığı kabul edilen üzerine usulsüz makbuz transferi yapılmış olan hastanın kuruma tedaviye ilişkin giderleri ödeyip ödemedikleri (tedavi giderleri ödenmiş hastanın üzerine transfer yapılıp yapılmadığı) hususları kurumdan sorulup, hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hükümler kurulması,
5237 sayılı TCK'nın 204/2. maddesinde düzenlenen “Kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği” suçunun oluşması için sahte resmi belgeyi düzenleyen kamu görevlisinin belgeyi düzenlemeye yetkili olması, görevi sırasında ve kanuni yetkisine dayanarak bir belgeyi sahte olarak düzenlemesi ve düzenlenen belge ile kamu görevlisinin görevi arasında nedensellik bağının bulunması gerektiği nazara alındığında; … tarafından yazılan müzekkereye verilen 10/11/2010 gün ve 2846 sayılı cevabi yazıda"…Yapılan araştırmada belirtilen tarihte senet düzenlemesi işi ile ilgili bir görevlendirmenin yapılmadığı ve bu birimlerde çalışan herkes tarafından senet tanzim edildiği öğrenilmiştir." şeklindeki açıklama gözetildiğinde, sanığın savunmasına göre …nin senetlerin tanzim şekline ilişkin
-3-
olarak tanık olarak dinlenilmesinden sonra, düzenlenen belge ile sanık …'in görevi arasında nedensellik bağının nasıl oluştuğu açıklanıp, suça konu senedin hangi tarihte düzenlendiği de kesin olarak saptanıp, eylemin TCK'nın 204/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturup oluşturmadığı açıklanıp, belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdiri hakime ait olduğu cihetle, suça konu belge aslı celp edilerek incelenmek suretiyle, özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması ve denetime olanak verecek şekilde belge aslının dosya içine konularak, iğfal kabiliyetinin ne şekilde oluştuğunun da kararda tartışılıp, değerlendirilmesi gerektiği de gözetilmeden, sanığın 657 sayılı DMK'nın 4/b maddesi uyarınca sözleşmeli olarak çalıştığını beyan etmesi karşısında bir kadro karşılığı gösterilmek suretiyle çalıştırılan sözleşmeli personel statüsünde olup olmadığının kesin olarak tespit edilmesi, kadro karşılığı çalıştırıldığının anlaşılması halinde resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin olarak 2547 sayılı Yasanın 53/c maddesi uyarınca, görevi dolayısıyla işlediği ileri sürülen suçu nedeniyle yargılanabilmesi için hakkında yükseköğretim kurulu başkanınca veya disiplin amirlerince doğrudan veya görevlendirecekleri soruşturmacı tarafından yapılacak ilk soruşturma üzerine, yetkili il idare kurulunca son soruşturmanın açılmasına dair lüzum-u muhakeme kararı verilmesi durumunda kovuşturma şartının oluşacağı cihetle, sahtecilik suçundan dolayı durma kararı verilmesi gerekirken yargılamaya devamla eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Sanık … müdafiin verilen süreye rağmen vekaletnamesini ibraz etmediği gözetilmeden sanık lehine vekalet ücretine hükmolunması,
Kabule göre de;
Sübutu kabul edilen zimmet miktarlarının kurum görevlisi bilirkişilerin araştırmasıyla tespit edildiği anlaşılmakla, kullanılan kaba hilenin zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya ne suretle elverişli olduğu açıklanıp tartışılmadan sanıklar…ve … hakkında TCK'nın 247/2. maddesinin uygulanması,
Ceza yargılaması sonucunda mahkumiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanıklar tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak biçimde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanıklar lehine değerlendirilmesi gerektiği, hukuka aykırı deliller dışlandığında, dosya kapsamına göre aldığı parayı kaybedip sonra ödediğini beyan eden sanık … hakkında bu beyanı olmasa mahkumiyet kararı verilemeyecek olması gözetildiğinde Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11/10/2011 gün ve 175-210 sayılı Kararında ifade edildiği üzere, beyanın bir kısmına itibar edilip bir kısmına itibar edilmemesinin, “ikrarın bölünmezliği” ilkesi ile “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesine aykırı olduğu gözetilip tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, sanık …'in 15/02/2007 de işe başladığı, 21/02/2007 de Acil Hasta-Kabul biriminde görevlendirildiği sübutu kabul edilen eylemin 02-09/04/2007 tarihinde tedavi gören hastaya ilişkin olduğu da nazara alındığında, sanıklar …, … ve …'ın atılı suçları işlediklerine dair kesin, inandırıcı ve yeterli delil bulunmadığı, savunmalarının aksine iddianın şüpheli kaldığı, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince de beraatlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması,
Sanık … hakkında nitelikli zimmet suçundan kurulan hükümde sonuç cezanın 7 yıl 9 ay 22 gün hapis cezası yerine 6 yıl 21 ay 22 gün olarak, sanık … hakkında nitelikli zimmet suçundan kurulan hükümde sonuç cezanın 6 yıl 3 ay hapis cezası yerine 5 yıl 15 ay olarak belirlenmesi suretiyle eksik ceza tayini,
Suç tarihindeki ekonomik koşullar ve paranın satın alma gücü nazara alındığında, Kıymet dışındaki sanıkların zimmete geçirildiği kabul edilen paranın değerinin azlığı nedeniyle TCK'nın 249. maddesi uyarınca Kıymet dışındaki sanıklar hakkında tayin olunan cezadan indirim yapılması gerektiğinin nazara alınmaması,
Suçların 5237 sayılı Yasanın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlendiğinin kabul edilmesi karşısında sanıklar hakkında aynı Yasanın 53/5. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı Kararının 24/11/2015 tarih ve 29542 Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle TCK'nın 53. maddesiyle ilgili yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,
Kanuna aykırı, temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçu yönünden kazanılmış hak saklı kalmak kaydıyla 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321 ve 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 26/10/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Tevilli İkrar ve İkrarın Bölünmezliği Kuralı

Tevilli veya kaçamaklı ikrar; şüpheli ya da sanığın suçlama konusu fiilin belirli bir kısmını kabul etmesi yahut fiili kabul etmekle birlikte gerçekleşme şekli, sebebi ya da hukuki sorumluluğu bakımından farklı gerekçeler ileri sürerek dolaylı bir kabulde bulunmasıdır.

İkrarın bölünmezliği ilkesi gereğince mahkeme sanığın ikrarının bir kısmına itibar edip diğer kısmını görmezden gelerek veya dışlayarak hüküm kuramaz; ikrar edilen vakıa bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Sanığın beyanının bir kısmına itibar edilip bir kısmına itibar edilmemesi, ikrarın bölünmezliği ilkesi ile kuşkudan sanık yararlanır ilkesine aykırılık oluşturur.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2016/9616, K. 2018/4896Kaynağı aç
5. Ceza Dairesi         2016/9616 E.  ,  2018/4896 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Rüşvet
HÜKÜM : Beraat
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1-Sanık … hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanık … tarafından sanık …'e borç olarak verilip sonradan ödendiği ifade edilen paraların veriliş tarihlerinin soruşturmadan önceye ait olmasına ve iletişimin tespiti tutanaklarının içeriğine göre; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11/10/2011 gün ve 175-210 sayılı Kararında ifade edildiği üzere, beyanın bir kısmına itibar edilip bir kısmına itibar edilmemesinin, “ikrarın bölünmezliği” ilkesi ile “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesine aykırı olduğu gözetilip tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle sanık … hakkında verilen beraat hükmü usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2-Sanıklar …, … ve …'ın rüşvet suçundan beraatlerine dair hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;
Mahkemece sanıklar… ve …'in amaçlarının sanık …'e sempatik görünmek bulunduğu konum itibarıyla sanık … ile ters düşmemek olduğu, mümkün olduğu kadar arkadaşlık çerçevesinde sanık …'in taleplerini karşılamaya çalıştıkları ve…'in de talep etmiş olduğu mal ve hizmetlerin karşılığını diğer sanıklara ödediğinin kabul edilmesi, rüşvet suçunun kanıtı kabul edilebilecek delillerin yorumu gerektirmeyecek biçimde rüşvet suçunun anlaşma da dahil tüm unsurlarını ortaya koymadığı, görevin gereklerine aykırı hareket edilmesi için hangi iş ve işlem nedeniyle menfaat temin edildiği ya da rüşvet anlaşmasına varıldığı hususunun açık olmadığı da nazara alındığında, savunma irdelenerek kolluk görevlilerinin icbar boyutuna varmayan davranışları sonucunda sivil sanıklarca menfaat temin edildiğinin anlaşılması halinde sanık …'in eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı ve bu halde kendisinden menfaat sağlananların suçun mağduru olacağı, aksi halde ise işin yapılmasına yönelik öncesinde bir anlaşmanın varlığı halinde eylemin suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 257/3. maddesinde düzenlenen "görevinin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama ve bu suça azmettirme suçunu", işin yapılmasına yönelik öncesinde bir anlaşmanın olmadığı, söz konusu işin yapılmasından sonra menfaat temin edilmesi halinde ise sanık … açısından eylemin TCK'nın 257/1 maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma, diğer sanıklar yönünden ise görevi kötüye kullanma suçuna azmettirme suçunu oluşturacağı gözetilerek, sanıkların görüşmelerine ilişkin iletişimin tespiti tutanakları sanıklara duruşmada okunarak diyeceklerinin sorulması, dosyadaki mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra hükme esas alınan ve reddedilen bütün deliller belirlenip delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden dosya kapsamı ile uyumlu olmayacak şekilde yazılı biçimde hükme varılması,
Kabule göre de;
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/5. maddesinde yer alan "Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanıklar yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir." biçimindeki düzenleme ile Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16/10/1978-2/324-350 sayılı Kararında belirtilen "Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi, vekalet ücretinin tayininde esas ilke olarak sanıkların adedi ya da sanığın birden çok suç işlemiş olmasını değil, usulünce açılan ve avukat tarafından takip edilen davaların adedini esas almış ve taraflara yükletilecek avukatlık parasının her dava için ayrı ayrı tayinini öngörmüş olması karşısında; ayrı ayrı dava açılmadıkça ücreti vekaletin de ayrı ayrı tayin ve takdiri mümkün bulunmadığı" hususu nazara alınarak kendilerini aynı vekille temsil ettiren ve beraatlerine karar verilen sanıklar… ve …yararına tek vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde uygulama yapılması,
Emanette kayıtlı eşyalara ilişkin olarak bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 28/06/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Nitekim Yargıtay 5. Ceza Dairesinin E. 2016/9616, K. 2018/4896 sayılı kararında, soruşturma öncesine dayanan borç ilişkisi ve paranın iadesine dair sanık beyanının bir kısmının alınıp diğer kısmının göz ardı edilmesinin ikrarın bölünmezliği ile şüpheden sanık yararlanır ilkesine aykırı olduğu ve beraat kararının isabetli bulunduğu vurgulanmıştır. Benzer şekilde Yargıtay 5. Ceza Dairesinin E. 2014/5169, K. 2017/4564 sayılı ilamında da alınan paranın kaybedilip sonradan ödendiğine yönelik anlatımın aleyhe olan kısmı ayrıştırılarak mahkûmiyet kurulamayacağı, aksine kesin ve inandırıcı delil bulunmadığında şüpheden sanık yararlanır kuralı doğrultusunda beraat hükmü verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

İkrarın Etkin Pişmanlık ve Ceza İndirimine Etkisi

Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 192/1 gereğince, resmi makamlar haber almadan önce diğer suç ortaklarını ve maddelerin saklandığı veya üretildiği yerleri yetkili mercilere bildirerek yakalanmalarını veya maddelerin ele geçirilmesini sağlayan fail hakkında cezaya hükmolunmaz. Suç resmi makamlarca haber alındıktan sonra gönüllü olarak suçun ortaya çıkmasına ve fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım edilmesi hâlinde ise Kanun m. 192/3 uyarınca, yardımın niteliğine göre cezada dörtte birden yarısına kadar indirim yapılır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 192Kaynağı aç
Madde 192- (1) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti
suçlarına iştirak etmiş olan kişi, resmi makamlar tarafından haber alınmadan
önce, diğer suç ortaklarını ve uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin saklandığı
veya imal edildiği yerleri merciine haber verirse, verilen bilginin suç
ortaklarının yakalanmasını veya uyuşturucu veya uyarıcı maddenin ele
geçirilmesini sağlaması halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
(2) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı
madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, resmi makamlar tarafından
haber alınmadan önce, bu maddeyi kimden, nerede ve ne zaman temin ettiğini
merciine haber vererek suçluların yakalanmalarını veya uyuşturucu veya uyarıcı
maddenin ele geçirilmesini kolaylaştırırsa, hakkında cezaya hükmolunmaz.
(3) Bu suçlar haber alındıktan sonra gönüllü olarak, suçun meydana
çıkmasına ve fail veya diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım
eden kişi hakkında verilecek ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birden
yarısına kadarı indirilir.
(4) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, hakkında kullanmak için
uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan
dolayı soruşturma başlatılmadan önce resmi makamlara veya sağlık kuruluşlarına
başvurarak tedavi ettirilmesini isterse, cezaya hükmolunmaz. (Ek cümle:
24/11/2016-6763/16 md.) Bu durumda kamu
görevlileri ile sağlık mesleği mensuplarının 279 uncu ve 280 inci maddeler
uyarınca suçu bildirme yükümlülüğü doğmaz.[87]
Zehirli madde imal ve ticareti

Yargıtay 5. Ceza Dairesinin E. 2015/1196, K. 2019/5038 sayılı kararında, hakkında henüz rüşvet isnadı ve adli soruşturma bulunmayan aşamada disiplin soruşturmasındaki samimi beyanıyla olayın ortaya çıkmasını sağlayan sanığın anlatımının bölünemeyeceği gözetilerek, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 254/2 hükmündeki etkin pişmanlığın uygulanıp uygulanamayacağının değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2015/1196, K. 2019/5038Kaynağı aç
5. Ceza Dairesi         2015/1196 E.  ,  2019/5038 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇTAN ZARAR GÖREN : Hazine
SUÇ : Rüşvet alma ve verme, zincirleme özel belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;
CMK'nın 260/1. maddesine göre rüşvet alma ve verme suçlarından katılan sıfatını alabilecek surette zarar görmüş olan Hazinenin kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve vekili tarafından 20/11/2014 havale tarihli dilekçeyle kamu davasına katılma talebinde bulunulması karşısında, 3628 sayılı Kanunun 18. maddesindeki "…Hazine avukatının yazılı başvuruda bulunması halinde Maliye Bakanlığı, başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazanır." düzenlemesine ve CMK'nın 237/2. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak Hazinenin rüşvet alma ve verme suçlarından açılan kamu davasına katılmasına, öte yandan özel belgede sahtecilik suçundan doğrudan zarar görmeyen Hazinenin bu suçtan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz istemi ile sanık … müdafin süresinden sonra vaki ve sonuç ceza miktarı itibarıyla da koşulları bulunmayan duruşmalı inceleme talebinin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 317 ve 318. maddeleri uyarınca ayrı ayrı reddiyle, incelemenin duruşmasız yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Olay tarihinde sanık …'un…İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil Şube Müdürlüğünde polis memuru olduğu, diğer sanık …'ın da…ilçesinde …Trafik Müşavirliği adı altında araç trafik tescil işlemlerinin takibini yaptığı, sanık …’ın …’e ait traktör ruhsatının çıkarılması için…İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil Büro Amirliğine başvurusu üzerine ruhsat dosyasının açıldığı, ilgili mevzuatında traktöre ruhsat çıkartılabilmesi için fatura uygunluk belgesinin ve zorunlu mali sorumluluk sigortasının olması gerektiği, bu belgelerin olmaması nedeniyle de sanıkların…A.Ş. tarafından … adlı şahıs adına düzenlenen 161730 seri numaralı faturanın alıcı kısmını … Karacaköy/Çatalca/İstanbul şeklinde değiştirdikleri, keza 34 ZLK 35 plaka sayılı araca ait uygunluk belgesini ve
.
…plaka sayılı araca ait trafik sigorta pulu yapıştırılmış zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesini ruhsat dosyasına koyarak şekli anlamda dosya oluşturdukları, sanık …’un da yapılan bu işlemler için diğer sanık … ile karşılıklı anlaşma yoluyla 400 TL almak suretiyle üzerlerine atılı zincirleme özel belgede sahtecilik, rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarını işledikleri iddia ve kabul edilmiş ise de; sanık …’in soruşturma aşamasındaki beyanlarına göre, rüşvete konu işin yerine getirilmesinden sonra menfaatin temin edildiği, işin yapılması karşılığında menfaat temini öncesinde aralarında rüşvet anlaşması olduğuna dair delil bulunmadığı anlaşılmakla; sanık …’un görevinin gereklerine aykırı davranarak kişilere haksız menfaat sağlaması eyleminin icrai davranışla görevi kötüye kullanma, sanık …'ın eyleminin de …'u bu suça azmettirme niteliğinde olduğu, ayrıca olay tarihinde trafik tescil ve denetleme büro amiri olarak görev yapan …'ın savcılık beyanında yer alan "şikayet üzerine dosyayı ben çıkarıp incelediğimde araç ile fatura, sigorta poliçesi ve uygunluk belgelerinin tutmadığını tespit ettim ve bu durumu soruşturmayı yapan görevlilere bildirdim" şeklindeki ifadesi karşısında, belgede sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdirinin hakime ait olduğu da gözetilerek, suça konu belge asılları celp edilip incelenmek suretiyle özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması, denetime olanak verecek şekilde asıllarının dosya içine konulması ve iğfal kabiliyetinin ne şekilde oluştuğunun karar yerinde tartışılıp değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, dosya kapsamı ile oluşa uygun düşmeyen gerekçe ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde kararlar verilmesi,
Kabule göre de;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11/10/2011 tarihli ve 175-210 sayılı Kararında ifade edildiği üzere, beyanın bir kısmına itibar edilip bir kısmına itibar edilmemesinin, “ikrarın bölünmezliği” ile “kuşkudan sanık yararlanır” ilkelerine aykırı olduğu gözetilip, tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, sanık …’in, kardeşinin ihbarı sonrasında yapılan disiplin soruşturmasındaki beyanıyla kendisi yönünden henüz rüşvet isnadı ve soruşturması bulunmayan bu aşamada samimi beyanda bulunarak olayın tüm yönleriyle ortaya çıkmasını sağladığının anlaşılması karşısında, 5237 sayılı TCK'nın 254/2. maddesinde yer alan etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandırılması gerekip gerekmediğinin karar yerinde tartışılmaması,
Yargılamaya konu sahte olarak oluşturulduğu kabul edilen fatura, uygunluk belgesi ve zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesinin aynı anda mı yoksa bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda mı düzenlendiğine ilişkin kanıtların nelerden ibaret olduğu karar yerinde açıklanıp tartışılmadan, yazılı şekilde sanıklar hakkında zincirleme suç hükümlerini içeren TCK'nın 43/1. maddesinin uygulanması,
Sahteliği kabul edilen faturanın "emtiayı temsil eden belge" niteliğinde olduğu, Türk Ceza Kanununun 210/1. maddesinde ve özel yasasında sayılan tüm unsurları taşımaları halinde resmi belge hükmünde kabul edilen “emtiayı temsil eden belge”lerde yapılan sahteciliklerin aynı Yasanın 204/1. maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, suç vasfında hataya düşülerek yazılı şekilde özel belgede sahtecilik suçundan hükümler kurulması,
Sanık …'un yüklenen suçu TCK'nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edildiği halde, hakkında aynı Kanunun 53/5. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna karar verilmesi gerektiğinin nazara alınmaması,
Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarihli ve E. 2014/140, K. 2015/85 sayılı Kararının 24/11/2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle TCK'nın 53/1. maddesiyle ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,
Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerin ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 07/05/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yzl. İşl. Md.
T/İ

Duruşmada İfade Tutanaklarının Okunması Şartları

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 213/1 gereğince tutanakların duruşmada okunabilmesi anlatımlar arasında çelişki bulunması koşuluna bağlıdır. Sanığın mahkeme veya hâkim önündeki beyanları ile Cumhuriyet savcısınca alınan veya müdafiin hazır bulunduğu kolluk ifadelerine ilişkin tutanaklar arasında çelişki ortaya çıktığında bu tutanaklar duruşmada okunabilir.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 213Kaynağı aç
Madde 213 – (1) Aralarında çelişki bulunması halinde; sanığın,
hâkim veya mahkeme huzurunda yaptığı açıklamalar ile Cumhuriyet savcısı
tarafından alınan veya müdafiinin hazır bulunduğu kolluk ifadesine ilişkin
tutanaklar duruşmada okunabilir.
Rapor, belge ve diğer yazıların okunması
Tek başına ikrara dayanılarak mahkûmiyet kararı verilebilir mi?

Hayır, ceza muhakemesinde başka yan delillerle desteklenmeyen soyut ikrar tek başına ispat için yeterli kabul edilmez ve maddi gerçeğe ulaşma ilkesi gereğince mahkûmiyete esas alınamaz.

Avukatsız kolluk ifadesindeki ikrar hükme dayanak yapılabilir mi?

Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ikrar içerikli ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadığı sürece hükme esas alınamaz.

Mahkeme sanığın ikrarının sadece aleyhe olan kısmını esas alabilir mi?

Hayır, ikrarın bölünmezliği ilkesi gereğince mahkeme sanığın ikrarının bir kısmına itibar edip diğer kısımlarını görmezden gelemez veya dışlayamaz; ikrar bir bütün olarak değerlendirilmelidir.

Sanığın sonradan geri aldığı ikrarın delil gücü nedir?

İkrarın ceza muhakemesinde delil değeri kazanabilmesi için hâkim karşısında serbest iradeyle yapılması, geri alınmamış olması ve yan delillerle desteklenmesi aranır. Müdafi hazır bulunmaksızın alınan ve sonradan geri alınan kolluk ifadesi ise diğer sanık bakımından bağlayıcı bir delil oluşturmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu