Ceza Mahkemesi Kararının Hukuk Mahkemesine Etkisi

by Avukat Erdal Ersoy
Ceza Mahkemesi Kararının Hukuk Mahkemesine Etkisi

Ceza Hükmünün Hukuk Davasındaki Bağlayıcılık Sınırları

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 74 uyarınca hukuk hâkimi, zarar verenin kusurunun bulunup bulunmadığına ve ayırt etme gücünü haiz olup olmadığına karar verirken ceza hukukunun sorumluluk kurallarıyla bağlı olmadığı gibi ceza mahkemesince verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Ceza mahkemesi hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve meydana gelen zararın belirlenmesine ilişkin tespitleri de hukuk davasında bağlayıcılık taşımaz.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 74Kaynağı aç
MADDE 74- Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz. II. Tazminat hükmünün değiştirilmesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2021/3896, K. 2021/12134Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2021/3896 E.  ,  2021/12134 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, davalının evlenme vaadi ile kendisini oyaladığını ve bu süre zarfında bankadan çekmiş olduğu 28.000 TL krediyi PTT havalesi yolu ile 06/12/2011 tarihinde davalıya gönderdiğini, ancak daha sonra davalının evli olduğunu öğrendiğini, dolandırıcılık nedeni ile davalı hakkında ayrıca ceza davası açtığını, dava konusu bedelin tahsil için davalı aleyhine icra takibi başlattığını, davalı tarafından takibe itiraz edildiğini ileri sürerek; takibe vaki itirazın iptalini, davalının inkar tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir. Davalı, davanın reddini istemiştir. Mahkemece; davanın kabulüne yönelik olarak verilen karar, davalı tarafın temyizi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 17/09/2019 tarihli ve 2016/26482 E. 2019/8390 K. sayılı kararıyla "somut olayda davacının iddiasında sadece kredi çekip havale ettiğini belirtmesine rağmen dosyada bulunan PTT havale evrakında davalı için kredinin çekilip gönderildiğine ilişkin herhangi bir ibare bulunmadığı, davacının şikayeti ile davalı aleyhine açılan ceza davasında davalının beyanında, davacıya 35.000 TL para verdiğini, 28.000 TL’nin tarafına ödendiğini ve 7.000 TL’nin ise ödenmediğini, icra dosyasındaki beyanında ise, gönderilen paranın sattığı araca karşılık olduğunu belirttiği, bu durumda davacının gönderdiği havalenin davalı adına çekilen krediye ait olduğunu ispat etmek zorunda olduğu" gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; davacının, gönderdiği havalenin davalı adına çekilen krediye ait olduğunu ispat etmek zorunda olduğu, davacı tarafça dosyaya ispata elverişli belge sunulmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava; ödünç sözleşmesinden kaynaklı itirazın iptali istemine ilişkindir. Bu noktada, ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesindeki etkisini irdelemek gerekmektedir. Nitekim, ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesindeki davaya etkisini düzenleyen 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi hükmünde, "Hakim, kusur olup olmadığına, yahut haksız fiilin failinin temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraat kararı ile de bağlı değildir. Bundan başka ceza mahkemesinin kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarının tayini hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez." denilmektedir. Aynı düzenleme 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi hükmünde de; “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.” şeklinde önceki kanuna paralel şekilde düzenlenmiştir. Yukarıda geçen açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, hukuk hakiminin bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Öğreti ve uygulamada hukuk hakimi, maddi olaylara ve özellikle fiilin hukuka aykırılığına ilişkin olarak ceza hakimi tarafından yapılan tespitlerle bağlıdır. Hukuk hakiminin ceza mahkemesi kararındaki maddi olgularla bağlılığının ölçüsü; beraat kararında suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin kesin olarak, delilleriyle tespit edilip edilmediğidir. Ceza mahkemesinin, kusurun ve zarar miktarının takdiri hususundaki kararı, yani fiilin işlendiği sabit olduğu halde, kusurluluğa ya da kusursuzluğa ilişkin saptaması, hukuk hakimini bağlamaz. Hukuk hakimi, ceza mahkemesinin kusura ilişkin değerlendirmesiyle ve buna etkili tespit edilen olgularla bağlı kalmaksızın, taraflarca ileri sürülen delilleri toplayıp, tümünü birlikte değerlendirerek bir sonuca varmalıdır. Başka bir deyişle maddi olayları ve yasak eylemleri saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. Görülmektedir ki, ceza mahkemesinin “delil yetersizliğine dayanan beraat kararının” hukuk hakimini bağlamayacağı ancak beraat kararı bir maddi olguyu tespit ediyorsa bu kararın hukuk hakimini bağlayacağı, beraat kararı suçun sanıklar tarafından işlenmediğinin kesin olarak tespiti olgusuna dayanıyorsa, bu kararın hukuk hakimini de bağlayacağı, bundan başka kusurun takdiri ve zararın miktarını tayini hususundaki kararın hukuk hakimini bağlamayacağı hüküm altına alınmıştır. (Turgut Uygur, Borçlar Kanunu Şerhi, C. 1, s. 844). Somut olayda; taraflar arasında görülen ve Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 19/02/2020 tarihli ve 2018/4431 E. 2020/2405 K. sayılı kararıyla onanan Şanlıurfa 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/776 E. 2018/671 K. sayılı karar içeriği incelendiğinde, davalının davacıya yönelik eylemi nedeniyle dolandırıcılık suçundan yargılandığı, mahkemece, eldeki davaya konu 28.000 TL’lik havale yönünden sanık olan davalının, müşteki olan davacıyı kandırıp kendi yararına ve müştekinin zararına menfaat sağladığı, üzerine atılı suçu işlediği hususunda tam bir vicdani kanaat oluştuğu gerekçesiyle mahkumiyetine karar verildiği görülmektedir. Bu itibarla mahkemece; ceza mahkemesince tespit edilen maddi olgunun hukuk hakimini bağlayacağı dikkate alınarak, söz konusu ceza dava dosyasının da dosya içine temini sağlanıp yukarıdaki hususların da irdelenmesi suretiyle sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nın 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29/11/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Buna karşılık, ceza hâkimi tarafından saptanan maddi vakıalar ve fiilin hukuka aykırılığı konusundaki belirlemeler hukuk mahkemesini bağlar. Yasak eylemlerin gerçekleştiğini tespit eden kesinleşmiş ceza mahkemesi ilamı, uyuşmazlığın tarafları yönünden kesin delil niteliğindedir. Bir maddi olgunun varlığı veya yokluğu ceza mahkemesinde kesinleşmişse aynı olgunun hukuk davasında yeniden tartışılması mümkün değildir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/92, K. 2018/1362Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/92 E.  ,  2018/1362 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul 1.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “mimari projeye tecavüzün önlenmesi ve kaldırılması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 11.12.2012 tarihli, 2008/198 E., 2012/295 K. sayılı karar davalılar vekilince temyiz edilmekle, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10.12.2013 tarihli, 2013/6904 E., 2013/22506 K. sayılı kararı ile, “…Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı şirket arasındaki sözleşme gereğince müvekkili şirketin mimar olan diğer müvekkili tarafından çizilen projeleri davalı şirkete teslim ettiğini, davalı şirketin müvekkillerinin mükellefi olduğu tüm projeleri müvekkillerinin muvaffakati ve izni olmaksızın diğer davalı mimarların imzasıyla belediyeye sunarak ruhsat aldığını ileri sürerek, inşaatlar devam ettiğinden projeye dayalı inşaatlar ile ilgili tecavüzünün önlenmesine ve kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, sözleşmeyle öngörülen projenin uygun görülmemesi nedeniyle sözleşmenin feshedildiğini, müvekkili olan gerçek kişilerin hazırladığı projenin uygulandığını, davacı tarafın projesinin uygulanmadığını, davacı tarafın projesinin özgün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalıların projesinde intihal bulunduğu, davacıların mimari projesine tecavüz edildiği gerekçesiyle, davacılara ait projeye tecavüzün önlenmesine, projenin bundan sonraki kullanımının önlenmesine ancak inşaatlar tamamlandığından tecavüzün kaldırılmasına yönelik talebin reddine karar verilmiştir. Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davacı şirketin uyuşmazlık konusu proje üzerinde mali hak sahibi bulunmasına göre davalılar vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Dava, FSEK kapsamındaki ilim ve edebiyat eserlerinden olan mimari projeye tecavüzün önlenmesi istemine ilişkin olup, mahkemece, benimsenen bilirkişi raporları doğrultusunda tecavüzün önlenmesine karar verilmiştir. Davalı mimarlar … ve Burak Kabsakal hakkında aynı eylem nedeniyle Kocaeli 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 18.03.2010 tarih 2009/766 E., 2010/117 K. sayılı beraat kararı, katılan davacı şirketin temyizi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nce işbu dava dosyasında hükme esas alınan bilirkişi raporu ile ceza mahkemesince alınan bilirkişi raporu arasında eylemin intihal niteliğinde olup olmadığı bakımından çelişki bulunduğu ve bu çelişkinin giderilmesi gerektiğinden bahisle eksik inceleme gerekçesiyle bozulmuştur. Bu durumda, ceza mahkemesi kararının kesinleşmesi bekletici mesele yapılarak, ortaya çıkacak sonuca göre hüküm kurulması gerektiğinden kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) kapsamındaki ilim ve edebiyat eserlerinden olan mimari projeye tecavüzün önlenmesi ve kaldırılması istemlerine ilişkindir. Davacılar vekili, mimar olan müvekkili …’in referans kabul edilen çeşitli mimari projelerin müellifi ve sözleşmenin tarafı olan müvekkili şirketin ortağı olduğunu, diğer taraftan davacı şirket ile davalı şirket arasında imzalanan sözleşme kapsamında müvekkili şirket tarafından münhasıran proje çizim işini yüklendiğini, sözleşme ile kararlaştırılan projelerin çizildiğini ve teslim edildiğini, ancak davalı şirket tarafından neden gösterilmeksizin akdin devam ettirilmediğini, müvekkillerinin sözleşmenin feshedilmesinin davalı şirket açısından bir hak olduğunu kabul etmekle birlikte FSEK’den doğan haklarının korunmasını ve projenin uygulanmamasını istediklerini, buna karşın müvekkillerinin müellifi olduğu tüm projelerin hemen hemen birebir aynısının davalı tarafından uygulanıp ve kullanıldığını, böylece FSEK 66 ve devamı maddeleri gereğince müvekkillerinin haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek, inşaatlar devam ettiğinden projeye dayalı inşaatlar ile ilgili tecavüzünün önlenmesine ve tecavüzün kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, sözleşmeyle öngörülen projenin uygun görülmemesi nedeniyle sözleşmenin feshedildiğini, müvekkili olan gerçek kişilerin hazırladığı projenin uygulandığını, davacı tarafın projesinin uygulanmadığını, projelerinin mimarları … ve …’ın özelliklerini taşıyan özgün projeler olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, birbirini teyit eden iki bilirkişi raporuyla davacılara ait projeden intihal yapıldığının kanıtlandığı gerekçesiyle davacılara ait projeye tecavüzün ve projenin bundan sonraki kullanımının önlenmesine, inşaatlar tamamlandığından tecavüzün kaldırılmasına yönelik talebin reddine karar verilmiştir. Davalılar vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur. Mahkemece önceki gerekçelere ilave olarak birbirini teyit eden üç ayrı bilirkişi raporunda yüksek düzeyde intihal bulunduğunun teknik karşılaştırma ile ortaya konulduğu ve ceza dosyasındaki rapor ile çelişkiyi giderici rapor da alındığı gerekçesiyle ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 30, 281, 282’inci ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 74’üncü maddelerine de değinilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme hükmü davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Kocaeli 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.03.2010 tarihli, 2009/766 E., 2010/117 K. sayılı beraat kararının, katılan davacı şirketin temyizi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesince işbu dava dosyasında hükme esas alınan bilirkişi raporu ile ceza mahkemesince alınan bilirkişi raporu arasında eylemin intihal niteliğinde olup olmadığı bakımından çelişki bulunduğu ve bu çelişkinin giderilmesi gerektiğinden bahisle eksik inceleme gerekçesiyle bozulmuş olduğu dikkate alındığında, ceza mahkemesi kararının kesinleşmesinin bekletici mesele yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın aydınlatılması için öncelikle bekletici sorun hakkında kısa bir açıklama yapılmasında yarar vardır. Bilindiği üzere "bekletici sorun" 6100 sayılı HMK’nın 165’inci maddesinde düzenlemeye bağlanmış ve maddenin birinci fıkrasında, "Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.” hükmüne yer verilmiştir. Belirtmek gerekir ki bazı hâllerde kanun koyucu bekletici sorunu hâkimin takdirine bırakmamış, konunun öneminden dolayı başka bir mahkemede görülen veya görülecek olan davanın bekletici sorun yapılmasını zorunlu kılmıştır. Bu hâller 6100 sayılı HMK’nın 165’inci maddesinin ikinci bendinde “Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir” şeklinde belirtilmiştir. Bu zorunlu hâller dışında, görülmekte olan davayla bağlantısının bulunması durumunda bekletici sorun yapılması mahkemenin takdirine bağlıdır. Böyle bir durumda, mahkemenin usul ekonomisi ilkesi ve davanın sürüncemede bırakılması amacıyla açılıp açılmadığı gibi hususları dikkate alarak, her davanın somut özelliğine göre bekletici sorun hakkında bir karar vermesi gerekir. Ayrıca bekletici sorun yapmak yargılamada beklenen yararı sağlamayacak ya da davayı gereksiz yere uzatacak ise bekletici sorun yapılmamalıdır. Diğer taraftan ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi, diğer bir ifade ile ceza mahkemesinin hangi kararlarının hukuk mahkemelerini bağlayacağı konusu üzerinde de durulmalıdır. Olay tarihi itibariyle, ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesine (davasına) etkisi, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nun 53’üncü maddesinde düzenlenmiş olup, hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımını, aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının ise kişi ilişkilerinin medeni hukuk alanında düzenlenmesi ve özellikle tazmin koşullarını öngörmesi esasına dayanmaktadır. 818 sayılı BK’nın “Ceza hukuku ile medeni hukuk arasında münasebet” başlıklı 53’üncü maddesinde: “Hâkim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraat karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez.” hükmü yer almaktadır. Nitekim, 6098 sayılı TBK’nın 74’üncü maddesi hükmü de benzer düzenlemeyi içermektedir. Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ancak hemen belirtilmelidir ki, gerek öğretide ve gerekse Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. Yargıtayın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hâkimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir. Aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 06.06.2018 tarihli 2017/15-248 E., 2018/1175 K. sayılı kararında da benimsenmiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı mimarlar … ve … hakkında aynı eylem nedeniyle intihal bulunmadığı, fiilin esinlenme olduğu gerekçesiyle verilen Kocaeli 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.03.2010 tarihli ve 2009/766 E., 2010/117 K. sayılı beraat kararı Yargıtay 7. Ceza Dairesi tarafından eldeki davada alınan bilirkişi raporları ile ceza mahkemesince alınan bilirkişi raporları arasında davalı eylemlerinin intihal teşkil edip etmediği noktasındaki çelişkinin giderilmesi için bozulmuştur. Yukarıda değinildiği gibi, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hâkimi tamamen bağlı olacağından, eldeki dava da, davalı eyleminin intihal oluşturup oluşturmadığının tespiti maddi olgunun ve fiilin hukuka aykırılığının belirlenmesine ilişkin olması karşısında, hukuk hâkiminin ceza mahkemesi kararının kesinleşmesini bekletici sorun yapması ve sonucuna göre karar vermesi gerekmektedir. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, hukuk hâkiminin, ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı olmadığının açık olduğu, istisnasının failin fiili işlemediğinin tespiti, bir başka ifade ile illiyet bağının kurulamaması nedeniyle beraat kararı olduğu, somut olayda fail ve fiil noktasında bir tartışma bulunmadığı, ceza mahkemesince alınan bilirkişi raporunun da hukuk hâkimini bağlamayacağının yasa hükmü olduğu, hukuk hâkimince alınan raporun yeterli olması, diğer yandan ceza yargılamasında alınan raporun ise yetersiz bulunması ancak ceza yargılamasında bekletici mesele yapılabileceği, hukuk hâkiminin kendisini bağlamayacak rapor için ceza yargılamasının sonucunu beklemesinin ancak yargılamanın uzamasına sebep olacağı, bu durumun da usul ekonomisine aykırı olduğu düşünceleri ile direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüşler yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. O hâlde mahkemece, belirtilen ceza mahkemesi kararının kesinleşmesinin bekletici sorun yapılması 6100 sayılı HMK’nın 165’inci maddesi gereği olmasının yanında ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusunun vurgulandığı mahkûmiyet kararı hukuk hâkimini bağlayacağından, mahkemece bu davanın sonucunun beklenmesi ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. S O N U Ç: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30’uncu maddesi ile 6100 sayılı HMK’nın Geçici 3’üncü maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429’uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun’un 440’ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 27.09.2018 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Yerel mahkemece, ceza yargılaması sonucu beklenmeden davanın kabulüne karar verilmiş, Özel Dairece, ceza dosyasının sonucunun beklenmesi gerektiği gerekçesiyle kararın bozulması üzerine, mahkemece önceki kararda ısrar edilmiştir. Uyuşmazlık ceza mahkemesi dosyasının bekletici mesele yapılıp yapılmayacağı noktasında toplanmaktadır. Hukuk mahkemesinde alınan rapor ile intihal sabit olarak kabul edilmiş, ceza yargılaması sırasında alınan raporda ise açıkça bir tespitte bulunulmamıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 74. Maddesi " Hakim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hakiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hakimini bağlamaz." şeklindedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Bekletici sorun başlıklı 165/1.maddesi " Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir." şeklinde düzenlenmiştir. Bu yasal düzenlemeler karşısında, hukuk hakiminin, ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı olmadığı açıktır. İstisnası, failin fiili işlemediğinin tespiti, bir başka ifade ile illiyet bağının kurulamaması nedeniyle beraat kararıdır. Somut olayda fail ve fiil noktasında bir tartışma bulunmamaktadır. Yine ceza mahkemesince alınan bilirkişi raporunun da hukuk hakimini bağlamayacağı yasa hükmüdür. Hukuk hakimince alınan raporun yeterli olması, diğer yandan ceza yargılamasında alınan raporun ise yetersiz bulunması ancak ceza yargılamasında bekletici mesele yapılabilir. Hukuk hakiminin kendisini bağlamayacak rapor için ceza yargılamasının sonucunu beklemesi ancak yargılamanın uzamasına sebep olacak ki bu da usul ekonomisine aykırıdır. (HMK 30) Anlatılan bu nedenlerle, mahkeme kararının doğru olduğu ve onanması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmıyorum.

Beraat Kararlarının Niteliği ve Hukuki Sonuçları

Ceza mahkemesince delil yetersizliğine dayalı olarak verilen beraat kararları hukuk mahkemesini bağlamaz. Ancak beraat kararı belirli bir maddi olguyu tespit etmekteyse veya isnat edilen suçun sanık tarafından işlenmediğinin kesin delillerle saptanması esasına dayanıyorsa, bu tespitler hukuk davasında da bağlayıcı kabul edilir.

Kusur Tespiti, Kusur Oranı ve Nedensellik Bağı

Ceza davasında alınan bilirkişi kusur raporu karara dayanak yapılıp söz konusu karar kesinleşse dahi bu rapor hukuk hâkimini kusur yönünden bağlamaz. Fiilin işlendiği sabit görülse bile ceza mahkemesinin kusurluluk veya kusursuzluk değerlendirmeleri hukuk uyuşmazlığında bağlayıcı değildir; hukuk mahkemesi toplanan tüm delilleri bağımsız olarak değerlendirir. Ancak ceza mahkemesince bir tarafın kusurlu olduğu maddi vakıa olarak belirlenmişse hukuk mahkemesinde o kişinin kusursuz olduğuna karar verilemez. Bu çerçevede hukuk mahkemesi yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırarak kusur oranını serbestçe belirleyebilir.

Ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını (illiyet ilişkisini) belirleyen kesinleşmiş hükmü hukuk mahkemesini bağlar; borçlar hukuku kuralları bu bağlılığa engel oluşturmaz.

Hukuk Muhakemeleri Kanununda Bekletici Mesele Usulü

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 165/1 uyarınca, bir davada karar verilebilmesi başka bir mahkemenin kararına, idari bir makamın yapacağı tespite yahut uyuşmazlıkla bağlantılı bir hukuki ilişkinin varlığına bağlı bulunduğu takdirde, mahkemece ilgili sürecin sonuçlanmasına kadar yargılama bekletilebilir. Yasal bir zorunluluk bulunmayan hallerde bekletici sorun yapılması mahkemenin takdirindedir. Mahkeme takdir yetkisini kullanırken usul ekonomisini ve davanın gereksiz biçimde uzatılmaması gereğini göz önünde bulundurur; beklenen faydayı sağlamayacak hallerde bekletici sorun kararı verilmemelidir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 165Kaynağı aç
MADDE 165- (1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir. (2) Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir. DÖRDÜNCÜ AYIRIM Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılması Davaların birleştirilmesi

Davanın incelenmesi ve karara bağlanması başka bir merciin çözümüne bağlı olduğu durumlarda mahkeme, 6100 sayılı Kanun m. 165/2 gereğince ilgili tarafa yetkili mahkemeye veya idari makama başvurması amacıyla uygun bir süre tanır. Bu sürede başvuru yapılmadığı takdirde ilgili taraf iddiasından vazgeçmiş sayılarak davanın esası hakkında hüküm kurulur.

Ceza Davasının Kesinleşmesinin Beklenmesi

Hukuk davasında, ceza mahkemesinin henüz kesinleşmemiş mahkûmiyet kararına, bu karara esas alınan bilirkişi raporuna ve diğer delillere dayanılarak uyuşmazlığın esası hakkında karar verilemez. Öncelikle ceza mahkemesi kararının kesinleşmesi beklenmeli, maddi vakıanın gerçekleşme biçimi saptanmalı ve ardından uyuşmazlık medeni hukuk kurallarına göre çözümlenmelidir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (E. 2017/92, K. 2018/1362), eylemin intihal oluşturup oluşturmadığının belirlenmesinin maddi olguya ve fiilin hukuka aykırılığına ilişkin olması sebebiyle, aynı eyleme dayalı ceza davasının kesinleşmesinin bekletici sorun yapılmasını gerekli görmüştür. Ayrıca hukuk mahkemesinin görülmekte olan bir ceza davasının sonuçlanmasını bekletici sorun yapması halinde, ceza davasında verilen karar hukuk davasında kesin delil oluşturur.

Ceza mahkemesince tespit edilen maddi olgunun hukuk hâkimini bağlayacağı gözetilmeksizin, ilgili ceza dava dosyası getirtilip incelenmeden karar verilmesi eksik inceleme teşkil eder.

Ceza mahkemesinin beraat kararı hukuk davasında bağlayıcı mıdır?

Ceza mahkemesinin delil yetersizliğine dayanan beraat kararı hukuk hâkimini bağlamaz; ancak beraat kararı somut bir maddi olguyu saptıyorsa veya eylemin sanık tarafından işlenmediğinin kesin tespiti esasına dayanıyorsa hukuk mahkemesi yönünden bağlayıcıdır.

Ceza davasındaki kusur raporu hukuk hâkimini bağlar mı?

Ceza mahkemesinde alınan kusur raporu veya kusura ilişkin değerlendirmeler kesinleşmiş olsa dahi hukuk hâkimini bağlamaz; hukuk hâkimi yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırarak kusur oranını serbestçe tayin edebilir.

Kesinleşmemiş ceza mahkûmiyetine dayanılarak hukuk davasında karar verilebilir mi?

Ceza mahkemesinin kesinleşmemiş mahkûmiyet kararına ve bu karara esas alınan delillere dayanılarak hukuk davasında hüküm kurulamaz; ceza mahkemesi kararının kesinleşmesi beklenmelidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu