Ceza Hukukunda İtiraz Kanun Yolu ve Başvuru Usulü

by Avukat Erdal Ersoy
Ceza Hukukunda İtiraz Kanun Yolu ve Başvuru Usulü

İtiraz Kanun Yoluna Tabi Kararlar

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 267/1 uyarınca, hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 267Kaynağı aç
Madde 267 – (1) Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde,
mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.
İtiraz usulü ve inceleme mercileri

Ceza Muhakemesi Kanunu'nda itiraz yoluna tabi tutulan durumlar arasında tutukluluk hâlinin sürmesi veya salıverilme istemlerine dair kararlar (m. 104/2) ile kovuşturma şartının gerçekleşmesini beklemek üzere verilen durma kararları (m. 223/8) yer alır. Denetim süresi içinde kasıtlı yeni bir suç işlenmesi ya da denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uyulmaması sebebiyle CMK m. 231/11 gereğince açıklanan veya yeni kurulan mahkûmiyet hükümlerine karşı da itiraz kanun yoluna başvurulabilir; merci incelemesini bu fıkradaki şartlarla sınırlı tutar. 7499 sayılı Kanun değişikliği sonrasında asıl hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı ise CMK m. 231/12 uyarınca istinaf kanun yoluna başvurulmaktadır.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 104Kaynağı aç
Madde 104 – (1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her
aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.
(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya salıverilmesine
hâkim veya mahkemece karar verilir. Bu kararlara itiraz edilebilir.[20]
(3) Dosya bölge adliye mahkemesine
veya Yargıtaya geldiğinde salıverilme istemi hakkındaki karar, bölge adliye
mahkemesi veya Yargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel Kurulunca dosya
üzerinde yapılacak incelemeden sonra verilir; bu karar re'sen de verilebilir.
Usul
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 223Kaynağı aç
Madde 223 – (1) Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm
verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine
hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.
(2) Beraat kararı;
a) Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması,
b) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması,
c) Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması,
d) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hukuka
uygunluk nedeninin bulunması,
e) Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması,
Hallerinde verilir.
(3) Sanık hakkında;
a) Yüklenen suçla bağlantılı olarak yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya
sağır ve dilsizlik hali ya da geçici nedenlerin bulunması,
b) (Değişik: 25/5/2005 – 5353/30
md.) Yüklenen suçun hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi
suretiyle veya zorunluluk hali ya da cebir veya tehdit etkisiyle işlenmesi,
c) Meşru savunmada sınırın heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşılması,
d) Kusurluluğu ortadan kaldıran hataya düşülmesi,
Hallerinde, kusurunun bulunmaması dolayısıyla ceza verilmesine yer
olmadığı kararı verilir.
(4) İşlenen fiilin suç olma özelliğini devam ettirmesine rağmen;
a) Etkin pişmanlık,
b) Şahsî cezasızlık sebebinin varlığı,
c) Karşılıklı hakaret,
d) İşlenen fiilin haksızlık içeriğinin azlığı,
Dolayısıyla, faile ceza verilmemesi hallerinde, ceza verilmesine yer
olmadığı kararı verilir.
(5) Yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, sanık hakkında
mahkûmiyet kararı verilir.
(6) Yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, belli bir cezaya
mahkûmiyet yerine veya mahkûmiyetin yanı sıra güvenlik tedbirine hükmolunur.
(7) Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya
açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir.
(8) Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da
soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması
hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya
kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz
gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı
verilir. Bu karara itiraz edilebilir.
(9) Derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza
verilmesine yer olmadığı kararı verilemez.
(10) Adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı
kanun yolu bakımından hüküm sayılır.
Karar ve hükümlerde gerekli oy sayısı
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 231Kaynağı aç
Madde 231 – (1) Duruşma sonunda, 232 nci maddede belirtilen
esaslara göre duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesi ana
çizgileriyle anlatılır.
(2) Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve
süresi bildirilir.
(3) Beraat eden sanığa, tazminat isteyebileceği bir hâl varsa bu da
bildirilir.
(4) Hüküm fıkrası herkes tarafından ayakta dinlenir.
(5) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Sanığa
yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya
daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler
saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler
hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.
(6) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;[77]
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve
davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda
kanaate varılması,
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın; aynen iade,
suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
gerekir.
(7) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Açıklanmasının
geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası
ertelenemez ve kısa süreli olması hâlinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.
(8) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi hâlinde sanık, beş yıl
süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Denetim süresi içinde, kişi hakkında
kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
karar verilemez. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin
belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak;
a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması hâlinde, meslek veya sanat
sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,
b) Bir meslek veya sanat sahibi olması hâlinde, bir kamu kurumunda veya
özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında
ücret karşılığında çalıştırılmasına,
c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek
hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine
getirmesine,
karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.
(9) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Altıncı
fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde;
sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık
taksitler hâlinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.
(10) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15
md.) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli
serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde,
açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı
verilir.
(11) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Denetim
süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine
ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması hâlinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak
mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu
değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz
edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının
ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir
mahkûmiyet hükmü kurabilir. Açıklanan veya yeni kurulan hükme itiraz
edilebilir. İtiraz mercii ancak bu fıkradaki koşullarla sınırlı olarak bir
değerlendirme yapabilir.
(12) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) 272 nci maddenin
üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri
bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye
mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde
hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı
kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece
mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi
hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm,
usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir.
(13) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir.
Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak
Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede
belirtilen amaç için kullanılabilir.
(14) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Bu maddenin hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, Anayasanın 174 üncü
maddesinde koruma altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlarla ilgili
olarak uygulanmaz.
Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2022/132, K. 2024/122Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2022/132 E.  ,  2024/122 K.
"İçtihat Metni"
İTİRAZ
İtirazname No : 2017/15692
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 6. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 167-361
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 150/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 106/2-c ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.11.2016 tarihli ve 167-361 sayılı karara ilişkin katılan vekili tarafından itiraz yoluna başvurulması üzerine İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesince 13.03.2017 tarih ve 2017/192 değişik iş sayı ile itirazın reddine karar verilmiştir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 29.09.2021 tarih, 11128-14714 sayı ve oy çokluğu ile;
"1- Öncelikle, sağlıklı bir hukuki denetim için temyizin kapsamının konusunun değerlendirilmesi gerekir.
Yeni Türk Ceza Muhakemesi Sisteminde kural olarak, ne kadar sanık varsa o kadar dava vardır. Ne kadar suç varsa o kadar dava vardır. Bunların şahsi ve/veya fiili bağlantı nedeniyle birlikte görülüyor olması, bunların tâbi olduğu kanun yolunu değiştirmez. Örneğin; bağlantı nedeniyle birlikte görülen; mala zarar verme suçundan verilen adli para cezası miktar itibariyle kesin olabilir. Konut dokunulmazlığını bozma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise; bu hüküm itiraza tâbidir. Buna mukabil hırsızlık suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ise; karar tarihi ya da geçirdiği safahat itibariyle istinaf veya temyiz kanun yoluna tâbi olabilir.
Esasen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, asıl hükmü askıda bırakan bir karar olup, itiraz kanun yoluna tâbidir. Denetim süresi içerisinde suç işlenmediği taktirde, dosyanın ele alınıp düşme kararı verilmesi gerekir.
Ancak;
TCK’nın 43/1. maddesinde; 'Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak, bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar arttırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.' denilmek suretiyle zincirleme (müteselsil) suç hükümleri düzenlenmiştir.
Gerçek içtimanın istisnalarından biri olan zincirleme suçta münferit olarak değerlendirildiğinde birden fazla suç söz konusudur. Ancak, suç ve ceza siyaseti açısından zincirleme suçun varlığı hâlinde bir cezanın verilmesi ve bu cezanın belli bir oranda artırılması suretiyle suç ve cezada orantılılık ile hakkaniyet ilkelerinin hayata geçirilmesi amaçlanmıştır.
Zincirleme suçun varlığı hâlinde; zincirleme suçun kapsamı içindeki fiilleri dava zamanaşımı, erteleme veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından münferit olarak değerlendirmek doğru değildir. Birer örnekle açıklamak gerekirse;
Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, aynı mağdura karşı, değişik zamanlarda iki ayrı hırsızlık suçu işlenmiş ise; birinci fiilin dava zamanaşımı süresinin dolduğundan bahisle düşme kararı verip, ikinci fiilde zincirleme suç hükümlerinin gözardı edilmesi, TCK’nın 66/6. maddesi hükmüne açıkça aykırı olacaktır.
Gerçek içtimanın diğer bir istisnası olan bileşik suçta; suçun alt bileşenlerinin hatalı bir biçimde ayrı ayrı değerlendirilip bileşen suçlardan herhangi birisi hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi hâlinde, bu karar itirazı kabildir, düşüncesiyle temyiz denetimi dışında bırakılmamalıdır. Nitekim Dairemiz, yağma suçunda tehdit, yaralama ve/veya konut dokunulmazlığını bozma suçları ile hırsızlık suçu birlikte yağma suçunu oluşturduğu hâlde yanlış nitelendirmeyle, hırsızlıktan temyizi kâbil bir mahkûmiyet hükmü kurup, diğer suçlardan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği takdirde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını kaldırmak suretiyle fiilin bütünü ve bunlarla ilgili olarak verilen bütün hükümleri kapsar biçimde temyiz incelemesi yapmaktadır (Örn; Y. 13. CD’nin 03.07.2019 günlü, 1381-11817 esas ve sayılı kararı ve Y. 6.CD’nin 28.09.2021 gün ve 2021/696-14562 esas ve sayılı kararlarında olduğu gibi…).
2- İstinaf sonrası temyizde vasıftan temyizin mümkün olup olmadığını hususları incelenecek olursa;
Ceza Genel Kurulunun 11.03.2014 tarih ve 532-126,12.03.2013 tarihli ve 1515-202 ile 21.12.2010 tarihli ve 230-264 sayılı kararı başta olmak üzere bir çok kararında da vurgulandığı gibi, kesin nitelikteki hükümler ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek şartıyla suç vasfına yönelik ya da suç niteliği doğru belirlenmesine rağmen yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırı içinde kalan cezaların verildiği hükümlere karşı yapılan aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabilecektir. Yani doğru uygulama yapıldığında kesinlik sınırı içinde kalmayacak bir hükmün, hatalı uygulama (hesap hatası, uygulama hatası gibi) neticesinde ortaya çıkan sonuç ceza itibariyle-kesinlik sınırı içindeyse aleyhe temyiz bulunmadığı durumda temyize konu olması mümkün değildir.
Dairemizce benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.10.1993 tarihli, 2-187/222 sayılı ve 28.05.2019 tarih ve 2018/13-297 Esas, 2019/461 sayılı içtihatlarında da belirtildiği gibi, Yargıtay’ın duraksamasız uygulamalarına göre; istinaf denetimi sonrasında dahi, tür ve miktar itibarıyla kesin olan hükümlerin de suç vasfına yönelik temyizi hâlinde Yargıtay denetiminin mümkün olduğu kabul edilmiştir. Kural olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı itiraza tabi ise de; somut olayda olduğu gibi yağma suçunu oluşturan bir kısım fiillerle ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş ise, artık bu kararın da temyiz yasa yoluna tabi olacağı değerlendirilmiştir.
3- Usul bakımından yapılan incelemede;
5237 sayılı TCK’nun 11. maddesi uyarınca, bir Türk vatandaşı, 13’üncü maddede yazılı suçlar dışında, Türk Kanunları’na göre aşağı sınırı bir yıldan az olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçu yabancı ülkede işlediği ve kendisi Türkiye’de bulunduğu takdirde, bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması ve Türkiye’de kovuşturulabilirliğin bulunması koşulu ile Türk Kanunları’na göre cezalandırılabilir. Belirtilen koşullar kovuşturma şartı niteliğindedir. Bunun için failin Türk olması, Türkiye’de bulunması ve bu eylem nedeniyle yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması gerekir.
Anılan açıklamalar ışığında, TCK'nın 11. maddesi gereğince yargılama şartı eksikliğinin de bulunmadığı anlaşılmıştır.
Tüm bu izahatlardan sonra somut olayımıza gelecek olursak;
1- Sanık … hakkında hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçundan TCK'nın 150/1 delaletiyle 106/2-c, 62. maddelerinden verilen, 03.02.2017 tarih, 2017/79 esas ve 2017/161 karar sayılı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına,
2- Katılanın kollukta sıcağı sıcağına alınan beyanında; işleri dolayısıyla Çin’e gittiğini, olay günü otelde kalmakta iken, sanık … ve yanında bulunan 15-20 kişilik bir grubun otele gelerek kendisini zorla dışarı çıkardıklarını ve bir arabaya bindirdiklerini, ormanlık alana götürdüklerini, ‘bir saat içerisinde 150.000 dolar para getireceksin’ dediklerini, bu kadar parasının olmadığını söylemesi üzerine, sanık …’in geçmişte yaptıkları bir ticaretten dolayı kendisine borçlu bulunduğunu ve bu borcundan dolayı 20 bin dolar zarar ettiğini, böylelikle toplamda 150.000 dolar borcu bulunduğunu ve hemen ödemesi gerektiği söylediği, katılanın borcu bulunmadığını söylemesi üzerine, sanık ve arkadaşlarının ormanlık alanda üzerine idrarlarını yapmaya çalıştıklarını, kendisini yağmurun altında beklettiklerini, farklı bir otele götürerek tehditle para isteme taleplerini yinelediklerini, 60.000 dolara anlaştıklarını, katılanın parayı bulabilmek için tanık olarak ifadesi alınan …’u aradığı, …’in tanık … ile görüşerek Çin’de bulunan arkadaşı …’dan yardım istediği ve böylelikle 50.000 dolar paranın tanık … vasıtasıyla, katılanın tutulduğu otel odasında sanık …’e teslim edilmesi üzerine serbest bırakıldığını beyan ettiği;
Sanık …’ın aşamalarda alınan beyanlarında; katılanın Çinli firmalara borcu olduğunu ve borçlarını ödemediği için ticaret yapamadığını, olay günü katılanın Çinli firmaya olan borcunu tahsil etmek için katılanın bulunduğu otele gittiğini ve tarafları anlaştırmaya çalıştığını beyan ettiği olayda,
Tüm dosya kapsamında alınan beyanlar karşısında, sanıkla katılan arasında hukuken korunan alacak-borç ilişkisinin bulunmadığı, bu hususun katılan ve sanık beyanları ile de desteklendiği, katılandan alınan paranın sanık …’e teslim edildiği ve ardından katılanın serbest bırakıldığı hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'da düzenlenen 149/1-c-d-h maddelerinde düzenlenen yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Daire Üyesi A. T. Oral; "Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 19.12.2012 tarih ve 2012/3648 Esas sayılı iddianamesi ile sanık …’ın 5237 sayılı TCK’nın 149/1,d – 3, 53/1 ve 109/2-3,b maddeleri gereğince yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.11.2016 tarih ve 2013/167 Esas, 2016/361 Karar sayılı ilamı ile, sanık hakkında hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçundan TCK'nın 150/1. maddesi delaletiyle 106/2-c, 62. maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2-3, b, 62. maddeleri gereğince 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair verilen karara karşı katılan vekili ve sanık müdafinin istinaf talebi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin 03.02.2017 tarih ve 2017/79 Esas, 2017/161 sayılı kararıyla sanık hakkındaki kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden kesin olmak üzere istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı katılan vekili tarafından temyiz yoluna başvurulmuştur.
Sanık … hakkında hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçundan TCK'nın 150/1. maddesi delaletiyle 106/2-c, 62. maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar CMK'nın 268. maddesi gereğince itiraza tabidir. Katılan vekilinin ve sanık müdafiinin istinaf dilekçesinin aynı zamanda itiraz mahiyetinde kabul edilerek inceleyecek merci olan İstanbul 3. Ağır Ceza mahkemesi tarafından karara bağlanması gerekir.
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2012/10-534, 2013/15 sayılı kararında izah edildiği üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı yapılan itirazlarda, kararın sadece suça ve sanığa ilişkin objektif şartların gerçekleşip gerçekleşmediğiyle sınırlı olarak incelenmesi uygulamasının ihtilaf konusu hususlara köklü çözüm sağlamadığından ötürü itiraz merci, katılan vekilinin suç vasfına yönelik aleyhe başvurusu üzerine incelemesini sadece şekli olarak değil, hem maddi olay hem de hukuki yönden yapabilecektir.
Hal böyle iken itiraz kanun yoluna tabi olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının suç vasfına yönelik aleyhe temyiz bulunduğundan bahisle temyiz kapsamına alınması ve sanık hakkındaki Yerel Mahkeme tarafından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılarak kararın bozulması hukuki dayanaktan yoksundur. Bu durumda Yargıtay itiraz merciinin yerine geçmiş ve istinaf mahkemesi tarafından dahi incelenmeyen hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçunu temyizen incelenmiş bulunmaktadır. Suç vasfına yönelik denetim, itiraz merciinin incelemesinde veya sanığın denetim süresinde yeniden kasıtlı bir suç işlemesi halinde hükmün açıklanması sonucunda verilecek kararın hukuki denetimi sırasında yapılmalıdır." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 10.12.2021 tarih ve 15692 sayı ile; "…Sanık … hakkında hukuki alacağın tahsili maksadıyla tehdit suçundan TCK'nın 150/1. maddesi delaletiyle 106/2-c ve 62. maddeleri uyarıca 1 yıl 8 ay hapis cezası verilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bu kararın CMK'nun 231/12. maddesi uyarınca itiraz yasa yoluna tabi olup, Yüksek dairenin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını kaldırıp bozma yapamayacağı," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 19.01.2022 tarih, 24966-334 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçundan verilen hükmün açıklamasının geri bırakılması kararıyla sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının Özel Dairece incelenmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca 19.12.2012 tarih ve 46176-3648 sayı ile; 10.07.2011 tarihinde sanığın inceleme dışı sanıklar Selim, Adem ve İbrahim Halil ile birlikte katılanı otelden alarak ormanlık alana götürdükleri ve borcunu ödemesini istedikleri, işkence yaptıkları katılanı, borcunu ödemezse öldürüp dereye atacaklarını söyleyerek tehdit ettikleri, bunun üzerine katılanın arkadaşından para temin ederek adı geçenlere verdiği iddiası ile sanık ve inceleme dışı sanıklar hakkında nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açıldığı,
İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesince 24.11.2016 tarih ve 167-361 sayı ile; inceleme dışı sanıkların her iki suç yönünden de CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine, sanığın ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK’nın 109/2, 109/3-b ve 62. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçundan ise aynı Kanun'un 150/1. maddesi delaletiyle 106/2-c ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve CMK'nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği,
Hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin katılan vekilince itiraz yoluna başvurulması üzerine İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 13.03.2017 tarihli ve 2017/192 değişik iş sayılı kararla itirazın reddedildiği,
İnceleme dışı sanıklar hakkında verilen beraat kararlarının katılan vekili, sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün ise sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesince 03.02.2017 tarih ve 79-161 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği,
Bölge Adliye Mahkemesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesince 29.09.2021 tarih ve 11128-14714 sayı ile;
"Hukuki Süreç" bölümünde ayrıntılı şekilde yer verilen nedenler ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının bozulmasına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle CMK'nın 231. maddesine eklenen 5 ilâ 14. fıkralarla büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun'un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun'un 23. maddesi değiştirilerek denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmüdür. İkinci karar ise bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır.
Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildikten sonra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak kamu davasının CMK'nın 223. maddesi uyarınca düşmesine karar verilecek, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise CMK'nın 231. maddesinin 11. fıkrası gereğince hüküm açıklanacak, ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilecektir.
Karar tarihinde yürürlükte bulunan hâliyle CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek kanun yolu, açıkça itiraz olarak belirtilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına yapılan itirazlar ve bunların incelenmesi usulüne ilişkin olarak Ceza Genel Kurulunca 03.02.2010 tarih ve 13-12 sayı ile; "…İtiraz merciince, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar, 231. maddenin 6. fıkrasında yer alan suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılması gerektiği" kabul edilmiş ve bu uygulama Özel Dairelerce istikrarlı olarak uygulanmış ise de hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı yapılan itirazlarda, kararın sadece suça ve sanığa ilişkin objektif şartların gerçekleşip gerçekleşmediğiyle sınırlı olarak incelenmesi şeklindeki uygulama, ihtilaf konusu hususlara köklü çözüm sağlamadığından bahisle öğretide yoğun olarak eleştirilere maruz kalmıştır.
İtiraz mercii, sadece CMK’nın 231. maddesindeki koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği hususuyla sınırlı bir inceleme değil, sübuta ilişkin değerlendirme de yapabilecektir. Örneğin, sanığa yüklenen suçun oluşmaması sebebiyle hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğinden bahisle itirazın kabulü yönünde karar, yani hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılması kararı verilebilir. Keza, itiraz mercii, vasıf değişikliği nedeniyle de hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına karar verebilecektir. Örneğin, kasten yaralama olarak nitelendirilen fiilden dolayı sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmüyle ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi hâlinde itiraz mercii, sanığa yüklenen fiili kasten yaralama suçu değil de kasten öldürme suçuna teşebbüs olarak nitelendirmek suretiyle de itirazın kabulü yönünde karar verebilir. Yine görevi kötüye kullanma suçundan dolayı sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmüyle ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda itiraz mercii, sanığa yüklenen fiilin görevi kötüye kullanma suçunu değil zimmet veya icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturduğu gerekçesiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına karar verebilecektir (İzzet Özgenç, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, 3. Yılında Ceza Adalet Sistemi-Hukuk Devletinde Suç Yaratılmasının ve Suçun Aydınlatılmasının Sınırları Sempozyumu, İstanbul Kültür Üniversitesi, Seçkin, 2008, s. 54-55; Cumhur Şahin-Neslihan Göktürk, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara, Seçkin, C. 2, s. 159-161, 203).
Bu konudaki yoğun eleştirilerden sonra Ceza Genel Kurulunun 22.01.2013 tarihli ve 534-15 sayılı kararıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı yapılan itirazın hem maddi olay hem de hukuki yönden itiraz merciince incelenmesi gerektiği kabul edilmiş, 17.02.2022 tarihli ve 90-98 sayılı kararıyla da aynı uygulama devam ettirilerek itiraz merciince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın, CMK'nın 231. maddenin 6. fıkrasında yer alan suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılması durumunda hak arama özgürlüğü ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 13. maddesindeki etkili başvuru hakkının ihlal edilebileceği ve ayrıca ceza muhakemesi hukukunun maddi gerçeğe ulaşma amacıyla da bağdaşmayan sonuçlara neden olabileceği göz önüne alındığında itiraz merciinin CMK’nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığına dair yapılacak şekli denetim dışında esas bakımından da (suçun sübutu, nitelendirilmesi vb. konularda) değerlendirme yapması ve açıklanmayan hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıkları denetlemesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu noktada, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek kanun yolu ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin 20.07.2022 tarihli ve 121-88 sayılı kararına da değinmek gerekmektedir. CMK'nın 231. maddesinin, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebileceği hükmünü ihtiva eden 12. fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptalinin istenmesi üzerine Anayasa Mahkemesince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının ve bu kurumun işleyişinin birçok temel hak ve özgürlüğe müdahale teşkil etmesi nedeniyle itiraz konusu fıkranın Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı bağlamında incelenmesi neticesinde; CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı itiraz yolunun açık olduğunu düzenleyen kuralın, bu kanun yoluna başvuranların iddia ve delillerinin dikkate alınmasında, çatışan menfaatlerin dengelenmesinde ve temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunun ve ölçülülüğünün belirlenebilmesinde belirli ve etkili bir denetim yolu öngörmediği, bu durumun temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin giderilmesinde ve kamu gücünü kullananların keyfî davranışlarının önüne geçilmesinde bireye tanınmış olan yetkili makama başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkını ihlal ettiği ve etkili başvuru hakkıyla bağdaşmadığı gerekçeleriyle Anayasa'nın 40. maddesine aykırı görerek iptal edilmiştir.
Karar tarihinden sonra 05.04.2023 tarihinde yürürlüğe giren 7445 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 21. maddesi ile CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrası "İtiraz mercii, karar ve hükmü inceler; usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılık tespit ettiği takdirde, gerekçesini göstererek karar ve hükmü kaldırır ve gereğinin yapılması için dosyayı mahkemesine gönderir." şeklinde, 12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Ceza Muhakamesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 21. maddesi ile de "272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir." şeklinde değiştirilmiştir.
Bilindiği üzere, usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça hemen ve derhal uygulanma ilkesidir. Anılan ilke uyarınca usul işlemleri yapıldıkları sırada yürürlükte olan muhakeme kanunu hükümlerine tâbi olacaktır. Usul Kanunlarında yapılan değişiklikler, kanun yürürlüğe girdikten sonra yapılacak işlemler hakkında uygulanacak olup maddi ceza hukuku kurallarının aksine geçmişe yürümezler. O hâlde ceza yargılaması sırasında, kanunlarda değişiklik yapılması veyahut dayanılan bir usul kuralına ilişkin kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi hâlinde, yeni kanun veya iptal sonucu ortaya çıkan usul prosedürü, devam etmekte olan işlemlere uygulanmalıdır. Ancak 5320 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrasında ifade edilen bu durum önceki kanunun yürürlükte bulunduğu dönemde o kanuna uygun olarak gerçekleştirilen işlemlerin geçersizliği neticesini doğurmayacağı gibi yenilenmesini de gerektirmeyecektir.
Öte yandan, yargılama sistemimizde temyiz yolu, yalnızca hükümler bakımından kabul edilmiştir. Hükümler ise CMK’nın 223. maddesinde sınırlı olarak; "Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı" şeklinde sayılmış olup hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bunlar arasında yer almadığından hüküm niteliğinde de değildir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının üzerine inşa edildiği hüküm de bilahare davanın düşmesi kararı verildiğinde veya hükmün açıklanması ya da yeni bir hüküm kurulması hâlinde varlık kazanacağından ve ancak bu durumda CMK'nın 223. maddeleri uyarınca temyiz edilebilme olanağına kavuşabileceğinden, bu aşamadan önce henüz hukuken varlık kazanmamış bulunan bu hükmün temyiz merciince denetlenebilme olanağı bulunmamaktadır.
Ceza yargılamasında kanun yolu, tarafların istemlerine göre değil, yasanın sistematiği ve normları dikkate alınarak belirlenmelidir. Karar tarihinde CMK'da, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek kanun yolu hiçbir istisnaya yer verilmeksizin açıkça itiraz olarak belirtilmiş olmakla, Kanun'un öngörmediği bir istisnayı yargı kararları ile oluşturmak, suçun niteliği veya sübuta yönelik başvuruların, yasa yolunu temyiz olarak değiştireceğini kabul etmek olanaksızdır.
B. Hukuki Değerlendirme
Sanık hakkında hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Özel Dairece eylemin nitelikli yağma suçunu oluşturacağından bahisle bozma kararı verildiği anlaşılan dosyada; temyiz kanun yoluna yalnızca hükümler için başvurulabilmesi, hükümlerin de CMK’nın 223. maddesinde; "Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararları" şeklinde sınırlı olarak sayılması, karar tarihinde yürürlükte bulunan CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı başvurulabilecek kanun yolunun hiçbir istisnaya yer verilmeksizin itiraz olarak kabul edilmesi, Kanun’un öngörmediği bir istisnayı yargı kararları ile oluşturmanın mümkün olmaması, ayrıca Ceza Genel Kurulunun 22.01.2013 tarihli ve 534-15 sayılı kararıyla önceki uygulamalardan vazgeçilerek itiraz merciinin sadece CMK’nın 231. maddesindeki koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğini değil bunun yanında suçun vasfının doğru tespit edilip edilmediğini de inceleyebileceğinin kabul edilmiş olması hususları göz önünde bulundurulduğunda; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı başvurulabilecek kanun yolunun itiraz olduğu, vasfa yönelik temyiz talebinde bulunulsa dahi bu hususun Özel Dairece incelenemeyeceği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri … ve …; "Gerçek içtimanın istisnalarından biri olan bileşik suçta; suçun alt bileşenlerinin hatalı bir biçimde ayrı ayrı değerlendirilip bileşen suçlardan herhangi birisi hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi hâlinde, bu karar itirazı kabildir, düşüncesiyle temyiz denetimi dışında bırakılmamalıdır.
Nitekim Dairemiz, yağma suçunda tehdit, yaralama ve/veya konut dokunulmazlığını bozma suçları ile hırsızlık suçu birlikte yağma suçunu oluşturduğu hâlde yanlış nitelendirmeyle, hırsızlıktan temyizi kâbil bir mahkûmiyet hükmü kurup, diğer suçlardan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği takdirde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını kaldırmak suretiyle fiilin bütünü ve bunlarla ilgili olarak verilen bütün hükümleri kapsar biçimde temyiz incelemesi yapmaktadır (Örn; Y. 13. CD'nin 03.07.2019 günlü, 1381-11817 esas ve sayılı kararında olduğu gibi…).
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.05.1983 günlü ve 65/119 Esas -karar, 02.05.1994 günlü ve 97- 126 Esas-karar sayılı ve CGK 2011/370 E., 2011/302 K. sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere, hükmün temyiz edilebilir olup olmadığını belirlemek için hüküm tarihindeki yasal düzenlemelerin dikkate alınması gerekmektedir.
Ceza Genel Kurulunun 08.04.2014 tarih ve 2013/15-509 E. 2014/170 K. sayılı ilâmlarında ve yine CGK 27.12.2011 tarih 370 E. 302 K. ve yine CGK 06.12.2011 tarih, 185 E. 249 K. Sayılı kararları başta olmak üzere pekçok kararında da gösterildiği üzere; miktar itibarıyla kesin nitelikteki hükümlerin, kesinlik sınırını aşar nitelikle yaptırım öngörmesi hâlinde suç vasfına yönelik temyiz üzerine, temyiz incelemesine konu olabileceklerine işaret edilmiştir.
Kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermesi ya da isnat edilen eylemin başka bir suça dönüşmesi olasılığının bulunması hâlinde temyiz edilebilirlik niteliği kazanacaktır.! CGK 2011/370 E., 2011/302 K.)
1412 sayılı CMUK’nun 315. maddesinde, temyiz talebinin kabule değer olup olmadığı ön incelemesinin ilk derece mahkemesince yapılması öngörüldüğü halde, 317. madde ile aynı incelemenin Yargıtay'ca da yapılması hüküm altına alınmıştır.
Buna göre temyiz başvurusunda bulunulması hâlinde hükmü veren mahkemece öncelikle temyiz başvurusunun kabul edilebilir olup olmadığı araştırılacak, bu bağlamda da temyiz talebinin süresinde yapılıp yapılmadığı, kararın temyiz edilebilir nitelikte olup olmadığı ve başvuruda bulunanın hükmü temyiz etmeye hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığı incelenecektir.
Mahkemece temyiz isteğinin kabul edilebilir bulunması hâlinde herhangi bir karar verilmeden aynı Kanun'un 316. maddesi uyarınca tebligat işlemleri tamamlandıktan sonra dosya temyiz incelemesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilecektir.
Temyiz başvurusunun kanuni süre geçtikten sonra yapılması ya da kararın temyiz edilebilir nitelikte bulunmaması veya başvuruda bulunanın temyiz etme hak ve yetkisinin olmaması hâlinde ise ilgili Dairece temyiz talebi 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 317. maddesi uyarınca reddedilecek, temyiz talebinin reddi nedenlerinin bulunmaması durumunda da esas yönünden temyiz incelemesi yapılacaktır.
Dosyanın, hükmü temyiz olunan mahkemece verilen temyiz isteminin reddi kararına karşı yapılan başvuru üzerine yollanması hâlinde de Yargıtay tarafından; ret kararı usul ve kanuna uygun bulunursa temyizin reddi kararının onanmasına karar verilip dosya mahkemesine geri gönderilecek, ret kararının usul ve kanuna aykırı olduğu tespit edilirse, bu karar kaldırılıp hüküm esastan incelenecektir. Diğer bir anlatımla, temyiz başvurusunun kabul edilebilirliği belirlendikten sonra Yargıtayca yapılacak inceleme ilk derece mahkemesince verilen hükmün esasına yönelik olacaktır. Dolayısıyla, hükmedilen sonuç adli para cezasının miktarı itibarıyla kesin nitelikte bulunan yerel mahkeme hükmüne karşı suç vasfına yönelik olarak yapılan temyiz talebinin Yargıtay ilgili Dairesince kabul edilerek, hükmün temyizen incelenebilir olduğunun belirlenmesinden sonra, hükmün esası incelenerek bir karar verilecek, temyizen incelenebilir olduğu kabul edildikten sonra artık hükmün kesin nitelikte olduğu gerekçesiyle temyiz isteminin 1412 sayılı Kanun'un 317. maddesi uyarınca reddine karar verilemeyecektir.
Bütün bu aşamalar geçildikten sonra ise;
Hükmün temyizen incelenmesine geçildikten sonra usul ve kanuna uygun bulunması hâlinde onanması, hukuka aykırılık belirlenmesi hâlinde bozulması ya da 1412 sayılı CMUK'nun 322. maddesinde yazılı şartların bulunması durumunda ise düzeltilerek onanması, başka bir anlatımla esasa ilişkin bir karar verilmesi gerekir.
Anayasamızın 141. maddesine göre 'Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.'
AİHS'in 6. maddesinin 1. fıkrasına göre 'Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.'
Cezayı gerektiren bir eylemin, davada belirli bir usul çerçevesinde değerlendirilerek sonuçlandırılması gerekir. Bunun için davanın başlaması ile sona ermesi arasındaki sürecin makul bir süre içerisinde gerçekleşmesi gerekir.
HAGB'nin başka bir yolla ve daha sonra incelenebilir veya başka yollar (itiraz) bitirilmesinden sonra değerlendirilmesi gerekir yönündeki iddialarda mümkün olan en hızlı ve en ucuz şekilde yargılama yapma ilkesine aykırılık oluşturacaktır. Ayrıca zaman kaybına neden olacaktır. Zaman kaybıda hem adil yargılama hem de makul sürede sonlandırma ilkelerine aykırılık oluşturmaktadır.
5271 Sayılı CMK 231. maddesi düzenlemesi incelendiğinde ilk başta HAGB denetimini sadece şekil denetimine tabi tutup Ağır Ceza Mahkemelerine bırakmış iken 2023 tarihinde yapılan değişiklikle usul ve esas denetimi yapılacağı hususunu düzenlemiştir. Daha sonra ise son değişiklik ile hem olağan kanun yolu denetimi gibi denetim yapılması hem de esas ve usulün birlikte değerlendirilmesi yönünde değişiklik yapılmıştır.
Söz konusu CMK 231. maddesinin 12. fıkrası; '(Değişik:2/3/2024-7499/l5 md.) 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir…' şeklinde düzenleme yapılmış ve doğrudan olağan kanun yolu kapsamına dahil edilmiştir.
Tarihsel ve gai yorumlar yoluyla denetlendiğinde HAGB’nin de denetlenebileceği açıktır.
Yargıtay yerleşik uygulamaları dikkate alındığında bir hüküm kesin bile olsa eğer suçun vasıf ve niteliğiyle temyiz içeriği gerektiriyorsa (kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermesi ya da isnat edilen eylemin başka bir suça dönüşmesi, olasılığının bulunması hâlinde) kesin nitelikteki kararlar kaldırılıp esastan inceleme yapılabileceği duraksamasız kabul edilmektedir.
Hâl böyle olunca yani kesin hükmün bile rahatlıkla kaldırılıp incelenebileceğinin kabul edildiği ortamda kesin nitelikte olmayan hatta bir hüküm bile sayılmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kaldırılamayacağının kabul edilmesi söz konusu olmayacaktır.
Mahkemeler tarafından zaman zaman bileşik suç olan yağma bileşenlerine bölünmekte hukuken mümkün olmamasına rağmen bileşenlerine ayrılmakta cebir veya tehditten (TCK 149/2. maddesinde belirtilen istisna haricinde) ayrıca ceza verilmekte veya HAGB uygulaması yapılmaktadır. Verilen bu kararların çoğu da kesin nitelikte olmaktadır.
Yani tek bir yağma suçu hukuken mümkün olmamasına rağmen hem yağma hem de bileşenleri olan cebir veya tehdit suçundan ayrı ayrı hüküm kurulmasına neden olmaktadır. Bu da sanıkların mağduriyetine neden olmakta aynı suçtan fiilen mükerrer cezalandırılmasına neden olmaktadır.
Bu nedenlerle 6. CD sadece yağma suçundan hüküm kurmak gerekirken yağma suçunun unsuru olan ve yağma suçunun içinde değerlendirilmesi gerekip ayrıca hüküm kurulmaması gereken ancak mahkeme tarafından bölünerek ceza miktarı itibariyle kesin hüküm niteliğinde verilen veya HAGB uygulanan durumlar getirtilip, sanığın aleyhine durum yaratmaması için her iki kararlar da kaldırılarak birlikte değerlendirme yapma yönündeki kararları isabetlidir. Her ne kadar her birinin kanun yolu farklı olduğu düşünülebilir ise de olağan kanun yolu ile denetleme imkânı varken olağanüstü kanun yollarına başvurulamayacağı o durumun yargılamanın uzaması ve ek masraflara neden olabileceği ve Anayasa'nın ilgili hükümlerine de aykırılık oluşturabileceği düşüncesiyle CGK'nın emsal kararları da baz alınarak birlikte değerlendirme yapılmaktadır. Bu durum hem usul ekonomisine hem mükerrer yargılama ve cezalandırma yapma yasağına uygunluk arz etmektedir. Söz konusu uygulama Yargıtay CGK'nın yerleşik içtihatlarıyla da uyum içerisindedir.
13. CD’nin 03.07.2019 günlü, 1381-11817 esas ve sayılı kararı; '…5237 sayılı TCK’nın 86, 106/1. ve 116/1. maddelerinde düzenlenen müessir fiil, tehdit ve konut dokunulmazlığının ihlali suçları suça sürüklenen çocuğun işlediği sabit görülen yağma suçunun unsuru ve nitelikli hâli olduğundan, eylemin parçalanmayacağı ve aynı eylemin bir kısmı için hükmün açıklanmasının geri bırakılması diğer kısmı için mahkûmiyet kararı verilemeyeceği görülerek; sanık hakkında TCK’nın 86, 106. ve 116. maddelerine ilişkin verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları kaldırılarak yapılan incelemede…'
6 CD 2022/3894 E., 2023/ 9023 K.; '…Gerçek içtimanırı istisnalarından biri olan bileşik suçta; suçun alt bileşenlerinin hatalı bir biçimde ayrı ayrı değerlendirilip bileşen suçlardan herhangi birisi hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi hâlinde, bu karar itirazı kabildir, düşüncesiyle temyiz denetimi dışında bırakılmamalıdır. Nitekim Dairemiz, yağma suçunda tehdit, yaralama ve/veya konut dokunulmazlığını bozma suçları ile hırsızlık suçu birlikte yağma suçunu oluşturduğu hâlde yanlış nitelendirmeyle, hırsızlıktan temyizi kâbil bir mahkûmiyet hükmü kurup, diğer suçlardan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği takdirde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını kaldırmak suretiyle fiilin bütünü ve bunlarla ilgili olarak verilen bütün hükümleri kapsar biçimde temyiz incelemesi yapmaktadır. (Örn; Y. 13. CD’nin 03.07.2019 günlü, 1381-11817 esas ve sayılı kararında olduğu gibi … Aynı yönde 13. CD 2019/9193 E., 2020/629 K.; 13. CD 2019/11827 E., 2020/2726 K.; 6. CD 2021/3635 E., 2022/131 K.; 6. CD 2021/14360 E., 2022/9030 K.; 6. CD 2022/3894 E., sayılı ilamları)
Bu nedenle sanık … ve yanında bulunan 15 -20 kişilik bir grubun otele gelerek kendisini zorla dışarı çıkardıklarını ve bir arabaya bindirdiklerini, ormanlık alana götürdüklerini, ‘bir saat içerisinde 150.000 dolar para getireceksin' dediklerini, bu kadar parasının olmadığını söylemesi üzerine, sanık …'in geçmişte yaptıkları bir ticaretten dolayı kendisine borçlu bulunduğunu ve bu borcundan dolayı 20 bin dolar zarar ettiğini, böylelikle toplamda 150.000 dolar borcu bulunduğunu ve hemen ödemesi gerektiği söylediği, katılanın borcu bulunmadığını söylemesi üzerine, sanık ve arkadaşlarının ormanlık alanda üzerine idrarlarını yapmaya çalıştıklarını, kendisini yağmurun altında beklettiklerini, farklı bir otele götürerek tehditle para isteme taleplerini yinelediklerini,… Tüm dosya kapsamında alman beyanlar karşısında, sanıkla katılan arasında hukuken korunan alacak-borç ilişkisinin bulunmadığı, bu hususun katılan ve sanık beyanları ile de desteklendiği, katılandan alınan paranın sanık …’e teslim edildiği ve ardından katılanın serbest bırakıldığı hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 149/1-c-d-h maddesinde düzenlenen yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulan somut olayda;
Sanık … hakkında İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.11.2016 tarih ve 2013/167 Esas, 2016/361 Karar sayılı ilamı ile katılan …’ya yönelik hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçundan TCK’nın 150/1. maddesi delaletiyle 106/2-c ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası verilerek, hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, katılan vekili ve sanık müdafıinin istinaf talebi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin 03.02.2017 tarih ve 2017/79 Esas, 2017/161 sayılı kararıyla istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, anılan kararın katılan … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 29.09.2021 gün ve 2020/11128 Esas, 2021/14714 Karar sayılı ilamı ile bozma yolundaki karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.12.2021 gün ve 2017/15692 sayılı yazısı ile itiraz talebinde bulunulmuş ise de dairemizin anılan kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımın 10.12.2021 gün ve 2017/15692 sayılı itiraz istemi yerinde görülmemiş olduğundan itirazın reddi gerekirken kabulü yönünde görüş bildiren çoğunluk görüşüne katılmıyoruz." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 29.09.2021 tarihli ve 11128-14714 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.03.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

İtiraz Başvurusunda Bulunabilecek Kişiler

Anayasa m. 36 ve m. 40/2 kapsamında yer alan hak arama ve kanun yoluna başvurma hakkı doğrultusunda, Ceza Muhakemesi Kanunu m. 260/1 gereğince hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve katılan sıfatını almış olanlar kanun yoluna başvurabilir. Katılma isteği henüz karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar da bu başvuru hakkına sahiptir. Aynı Kanun'un 260/3 hükmü uyarınca Cumhuriyet savcısı, sanığın lehine olarak da kanun yollarına başvuruda bulunabilir.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 260Kaynağı aç
Madde 260 – (1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet
savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile
katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek
surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır.
(2) (Değişik: 18/6/2014-6545/73
md.) Ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza
mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ceza mahkemelerinin; bölge adliye
mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin
kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler.
(3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına
başvurabilir.
Avukatın başvurma hakkı
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2018/846, K. 2018/4931Kaynağı aç
4. Ceza Dairesi         2018/846 E.  ,  2018/4931 K.
"İçtihat Metni"
Tehdit suçundan sanık … hakkında yapılan yargılama sonunda sanığın mahkumiyetine dair, Kırıkkale 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23/11/2016 gün ve 2016/ 501 esas, 2016/588 Karar sayılı hükmün sanık ve müdafii tarafından temyizi üzerine,
Dairemizin 06/12/2017 gün ve 2017/1106 esas, 2017/27042 karar sayılı kararıyla;
Bozma üzerine yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1-06.12.2006 tarihli ilk hükümde sanığa verilen hapis cezasının ertelendiği, bu hükmün sadece sanık müdafii tarafından temyiz edildiği, hükmün bozulmasından sonra kurulan kararda aleyhe bozma yasağı gereğince kazanılmış hak gözetilmeden, hapis cezasının ertelenmesine yer olmadığına karar verilmesi,
2-Anayasa Mahkemesi'nin 24.11.2015 günü, Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı TCK'nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin kararının yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … ve müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, karar verilmiştir.
I-İTİRAZ NEDENLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18/01/2018 gün ve 4-2017/2179 sayılı yazısı ile;
İtiraza konu uyuşmazlık, sanık hakkında hükmün açıklanmasının karar verilmesi sonrasında, sanığın denetim süresi içinde yeniden suç işlemesi üzerine, sanık hakkında hüküm açıklanırken, sanık hakkında önceden verilen 1 Yıl 8 Ay Hapis cezasına ilişkin hükümlülüğün TCK 51/1 maddesince ertelenmesine karar verilmesinin kazanılmış hak oluşturup oluşturmadığına ilişkindir
Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözümlenmesi için “cezayı aleyhe değiştirememe” kuralı ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme müessesesinin ayrı ayrı ele alınıp incelenmesi gerekmektedir.
Cezayı aleyhe değiştirememe yasağı öğreti ve uygulamada; "temyiz davası yalnızca sanık veya müdafii ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı veya sanığın eşi ya da yasal temsilcisi tarafından açıldığında hükümde yaptırımın türü ve ağırlığı bakımından sonucu sanığın aleyhine ağırlaştırıcı, diğer bir anlatımla aleyhe sonuç verici düzeltmelerin yapılamaması veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olamaması" şeklinde tanımlanmaktadır.
Cezayı aleyhe değiştirememe yasağı, hükmün temyiz incelemesine başlarken, bakış açısını belirleyen bir usul kuralı olduğu gibi, bozmadan sonraki aşamada da ceza miktarının sınırını belirleyen bir yargılama ilkesidir. Bu sebeple temyiz incelemesinde öncelikle temyizin lehe veya aleyhe mi olduğu tespit edilip, inceleme buna göre yapılmalı ve sanık lehine tecelli eden bir hatanın doğuracağı hukuki neticeler aleyhte başvuru bulunmadıkça değiştirilmemelidir.
Latince "reformatio in pejus judici appellato non licet" olarak adlandırılan, "bir hükmün aleyhe değiştirilmesi caiz değildir" şeklinde tecrüme edilen, öğreti ve uygulamada ise, "lehe kanun yolu davası üzerine hükmü aleyhe değiştirmeme, aleyhe bozmama zorunluluğu, aleyhe düzeltme yasağı, yaptırım ve sonuçlarını aleyhe kötüleştirememe ya da ağırlaştıramama kuralı, aleyhe bozma yasağı" olarak ifade edilen bu ilkenin amacı; hükmün aleyhine bozulabileceğini düşünen sanığın bazı davalarda istinaf ya da temyiz kanun yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek ve kanun yoluna başvurma hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır.
Anılan kural, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326. maddesinin 4. fıkrasında; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz" şeklinde kanuni düzenlemeye dönüştürülmüştür. Buna göre ceza hukukumuzda genel anlamda bir kazanılmış hak kavramından bahsedilemeyeceği, yalnızca 1412 sayılı CMUK'nun 326. maddesinin son fıkrası uyarınca sınırlı biçimde uygulanabilecek olan "cezayı aleyhe değiştirememe" veya "aleyhte düzeltme yasağı"nın söz konusu olduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu kuralla ilgili olarak 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 307/4. maddesinde ise; "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262. maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz" düzenlemesine yer verilmiştir.
Kanundaki açık düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere; yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe değiştirme yasağının kapsamı yalnızca ceza miktarı ile sınırlı olacak, sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, lehe bozma üzerine yeniden kurulan hükümle belirlenen ceza ve sonuç önceki hükümle belirlenen cezadan ve sonuçtan daha ağır olamayacaktır.
Gerek bozma ilamında, gerekse yerel mahkemece bozmadan sonra kurulan hükümde yaptırım ve sonuçları aleyhe değiştirme yasağına aykırılığın söz konusu olup olmadığı önceki ve sonraki hükümlerde yer alan ceza ve yaptırımların tüm yönleri ile karşılaştırılması suretiyle belirlenecektir.
Ceza Genel Kurulunun 20.06.2006 gün ve 124-165 sayılı kararında; istinaf ve temyiz kanun yolları bakımından pozitif hukukumuzda yer alan “cezanın aleyhe değiştirilmemesi” ilkesinin, ceza muhakemesinin mutlak ve vazgeçilemez değerleri arasında yer alan ve evrensel hukukun benimsediği bir ilke olmadığı, kanunun düzenleniş biçimi ve amacı itibarıyla, asıl ceza yargılamasında verilen kararlara karşı kesin hükme kadar masumiyet karinesinden yararlanma hakkı bulunan sanığın temyiz kanun yoluna başvurudan çekinmemesini temine yönelik bir prensip olduğu açıklanmıştır.
Belirtildiği üzere aleyhe değiştirme yasağı münhasıran “cezalar” ile ilgili ve sınırlı olup, fiilin nitelendirilmesinde ve suç adının belirlenmesinde geçerli değildir. Cezalar 5237 sayılı TCK'nun 45. maddesinde; hapis ve adli para cezaları olarak sayıldığından, cezalar arasında sayılmayan güvenlik tedbirleri ile diğer müesseselerin bu yasak kapsamda değerlendirilemeyeceği Ceza Genel Kurulunca tereddüzsüz kabul edilegelmiştir.
Bunun dışında, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’nda, cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin üç kuruma yer verilmiş olup, bunlar sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının kural olarak kısa süreli olması halinde 50. madde uyarınca seçenek yaptırım olarak adli para cezasına veya tedbire dönüştürülmesi, taksirli suçlara özgü olarak da, uzun süreli de olsa seçenek yaptırım olarak adli para cezasına çevrilmesi ve çocuklar ile altmışbeş yaşını doldurmuş kişiler hakkındaki hükümler saklı kalmak koşuluyla, hükmolunan iki yıla kadar hapis cezalarının 51. madde uyarınca ertelenmesidir. Görüldüğü gibi 5237 sayılı Yasada, paraya çevirme, tedbire dönüştürme ve erteleme şeklinde üç atıfet müessesi kabul edilmiş ve ancak sanık hakkında bu atıfet müesseselerinden yalnızca birinin uygulanabileceği hüküm altına alınmış, bu kapsamda erteleme yalnızca hapis cezaları için kabul edilmiş, hükmolunan cezanın adli para cezasına veya tedbire çevrilmesi halinde erteleme olanağı ortadan kaldırılmış, bu şekilde bir taraftan cezanın sanığın ilerideki yaşamı üzerindeki olası etkileri azaltılmaya çalışılırken, diğer taraftan da cezaların caydırıcılığı ilkesi hayata geçirilmiştir.
Ertelemede hakim olan düşünce fail hakkındaki cezanın infazından belirli bir süre içinde göstereceği iyi hal sonucunda vazgeçilmesidir fail hakkındaki cezanın infazından kendi gayretleri ve iyiniyetli davranışları ile engel olmaya çalışmaktadır. Erteleme kurumunda failin deneme süresi içinde, iyi halli olarak yaşamanı sürdürdüğü ve işlediği suçtan duyduğu pişmanlık sonucunda kendi nefsini ıslah ettiği kanaatiyle hakaret edildiği bu şekilde cezası infaz edilmeden kendi durumunu düzeltmiş olabileceği kabul edilmiştir.
5327 sayılı TCK 51 maddesinde yapılan düzenlemeyle, fail hakında sadece hapis cezası açısından erteleme müessesesi kabul edilmiş ve erteleme şartlı bır af olmaktan çıkarılmış ve bir ceza infaz kurumu haline getirilmiştir.
Ancak yeni sistemde, ertelemeyi bir infaz kurumu olarak düzenleyen Yasa koyucu, bu düzenlemenin doğurabileceği olumsuz sonuçları ortadan kaldırmak için, yeni müesseselere ihtiyaç duymuş, kamu davasının mecburiliği ilkesini, 5271 sayılı CYY’nın 171. maddesi ile yumuşatmak suretiyle, etkin pişmanlık veya şahsi cezasızlık nedenlerinin bulunması halinde, soruşturma aşamasında, C.Savcısına kovuşturmaya yer olmadığı kararı verebilme, kovuşturma aşamasında ise yargılama yapan mahkemeye koşulların bulunması halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilme olanağı tanınmıştır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesi hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanunun 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkra ile büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanunun 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanunun 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tâbi kılınmıştır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanunun 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanunun 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasanın
.174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezalarına ilişkin tüm suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, maddeye 6545 sayılı Kanunla "denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez" hükmü eklenmiştir.
5560, 5728, 5739 ve 6008 sayılı Kanunlarla 5271 sayılı CMK’nun 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
1) Suça ilişkin olarak;
a- Yapılan yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,
b- Suçun Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,
2) Sanığa ilişkin olarak;
a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
b- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
c- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
d-Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair beyanının olmaması,
Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
Bu şartların varlığı halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve onsekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulacaktır.
Sanık denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davrandığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşürülmesine karar verilecektir.
Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükmü, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK’nun 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.
Kanun koyucu, kişi hakkında kurulan hükmün hukuki sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile belirli şartların gerçekleşmesi halinde kişilerin işledikleri bir takım suçlardan dolayı adli yönden lekelenmemeleri için bir fırsat tanımak istemiş olup bunun sonucunda mağdurun zararının karşılanması ve toplum barışının sağlanması ve kişinin kendini ıslah etmesi bakımından belirlenen bir deneme süresi verilmesi, bireyin cezalandırılmasından daha fazla olumlu bir etki yaratacağı kabul edilmektedir.
Bu bağlamda Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 gün ve 346-25, 03.02.2009 gün ve 250-13 ile 29.09.2009 gün ve 130-213 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da açıkça belirtildiği gibi, şartlı bir düşme nedeni oluşturan hükmün açıklanmasının geri bırakılması, objektif şartların (mahkûmiyet, suç niteliği ve ceza miktarı, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmama, zararın giderilmesi) varlığı halinde, 6008 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce re’sen, bu değişiklikten sonra ise sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması halinde mahkemece diğer kişiselleştirme hükümleri olan seçenek yaptırımlara çevirme ve ertelemeden önce değerlendirilmesi gerekmektedir.
“Cezayı aleyhe değiştirememe” kuralı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili bu genel açıklamalardan sonra açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükmün açıklanması üzerinde durulması gerekmektedir.
5271 sayılı CMK’nun 231. maddesinin 11. fıkrası; "Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir" hükmünü taşımaktadır.
Görüldüğü üzere açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanabilmesi için iki halden birinin gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Buna göre, sanığın denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi veya mahkemece kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getirmemesi/getirememesi halinde hüküm açıklanacaktır.
Denetim süresi içinde kasıtlı bir suçtan mahkûm olunması durumunda hüküm açıklanabilmesi için bu ikinci suçun denetim süresi içerisinde işlenmesi ve kasıtlı bir suç olması yeterlidir. Deneme süresi çerisinde işlenen ikinci suçun bu süre içerisinde kesinleşmesi gibi bir zorunluluğa madde metninde yer verilmemiştir. Ancak mahkeme sanığın denetim süresi içerisinde işlediği kasıtlı suçtan verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmesinden sonra hükmü açıklayabilecektir. İkinci suçun doğrudan ya da olası kastla işlenmesinin bir önemi yoktur. İkinci suçun şikâyete bağlı veya re'sen soruşturulan bir suç olması da sonuca etkili değildir. Yine ikinci suçtan mahkûmiyetin adli para cezası ya da hapis cezası olması yanında TCK'nun 50. maddesindeki seçenek yaptırımlara çevrilmiş olmasının da önemi olmadığı gibi kesin nitelikte olmasının da bir önemi yoktur. Kanun koyucu ikinci suçun kasıtlı bir suç olmasını yeterli görmüş, ikinci suçtan verilecek mahkûmiyet hükmünün niteliği konusunda bir sınırlama getirmemiştir. İkinci suçun taksirle işlenmesi durumunda ise, bilinçli taksir de olsa hüküm açıklanamayacaktır.
Öte yandan, 5271 sayılı CMK'nun 230 ve 232. maddeleri uyarınca, sanığın denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi veya mahkemece kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getirmemesi/getirememesi halinde mahkemece açıklanacak hükümde, “223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, tayin olunan ceza miktarının ve kanun yollarına başvurmanın mümkün olup olmadığının” hiçbir tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmeli, öncelikle denetime imkân verecek şekilde, diğer taraftan kesinleştiğinde başka bir kararın varlığını gerektirmeden infaza esas alınabilecek nitelikte bir hüküm kurmalı, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükme atıf yaparak yetinilmemelidir.
5271 sayılı CMK’nun 231/11. madde ve fıkrasında, açıklanması geri bırakılan hükmü ne şekilde açıklanacağı, hükümde değişiklik yapılıp yapılamayacağı hususuna da yer
verilmiştir. Buna göre, mahkemenin, sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere bilerek aykırı davranması halinde hükmü aynen açıklamakla yükümlü olduğu, kendisine yüklenen yükümlülükleri elinde olmayan sebeplerle yerine getiremeyen sanığın ise durumunu değerlendirerek, cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşulların varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar verebileceği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için daha önce verilen hükmün aleyhe temyiz edilmemesi nedeniyle yeniden verilen hükümde ceza miktarı ve türü itibariyle "cezayı aleyhe değiştirememe" kuralı uygulanması gereken sanık hakkında hükmün açıklanmasına karar verilmesi ve sonrasında denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere bilerek aykırı davranması halinde uygulamanın ne şekilde yapılması gerektiği üzerinde durulmalıdır.
Kurulan hükmün hukuki sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin ve sanık lehine hükmün temyiz edilmesi durumunda daha sonra kurulacak hüküm ya da hükümlerdeki cezanın sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olmamasını ifade eden "cezayı aleyhe değiştirememe" kuralının sanık lehine getirilen düzenlemeler olduğu açıktır.
İlk hüküm aleyhe temyiz edilmemesi nedeniyle daha sonra kurulacak hükümlerde "cezayı aleyhe değiştirememe" ilkesi gözetilmesi gereken sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesi uygulandığı takdirde anılan kuralın uygulanamayacağına ilişkin yasal bir düzenleme mevcut değildir.
Ancak 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesinin 11. fıkrası gereğince sanığın deneme süresi içinde yeniden bir suç işlemesi halinde, hakkında önceden verilen hükmün aynen açıklanması gerektiğinden bahisle "cezayı aleyhe değiştirememe" kuralının uygulanma olanağına bir istisna getirmek gerekmektedir.
Şöyleki, 5237 sayılı Türk Ceza Yasasında TCK 51/1 maddesinde yer alan erteleme hükmü bir atıfet müessesesi olarak kabul edilmiş bir infaz kurumu olarak düzenlenmiştir. Hükümlü deneme süresi içinde iyi halli olarak bulunduğu ve bir suç işlemediği takdirde, cezasının infaz edilmiş sayılacağı kabul edilmektedir. Buna karşılık 5271 sayılı C.M.K'nun 231/5 maddesinde yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükmün failin, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK’nun 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucunu ortaya koymaktadır her iki müessesede benzer nitelik taşımaktadır. Hükümlü kendi davranışları ve çabaları sonucunda cezasından kurtulmakta ayrıca mağdurla ve devletle olan zarar ilişkini de sonlandırarak bir sonuca ulaşmaktadır.
Bu itibarla sanık hakkında yeni bir suç işlemesi nedeniyle açıklanan hükümde "cezayı aleyhe değiştirememe" ilkesi gözetilmemesi gerekmektedir.
Bu açıklamalar ve değerlendirmeler çerçevesinde;
Maddi olayda, müşteki ve sanığın terminalde Trafik noktasından sıra alma yüzünden aralarında tartıştıkları,sanığın bu tartışma sırada ele geçirilemeyen bir bıçakla müştekiyi ölümle tehdit ettiği anlaşıldığından sanık hakkında TCK 106/2-a, 29, 62 md 5 Hapis ve TCK 51/1 maddesince verilen erteleme kararının Yargıtay 4 Ceza Dairesinin, 28/04/2009 tarih ve
2009/7113 Esas ve 2009/7965 Karar sayılı ilamıyla. Mahkemece sanık hakkında C.M.K'nun 231/5 maddesinde yazılı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının tartışılmasının zorunlu olduğu kabul edilerek hükmün bozulmasına karar verildiği,
Kırıkkale 1 Asliye Ceza Mahkemesinin, 13/10/2009 tarih ve 2009/349 Esas ve 2009/579 Karar sayılı ilamıyla, bozma ilamı doğrultusunda sanık hakkında TCK 106/2-a, 29, 62 md 5 Ay Hapis cezasına ilişkin mahkumiyet kararının, C.M.K'nun 231/5 maddesince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, sanığın 5 Yıllık deneme süresi içinde, 6136 sayılı kanuna aykırılık suçunu işlediği ve Kırıkkale 3 Asliye Ceza Mahkemesinin 30/04/2014 tarih ve 2014/96 Esas ve 2014/213 Karar sayılı ilamıyla, 6136 sk 13/1, 62 md 10 Ay Hapis 500 TL Adpc ile mahkumiyetine karar verildiği ve kesinleştiği
Sanık hakkında Kırıkkale 1 Asliye Ceza Mahkemesine yapılan ihbar sonrasında mahkemesince 06/11/2014 tarih ve 2014/302 Esas sayılı ilamıyla, sanık hakkında verilen 13/10/2009 tarih ve 2009/349 Esas ve 2009/579 Karar sayılı ilamıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükmün açıklandığı,
Hüküm sanık müdafii tarafından temyiz edildiği ve Yargıtay 4 Ceza Dairesinin 05/04/2016 tarih ve 2016/3523 Esas ve 2016/6438 Karar sayılı ilamıyla, sanık hakkında C.M.K'nun 230. Maddesinde yazılı hususlar gözetilerek yeniden hüküm kurularak hükmün açıklanmasının gerektiği ayrıca TCK 53/1-b maddesinin iptal edildiğinin gözetilmesi gerektiği nedenle, hükmün bozulmasına karar verildiği,
Bozma ilamı doğrultusunda, Kırıkkale 1 Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, 23/11/2016 tarih ve 2016/501 Esas ve 2016/588 Karar sayılı ilamıyla, silahla tehdit suçundan TCK 106/2-a, 29, 62 md 5 Ay Hapis ve TCK 53/1 maddesince cezalandırılmasına karar verildiği,
Hüküm sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle yapılan temyiz incelemesince, Yargıtay 4 Ceza Dairesinin 06/12/2017 tarih ve 2017/1106 Esas ve 2017/27042 Karar sayılı ilamıyla,
1-06.12.2006 tarihli ilk hükümde sanığa verilen hapis cezasının ertelendiği, bu hükmün sadece sanık müdafii tarafından temyiz edildiği, hükmün bozulmasından sonra kurulan kararda aleyhe bozma yasağı gereğince kazanılmış hak gözetilmeden, hapis cezasının ertelenmesine yer olmadığına karar verilmesi,
2-Anayasa Mahkemesi'nin 24.11.2015 günü, Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı TCK'nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin kararının yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu, gözetilerek hükmün bozulmasına karar verildiği,
Yargıtay 4 Ceza Dairesinin 06/12/2017 tarih ve 2017/1106 Esas ve 2017/27042 K sayılı bozma ilamının hukuka aykırı nitelikte olduğu ve sanık hakkında açıklanan silahla tehdit suçundan mahkumiyet kararı kurulurken, ilk hükümdeki erteleme kararının, 1412 sayılı C.Y.Yasasınnı 326/son maddesi uyarınca kazanılmış hak oluşturmayacağı ve sanıkla ilgili ilk hükümde TCK 51/1 maddesince verilen erteleme kararının uygulanmasına yönelik, bozma kararının sanığa çifte atıfet sağladığı sanığa verilen deneme süresi içinde yeniden suç işlediği halde, sanık hakkında ilk hükümde verilen erteleme kararının C.M.K'nun 326/son fıkrasınca kazanılmış hak olarak gözetilerek yeniden deneme süresi verilmesi, ceza adaleti ve hakkaniyet ölçüsünde hukuka aykırı nitelikte bulunduğu, kabul edilmelidir.
Sanık … hakkında, Kırıkkale 1 Asliye Ceza Mahkemesinin 23/11/2016 tarih ve 2016/501 Esas ve 2016/588 Karar sayılı ilamıyla verilen mahkumiyet kararının, Anayasa Mahkemesinin, TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendine yönelik olarak vermiş olduğu iptal kararlarının, kapsam ve içerik itibariyle infaz aşamasında mahallinde gözetilebileceğine ilişkin eleştiri yapılması suretiyle hükmün onanmasına karar verilmesi istemiyle anılan karara itiraz edilmiştir.
SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya kapsamına göre,
1- İtirazımızın KABULÜNE,
2- Yargıtay 4 Ceza Dairesinin 06/12/2017 tarih ve 2017/1106 Esas ve 2017/27042 K sayılı bozma ilamının KALDIRILMASINA,
3- Kırıkkale 1 Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda hüküm açıklanan 23/11/2016 tarih ve 2016/501 Esas ve 2016/588 Karar sayılı ilamıyla verilen mahkumiyet kararının, Anayasa Mahkemesinin, TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendine yönelik olarak vermiş olduğu iptal kararlarının, kapsam ve içerik itibariyle infaz aşamasında mahallinde gözetilebileceğine ilişkin eleştiri yapılması suretiyle hükmün ONANMASINA,
4-İtirazımız yerinde görülmediği takdirde, dosyanın incelenmek üzere, Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi,
“isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü:
II- İTİRAZIN KAPSAMI VE DEĞERLENDİRME:
İtiraz, sanık hakkında hapis cezasının ertelenmesine karar verildikten sonra hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi ve CMK'nın 231. maddesinde düzenlenen yasal değişiklik uyarınca hükmün bozulması üzerine mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi ve sanığın denetim süresi içerisinde suç işlemesi nedeniyle hüküm açıklanırken, bozma öncesinde verilen erteleme kararının, sanık lehine kazanılmış hak oluşturduğuna ilişkin Dairemizin 06/12/2017 tarihli 1 nolu bozma kararına yöneliktir.
Anayasamızdaki düzenlemelere göre, yasa yoluna başvurma (Anayasa, m. 40/2) ve hak arama ( Anayasa, m.36) anayasal temel haklar arasındadır.
Yasakoyucu da kanun yoluna başvurmayı hak olarak düzenlemiş (5271 sayılı CMK. m 260); ayrıca hüküm sadece sanık lehine temyiz edilmiş ise, yeniden verilen hükmün önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacağını (5271 sayılı CMK m. 307/4 ve 283/1. ) kabul etmiştir.
Yasada yer alan ''yeniden verilen hüküm önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz'' şeklindeki düzenlemede yer alan ''ceza '' kavramının erteleme, adli para cezası ve diğer seçenek yaptırımlara çevirme gibi kararları da kapsadığı Yargıtay'ın tüm daireleri ve Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatları arasında yer almıştır.
Somut olayımız bakımından 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesinin 7 ve 11 fıkraları (11. fıkranın 1. cümlesinde) erteleme kararı verilemeyeceğine yer verilmiş ise de; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararından önceki kazanılmış hakların CMK'nın 231/7 ve 11. fıkralarının kapsamı dışında kaldığı, evrensel aleyhe bozma yasağının (kazanılmış hak ilkesinin )gereğidir.
Bu nedenle 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesnin 7. fıkrası ve 11.fıkranın 1.cümlesinde yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde ertelemeye yer verilemeyeceği ilkesi, kazanılmış hak oluşturmayan durumlar için kabul edilmiştir.
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 09.02.2016 tarihli ve 2014/8-71 Esas, 2016/42 sayılı kararında belirtildiği üzere, kurulan hükmün hukuki sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin ve sanık lehine hükmün temyiz edilmesi durumunda daha sonra kurulacak hüküm ya da hükümlerdeki cezanın sanığın aleyhine olarak ilk hükümden daha ağır olmamasını ifade eden "cezayı aleyhe değiştirmeme" kuralının sanık lehine getirilen düzenlemeler olduğu açıktır.İlk hükmün aleyhe temyiz edilmemesi nedeniyle daha sonra kurulacak hükümlerde "cezayı aleyhe değiştirmeme" ilkesi gözetilmesi gereken sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesi uygulandığı takdirde anılan kuralın uygulanamayacağına ilişkin açık bir düzenleme mevcut değildir.Yine,kendisine sunulan fırsatı değerlendirmeyerek denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere bilerek aykırı davranıması nedeniyle 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesinin 11. fıkrası gereğince hükmün aynen açıklanması gerektiğinden bahisle "cezayı aleyhe değiştirmeme "kuralının uygulanmaması gerektiğine dair sanığın aleyhine çıkarımda bulunmak da mümkün değildir.Ayrıca, ilk hükümdeki hapis cezasının ertelenmesi hatalı bir uygulamaya dayanmamakta ise,açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanması sırasında ilk hükümdeki hapis cezasının ertelenmesinin "aleyhe değiştirme yasağı" ilkesi gereğince gözetilmesi, anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına göre atıfetin genişletilmesi olarak da nitelendirilemez.
Diğer yandan; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının uygulanması halinde sanığın kazanılmış haklarının kaybedileceği yönünde bir düzenleme bulunmamaktadır.5271 sayılı CMK'nın 231'nci maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının uygulanması halinde erteleme kararının verilememesine ilişkin düzenleme; sanığın kazanılmış hakkı konusunda aleyhe uygulama yapılmasını öngörmemiştir. Söz konusu düzenleme, kazanılmış haklara dokunulmaksızın, sadece hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen sanık hakkında erteleme kararı verilemeyeceğine yer vermektedir. Bir başka deyişle; kazanılmış hak (burada erteleme hususu), 231'nci maddedeki erteleme yasağının istisnasıdır. Aksi uygulama, yukarıda belirttiğimiz Anayasa ve yasa hükümlerinde yer alan hak arama, yasa yoluna başvurma ve aleyhe bozma yasağı gibi temel hukuk ilkelerinin askıya alınması sonucunu doğurur.
III- KARAR
Bu nedenlerle;
Dairemizin 06/12/2017 gün 2017/ 1106 esas, 2017/ 27042 karar sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazları yerinde görülmediğinden REDDİNE, 6352 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı Kanunun 308. maddesinin 3. fıkrası gereğince itirazı incelemek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE, 14.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Başvuru Süresi ve Usulü

Ceza Muhakemesi Kanunu m. 268/1 uyarınca hâkim veya mahkeme kararına karşı itiraz, kanunun ayrıca hüküm koymadığı hâllerde ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren iki hafta içinde yapılır. Başvuru, kararı veren mercie hitaben verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşuluyla zabıt kâtibine beyanda bulunulması suretiyle gerçekleştirilir.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 268Kaynağı aç
Madde 268 – (1) Hâkim veya mahkeme kararına karşı itiraz, kanunun
ayrıca hüküm koymadığı hâllerde 35 inci maddeye göre ilgililerin kararı
öğrendiği günden itibaren iki hafta içinde kararı veren mercie verilecek bir
dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak
suretiyle yapılır. Tutanakla tespit edilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı
veya hâkim onaylar. 263 üncü madde hükmü saklıdır.[114]
(2) Kararına itiraz edilen hâkim veya
mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç
gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir.
(3) İtirazı incelemeye yetkili merciler aşağıda gösterilmiştir:
a) (Değişik: 18/6/2014-6545/74 md.) Sulh ceza hâkimliği
kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, o yerde birden fazla sulh ceza
hâkimliğinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen hâkimliğe; son
numaralı hâkimlik için bir numaralı hâkimliğe; ağır ceza mahkemesinin
bulunmadığı yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, yargı çevresinde görev
yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine; ağır
ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, en yakın ağır
ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine aittir.
b) (Değişik:8/7/2021-7331/24 md.) Sulh ceza hâkimliğinin tutuklama
ve adli kontrole ilişkin verdiği kararlara karşı yapılan itirazların
incelenmesi, yargı çevresinde bulunduğu asliye ceza mahkemesi hâkimine aittir.
İtirazı incelemeye yetkili mercilerin farklı olduğu hâllerde, itirazların
gecikmeksizin incelenmesi amacıyla, kararına itiraz edilen sulh ceza hâkimliği
tarafından gerekli tedbirler alınır. Sulh ceza hâkimliği işleri, asliye ceza
hâkimi tarafından görülüyorsa itirazı inceleme yetkisi ağır ceza mahkemesi
başkanına aittir.
c) Asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından verilen kararlara yapılacak
itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine ve
bu mahkeme ile başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların
incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması
hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire için
birinci daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakın
ağır ceza mahkemesine aittir.
d) Naip hâkim kararlarına yapılacak itirazların incelenmesi, mensup
oldukları ağır ceza mahkemesi başkanına, istinabe olunan mahkeme kararlarına
karşı yukarıdaki bentlerde belirtilen esaslara göre bulundukları yerdeki
mahkeme başkanı veya mahkemeye aittir.
e) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları ile Yargıtay ceza
dairelerinin esas mahkeme olarak baktıkları davalarda verdikleri kararlara
yapılan itirazlarda; üyenin kararını görevli olduğu dairenin başkanı, daire
başkanı ile ceza dairesinin kararını numara itibarıyla izleyen ceza dairesi;
son numaralı daire söz konusu ise birinci ceza dairesi inceler.
İtirazın kararın yerine getirilmesinde etkisi

Hakkında itiraz yoluna başvurulan mahkeme veya hâkimlik, istemi haklı bulursa kendi kararını düzeltir; yerinde görmediği takdirde dosyayı en geç üç gün içinde inceleme yetkisine sahip mercie iletir (CMK m. 268/2). Başvurunun yapılması CMK m. 269/1 gereğince kural olarak kararın icrasını durdurmaz; bununla birlikte kararı veren makam ya da incelemeyi üstlenen merci icranın ertelenmesini kararlaştırabilir.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 269Kaynağı aç
Madde 269 – (1) İtiraz, kararın yerine getirilmesinin geri
bırakılması sonucunu doğurmaz.
(2) Ancak, kararına itiraz edilen
makam veya kararı inceleyecek merci, geri bırakılmasına karar verebilir.
İtirazın Cumhuriyet savcısına ve karşı tarafa tebliği ile inceleme ve
araştırma yapılması

İtirazı İncelemekle Yetkili Merciler

Sulh ceza hâkimliğince verilen tutuklama ve adli kontrol tedbirlerine yönelik itirazlar, CMK m. 268/3-b gereğince o yargı çevresindeki asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından ele alınır; sulh ceza işlerini asliye ceza hâkimi yürütüyorsa inceleme ağır ceza mahkemesi başkanına geçer. Sulh ceza hâkimliğinin genel kararlarına karşı yapılacak başvuruları, o yerde birden çok sulh ceza hâkimliği bulunuyorsa sıradaki hâkimlik, son numaralı hâkimlik bakımından ise birinci hâkimlik inceler (CMK m. 268/3-a). Ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa genel itiraz en yakın ağır ceza merkezindeki sulh ceza hâkimliğince; ağır ceza mahkemesi bulunmayan yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğince karara bağlanır.

Asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından tesis edilen kararlar CMK m. 268/3-c uyarınca yargı çevresindeki ağır ceza mahkemesince incelenir. Ağır ceza mahkemesi veya mahkeme başkanının kararlarına yöneltilen itirazlar ise birden çok daire kurulu ise izleyen daireye, son numaralı daire bakımından birinci daireye, o adliyede tek daire mevcutsa coğrafi bakımdan en yakın ağır ceza mahkemesine iletilir.

İtiraz İncelemesi ve Karar Usulü

Ceza Muhakemesi Kanunu m. 271 uyarınca, kanunda belirtilen durumlar saklı kalmak üzere itiraz evrak üzerinden duruşmasız incelenir; merci gerekli gördüğünde Cumhuriyet savcısını ve ardından müdafi veya vekili dinleyebilir. İtiraz yerinde görülürse merci uyuşmazlığın esası hakkında da karar verir ve inceleme mümkün olan en kısa sürede tamamlanır. Merciin verdiği kararlar kural olarak kesindir; ancak ilk kez itiraz mercii tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı yeniden itiraz yoluna başvurulabilir. İnceleme kapsamında maddi ve hukuki yönler değerlendirilerek suç niteliğindeki değişme iddiaları ele alınabilir; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin incelemelerde ise yüklenen fiilin suç teşkil etmemesi nedeniyle beraat gerekliliği veya vasıf değişikliği kararın kaldırılması sebebi sayılabilir.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 271Kaynağı aç
Madde 271 – (1) Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak üzere,
itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli
görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir.
(2) İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında
da karar verir.
(3) Karar mümkün olan en kısa sürede verilir.
(4) Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir; ancak ilk defa
merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.
İKİNCİ
BÖLÜM
İstinaf
İstinaf
Ceza muhakemesinde itiraza tabi kararlara karşı başvuru süresi ne kadardır?

Ceza Muhakemesi Kanunu m. 268/1 uyarınca hâkim veya mahkeme kararına karşı itiraz, kanunda ayrıca özel bir süre öngörülmeyen hâllerde kararın ilgililerce öğrenildiği günden itibaren iki haftadır.

Sulh ceza hâkimliğinin tutuklama ve adli kontrol kararlarına itirazı hangi merci inceler?

Ceza Muhakemesi Kanunu m. 268/3-b uyarınca sulh ceza hâkimliğinin tutuklama ve adli kontrole ilişkin kararlarına yapılan itirazlar, bu hâkimliğin yargı çevresinde bulunduğu asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından incelenir.

İtiraz kanun yoluna başvurulması kararın infazını kendiliğinden durdurur mu?

Ceza Muhakemesi Kanunu m. 269 uyarınca itiraz yoluna başvurulması kural olarak kararın yerine getirilmesinin geri bırakılması sonucunu doğurmaz; ancak kararına itiraz edilen makam veya kararı inceleyecek merci infazın ertelenmesine karar verebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu