Hukuka Aykırı Deliller ve Zehirli Ağacın Meyvesi Doktrini

by Avukat Erdal Ersoy
Hukuka Aykırı Deliller ve Zehirli Ağacın Meyvesi Doktrini

Ceza Muhakemesinde Delil Serbestliği ve Delil Yasakları

Ceza muhakemesinde delil serbestliği ilkesi geçerli olup yüklenen suç, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Ancak bu serbestlik sınırsız olmayıp delil elde etme ve delil değerlendirme yasaklarıyla sınırlandırılmıştır. Delillerin toplanış şekline ilişkin kurallar delil elde etme yasaklarını oluştururken, elde edilen bir delilin yargılamada ileri sürülüp hükme dayanak yapılmasına getirilen engeller delil değerlendirme yasakları kapsamındadır. Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasına göre kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 217. maddesi uyarınca hâkim kararını ancak duruşmaya getirilmiş, huzurunda tartışılmış ve hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillere dayandırabilir; vicdani kanaat de bu deliller üzerinden serbestçe takdir edilir.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E. 2016/2524, K. 2017/5338Kaynağı aç
16. Ceza Dairesi         2016/2524 E.  ,  2017/5338 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Suç işlemek amacıyla örgüt durma, üye olma ve şantaj
Hüküm : 1- 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraat (Sanık … hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan, sanıklar …, …, …, … haklarında suç işlemek amacıyla örgüte üye olma suçundan, sanıklar …, … haklarında suç işlemek amacıyla kurulan örgüt adına suç işlemek suçundan, sanıklar …, … haklarında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım suçundan ayrı ayrı)
2- Sanık … hakkında:
5237 sayılı TCK'nın 107/2. maddesi yollamasıyla 107/1. maddesi, 53, 52/2-4 ve 58 maddeleri uyarınca mahkumiyet (katılan … ve katılan … ve ….. yönelik eylemler hakkında ayrı ayrı iki kez)
3- Sanık … hakkında;
mahkumiyet (katılan … ve katılan … ve …. yönelik eylemler hakkında ayrı ayrı iki kez)
4- Sanıklar …, … ve … haklarında;
5237 sayılı TCK’nın 107/2. maddesi yollamasıyla 107/1. maddesi, 53, 52/2-4 maddeleri uyarınca mahkumiyet (katılan …'e yönelik eylem hakkında sanıklar hakkında ayrı ayrı)
5- Sanık … hakkında;
5237 sayılı TCK'nın 107/2. maddesi yollamasıyla 107/1. maddesi, 53, 52/2-4 maddeleri uyarınca mahkumiyet (katılan … ve ….. yönelik eylem hakkında)
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Hükmedilen cezaların sürelerine göre koşulları bulunmadığından sanık … müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin CMUK’nın 318. maddesi uyarınca REDDİNE,
I- Sanıklara yüklenen suç işlemek amacıyla örgüt kurma, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, örgüt adına suç işlemek ve örgüte yardım etmek suçunun niteliği itibariyle suçdan doğrudan doğruya zarar görmeyip davaya katılma ve dolayısıyla hükmü temyiz etme hakkı bulunmayan katılan adına vekilinin beraat hükümlerine yönelik temyiz talebinin, CMUK'nın 317. maddesi gereğince REDDİNE,
II- Sanık … hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan sanıklar …, …, …, … hakkında suç işlemek amacıyla örgüte üye olma suçundan, sanıklar …, … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüt adına suç işlemek suçundan, sanıklar … ve … haklarında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım suçundan verilen beraat hükümlerine yönelik yapılan incelemede;
Yapılan yargılama sonunda sanıklara yüklenen suçlara ilişkin yeterli delil elde edilemediği gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle beraate ilişkin hükümlerin ONANMASINA,
III-Sanıklar …, …, …, …, … ve … hakkında şantaj suçu nedeniyle verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik yapılan incelemede;1- Oluş ve dosya kapsamına göre, mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığından, katılan vekilinin sanıkların şantaj suçundan üst hadde yakın bir şekilde cezalandırılmasına yönelik temyiz taleplerinin reddine,
2- Tüm deliller gibi iletişimin tespiti neticesinde elde edilen görüşmelere ilişkin tutanakların da delil olarak kullanılabilmesi için CMK'nın 206/2-a ve 217/2. maddeleri gereğince hukuka uygun olarak elde edilmiş bulunması gerektiğinden öncelikle bu hususun incelenmesi gerekmektedir.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 12. maddesi kişisel yazışma ve özel hayatı koruma altına alırken iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde ise "Her kişi özel ve aile yaşamına, konutuna, haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakların kullanılmasına resmi bir makamın müdahalesi, demokratik bir toplumda milli güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suçların önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın ve başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması için zorunlu bulunduğu ölçüde ve kanunla düzenlenmesi koşuluyla olabilir" denilmiş, bu hükme benzer şekilde Anayasamızın 22. maddesinde de "Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Milli Güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde hakimin onayına sunulur. Hakim kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden kalkar." hükmüne yer verilmiştir.
Ceza Muhakemesi Hukukumuzda iletişimin tespitiyle ilgili ilk düzenleme 4422 sayılı Kanunla yapılmıştır. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK'nın 135. maddesinde konu yeniden düzenlenmiş ve 4422 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. CMK'nın 135. maddesinin gerekçesinde düzenleme yapılırken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yapılan düzenlemeye esas alındığı belirtilmektedir. Gerekçede ayrıca "…gerek ikrar, gerek işlenen suça ait diğer delil, iz ve emareler, suçu işleyen, şerikleri, yataklık edenler ile diğer kişiler arasında cereyan eden telefon muhaberelerinin dinlenmesi veya sinyalleri, yazıları resimleri tek yönlü sistemlerle alan ve ileten araçlara girilerek elde edilebilir. Ancak burada çok açık olan ve örneğin uyuşturucu madde trafiğinde olduğu gibi başka suretle delilini bulmak olanağının çok az olduğu suçları ve faillerini meydana çıkarmak gibi önemli toplumsal yarar ile haberleşme özgürlüğü, özel hayatın dokunulmazlığı gibi temel insan haklarına saygının çatıştığı çok açık olduğundan batı ülkeleri bu konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarına uygun şekilde düzenlemişlerdir” ifadeleri yer almaktadır.
Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin 8. maddesinde de haberleşme özgürlüğüne müdahalenin belli değerlerin korunması amacıyla ve kanunla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabileceği
belirtilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince 24 Nisan 1990 tarihli Kruslin-Fransa; 20 Nisan 1990 tarihli Huvig-Fransa; 4 Mayıs 2000 tarihli Rotaru-Romanya; 2 Ağustos 1984 tarihli Malone-Birleşik Krallık ve 06 Ağustos 1978 tarihli Klass ve Diğerleri-Almanya davalarında verilen kararlar da bu yöndedir. Bu kararlarda özetle; “Telefon görüşmelerine dinleme veya diğer yöntemlerle müdahale edilmesi, özel hayata ve haberleşmeye ciddi bir müdahaledir ve bu nedenle özellikle kesin olan bir kanuna dayanmalıdır. Özellikle kullanılabilecek teknolojiler devamlı daha sofistike hale geldiği için, bu konuda açık ve detaylı kuralların olması önemlidir” ve “Gizli gözetim önlemlerinin uygulamaya geçirilmesi, söz konusu kişiler veya genel olarak kamu tarafından eleştiriye açık olmadığı için, yürütmeye verilen yasal taktir yetkisinin sınırsız bir güç olarak ifade edilmiş olması hukukun üstünlüğüne karşıdır. Bu nedenle, yetkililere verilen takdir yetkisinin kapsamı ve uygulanma yöntemi, bireye keyfi müdahaleye karşı gerekli korunmayı sağlayacak biçimde ve alınan önlemin meşru amacı göz önünde bulundurularak, kanunda yeterince açıklıkla belirtilmelidir.” biçimindeki gerekçelere dayanılmak suretiyle, telefonla yapılan iletişimin dinlenilmesi ve kayda alınması ile bu şekilde elde edilecek delillerin kullanılması konusunda belirleyici sınırlamalar getirilmemiş, buna karşılık iletişimin dinlenmesi tedbirine ilişkin tüm ayrıntıların kanunlarda yer alması gerektiği vurgulanmıştır.
Ceza Muhakemesi Kanunumuz da konuyu kişinin mahremiyet hakkı ile kamunun suçların önlenmesi ve aydınlatılması ihtiyacı arasında bir denge sorunu olarak değerlendirmekte, Anayasamıza ve insan hakları hukukunun yerleşik yaklaşımlarına uygun bir düzenleme getirmektedir. Buna göre CMK’nın soruşturma sürecinde yürürlükte bulunan 135. maddesinde;
“(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunmaması durumunda, hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhal hakimin onayına sunar ve hakim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hakim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhal kaldırılır.
(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması halinde, alınan kayıtlar derhal yok edilir.
(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkan veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25.05.2005-5353 sayılı Kanunun 17. mad) Ancak, örgütün faaliyeti
çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hakim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.
(4) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, … mobil telefonun yeri, hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, …mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir.
(5) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.
(6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. İşkence (madde 94, 95),
4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
7. Parada sahtecilik (madde 197),
8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
9. (Ek alt bend: 25.05.2005-5353 S.K./17. mad) Fuhuş (madde 227, fıkra 3),
10. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
11. Rüşvet (madde 252),
12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
13.Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlana (madde 315),
14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları,
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları,
c) (Ek bend: 25.05.2005-5353 S.K./17. mad) Bankalar Kanununun 22'nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,
d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar,
e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74'üncü maddelerinde tanımlanan suçlar,
(7) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiçkimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz” şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir.
Kanun gerekçesinden de anlaşıldığı üzere, varolan denge sorununu üç araç kullanarak çözmeyi hedeflemiştir; ilki, iletişimin tespiti kararını verecek merciin sınırlandırılması, ikincisi iletişimin tespiti kararı verilmesinin olaya özgü koşulları olan mevcut şüphe, delil ve delil elde etme durumu, üçüncüsü de kararın verilebileceği suçların sımrlandırılmasıdır. Ceza muhakemesi hukukumuzda herhangi bir şekilde dosyaya alınmış iletişim tespit tutanağının CMK'nın 206/2-a ve 217/2. maddeleri anlamında hukuka uygun delil değeri kazanabilmesi için CMK 135. maddeye göre verilmiş bulunan kararın maddenin 1. cümlesinde düzenlenmiş şartlara uygun olarak verilmiş bir karar gerekmekte olup, kararı veren merci kendisine sunulan talebi bu koşullar açısından değerlendirirken, yargılamayı yapan mahkemede öncelikle iletişimin dinlenilmesine ilişkin kararın hukuka uygunluğunu denetleyecektir.
Yukarıda belirtildiği şekilde kanun koyucu mevcut denge sorununu doktrinde katalog suç olarak adlandırılan yöntemle çözmeyi hedeflemiştir. Buna göre iletişimin dinlenilmesi kişiler, toplum ve devlet üzerinde ağır zarar veya tehlikeye yol açan bir dizi suç için mümkündür.
İletişimin dinlenilmesi ve kayda alınmasına yönelik kararın verilebilmesinin kararı veren merci ve katalog suç şeklindeki objektif koşullarının yanında olaya göre değişen sübjektif nitelikteki "suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde etme imkanının" bulunmaması koşullarının kanun koyucunun amaçladığı dengeyi sağlayabilmesi için hakim tarafından dikkatle incelenmesi zorunludur. Hakim talebin kabulüne karar verirken bu şartları sağlayan somut olay, bilgi ve belgeleri soruşturma makamından talep etmelidir. Aksi uygulamada kararın CMK'nın 135/1. maddesinin sübjektif koşullarına uygunluğu denetlenemez hale gelecek ve ön koşullar ölü düzenleme halini alacaktır.
Somut olayımızda verilen iletişimin dinlenilmesi ve kayda alınmasına dair kararların hukuka uygunluğu irdelenmeden önce CMK’nın 135/1. maddesindeki sübjektif koşulları içeren tanımın açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Kunter/Yenisey/Nuhoğlu'na göre "İletişimin denetlenebilmesi için kuvvetli, makul ve kanuna aykırı olarak elde edilmemiş şüphe sebeplerinin varlığı şarttır… kuvvetli şüphe sebeplerinin tutuklama için öngörülen 'kuvvetli suç şüphesinden' farklıdır. Zaten tutuklama kararı verecek kadar kuvvetli şüphe varsa iletişimin denetlenmesi yolu kendiliğinden kapanmaktadır. Şüphe ve belirti kavramları arasında ayrım yapılması gerektiğini belirten yazarlar "İletişimin denetlenmesi kararı verilebilmesi için çok basit bir suç şüphesinin varlığı yeterli ise de, suç işlendiğine ilişkin belirtilerin kuvvetli olması gereklidir" saptamasına yer vermişlerdir.
6526 sayılı Kanun CMK'nın 135/1. maddesinde yaptığı değişiklikle kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığını "somut delillere dayanması" şartını getirmiştir. Bu değişiklik yapılmadan önce de hakimin bu şartın varlığını denetlerken somut olayların varlığını araması Kanunun kişilerin mahremiyetini korumayı amaçlayan anlayışının bir gereğidir ancak uygulamada soyut gerekçelerle iletişimin dinlenilmesi kararı verilmesi anılan değişikliğin gerekçesini oluşturmuştur. Bu şartın varlığında aranması gereken önemli bir husus da şüphe sebeplerinin kanuna aykırı elde edilmemiş olmasıdır. CMK'nın 217. maddesinin gerekçesine göre hukuka aykırı delil niteliğinde bulunan işkence, narko analiz, hataya sürükleyici eylemler, baskı, kişinin fizik ve moral bütünlüğüne yapılan saldırılar yoluyla elde edilmiş bilgiler de CMK'nın 135. maddesinde öngörülen kuvvetli suç şüphesinin varlığına dayanak alınamayacaktır.
CMK 135/1. maddenin iletişimin dinlenilmesi kararı verilebilmesi için öngördüğü subjektif şartın ikinci unsuru başka suretle delil elde etme imkanının bulunmamasıdır. Doktrinde isabetle belirttiği üzere iletişimin dinlenilmesi son çaredir. Hakim soruşturma makamından delil elde etme hususundaki hangi çabalarının sonuçsuz kaldığını talep etmek durumundadır. Suç işlediği değerlendirilen kişinin güçlü konumu nedeniyle aleyhine tanıklık yapılmak istenmemesi, delilleri ortadan kaldırma hususunda tecrübeli ve becerikli olması, işlenen suçlarda azmettiren konumunda bulunması nedeniyle aleyhinde fiziksel bir delil bulunmaması, işlediği suçun ve işlenme biçiminin doğasının başka delil elde etme biçimlerine büyük ölçüde kapalı olması gibi yaşamsal durumlar, kişi hakkında yapılan önceki yargılamada delil yetersizliği nedeniyle verilmiş bir beraat kararı gibi hukuksal durumlar bu kapsamdadır.
Önemle belirtmelidir ki, iletişimin tespiti kararı soyut gerekçelerle verilmiş olsa bile tekamül etmiş bir dosyadan kararların verildiği tarihte CMK'nın 135/1. maddesindeki şartların varlığı anlaşılabiliyorsa yargılama makamı iletişimin dinlenilmesi kararının hukuka uygunluğunu kendisi de saptayabilecektir. Yine önemle belirtmek gerekir ki subjektif koşulun her iki unsurunun da mevcut bulunması kararın verilebilmesi için zorunludur.
CMK, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenebilmesine bazı hallerde sınırlamalar getirmiştir. Buna göre, şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması halindeyse alınan kayıtlar derhal yok edilir (CMK m. 135/2). İkinci fıkranın bu lafzından anlaşıldığı kadarıyla kayda alınamayacak olan bu iletişim, CMK’nın 135. maddesi hükmü anlamında tespit edilebilecek, dinlenebilecek ve bu iletişime ilişkin sinyal bilgileri değerlendirilebilecektir.
CMK’nın 136. maddesi hükmü gereği şüpheli veya sanığa yüklenen suç dolayısıyla müdafiin bürosu, konutu ve yerleşim yerindeki telekomünikasyon araçları hakkında, bu Kanunun 135. maddesi hükmü uygulanamaz. Meslekleri gereği CMK’nın 46. maddesi hükmü çerçevesinde tanıklıktan çekinme hakkı olan avukatlar hakkında da iletişiminin denetlenmesi çerçevesinde bu iletişimin “kayda alınması” tedbirinin zaten 135. maddenin ikinci fıkrası hükmü gereği uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Sonuç olarak müdafiinin, yüklenen suça ilişkin olarak şüpheli veya ./..
sanıkla bürosunda, konutunda ve yerleşim yerinde telekomünikasyon yoluyla kurduğu her türlü iletişimin 135. madde hükmü anlamında her türlü denetimin dışında kalmaktadır.
Ancak müdafiinin suçu bizzat işlediği veya bu suça iştirak ettiği şüphesi altında bulunması halinde ise, bu tedbire ilişkin olarak kendisi hakkında da denetleme kararı alınmış olmak kaydıyla 135. maddenin ikinci fıkrası hükmündeki engelin ortadan kalkacağı, yani zaten mümkün olan tespit, dinleme ve sinyal bilgilerini değerlendirme tedbirleri yanında kayda alma tedbirinin de uygulanabileceği sonucuna ulaşılabilecekken 136. madde hükmünün salt lafzi bir şekilde ele alınması durumunda, müdafiinin bu sefer kendisinin de şüphelisi olduğu bu suç, şüpheli veya sanığa yüklenen suç olma vasfını devam ettirdiği için, kendisiyle bürosunda, konutunda ve yerleşim yerinde telekomünikasyon yoluyla kurduğu her türlü iletişimin yine 135. madde hükmü anlamında her türlü denetimin dışında kaldığı söylenebilecektir.
Tesadüfen elde edilen delillerin düzenlendiği 5271 sayılı CMK’nın 138. maddesine göre “Arama veya elkoyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhal bildirilir. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhal bildirilir”. Yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma sırasında, soruşturma veya kovuşturma konusu suç dışında bir suçun işlendiğini gösteren deliller tesadüfen elde edilen delillerdir. CMK’da arama, el koyma ve iletişimin denetlenmesi koruma tedbirleri için düzenlenmiş olan bu tip deliller, diğer (örneğin, teknik takip, gizli soruşturmacı görevlendirilmesi) koruma tedbirlerinin uygulanmasıyla da elde edilmiş olabilir. Böyle bir durumda Ceza Muhakemesi Hukukunda kıyas yasağı olmadığından, CMK'nın 138. maddesi hükmü kıyasen bu deliller hakkında da uygulanabilecektir.
Tesadüfen elde edilen deliller ve bunların değerlendirilmesi, temel hak ve özgürlüklere müdahale alanını genişlettiği ve özel hayata yeni ve bağımsız bir müdahale niteliğinde olduğu için bazı sınırlamalara tabidir. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen tesadüfi delillerin, çoğu Avrupa ülkesinde olduğu gibi, katalog suçlardan birine ilişkin olması öngörülmüştür. Tesadüfi delil elde edilince iletişimin dinlenmesine devam edilebilmesi için ortaya çıkan yeni suçla ilgili dinleme şartlarının yeniden değerlendirilip yeni bir hakim kararı alınması gerekir.
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin dinlenmesi tedbiri uygulandığı sırada elde edilen tesadüfi delillerin hukuka uygun kabul edilip kullanılabilmeleri için, bu delilin elde edildiğine ilişkin derhal savcılığa bilgi verilmesi gerekir. Savcılığın bilgilendirilmesi, tesadüfi delil elde edildikten sonra dinlemenin bitirilmesi beklenerek
veya dinlemeye devam edilip başka tesadüfi deliller de elde edildikten sonra gerçekleştirilmişse tesadüfi deliller hukuka aykırı hale gelecek ve kullanılamayacaktır.
Bu şekildeki iletişim tespitiyle elde edilen delillerin hükme esas alınıp alınmayacağı hususuna gelindiğinde; Kunter/Yenisey/Nuhoğlu'na göre; "…kanuna aykırı deliller teorisi çerçevesinde yabancı sistemlerin "hukuka aykırılıktan" anladıkları, sanığın Anayasa ile teminat altına alınmış olan haklarından birinin bir devlet organı tarafından yapılmış bir işlemle ihlal edilmiş olmasıdır. "Hukuka aykırı delil sorunu CMK'nın 135, 206 ve 217. maddeleri çerçevesinde Ceza Genel Kurulunca tartışılmıştır; Ceza Genel Kurulunun 10.12.2013 tarih ve 2013/399 sayılı kararında; "…ceza muhakemesinin amacı, usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılan yegane araçlar deliller olup, nitekim 5271 sayılı CMK'nın "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenleme ile bu husus belirtilmiştir. Bu düzenleme ile ayrıca delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmaktadır. Buna göre, ceza muhakemesinde hangi hususun hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp, yargılama yapan hakim hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek şüpheden arınmış bir sonuca ulaşmalıdır. Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir. Maddi gerçeğin araştırılması aşamasında kişisel ya da toplumsal değerlerin korunması zorunludur. Bu değerlerin korunması amacıyla kanun koyucu delillerin serbestliği ilkesine "delil yasakları" olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Delil yasakları, "delil elde etme" ve "delil değerlendirme" yasağı olarak iki gruba ayrılmaktadır. Delillerin elde edilme şekline ilişkin yasaklara "delil elde etme yasakları", hukuka uygun elde edilmiş bile olsa o delilin yargılamada ortaya konulup değerlendirilebilmesine ilişkin yasaklara ise "delil değerlendirme yasakları" denilmektedir.
İfade alma ve sorgunun 5271 sayılı CMK'nın 148. maddesinde sayılan şekillerde yapılması, tanıklıktan çekinme hakkı olan kişiye bu hakkının hatırlatılmaması delil elde etme yasaklarına; duruşmada tanıklıktan çekinen tanığın önceki ifadesinin okunamaması, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen delillerin aynı Kanunun 135. maddesinin altıncı fıkrasında sayılanlar dışında bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılmaması ise delil değerlendirilmesi yasaklarına örnek olarak gösterilebilir.
5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenleme ile ayrıca ceza muhakemesinde kullanılacak delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Buna göre tüm deliller kanunda gösterilen yönteme uygun olarak elde edilmelidir.
Ancak, delil elde etmeye ilişkin her hukuka aykırılığın o delilin yargılamada kullanılmasına engel oluşturup oluşturmayacağı hususu üzerinde de ayrıca durulmalıdır. Eğer ihlal edilen kural bir hak ihlaline neden olmuyor ve yargılama faaliyetlerinin bütünü itibariyle adil yargılanma ilkesi zedelenmiyorsa, o delilin yargılamada değerlendirilemeyeceğinden bahsedilemeyecektir.
5271 sayılı CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrasına ilişkin gerekçede "Maddenin son fıkrası, usul hukuku yönünden olağanüstü önem taşıyan ve adil yargılama ile bağlantılı bir ilkeyi belirtmektedir. İlke, delilin doğruluğunu, haklılığını hakkaniyete uygunluğunu sağlamak amacım gütmektedir. Böylece ister soruşturma ister kovuşturma evrelerinde olsun, hukuka aykırı olarak, örneğin; işkence narko analiz, hataya sürükleyici eylemler, sorgulamalar, baskılar, kişinin fizik ve moral bütünlüğüne saldırılar yolu ile elde edilmiş deliller hükme esas alınamayacaktır" denilerek, delilin hükme esas alınmasına engel oluşturan hukuka aykırılıkların "sanığın temel haklarını" ihlal eden aykırılıklar olduğu belirtilmiştir. “Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller” kavramındaki "hukuka aykırılık", sanığın temel haklarını ihlal eden bir hukuka aykırılık olarak anlaşılmalıdır. Muhakemenin sonunda, yapılan işlemler bir bütün olarak değerlendirilmeli ve muhakeme neticesinde, hukuka uygun veya aykırı yöntemlerle elde edilen deliller kullanılarak verilen hüküm, Anayasanın 36’ncı maddesinde gösterildiği biçimde 'adil' ise, bir delil hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olsa dahi kullanılabilmelidir (Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 16. Baskı, 2007 yılı, s. 1080).
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de P.G. ve J.H/Birleşik Krallık ve Khan/Birleşik Krallık davalarında, soyut şekilde hukuka aykırı delillerin dışlanmaması gerektiğine işaret etmiş, somut olay dikkate alındığında hukuka aykırı da olsa delilin kullanılmasının söz konusu olabileceğini, asıl önemle üzerinde durulması gereken hususun yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığı konusu olduğunu belirtmiştir.
Ceza Genel Kurulu aynı düşüncelere 20.05.2014 tarih ve 2014/268, 03.06.2014 tarih ve 2014/302 sayılı kararlarında da yer vermiştir. Buna göre soruşturma bir bütün olarak adilse hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil hükme esas alınabilecektir. Ancak Ceza Genel Kurulu kararları içeriğinde atıf yapılan doktrin görüşlerinde önemli bir nokta üzerinde durulması gerekmektedir. Doktrine göre sanığın temel haklarını ihlal etmeyen ve şekli hukuka aykırılıkların söz konusu olduğu deliller hükme esas alınabilecektir. Bunun dışında yargılamanın bir bütün olarak adil bir şekilde yapılması zorunluluğundan bahsedilmektedir.
Esasında CMK'nın "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenlemeyi içeren 217/2. maddesi ve gerekçesi hukuka aykırı deliller için doktrin ve Ceza Genel Kurulunun yaptığı önemli hukuka aykırılık/önemsiz hukuka aykırılık şeklinde bir ayrıma yer vermemiştir. Buna rağmen doktrinde yapılan ayrım tamamen hatalı kabul edilemez, elde edilmesinde
basit şekli hukuka aykırılıkların söz konusu olduğu delillerin, hükme esas alınmaması adil yargılama ilkesini zedeleyebilecektir. Ayrımın hangi kritere göre yapılacağı hususunda değişik görüşler bulunmakta olup CMK'nın 217. maddesinin gerekçesinde sayılan durumların yanında CMK’nın 148. maddesinde belirtilen yollarla elde edilen delillerin mutlak olarak hukuka aykırı olduğu ve hükme esas alınamayacağı kabul edilmiştir.
Ceza Genel Kurulu 03.07.2007 tarih ve 2007/167, 22.01.2008 tarih ve 2008/3 karar sayılı kararlarında, hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulunan iletişim tespit tutanaklarının hükme esas alınamayacağını belirtmek suretiyle iletişimin dinlenilmesi hususunda önemsiz/şekli hukuka aykırılık anlayışının geçerli bulunmadığını kabul etmiştir. Gerçekten de haberleşme hürriyeti anayasal bir haktır ve ihlali önemsiz kabul edilemez. CMK'nın 135. maddesinde iletişimin dinlenilmesinin katalog suçlar için mümkün kılınması, katalog harici suçlar için tespit edilmiş delilleri CMK'nın 138. maddesinin dahi dışında tutması hukuka aykırı bir kararla elde edilmiş iletişim tespit tutanaklarının hükme esas alınmayacağının kanun tarafından da açıkça öngörüldüğünü göstermektedir. Buna göre yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmış sayılması dahi hukuka aykırı dinleme tutanaklarının delil olarak kullanılabileceği anlamına gelemez.
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yürütülmekte olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan, ancak başka bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek şekildeki “tesadüfen elde edilen deliller” soruşturma tarihinde 5271 sayılı CMK'nın 135/6. maddesinde düzenlenen katalog kapsamındaki suçlara ilişkin ise, soruşturma ve kovuşturmada delil olarak kullanılabilmektedir. Buna karşın 5237 sayılı CMK’nın 138/2. maddesinin açıklığı karşısında katalog kapsamında yer almayan suçlara ilişkin kayıtların delil olarak kullanılması yasal olarak mümkün değildir. Kanunda, kişiler arasında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi yalnızca belirli ağırlıktaki suç tipleri bakımından meşru kabul edilmiş, bunlar dışındaki suçlar yönünden ise özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğinin korunmasına ilişkin yarar üstün tutulmuştur.
Yukarıda izah edilen açıklamalar karşısında yapılan incelemede;
Somut olayda; sanık …'ün Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen isimsiz, imzasız, tarihsiz mektup ile Ergenekon'un propagandasını yaptığı, yine tüm sanıkların, katılan …'nun şikayeti üzerine katılana şantaj yaptıkları iddialarıyla haklarında ayrı ayrı soruşturmaya başlanıldığı ve aralarında fiili ve hukuki irtibat olması nedeniyle her iki soruşturmanın birleştirilmesine karar verildiği;
Dosya kapsamında bulunan dinleme taleplerinden de anlaşılacağı üzere sanıklar hakkında TCK 220. maddesi kapsamında cebir ve şiddete dayalı çıkar amaçlı bir örgüt yapılanması bulunup bulunmadığı yönünde delil elde edilebilmesi için, teknik takip, fiziki takip ve gizli izleme ile iletişimin tespiti kararlarının alındığı ve bu kararların defaeten uzatılıp sanıklara yönelik yapılan takip, izleme ve dinlemelerin de hükme esas alındığı;
İletişimin tespiti, teknik takip ve izleme kararları ile sanıkların takip edilebilmeleri amacıyla öncelikle yapılan ihbarın nereden ve kim tarafından gönderildiğinin yargılamanın hiçbir safhasında araştırılmadığı gibi verilen kararların da soyut gerekçelerle verildiği anlaşılmış olmakla,
Ceza Genel Kurulu 03.07.2007 tarih ve 2007/167, 22.01.2008 tarih ve 2008/3 karar sayılı kararlarında; hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulunan iletişim tespit tutanaklarının hükme esas alınamayacağını belirtmek suretiyle iletişimin dinlenilmesi hususunda önemsiz/şekli hukuka aykırılık anlayışının geçerli bulunmadığını kabul etmiştir. Gerçektende haberleşme hürriyeti anayasal bir haktır ve ihlali önemsiz kabul edilemez. CMK'nın 135. maddesinde iletişimin dinlenilmesinin katalog suçlar için mümkün kılınması, katalog harici suçlar için tespit edilmiş delilleri CMK’nın 138. maddesinin dahi dışında tutması hukuka aykırı bir kararla elde edilmiş iletişim tespit tutanaklarının hükme esas alınmayacağının kanun tarafından da açıkça öngörüldüğünü göstermektedir. Buna göre yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmış sayılması dahi hukuka aykırı dinleme tutanaklarının delil olarak kullanılabileceği anlamına gelemez. Ancak, kanuna aykırı olarak elde edilmiş iletişimin dinlenilmesi kayıtlarının sanığın anayasal haklarının ihlali sonucu elde edilmiş olması nedeniyle hükme esas alınamayacağı hususundaki yegane istisna bu kayıtların sanığın lehine delil olarak kullanılabilecek olmasıdır.
Yukarıda açıklanan gerekçeler, oluşa ve dosya içindeki tüm delillere göre; mahkemece hükme esas alınan iletişimin dinlenmesi ve uzatma kararları ile elde edilen ve hükme esas alınan delillerin hukuka aykırı olup yasak delil niteliğinde olduğu, sanıklar hakkında yapılan teknik takip, izleme ve iletişimin tespiti tedbirlerinin hukuka uygun delil olarak kabul edilemeyeceği gözetilerek hukuki durumlarının takdir ve tayin edilmesi gerekirken yazılı şekilde bu delillerin hükme esas alınmak suretiyle sanıkların mahkumiyetlerine karar verilmesi,
3-Kabul ve uygulamaya göre de;
Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararı ile TCK'nın 53/1. maddesindeki bazı düzenlemelerin iptal edilmiş olması nedeniyle bu karar doğrultusunda hüküm kurulmasında zorunluluk bulunması,
Kanuna aykırı, sanıklar …, … ve sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 08.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 217Kaynağı aç
Madde 217 – (1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve
huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî
kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir
şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.
Ceza mahkemelerinin ek yetkisi
2709 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI m. 38Kaynağı aç
Madde
38 – Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan
kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu
işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza
verilemez.
Suç ve ceza zamanaşımı
ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır.
Ceza ve ceza yerine geçen
güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
Suçluluğu hükmen sabit
oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
Hiç kimse kendisini ve
kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda
delil göstermeye zorlanamaz.
(Ek fıkra:
3/10/2001-4709/15 md.) Kanuna aykırı olarak elde edilmiş
bulgular, delil olarak kabul edilemez.
Ceza sorumluluğu
şahsidir.
(Ek fıkra:
3/10/2001-4709/15 md.) Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan
bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.
(Ek fıkra:
3/10/2001-4709/15 md; Mülga fıkra: 7/5/2004-5170/5 md.)
(Değişik onuncu
fıkra: 7/5/2004-5170/5 md.) Ölüm cezası ve genel
müsadere cezası verilemez.
İdare, kişi hürriyetinin
kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz. Silahlı Kuvvetlerin iç
düzeni bakımından bu hükme kanunla istisnalar getirilebilir.
(Değişik son
fıkra: 7/5/2004-5170/5 md.) Uluslararası Ceza
Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere vatandaş,
suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemez.
XIV. İspat hakkı

Zehirli Ağacın Meyvesi Doktrini ve Türev Deliller

Zehirli ağacın meyvesi doktrini, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen ilk delilin yalnızca kendisini değil, o delilden türeyen delilleri de sakatlayabileceği kabulüne dayanır. Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2021/1523 Esas ve 2022/7238 Karar sayılı kararında, hukuka aykırı yolla elde edilen delil ile bu delillerden hareketle elde edilen bulguların hükme esas alınamayacağı ifade edilmiştir. İlgili uyuşmazlıkta, isnat olunan suçun maddi konusunu oluşturan maddelerin hukuka aykırı arama yöntemiyle elde edilmiş olması karşısında suçun maddi konusunun bulunmadığı ve buna bağlı olarak yasal kurucu unsurun oluşmadığı yönündeki değerlendirmeye işaret edilmiştir.

Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2021/1523, K. 2022/7238Kaynağı aç
10. Ceza Dairesi         2021/1523 E.  ,  2022/7238 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Suçlar : 1- Kenevir ekme 2- Uyuşturucu madde ticareti yapma
Hükümler : 1- Mahkûmiyet; Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 06/10/2020 – 2020/196 esas ve 2020/304 sayılı kararı (Her iki suçtan tüm sanıklar hakkında)
2- İstinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddi; Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 03/12/2020 2020/1859 esas ve 2020/1881 sayılı kararı (Her iki suçtan tüm sanıklar hakkında)
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükümler sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmekle; temyiz edenlerin sıfatı, başvurularının süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Sanık … müdafiinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteminin hükmedilen ceza süresine göre CMK’nın 299. maddesi uyarınca reddine karar verilerek duruşmasız inceleme yapılmıştır.
A- Sanık … hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine ilişkin hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesinden sonra, sanığın Antalya L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünden gönderdiği 26/05/2022 havale tarihli dilekçesindeki “…temyiz hakkımdan vazgeçtiğimi beyan eder, yine sizlerden almış olduğum cezanın onaylanarak hükmün infazının başlatılması için ilgili birimlere gönderilmesini saygılarımla arz ederim.” şeklindeki beyanının temyiz isteğinden vazgeçme niteliğinde olduğu anlaşıldığından, temyizden vazgeçme nedeniyle hükmün İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,
B- Sanık … hakkında kenevir ekme suçundan verilen istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine ilişkin hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde:
Sanık hakkında kenevir ekme suçundan hükmolunan 5 yıl hapis cezasının miktarı gözetildiğinde, 5271 sayılı CMK'nın 286/2-a maddesi uyarınca, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının temyizi mümkün olmadığından, sanık müdafiinin temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE,
C- Sanıklar … ve … hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine ilişkin hükümlerin incelenmesinde;
5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak, sanıklar müdafilerinin dilekçelerinde belirttikleri temyiz sebeplerinin hükümlerin hukuki yönüne ilişkin olduğu değerlendirilerek, anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede,
1- 17.03.2020 tarihli arama tutanağına göre sanıkların yakalandığı ve sanıklar … ile …'in ikameti olan adreste yapılan aramanın saat 14.00 sıralarında başladığının belirtildiği, dosya kapsamında bulunan Cumhuriyet savcısı tarafından verilen yazılı arama emrinde arama izninin saat 15.00-17.30 arasındaki süreyi kapsayacak şekilde verildiğinin belirtildiği, aramanın usulsüz olduğuna ilişkin yapılan itirazlar üzerine ilk derece mahkemesince aramanın yapıldığı saatin tespiti için aramaya ilişkin video kayıtlarının bilirkişiye verilerek alınan raporda aramaya ilişkin video kayıtlarının 11.52-14.56 arasında yapıldığının tespit edildiği, dinlenen tutanak tanıklarının aramanın yapıldığı saat dilimini hatırlamadıklarını belirttikleri, tutanak tanıklarının kamera kaydında kullanılan cihazın saati konusunda yanlışlık olabileceğini beyan ettikleri, Cumhuriyet savcısı tarafından verilen yazılı arama emrindeki bilgiler, tutanak tanıklarının beyanları ve alınan bilirkişi raporları arasında çelişki olduğu anlaşılmakla; aramanın yapıldığı saatin tespit edilmesi için aramada hazır bulunan mahalle muhtarı ve muhtarlık azası ile ilçe tarım görevlisinin de tanık olarak bilgi ve görgülerine başvurulması, kolluk tarafından arama sırasında kullanılan kamera kayıt cihazının arama sırasındaki kayıt saatinde yanlışlık olup olmadığı hususu ile kamera kaydındaki bilgilere göre aramanın yazılı arama emrinde belirtilen saatte yapılıp yapılmadığının çelişkiye mahal vermeyecek şekilde tespit edilmesi, aramanın Cumhuriyet savcısı tarafından verilen yazılı arama emrinde belirtilen saat 15.00'dan önce yapıldığının tespit edilmesi halinde aramanın ve elde edilen delilllerin hukuka aykırı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulması,
2- Kabule göre de; İlk derece mahkemesince aramanın usulsüz olduğu kabul edilmesine rağmen, sanıkların ikrarları ile kendi suçlarının ve diğer sanıkların suçlarının ortaya çıkmasına yardım ve hizmette bulundukları gerekçesiyle sanıklar hakkında etkin pişmanlık hükümleri uygulanmışsa da; sanıkların ikrarları olsa da Cumhuriyet savcısı tarafından verilen yazılı arama emrinde belirtilen saatler dışında yapılan aramanın Anayasamızın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası ve 289. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi uyarınca hükme esas alınamayacağı, hukuka aykırı yolla elde edilen delil ile bu delillerden hareketle elde edilen delillerin de, zehirli ağacın meyvesi de zehirli olacağı olgusuyla ve sanıklara isnat olunan suçun maddi konusu olan uyuşturucu maddelerin hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olması nedeniyle suçun maddi konusu bulunmadığı ve hükme esas alınamayacağı; buna bağlı olarak suçun yasal kurucu unsuru oluşmadığından beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi,
Yasaya aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olup, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 03/12/2020 tarih, 2020/1859 esas ve ./..
2020/1881 sayılı kararı hukuka aykırı bulunduğundan, 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozmanın niteliğine göre sanıkların bu suçtan TAHLİYELERİNE, başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu bulunmadığı takdirde salıverilmelerinin sağlanması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına,
28/02/2019 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7165 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca dosyanın Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmesine, Başkan Vekili …'ün sanıklar … ve … hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen hükümlerin değişik gerekçe ile bozulması ve sanık …'e de sirayet ettirilmesi yönünden değişik gerekçesi ve oy çokluğu ile, diğer yönlerden oy birliği ile,
02/06/2022 tarihinde karar verildi.
DEĞİŞİK GEREKÇE
17.03.2020 tarihli arama tutanağına göre sanıkların yakalandığı ve sanıklar … ile …'in ikameti olan adreste yapılan aramanın saat 14.00 sıralarında başladığının belirtildiği, dosya kapsamında bulunan Cumhuriyet savcısı tarafından verilen yazılı arama emrinde arama izninin saat 15.00-17.30 arasında verildiğinin belirtildiği, aramanın usulsüz olduğuna ilişkin yapılan itirazlar üzerine ilk derece mahkemesince aramanın yapıldığı saatin tespiti için aramanın kayda alınmasına ilişkin video kayıtlarının bilirkişiye verilerek alınan raporda, aramaya ilişkin video kayıtlarının 11.52-14.56 arasında yapıldığının tespit edildiği, mahkemece dinlenen tutanak tanıklarının yeminli beyanlarında arama yapılan saati hatırlamadıklarını belirttikleri, tutanak tanıklarının beyanları, alınan bilirkişi raporu ve kolluk tarafından tutulan arama tutanağı içeriklerine göre; Cumhuriyet savcısı tarafından verilen yazılı arama emrinde belirtilen saatten önce aramanın yapıldığının dosya kapsamından anlaşıldığı, dolayısıyla yapılan aramanın hukuka aykırı olduğu, hukuka aykırı arama sonucu ele geçirilen uyuşturucu maddelerin Anayasamızın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası ve 289. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi uyarınca “suçun maddi konusu” ve “suçun delili” olarak hükme esas alınamayacağı, mahkemece yapılan araştırmanın da yeterli olduğu, somut olayda suçun maddi konusunun bulunmaması nedeniyle suçun unsurları oluşmadığından, sanıklar … ve …'un atılı suçtan beraatlerine, bu durumun hakkındaki hüküm temyizden vazgeçme nedeniyle incelenmeyen sanık …'a CMK’nın 306. maddesi gereğince sirayetine karar verilmesi ve hükümlerin bu nedenlerle bozulması kanısında olduğumdan sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyorum. 02.06.2022

Delillerin Ortaya Konulması ve Reddedilmesi Usulü

Delillerin ikamesi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 206. maddesinde usuli kurallara bağlanmıştır. Kural olarak delillerin ortaya konulmasına sanığın sorguya çekilmesinden sonra başlanır; sanığın çağrıya rağmen mazeretsiz gelmemesi sorgunun yapılamamasına yol açsa da delillerin ikamesine engel oluşturmaz ve ortaya konulan deliller sonradan gelen sanığa bildirilir. Maddenin ikinci fıkrası uyarınca ortaya konulması istenen bir delil; kanuna aykırı elde edilmişse, ispat edilmek istenen olayın karara etkisi bulunmuyorsa veya talep yalnızca davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa mahkemece reddolunur. Ayrıca Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafiinin müştereken rıza göstermesi hâlinde tanığın dinlenmesinden ya da başka bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 206Kaynağı aç
Madde 206 – (1) Sanığın sorguya çekilmesinden sonra
delillerin ortaya konulmasına başlanır. (Ek cümleler: 25/5/2005 – 5353/29
md.) Ancak, sanığın tebligata rağmen mazeretsiz olarak gelmemesi sebebiyle
sorgusunun yapılamamış olması, delillerin ortaya konulmasına engel olmaz.
Ortaya konulan deliller, sonradan gelen sanığa bildirilir.
(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde
reddolunur:
a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.
b) Delil ile ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa.
c) İstem, sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa.
(3) Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza
gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya
konulmasından vazgeçilebilir.
(4) (Mülga: 25/5/2005 – 5353/29 md.)
Delil ve olayın geç bildirilmesi

Arama Kararında Belirlenen Saat Sınırı ve İkrarın Varlığı

Arama işlemi Cumhuriyet savcısının yazılı emrinde belirlenen saat sınırlarına uygun yürütülmelidir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2021/1523 Esas ve 2022/7238 Karar sayılı kararında, aramanın yazılı emirde belirtilen saatten önce yapıldığına dair itirazlar bakımından kamera kayıtları ve tanık anlatımları incelenerek arama saatinin tereddütsüz tespiti ve aramanın belirlenen saatten önce icra edildiğinin anlaşılması hâlinde elde edilen delillerin hukuka aykırılığının değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Kararda ayrıca, aramanın yazılı emirde öngörülen saat aralığı dışında gerçekleştirilmiş olması durumunda, sanıkların ikrarı bulunsa dahi elde edilen delillerin Anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri gereğince hükme esas alınamayacağı ifade edilmiştir.

İletişimin Denetlenmesinde Hukuka Uygunluk Ölçütleri ve Tesadüfi Delil

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135. maddesi uyarınca telekomünikasyon yoluyla iletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi; suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının olmaması hâlinde son çare olarak uygulanabilir. Bu tedbire hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı karar verir; savcı kararı derhâl hâkim onayına sunulur ve hâkim en geç yirmi dört saat içinde kararını açıklar. Tedbir yalnızca maddede sayılan katalog suçlar bakımından en çok iki ay süreyle verilebilir ve bir ay uzatılabilir; örgüt faaliyeti çerçevesinde ek uzatma süreleri öngörülmüştür. Kanunda belirlenen usul haricinde hiç kimse bir başkasının iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 135Kaynağı aç
Madde 135 – (1) (Değişik: 21/2/2014–6526/12 md.) Bir suç
dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut
delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil
elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim
veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla
şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi dinlenebilir, kayda
alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını
derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir.
Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine
karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.[38]
(Mülga son iki cümle: 24/11/2016-6763/26 md.)
(2) (Ek: 21/2/2014–6526/12 md.) Talepte bulunulurken hakkında bu
madde uyarınca tedbir kararı verilecek hattın veya iletişim aracının sahibini
ve biliniyorsa kullanıcısını gösterir belge veya rapor eklenir.
(3) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki
iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun
anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.[39]
(4) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü,
hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon
numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü,
kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok iki ay için verilebilir; bu
süre, bir ay daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/5/2005 – 5353/17 md.) Ancak,
örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi
halinde, hâkim yukarıdaki sürelere ek olarak
her defasında bir aydan fazla olmamak ve toplam üç ayı geçmemek üzere
uzatılmasına karar verebilir.
(5) Şüpheli veya sanığın
yakalanabilmesi için, mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca
bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu
hususa ilişkin olarak verilen kararda, mobil telefon numarası ve tespit
işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok iki ay için yapılabilir; bu
süre, bir ay daha uzatılabilir.[40]
(6) (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Şüpheli ve sanığın
telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet
savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır.
Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği,
iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite
imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. (Ek cümleler:
24/11/2016-6763/26 md.) Cumhuriyet savcısı
kararını yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç
yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine
karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir.
(7) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir
süresince gizli tutulur.
(8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda
alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda
sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80) ile organ veya doku ticareti (madde 91),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. İşkence (madde 94, 95),
4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
6. (Ek: 21/2/2014 – 6526/12 md.) Nitelikli hırsızlık (madde 142)
ve yağma (madde 148, 149) ile nitelikli
dolandırıcılık (madde 158),
7. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
8. Parada sahtecilik (madde 197),
9. (Mülga: 21/2/2014 – 6526/12 md.; Yeniden düzenleme:
24/11/2016-6763/26 md.) Suç işlemek amacıyla
örgüt kurma (madde 220, fıkra üç),
10. (Ek: 25/5/2005 – 5353/17 md.) Fuhuş (madde 227),
11. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
12. (Ek: 24/11/2016-6763/26 md.) Tefecilik
(madde 241),
13. Rüşvet (madde 252),
14. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
15. (Değişik: 2/12/2014-6572/42 md.) Devletin
birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302) ,
16. (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Anayasal Düzene ve Bu Düzenin
İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316),
17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331,
333, 334, 335, 336, 337) suçları.
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda
tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) (Ek: 25/5/2005 – 5353/17 md.) Bankalar Kanununun 22 nci
maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,[41]
d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda
tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü
maddelerinde tanımlanan suçlar.
(9) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir
başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz.
Müdafiin bürosu ve yerleşim yeri

Haberleşme hürriyeti anayasal güvenceye bağlandığından iletişimin denetlenmesinde şekli veya önemsiz hukuka aykırılık kabul edilmez. Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2016/2524 Esas ve 2017/5338 Karar sayılı ilamına göre, kanuna aykırı olarak elde edilen dinleme kayıtlarının hükme esas alınamayacağı kuralının yegâne istisnası, söz konusu kayıtların sanığın lehine delil olarak değerlendirilmesidir. İletişimin denetlenmesi sırasında soruşturma konusu dışındaki bir suça ilişkin tesadüfi delil elde edilmesi hâlinde ise delilin muhafaza altına alınıp durumun derhâl savcılığa bildirilmesi ve suçun kanunda sayılan katalog suçlardan biri olması şarttır. Dinlemenin bitmesi beklenerek veya başka tesadüfi deliller toplanarak sonradan yapılan gecikmeli bildirimler elde edilen delili hukuka aykırı hâle getirir. Ayrıca Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2018/8188 Esas ve 2019/6514 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, hukuka aykırı ve katalog dışı iletişim tespit tutanaklarına dayanılarak alınan ikrarlar da kanunda gösterilen hukuka uygun yöntemlerle tespit edilmediğinden sübutta delil sayılamaz.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2018/8188, K. 2019/6514Kaynağı aç
12. Ceza Dairesi         2018/8188 E.  ,  2019/6514 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme
Hüküm : CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.05.2013 tarihli, 2013/11-87-245 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; vekalet ücreti kişisel hakka ilişkin olup, kişisel hakka ilişkin kanuna aykırılıkların Yargıtay tarafından bozma konusu yapılabilmesi için, hükmün karşı hak sahibi tarafından temyiz edilmiş olması gerekir. Bu nedenle, hakkında beraat kararı verilen ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına, hazine aleyhine, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince, maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, temyiz edenin sıfatına göre, bozma sebebi olarak kabul edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, incelenen dosya kapsamına göre, mahalli Cumhuriyet savcısının sanığa yüklenen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun yasal unsurlarının oluşması nedeniyle sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğine ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Yürütülen bir suç soruşturması veya kovuşturması dolayısıyla telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri CMK'nın 135. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde uyarınca; suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunmaması durumunda, suç tarihi itibariyle hakim veya gecikmesinde sakınca olan halde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Aynı maddenin 8. fıkrasında, dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümlerin ancak, bu fıkrada katalog şeklinde sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabileceği belirtilmiş, 9. fıkrada ise, maddede belirtilen usuller dışında hiç kimsenin, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemeyeceği ve kayda alamayacağı hükme bağlanmıştır.
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yürütülmekte olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan, ancak başka bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek şekildeki “tesadüfen elde edilen deliller” CMK'nın 135/8. madde ve fıkrasında düzenlenen katalog kapsamındaki suçlara ilişkin ise, soruşturma ve kovuşturmada delil olarak kullanılabilmektedir. Buna karşın CMK'nın 138/2. madde ve fıkrasının açıklığı karşısında katalog kapsamında yer almayan suçlara ilişkin kayıtların delil olarak kullanılması mümkün değildir. Kanunda, kişiler arasında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi yalnızca belirli ağırlıktaki suç tipleri bakımından meşru kabul edilmiş, bunlar dışındaki suçlar yönünden ise özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğinin korunmasına ilişkin yarar üstün tutulmuştur.
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, resmi belgede sahtecilik, özel belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarına ilişkin Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan adli soruşturma kapsamında, CMK'nın 135/8. madde ve fıkrasında sayılan başka bir suç nedeniyle alınan karar uyarınca, örgüt lideri olduğu iddia olunan Osman adlı kişinin iletişiminin tespiti sırasında, adı geçen şahsın, Kurşunlu İlçe Nüfus Müdürlüğünde veri hazırlama kontrol işletmeni olarak görev yapan sanık …’i arayıp, kendisini jandarma istihbaratta görevli astsubay olarak tanıtarak ve mağdurlara ait T.C. kimlik numaralarını ona ileterek, mağdurların nüfus kayıt bilgilerini temin ettiğinin tespit edilmesinin ardından, sanığın, meslekte geçirdiği süre ve tecrübesine rağmen muhatabı hakkında hiçbir araştırma yapmaksızın ve mevzuata aykırı biçimde mağdurların nüfus kayıt bilgilerini başkasına vermek suretiyle TCK'nın 136/1. madde ve fıkrasındaki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda;
Sanık hakkında verilmiş herhangi bir iletişimin denetlenmesi kararı bulunmadığı gibi, sanığa isnat edilen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun, CMK'nın 135/8. madde ve fıkrasında belirtilen katalog suçlardan da olmadığı, dolayısıyla Osman adlı kişi hakkında alınan iletişim tespit tutanaklarının bu suçun delili olarak kullanılamayacağı, iletişimin tespit tutanaklarına istinaden alınan ikrar da kanunda gösterilen hukuka uygun yöntemlerle tespit edilmediğinden suçun sübutunda delil olarak dikkate alınamayacağı gözetilerek, hukuka aykırı deliller dışlandığında, sanığın mahkumiyetine yeter, her türlü derecede şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmamasından dolayı sanık hakkında CMK'nın 223/2-e madde, fıkra ve bendi gereğince beraat kararı verilmesi gerekirken, “…Sanığın savunmaları ve olay değerlendirildiğinde sanığın Kurşunlu İlçe Nüfus Müdürlüğünde memur olarak çalıştığı, sanık ve kişisel bilgileri alan( İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/410 esas sayılı dosyasında yargılanan ve TCK nın 136. Maddesinde yer alan suçtan mahkumiyet kararı verilen) kişinin yaptığı telefon görüşlerine ait tape kayıtlarının incelenmesinde telefonun diğer ucunda yer alan ve kişisel bilgileri isteyen kişinin önce mağdurlara ait TC kimlik numarası sanığa vererek sanıkta güven oluşturduğu ve sanığın karşı tarafta yer alan kişinin istihbaratçı olduğunu düşünerek hareket ettiği, sanığın da telefonun diğer tarafında bulunan kişisel bilgileri elde eden kişiler tarafından hileli hareketler ile iradesinin fesada uğratıldığı, sanığın istihbarat görevlilerine yardım amaçlı hareket ettiğini düşündüğü bu şekliyle sanığın kişisel bilgileri hukuka aykırı olarak kasten vermek için hareket etmediği bu şekliyle sanığın üzerine atılı suç açısından kastının bulunmadığı sonucuna varılmıştır…” biçimindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle CMK’nın 223/2-c madde, fıkra ve bendi gereğince beraat hükmü kurulması,
Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, aynı Kanun'un 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; gerekçeli kararın 3. sayfasında başlayıp 4. sayfasında sona eren “Delillerin değerlendirilmesi ve gerekçe” başlığı altındaki ibarelerin karardan çıkarılarak, yerlerine, “İncelenen dosya kapsamına göre, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, resmi belgede sahtecilik, özel belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçlarına ilişkin Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan adli soruşturma kapsamında, CMK'nın 135/8. madde ve fıkrasında sayılan başka bir suç nedeniyle alınan karar uyarınca, örgüt lideri olduğu iddia olunan Osman adlı kişinin iletişiminin tespiti sırasında, adı geçen şahsın, Kurşunlu İlçe Nüfus Müdürlüğünde veri hazırlama kontrol işletmeni olarak görev yapan sanık …’i arayıp, kendisini jandarma istihbaratta görevli astsubay olarak tanıtarak ve mağdurlara ait T.C. kimlik numaralarını ona ileterek, mağdurların nüfus kayıt bilgilerini temin ettiğinin tespit edilmesinin ardından, sanığın, meslekte geçirdiği süre ve tecrübesine rağmen muhatabı hakkında hiçbir araştırma yapmaksızın ve mevzuata aykırı biçimde mağdurların nüfus kayıt bilgilerini başkasına vermek suretiyle TCK'nın 136/1. madde ve fıkrasındaki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda; sanık hakkında verilmiş herhangi bir iletişimin denetlenmesi kararı bulunmadığı gibi, sanığa isnat edilen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun, CMK'nın 135/8. madde ve fıkrasında belirtilen katalog suçlardan da olmadığı, dolayısıyla Osman adlı kişi hakkında alınan iletişim tespit tutanaklarının bu suçun delili olarak kullanılamayacağı, iletişimin tespit tutanaklarına istinaden alınan ikrar da kanunda gösterilen hukuka uygun yöntemlerle tespit edilmediğinden suçun sübutunda delil olarak dikkate alınamayacağı gözetilerek, hukuka aykırı deliller dışlandığında, sanığın mahkumiyetine yeter, her türlü derecede şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmamasından dolayı sanık hakkında CMK'nın 223/2-e madde, fıkra ve bendi gereğince beraat kararı verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.” ibarelerinin eklenmesi ve hüküm fıkrasının 1 numaralı paragrafının, “1- Sanık hakkında yapılan yargılama sonunda, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı anlaşıldığından, CMK’nın 223/2-e madde, fıkra ve bendi gereğince sanığın beraatine” şeklinde değiştirilmesi suretiyle, eleştiri dışında, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 22.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Gizli Soruşturma ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Sınırları

Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2015/43162 Esas ve 2017/11029 Karar sayılı kararı uyarınca, gizli soruşturma yürüten adli kolluk görevlisinin kışkırtıcı ajan gibi hareket etmemesi, şüphelide önceden bulunmayan bir suç işleme kastı oluşturmaması ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca Cumhuriyet savcısının yazılı veya acele hâllerde sözlü görevlendirmesine dayanması zorunludur. Savcılık görevlendirmesi bulunmaksızın kolluğun kimliğini gizleyerek işlem yapması hukuka aykırı olup bu yolla elde edilen deliller ve tutanaklar hükme esas alınamaz. Kolluk görevlisinin tutanağına delil olarak dayanılıyorsa tutanak düzenleyicilerin duruşmada dinlenmesi ve sanığa anlatımlara karşı savunma yapma imkânı tanınmalıdır.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2015/43162, K. 2017/11029Kaynağı aç
18. Ceza Dairesi         2015/43162 E.  ,  2017/11029 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Fuhuş
HÜKÜMLER : Mahkumiyet
KARAR
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvuruların süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteklerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1- CMK'nın 139. maddesi uyarınca gizli soruşturmacı tedbirine ancak CMK'nın 139. maddesinde sayılan katalog içerisinde yer alan suçu işleyen örgüt ve örgüt mensubu suçlu aleyhine başvurulabileceği ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenmeyen suçlar yönünden gizli soruşturmacı görevlendirilemeyeceğinden parada sahtecilik, uyuşturucu madde ticareti ile fuhuş gibi suçlarda faile ulaşmak ve delil elde etmek amacıyla kolluk görevlisinin kimliği gizlenerek delil toplanmasının hukuka uygun olup olmadığı ile bunun hangi hallerde hukuka uygun sayılacağının tespiti gerekir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 12.05.2015 tarih. 2014/10-454 esas, 2015/156 sayılı kararında CMK'nın 139. maddesi dışındaki suçlar yönünden de kolluk görevlilerinin CMK'nın 160 ve devamı maddeleri uyarınca Cumhuriyet Savcısının emri doğrultusunda ve genel yetkileri ile görevleri kapsamında, suç ve failini belirlemek ve suçla ilgili delilleri toplamak amacıyla alıcı rolüne girerek suça azmettirmeden ve teşvik etmeden şüpheliden uyuşturucu madde satın almasını mümkün görmüştür. Aynı kararda bu durumda görev yapan görevlinin gizli soruşturmacı değil ‘‘gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisi" olduğunu, suça teşvik etmeden veya azmettirmeden elde ettiği delillerin hukuka uygun olacağına hükmetmiştir.
AİHM de verdiği kararlarda gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisi yöntemine başvuru halinde, yapılan başvuruları AİHM'nin 6. maddesi kapsamında ele almaktadır.
YCGK kararı, AİHM kararları ve CMK'daki düzenlemeler uyarınca, gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisinin elde ettiği delillerin hukuka uygun kabul edilebilmesi için aşağıda belirtilen koşulların varlığı aranmalıdır:
a.Gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisi hiç bir zaman kışkırtıcı ajan gibi hareket etmemeli, önceden failde bulunmayan suç işleme kastı oluşturularak, fail suç işlemeye azmettirilmemeli.
“…Her ne kadar organize suçlardaki artış uygun önlemler alınmasını gerektirse de adil yargılamadan vazgeçilmemelidir. Bu nedenle amaca ulaşmak uğruna adil yargılama hakkı feda edilerek polisin kışkırtması sonucu elde edilen delilin kullanılması meşru değildir…, …Somut olayda olacağına dair hiçbir bulgu öne sürülmediğinden polis memurlarının hareketlerinin onların gizli ajanlığının ötesine geçtiğinin ve adil yargılama hakkının ihlal edildiğinin kabulü gerekir… (Teixeria de Castro/Portekiz davası, Başvuru No:44/l 997/828/1034)”
‘'Mahkemelerce sadece gizli görevlinin tutanaklarına dayanarak değerlendirme yapılmamalıdır, tutanaklar başka sonuca götürecek unsurlarla teyit edilmelidir…, …Sanık suç işleme potansiyeline sahip bir kişi olsa bile somut olayda görevlinin müdahalesinden önce failin suç işleme hazırlığında olduğunun başka delillerle desteklenmesi gerekir. Yani failin müdahale olmadan suçun işleyeceğinin başka delillerle kanıtlanması gerekir. (Hun-Türkiye davası. Başvuru no: 17570/04)”
b.CMK’nın 160 ve devamı maddeleri uyarınca Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılan bir görevlendirmenin bulunması gerekir.
CMK’nın 160 ve 161. maddeleri uyarınca Cumhuriyet Savcısının gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisine bu emri yazılı veya acele hallerde sözlü olarak vermesi gerekir. Cumhuriyet Savcısının yazılı veya sözlü emri olmadan yine CMK'nın 161/2. maddesi uyarınca adli kolluk görevlisinin Cumhuriyet Savcısına bilgi vermeden kimliğini gizleyerek adli işlem yapması hukuka aykırı olup elde ettiği delil de hukuka aykırı olduğundan. …nın 216/3. maddesi hükme esas alınamaz. Kimliğin gizlenerek adli işlem ifası olağan bir işlem olmayıp ikincil bir tedbirdir. Bu tedbirin gerekliliği ve orantılılığının mutlaka Cumhuriyet Savcısı tarafından denetlenmesi gerekir.
AÎHM Hun-Türkiye davasında bu konuya şöyle temas etmiştir. “AİHS sınırları belirlendiğinde ve güvence altına alındığında gizli ajanla müdahaleye tolerans gösterebilir.
AİHM İsviçre-Lüdi kararında. İsviçre makamlarının Alman polisi tarafından haberdar edilmesi ve olayın soruşturma hakiminin bilgisi dahilinde yürütülmesi nedeniyle 6. maddenin ihlal edilmediğine karar vermiştir. (Lüdi-İsviçre kararı başvuru No: 12433/86)
c.Kolluk görevlisinin tutanağı delil olarak kabul edildiğinde, diğer delillerle birlikte tutanağa da dayanılıyorsa mutlaka tutanak düzenleyiciler dinlenilmeli, sanığa, tutanak ve düzenleyicilerin anlatımlarına karşı savunma yapma imkanı verilmelidir.
AİHM Calabro-İtalya kararında ‘'Gizli ajanın ifadeleri başvuranın mahkumiyetinde belirleyici faktör olmamıştır. Buna ek olarak başvurana yargılama aşamasında, soruşturmada görev alan polis memurlarını sorgulama, polis operasyonunun niteliği ve kullanılan usulleri netleştirme fırsatı vermiştir. Bu nedenle adil yargılama hakkı ihlal edilmemiştir sonucuna ulaşmıştır. (Başvuru No:58895/0011 Mart 2002)”
Tüm bu ilkeler ışığında ayrıca; bir suç işlendiğini öğrenen kolluk görevlilerinin, gecikmeksizin durumu Cumhuriyet Savcısına bildirerek, ihtiyaç duyulması halinde, şüphelilerin yakalanması ve suç delillerinin elde edilmesini temin amacıyla CMK'nın 116 ve devamı maddeleri uyarınca usulüne uygun arama kararı alarak işlem yapması gerekmektedir. CMK'nın 119. maddesi uyarınca konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda yapılacak aramanın ancak hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısının yazılı emri ile yapılabileceği, CMK'nın 123. maddesi uyarınca, ispat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerlerinin, muhafaza altına alınabileceği, yanında bulunduran kişinin rızasıyla teslim etmediği bu tür eşyaya ise elkonulabileceği, CMK'nın 127. maddesi uyarınca da hakim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının. Cumhuriyet Savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlilerinin, elkoyma işlemini gerçekleştirebileceği, hakim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işleminin, yirmidört saat içinde görevli hakimin onayına sunulması gerektiği, hakimin, kararını elkoymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklaması; aksi halde elkoymanın kendiliğinden kalkacağı, hususlarına riayet edilmelidir.
Somut olayda yukarıda sözü edilen yasal düzenlemelere aykırı şekilde, kolluk görevlilerinin kendi yaptığı çalışmalar üzerine Cumhuriyet Savcısının CMK'nın 160 vd. maddelerine göre yaptığı yazılı veya sözlü bir görevlendirme bulunmaksızın, Tunzula adlı şahsın telefonunu arayarak müşteri olarak randevu aldıkları, pazarlık yapıp 450 TL'ye anlaşmaları üzerine Tunzula'nın, 5 dakika sonra buluşma yerine Hyundai marka araçla geleceklerini bildirdiği, bir müddet bekledikten sonra, sanık …'in mağdur bayanlarla birlikte araçla polis memurlarına yaklaşıp Tunzula'nın misafirleri olup olmadıklarını sorup, Tunzula'nın gelmediğini, parayı kendisinin alacağını belirterek, daha önceden seri numaraları alınmış olan 450 TL'yi almasının akabinde, polis memurlarının kimliklerini gösterdikleri ve mağdurlar ile sanık …'in kimlik tespitleri yapıldıktan sonra konu ile ilgili Cumhuriyet Savcısına bilgi vererek, mağdurların ve şüphelinin ifadesinin alınması, tahkikat evrakının ikmalen gönderilmesi talimatı aldıkları anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, soruşturma aşamasında elde edilen delillerin hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil niteliğinde bulunduğunun anlaşıldığı, yine mağdurların ve şüphelinin kolluk ifadelerine de yukarıda sözü edilen açıklamalar nazara alındığında. Cumhuriyet Savcısının CMK'nın 160 vd. maddelerine göre yaptığı yazılı veya sözlü bir görevlendirmesi bulunmaksızın yapılan işlemler sonucu ulaşıldığından, bu ifadelere de itibar edilemeyeceği, dolayısıyla sanıkların üzerine atılı fuhuş suçunu işlediklerine ilişkin, hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş delil bulunmadığının anlaşılması karşısında, sanıkların beraati yerine mahkumiyetlerine karar verilmesi,
2-Kabule göre de;
a-Sanık …'ın, olay tutanağında belirtilen cep telefonu hattını daha önceden Günzade isimli bir şahsa verdiğini belirtip, suçlamayı kabul etmemesi, mağdurların kolluk ifadelerinde, Tunzula isminde birini tanımadıklarını belirtmeleri ve diğer sanık …'in de yargılamada aynı celsede birlikte bulunduğu ve gördüğü sanık …'ı tanımadığını ifade etmesi karşısında, suç tarihinde sözü edilen telefon hattına ait iletişim kayıtları getirtilip, sanık … ve Gulkhanım arasında görüşme olup olmadığının tespit edilmesi, yine, ilgili hatla sıklıkla görüşme yapılan kişilerin ifadeleri alınarak, sözü edilen hattın sanık … tarafından kullanılıp kullanılmadığı kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlendikten sonra, sanığın hukuki durumunun tayin edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
b-Fuhuş suçunun mağdur sayısınca oluşması nedeniyle, sanıklar hakkında, ayrı ayrı üçer kez mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi,
c-Sanık … hakkında, mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanması sırasında, TCK'nın 58/6-7. maddesinin belirtilmemesi,
Kanuna aykırı, sanık … müdafii ve sanık …'in temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye kısmen uygun olarak, HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesinin gözetilmesine, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 17/10/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Teknik araçlarla izleme tedbiri Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 140. maddesinde bağımsız bir koruma tedbiri olarak düzenlenmiştir. Şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ve işyeri; kanunda sayılan katalog suçların işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebepleri bulunması ve başka suretle delil elde edilememesi hâlinde teknik araçlarla izlenebilir, ses veya görüntü kaydı alınabilir. Bu tedbir kişinin konutunda uygulanamaz. Karar en çok üç haftalık süre için verilebilir ve gerektiğinde bir hafta daha uzatılabilir; örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda ise hâkim her defasında bir haftadan fazla olmamak ve toplam dört haftayı geçmemek üzere ek uzatma kararı verebilir. Tedbirle birlikte gizli soruşturmacı görevlendirilmesi hâlinde bu süreler bir kat artırılarak uygulanır. Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2022/4525 Esas ve 2024/268 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, yalnızca gizli soruşturmacı görevlendirilmesi teknik araçlarla izlemeye kendiliğinden yetki vermez; Kanun'un 140. maddesi uyarınca usulüne uygun karar alınmaksızın gerçekleştirilen görüntü kayıtları ve bunlara dayalı kimlik tespitleri hükme esas alınamaz.

Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2022/4525, K. 2024/268Kaynağı aç
10. Ceza Dairesi         2022/4525 E.  ,  2024/268 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2018/622 E., 2019/74 K.
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma
HÜKÜMLER : Esastan ret
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz istemlerinin esastan reddiyle hükümlerin onanması
İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ
A. Ankara 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.12.2017 tarihli ve 2017/301 Esas, 2017/345 Karar sayılı kararı ile sanık …'ın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, dördüncü fıkrasının (a) bendi, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 8 yıl 4 ay hapis ve 500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına; sanık …'ın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl 6 ay 20 gün hapis ve 320,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
B. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 04.02.2019 tarihli ve 2018/622 Esas, 2019/74 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafilerinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
C. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca özetle; temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması yönünde karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Sanık … müdafiinin temyiz sebepleri özetle;
1. Suçun unsurlarının oluşmadığına,
2. 5271 sayılı Kanun'un 140 ıncı maddesi uyarınca teknik araçlarla izleme tedbirinin uygulanmasına ilişkin karar alınmaksızın elde edilen kamera kayıtlarının hukuka aykırı delil niteliğinde olduğuna,
3. Sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine,
İlişkindir.
B. Sanık … müdafiinin temyiz sebepleri özetle;
1. Suçun unsurlarının oluşmadığına,
2. Her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,
3. Gizli soruşturmacıların tanık sıfatıyla dinlenmesi gerektiğine,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
5271 sayılı Kanun'un 139 uncu maddesinde düzenlenen "gizli soruşturmacı görevlendirilmesi" tedbirine ilişkin karar uyarınca gizli soruşturmacı ile sanık … arasında gerçekleşen diyalogda Berkay'ın uyuşturucu madde satma teklifinde bulunduğu, sonrasında gizli soruşturmacıların uyuşturucu hap alabilmeleri için Berkay'ın, sanık … ile buluştuğu, Hasan'dan aldığı 2 adet MDMA içeren hapı gizli soruştumacıya, gizli soruşturmacıdan aldığı parayı Hasan'a verdiği, ayrıca araç içinde gizli soruşturmacılara 1 paket 5F-ADB içeren sentetik kannabinoid türevi madde sattığı olayda;
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; Berkay'ın gizli soruşturmacılara sorular sorarak uyuşturucu madde satışı yapmaya çalıştığı, gizli soruşturmacıların ekstazi alacaklarını söylemeleri üzerine Hasan'dan temin ettiği 2 adet hap ile üzerinde sakladığı 1 paket sentetik kannabinoidin satışını yaptığı, Hasan'ın gizli soruşturmacılarla pazarlık yaptığı ve 2 adet hap karşılığı olan parayı aldıktan sonra olay yerinden uzaklaştığı, her iki sanığın güven alımı yapılan yerde aktif ve bilinçli bir şekilde uyuşturucu madde ticareti yaptıkları gerekçesiyle sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular konusunda, Bölge Adliye Mahkemesince, isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
Mahkemece suçun sübutu gizli soruşturmacı faaliyetleri ile teknik araçlarla izleme sonucu elde edilen kayıtlara dayandırılmıştır. 5271 sayılı Kanun'un 217 nci maddesine göre sanığa atılı suç hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Hukuka uygun olmayan teknik araçlarla izleme sonucu elde edilen delile dayanılarak sübuta gidilmesi mümkün değildir. Yapılan soruşturma işlemleri, kovuşturma kapsamı ve tüm dosya içeriğine göre sonuç olarak;
Dosya içerisinde 5271 sayılı Kanun'un 140 ıncı maddesi uyarınca teknik araçlarla izlemeye ilişkin bir karar bulunmadığı, gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karara dayanılarak ve 5271 sayılı Kanun'un 140 ıncı maddesi uyarınca usulüne uygun bir karar alınmadan teknik araçlarla izleme, görüntüleme ve ses alma işlemi yapıldığı anlaşılmakla;
Dosyada mevcut olan tutanağa göre hukuka aykırı olarak alınan görüntü kaydına dayanılarak sanıkların kimlik tespitlerinin yapıldığı, bu şekilde elde edilen delilin hukuka aykırı olduğu ve hükme esas alınamayacağı gözetilmeden, sanıkların beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi, hukuka aykırı görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanıklar müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 04.02.2019 tarihli ve 2018/622 Esas, 2019/74 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Ankara 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
10.01.2024 tarihinde karar verildi.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 140Kaynağı aç
Madde 140 – (1) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda somut
delillere dayanan kuvvetli şüphe sebepleri
bulunması ve başka suretle delil elde edilememesi hâlinde, şüpheli veya sanığın
kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ve işyeri teknik araçlarla izlenebilir, ses
veya görüntü kaydı alınabilir:[45]
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;[46][47]
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80) ile organ veya doku ticareti (madde 91),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. (Ek:21/2/2014–6526/14 md.) Nitelikli hırsızlık (madde 142) ve
yağma (madde 148, 149) ile nitelikli dolandırıcılık
(madde 158),
4. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
5. Parada sahtecilik (madde 197),
6. (Mülga:21/2/2014–6526/14 md.; Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/28
md.) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma
(madde 220, fıkra üç),
7. (Ek: 25/5/2005 – 5353/19 md.) Fuhuş (madde 227)
8. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
9. (Ek: 24/11/2016-6763/28 md.) Tefecilik
(madde 241),
10. Rüşvet (madde 252),
11. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
12. (Değişik: 2/12/2014-6572/43 md.) Devletin
birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302),
13. (Ek: 2/12/2014-6572/43 md.)[48] Anayasal Düzene ve Bu Düzenin
İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316),
14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve
Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337),
Suçları.
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda
tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını
gerektiren suçlar.
d) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü
maddelerinde tanımlanan suçlar.
(2) (Değişik: 24/11/2016-6763/28
md.) Teknik araçlarla izlemeye hâkim,
gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından karar
verilir. Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlar yirmi dört saat içinde
hâkim onayına sunulur. Hâkim kararını en geç yirmi dört saat içinde verir.
Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde kayıtlar
derhâl imha edilir.
(3) (Değişik:21/2/2014–6526/14 md.)
Teknik araçlarla izleme kararı en çok üç haftalık süre için verilebilir. Bu
süre gerektiğinde bir hafta daha uzatılabilir. Ancak, örgütün faaliyeti
çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi hâlinde, hâkim yukarıdaki sürelere ek olarak her defasında
bir haftadan fazla olmamak ve toplam dört haftayı geçmemek üzere uzatılmasına
karar verebilir. (Ek cümle: 15/8/2017-KHK-694/143 md.; Aynen kabul:
1/2/2018-7078/138 md.) Teknik araçlarla izleme tedbiri ile birlikte gizli
soruşturmacı görevlendirilmesi halinde bu fıkrada belirtilen süreler bir kat
artırılarak uygulanır.[49]
(4) Elde edilen deliller, yukarıda sayılan suçlarla ilgili soruşturma ve
kovuşturma dışında kullanılamaz; ceza kovuşturması bakımından gerekli olmadığı
taktirde Cumhuriyet savcısının gözetiminde derhâl yok edilir.
(5) Bu madde hükümleri, kişinin konutunda uygulanamaz.
Yönetmelik

Müdafi İletişiminin Dokunulmazlığı ve Yasak Sorgu Yöntemleri

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 136. maddesi uyarınca, şüpheli veya sanığa yüklenen suç dolayısıyla müdafiin bürosu, konutu ve yerleşim yerindeki telekomünikasyon araçları hakkında iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulanamaz. Kanun'un 135. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz; sehven kayda alınması hâlinde bu kayıtlar derhâl yok edilir. Diğer yandan Kanun'un 148. maddesi gereğince ifade alma ve sorguda şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır; kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma gibi bedensel ya da ruhsal müdahaleler yapılamaz ve kanuna aykırı yarar vaat edilemez. Bu yasak usullerle elde edilen ifadeler ilgilisinin rızası bulunsa dahi delil olarak değerlendirilemez; ayrıca müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifadeler hâkim veya mahkeme huzurunda doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 136Kaynağı aç
Madde 136 – (1) Şüpheli veya sanığa yüklenen suç dolayısıyla
müdafiin bürosu, konutu ve yerleşim yerindeki telekomünikasyon araçları
hakkında, 135 inci madde hükmü uygulanamaz.
Kararların yerine getirilmesi, iletişim içeriklerinin yok edilmesi
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 148Kaynağı aç
Madde 148 – (1) Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine
dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme,
yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi
bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.
(2) Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez.
(3) Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil
olarak değerlendirilemez.
(4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme
huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.
(5) Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması
ihtiyacı ortaya çıktığında, bu işlem ancak Cumhuriyet savcısı tarafından
yapılabilir.
ALTINCI
KISIM
Savunma
BİRİNCİ
BÖLÜM
Müdafi
Seçimi, Görevlendirilmesi, Görev ve Yetkileri
Şüphelinin veya sanığın müdafi seçimi

Hukuka Aykırı Deliller Dışlandığında Uygulanacak Beraat Hükmü

Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2018/8188 Esas ve 2019/6514 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, dosyadaki hukuka aykırı deliller ayıklandığında sanığın mahkûmiyetine yeterli, şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı başka delil kalmıyorsa beraat kararı verilmelidir. Bu kapsamda tesis edilecek hükmün yasal dayanağı, kastın bulunmamasına ilişkin 223. maddenin ikinci fıkrasının (c) bendi değil; yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmamasını düzenleyen Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendidir.

Zehirli ağacın meyvesi doktrini ne anlama gelir?

Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen ilk delilin yalnızca kendisini değil, o delilden türeyen delilleri de sakatlayabileceği kabulüne dayanan ceza muhakemesi doktrinidir.

Yazılı emirdeki saatler dışında yapılan aramayla bulunan delil sanık ikrar etse bile geçerli olur mu?

Cumhuriyet savcısının yazılı arama emrinde belirlenen saat aralığı dışında arama yapıldığının tespit edilmesi hâlinde, sanıkların ikrarı bulunsa dahi elde edilen deliller Anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri gereğince hükme esas alınamaz.

Hukuka aykırı iletişim dinleme kayıtları sanık lehine kullanılabilir mi?

Kanuna aykırı olarak elde edilen iletişimin dinlenilmesi kayıtları kural olarak mahkûmiyete dayanak yapılamazken, söz konusu kayıtların sanığın lehine delil olarak değerlendirilmesi mümkündür.

Hukuka aykırı deliller dosyadan çıkarıldığında başka delil yoksa hangi beraat maddesi uygulanır?

Hukuka aykırı deliller dışlandığında kesin ve inandırıcı başka delil bulunmaması hâlinde sanık hakkında Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi gereğince suçun sabit olmaması sebebiyle beraat kararı verilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu