Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olarak açıkladığı rıza çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 26. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen bu hukuka uygunluk nedeni, korunan hukuki menfaatin hak sahibinin onayına bağlı kılındığı durumlarda ceza sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 26Kaynağı aç
(2) Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına
ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı
kimseye ceza verilmez.
Sınırın aşılması
İlgilinin Rızasının Geçerlilik Koşulları
İlgilinin rızasının hukuka uygunluk nedeni sayılabilmesi için üç temel koşulun birlikte gerçekleşmesi zorunludur. İlk olarak rızanın kişinin üzerinde mutlak surette tasarrufta bulunabileceği bir hakka ilişkin olması gerekir. İkinci olarak rıza gösteren ilgili kişinin rıza açıklama ehliyetine sahip bulunması aranır. Son olarak rızanın en geç fiilin işlendiği anda açıklanmış olması şarttır.
Rıza açıklaması açık bir şekilde yapılabileceği gibi kapalı yani zımni bir irade beyanıyla da ortaya konabilir. Zımnen dahi ortaya konulmamış bir rıza bulunmadıkça işlenen fiil hukuka uygun hale gelmez. Kişinin başkaca tehditlerden korunmak amacıyla suça sessiz kalması zımni rıza gösterdiği şeklinde kabul edilmez.
Rıza beyanının geçerli olabilmesi için iradenin sakatlanmamış olması gerekir. Hata, hile, tehdit ve cebir gibi iradeyi sakatlayan haller neticesinde açıklanan rıza hukuken geçerli sayılmaz ve bu durumlarda faile rıza koruması sağlanmaz.
Hakkın hukuki niteliğine bağlı olarak rıza açıklamasının şekli ve özneleri farklılaşır. Paylı mülkiyete konu mallarda paydaşların oybirliğiyle rıza açıklaması aranırken, tüzel kişiler rızalarını yetkili temsilcileri aracılığıyla açıklar.
Rıza Açıklama Ehliyeti ve Yaş Grupları
Ceza hukukunda rıza açıklama ehliyetinin tespiti yaş gruplarına göre kademeli bir ayrıma tabi tutulur. On iki yaşını tamamlamayan küçüklerin hiçbir durumda rıza açıklama ehliyeti bulunmamaktadır. On iki ile on beş yaş arasındaki küçükler temyiz gücüne sahip oldukları takdirde bazı konularda rıza açıklama ehliyetine sahip olabilir. On beş yaşını tamamlayıp on sekiz yaşını tamamlamayanların ise çoğu konuda rıza açıklama ehliyetlerinin bulunduğu kabul edilmektedir.
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma gibi fiillerde mağdurun yaş küçüklüğü özel bir değerlendirme gerektirir. Failin meşru bir amaçla hareket ettiği durumlarda yaşı küçük çocuğun rızası geçerli sayılabilirken, failin haksızlık bilinciyle hareket ettiği hallerde çocuğun rızası ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Yaşı küçük mağdurun rızasının ceza sorumluluğuna etkisi somut olayın özelliklerine göre belirlenir.
Tasarruf Edilemeyen Haklar ve Rızanın Sınırları
Yaşam hakkı mutlak surette korunan bir menfaat olduğundan kişinin üzerinde mutlak tasarrufta bulunamayacağı hakların başında gelir. Kişiler yaşam haklarından vazgeçtiklerini beyan etseler dahi bu irade açıklamaları hukuken geçerli değildir ve öldürme fiilini hukuka uygun kılmaz.
Devletin bağımsızlığına, egemenliğine, bütünlüğüne ve saygınlığına karşı işlenebilen suçlarda suçtan zarar gören devlettir. Bu suçların mağduru olan gerçek kişi eyleme rıza gösterse dahi fiil suç teşkil etmeye devam eder.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 23. maddesi uyarınca kimse hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez. Bireyler özgürlüklerinden vazgeçemeyeceği gibi onları hukuka veya ahlaka aykırı olarak sınırlayamaz.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 23Kaynağı aç
23- Kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez.
Kimse
özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak
sınırlayamaz.
Yazılı
rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli
mümkündür. Ancak, biyolojik madde verme borcu altına girmiş olandan edimini
yerine getirmesi istenemez; maddî ve manevî tazminat isteminde bulunulamaz.
II.
Saldırıya karşı
1.
İlke
4721 sayılı Kanun'un 23. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli ancak yazılı rıza ile mümkündür. Bununla birlikte biyolojik madde verme borcu altına girmiş olandan bu edimini yerine getirmesi istenemez; edimin ifa edilmemesi sebebiyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunulamaz.
Çocuk Düşürtme Suçunda Rızanın Cezai Etkisi
5237 sayılı Kanun'un 99. maddesinin birinci fıkrası uyarınca rızası olmaksızın bir kadının çocuğunu düşürten kişi beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu fiilin kadının beden veya ruh sağlığı bakımından zarara neden olması durumunda altı yıldan on iki yıla, ölüme sebep olması durumunda ise on beş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 99Kaynağı aç
kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Tıbbi zorunluluk bulunmadığı halde, rızaya dayalı olsa bile, gebelik
süresi on haftadan fazla olan bir kadının çocuğunu düşürten kişi, iki yıldan
dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu durumda, çocuğunun
düşürtülmesine rıza gösteren kadın hakkında bir yıla kadar hapis veya adlî para
cezasına hükmolunur.
(3) Birinci fıkrada yazılı fiil kadının beden veya ruh sağlığı bakımından
bir zarara uğramasına neden olmuşsa, kişi altı yıldan oniki yıla kadar hapis
cezası ile cezalandırılır; fiilin kadının ölümüne neden olması halinde, onbeş
yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) İkinci fıkrada yazılı fiil kadının
beden veya ruh sağlığı bakımından bir zarara uğramasına neden olmuşsa, kişi üç
yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır; fiilin kadının ölümüne
neden olması halinde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(5) Rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi on haftayı doldurmamış olan
bir kadının çocuğunun yetkili olmayan bir kişi tarafından düşürtülmesi halinde;
iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Yukarıdaki fıkralarda
tanımlanan diğer fiiller yetkili olmayan bir kişi tarafından işlendiği
takdirde, bu fıkralara göre verilecek ceza, yarı oranında artırılarak
hükmolunur.
(6) Kadının mağduru olduğu bir suç sonucu gebe kalması halinde, süresi
yirmi haftadan fazla olmamak ve kadının rızası olmak koşuluyla, gebeliği sona
erdirene ceza verilmez. Ancak, bunun için gebeliğin uzman hekimler tarafından
hastane ortamında sona erdirilmesi gerekir.
Çocuk düşürme
5237 sayılı Kanun'un 99. maddesinin ikinci fıkrasına göre, tıbbi bir zorunluluk bulunmadığı müddetçe kadının rızası olsa dahi süresi on haftayı aşan gebeliğin sonlandırılması suç sayılır; bu fiili gerçekleştiren kimseye iki yıldan dört yıla kadar hapis yaptırımı uygulanırken, çocuğunu düşürtmeye muvafakat eden kadın bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile karşılaşır. Söz konusu eylemin kadının beden veya ruh sağlığında zarara sebebiyet vermesi faile verilecek cezayı üç yıldan altı yıla, kadının yaşamını yitirmesine yol açması ise cezayı dört yıldan sekiz yıla kadar artırır.
Rızaya dayalı olsa bile gebelik süresi on haftayı doldurmamış bir kadının çocuğunun yetkili olmayan bir kimse tarafından düşürtülmesi halinde faile iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir. Kanunda tanımlanan diğer çocuk düşürtme fiillerinin yetkisiz kişilerce işlenmesi durumunda ise verilecek cezalar yarı oranında artırılır.
Kadının mağduru olduğu bir suç sonucu gebe kalması hali kanunda özel bir istisna olarak düzenlenmiştir. Gebelik süresinin yirmi haftadan fazla olmaması, kadının rızasının bulunması ve işlemin uzman hekimler tarafından hastane ortamında gerçekleştirilmesi şartıyla gebeliği sona erdirene ceza verilmez.
Bilimsel Deneylerde Çocuğun Rızası
5237 sayılı Kanun'un 90. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca çocuklar üzerinde bilimsel deney yapılabilmesi özel koşullara tabi tutulmuştur. Ulaşılan bilimsel verilerin deneyin çocuklar üzerinde yapılmasını gerekli kılması, rıza açıklama yeteneğine sahip çocuğun kendi rızasının yanında ana ve babasının veya vasisinin yazılı muvafakatinin alınması ve yetkili kurulda çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanının bulunması zorunludur.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 90Kaynağı aç
yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) İnsan üzerinde yapılan rızaya dayalı bilimsel deneyin ceza
sorumluluğunu gerektirmemesi için;
a) Deneyle ilgili olarak yetkili kurul veya makamlardan gerekli iznin
alınmış olması,
b) Deneyin öncelikle insan dışı deney ortamında veya yeterli sayıda hayvan
üzerinde yapılmış olması,
c) İnsan dışı deney ortamında veya hayvanlar üzerinde yapılan deneyler
sonucunda ulaşılan bilimsel verilerin, varılmak istenen hedefe ulaşmak
açısından bunların insan üzerinde de yapılmasını gerekli kılması,
d) Deneyin, insan sağlığı üzerinde öngörülebilir zararlı ve kalıcı bir
etki bırakmaması,
e) Deney sırasında kişiye insan onuruyla bağdaşmayacak ölçüde acı verici
yöntemlerin uygulanmaması,
f) Deneyle varılmak istenen amacın, bunun kişiye yüklediği külfete ve
kişinin sağlığı üzerindeki tehlikeye göre daha ağır basması,
g) Deneyin mahiyet ve sonuçları hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı
olarak açıklanan rızanın yazılı olması ve herhangi bir menfaat teminine bağlı
bulunmaması,
gerekir.
(3) (Değişik: 31/3/2005 – 5328/7 md.) Çocuklar üzerinde bilimsel
deneyin ceza sorumluluğunu gerektirmemesi için ikinci fıkrada aranan koşulların
yanı sıra;
a) Yapılan deneyler sonucunda ulaşılan bilimsel verilerin, varılmak istenen
hedefe ulaşmak açısından bunların çocuklar üzerinde de yapılmasını gerekli
kılması,
b) Rıza açıklama yeteneğine sahip çocuğun kendi rızasının yanı sıra ana
ve babasının veya vasisinin yazılı muvafakatinin de alınması,
c) Deneyle ilgili izin verecek yetkili kurullarda çocuk sağlığı ve hastalıkları
uzmanının bulunması,
gerekir.
(4) Hasta olan insan üzerinde rıza
olmaksızın tedavi amaçlı denemede bulunan kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır. Ancak, bilinen tıbbi müdahale yöntemlerinin uygulanmasının
sonuç vermeyeceğinin anlaşılması üzerine, kişi üzerinde yapılan rızaya dayalı
bilimsel yöntemlere uygun tedavi amaçlı deneme, ceza sorumluluğunu gerektirmez.
Açıklanan rızanın, denemenin mahiyet ve sonuçları hakkında yeterli
bilgilendirmeye dayalı olarak yazılı olması ve tedavinin uzman hekim tarafından
bir hastane ortamında yapılması gerekir.
(5) Birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi sonucunda mağdurun
yaralanması veya ölmesi halinde, kasten yaralama veya kasten öldürme suçuna
ilişkin hükümler uygulanır.
(6) Bu maddede tanımlanan suçların bir tüzel kişinin faaliyeti
çerçevesinde işlenmesi halinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik
tedbirlerine hükmolunur.
Organ veya doku ticareti
Rızanın Açıklanma Zamanı ve Geri Alınması
Rıza beyanı fiilin işlenmesinden önce veya en son işlenmesi sırasında bulunmalıdır. Fiil tamamlanıncaya kadar rızanın açık ve şüpheye yer vermeyecek biçimde geri alınması mümkündür. Rıza geri alındığı halde buna dayanılarak fiil icra edilirse suç tamamlanmış sayılır; icra anında rızanın geri alınması o andan itibaren eylemi hukuka aykırı hale getirir. Fiil tamamlandıktan sonra gösterilen rıza veya verilen icazet eylemi hukuka uygun kılmaz.
Suç tamamlandıktan sonra verilen rıza cezayı engeller mi?
Suç işlendikten sonra rıza beyanında bulunulması veya icazet verilmesi eylemi hukuka uygun hale getirmez. Rızanın hukuka uygunluk nedeni oluşturabilmesi için fiilin işlenmesinden önce veya en geç işlendiği sırada mevcut olması gerekir.
Hile veya tehditle alınan rıza geçerli midir?
Hata, hile, tehdit ve cebir gibi iradeyi sakatlayan nedenlerle açıklanan rıza hukuken geçerli sayılmaz ve failin ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Paylı mülkiyette tek bir ortağın rızası fiili hukuka uygun kılar mı?
Bir mala paylı olarak sahip olanlar açısından rızanın geçerli sayılabilmesi için oybirliğiyle açıklanması şarttır; tek bir ortağın münferit onayı yeterli değildir.
Biyolojik madde verme taahhüdünden vazgeçilebilir mi?
Yazılı rızayla biyolojik madde verme borcu altına giren kimseden edimini ifa etmesi zorla istenemez ve ifa etmeme nedeniyle maddi veya manevi tazminat talep edilemez.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

