Ceza davalarında istinaf, ilk derece mahkemesinin hükmüne karşı başvurulan olağan bir kanun yoludur. Bölge adliye mahkemesi, hükmü hem maddi vakıa hem de hukuka aykırılık yönünden yeniden inceler; bu yönüyle yalnızca hukuka uygunluk denetimi yapan temyiz yolundan ayrılır. Bölge adliye mahkemeleri 20 Temmuz 2016'da faaliyete başlamış, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki (CMK) istinaf düzenlemeleri bu tarihte yürürlüğe girmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2021/205, K. 2021/615Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi
Sanık …'ın karşılıksız yararlanma suçundan TCK'nın 163/2, 62, ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 3000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin Sapanca (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince verilen 26.12.2007 tarihli ve 191-241 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 26.05.2010 tarih ve 5428-6340 sayı ile;
"Hükümden sonra, 08.02.2008 tarihli ve 26781 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa'nın 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 231 ve TCK'nın 7/2. maddeleri gereğince, sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilip verilmeyeceği hususunun tartışılmasında zorunluluk bulunması," gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma ilamına uyan Yerel Mahkemece devam olunan yargılama sonucunda 22.09.2010 tarih ve 141-160 sayı ile, sanığın karşılıksız yararlanma suçundan TCK'nın 163/2, 62 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 3000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye; CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve sanık hakkında 5 yıl denetim süresi belirlenmesine karar verilmiş, kararın kesinleşmesinden sonra, sanığın denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlediğinden bahisle dosyayı yeniden ele alan Sapanca Asliye Ceza Mahkemesince 27.04.2017 tarih ve 526-233 sayı ile, hükmün açıklanarak sanığın TCK'nın 163/2, 62 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 3000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye karar verilmiştir.
Hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzere … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 14.09.2017 tarih ve 2103-1901 sayı ile istinaf başvurusunun reddine karar verilerek dosyanın gönderildiği Yargıtay 6. Ceza Dairesince 29.03.2021 tarih ve 5829-6087 sayı ile;
"Sanığın aşamalardaki savunmalarında evdeki aboneliğini lokalde izlettiğini beyan etmesi karşısında, tespiti yapılan Digitürk yayınında kullanılan cihaz-kart ile ilgili kullanım sözleşmesi bulunup bulunmadığının araştırılması, taraflar arasında abonelik sözleşmesi varsa eylemin hukuki ihtilaf niteliğinde olup olmadığının buna göre tespit edilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden eksik kovuşturma ile yazılı şekilde karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 14.04.2021 tarih ve 2017/67811 sayı ile;
"…Bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığının resmen ilan edilmesinden önceki evrede aleyhine temyiz yoluna başvurulan kararlar söz konusu olduğunda, diğer bir ifadeyle 1412 sayılı CMUK’nın 305 ila 326. maddelerinin uygulanması gereken hâllerde, o yer Cumhuriyet savcılarının duruşmalarına iştirak etmediği asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süreleri de bu Kanun'un 310. maddesinin 3. fıkrası kıyasen uygulanmak suretiyle belirlenmeli ve bu sürenin 'tefhim tarihinden itibaren bir ay' olduğu kabul edilmelidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 06.11.2007 tarihli ve 167-222 sayılı kararında, üst Cumhuriyet savcısı açısından da aynı sonuca ulaşılmıştır. Somut uyuşmazlıkta, 27.04.2017 tarihinde tefhim edilen hükme karşı, o yer Cumhuriyet savcısı tarafından tefhim tarihinden itibaren bir aylık süre geçtikten sonra 30.05.2017 tarihinde temyiz başvurusunda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin süresinden sonra yapılmış olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir." düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 17.05.2021 tarih ve 13620-8914 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İnceleme dışı sanık … Öztaş hakkında verilen hüküm itiraz edilmeksizin kesinlemiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 6572 sayılı Kanun’un 45. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen Geçici 9. madde uyarınca duruşmalara iştirak etmeyen o yer Cumhuriyet savcısının 27.04.2017 tarihinde tefhim edilen hükme yönelik 30.05.2017 tarihli temyiz isteminin süresinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığın, 22.09.2007 tarihinde işlediği iddia olunan karşılıksız yararlanma suçundan cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda 26.12.2007 tarih ve 191-241 sayı ile atılı suçtan mahkûmiyetine karar verildiği,
Hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 26.05.2010 tarih ve 5428-6340 sayı ile bozulmasının ardından devam olunan yargılama sonucunda, bozmaya uyan Yerel Mahkemece, sanığın atılı suçtan cezalandırılmasına ve CMK’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın itiraz edilmeksizin 10.11.2010 tarihinde kesinleştirildiği,
Sanığın denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle ihbar üzerine dosyayı yeniden ele alan Yerel Mahkemece devam olunan yargılama sonucunda 27.04.2017 tarihli karar oturumunda hükmün aynen açıklanarak sanığın neticeten 3000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kısa ve gerekçeli kararın son paragraflarında; “Sanığa verilen adli para cezasının miktarının ilk hüküm tarihinde kesinlik sınırı üzerinde kaldığı anlaşılmakla, sanığa tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde Bölge Adliye Mahkemesi İlgili Ceza Dairesine gönderilmek üzere mahkememize verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek sureti ile zabıt katibine yapılacak beyanla istinaf kanun yolunun açık olduğu, aksi halde hükmün kesinleşeceği,” şeklinde açıklamalara yer verildiği,
27.04.2017 tarihli hükmün, 29.05.2017 tarihinde o yer Cumhuriyet savcısına tebliğ edildiği, Cumhuriyet savcısı tarafından 30.05.2017 tarihinde istinaf talebinde bulunulması üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince istinaf başvurunun reddine karar verilerek dosyanın Yargıtay'a gönderilmesi için ilk derece mahkemesine iadesine edildiği, dosyanın gönderildiği Yargıtay 6. Ceza Dairesince de, Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin süresinde olduğu kabul edilip yapılan inceleme sonucunda hükmün bozulmasına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli yargı sistemine geçilmiştir.
1412 sayılı CMUK'da olağan kanun yolları olarak itiraz ve temyize yer verilmişken, 5271 sayılı CMK'da itiraz, istinaf ve temyiz olağan kanun yolları olarak düzenlenmiştir.
İstinaf, ilk derece mahkemelerinin henüz kesinleşmemiş hükümlerinin hem maddi hem de hukuki yönden denetlenmesi için kabul edilmiş olan olağan bir kanun yolu olup ikinci derecedir.
Temyiz ise, kural olarak bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafından verilen hükümlerle, bu dairelerin hükme esas teşkil eden ara kararlarına ve 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca iade taleplerine ilişkin ağır ceza mahkemeleri tarafından verilen kararlara karşı başvurulan bir olağan kanun yoludur. Ayrıca bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce Yargıtay denetiminden geçen kararların da temyiz kanun yoluna tabi olduğunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 18. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca 5271 sayılı CMK’nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, 1412 sayılı CMUK yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak yeni usul yasası sisteminde, yasa yolları içinde istinafa yer verilmesi ve bölge adliye mahkemelerinin 20.07.2016 tarihinden sonra göreve başlaması nedeniyle 5320 sayılı Kanun'un “Temyiz ve karar düzeltme” başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında; “Bölge adliye mahkemelerinin, 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazete'de ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326. maddeleri uygulanır.” hükmüne yer verilmek suretiyle bölge adliye mahkemelerinin göreve başlamasından önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında 1412 sayılı CMUK’nın 305 ila 326. maddelerinin uygulanacağı öngörülmüştür. Başka bir anlatımla, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır.
Bu genel açıklamalardan sonra temyiz başvuru usulünün ayrıntılı bir şekilde irdelenmesi gerekmektedir.
Yargılama makamlarının verdikleri kararlarda bir aykırılık veya yanılma olması durumunda bu hataları giderme yetkisi "kanun yolu" adı verilen denetim ile sadece yargılama makamları tarafından yapılabilir. Kanun yolu, aykırılıkları gidermek ve isabetli karar verilmesini sağlamak bakımından, sanık ve katılan için olduğu kadar toplum için de büyük bir teminat olduğundan, bir insan hakkıdır (V – … , Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. Baskı, … Yayınevi, … 2017, s. 859, 860).
Bu anlayışa paralel olarak, Anayasa’nın 36. maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu vurgulanmış, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde yargılamada sanığa tanınması gereken asgari haklar belirtilerek adil yargılanma hakkının kapsamı belirlenmiştir.
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda olduğu gibi temyiz kanun yoluna başvurabilecek kişiler açıkça ve ayrıca düzenlenmemiştir. Ancak temyiz de olağan bir kanun yolu olup kanun yollarına ilişkin genel hükümlere göre kanun yollarına başvurma hakkı olanlar temyiz kanun yoluna da başvurabilirler. Buna göre; Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık, katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar, verilen hüküm veya karar nedeniyle hukuki hakları zarar gören üçüncü kişiler, şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi ve eşinin temyiz kanun yollarına başvuru hakkı bulunmaktadır.
Olağan kanun yollarından sayılan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için bir temyiz davası açılmış olmalıdır. Temyiz davasının açılabilmesi için de, 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca bozmadan önceki ilk karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 310. maddesine göre iki şartın varlığı gereklidir.
Bunlardan ilki istek şartıdır. Yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan "davasız yargılama olmaz" ilkesine uygun olarak temyiz davasının kendiliğinden açılması mümkün olmayıp, bu konuda bir talebin bulunması gereklidir.
Uyuşmazlık konusu olayda istek şartının gerçekleştiği konusunda bir tereddüt bulunmadığından temyiz davasının açılabilmesi için gerekli ikinci şart olan süre şartının gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır.
1412 sayılı CMUK'nın 310. maddesi;
"Temyiz talebi, hükmün tefhiminden bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine yapılacak beyanla olur. Beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hakime tasdik ettirilir.
Hükmün tefhimi sanığın yokluğunda olmuşsa bu süre tebliğ tarihinden başlar.
Sulh mahkemelerinin temyizi kabil kararları, yargı çevresi içinde bulundukları asliye ve ağır ceza mahkemeleri nezdindeki Cumhuriyet savcıları tarafından, tefhim tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz edilebilir." şeklinde hüküm altına alınmış olup bu düzenlemeye göre genel kural olarak tarafların temyiz isteğinde bulunabilecekleri süre, hükmün tefhiminden, tefhim edilmemiş ise tebliğinden başlamak üzere bir hafta olarak belirlenmiştir. Temyiz süresi, anılan maddenin üçüncü fıkrasındaki farklı durum hariç olmak üzere, hükmün açıklanması sırasında hazır bulunanlar bakımından bu tarihte, yokluklarında hüküm verilenler yönünden ise gerekçeli kararın tebliği tarihinde başlayacaktır.
5271 sayılı CMK'nın 291. maddesi uyarınca da temyiz davası açılması için hükmün açıklanmasından itibaren yedi günlük bir süre öngörülmüş iken 05.08.2017 tarihli ve 30145 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanun'un 21. maddesiyle 5271 sayılı CMK'nın 291. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "yedi" ibaresi "on beş" şeklinde değiştirilerek temyiz süresi on beş güne çıkarılmış, maddenin 2. fıkrasında hükmün, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanması hâlinde sürenin tebliğ tarihinden başlayacağı düzenlenmiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun kanun yoluna başvurma hakkını düzenleyen 260. maddesi ise;
"Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır.
Asliye ceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, mahkemenin yargı çevresindeki sulh ceza mahkemelerinin; ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler.
Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir."
Düzenlemesini taşımakta olup 6545 sayılı Kanun ile “Sulh ceza mahkemesi” ibareleri madde metninden çıkarılmıştır.
Uyuşmazlık konusunu ilgilendirmesi nedeniyle Cumhuriyet savcısının asliye ceza mahkemesindeki duruşmalara katılamayacağına ilişkin yasal düzenlemeler üzerinde de durulması gerekmektedir.
14.04.2011 tarihli 27905 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak bazı maddeleri yayım tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen Geçici 3. madde uyarınca "01.01.2014 tarihine kadar, asliye ceza mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet savcısı bulunmaz ve katılma hususunda Cumhuriyet savcısının görüşü alınmaz. Ancak, verilen hükümler ile tutuklamaya veya salıverilmeye ilişkin kararlara karşı Cumhuriyet savcısının kanun yoluna başvurabilmesi amacıyla dosya Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir." şeklinde düzenlenmeye yer verilmiş olup asliye ceza mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet savcısının hazır bulunmayacağına ilişkin bu süre önce, 12.12.2014 tarihli ve 29203 Mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6572 sayılı Kanun’un 45. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen Geçici 9. madde uyarınca 31.12.2019 tarihine kadar, daha sonra da, 24.12.2019 tarihli ve 30988 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7201 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen Geçici 11. madde uyarınca 01.09.2020 tarihine kadar uzatılmıştır.
Görüldüğü gibi, 6217 sayılı Kanun değişikliğinden önce asliye ceza mahkemesi duruşmasına iştirak eden Cumhuriyet savcılarının kararın huzurlarında tefhim kılındığı tarihten itibaren bir hafta içinde temyiz talebinde bulunabileceklerine ilişkin açık bir düzenlemeye yer verilmiş iken 6217 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında 01.09.2020 tarihine kadar asliye ceza mahkemelerince verilen temyiz edilebilir nitelikte hükümlerin Cumhuriyet savcıları tarafından hangi süre içinde temyiz edilebileceklerine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda, Cumhuriyet savcılarının mevcut temyiz haklarını hangi süre içinde kullanabilecekleri ve bu sürenin ne zaman başlayacağına ilişkin uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından ağır ceza mahkemesi bulunan yerlerdeki Cumhuriyet savcılarının mülhakat ceza mahkemesi kararlarını temyiz etmelerine olanak sağlayan yasal düzenlemelerin geçmişten itibaren geçirdiği evrelerin incelenmesi ve mevcut yasal düzenleme ortaya konularak yürürlükteki hukuk düzeninin bütünlüğü de dikkate alınıp bu husustaki mevcut hukuki boşluğun giderilmesi gerekmektedir.
1926 yılında 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun kabulünden sonra savcılık örgütünün oluşumunda da değişikliğe gidilmesi ihtiyacı hissedilmiş, aynı yıl içinde yürürlüğe konulan 825 sayılı Türk Ceza Kanununun Mevkii Mer’iyete Vaz’ına Müteallik Kanun’un 28. maddesiyle, 469 sayılı Mehakim’i Şer’iyenin İlgasına ve Mehakimin Teşkilatına Ait Ahkâmı Muaddil Kanun’un 5. maddesi değiştirilmiştir. Sözü edilen 5. maddenin birinci fıkrasında; her asliye mahkemesi nezdinde bir savcılık örgütü kurulması hükme bağlanmış, ikinci fıkrasında; ağır ceza mahkemesi bulunan yerlerdeki savcının, bu mahkemenin yargı yetkisi dahilindeki asliye ve sulh mahkemelerinden verilen kararlara karşı otuz gün içinde itiraz ve temyiz yetkisinin bulunduğu belirtilmiş, 3. fıkrasında ise, bu savcıların, kendi merkezlerindeki mahkemelerden verilen kararlara karşı temyize başvurma sürelerinin, “kanunen belli olan süre” olduğu ifade edilmiştir.
Ceza mahkemelerinden verilen hükümlerin temyiz koşulları ve süresi, 1929 yılında yürürlüğe giren 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu’nda yeniden belirlenmiş ve 310. maddenin birinci fıkrasında, temyiz isteminin hükmün tefhiminden itibaren bir hafta içinde yapılabileceği, üçüncü fıkrasında ise, sulh mahkemelerinin temyizi mümkün kararlarının yargı çevresi içinde bulundukları asliye ve ağır ceza mahkemeleri nezdindeki Cumhuriyet savcıları tarafından tefhim tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz edilebileceği hükme bağlanmıştır.
Görüldüğü üzere, 469 sayılı Kanun’un değişik 5. maddesinde otuz günlük temyiz süresinin tebliğden mi yoksa tefhimden mi başlayacağı açıkça belirtilmemiş, 1412 sayılı CMUK’da da sadece ağır ceza Cumhuriyet savcılarının sulh ceza mahkemesi kararlarını temyiz süresi ile bu sürenin başlangıç tarihi düzenlenmiştir. Bu nedenle başlangıçta, üst Cumhuriyet savcılarının mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik otuz günlük temyiz süresinin hangi tarihten itibaren başlayacağı yolunda bazı görüş ayrılıkları ortaya çıkmış ise de, çeşitli yargısal kararlarda vurgulandığı ve uygulamada da benimsendiği üzere bu sorun, sulh ceza mahkemeleri ile paralellik sağlanabilmesi için, mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süresinin başlangıcı bakımından da tefhim tarihinin esas alınması suretiyle çözüme kavuşturulmuştur.
Bu yasal düzenlemelerin yürürlükte bulunduğu dönemde, ağır ceza mahkemesi nezdinde görevli Cumhuriyet savcılarının;
a) Gerek ağır ceza merkezindeki gerekse mülhakattaki sulh ceza mahkemesi kararlarını CMUK’nın 310/son maddesi uyarınca tefhimden itibaren bir ay,
b) Ağır ceza merkezinde bulunan asliye ceza mahkemesi kararlarını CMUK’nın 310/1. maddesi uyarınca tefhimden itibaren bir hafta,
c) Mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarını ise 469 sayılı Kanun’un 5/2. maddesi gereğince otuz gün içinde temyiz edebilecekleri görüşü benimsenmiştir.
Uygulama bu doğrultuda sürdürülürken, ceza yargılaması yönteminde değişiklik yapılması ve istinafın da içinde yer aldığı bir sistemin hayata geçirilmesi amacıyla, hemen tümü 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren bir çok yasal düzenleme gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda, bir yandan 469 ve 825 sayılı Kanunlar ile 1412 sayılı CMUK yürürlükten kaldırılırken, bir yandan da 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu yürürlüğe girmiştir. Ancak o tarih itibarıyla istinaf denetimini gerçekleştirecek olan bölge adliye mahkemelerinin kuruluşu tamamlanamadığından kanun koyucu bu durumu dikkate alarak, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 8. maddesinde, bölge adliye mahkemelerinin Resmî Gazete’de ilan edilecek olan göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere 305 ila 326. maddelerinin uygulanacağını hükme bağlamıştır.
Yeni düzenlemelere göre, ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcılarının yargı çevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin kararlarına ilişkin temyiz süresini düzenleyen 469 sayılı Kanun’un yürürlükten kaldırılması ve 1412 sayılı CMUK’nın uygulanması gereken hâllerde de münhasıran bu hususu düzenleyen bir hükmün mevcut olmaması nedeniyle ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 06.11.2007 tarihli ve 167-222 sayılı kararında vurgulandığı üzere bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihten önceki evrede aleyhine temyiz yoluna başvurulan kararlar söz konusu olduğunda başka bir ifadeyle, 1412 sayılı CMUK’nın 305 ile 326. maddelerinin uygulanması gereken hâllerde ağır ceza Cumhuriyet savcılarının mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süresinin adı geçen Kanun’un 310. maddesinin 3. fıkrası kıyasen uygulanmak suretiyle belirleneceği, bu durumda temyiz süresinin tefhimden itibaren bir ay olduğu sonucuna ulaşılmış, Ceza Genel Kurulunun 10.06.2014 tarihli ve 834-321 sayılı kararında da, aynı ilkeler benimsenerek 1412 sayılı CMUK’nın 305 ila 326. maddelerinin uygulanması gereken hâllerde, Cumhuriyet savcılarının duruşmalarına iştirak etmediği asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süresinin bu Kanun’un 310. maddesinin üçüncü fıkrası kıyasen uygulanmak suretiyle belirleneceği ve bu sürenin tefhim tarihinden itibaren bir ay olduğu kabul edilmiştir. Başka bir ifadeyle 6217 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik uyarınca asliye ceza mahkemesi duruşmasına katılamayan Cumhuriyet savcılarının bu mahkemenin kararlarını temyiz süresine ilişkin hukuki boşluk, 1412 sayılı CMUK’nın “Sulh mahkemelerinin temyizi kabil kararları, yargı çevresi içinde bulundukları asliye ve ağır ceza mahkemeleri nezdindeki Cumhuriyet savcıları tarafından, tefhim tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz edilebilir." şeklinde düzenleme içeren 310. maddesinin 3. fıkrası kıyasen uygulanmak suretiyle giderilmeye çalışılmış ve önceki uygulamalar devam ettirilmiştir.
Diğer taraftan, 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 84. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen Geçici 6. madde uyarınca sulh ceza mahkemeleri yürürlükten kaldırılarak sulh ceza hâkimlikleri kurulmuş, bu maddenin yürürlüğe girdiği 28.06.2014 tarihi itibarıyla sulh ceza mahkemelerinde görülmekte olan dava dosyalarının bir ay içinde yetkili asliye mahkemelerine devredileceği hükme bağlanmıştır.
1412 sayılı CMUK'nın yürürlükten kaldırılmasına rağmen 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrası ile, bölge adliye mahkemelerinin Resmî Gazete'de ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nın 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326. maddelerinin uygulanacağına ilişkin istisnai bir düzenlemeye yer verilmesi karşısında, uyuşmazlığın çözümü bakımından 5271 sayılı CMK'nın istinaf başvurusunun süresini belirleyen 273 ve temyiz süresini düzenleyen 291. maddeleri de kıyaslamada dikkate alınamayacaktır. Öte yandan, 7035 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin birinci fıkrası ile; “Bu Kanunla, 5271 sayılı Kanun'un 291. maddesi ile 6100 sayılı Kanun'un 361. maddesinde temyiz sürelerine ilişkin olarak yapılan değişiklikler, bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihte ve sonrasında verilen kararlar hakkında uygulanır.” hükmü öngörülmüş olup 1412 sayılı CMUK'nın temyiz süresine ilişkin hükümlerine de atıf yapma imkanı bulunan kanun koyucunun bilinçli bir tercih göstererek bu yönde bir düzenlemeye yer vermemesi dikkate alındığında, istinaf öncesi veya sonrası ayrımı yapılmaksızın 05.08.2017 tarihinden sonra verilen tüm kararların on beş günlük temyiz süresine tabi olduğundan da bahsedilemeyecektir.
Aksi düşüncenin kabulü, yasa koyucunun açık bir irade sergileyerek henüz uygulanmasını istemediği bir yasa normunun yorum yoluyla uygulanması anlamına gelir ki, bu şekilde ulaşılan sonucun da Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen, ayrıca Anayasanın 38. maddesi ile güvence altına alınan "kanunilik ilkesine" aykırı olacağı açıktır.
Bu durumda Cumhuriyet savcılarının duruşmasına iştirak etmediği asliye ceza mahkemesi kararlarını hangi sürede temyiz edeceklerine ilişkin sorunun, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 1. fıkrası ile yerleşmiş içtihatlar doğrultusunda, 1412 sayılı CMUK’nın 310. maddesi kıyasen uygulanarak çözümlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık …’ın 22.09.2007 tarihinde işlediği iddia olunan karşılıksız yararlanma suçundan cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda Yerel Mahkemece sanığın atılı suçtan mahkûmiyetine ilişkin 26.12.2007 tarihli ve 191-241 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 26.05.2010 tarih ve 5428-6340 sayı ile bozulmasının ardından devam olunan yargılama sonucunda, bozmaya uyan Yerel Mahkemece, sanığın atılı suçtan cezalandırılmasına ve CMK’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın itiraz edilmeksizin 10.11.2010 tarihinde kesinleştirildiği,
6217 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen Geçici 3. madde uyarınca 01.01.2014 tarihine kadar, asliye ceza mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet savcısının bulunmayacağına ilişkin sürenin, bu aşamada, 6572 sayılı Kanun’un 45. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen Geçici 9. madde uyarınca 31.12.2019 tarihine kadar uzatıldığı,
Sanığın denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle ihbar üzerine dosyayı yeniden ele alan Yerel Mahkemece devam olunan yargılama sonucunda 27.04.2017 tarihli karar oturumunda hükmün aynen açıklanarak sanığın neticeten 3000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği,
Yoklukta verilen bu hükmün görüldü işlemleri için o yer Cumhuriyet savcısına 29.05.2017 tarihinde tebliğ edildiği ve 30.05.2017 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf talebinde bulunulduğu anlaşılan olayda;
Ceza muhakemesi sistemimizde hükümlerin temyiz edilebilmelerinin kural, temyiz edilememelerinin ise istisna oluşu, hukuk normlarının yorumlanmasında, Anayasanın 36. maddesinde düzenlenen "Hak arama hürriyeti" ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde hüküm altına alınan mahkemelere erişim hakkının gözetilmesi gerekliliğine ilişkin düzenlemeler ve “Silahların eşitliği” ilkesi dikkate alındığında, kamu davasının ilgililerinden olan Cumhuriyet savcısının etkin bir şekilde temyiz kanun yoluna başvurma hakkı olduğunda herhangi bir tereddüt bulunmamakla birlikte,
5271 sayılı CMK’nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, 1412 sayılı CMUK'nın yürürlükten kaldırılmasına rağmen 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrası ile, bölge adliye mahkemelerinin Resmî Gazete'de ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'nın 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326. maddelerinin uygulanacağına ilişkin emredici ve istisnai nitelikte bir düzenlemeye yer verilmesi karşısında, her ne kadar 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik uyarınca 28.06.2014 tarihi itibarıyla sulh ceza mahkemeleri yürürlükten kaldırılmış ise de, kanun koyucunun, bu mahkemelerin temyiz süresine ilişkin hükümlerine de atıf yapma imkanı bulunduğu hâlde bu yönde bir düzenlemeye yer verilmemesi de dikkate alınarak, 1412 sayılı CMUK’nın 305 ila 326. maddelerinin uygulanması gereken hâllerde, Cumhuriyet savcılarının duruşmalarına iştirak etmediği asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süresinin bu Kanun’un 310. maddesinin üçüncü fıkrası kıyasen uygulanmak suretiyle belirlenmesi gerektiği ve bu sürenin tefhim tarihinden itibaren bir ay olduğu, 6217 sayılı Kanun ve devamında 6572 sayılı Kanun’un 45. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen Geçici 9. madde uyarınca duruşmalara iştirak etmeyen o yer Cumhuriyet savcısının, kanun yolunda yanılmasının hukuki önem taşımadığı hususu da gözetilerek 27.04.2017 tarihinde tefhim olunan hükme yönelik 30.05.2017 tarihinde gerçekleştirdiği temyiz talebinin bir aylık süreden sonra olduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 29.03.2021 tarihli ve 5829-6087 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Cumhuriyet savcısının, Sapanca Asliye Ceza Mahkemesinin 27.04.2017 tarihli ve 526-233 sayılı hükmüne yönelik temyiz isteminin, süresinden sonra yapılmış olması nedeniyle 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi uyarınca ilk karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 310 ve 317. maddeleri gereğince REDDİNE,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 07.12.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2017/19098, K. 2017/24958Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Tehdit suçundan sanık …’nin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1, 62, 52/1-2 ve 52/2. maddeleri uyarınca 1.500,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, cezasının anılan Kanun'un 58. maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine dair Küre Asliye Ceza Mahkemesinin 05/07/2017 tarihli ve 2017/23 esas, 2017/45 sayılı kararı, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 26/09/2017 gün ve 94660652-105-37-8399-2017-Kyb sayılı istemleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06/10/2017 gün ve 2017/56093 sayılı bozma düşüncesini içeren ihbarnamesiyle Daireye gönderilmiş olduğu görülmekle, dosya incelendi:
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Mükerrir olan sanığın üzerine atılı hakaret suçu nedeniyle hakkında uygulanan 5237 sayılı Kanun’un 106/1. maddesinde hapis veya adlî para cezasının seçimlik ceza olarak öngörüldüğü cihetle, 5237 sayılı Kanun'un 58/3. maddesindeki “Tekerrür halinde, sonraki suça ilişkin kanun maddesinde seçimlik olarak hapis cezası ile adlî para cezası öngörülmüşse, hapis cezası hükmolunur.” şeklindeki düzenlemeye aykırı olarak seçimlik ceza olarak hapis cezası yerine adlî para cezasına hükmedilmesinde,
2-Sanık hakkında adli para cezasına hükmedilmesi karşısında Türk Ceza Kanunu'nun 58. maddesinde düzenlenen tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağının gözetilmemesinde, isabet görülmediğinden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan hükmün bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunduğu anlaşılmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:
Tehdit suçundan sanık …’nin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/1, 62, 52/1-2 ve 52/2. maddeleri uyarınca 1.500,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, cezasının anılan Kanun'un 58. maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine dair Küre Asliye Ceza Mahkemesinin 05/07/2017 tarihli ve 2017/23 esas, 2017/45 sayılı hükmünün, "Mükerrir olan sanığın üzerine atılı hakaret suçu nedeniyle hakkında uygulanan 5237 sayılı Kanun’un 106/1. maddesinde hapis veya adlî para cezasının seçimlik ceza olarak öngörüldüğü cihetle, 5237 sayılı Kanun'un 58/3. maddesindeki “Tekerrür halinde, sonraki suça ilişkin kanun maddesinde seçimlik olarak hapis cezası ile adlî para cezası öngörülmüşse, hapis cezası hükmolunur.” şeklindeki düzenlemeye aykırı olarak seçimlik ceza olarak hapis cezası yerine adlî para cezasına hükmedilmesinde,
2-Sanık hakkında adli para cezasına hükmedilmesi karşısında Türk Ceza Kanunu'nun 58. maddesinde düzenlenen tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağının gözetilmemesinde, isabet görülmediği gerekçeleriyle kanun yararına bozmaya konu edildiği anlaşılmıştır.
II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
TCK'nın 58. maddesindeki düzenlemeler karşısında, sanık hakkında seçimlik cezalar öngörülen suçta adli para cezasının tercih edilmesinde ve sonuç olarak belirlenen adli para cezasında, TCK'nın 58. maddesinin uygulanmasına karar verilmesinde isabet bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III- Hukuksal Değerlendirme:
5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilebilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir.
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.
Kesinleşen bu karar veya hükümlerdeki aykırılıklar başka suretle giderilmesi mümkün olmadığı takdirde, ikincil ve olağanüstü nitelikte olan kanun yararına bozma yasa yoluna konu edilebilecektir.
Bölge Adliye Mahkemeleri 20/07/2016 tarihinde faaliyetine başlamış, 5271 sayılı Yasa'da olağan kanun yolları arasında sayılan istinaf kanun yoluna ilişkin düzenlemeler bu tarihte yürürlüğe girmiştir.
Anılan Yasanın istinaf kenar başlıklı 272. maddesi" (1) İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Ancak, onbeş yıl ve daha fazla hapis cezalarına ilişkin hükümler, bölge adliye mahkemesince re'sen incelenir. (2) Hükümden önce verilip hükme esas teşkil eden veya başkaca kanun yolu öngörülmemiş olan mahkeme kararlarına karşı da hükümle birlikte istinaf yoluna başvurulabilir. (3) Ancak; a) (Değişik: 31/3/2011-6217/23 md.) Hapis cezasından çevrilen adlî para cezaları hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen üçbin Türk Lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine, b) Üst sınırı beşyüz günü geçmeyen adlî para cezasını gerektiren suçlardan beraat hükümlerine, c) Kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümlere, Karşı istinaf yoluna başvurulamaz." biçimindedir.
./..
.3.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2014/6-250 E.-2015/409 K. sayılı ve 17.11.2015 tarihli kararında belirtildiği üzere,
5271 sayılı CMK'nun 223. maddesinde; beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirleri, davanın reddi, davanın düşmesi kararlarının hüküm olduğu belirtilmiş, maddenin son fıkrasında; "adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı"nın kanun yolu bakımından da hüküm sayılacağı açıkça vurgulanmıştır. Sayılan hükümlerin verilme şartları da maddede ayrıntılı olarak hüküm altına alınmış, altıncı fıkrada; "yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, belli bir cezaya mahkûmiyet yerine veya mahkûmiyetin yanı sıra güvenlik tedbirine hükmolunacağı" belirtilmiştir. 5237 sayılı TCK'nun 2. maddesinde güvenlik tedbirleri yönünden de kanunilik ilkesinin geçerli olduğu vurgulandıktan sonra, 53 ila 60. maddeler arasında "güvenlik tedbirleri" düzenlenmiştir. TCK'nun 53. maddesinde "belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma", 54. maddesinde "eşya müsaderesi", 55. maddesinde "kazanç müsaderesi", 56. maddesinde "çocuklara özgü güvenlik tedbirleri", 57. maddesinde "akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri", 59. maddesinde "sınır dışı edilme", 60. maddesinde ise "tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri" ile ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Güvenlik tedbirleri anılan maddelerde sayılanlarla sınırlı olmayıp, özel kanunlarda da kanunilik ilkesine uyulmak şartıyla farklı güvenlik tedbirlerine yer verilmesi mümkündür. 5237 sayılı TCK’da yaptırım olarak ceza ve güvenlik tedbirlerine yer verilmiş olup, 5271 sayılı CMK’nun 223. maddesinde de güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine ilişkin kararların hüküm sayılacağı açıkça belirtilmek suretiyle, tedbir kararlarının da temyiz yeteneğinin bulunduğu ortaya konulmuştur. Bu nedenle, gerek mahkûmiyete ek, gerekse bağımsız olarak hükmedilen güvenlik tedbirleri, kesin nitelikte bulunan hükümlere her yönüyle temyiz edilebilirlik niteliği kazandıracaktır. Adli para cezasının yanında ayrıca hükmolunan tekerrür konusu, TCK’nun birinci kitabının üçüncü kısmında "güvenlik tedbirleri" başlığını taşıyan ikinci bölümünde düzenlenmiş olup, kanunun 58. maddesinde mükerrirler hakkında, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirileceği öngörülmüştür. Tekerrürün maddi ceza hukuku yönü bulunsa da, güvenlik tedbiri olarak düzenlendiğinde de şüphe bulunmamaktadır. Bu nedenle, kesin nitelikteki adli para cezasının yanında ayrıca güvenlik tedbiri niteliğinde bulunan mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmesi karşısında, hükmün temyizinin mümkün olduğu kabul edilmelidir.
İncelenen dosyada;
Sanık sanık … hakkında 26/05/2014 tarihinde 106/1-2. cümle, 53 ve 58. maddeleri gereğince yargılanıp cezalandırılması için kamu davası açıldığı, yapılan yargılama neticesinde 12/06/2014 tarihinde TCK'nın 106/1-2. cümle ve 62 maddeleri uyarınca neticeten 25 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, cezasının anılan Kanun'un 58. maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verildiği, hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 2015/12442 E.-2017/8835 K. sayılı ve 22/03/2017 tarihli kararıyla hükmün diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verildiği, bozma üzerine yapılan yargılamada sanığın ve katılanın dinlendiği, bozma ilamına uyulduğu, 05/07/2017 tarihinde TCK'nın 106/1, 62, 52/1-2 ve 52/2. maddeleri uyarınca
1.500,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, cezasının anılan Kanun'un 58. maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verildiği, hüküm fıkrasında sonuç olarak verilen 1.500,00 TL adli para cezasına ilişkin hükmün 5271 Sayılı CMK'nun 272/3-a maddesi uyarınca kesin olduğunun belirtildiği, hükmün sanığın huzurunda katılanın ise yokluğunda verildiği, gerekçeli kararın sanık ve katılana 17/07/2017 tarihinde bizzat tebliğ edildiği, hükmün 05/07/2017 tarihi itibariyle kesinleştirildiği anlaşılmıştır.
Dosya kapsamı, kanun yararına bozma istemi ve tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2014/6-250 E.-2015/409 K. sayılı ve 17.11.2015 tarihli kararında açıklanan hususlar nazara alındığında, her ne kadar sanık hakkında TCK'nın 106/1. maddesi uyarınca doğrudan adli para cezası tercih edilmiş ise de, cezasının anılan Kanun'un 58. maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi nedeniyle hükme karşı olağan kanun yolunun açık olmasına karşın, hüküm fıkrasında kesin olduğu belirtilmek suretiyle, huzurunda karar verilen sanık ve karar tebliğ edilen katılan yanıltılmıştır. Her ne kadar gerekçeli karar sanık ve katılana tebliğ edilmiş ise de, tebligatlarda hükme karşı olağan kanun yolunun açık olduğunun, başvuru şekil ve yönteminin belirtilmediği anlaşılmış, açıklanan bu nedenlerle, hükmün yöntemince kesinleştirildiğinden bahsedilemeyeceği için bu aşamada kanun yararına bozma yoluyla incelenmesi olanaklı görülmemiştir.
IV-Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle,
1-Adalet Bakanlığınının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce, hükmün henüz kesinleşmemiş olması nedeniyle yerinde görülmediğinden, CMK'nın 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE,
2-Dosyanın, hükme karşı kanun yolunun açık olduğunun, kanun yolu bildiriminin başvuru mercii, süresi ve yöntemi açısından şerhli davetiye ile sanık ve katılana bildirilip, tebligat eksikliğinin ikmali ile süresinde başvuruda bulunulması halinde temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilmesini, aksi takdirde usulünce kesinleştirme işlemi gerçekleştirilerek, bu aşamadan sonra kanun yararına bozma isteminde bulunulmasını temin için mahkemesine iadesine, 15/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Hangi Hükümler İstinafa Taşınabilir
CMK m. 272/1 uyarınca ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı kural olarak istinaf yoluna başvurulabilir. On beş yıl ve daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümler ise tarafların başvurusuna gerek kalmaksızın bölge adliye mahkemesince re'sen incelenir. Bunun yanı sıra, hükümden önce verilip hükme esas teşkil eden veya başkaca kanun yolu öngörülmemiş olan mahkeme kararları da hükümle birlikte istinaf yoluna taşınabilir (CMK m. 272/2).
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 272Kaynağı aç
istinaf yoluna başvurulabilir. Ancak, onbeş yıl ve daha fazla hapis cezalarına
ilişkin hükümler, bölge adliye mahkemesince re'sen incelenir.
(2) Hükümden önce verilip hükme esas
teşkil eden veya başkaca kanun yolu öngörülmemiş olan mahkeme kararlarına karşı
da hükümle birlikte istinaf yoluna başvurulabilir.
(3) Ancak;
a) (Değişik: 31/3/2011-6217/23 md.) Hapis cezasından çevrilen adlî
para cezaları hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen onbeşbin Türk Lirası
dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine,[115]
b) Üst sınırı beşyüz günü geçmeyen adlî para cezasını gerektiren
suçlardan beraat hükümlerine,
c) Kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümlere,
Karşı istinaf yoluna başvurulamaz. (Ek cümle:14/4/2020-7242/17 md.)
Bu suretle verilen hükümler tekerrüre esas olmaz.
İstinaf
istemi ve süresi
İstinaf Yolunun Kapalı Olduğu Haller
CMK m. 272/3, bazı hükümlere karşı istinaf yolunu kapatmaktadır. Bu haller üç grupta toplanabilir: birincisi, hapis cezasından çevrilenler hariç olmak üzere belirli bir tutara kadar adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri; ikincisi, üst sınırı beş yüz günü geçmeyen adli para cezasını gerektiren suçlarda verilen beraat hükümleri; üçüncüsü ise kanunlarda kesin olduğu yazılı olan hükümler. Adli para cezasına ilişkin tutarda mevzuat metinleri arasında çelişki bulunduğundan güncel tutar belirtilmemektedir. CMK m. 272/3 kapsamında istinaf yoluna başvurulamayan kesin hükümler tekerrüre esas olmaz.
Başvuru Süresi ve Sürenin Başlangıcı
CMK m. 273/1'e göre istinaf istemi, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde yapılır. Ağır ceza mahkemelerinde görevli Cumhuriyet savcıları, yargı çevrelerindeki asliye mahkemelerinin hükümlerine karşı kararın o yer Cumhuriyet başsavcılığına geliş tarihinden itibaren iki hafta içinde istinaf yoluna başvurabilir (CMK m. 273/3). Süresinde yapılan istinaf başvurusu hükmün kesinleşmesini engeller.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 273Kaynağı aç
tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir
dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle
yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu
sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır. [116]
(2) (Mülga:2/3/2024-7499/18 md.)
(3) (Değişik: 18/6/2014-6545/75
md.) Ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, mahkemelerinin
yargı çevresi içerisindeki asliye mahkemelerinin hükümlerine karşı, kararın o
yer Cumhuriyet başsavcılığına geliş tarihinden itibaren iki hafta içinde
istinaf yoluna başvurabilirler.116
(4) Sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma
isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette
suçtan zarar görmüş bulunanların dilekçe veya beyanında, başvuruya ilişkin
nedenlerin gösterilmemesi inceleme yapılmasına engel olmaz.
(5) Cumhuriyet savcısı, istinaf yoluna başvurma nedenlerini
gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça gösterir. Bu istem ilgililere
tebliğ edilir. İlgililer, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde bu
husustaki cevaplarını bildirebilirler.116
Eski hâle getirme süresi içinde istinaf süresinin işlemesi
Başvurunun Şekli ve Yapılacağı Yer
İstinaf başvurusu, hükmü veren mahkemeye dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine beyanda bulunulması yoluyla yapılır; beyan tutanağa geçirilerek hâkime onaylattırılır. CMK m. 273/1, tutuklu sanık hakkında CMK m. 263 hükmünü saklı tutmaktadır. Yanılgıyla başka bir mahkemeye yapılan başvuru hak kaybına yol açmaz; o mahkeme başvuruyu hükmü veren mahkemeye göndermekle yükümlüdür.
Başvuru Hakkına Sahip Olanlar
CMK m. 273/4 uyarınca istinaf başvurusu; sanık, katılan, katılma isteği karara bağlanmamış veya reddedilmiş olanlar ile katılan sıfatını alabilecek biçimde suçtan zarar görenler tarafından yapılabilir. Bu kişilerin dilekçe veya beyanlarında başvuru nedenlerini göstermemesi inceleme yapılmasına engel oluşturmaz. Cumhuriyet savcısı da istinaf yoluna başvurabilir; ancak başvuru nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı isteminde açıkça göstermek zorundadır (CMK m. 273/5). Savcının bu istemi ilgililere tebliğ edilir ve ilgililer tebliğden itibaren iki hafta içinde cevaplarını bildirebilir.
Sürenin Geçirilmesi ve Eski Hale Getirme
Başvuru süresini tamamen kusursuz nedenlerle geçiren kişi, eski hale getirme kurumuna başvurabilir. Bu yola gidilmesi için engelin ortadan kalkmasından itibaren iki hafta içinde mahkemeye başvurulması ve yapılamamış olan usul işleminin de aynı anda gerçekleştirilmesi gerekir.
İlk Derece Mahkemesinde Ön İnceleme
Usulüne uygun bulunan istinaf başvurusu üzerine ilk derece mahkemesi dava dosyasını doğrudan bölge adliye mahkemesine gönderir (CMK m. 277/2). Öte yandan mahkeme, süre aşımı, istinaf yolu kapalı bir hükme başvurulması veya bu hakkı bulunmayan kişinin başvurması gibi hallerde talebi reddeder (CMK m. 276). Bölge adliye mahkemesi de ön inceleme aşamasında kendi yetkisiz olduğunu saptarsa dosyayı yetkili bölge adliye mahkemesine gönderir (CMK m. 279/1-a). Bunun yanı sıra başvurunun süresinde yapılmamış olması, incelenmesi istenen kararın bölge adliye mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olmaması veya başvuranın bu hakkı bulunmaması hallerinde bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunun reddine karar verir; bu ret kararları itiraza tabidir (CMK m. 279/1-b).
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 279Kaynağı aç
a) Bölge adliye mahkemesinin yetkili olmadığının anlaşılması hâlinde
dosyanın yetkili bölge adliye mahkemesine gönderilmesine,
b) Bölge adliye mahkemesine başvurunun süresi içinde yapılmadığının,
incelenmesi istenen kararın bölge adliye mahkemesinde incelenebilecek
kararlardan olmadığının, başvuranın buna hakkı bulunmadığının anlaşılması
hâlinde istinaf başvurusunun reddine,
Karar verilir. (Ek cümle: 18/6/2014-6545/76 md.) Bu kararlar
itiraza tabidir.
Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma
İstinaf İncelemesinde Usul ve Kararlar
İstinaf incelemesi duruşmalı yürütüldüğünde bölge adliye mahkemesi, tanık dinleme, istinabe, keşif ve bilirkişi gibi ilk derece mahkemesinde yapılabilecek tüm işlemleri gerçekleştirebilir (CMK m. 281/2). Duruşmalı inceleme sonunda mahkeme ya başvuruyu esastan reddeder ya da ilk derece mahkemesinin hükmünü kaldırarak kendisi yeniden hüküm kurar; duruşmalı incelemede bozma kararı verilemez (CMK m. 280/1-c). Suç vasfının değişmesi halinde uzlaşma işlemlerinin yapılabilmesi için dosya ilk derece mahkemesine gönderilebilir. İstinaf aşamasında taraflarca yeni delil getirilebilirken temyiz aşamasında yalnızca hukuka uygunluk denetimi yapıldığından yeni delil getirilemez.
Aleyhe Değiştirme Yasağı
İstinaf yoluna yalnızca sanık lehine başvurulmuşsa yeni verilecek hüküm, önceki hükümde belirlenen cezadan daha ağır olamaz. Bu kural, sanığı kendi başvurusunun aleyhine sonuç doğurma riskinden korur.
İstinaf Sonrası Temyiz Yolu
Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma kararları dışındaki hükümleri kural olarak temyiz yoluna taşınabilir (CMK m. 286/1). Ancak kanun bu kurala önemli istisnalar öngörmektedir. CMK m. 286/2 kapsamında aşağıdaki kararlar temyiz edilemez: ilk derece mahkemesinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezası ile miktarı ne olursa olsun adli para cezasına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar (m. 286/2-a); beş yıl veya daha az hapis cezasını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları (m. 286/2-b); hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararı ile bu kararların esastan reddi (m. 286/2-c); ilk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve CMK m. 272/3 kapsamı dışında kalan mahkûmiyetler hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dahil) hapis cezasını gerektiren suçlar ile bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları (m. 286/2-d); adli para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemesi kararlarıyla ilgili her türlü bölge adliye mahkemesi kararı (m. 286/2-e); yalnızca eşya veya kazanç müsaderesine ya da bunlara yer olmadığına ilişkin esastan ret kararları (m. 286/2-f); on yıl veya daha az hapis ya da adli para cezası gerektiren suçlarda ilk derece mahkemesince verilen beraat kararlarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar (m. 286/2-g); davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına veya güvenlik tedbirine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararları ile bu kararların esastan reddi (m. 286/2-h); ve CMK m. 286/2'deki sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde birden fazla ceza ve karar içeren bölge adliye mahkemesi kararları (m. 286/2-ı).
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 286Kaynağı aç
dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir.
(2) Ancak;[131]
a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları
ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun
esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları,
b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis
cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları,
c) (Ek: 20/7/2017-7035/20 md.)[132] Hapis cezasından
çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili
olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her
türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,
d) (Anayasa Mahkemesinin 27/12/2018 tarihli ve E.:2018/71 K.:2018/118
sayılı Kararı ile İptal; Yeniden Düzenleme:20/2/2019-7165/7 md.) İlk defa
bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı
dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin
görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis
cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her
türlü bölge adliye mahkemesi kararları,
e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden
verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,
f) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Sadece eşya veya kazanç
müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları
ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,
g) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren
suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf
başvurusunun esastan reddine dair kararları,
h) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Davanın düşmesine, ceza
verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi
kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar
veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,
ı) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı
hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye
mahkemesi kararları,
Temyiz edilemez.
(3) (Ek:17/10/2019-7188/29 md.)
İkinci fıkrada belirtilen temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında olsa bile
aşağıda sayılan suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza
dairelerinin kararları temyiz edilebilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Hakaret (madde 125, üçüncü fıkra),
2. Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit (madde 213),
3. Suç işlemeye tahrik (madde 214),
4. Suçu ve suçluyu övme (madde 215),
5. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (madde 216),
6. Kanunlara uymamaya tahrik (madde 217),
7. (Ek:13/10/2022-7418/30 md.)[133]
Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (madde 217/A),
8. Cumhurbaşkanına hakaret (madde 299),
9. Devletin egemenlik alametlerini aşağılama (madde 300),
10. Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve
organlarını aşağılama (madde 301),
11. Silâhlı örgüt (madde 314),
12. Halkı askerlikten soğutma (madde 318),
suçları.
b) Terörle Mücadele Kanununun 6 ncı maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrası
ile 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar.
c) Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28 inci maddesinin birinci
fıkrası, 31 inci maddesi ve 32 nci maddesinde yer alan suçlar.
Hükümden önceki kararların temyizi
CMK m. 286/2'deki temyiz yasağı kapsamında olsa dahi bazı suçlardan verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairesi kararları temyiz edilebilir (CMK m. 286/3). Bu istisnadan yararlanan suçlar arasında TCK m. 125/3 (hakaret), m. 213, 214, 215, 216, 217, 217/A, 299, 300, 301, 314 ve 318 ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu m. 6/2-4 ve 7/2 ile 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu m. 28/1, 31 ve 32 yer almaktadır. Yargıtay 13. Ceza Dairesi (E. 2017/1419, K. 2017/3333) CMK m. 286/2-c ve -d kapsamındaki temyiz yasağının uygulanabilmesi için söz konusu suçun kanundaki ceza üst sınırının iki yıldan fazla olmaması gerektiğini belirlemiştir; nitelikli hırsızlık ve kamu malına zarar verme gibi ceza üst sınırı iki yılın üzerinde olan suçlar bu istisnanın dışında kalmaktadır.
Yargıtay 13. Ceza Dairesi, E. 2017/1419, K. 2017/3333Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇLAR : Hırsızlık, mala zarar verme
HÜKÜMLER: Mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
…. Çocuk Mahkemesi'nin 01.11.2012 tarih, 2011/728 esas ve 2012/581 karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip anılan kararın kesinleşmesinden sonra denetim süresi içerisinde kasıtlı suçtan mahkum olan suça sürüklenen çocuk hakkında …. Çocuk Mahkemesi'nin 10.10.2016 tarih, 2016/162 esas ve 2016/1002 karar sayılı kararı ile Peyami Safa İlköğretim Okuluna karşı eylemi nedeniyle 5237 sayılı TCK'nın 142/1-a, 168/1, 31/2, 62, 50 ve 52. maddelerinden 2.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanunun 152/1-a, 168/1, 31/2, 62, 50 ve 52. maddelerinden 1.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına; yakınan …'a karşı eylemi nedeniyle 5237 sayılı TCK'nın 142/1-b, 168/1, 31/2, 62, 50 ve 52. maddelerinden 2.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanunun 152/1-a, 168/1, 31/2, 62, 50 ve 52. maddelerinden 320 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, karara karşı suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine … tarafından duruşma açılmak suretiyle 21/12/2016 tarih, 2016/99 esas ve 2016/276 karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuğun eyleminin kül halinde tek bir hırsızlık ve mala zarar verme suçlarını oluşturduğu belirtilip ilk derece mahkemesi tarafından verilen 10.10.2016 tarih, 2016/162 esas ve 2016/1002 karar sayılı hükmün tamamının kaldırılmasına karar verilerek suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık suçundan 5237 sayılı TCK'nın 142/1-a, 168/1, 31/2, 62, 50 ve 52. maddelerinden 3.125 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, mala zarar verme suçundan aynı Kanunun 152/1-a, 168/1, 31/2, 62, 50 ve 52. maddelerinden 1.550 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan … kararının suça sürüklenen çocuk tarafından temyizi üzerine dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmıştır.
…'nin 21/12/2016 tarih, 2016/99 esas ve 2016/276 karar sayılı kararı ile suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık suçundan 5237 sayılı TCK'nın 142/1-a, 168/1, 31/2, 62, 50 ve 52. maddelerinden … TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, mala zarar verme suçundan aynı Kanunun 152/1-a, 168/1, 31/2, 62, 50 ve 52. maddelerinden 1.550 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına yönelik olarak kurduğu hükümlerin 5271 sayılı CMK'nın 286/1. maddesi uyarınca temyizi kâbil olup olmadığı ön sorun olarak ele alınmıştır.
CMK'nın 286/1. maddesi hükmüne göre kural; istinaf mahkemelerinin verdiği bozma kararları dışındaki kararların temyize tâbi olmasıdır.
Bu kuralın istisnaları CMK’nın 286. maddesinin ikinci fıkrasında sekiz bent olarak düzenlenmiş olup, verilen cezaların istisnalar kapsamına girip girmediği değerlendirildiğinde;
İstinaf mahkemesince suça sürüklenen çocuk hakkında verilen kararlar, istinaf başvurusunun esastan reddi kararı olmadığı için CMK’nın 286. maddesinin ikinci fıkrasının “a” bendindeki istisna kapsamına girmez.
İkinci fıkranın “c” ve “d” bentlerine de girmez. Çünkü, bu bentlere giren bir istisnadan söz edebilmek için, kanundaki cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan bir yaptırım öngören suçlarla ilgili olarak yapılan yargılamada verilen bir karar olması gerekir.
Nitelikli hırsızlık ve kamu malına zarar verme suçlarının cezalarının üst sınırı ise; iki yıldan fazla hapistir.
İkinci fıkranın “b” bendine gelince;
Hapisten çevrilmekle birlikte sonuçta suça sürüklenen çocuk hakkında verilen cezalar, adli para cezalarıdır.
TCK’nın 50/5. maddesi hükmü uyarınca, “Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen tedbir veya para cezasıdır.”
“Çoğun içinde az da vardır.” görüşü kabul edildiği takdirde, sadece kamu malına zarar verme suçu yönünden verilen ceza(…), ilk derece mahkemesi tarafından bu suça yönelik olarak verilen cezalar(… TL) artırıldığı için, CMK.’nın 286/2-b hükmüne göre, bu karar temyiz edilebilir.
Hırsızlık suçundan ilk derece mahkemesince verilen cezalar istinaf mahkemesi tarafından artırılmadığı için, bu düşünceden hareket edilmesi hâlinde dahi, kesindir.
İstisnalara dair ikinci fıkranın “b” bendinde, adli para cezası ibaresi yoktur.
Ceza Muhakemesi Hukukuna egemen olan en önemli ilkelerden birisi de “İstisnai Düzenlemelerin … Aleyhine Genişletici Yoruma Tâbi Tutulamaması”dır.
Bu düşüncelerden hareketle, istinaf mahkemesi kararının her iki suç yönünden de temyizi kâbil olduğu sonucuna varılmıştır.
Hırsızlık suçundan istinaf mahkemesince verilen adli para cezasının kesin olduğuna yönelik tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmeyerek nitelikli hırsızlık ve kamu malına zarar verme suçları yönünden yapılan incelemede;
… Çocuk Mahkemesi'nin 10/10/2016 tarih ve 2016/162 Esas ve 2016/1002 Karar sayılı kararına karşı sadece suça sürüklenen çocuk müdafi tarafından istinaf talebinde bulunulmuş olması nedeniyle 5271 sayılı CMK'nın 283. maddesi uyarınca …tarafından kurulan 21/12/2016 tarihli hükmün önceki hükümden daha ağır olamayacağı gözetilmeden, önceki hükümde mala zarar verme suçlarından toplam 1.320 TL adli para ceza verilmiş olmasına karşılık sonraki hükümde eylem tek kabul edilmesine rağmen …TL adli para cezasına hükmedilerek fazla ceza tayin edilmesine yönelik kanun yararına bozma yoluna gidilmesi mümkün görülmüştür.
5271 sayılı CMK.'nın 294. maddesinde düzenlenen, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.'' şeklindeki düzenlemede gözetilerek suça sürüklenen çocuğun temyiz dilekçesinde herhangi bir sebep göstermediğinin anlaşılması karşısında; suça sürüklenen çocuğun temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE, hırsızlık suçundan istinaf mahkemesi tarafından verilen adli para cezasının CMK’nın 286/2-b maddesine giren istisna kapsamında olmaması nedeniyle temyizi kabil olduğunun kabul edilmesi yönünden oy çokluğu, sair yönlerden oybirliği ile 30.03.2017 tarihinde karar verildi.
( Muhalif )
MUHALEFET ŞERHİ;
İlk derece mahkemesince, CMK'nun 286/2. maddesinin c ve d bendi kapsamı dışında kalan, 5 yıl veya daha az hapis cezası ile birlikte para cezası veya sonuç olarak para cezası verildiği hallerde, kararın BAM’ce kaldırılarak, arttırılmadan, sonuçta hapis ve para veya para cezası verilmesi hallerinde bunun kesin olup olmadığı yani maddenin ikinci fıkrasının b bendi kapsamında kalıp kalmadığı hususunda tereddüt doğmuştur. Tereddüt yapılan yorum ile karar kesindir şeklinde veya hukuki boşluk vardır ve kıyas mümkündür, kıyasen karar kesindir şeklinde veya da kıyas yapılamaz karar kesin değildir ve hukuki boşluk kanuni düzenleme ile giderilmelidir şeklinde giderilecektir. .
Maddenin tümü dikkate alındığında kanun koyucunun belirlediği cezanın üst haddi, sonuç ceza, verilen cezanın BAM’ce arttırılması kriterleri ile b fıkrası hariç diğer fıkralarda "hapis cezası ve buna bağlı adli para cezası", "hapis cezası ile miktarı ne olursa olsun adli para cezası" tabirlerinin birlikte kullanılması sebebi ile bu hallerde temyiz yolunun kapatılmasının amaçlandığı açıktır. Zira BAM’ce; 10 yıl ve aşağısı hapis veya para cezasını gerektiren suçlardan verilen beraat kararının esastan reddedilmesi, sonuç olarak 5 yıl ve aşağı hapis ve para cezası verilen hallerde bunun esastan reddedilmesi veya sonuç olarak verilen 5 yıl ve daha az hapis cezasının arttırılmaması hallerinde de kararın kesin olduğu belirlendikten sonra hapse göre daha lehe olan ve sonuç olarak verilen adli para cezasının BAM’ce arttırılmaması hallerinde bunun temyizini mümkün kılmayı haklı gösterecek hukuki bir neden bulunmamaktadır.
Kanaatimizce maddedeki genel ifade tarzı ve belirlenen kriterlerden fıkrada bir hukuki boşluk bulunmadığı ve bu halde de kararın kesin olduğu, kanun koyucunun fıkrada adli para cezasını tekrar belirtmeye gerek duymadığı yönündedir.
Kanaatimizin aksine kanun koyucunun amacının bu halde de kararı kesin kılmak için fıkrada hapis cezasını belirtilmek olup bunun gözden kaçırıldığı kabul edildiği takdirde, bir hukuki boşluk olduğu kabul edilebilir.
Bu halde diğer bentler kıyasen b bendinde uygulanabilecek midir?
“Ceza Hukukunda şahsi hürriyetin korunması amaçlandığından kıyas kabul edilmez ancak bu kuralın kapsamına girmediğinden Ceza Muhakeme Hukukunda kıyas mümkündür. Ancak istisnai ve sınırlayıcı kurallarda kıyasın yapılamaması yorumun prensiplerindendir. Sanık lehine yorumlamak diye bir yorum metodu yoktur. Ancak şüpheden sanık yararlanır kuralı gereği yorumda şüphe varsa bu kural kabul edilebilir.” (Kunter, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakeme Hukuku, İstanbul 1981) Genel olarak getirilen kuralın istisnası kurallara yeni bir istisna kuralının getirilmemesi gerekmektedir. .
Bu prensipler gereği anılan madde ile ilgili genel kural ve bu kurala getirilen istisnalara baktığımızda, maddenin genel kuralı BAM’ce verilen bozma kararları dışındaki kararlarının temyizinin mümkün olduğudur. Maddenin ikinci fıkrasının bentlerinde istisna olarak kurallar getirilmiş ve bu hallerde temyizin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Anılan fıkranın a, c ve f bentlerinde hapis ve adli para cezası birlikte ve d bendinde adli para cezası istisna olarak zaten belirtilmiştir. Fıkranın b bendinde ise sadece hapis cezası istisna olarak belirtilmiştir. Bu bentte adli para cezasının belirtilmemesine rağmen istisna olarak getirilen bentlerdeki kurala kıyasen bu bendin hapis ile adli para, hapis ve adli para ve son olarak ta hapis ve bunlara bağlı adli para cezalarını da kapsadığını kabul ettiğimizde yukarıda belirttiğimiz kıyas ve yorum yasağına uyulmuş olacaktır.
Şöyle ki TCK'nun 50/5 maddesi gereğince zaten uygulama da asıl mahkumiyet bu madde kurallarına göre çevrilen para cezası veya tedbirdir. Kanun koyucu CMK'nun 286/2 fıkrasının diğer bentlerinde zaten para cezalarında da istisna getirmiştir. Kaldı ki para cezasına nazaran daha aleyhe
olan hapis cezasında da anılan fıkranın b bendi ile istisna kural getirilmiştir. Getirilen genel kurala kıyasen değil de istisna kurala kıyasen boşluk doldurulmuş olacak ve yorumdan doğan şüphenin var olduğunu kabul ettimizde de sanık aleyhine bir yorum yapılmamış olacaktır.Aksine bir yorumda örneğin ilk derece mahkemesince anılan b bendi kapsamında kalan TCK'nın 165. maddesince hapis ve para cezası birlikte verilip bu karar istinaf edildiğinde BAM’ce yeniden verilen kararda arttırma yapılmadan yine hapis ve para cezası verildiği takdirde, anılan b bendinde para belirtilmediğinden, hapis cezası kesin, para cezası bakımından ise kesin olmadığından temyiz incelemesi yapılacaktır. Bu bir suç bakımından verilen ceza ve tedbirlerin tamamının denetlenmesi kuralına aykırı olacaktır. Ya da anılan b bendinde sadece hapis dendiğinden bağlı para cezası denmediğinden bahisle denetleme yapılacaktır. Bu defa da bir kararda para cezası içeren hapis cezası denetlenirken sadece hapis cezası içeren başka karar denetlemeyecektir. Görüşümüz gibi para cezası denetlendiğinde ise kararlar arasında denetlenebilirlilik bakımından fark olmayacaktır. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.
Örneğin; TCK’nun 151/1 maddesince para cezası verilip sanık ve müdahilin kararı istinaf etmesi üzerine bunun indirilmesi halinde kararın temyizi mümkün olacaktır. Sanık ve Müdahil temyiz ettiğinde para cezası yerine hapis verilmesi gerekçesi ile bozulduğunda bu sanık aleyhine olacaktır.
Hapis cezası verilmesi halinde ise bunun istinafı durumunda hapis cezasının kaldırılarak arttırılmadan hapis cezası verilmesi veya verilen hapis cezasının paraya çevrilmesi halinde karar kesin olacaktır. Müdahil yukarıdaki cümlede belirtilen kararı para cezası olduğundan temyiz edebilecek iken bu defa ikinci karardaki para cezasını ilk derece hapis verdiği için temyiz edemeyecektir. Sanık ilk halde para olan cezayı temyiz edebilecek iken ikinci halde daha ağır olan hapis kararını ilk derece de hapis verdiğinden temyiz edemeyecektir.Bu ve daha da çoğaltılabilecek örneklerden anlaşılacağı üzere CMK’nun 286/2-b bendi kapsamında kalan bir suçtan verilen para cezasını arttırmayan BAM kararlarının kesin olmadığını kabul ederek uygulama yapılması, maddenin bütünü için kabul edilen prensipleri bozacak, diğer bentler ile bu bent arasında prensip ve sonuçları itibarı ile çelişkili kararların ortaya çıkmasına neden olacaktır. Bazen Müdahil ve bazen de sanık bakımından lehe veya aleyhe hukuki sonuçlar ortaya çıkacaktır.
Ayrıntılı olarak belirtilen sebepler ile CMK’nun 286/2-b bendinde adli para cezası yazılmamış olsa dahi adli para cezalarının da bu bendin kapsamında olduğunu, bir ifade eksikliği olduğu kabul edilse bile, maddenin tümünde kullanılan tabirler ve uygulanan prensiplerden, aksi halde bentler arasındaki uyum bozulacağından ve kanun koyucunun güttüğü amaçtan anılan bentte bir hukuki boşluk bulunmadığı, boşluk olduğu kabul edilse dahi kıyasen uygulama yapılabileceği, zira bu halde genel olarak konulan kurala yeni bir istisna getirilmeyip zaten getirilen bir istisna kurala kıyasen uygulama yapılmış olduğundan,
… 2016/99 sayılı karar ile hırsızlık suçundan verilen ve ilk derece mahkemesi kararını arttırmayan sonuç adli para cezasının kesin olduğu kanaati ile kararımıza sadece bu yönden muhalif kalıyorum.
…
( Muhalif Üye )
Geçiş Dönemi Uygulaması
5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 8/1 uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20 Temmuz 2016'dan önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (CMUK) 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere 305-326. maddeleri uygulanır; bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümleri geçerlidir. Aynı Kanun m. 8/1 gereğince, 20 Temmuz 2016'dan önce verilen kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez.
5320 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN m. 8Kaynağı aç
8- (1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî
Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve
Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân
edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında,
kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 322 nci maddesinin
dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326 ncı
maddeleri uygulanır. (Ek cümle: 1/7/2016-6723/33 md.) Bu
kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez. (Ek cümle:
6/12/2006-5560/29 md.) Yargıtay ceza daireleri ile Ceza Genel Kurulu
kararlarındaki yazıma ilişkin maddi hataların düzeltilmesi için Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı, ilgili ceza dairesi veya Ceza Genel Kuruluna
başvurabilir.[2]
(2) (İptal:
Anayasa Mahkemesinin 5/4/2007 tarihli ve E.: 2005/127, K.: 2007/42 sayılı
Kararı ile.)
(3)
Ceza Muhakemesi Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce Yargıtay'ca incelenip
kesinleşen hükümler hakkında, başvuru süresi dolmamış olması kaydıyla karar
düzeltme yoluna gidilebilir.
Şahsî dava
Sık Sorulan Sorular
İstinaf başvurusu için süre ne zaman başlar?
CMK m. 273/1 uyarınca istinaf istemi, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde yapılmalıdır. Ağır ceza mahkemelerindeki Cumhuriyet savcıları için süre, kararın o yer Cumhuriyet başsavcılığına geliş tarihinden işlemeye başlar.
İstinaf başvurusu nereye yapılır?
Başvuru, hükmü veren ilk derece mahkemesine yapılır. Yanılgıyla başka bir mahkemeye yapılan başvuru hak kaybına neden olmaz; o mahkeme başvuruyu hükmü veren mahkemeye iletmek zorundadır.
Sanık istinaf dilekçesinde neden göstermek zorunda mıdır?
CMK m. 273/4 gereğince sanık, katılan ve katılan sıfatını alabilecek biçimde suçtan zarar görenin dilekçe veya beyanında başvuru nedenlerini göstermemesi inceleme yapılmasına engel değildir. Cumhuriyet savcısı ise başvuru nedenlerini gerekçeleriyle birlikte yazılı olarak açıkça belirtmek zorundadır.
Hangi hükümler için istinaf yolu kapalıdır?
CMK m. 272/3 kapsamında; hapis cezasından çevrilenler hariç belirli tutara kadar adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri, üst sınırı beş yüz günü geçmeyen adli para cezasını gerektiren suçlarda verilen beraat hükümleri ve kanunlarda kesin olduğu yazılı hükümler için istinaf yoluna başvurulamaz. Bu kararlar tekerrüre esas olmaz. Adli para cezasına ilişkin güncel tutarın belirlenmesi için mevzuatın son halinin incelenmesi gerekir.
On beş yıl ve üzeri cezalarda istinaf başvurusu zorunlu mu?
Hayır, başvuru gerekmez. On beş yıl ve daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümler CMK m. 272/1 uyarınca bölge adliye mahkemesince kendiliğinden, yani re'sen incelenir.
İstinaf aşamasında yeni delil sunulabilir mi?
Evet, istinaf incelemesinde taraflar dosyaya yeni delil getirebilir. Temyiz aşamasında ise yalnızca hukuka uygunluk denetimi yapıldığından bu mümkün değildir.
Yalnızca sanık lehine istinaf yapılmışsa ceza ağırlaştırılabilir mi?
Hayır. İstinaf yoluna yalnızca sanık lehine başvurulmuşsa yeni hüküm, önceki hükümde belirlenen cezadan daha ağır olamaz.
İstinaf kararından sonra temyiz yoluna gidilebilir mi?
Bölge adliye mahkemesinin bozma dışındaki kararları kural olarak temyize taşınabilir (CMK m. 286/1). Ancak CMK m. 286/2'de sayılan birçok karar türü için temyiz yolu kapalıdır; beş yıl veya daha az hapis cezasına ilişkin esastan ret kararları, adli para cezasını gerektiren suçlardaki tüm bölge adliye mahkemesi kararları ve on yıl veya daha az hapis ya da adli para cezası gerektiren suçlardaki beraat kararlarının esastan reddi bu kapsamdadır. CMK m. 286/3 ise belirli suçlar bakımından bu yasaklara rağmen temyiz yolunu açık tutmaktadır.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

