25 Aralık 2025’te yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanunla TCK m.125 kapsamındaki hakaret, CMK m.253/3 uyarınca uzlaştırma dışında bırakılmıştır. Tehdit suçlarının uzlaştırma durumu ve 25 Aralık 2025’te uzlaşması tamamlanmış dosyaların geçiş hükmü ayrıca değerlendirilir; ceza soruşturmasındaki sonuç aile mahkemesinin kendi delil değerlendirmesini ortadan kaldırmaz.
7571 sayılı Kanun, Madde 16Kaynağı aç
MADDE 1- 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 134 üncü maddesinin ikinci fıkrasına birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle ve dördüncü fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiştir. “Belirtilen kişiler dışında kalan kişilerce ihalenin feshinin talep edilmesi halinde mahkemece ihalenin feshi talebi dosya üzerinden ve kesin olarak reddedilir.” “Teminatın veya üçüncü fıkra uyarınca yatırılması gereken harcın yatırılmaması veya eksik yatırılması suretiyle ihalenin feshinin talep edilmesi hâlinde mahkeme tebliğ edeceği muhtırada, iki haftalık kesin süre içinde teminatın veya harcın ikmal edilmesini, aksi hâlde ihalenin feshi talebinin dosya üzerinden kesin olarak reddedileceğini bildirir. Mahkeme, süresi içinde teminat veya harç ikmal edilmediği takdirde derhal ihalenin feshi talebini reddeder.”
MADDE 2- 2004 sayılı Kanunun 278 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “
MADDE 278- Alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğinde olan haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir. Aşağıdaki tasarruflar bağışlama sayılır: a) Gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eşi ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık, ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar. b) Aksi ispatlanmadıkça, sözleşmenin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyatla kabul ettiği sözleşmeler. c) Uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi yararına ömür boyu gelir sözleşmesi ya da intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler yahut ölünceye kadar bakma sözleşmeleri.”
MADDE 3- 2004 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “363 ve 364 üncü maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında şikâyet başvurusunun yapıldığı veya davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır.”
MADDE 4- 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 59 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Bu durum ve yargılama aşamalarında verilen nihai kararlar avukatın kayıtlı olduğu baroya bildirilir.”
MADDE 5- 1136 sayılı Kanunun 134 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Disiplin cezalarının uygulanacağı haller:
MADDE 134- Avukatlara; avukatlık onur ve unvanına, savunma hakkının kutsallığının gerektirdiği saygı ve güvene veya özen ve doğruluk yükümlülüklerine uymayan hâl ve hareketlerinin tespit edilmesi üzerine, ihlalin niteliğine ve eylemin ağırlık derecesine göre bu Kanunda yazılı disiplin cezalarından biri verilir.”
MADDE 6- 1136 sayılı Kanunun 135 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Disiplin cezaları:
MADDE 135- Avukatlar hakkında uygulanacak disiplin cezaları uyarma, kınama, para cezası, işten çıkarma ve meslekten çıkarmadır. 1. Uyarma; avukata mesleğinde, görevinde veya davranışında daha dikkatli davranması gerektiğinin yazılı olarak bildirilmesidir. Aşağıdaki hâllerde uyarma cezası verilir: a) Mesleki çalışmalarında hukukla ve kanunlarla ilgisiz açıklamalarda bulunmak. b) Bürosunu mesleğin bağımsızlığına ve görevin vakarına uygun biçimde bulundurmamak. c) Yargı görevini yapanlar ile ilişkilerinde meslek onur ve vakarına aykırı davranmak. d) Adliye yazı işleri müdürlükleri ile icra dairelerinde veya diğer mercilerdeki görevlilerle olan ilişkilerinde meslek onur ve vakarına aykırı davranmak. e) Meslektaşlarıyla ilişkilerinde meslek dayanışmasına ve onuruna uymayan davranışlarda bulunmak. f) Meslektaşlarının mesleki tutum ve davranışlarına ilişkin eleştirilerini kamuoyuyla paylaşmak veya herhangi bir meslektaşı hakkında küçük düşürücü nitelikte ifadelerde bulunmak. g) İddia ve savunmanın hukuki çerçevesinin dışına çıkarak, anlaşmazlığın tarafı olduğu intibaını uyandıracak şekilde davranmak. h) Bulunduğu başkaca mevki ve imkânlarla mesleki çalışmalarında avantaj sağlamaya çalışmak veya mesleki çalışması dışında kişisel anlaşmazlıklarda avukatlık sıfatının getirdiği imkânlardan yararlanmaya çalışmak. ı) Stajyerin çalışma şeklini ve süresini zorunlu staj eğitim programına uygun şekilde belirlememek, stajyerin iyi yetişmesi için gerekli dikkat, özen ve ilgiyi göstermemek. j) Avukatlık bürosunda ücret karşılığı çalışan avukatlara karşı eşitlik ilkesine veya avukatlık mesleğinin gerektirdiği saygı ve güvene aykırı davranmak ya da avukatın bağımsızlığını gözetmemek yahut avukatın iş tanımını ve ücretini mesleğin itibarına ve işin niteliğine göre belirlememek. k) İşin kabul edilmesinden önce, aynı işle ilgili olarak daha önce vekâlet verilen avukata bilgi vermemek. l) Dosya tutmamak veya dosya saklama yükümlülüğünü ihlal etmek. m) Ücretsiz iş alınması hâlinde bu durumu baro yönetim kuruluna bildirmemek. n) Haklı sebep olmaksızın meslek kuruluşu tarafından verilen görevleri kabul etmemek. o) Mazeretsiz olarak duruşmaya katılmamak. p) Avukatla temsil edilen karşı taraf ile avukatı bulunmaksızın görüşmek veya avukatla temsil edilmeyen karşı tarafla görüşmesi halinde müvekkilini bilgilendirmemek. r) Yapılan tahsilatı makul süre içinde icra dosyasına bildirmemek. s) Gerekmediği halde ilama bağlı alacağı birden çok kaleme ayırarak icra takibinde bulunmak. t) Büro ve konut adresini veya adres değişikliklerini barosuna bildirmemek. u) Meslektaşının dilekçesini rızası dışında aynen kopyalamak suretiyle kullanmak. v) Duruşmalara Türkiye Barolar Birliği tarafından belirlenmiş cübbeyle çıkmamak veya ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla uzaktan yapılan duruşmalara yargılamanın saygınlığına ve mesleğin onuruna uygun olmayan ortamda katılmak. y) Nitelik ve ağırlığı itibarıyla yukarıda belirtilen eylemlere benzer eylemlerde bulunmak. 2. Kınama; avukata mesleğinde, görevinde veya davranışında kusurlu sayıldığının yazılı olarak bildirilmesidir. Aşağıdaki hâllerde kınama cezası verilir: a) Reklam yasağını ihlal etmek. b) Avukatlık görevi veya Türkiye Barolar Birliği ya da baro organlarındaki görevleri dolayısıyla öğrendiği hususları açığa vurmak. c) Kendisinin ve mesleğin itibarını veya toplumun mesleğe güvenini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak. d) Bürosunu avukatlık mesleğiyle bağdaşmayan iş ve amaçlara tahsis etmek. e) Avukatlıkla birleşmeyen veya mesleğin onuruyla bağdaşması mümkün olmayan işlerle uğraşmak. f) İşin reddi zorunluluğunu veya işi sonuna kadar takip etme yükümlülüğünü ihlal etmek. g) Zorunlu müdafilik veya adli yardım kapsamındaki görevlerini yerine getirmemek ya da gereken dikkat ve özeni göstermemek. h) Görevi kötüye kullanma suçundan mahkûm olmak. ı) Kamu kurum ve kuruluşlarındaki görevlerinden ayrılmalarından itibaren iki yıl geçmeden ayrıldıkları kurum ve kuruluş aleyhine dava almak veya takipte bulunmak. j) Çekişmeli hakları edinme yasağına aykırı davranmak. k) Baro levhasına yazılı olduğu yer dışında sürekli olarak avukatlık yapmak. l) Kanunun tanıdığı bir hakkın kullanımını bertaraf edecek şekilde davanın veya işin safhaları hakkında müvekkiline bilgi vermemek. m) Takip ettiği işlerde özen yükümlülüğünü ihlal ederek hak kaybına sebebiyet vermek. n) Kanunla belirlenen azami ücretin üzerinde veya avukatlık asgari ücret tarifesinin altında ücret belirlemek veya tahsil etmek ya da iş temin etmek amacıyla yargılama veya icra giderlerini üstlenmek. o) Müvekkili tarafından verilen veya onun namına aldığı malları, parayı veya diğer her türlü kıymetleri, hapis hakkı sınırlarını aşacak şekilde müvekkiline vermemek. p) Haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçtiği iş için ücret istemek veya peşin aldığı ücreti iade etmemek. r) Üstlendiği işle ilgili masraf aldığı halde dava açmamak veya icra takibi başlatmamak ya da dava açmadığı veya icra takibi başlatmadığı halde aldığı masrafı iade etmemek. s) Mesleğiyle ilgili bir işten dolayı ısrarlı bir şekilde çevrim içi mecralar dâhil olmak üzere kişilerle yazılı, sözlü veya görsel iletişim kurmak veya kurmaya çalışmak. t) Avukata ait hak ve yetkileri veya avukatlık kimliğini hukuka aykırı olarak başkalarına kullandırmak. u) 5 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen suçlardan hakkında düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilenler bakımından kendisinin veya mesleğin itibarını veya toplumun mesleğe güvenini zedeleyeceği disiplin kovuşturması sonucu tespit edilmiş olmak. v) Nitelik ve ağırlığı itibarıyla yukarıda belirtilen eylemlere benzer eylemlerde bulunmak. 3. Para cezası; yirmibin Türk Lirası ila ikiyüzbin Türk Lirası arasında belirlenecek bir paranın disiplin soruşturmasını yürüten baroya ödenmesidir. Bu cezalar her yıl, bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılarak uygulanır. Aşağıdaki hâllerde para cezası verilir: a) Görevini savsaklayarak veya kötüye kullanarak müvekkilinin zararına kendisine veya başkasına menfaat sağlamak. b) Şube açmak veya birden fazla büro edinmek ya da şube açmış yahut birden fazla büro edinmiş gibi mesleki faaliyette bulunmak. c) Yabancı avukatlık ortaklıklarıyla ilgili bu Kanunda yer alan sınırlamalara uymamak. d) Kanunda yasaklanmış derecedeki yakınlarından olan hâkim veya Cumhuriyet savcısının baktığı dava ve işlerde avukatlık yapmak. e) 48 inci maddede düzenlenen suçtan dolayı hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olmak. f) Meslektaşına fiili saldırıda bulunmak. g) Nitelik ve ağırlığı itibarıyla yukarıda belirtilen eylemlere benzer eylemlerde bulunmak. 4. İşten çıkarma; avukatın veya avukatlık ortaklığının üç aydan az ve iki yıldan fazla olmamak üzere meslekî faaliyetten yasaklanmasıdır. Aşağıdaki hâllerde işten çıkarma cezası verilir: a) 5 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen suçlardan dolayı hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olmak. b) 48 inci maddede düzenlenen suçtan mahkûm olmak. c) Hâkim, Cumhuriyet savcısı, hakem, arabulucu, uzlaştırmacı, bilirkişi veya başkaca bir resmî sıfatla görev yaptığı bir işte avukatlık yapmak. d) 155 inci maddede belirtilen yasağa aykırı davranmak. 5. Meslekten çıkarma; avukatlık ruhsatnamesinin geri alınarak avukatın adının baro levhasından silinmesi ve avukatlık unvanının kaldırılmasıdır. Bu ceza, avukatlık ortaklığı bakımından baro avukatlık ortaklığı sicilinden silinmesidir. Aşağıdaki hâllerde meslekten çıkarma cezası verilir: a) 5 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen suçlardan veya 56 ncı maddede düzenlenen suçtan mahkûm olmak.”
MADDE 7- 1136 sayılı Kanunun 136 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “
MADDE 136- Hakkında herhangi bir disiplin cezası verilen avukatın, bu cezanın kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde disiplin cezası gerektiren yeni bir fiil işlemesi halinde, bu fiil için Kanunda öngörülen disiplin cezasının bir derece ağır olanı uygulanır. Ancak ilk defa verilen uyarma cezasının kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde işten çıkarma cezası gerektiren bir fiilin işlenmesi halinde meslekten çıkarma cezası yerine işten çıkarma cezasının üst haddi uygulanır. Bir defa işten çıkarma cezası alan avukat, bu cezanın kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde en az kınama cezasını gerektiren bir fiil işlerse meslekten çıkarılır. Meslekten çıkarma cezasını gerektiren haller hariç olmak üzere, ilk defa disiplin cezası verilmesini gerektiren bir fiil işleyen avukata, verilecek disiplin cezasından bir derece hafif olanı uygulanabilir. Hakkında verilen bir disiplin cezasının kesinleşmesinden itibaren beş yıl geçenler bakımından da bu hüküm geçerlidir.”
MADDE 8- 1136 sayılı Kanunun 155 inci maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 9- 1136 sayılı Kanunun 159 uncu maddesinin üçüncü fıkrasına aşağıdaki cümle ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “Disiplin Kurulu tarafından kovuşturma sonucunun beklenmesine karar verilmesi halinde, kesinleşen mahkeme kararının ilgili baroya bildirilmesinden itibaren bir yıl geçmekle ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar.” “Disiplin soruşturması veya kovuşturması sonucu tesis edilen idari işleme karşı dava açılması halinde zamanaşımı süresi kesilir. Mahkemenin idari işlemin iptaline ilişkin kararının ilgili baro veya Türkiye Barolar Birliğine bildirilmesinden itibaren mahkeme kararı uyarınca en geç iki yıl içinde yeniden yapılacak soruşturma veya kovuşturma sonucuna göre karar verilir. Mahkeme kararının ilgili baro veya Türkiye Barolar Birliğine ulaşmasından itibaren iki yıl geçtikten sonra disiplin cezası verilemez.”
MADDE 10- 1136 sayılı Kanunun 160 ıncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Meslekten çıkarma cezasından başka bir disiplin cezası verilen avukatlar; uyarma, kınama, para ve işten çıkarma cezalarının uygulanmasından itibaren beş yıl geçtikten sonra disiplin kuruluna başvurarak bu disiplin cezalarının sicillerinden silinmesini isteyebilirler. Tekerrür uygulanarak verilen işten çıkarma cezaları bu hükmün dışındadır.”
MADDE 11- 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 53 üncü maddesinin (j) fıkrasının dördüncü ve beşinci paragrafları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “İtirazen şikayet başvuru bedelinin, itirazen şikayet başvuru dilekçesinde yer verilen iddialar dikkate alınarak belirlenecek haklılık oranına karşılık gelen kısmının Kurul kararı ile başvuru sahibine iadesine karar verilir. Ancak Kurum tarafından 54 üncü maddenin onbirinci fıkrasının (c) bendi uyarınca başvurunun reddine veya eşit muamele ilkesi yönünden yapılan inceleme sonucunda 54 üncü maddenin onbirinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri uyarınca ihalenin iptaline veya düzeltici işlem belirlenmesine karar verilmesi halinde başvuru bedeli iade edilmez. Başvuru dilekçesinde aynı iddia kapsamında birden fazla hususa yer verilmesi halinde bu hususlar Kurum tarafından ayrı birer iddia olarak değerlendirilir. Kurul kararının başvuru sahibine bildirimini izleyen otuz gün içinde başvuru sahibinin Kuruma yazılı talebi üzerine, bu talep tarihini izleyen onbeş gün içinde Kurum tarafından bedel iadesi yapılır. Bu süre içinde ödeme yapılamaması halinde, sürenin bitiminden itibaren ödeme tarihine kadar geçen süre için kanuni faiz işletilir. İtirazen şikayet başvurusu üzerine alınan Kurul kararlarına karşı açılan davalar sonucunda veya 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun 10 uncu maddesi uyarınca sözleşmenin feshedilmesi hallerinde, bu fıkranın birinci paragrafının (1) numaralı bendi uyarınca tahsil edilen bedelin ilk sözleşme bedelinin tamamlanmayan oranına karşılık gelen kısmının Kurul kararı ile yükleniciye iade edilmesine karar verilir. Bedel iadesinin yapılabilmesi için yüklenicinin, fesih ve tasfiye işlemlerinin tamamlandığının kendisine bildirimini izleyen otuz gün içinde iade talebiyle idareye başvurması gerekir. Başvuruyu izleyen onbeş gün içinde idarece, ilk sözleşme bedelinin tamamlanmayan oranı dahil gerekli bilgi ve belgeler Kuruma iletilir. Bilgi ve belgelerin Kurum kayıtlarına alındığı tarihi izleyen onbeş gün içinde, Kurum tarafından bedel iadesi yapılır. Bu süre içinde ödeme yapılamaması halinde, sürenin bitiminden itibaren ödeme tarihine kadar geçen süre için kanuni faiz işletilir.”
MADDE 12- 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “nitelikli dolandırıcılık (m. 158),” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
MADDE 13- 5235 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “
GEÇİCİ MADDE 7- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte ağır ceza mahkemelerinde görülmekte olan davalarda veya istinaf ya da temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalarda nitelikli dolandırıcılık (m. 158) suçlarına bakan mahkemenin görevinin bu maddeyi ihdas eden Kanunla değiştiği gerekçesiyle görevsizlik veya bozma kararı verilemez. Bu davalara kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki göreve ilişkin kurallara göre bakılmaya devam olunur.”
MADDE 14- 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 32 nci maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Kişi hakkında ayrıca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmolunur.”
MADDE 15- 5237 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş ve altıncı fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. “Ancak, hakkında 32 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları için kurumda geçirilecek süre, ağırlaştırılmış müebbet hapis ve müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda bir yıldan, üst sınırı on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda ise altı aydan az olamaz.”
MADDE 16- 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “2. Hakaret (üçüncü fıkranın (a) bendi hariç, madde 125),”
MADDE 17- 5237 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “üç aydan bir yıla” ibaresi “dört aydan iki yıla” ve dördüncü fıkrasında yer alan “altı aydan üç yıla” ibaresi “dokuz aydan beş yıla” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 18- 5237 sayılı Kanunun 155 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(3) Suçun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması halinde yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.”
MADDE 19- 5237 sayılı Kanunun 170 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “altı aydan üç yıla” ibaresi “bir yıldan beş yıla” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya aşağıdaki cümle ile maddeye birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkra buna göre teselsül ettirilmiştir. “Suçun ses ve gaz fişeği atabilen silahla ateş etmek suretiyle işlenmesi halinde kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” “(2) Birinci fıkrada tanımlanan suçun kişilerin toplu olarak bulundukları yerlerde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”
MADDE 20- 5237 sayılı Kanunun 220 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “dört yıldan sekiz yıla” ibaresi “beş yıldan on yıla”, ikinci fıkrasında yer alan “dört yıla” ibaresi “beş yıla”, üçüncü fıkrasında yer alan “dörtte birinden yarısına kadar” ibaresi “yarısı oranında” şeklinde değiştirilmiş ve beşinci fıkrasına birinci cümlesinden önce gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir. “Örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda çocukların araç olarak kullanılması halinde, örgüt yöneticilerine yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısından bir katına kadar artırılır.”
MADDE 21- 5237 sayılı Kanunun 223 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Ulaşım araçlarının hareketinin engellenmesi, kaçırılması veya alıkonulması
MADDE 223- (1) Hukuka aykırı bir davranışla kara ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen veya bu aracı hareket halinde iken durduran kişi, bir yıldan üç yıla kadar, bu aracı gitmekte olduğu yerden başka yere götüren kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Suçun konusunun deniz veya demiryolu ulaşım aracı olması halinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Hukuka aykırı bir davranışla hava ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen kişi, beş yıldan on yıla kadar, bu aracı gitmekte olduğu yerden başka yere götüren kişi, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi amacıyla veya sırasında başka bir suçun işlenmesi halinde ayrıca bu suçtan dolayı ceza verilir. (5) Kanunda öngörülen şekil, şart ve usullere uygun olarak düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşleri esnasında birinci ve ikinci fıkrada belirtilen fillerin işlenmesi halinde bu fıkralardaki suç oluşmaz.”
MADDE 22- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa 128 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir. “Bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve elkoyma MADDE 128/A- (1) Türk Ceza Kanununda yer alan; a) Nitelikli hırsızlık (madde 142, fıkra iki, bent e), b) Nitelikli dolandırıcılık (madde 158, fıkra bir, bent f ve l), c) Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması (madde 245), suçlarının işlendiği hususunda makul şüphe bulunması halinde banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılan ya da yapılmaya teşebbüs edilen işlemlere konu suçta kullanılan her türlü hesabın kırksekiz saate kadar askıya alınmasına ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından karar verilebilir. (2) Askıya alma işlemi ve hesap hareketleri, ilgili malî kurum tarafından tüm bilgi ve belgelerle birlikte derhal Cumhuriyet başsavcılığına bildirilir. Askıya alma işlemi ayrıca hesap sahibine de bildirilir. Hesap sahibi, askıya alma işleminin kaldırılması için Cumhuriyet başsavcılığına başvurabilir. Cumhuriyet savcısı, başvuru hakkında yirmidört saat içinde karar verir. (3) Askıya alma işlemi tamamlanmadan suça konu menfaatin başka bir malî kuruma transfer edildiğinin tespit edilmesi halinde bu durum, askıya alma işleminin yapılabilmesi için banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından ilgili malî kuruma gecikmeksizin bildirilir. (4) Birinci fıkra uyarınca malî kurum tarafından askıya alınan veya Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine askıya alınan hesapta bulunan suça konu menfaate hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle askıya alma süresi içinde elkonulabilir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını elkoymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde elkoyma kendiliğinden kalkar. Bu madde hükümlerine göre elkoyma işlemi yapılabilmesi bakımından 128 inci maddede belirtilen rapor alma şartı aranmaz. (5) Elkonulan suça konu menfaat, suçtan zarar gören mağdura ait olduğunun anlaşılması halinde soruşturma veya kovuşturma evresinde sahibine iade edilir. (6) Bu madde uyarınca askıya alma işlemine karar veren gerçek ve tüzel kişiler, hukukî bakımdan sorumlu tutulmaz. (7) Yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısından istenen bilgi veya belgenin on gün içinde fiziki veya elektronik ortamda gönderilmesi zorunludur. İstenen bilgi veya belgenin gönderilmemesi ya da eksik gönderilmesi halinde Cumhuriyet savcısı tarafından ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısına elli bin Türk Lirasından üç yüz bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.”
MADDE 23- 5271 sayılı Kanunun 250 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendinde yer alan “(madde 170)” ibaresi “(madde 170, birinci ve üçüncü fıkra)” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 24- 5271 sayılı Kanunun 253 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (7) numaralı alt bendinde yer alan “(madde 155)” ibaresi “(üçüncü fıkra hariç, madde 155)” şeklinde, üçüncü fıkrasında yer alan “(125 inci maddenin ikinci fıkrası),” ibaresi “(madde 125)” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiştir. “Ancak önödeme kapsamına giren bir suç ile uzlaştırma kapsamına giren bir suçun birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde uzlaştırma kapsamındaki suç bakımından uzlaşma hükümleri uygulanır.”
MADDE 25- 5271 sayılı Kanunun 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde” ibaresi “maddede” şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 26- 5271 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “
GEÇİCİ MADDE 8- (1) Soruşturma veya kovuşturma evresinde olup da bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla uzlaşmanın sağlanmış olduğu dosyalar bakımından bu maddeyi ihdas eden Kanunla 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ve 5237 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan değişiklik uygulanmaz. Bu dosyalar, 253 üncü maddenin üçüncü fıkrasının değişiklikten önceki hükümlerine göre sonuçlandırılır.”
MADDE 27- 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun geçici 10 uncu maddesinin altıncı fıkrasına “Türk Ceza Kanununun” ibaresinden sonra gelmek üzere “kasten öldürme suçları (82 nci maddenin birinci fıkrasının (d), (e) ve (f) bentleri), deprem nedeniyle bina veya diğer yapıların yıkılması, çökmesi ya da hasar alması sonucu meydana gelen öldürme suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (102 nci ve 103 üncü maddeler ile 104 üncü maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları),” ibaresi eklenmiş, fıkrada yer alan “tarihi itibarıyla” ibaresi “tarihi ve öncesinde işlenmiş suçlar nedeniyle” ve “tarihinde geçici 9 uncu maddenin altıncı fıkrası kapsamında açık ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüler,” ibaresi “tarihi ve öncesinde işlenmiş suçlar nedeniyle açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler,” şeklinde değiştirilmiş, yedinci ve sekizinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.
MADDE 28- 7/6/2005 tarihli ve 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 62 nci maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “Bu Kanuna tabi esnaf ve sanatkârlarca üretilen mal ve hizmetlerin fiyat tarifeleri, bağlı bulundukları odalarca hazırlanır ve odanın mensubu olduğu birlik yönetim kurulu tarafından fiyat tarifesinin sunulmasından sonra otuz gün içinde onaylanır veya reddedilir. Bakanlığın görüşüne tabi fiyat tarifelerinde otuz günlük süre Bakanlığa görüş talebinin iletildiği gün durur ve görüşün birliğe iletildiği günden itibaren devam eder. Onaylanan fiyat tarifesi mülki idare amirliği, belediye ve ilgili odaya yedi gün içerisinde bildirilir ve itiraz edilmezse on beş gün sonra yürürlüğe girer. Fiyat tarifeleri, uygulanacak azami hadleri gösterir. Belediyeler veya o yerin en büyük mülki idare amiri tarafından itiraz edilen ya da Bakanlığın görüşüne tabi olan fiyat tarifelerinde Bakanlığın olumsuz görüş verdiği fiyat tarifeleri on beş gün içerisinde uzlaşma komisyonunca değerlendirilerek nihai karar verilir. Uzlaşma komisyonu o yerin mülki idare amirinin ya da görevlendireceği yardımcısının başkanlığında, ticaret il müdürlüğü, defterdarlık, belediye, ticaret ve sanayi veya ticaret odası ile esnaf ve sanatkârlar odaları birliği temsilcilerinden oluşur. Komisyon kararları salt çoğunlukla alınır. Komisyon değerlendirmesini mevcut maliyetler ve ortalama kar marjları ile Orta Vadeli Programda yer alan enflasyon hedeflerini de dikkate alarak yapar. Talep edilen tarife, komisyonun nihai kararından sonra yürürlüğe girer.” “Bakanlığın görüşüne tabi olacak fiyat tarifeleri ile komisyonun değerlendirme sürecine ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından yönetmelikle belirlenir.”
MADDE 29- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “
GEÇİCİ MADDE 111- Bu Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi kapsamında 1/1/2016 tarihinden önceye ait olup ödenmemiş genel sağlık sigortası primleri ile gecikme cezası ve gecikme zammı gibi ferî alacaklarının tamamının tahsilinden vazgeçilir. Bu maddenin yayımlandığı tarihe kadar söz konusu süreler için ödenmiş olan primler iade ve mahsup edilmez.”
MADDE 30- 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 50 nci maddesine yedinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiş, maddenin mevcut sekizinci fıkrası buna göre teselsül ettirilmiş ve aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “(8) İşletmeci; a) İlgili kanunlarında resmi kimlik belgesi hükmünde olsa bile, elektronik kimlik doğrulama kabiliyetini haiz olmayan kimlik belgeleriyle abonelik kaydı yapamaz. b) Abonelik kaydı için kişinin kimliğini, kimlik belgesi ve yüz veya parmak izi özetine ilişkin biyometrik veriler ya da kimliği doğrulayıcı şifre vasıtasıyla teyit eder. c) Abonelik kaydı yapılan kişinin elektronik kimlik doğrulama kabiliyetini haiz belgeye sahip olmadığını teyit etmesi halinde, kayıt işlemini aşağıdaki usullere göre yapar. 1) Abonelik kaydı yapılan yabancı kişinin kimliği, yüz veya parmak izine ilişkin biyometrik verileriyle Göç İdaresi Başkanlığı üzerinden Kurum vasıtasıyla teyit edilir. Bu teyidin uzaktan yapılması halinde abonelik kaydı yapılan kişinin resmi makam sunucularına erişimini sağlayan mobil elektronik haberleşme işletmecisi, abonelik kaydı yapılan kişinin konum verisini Kurum vasıtasıyla Göç İdaresi Başkanlığına iletir. Ancak, Ülkemizde görevli diplomasi ve konsolosluk memurları ile aileleri ve uluslararası kuruluşların Ülkemizdeki temsilciliklerinde çalışan ve statüleri anlaşmalarla belirlenmiş olanlar ile bu kişilerin aileleri için yabancı misyon veya temsilciliğinin mensubu olduğunun Dışişleri Bakanlığınca teyit edilmesi halinde bu alt bentteki şartlar aranmaksızın abonelik kaydı yapılabilir. 2) Geçici kimlik belgesi bulunan vatandaşların yüz veya parmak izi özetine ilişkin biyometrik verileri alınır. (9) İşletmeci, üç ayda bir tüm abonelerin ölüm veya tüzel kişiliğin sona ermesi gibi hallerle aktifliğinin sona erip ermediğini ilgili resmi makamlardan teyit eder. Teyit edemediği abonelere ait hatların elektronik haberleşme şebekesiyle bağlantısını keser. (10) İşletmeci, gerçek veya tüzel bir kişi adına açılabilecek hat sayısına ilişkin Kurum tarafından belirlenen sınırdan fazla abonelik kaydı yapamaz. (11) İşletmeci, Kurum tarafından belirlenen usul ve sürelere aykırı olarak Kurum tarafından belirlenen sayıdan fazla abone numarası kullandığı tespit edilen cihazlara elektronik haberleşme hizmeti veremez. (12) Yabancı uyruklu gerçek kişilere ait mobil haberleşme hatlarına özgü numara tahsis ve kullanımına ilişkin usul ve esaslar, Kurum tarafından belirlenir.” “(13) Kurum bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları, ilgili bakanlıkların görüşünü almak suretiyle belirler.”
MADDE 31- 5809 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “halinde,” ibaresi “veya ilgili takvim yılına ilişkin net satışlarının belli olmaması hallerinde,” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya aşağıdaki cümle, yedinci fıkrasına “Bu Kanunun” ibaresinden sonra gelmek üzere “50 nci maddesinin sekizinci ve dokuzuncu fıkralarına aykırı hareket eden işletmecilere hat başına yetmişbeşbin Türk Lirası; onuncu fıkrasına aykırı hareket eden işletmecilere hat başına kırkbin Türk Lirası; onbirinci fıkrasına aykırı hareket eden işletmecilere cihaz başına ikiyüzbin Türk Lirasından beşyüzbin Türk Lirasına kadar;” ibaresi ile aşağıdaki cümle, dokuzuncu fıkrasına “bu tutarları” ibaresinden sonra gelmek üzere “tahsilat tarihinden iade edildiği tarihe kadar 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre hesaplanacak tutarla birlikte” ibaresi ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “Birinci fıkra kapsamında belirlenecek idari para cezası tutarı, bu fıkrada yer alan idari para cezasının alt sınırından az olamaz.” “Ancak, 50 nci maddenin sekizinci, dokuzuncu, onuncu ve onbirinci fıkralarının her biri için bir takvim yılı içinde verilebilecek toplam idari para cezası, bir milyon Türk Lirasından az olmamak üzere işletmecinin bir önceki takvim yılındaki net satışlarının binde yedibuçuğunu geçemez.” “(18) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Nitelikli hırsızlık (madde 142, fıkra iki, bent e), 2. Dolandırıcılık (madde 157 ve 158), 3. Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması (madde 245), suçlarında kullanıldığı tespit edilen mobil haberleşme hattının bağlantısı, yürütülen soruşturma kapsamında hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine mobil haberleşme hizmeti sunan işletmeci tarafından kesilir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan işlem, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını bağlantının kesilmesinden itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde bağlantının kesilmesi tedbiri kendiliğinden kalkar. Bu fıkra uyarınca verilen karara veya yazılı emre rağmen ilgili hattın haberleşmesinin kesilmemesi halinde Cumhuriyet savcısı tarafından işletmeciye ellibin Türk Lirasından üçyüzbin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir. (19) Yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından işletmecilerden istenen bilgi veya belgenin on gün içinde fiziki veya elektronik ortamda gönderilmesi zorunludur. İstenen bilgi veya belgenin gönderilmemesi ya da eksik gönderilmesi halinde Cumhuriyet savcısı tarafından işletmeciye ellibin Türk Lirasından üçyüzbin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir.”
MADDE 32- 5809 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “Abonelik kayıtlarının güncellenmesi
GEÇİCİ MADDE 8- (1) Mobil haberleşme hizmeti sunan işletmeciler nezdinde tutulan yabancı uyruklu gerçek kişilere ait abonelik kayıtlarının bu maddeyi ihdas eden Kanunla 50 nci maddede yapılan değişikliklere uygun hale getirilmesi amacıyla, bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde yabancı uyruklu gerçek kişiler, abonelik kayıtlarını güncellemek için ilgili işletmeciye başvurmak zorundadır. Kurum tarafından bu süre altı ay daha uzatılabilir. Başvuru üzerine ilgili işletmecilerce abonelik kayıtları, yapılan değişikliklere uygun hale getirilir. (2) Abonelik kayıtlarını güncellemek için ilgili işletmeciye başvurmayan veya kimliği teyit edilemeyen yabancı uyruklu gerçek kişilere ait mobil haberleşme hatlarının elektronik haberleşme şebekesiyle bağlantısı, birinci fıkraya göre abonelere verilen başvuru süresinin bitiminden itibaren bir ay içinde ilgili işletmeci tarafından kesilir. (3) Bu maddenin birinci fıkrası ve bu maddeyi ihdas eden Kanunla 50 nci maddeye eklenen sekizinci, dokuzuncu, onuncu, onbirinci ve onikinci fıkra hükümleri, bu maddeyi ihdas eden Kanunun yayımından itibaren altı ay sonra yürürlüğe girer. (4) Kurum, gerçek veya tüzel bir kişi adına açılabilecek hat sayısı ile aynı cihazla belirli süre içinde kullanılabilecek hat sayısını ve yabancı uyruklu kişilere özgü numara tahsisi ve kullanımına ilişkin usul ve esasları bu maddeyi ihdas eden Kanunun yayımından itibaren altı ay içinde belirler. (5) Adına Kurumun belirlediği sayıdan fazla abonelik kaydı bulunan gerçek veya tüzel kişilere, fazla olan mobil haberleşme hattını kullanıma kapatması veya devretmesi için dördüncü fıkra uyarınca Kurum tarafından yapılacak belirleme tarihinden itibaren altı ay süre tanınır. Kurum tarafından bu süre altı ay daha uzatılabilir. Bu süre içinde yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişilere ait fazla hatların elektronik haberleşme şebekesiyle bağlantısı, en eski tarihli abonelikler korunmak suretiyle ilgili işletmeci tarafından kesilir. (6) Birinci, ikinci ve beşinci fıkralarda yer alan yükümlülükleri yerine getirmeyen mobil haberleşme hizmeti sunan işletmecilere, her bir mobil hat aboneliği başına Kurum tarafından yirmibin Türk Lirası idari para cezası verilir. (7) Bu maddenin beşinci fıkrası hükümlerinin uygulanması nedeniyle mobil haberleşme hatlarının devri veya kapatılması halinde vergi, resim, harç, cezai şart, cayma bedeli ve benzeri yükümlülükler uygulanmaz. Bu fıkra hükmü aynı hat bakımından bir kez uygulanır. (8) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından belirlenir.”
MADDE 33- 20/6/2013 tarihli ve 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasına “müşteri kimliğinin” ibaresinden sonra gelmek üzere “biyometrik yöntemlerle veya elektronik kimlik doğrulama kabiliyetini haiz kimlik belgeleriyle” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 34- 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “
GEÇİCİ MADDE 37- 2025 hesap dönemi ile geçici vergi dönemleri de dahil olmak üzere 2026 ve 2027 hesap dönemlerinde (kendilerine özel hesap dönemi tayin edilenlerde 2026, 2027 ve 2028 yılında biten hesap dönemleri itibarıyla) mükerrer 298 inci madde kapsamındaki enflasyon düzeltmesine ilişkin şartların oluşup oluşmadığına bakılmaksızın mali tablolar enflasyon düzeltmesine tabi tutulmaz. Bu fıkra kapsamında belirlenen dönemleri geçici vergi dönemleri de dahil olmak üzere üç hesap dönemine kadar uzatmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir. Mükerrer 298 inci maddenin (Ç) fıkrası uygulaması açısından, birinci fıkrada enflasyon düzeltmesi yapılmayacağı belirtilen dönemler (yetki kapsamında uzatılan dönemler dahil) enflasyon düzeltmesi şartlarının gerçekleşmediği dönem olarak değerlendirilir. Bu madde hükümleri, geçici 33 üncü maddenin dördüncü fıkrası kapsamında olan mükellefler hakkında da uygulanır. Bu maddenin birinci ve ikinci fıkrası hükümleri, mükerrer 298 inci maddenin (A) fıkrasının (9) numaralı bendi kapsamında olan mükellefler bakımından geçerli değildir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilidir.”
MADDE 35- 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 733 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde ve dördüncü fıkrasında yer alan “iki yıl” ibaresi “bir yıl” şeklinde değiştirilmiştir. “8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında yapılan satışlar ile cebrî artırmayla satışlarda önalım hakkı kullanılamaz.”
MADDE 36- 4721 sayılı Kanunun 734 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Dava konusu payın rayiç bedeli hâkim tarafından gecikmeksizin belirlenir. Önalım hakkı sahibi, belirlenen rayiç bedel ile alıcıya düşen tapu giderlerini nemalandırılmak üzere hâkim tarafından belirlenen yere verilen kesin süre içinde nakden yatırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, verilen kesin süre içinde yerine getirilmezse önalım hakkı sahibi adına payın tesciline karar verilemez. Yatırılan bedel, hükmün kesinleşmesi üzerine nemalarıyla birlikte ilgilisine ödenir.”
MADDE 37- 4721 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “
GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 4721 sayılı Kanunun 733 üncü maddesinde yapılan değişiklikler, bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılmış olan satışlar bakımından uygulanmaz. Bu satışlar bakımından değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur. (2) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 4721 sayılı Kanunun 734 üncü maddesinde yapılan değişiklikler, bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalar hakkında da uygulanır.”
MADDE 38- 4/7/2001 tarihli ve 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “
GEÇİCİ MADDE 4- 4/12/2025 tarihli ve 7566 sayılı Kanunla bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 12 nci maddesinin birinci fıkrasına eklenen cümleler 1/1/2025 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere uygulanır.”
MADDE 39- Bu Kanunun; a) 11 inci maddesi 26/12/2025 tarihinde, b) Diğer maddeleri yayımı tarihinde, yürürlüğe girer.
MADDE 40- Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.
Boşanma Sürecinde Hakaret ve Tehdit Suçlarının Yasal Unsurları
Boşanma sürecinde taraflar arasında yaşanan gerginlikler hakaret ve tehdit suçlarının oluşmasına sebebiyet verebilmektedir. Hakaret suçunun vücut bulması için kişiye somut bir fiil veya olgu isnat edilmesi ya da sövme niteliğinde insan onuruyla bağdaşmayacak derecede ağır ifadeler kullanılması gerekir. Bu beyanların mağdurun toplum içindeki saygınlığını zedelemeye elverişli bulunması ve failin bu neticeyi bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi zorunludur.
Tehdit suçunun yasal unsurlarının oluşması için sarf edilen sözlerin makul bir kişide ciddi korku ve endişe uyandırmaya elverişli olması ve failin bu korkuyu yaratma kastıyla hareket etmesi gerekir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106. maddesi uyarınca bir başkasını kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden fail hakkında altı aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Malvarlığına yönelik büyük bir zarar verme veya sair bir kötülük etme tehdidinde ise şikâyet üzerine altı aya kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur. Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2019/7943 Esas ve 2020/454 Karar sayılı ilamında vurgulandığı üzere, tehdidin ileride gerçekleştirilmesi muhtemel bir kötülüğe yönelmesi şart olup, somut olayda gerçekleşmiş bir eylemden sonra söylenen sözler tehdit suçunun unsurlarını oluşturmaz.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2019/7943, K. 2020/454Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Tehdit suçundan suça sürüklenen çocuk …'nın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/1-1. cümle, 31/3 ve 62. maddeleri gereğince 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair, Demre Asliye Ceza Mahkemesi'nin 14/11/2018 tarihli ve 2018/94 esas, 2018/422 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin, mercii Elmalı Ağır Ceza Mahkemesi'nin 09/01/2019 tarihli ve 2019/39 değişik iş sayılı kararının, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 18/09/2019 gün ve 94660652-105-07-5361-2019-Kyb sayılı istemleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 01/10/2019 gün ve 2019/93117 sayılı bozma düşüncesini içeren ihbarnamesiyle Daire'ye gönderilmiş olduğu görülmekle, dosya incelendi:
Kanun yararına bozma isteyen ihbarnamede;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 10/04/2018 tarihli ve 2014/15-487 esas, 2018/151 sayılı kararında belirtildiği üzere, temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği nazara alınarak yapılan incelemede, suça sürüklenen çocuğun annesi olan … tarafından katılanın üzerine araç sürüldükten sonra, aynı araçta bulunan suça sürüklenen çocuğun sarf ettiği anlaşılan, "anne bilerek sürdün biliyorum…keşke ayağını ezseydin, bence üzerine sürdüğümüzü fark etti, bence anladı anne ya" şeklindeki cümlelerin somut olaya göre eylem gerçekleştikten sonra söylenmiş olduğu ve müsnet tehdit suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, itirazın bu yönden kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunduğu anlaşılmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:
Tehdit suçundan suça sürüklenen çocuk …'nın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/1-1. cümle, 31/3 ve 62. maddeleri gereğince 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair, Demre Asliye Ceza Mahkemesi'nin 14/11/2018 tarihli ve 2018/94 esas, 2018/422 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin, mercii Elmalı Ağır Ceza Mahkemesi'nin 09/01/2019 tarihli ve 2019/39 değişik iş sayılı kararının, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 10/04/2018 tarihli ve 2014/15-487 esas, 2018/151 sayılı kararında belirtildiği üzere, temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği nazara alınarak yapılan incelemede, suça sürüklenen çocuğun annesi olan Gönül Sarıca tarafından katılanın üzerine araç sürüldükten
sonra, aynı araçta bulunan suça sürüklenen çocuğun sarf ettiği anlaşılan, "anne bilerek sürdün biliyorum…keşke ayağını ezseydin, bence üzerine sürdüğümüzü fark etti, bence anladı anne ya" şeklindeki cümlelerin somut olaya göre eylem gerçekleştikten sonra söylenmiş olduğu ve müsnet tehdit suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, itirazın bu yönden kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçeleriyle kanun yararına bozmaya konu edildiği anlaşılmıştır.
II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
Tehdit suçunun yasal unsurlarının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
III- Hukuksal Değerlendirme:
1-Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK'nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19/12/2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkrayla büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanunun 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun'un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tâbi kılınmıştır.
Başlangıçta yalnızca yetişkin sanıklar yönünden ve şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak hükmolunan, bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması 5728 sayılı Kanun'un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa'nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin tüm suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, maddenin altıncı fıkrasına, 25/07/2010 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6008 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle "sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez." cümlesi eklenmiş, yine maddenin sekizinci fıkrasına birinci cümlesinden sonra gelmek üzere, 28/06/2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 6545 sayılı Kanun'un 72. maddesiyle "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez" cümlesi eklenmiştir.
5560, 5728, 5739, 6008 ve 6545 sayılı Kanunlarla 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
1) Suça ilişkin olarak;
a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,
b- Suçun Anayasa'nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,
2) Sanığa ilişkin olarak;
a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
b-Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
c-Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
d-Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,
e-Sanık hakkında daha önce hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar verilmemiş olması,
Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların varlığı halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve onsekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulacaktır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağına ilişkin bir değerlendirme yapılması için, yargılamanın herhangi bir sujesinin talepte bulunması şart değildir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartlarının varlığı hâlinde, 6008 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce resen, bu değişiklikten sonra ise sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması hâlinde mahkemece diğer kişiselleştirme hükümleri olan seçenek yaptırımlara çevirme ve ertelemeden önce değerlendirilmesi gerekmektedir.
CMK’nın 231. maddesinin 12. fıkrasına göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz yoluna başvurulabilecektir.
Olağan kanun yollarından olan itiraz, CMK’nın 267 ila 271. maddeleri, arasında düzenlenmiş olup "İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267. maddesinde; "Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir" şeklindeki düzenlemeye göre, kural olarak sadece hakim kararlarına karşı gidilebilecek olan itiraz yoluna, kanunlarda açıkça gösterilmiş olunması kaydıyla mahkeme kararlarına karşı da başvurulması mümkündür.
CMK’nın 270 ve 271. maddelerine göre, itiraz incelemesi kural olarak duruşmasız ve dosya üzerinden yapılacak, merci gerekli görürse Cumhuriyet savcısı, müdafii veya vekili de dinleyebilecektir. Bunun yanında merci, yazı ile cevap verebilmesi için itiraz istemini Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilecek, kendisi de inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılması konusunda emir de verebilecektir.
CMK’nın itirazla ilgili yukarıda yer verilen maddelerinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik itirazın yalnızca şekil yönünden inceleneceği, esasın inceleme dışı bırakılacağına dair bir düzenleme bulunmamaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 22/01/2013 tarihli ve 2012/10-534 esas, 2013/15 sayılı kararında; “İtiraz mercii, o yer Cumhuriyet savcısının suç vasfına yönelik aleyhe başvurusu üzerine incelemesini sadece şekli olarak değil, hem maddi olay hem de hukuki yönden yapmalı, gerekli gördüğünde cevap vermesi için itirazı sanık müdafiine tebliğ etmeli ve Cumhuriyet savcısı ile sanık müdafiini dinlemeli, yine ihtiyaç duyduğu konular varsa gerekli araştırma ve incelemeyi yapmalı ya da bunların yapılmasını sağlamalı ve bunun sonucunda da TCK'nın 191/2. maddesi gereğince verilen tedavi ve denetimli serbestlik kararının isabetli olup olmadığına karar vermelidir.” şeklindeki gerekçesiyle, itirazın hem maddi hem hukuki yönden ele alınması ve her yönden hukuka uygunluğunun denetlenmesi gerektiğine karar vermiştir.
2-Türkiye Cumhuriyet Anayasası'nın 20. ve 22. maddelerinde, kişilerin özel yaşamlarının ve haberleşmenin gizliliği ilkeleri güvence altına alınmış, 38/6. maddesinde, kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği ifade edilmiş, öte yandan uluslararası metinlerden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde özel yaşamın gizliliği korunmuş, 6. maddesinde de adil yargılanma hakkı düzenlenmiştir. Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarında, özel yaşamın gizliliği ilkesine aykırı olarak elde edilen hukuka aykırı delillerin anılan Sözleşme hükümlerine aykırılık teşkil edeceği kabul edilmiştir, (bkz. 6. madde yönünden 12.7.1988 tarihli Shenk-İsviçre kararı, prg. 30-48; Dr…., Adil Yargılanma Hakkı, 3.B. 2008, s. 291; 8.madde yönünden 26.4.1985 tarihli Malone-İngiltere ve 24.4.1990 tarihli Fransa-Kruslin/ Huoin kararı vd., Prof.Dr.Durmuş Tezcan-M.R.Erdem-O.Sancaktar, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu 2004, s. 384 İç hukukumuzdaki düzenlemeye gelince, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 206/2-a ve 217/2. maddelerinde, yasa ve hukuka aykırı delillerin hükme esas alınamayacağı açıklanmıştır.
Öte yandan, önceden yürürlükte bulunan ve ceza yargılamasını düzenleyen 1412 sayılı CMUK'nın 18.11.1992 tarihli ve 3842 sayılı Kanun ile değişik 254/2. maddesinde de, "soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri delillerin hükme esas alınamayacağı” belirtilmiştir. Anılan Kanun döneminde özel kişilerin elde ettiği deliller hakkında Anayasa Mahkemesinin 22.6.2001 tarihli ve 1999/2 esas, SPK 2001/2 sayılı kararında ise şu saptamalar yapılmıştır: " CMUK'nın 254/2. maddesinde yasaklanan deliller hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerdir. Hukuka aykırılıktan kasıt ise, tüm pozitif hukuk kuralları ile birlikte hukukun kabul edilmiş evrensel ilkelerine aykırılıktır. Bu anlamıyla yasadışılıktan daha geniş bir içeriğe sahiptir. Anayasal haklara ağır bir müdahale söz konusu ise, özel kişiler tarafından hukuka aykırı bir şekilde elde edilen delillerin de delil yasakları kapsamına girmesi gerekir. Çünkü delil yasaklarının asıl amacı, temel insan hak ve özgürlüklerini korumaktır. Buna aksi bir görüşü savunmak, özel kişilere bireylerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal etme imkanı verir ki, bu bir hukuk devletinde kabul edilemez. İnsan hakları çiğnenerek elde edilen delillerin mahkemeler tarafından dikkate alınması CMUK 254/2 hükmü nedeniyle mümkün değildir.
Özel konuşmaları kaydedilen kişilerin en temel hakları ihlal edilmiştir. Çünkü Anayasanın 20. maddesinde özel hayatın gizliliğine dokunulamaz, 22. maddesinde ise haberleşmenin gizliliği esastır kuralı yer almaktadır. Bu yol bir kez açılacak olursa, hukuk devletinin temel kurallarından birisi olan ve varlığını Anayasanın 2. maddesindeki ‘hukuk devleti ilkesinden alan delil yasaklarına ilişkin kanun maddesi tüm etkisini yitirecektir. Usul hukukumuzdaki ilkelerden olan "dürüst işlem ilkesi" de bu şekilde elde edilen bir delilin kullanılmasına olanak vermez. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil/dürüst yargılanma hakkı, kişilerin hukuk devletinin kuralları çerçevesinde yargılanmalarını öngörür. Bu kurala aykırılık, işlemin adil olmasını ve dürüst işlem ilkesini ihlal edecektir.”
Açıklanan kanuni düzenlemeler ve yargısal içtihatlar karşısında, kişilerin yalnızca hukuka ve yöntemine uygun biçimde kaydedilen ses ve görüntü kayıtlarının delil niteliği bulunmaktadır. Buna karşın bir kişinin yaptığı görüşmenin gizlice kaydedilmesi hukuka aykırı olduğundan, delil olarak değerlendirilmesi olanaklı değildir. Ancak Dairemizce benimsenen YCGK'nın 21.05.2013 tarih ve 2012/5 esas 2013/248 sayılı kararında da belirtildiği üzere, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinin hukuka uygun olduğunun kabulü zorunludur. Aksi takdirde kanıtların kaybolması ve bir daha elde edilememesi söz konusudur.
3-TCK'nın 106. maddesi, "Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. " biçimindedir.
İncelenen dosyada;
Suça sürüklenen çocuk …'nın, annesi …'nın sevk ve idaresinde bulunan araçla seyir halinde iken, katılan …'nun duyacağı şekilde, annesine "..arabayı üstüne sür, keşke ayağını ezseydin.." şeklinde sözlerle tehditte bulunduğu iddiasıyla, suça sürüklenen çocuğun, TCK'nın 106/1-1, 31/3. maddeleri kapsamında yargılanıp cezalandırılması talebiyle, 09/02/2018 tarihli iddianame ile kamu davası açıldığı, … hakkında ise yaralamaya teşebbüs suçu iddiası kapsamında, kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar verildiği, soruşturma evresinde katılan …'nin, suça sürüklenen çocukla yapmış olduğunu iddia ettiği görüşme kaydına dair bir adet Cd'yi savcılık makamına sunduğu, bahsi geçen Cd'nin 05.12.2017 tarihli kolluk tutanağı ile çözümünün yapıldığı, içeriğinde iki bayan şahsın görüşmelerinin yer aldığı, 1. Bayan olarak isimlendirilen şahsın "demin arabayı üstüme sür diye diyen sendin demi, ayağımı ezseydin keşke diyen" dediği, 2. Bayan olarak isimlendirilen şahsın da "evet bendim" şeklinde cevap verdiği, konuşmaların devam ettiği, son kısımda, görüşmeyi ses kaydına aldığını söyleyen 1. Bayana, 2. Bayanın "tamam git" dediği, kovuşturma evresinde suça sürüklenen çocuk müdafiince, ses kaydının hukuka aykırı olarak alındığının öne sürüldüğü, yargılama neticesinde Demre Asliye Ceza Mahkemesi'nin 14/11/2018 tarihli ve 2018/94 esas, 2018/422 sayılı kararıyla, suça sürüklenen çocuğun, "… annesinin sevk ve idaresindeki araçla seyir halinde iken, müştekinin duyacağı şekilde annesi …'ya '…arabayı üstüne sür, keşke ayağını ezseydin…' şeklinde cümleler sarfettiği…." gerekçesiyle sevk maddeleri uyarınca cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmedildiği, hükme esas olan deliller arasında ses kaydının da gösterildiği, suça sürüklenen çocuk müdafii ve Cumhuriyet savcısınca karara esastan itiraz edildiği, mercii Elmalı Ağır Ceza Mahkemesi'nin 09/01/2019 tarihli ve 2019/39 değişik iş sayılı kesin nitelikteki kararıyla, esastan da inceleme yapılarak itirazın reddedildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmıştır.
Dosya kapsamı, kanun yararına bozma istemi ve tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde;
Öncelikle, katılan tarafından alınan ses kaydının, hukuka uygun delil kapsamında olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Somut olayda; suça sürüklenen çocuğun annesi…'ün, iddiaya göre katılan …'nin üzerine araç sürmesinden sonra, suça sürüklenen çocuk ve annesi arasında, katılanın da duyacağı şekilde iddiaya konu görüşmenin gerçekleştiği, bu görüşmenin ardından katılanın, kendi ifade içeriğine göre, suça sürüklenen çocuk ve ailesinin evine gittiği, burada suça sürüklenen çocukla yaptığı görüşmeyi kayda aldığı anlaşılmıştır. İddia edilen görüşmenin, yine iddia edilen katılanın üzerine araç sürme hadisesinden sonra gerçekleşmiş olması ve katılanın 07.09.2017 tarihli savcılık ifadesinde "…bunun ardından evlerine giderek… tanığım olmadığı için ses kaydı aldım…" şeklindeki beyanı karşısında, alınan ses kaydının, tesadüfen yapılan bir arama üzerine ya da tesadüfi bir karşılaşmada, başka şekilde ispatlanması mümkün olmayan bir hal içerisinde değil, bir planlama dahilinde yapıldığı, bu nedenle bahsi geçen kaydın yasak kanıt niteliğinde olduğu gözetilmeden, bu yasak delile de dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulduğu belirlenmiştir.
Bir an için, sözü edilen ses kaydının yasak delil niteliğinde olmadığı farz edilerek somut olay irdelendiğinde; her ne kadar iddianame anlatımı ve Mahkeme kabulünde, suça sürüklenen çocuğun, iddiaya konu sözleri, araç seyir halde iken söylediği belirtilse de, tüm dosya kapsamından, söz konusu sözlerin, iddia edilen olaydan sonra sarf edildiği ve ileride gerçekleştirilmesi muhtemel bir kötülüğe yönelik bulunmadığından, tehdit suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, tehdit suçundan suça sürüklenen çocuk …'nın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/1-1. cümle, 31/3 ve 62. maddeleri gereğince 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair, Demre Asliye Ceza Mahkemesi'nin 14/11/2018 tarihli ve 2018/94 esas, 2018/422 sayılı kararında ve bu karara karşı yapılan itirazın kabulü gerekirken reddine ilişkin, mercii Elmalı Ağır Ceza Mahkemesi'nin 09/01/2019 tarihli ve 2019/39 değişik iş sayılı kesin nitelikli kararında isabet bulunmamaktadır.
IV-Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Kanun yararına bozma istemine ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ihbarnamede yer alan bozma nedeni yerinde görüldüğünden, mercii Elmalı Ağır Ceza Mahkemesi'nin 09/01/2019 tarihli ve 2019/39 değişik iş sayılı kesinleşen kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sonraki işlemlerin, anılan Kanunun 309/4-a maddesi gereğince mahallinde merci mahkemesince yerine getirilmesine, 08/01/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Karşılıklı Eylemlerde Kusur Değerlendirmesi ve Cezai İndirimler
Eşlerin her ikisinin de hem fail hem de mağdur konumunda yer aldığı karşılıklı hakaret vakalarında mahkeme, sarf edilen sözlerin benzer ağırlıkta olduğunu tespit ettiği takdirde cezada indirime gidebileceği gibi taraflardan biri veya her ikisi hakkında ceza verilmesine yer olmadığına da karar verebilir.
Eşlerden birinin uzun süre sistematik biçimde hakarete uğradığı ve bu duruma karşılık olarak yalnızca bir defaya mahsus olmak üzere ağır bir sözle tepki verdiği hallerde, salt tepki mahiyetinde hareket eden taraf yönünden haksız tahrik indirimi tatbik edilebilir.
Karşılıklı tehdit iddialarında ise ceza yargılamasını yürüten mahkeme, tarafların sözlerindeki ciddiyeti, bu sözlerin fiili bir saldırı ihtimaliyle somut bağlantısını, eşler arasındaki fiziksel, ekonomik ve psikolojik güç dengesini ve geçmiş şiddet vakalarını nazara alarak taraflardan birinin daha ağır kusurlu olduğuna kanaat getirebilir.
Hakaret ve Tehdit Eylemlerinin Boşanma Davasına Etkisi
Boşanma davalarında hakaret ve tehdit evlilik birliğini temelinden sarsan eylemler olarak değerlendirilmekte; eşlerin benzer ağırlıktaki karşılıklı hakaretlerinde taraflar çoğu kez eşit kusurlu sayılabilirken, bir tarafın sistematik eylemlerine karşı tahrik altında verilen tekil tepkilerde ağır kusur çoğu zaman sistematik hakaret eden tarafa yüklenebilmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/6598 Esas, 2024/2828 Karar sayılı kararına konu uyuşmazlıkta ise ceza yargılamasına konu tehdit eyleminden sonra tarafların bir araya geldikleri veya eylemin affedildiği ya da hoşgörüyle karşılandığı ispatlanamadığından tehdit eylemini gerçekleştiren eş tam kusurlu kabul edilmiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/6598, K. 2024/2828Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/569 E., 2023/996 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Manisa 1. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2019/357 E., 2021/37 K.
Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı erkek vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı erkek vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; 2015 yılında evlendiklerini, evliliklerinden ortak bir çocuklarının bulunduğunu, tarafların evlendikleri günden bu yana anlaşamadıklarını, geçimsizlikte asli kusurlunun davalı olduğunu, davalının evine bakmadığını, evin ihtiyaçlarını almadığını, davalının annesinin sözünden çıkmayıp eşi ile aralarındaki mahrem şeyleri bile annesine anlattığını, kumar oynadığını, banyoya tüp taktırmadığı için müvekkilinin banyo ihtiyacını ailesinin evine giderek giderdiğini, müvekkilinden habersiz iki defa takılarını bozduran davalının neden bozdurduğunun sorulması üzerine "payvonda yedim" dediğini, davalının müvekkilini sürekli aşağıladığını, salak, gerizekalı, aptal, ben okumuşum sen cahilsin dediğini, müvekkiline "senin gözün şaşı" diyerek sağlık sorunundan dolayı hakaret ettiğini, müvekkiline "seni hastaneye kapatacağım, çocuğu elinden alacağım" dediğini, evin kilidini değiştirerek müvekkiline vermediğini, eve kilitlediği ve telefonun sim kartını kırdığı müvekkilinin ailesi ile irtibata geçmesine engel olduğunu, tarafların 3 yıldır ayrı yaşadıklarını, bu zaman zarfında da davalının müvekkiline yönelik "seni kaçırıp eve kapatacağım" gibi sözler söylediğini, uzaklaştırma kararı alınan davalı hakkında Manisa 3. Asliye Ceza Mahkemesi'ne dava açıldığını ve ceza aldığını iddia ederek tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin müvekkiline verilmesine, müvekkili lehine aylık 700,00 TL tedbir-yoksulluk, ortak çocuk için aylık 500,00 TL tedbir-iştirak nafakası ile müvekkili lehine 40.000,00 TL maddî, 40.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı erkek vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının 21.03.2017 tarihinde müvekkilden boşanmak için Manisa 1. Aile Mahkemesine başvurduğunu, 09.05.2019 tarihinde boşanma davasının reddine karar verilerek ret kararının 10.09.2019 tarihinde kesinleştiğini, yeni açılan davanın içerik olarak reddedilen dava ile aynı olduğunu, müvekkilinin eşine olan inancı ve sevgisi ile zamanla aralarında ki küçük uyumsuzluklarında çözüleceğini düşündüğünü, taraflar arasında ki reddedilen boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 3 yıl içerisinde tekrar dava açılamayacağını, davacının sosyal medya üzerinden yapmış olduğu paylaşımlardan davanın açılmasından haberdar olmadığının anlaşıldığını, davacı ile müvekkilin aralarının gün geçtikçe düzeldiğini gösterdiğini, davacının paylaştığı mesajlardan müvekkiline olan sevgisinin devam ettiğini,ancak, davacının anne ve babasının kızlarını sürekli baskı altında tutarak boşanmaları için ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını, davacının müvekkil ile konuşmasında bileziğini annesinin bozduğunu, parasıyla da künye aldığını söylediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Manisa 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/601 Esas 2018/576 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde …'in sanık olduğu, 09.02.2018 tarihinde katılan …'e karşı tehdit eyleminde bulunduğu sebebi ile kamu davası açıldığı, dosya arasında bulunan mesaj çıktıları, sanığın ikrarı ve dosya kapsamında sair tehdit suçunu işlediğinden bahisle Veli'nin cezalandırılmasına ve neticeten hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın kesinleştiği, HAGB kararları hukuk hakimini bağlayıcı bir delil olmasa dahi sanığın ceza dosyasında ilgili mesajları çektiği yönündeki ikrarından bu şekilde tehdit eyleminde bulunulduğu, daha öncesinde tesis edilemeyen ortak hayatın bundan sonra da tesisinin mümkün olmadığı kanaatine varıldığı; davalı tarafından davacının ailesinin baskısı altında olduğu ve tarafların gizli gizli görüştükleri ve hatta bir dönem bir araya geldikleri de beyan edilmiş ise de; davalı tanığı …'nın beyanında geçen çocuğun 5-6 aylık döneminin 2017 yılına karşılık gelmesi, gerek tanık …'nın gerekse tanık…'ın beyanında geçen 2018 yılındaki …nin doğum günü kutlamasının 2018 yılı Ocak ayında yani tehdit eyleminden önce olması, dayanılan tehdit vakıasının ise 2018 yılı Şubat olduğu nazara alındığında önceki olaylar hoşgörülse bile son tehdit eyleminden sonra tarafların biraraya geldiklerinin ispat edilememesi sebebiyle evlilik birliğinin sona ermesinde davalı erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin davacı anneye verilerek baba ile kişisel ilişki kurulmasına, ortak çocuk lehine aylık 300,00 TL tedbir, 400,00 TL iştirak nafakasına, davacı kadın yararına aylık 450,00 TL tedbir ve 550,00 TL yoksulluk nafakası ile 10.000,00 TL maddî, 10.000,00 TL manevî tazminata karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı erkek vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı erkek vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının eldeki davasında daha önce açılan ve reddedilen 2017/232 Esas sayılı dosyada ki aynı iddiaları ileri sürdüğünü, bu nedenle davanın reddinin gerektiğini, cevap dilekçesi ekinde sundukları delillerin dikkate alınmadığını, davacının Facebook üzerinden yaptığı paylaşımlarda davanın açıldığından haberinin olmadığını söylediğini, davacı ile müvekkili arasındaki ilişkilerin gün geçtikçe düzeldiğini, buna göre müvekkilinin Manisa 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2018/601 Esas sayılı dosyasına konu eyleminin davacı kadın tarafından affedildiğinin kabulü gerektiğini, tanık beyanlarının çelişkili olduğunu belirterek kararın kaldırılarak davanın kabulü ve fer'îleri yönünden talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Manisa 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin kesinleşen kararına, Mahkemece davalı erkeğin sadece önceki açılan ve reddedilen davanın açılış tarihinden sonra gerçekleşen ve ceza yargılamasına konu olan tehdit suçu nedeniyle davalı erkeğin tam kusurlu bulunmasına, tarafların tehdit vakıasına konu suç tarihinden sonra bir araya geldiklerinin ispat edilememesine, eldeki davanın taraflar arasında açılan 3. dava olmasına, davacı kadının sosyal medyadaki davacı erkekle olan yazışmalarında tarih bulunmadığı gibi yazışma içeriklerinin davalı erkeğin tehdite konu kusurlu davranışını affettiği ya da hoşgörüyle karşıladığının kabulünün mümkün olmadığına, tüm bunlara ve özellikle SİR de alınan beyanına göre davacı kadının boşanma konusunda ısrarlı olup, davalı erkek tarafından davacı kadının kusurlu bir davranışının da ispat edilememesine, böylece mahkemece yapılan kusur belirlemesinde ve boşanmaya karar verilmesinde bir yanlışlık görülmemesine, boşanma davası açılmakla tarafların ayrı yaşama hakkı doğduğundan davacı lehine 4721 sayılı Kanun'un 169 uncu maddesi uyarınca tedbir nafakası ile davacının düzenli ve sürekli gelirinin ve boşanmaya sebebiyet veren olaylarda kusurunun bulunmaması sebebi ile lehine 4721 sayılı Kanun'un 175 inci maddesinde düzenlenen yoksulluk nafakası koşullarının oluşmasına, davalının kusurlu davranışları nedeniyle kadın lehine 4721 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında düzenlenen maddî ve manevî tazminat koşullarının gerçekleşmesine, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat, nafakaların niteliği, hakkaniyet ilkesi göz önüne alındığında, hükmedilen tazminatların ve tedbir ile yoksulluk nafakası miktarının indirilmesinin de gerekmediği; ortak çocuğun çok uzun zamandan beri anne ile yaşaması nedeniyle alıştığı yaşam koşullarından ayrılmasının çocuğun menfaatine olmayacağına, çocuğun bulunduğu yaş itibari ile anne bakım ve şefkatine ihtiyacının bulunmasına, annenin uyarılmak suretiyle çocuğun velâyetinin annesine verilmesinin üstün menfaatine olacağına ilişkin SİR raporu da dikkate alınarak velâyetinin davacı anneye verilmesinde ve yazılı şekilde kişisel ilişki kurulmasında, yine ortak çocuğun fiili ayrılık tarihinden itibaren anne yanında yaşaması ve velâyetinin anneye verilmesi nedeniyle 4721 sayılı Kanun'un 169 uncu ve 182 nci maddeleri uyarınca çocuk yararına tedbir ve iştirak nafakası takdirinde ve tarafların ekonomik ve sosyal durumları, çocuğun yaşı ve ihtiyaçları gözönüne alındığında takdir edilen nafaka miktarlarının da indirilmesinin gerekmediği; dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri ile re'sen bakılacak kamu düzenini ilgilendiren hususlar dikkate alındığında, İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı erkek vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenleri tekrar ederek tamamına yönelik kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacı kadın tarafından açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, davanın kabulü şartlarının oluşup oluşmadığı, kusur belirlemesinin yerinde olup olmadığı ve boşanmanın fer'îleri noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi, 6 ncı maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu, 174 üncü ve 175 inci maddesi, 182 nci, 323 üncü, 327 nci, 328 inci, 330 uncu ve 336 ncı madddesi; 6100 sayılı Kanun'un 190 ıncı maddesi, 194 üncü maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci ve 371 inci maddesi; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı erkek vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/10170 Esas, 2024/7502 Karar sayılı ilamına yansıyan olayda, eşe yönelik hakaret, aşağılama ve korkutarak psikolojik baskı kurma eylemleri ağır kusur tespiti kapsamında ele alınmıştır. Dairenin 2023/7621 Esas, 2024/5881 Karar sayılı ilamında ise eşin küçük düşürücü sözlerle onur kırıcı davranışta bulunması ve şiddet uygulaması, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 162. maddesi uyarınca pek kötü muamele ve onur kırıcı davranış nedenine dayalı boşanma sebebi olarak değerlendirilmiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/10170, K. 2024/7502Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/861 E., 2023/1554 K.
KARAR : Başvurunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm
kurma
İLK DERECE MAHKEMESİ : Dikili 2. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
SAYISI : 2020/5 E., 2021/28 K.
Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.
Kararın her iki taraf vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen esastan reddi ve kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün ilgili bölümlerinin kaldırılarak kaldırılan yönlerden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı her iki taraf vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı karşı davalı kadın dava dilekçesinde özetle; davalı erkeğin sürekli azarladığını, küçük düşürdüğünü, hakaret ettiğini, şiddet uyguladığını, küfür ettiğini, evden kovup attığını, tehdit ettiğini, alkol bağımlısı olduğunu, başka kadınlarla mesajlaştığını, ihtiyaçlarını karşılamadığını belirterek evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebi ile boşanmalarına, ortak çocukların velâyetlerinin kendisine verilmesini, aylık 1.000,00 TL tedbir-yoksulluk nafakasının, çocuklar için aylık ayrı ayrı 500,00 TL tedbir-iştirak nafakasının, faizi ile 100.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminatın davalı erkekten alınarak kendisine verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı karşı davacı erkek vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; davacı karşı davalı kadının iddialarının doğru olmadığını, davacı karşı davalı kadının erkeğin annesini istemediğini, bir kaç kez evi terk edip gittiğini, birlik görevlerini yerine getirmediğini, Türk vatandaşı olması ile değiştiğini, hakaret ettiğini, fiziksel şiddet uyguladığını belirterek tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebi ile boşanmalarına, ortak çocukların velâyetlerinin babaya verilmesine, çocuklar için aylık ayrı ayrı 500,00 TL tedbir-iştirak nafakasının, 50.000,00 TL manevî tazminatın davacı karşı davalı kadından alınarak davalı karşı davacı erkeğe verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya arasında mevcut olan Dikili 1. Asliye Ceza Mahkemesi 29.03.2019 tarihli 2019/44 Esas, 2019/244 Karar sayılı ilamında iki tarafın müşteki-sanık sıfatıyla yer aldığı, eşe karşı kasten yaralama suçunda her iki taraf da adli para cezası ile cezalandılarak haklarında HAGB kararı verildiği, davalı karşı davacı erkeğin, davacı karşı davalı kadına fiziksel şiddet uyguladığı, tokat attığı, araç içerisinde darp ettiği, hakaretlerde bulunduğu, tanıkların yanında " gerizekalı, aptal, o… " dediği, kadına yönelik aşağılama içeren söylemlerde bulunduğu "bir b… bundan çıkmaz, o… böyle mi sigara içilir, nasıl oturuyorsun sen böyle" dediği, kadının yabancı olmasından kaynaklı Türk mahkemelerinin kendi tarafında olacağından dolayı boşanma davası açamayacağı, açtığı takdirde de kendisini süründürmekten bahisle tehdit ederek korkuttuğu ve psikolojik baskı uyguladığı, kadını evden kovduğu, kadının tanıkların evinde kaldığı, daha sonra her ne kadar davalı karşı davacı erkek, kadına eve dön çağrısında bulunmuş olsa da bu çağrının samimi olmadığı, evlilik birliğinin yeniden kurulmasına yönelik olmadığı, evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda davalı karşı davacı erkeğin evlilik birliği içerisinde ağır kusurlu olduğu, davacı karşı davalı kadının da az kusurlu olup, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizliğin mevcut ve sabit olduğu gerekçesi ile her iki davanın kabulü ile tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebi ile boşanmalarına, ortak çocukların velâyetleri hususunda "davalı babanın çocuklarının velâyetlerini alabilecek ve sürdürebilecek düzen içerisinde olduğu, davalının mevcut düzeni ve şartlarının anneye nazaran daha iyi durumda ve babanın maddî olanaklarının çocuklar için daha elverişli olduğu" şeklinde rapor düzenlendiği gerekçesi ile ortak çocukların velâyetlerinin babaya verilmesine, anne ile kişisel ilişki kurulmasına, kadın yararına maddî ve manevî tazminat koşulları gerçekleştiği gerekçesi ile 10.000,00 TL maddî, 10.000,00 TL manevî tazminatın hükmün boşanma yönünden kesinleştiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı karşı davacı erkekten alınarak, davacı karşı davalı kadına verilmesine, boşanmaya sebep olan olaylarda davacı kadının az kusurlu olduğu, boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği gerekçesi ile 30.12.2020 tarihli ara kararında davacı karşı davalı kadın için takdir edilen tedbir nafakasının hükmün kesinleşmesine kadar devamına, hüküm kesinleştiği tarihten itibaren davacı karşı davalı için aylık 1.000,00 TL yoksulluk nafakası olarak devamı ile davalı karşı davalı erkekten alınarak davacı karşı davalı kadına verilmesine, karşı davada manevî tazminat talebinin şartları oluşmadığından reddine, karşı davada iştirak nafakası talebinin şartları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde her iki taraf vekili istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davalı karşı davacı erkek vekili; kadının davasının kabulü, kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen tazminatlar, manevî tazminat talebinin reddi, yoksulluk nafakası ve miktarı, iştirak nafakası talebinin reddi yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir.
2. Davacı karşı davalı kadın katılma yoluyla; erkeğin davasının kabulü, tedbir nafakasının miktarı, velâyet, tazminat miktarları yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kadın yararına maddî ve manevî tazminata hükmedilmesinde usul ve yasaya aykırılık görülmemiş ise de, takdir edilen tazminat miktarları, tarafların tespit edilen sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları dikkate alındığında az olduğu gerekçesi ile davacı karşı davalı kadının tazminat miktarlarına yönelik istinaf talebinin kabulü ile kararın bunlara ilişkin hüküm fıkralarının kaldırılmasına, kaldırılan hükümler hakkında yeniden hüküm tesisine, davacı karşı davalı kadın yararına, 50.000,00 TL maddî tazminatın boşanma hükmünün kesinleştiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı karşı davacı erkekten alınarak davacı karşı davalı kadına verilmesine, 50.000,00 TL manevî tazminatın boşanma hükmünün kesinleştiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı karşı davacı erkekten alınarak davacı karşı davalı kadına verilmesine, davacı karşı davalı kadının diğer, davalı karşı davacı erkeğin tüm istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde her iki taraf vekili temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davalı karşı davacı erkek vekili; kadının davasının kabulü, kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen tazminatlar, manevî tazminat talebinin reddi, yoksulluk nafakası ve miktarı, iştirak nafakası talebinin reddi yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir.
2. Davacı karşı davalı kadın vekili katılma yoluyla; erkeğin davasının kabulü, tedbir nafakasının miktarı, velâyet ve tazminat miktarları yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflarca açılan karşılıklı boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, boşanma davalarının kabulünün doğru olup olmadığı, kadın yararına maddî-manevî tazminat ile yoksulluk nafakası koşullarının oluşup oluşmadığı, miktarlarının uygun olup olmadığı, ortak çocukların velâyetlerinin babaya verilmesinin doğru olup olmadığı, kadın yararına hükmedilen tedbir nafakası miktarının uygun olup olmadığı, erkek yararına manevî tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı, çocuklar için anneden iştirak nafakası alınması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası, 169 uncu maddesi, 174 üncü maddesi, 175 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu`nun 50 ve 51 inci maddeleri
3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı karşı davacı erkek vekilinin tüm, davacı karşı davalı kadın vekilinin aşağıdaki paragraf kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecelerine, paranın alım gücüne, kişilik haklarına yapılan saldırının ağırlığı, ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına nazaran, davacı karşı davalı kadın yararına hükmolunan maddî ve manevî tazminat azdır. 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 6098 sayılı Kanun'un 50 nci ve 51 inci maddesi hükümleri dikkate alınarak, daha uygun miktarda maddî ve manevî tazminat takdiri gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının maddî ve manevî tazminatların miktarları yönünden davacı karşı davalı kadın yararına BOZULMASINA,
2.Davalı karşı davacı erkek vekilinin tüm, davacı karşı davalı kadın vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden …'a yükletilmesine,
Peşin alınan harcın istek halinde yatıran …'e iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/7621, K. 2024/5881Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ: Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1591 E., 2023/175 K.
KARAR : Başvurunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurma
İLK DERECE MAHKEMESİ: Kahramanmaraş 1. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2019/84 E., 2021/113 K.
Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davacı-davalı kadın vekili tarafından açılan davanın kabulüne,davalı-davacı erkek vekili tarafından açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı – davalı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların 2010 yılında evlendiklerini, her iki tarafın da daha önceden evlilik yaptıklarını, tarafların evledikten sonra davalının kardeşinin evinin alt katına yerleştiklerini, davalı şehir dışına çıktığında müvekkilini zorla kayınvalidesinin yanına gönderdiğini, davalının Antalya'ya gittiğini ve müvekkilini götürmediğini, davalının telefonda müvekkiline küfür ve hakaretler ettiğini, müvekkilinin hamilelik sürecinde tarlada çalıştırıldığını, kayın pederinden ve eşinden dayak yediğini, müvekkilinin bir daha doğum yapmaması için zorla tüplerinin bağlatıldığını, müvekkilinin sürekli dayak yediğini, gördüğü şiddet nedeni ile evden kaçtığını 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin davacı-davalıya verilerek çocuklar lehine ayrı ayrı aylık 750,00'şer TL tedbir/iştirak nafakasına, davacı-davalı lehine 100.000,00 TL maddî, 200.000,00 TL manevî tazminat ile aylık 750,00 TL tedbir/yoksulluk nafakasına karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
II. CEVAP
1-Davalı-davacı erkek vekili cevap dilekçesinde özetle; karşı tarafın ailesinin "pis köylüler" diyerek müvekkilinin ailesini dışladığını, şiddet iddialarının hukuki dayanaktan yoksun ve gerçek dışı olduğunu, müvekkilinin eşini ve çocuklarını kimseye muhtaç etmediğini, her türlü ihtiyaç ve bakımı için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiğini, evde bulunan 9.000,00 TL parayı alarak müşterek konutu terk ettiğini, müvekkiline kendisine daire alması şartı ile döneceğini söylediğini, davacının kusurlu olduğunu, bu nedenlerle boşanma davası açmasının hukuka aykırılık teşkil ettiğini, bu nedenlerle açılan davanın reddine, mahkeme aksi kanaate ise ortak çocukların velâyetlerinin müvekkiline verilmesini ve ortak çocuklar için 500,00'er TL tedbir ve iştirak nafakasına hükmedilmesini talep ettiklerini beyan etmiştir.
2-Davalı-davacı erkek vekili birleşen dava dilekçesinde özetle; 2019/82 Esas 2019/84 Karar sayılı dosyasında kadının ortak çocukları da alarak müşterek evi terk ettiğini, çocukların annesinin yanında şiddet gördüğünü, bir süre önce çocukları kendi yanına aldığını, çocukları okula kaydettireceğini belirterek ortak çocukların velâyetlerini tarafına verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, davalı …'in evlilik birliği içerisinde dönem dönem Antalya'ya çalışmaya gittiği, bu süreçte …'yi kendi ailesi ile yaşamaya zorladığı, …'nin tek başına dışarı çıkmasına izin vermediği, …'yi kendi ailesi ile görüştürmek istemediği, eşini bir süre kendi erkek kardeşi ile yaşamak zorunda bıraktığı, …'ye başkalarının yanında "senden avrat olmaz, sen hizmet etmesini bilmiyorsun" ve "senin yaptığın yemek yenmez" şeklinde aşağılayıcı ve küçük düşürücü sözler söylediği, ortak çocukların ve evin ihtiyaçlarını düzenli olarak karşılamadığı, ortak çocuk doğduğunda davacının fikrini almadan ortak çocuğa eski eşinin ismini verdiği, …'ye şiddet uyguladığı, bu şiddet olaylarından dolayı …'nin gözünde ve alnında morluklar olduğu, davalının eşine sahip çıkmadığı, evlilik birliğinin kendisine yüklemiş olduğu sorumlulukları yerine getirmediği bu olayların yaşanmasında davalı- karşı davacının kusurlu, davacı- karşı davalının ise kusursuz olduğu davacı-davalı kadın vekili tarafından açılan asıl davanın kabulü ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca tarafların boşanmalarına,ortak çocukların velâyetinin davacı-davalı anneye verilerek davalı-davacı baba ile aralarında kişisel ilişki tesisine, ortak çocuklar lehine ayrı ayrı aylık 300,00'er TL tedbir/iştirak nafakasına, davacı-davalı lehine 10.000,00 TL maddî, 15.000,00 TLmanevî tazminata, davacı-davalı lehine 400,00 TL olarak takdir edilen tedbir nafakasının kararın kesinleşmesiyle 250,00 TL yoksulluk nafakası olarak devamına, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1-Davalı- davacı erkek vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak davacı-davalının davasının reddine,kendi davasının kabulüne karar verilmesi yönünden istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
2-Davacı- davalı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; kadının sürekli şiddet gördüğünü belirterek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 162. maddesi gereğince davalarının kabulü, kusur belirlemesi, tedbir/iştirak-yoksulluk nafakası ve maddî-manevî tazminatların miktarı yönünden istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile,
1-Davacı-davalının TMK'nın 162. maddesi uyarınca davalarının kabulüne karar verilmesine ilişkin istinaf itirazlarının incelenmesinde; davalı-davacı erkeğin, davacı kadına şiddet uyguladığı, hatta kadının evi terk ettiği 17.08.2018 tarihinde de kadına şiddet uyguladığı ve K.Maraş 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/701 E. 2019/199.K ve 14.02.2019 tarihli kararı uyarınca eşini kasten yaralama suçundan 2.240,00 TL adli para cezası ile cezalandırıldığı, HAGB'na karar verildiği, kararın da 20.03.2019 tarihinde kesinleştiği, kadına uygulanan şiddetin sürekli olduğunun tanık beyanları uyarınca da ispat edilmesine rağmen, davacı-davalı kadının 4721Sayılı Kanun 162. maddesi uyarınca, açılan boşanma davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken kadının davasının reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, kadının,4721Sayılı Kanun 162. maddesi uyarınca onur kırıcı davranış, pek kötü muamele nedenine dayalı açmış olduğu olduğu davasının kabulü ile tarafların, 4721 sayılı Kanun 162. maddesi gereğince de boşanmalarına karar verilmesinin gerektiği,
2-Davalı-davacının kusur, tarafların TMK'nın 166/1. maddesi gereğince boşanmalarına ve velâyet hususundaki istinaf itirazlarının incelenmesinde;
Davalı-davacının ilk derece mahkemesince kabul edilen kusurlarının gerçekleştiği, tam kusurlu olduğu, davacı-davalının ise ispatlanmış bir kusurunun bulunmadığı, çocukların, üstün yararı gereğince velâyetlerinin anneye verilmesine ilişkin kararın da doğru olduğu anlaşıldığından, davalı-davacının istinaf itirazının reddine karar verilmesi gerektiği,
3-Tarafların tedbir/iştirak-yoksulluk nafakasına ilişkin istinaf itirazlarının incelenmesinde;
Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına, müşterek yaşı küçük çocukların ihtiyaçlarına göre; kadın lehine, ortak çocuklar yararına hükmedilen iştirak nafakasının az olduğu, müşterek çocuklar lehine aylık 750,00 TL iştirak nafakasının kararın kesinleşmesinden itibaren davalı-davacıdan alınarak davacı-davalıya verilmesine, yine davacı-davalı kadın lehine ve ortak çocuklar yararına hükmedilen tedbir nafakası miktarlarının makul olması nedeni ile tarafların tedbir nafakasına ilişkin istinaf itirazlarının reddine, ayrıca, davacı-davalı kadının çalıştığı, 2022/12. ay itibari ile maaşının 12.700,00 TL olduğu, boşanmakla yoksulluğa düşmeyeceği anlaşılmakla, davacı-davalı kadının yoksulluk nafakasının artırılmasına ilişkin istinaf itirazlarının reddine, davalı-davacı erkeğin, yoksulluk nafakasına ilişkin istinaf itirazlarının kabulü ile davacı-davalı kadının yoksulluk nafakasına ilişkin talebinin reddine karar verilmesinin gerektiği,
4-Tarafların maddî-manevî tazminat hususundaki istinaf itirazlarının incelenmesinde;
Davalı-davacı erkeğin, yapılan SED araştırması ve alınan SİR' da alınan beyanı uyarınca asgari ücretle çalıştığı, inşaat ustası olduğu, UYAP tan yapılan sorgulamada, kendisine ait 3 katlı evini, kadının evi terk ettiği 17.08.2018 tarihinden bir gün sonra, 18.08.2018 tarihinde, boşanma davası açılmadan hemen önce 21.10.2022 tarihli, SİR daki beyanı uyarınca da kardeşine devrettiği, hatta halen bu evin bir katında kendisinin çocukları ile birlikte yaşadığının anlaşıldığı, kadın yararına takdir edilen maddî ve manevî tazminat miktarının az olduğu, 100.000,00 TL maddî, 75.000,00 TL manevî tazminatın kararın kesinleşmesinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı-davacıdan, alınarak davacı- davalıya verilmesine, davalı-davacı erkeğin ise boşanmaya neden olan olaylarda tam kusurlu olması nedeni ile kadın lehihe hükmedilen maddî-manevî tazminatların kaldırılmasına ilişkin istinaf itirazlarının reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1-Davalı- davacı erkek vekili temyiz dilekçesinde özetle; boşanma kararına itirazları bulunmadığını, davacı- karşı davalının sürekli agresif davrandığını, kararı; kusur tespiti, davacı lehine hükmedilen maddî ve manevî tazminat, velâyet yönünden temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
2-Davacı- davalı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; manevî tazminatın miktarı,yoksulluk nafakasının reddi, vekâlet ücreti yönünden temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; kusur belirlemesi, delillerin takdirinde hata edilip edilmediği, tazminatlar, nafakalar, velâyet noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 190 ıncı, 323 üncü, 326 ncı, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Kanun’un 4 üncü, 6 ncı, 166 ncı maddesi, 169 uncu, 174üncü maddesi, 175inci maddesi. 182 nci, 330 uncu ve 336 ncı maddesi. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Boşanmaya sebebiyet veren olaylarda kişilik haklarına saldırı gerçekleştiğinde, 4721 sayılı Kanun'un 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile 174. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51. maddeleri gereğince uygun miktarda maddi ve manevi tazminat takdir edilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/10170 Esas ve 2024/7502 Karar sayılı ilamına göre; eşlerin ekonomik ve sosyal durumları, kusur dereceleri, paranın alım gücü ve ihlal edilen kişilik hakkı saldırısının ağırlığı tazminat miktarında belirleyicidir. Karşılıklı hakaret sebebiyle tarafların eşit kusurlu bulunduğu durumlarda ise manevi tazminata genellikle ya hiç hükmedilmez ya da takdir edilen miktar oldukça düşük tutulur.
Hakaret ve tehdit teşkil eden fiiller yoksulluk nafakasının kanuni koşullarını doğrudan ortadan kaldırmaz; ancak nafaka talep eden eşin bu eylemler nedeniyle ağır kusurlu bulunması nafaka takdirinde aleyhe sonuç doğurabilir. Ortak çocukların huzurunda sürekli hakaret ve tehdit savuran bir ebeveynin çocuğun ruhsal gelişimini olumsuz etkilemesi ise velayetin belirlenmesinde çocuğun üstün yararı çerçevesinde dikkate alınır.
Ses Kayıtlarının Hukuka Uygunluğu ve Ceza Sorumluluğu
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi ve 217. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yalnızca hukuka uygun elde edilmiş deliller yargılamaya esas alınabilir. Kişilerin yaptığı görüşmelerin gizlice kaydedilmesi kural olarak hukuka aykırı olup Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2019/7943 Esas ve 2020/454 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, ani gelişen bir durum veya tesadüfi bir karşılaşma olmaksızın, bir planlama dâhilinde gizlice alınan ses kayıtları yasak delil niteliğindedir ve mahkûmiyete dayanak yapılamaz.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2019/7943 Esas, 2020/454 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkânının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması hukuka uygun kabul edilebilmektedir. Ancak söz konusu kararda, kaydın ani bir karşılaşmada değil planlama dahilinde alındığı tespit edildiğinden eylem yasak delil sayılmıştır. Kişinin kendisine yönelik eylemi ispatlamak için bizzat bulunduğu ortamdaki konuşmayı kaydetmesi her dosyanın somut şartlarına göre değerlendirilmektedir.
İki kişi arasında geçen bir konuşmada konuşan taraflardan birinin aralarında geçen sözleri kaydetmesi 5237 sayılı TCK m. 133/1 kapsamında suç olarak tanımlanmamış olup, koşulları bulunduğu takdirde eylem aynı Kanun'un 134. maddesindeki özel hayatın gizliliğini ihlal suçu yönünden değerlendirilebilir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2015/339 Esas, 2015/14731 Karar sayılı ilamına göre, başkaca şekilde ispatlanması mümkün olmayan bir hal içerisinde delil tespiti amacıyla ve hukuka aykırı hareket etme bilinci olmaksızın alınan kayıtlarda özel hayatın gizliliğini ihlal suçu oluşmaz. Söz konusu ilamda oyçokluğuyla varılan sonuca göre, aleni olmayan konuşma kaydının adli makamlara sunulması yerine üçüncü kişilere dinletilmesi TCK m. 133/3 kapsamında suç kabul edilmiş; karardaki karşı oyda ise taraf olunan konuşmanın ifşasının bu suçu oluşturmayacağı savunulmuştur.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2015/339, K. 2015/14731Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 12 – 2014/187709
Mahkemesi : Enez Asliye Ceza Mahkemesi
Tarihi : 13/03/2014
Numarası : 2013/65-2014/29
Suç : Özel hayatın gizliliğini ihlal
Özel hayatın gizliliğini ihlal ve ifşası suçlarından sanığın mahkumiyetine ilişkin hükümler, mahalli Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin, hükmedilen cezaların on yıl hapis cezasından aşağı olması nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 318 ve 5271 sayılı CMK'nın 299. maddeleri gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede:
TCK'nın 134. maddesinde iki ayrı fıkrada birbirinden bağımsız iki ayrı suç düzenlenmiş olup, sanık hakkında hem görüntü veya seslerin kaydedilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan, hem de görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan ayrı ayrı dava açılmasından dolayı, yerel mahkemece iki ayrı hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmediğinden, tebliğnamedeki, sanığın eylemlerinin ikiye bölünerek TCK'nın 134/1 ve 134/2. madde ve fıkraları uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmasına karar verilmesinin kanuna aykırı olduğundan bahisle hükmün bozulmasını öneren görüşe iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, mahalli Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
İki veya daha fazla kişinin, başkalarının bilmeyeceği ve sınırlı bir dinleyici çevresi dışına çıkmayacağı yönünde haklı bir inanç ve iradeyle hareket ederek, herhangi bir aracı vasıta olarak kullanmadan, yüz yüze gerçekleştirdikleri, ancak özel bir çaba gösterilerek duyulabilecek, aleni olmayan, söze dayalı, sesli düşünce açıklamalarının, konuşmanın tarafı olmayan kişi veya kişilerce, ilgilisinin rızası olmaksızın, elverişli bir aletle (sesli bir açıklamayı kuvvetlendirerek veya naklederek onu ses alanının dışına çıkartıp doğrudan doğruya algılanabilir hale getirmeye yarayan her türlü düzenekle) dinlenmesi veya akustik olarak tekrar dinlenebilmesi imkanını sağlayan bir aletle kaydedilmesinin TCK'nın 133/1. maddesinde; en az üç veya daha fazla kişinin, yüz yüze gerçekleştirdikleri, aleni olmayan, söze dayalı düşünce aktarımlarının, söyleşinin tarafı olan kişi veya kişilerce, ilgililerinin rızası olmaksızın, bir aletle kaydedilmesinin aynı Kanun'un 133/2. maddesinde kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması başlığı altında suç olarak tanımlandığı, söyleşiden farklı olarak, iki kişi arasında gerçekleşebilecek olan konuşmada, konuşan tarafların, aralarında geçen sözleri kaydetmesi, TCK'nın 133/1. maddesi kapsamında suç olarak tanımlanmamış olup, koşulları bulunduğu takdirde eylemin aynı Kanun'un 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturabileceği; elverişli bir aletle dinlenilen veya kaydedilen konuşma veya söyleşiden elde edilen bilgiler sayesinde kendi veya üçüncü kişi lehine, maddi ya da manevi yarar, yani; fayda veya avantaj sağlanması; bu bilgilerin, menfaat karşılığı olsun ya da olmasın, ilgilisi dışındaki kişi veya kişilere verilmesi ya da diğer kişilerin dolaylı olarak bilgi edinmelerinin temin edilmesinin TCK'nın 133/3. maddesinde ayrıca suç olarak tanımlandığı, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un 80. maddesi ile TCK'nın 133/3. maddesinde yapılan değişiklikle, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verilerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi eyleminin suç olarak düzenlendiği,
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre; İlçe Halk Eğitim Müdürü olarak görev yapan sanığın, aynı ilçenin kaymakamı olarak görev yapan katılan tarafından 22.05.2013 tarihinde kaymakamlık makamına çağrıldığı, daha önceki görüşmelerinde katılanın kendisine hakaret ettiğini iddia eden sanığın, olay tarihindeki görüşme sırasında da benzer eylemlerde bulunulabileceği düşüncesiyle, üzerindeki cep telefonunun ses kayıt etme özelliğini açık bırakarak, içeri girdiği ve görüşme esnasında katılanın kendisine söylediği sözleri gizlice kaydettiği, yaklaşık bir hafta sonra, bir siyasi partiye mensup olan ve daha önce kendisini İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü olarak görmek istediklerini söyleyen tanıklar ziyaret için yanına geldiklerinde, katılanın kendisine hakaret ettiğinden söz ederek, 22.05.2013 tarihli ses kaydını tanıklara dinlettiği, akabinde konuşmalarının kaydedildiğini işiten katılanın 04.06.2013 tarihinde sanıktan şikayetçi olması üzerine, sanık hakkında başlatılan adli soruşturma kapsamında, sanığa ait cep telefonuna el konularak, şikayete konu ses kaydının kolluk görevlilerince çözümünün yapıldığı,
04.06.2013 tarihli tutanak içeriği ve tarafların beyanlarına göre; 1 dakika 12 saniyesi kaydedilen görüşme esnasında, sanığın, “İyi günler” sözünden sonra, kaymakam olan katılanın, “Ben şurada iki üç ay sonra gideceğim, kimseye tatsızlık filan çıkarmak istemiyorum. Benim canımı sıkmayın yani. Ben mülkiye görevi yapıyorum, 10-11 yıldır yöneticilik yapıyorum, bu kadar rezil bir milli eğitim görmedim. Onu bir kere söyleyeyim. Bu kadar konuşan bir milli eğitim de görmedim bu çerçevede….Hiçbir zaman siyasilerle birlikte olduğunu görmeyeceğim. Eğer görürsem parçalarım. Hem parçalarım, hem aşağılarım. Onun da asabını sinkaf ederim…Hiçbir şey yapmayacaksın. Bunların kararını ben veririm. Ben İlçe Milli Eğitim Müdürü yapacaksam, ben yaparım. Onlar yapamaz. Tamam? Ben yaparım. Onların kıçından mıçından ayrılacaksın…Hiç umurumda da değil yani, bana bir şey de yapamazlar. Hiç bir şey de yapamazlar yani.” şeklinde sözler söylediği, kaydedilen konuşma içeriğinin bir kısmının ise tespitinin mümkün olmadığı anlaşılmakla,
Kaydedilen konuşmanın sadece sanık ve katılan arasında geçmesi ve sanığın tarafı olduğu konuşmayı kaydetmesi nedeniyle TCK'nın 133/1. maddesinde tanımlanan kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunun yasal unsurlarının somut olayda gerçekleşmediği belirlenerek yapılan değerlendirmede; sanığın, başkaca şekilde ispatlanması mümkün olmayan bir hal içerisinde iken, katılanın kendisine karşı suç işlemekte olduğuna dair iddiasını ispatlama ve kaybolma olasılığı bulunan delillerin muhafazasını sağlama amacıyla katılanla aralarında geçen konuşmaları kayda alması nedeniyle hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davrandığı kabul edilemeyeceği gibi, görüşme sırasında, katılanın özel yaşam alanına dahil ve onun özel hayatının gizliliğini ihlal edecek bir husus kaydedilmediğinden, özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun oluşmadığı, katılanın makam odasındaki aleni olmayan konuşmalarını gizlice kaydeden sanığın, bu ses kaydını, katılanın kendisine hakaret ettiğine dair iddialarına delil olarak yetkili adli makamlara vermek yerine, bir siyasi partinin mensubu olan tanıklara hukuka aykırı olarak dinleterek ifşa etmesinden dolayı 6352 sayılı Kanun'un 80. maddesi ile değişik TCK'nın 133/3. maddesi gereğince mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle sanık hakkında görüntü veya seslerin kaydedilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal ve görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından mahkumiyet hükümleri kurulması,
Kabul ve uygulamaya göre de:
1- 6352 sayılı Kanun'un 81. maddesi ile yapılan değişiklik uyarınca, sanık hakkında görüntü veya seslerin kaydedilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan hüküm kurulurken, TCK'nın 61. maddesine uygun olarak, önce sanığın sübut bulan eylemine ilişkin TCK'nın 134/1. maddesinin 1. cümlesi gereğince, “bir yıldan üç yıla kadar” temel hapis cezası belirlendikten sonra, aynı maddenin 2. cümlesi gereğince, cezada bir kat artırım yapılması gerekirken, uygulanan kanun maddesi ve temel ceza gösterilmeden, artırım maddesi olan TCK'nın 134/1-2. maddesi uyarınca doğrudan sonuç cezanın gösterilmesi suretiyle sanığa iki yıl hapis cezası hükmedilmesi,
2- Uzun süreli hapis cezaları ertelenen sanık hakkında, kasten işlemiş olduğu suçlardan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak TCK'nın 53/1. maddesinin a, b, c ve d bendlerinde yazılı hak yoksunluklarına, aynı Kanun'un 53/3. maddesi de nazara alınarak hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısının ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 07.10.2015 tarihinde, sanık hakkında 6352 sayılı Kanun'un 80. maddesi ile değişik TCK'nın 133/3. maddesindeki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğine ilişkin kabul yönünden oyçokluğuyla, diğer hususlar yönünden oybirliğiyle karar verildi.
KARŞI OY
Katılanın makam odasındaki aleni olmayan konuşmalarını gizlice kaydeden sanığın, bu ses kaydını, katılanın kendisine hakaret ettiğine dair iddialarına delil olarak yetkili adli makamlara vermek yerine, bir siyasi partinin mensubu olan tanıklara hukuka aykırı olarak dinletmesi eyleminde, kaydedilen konuşmanın sadece sanık ve katılan arasında geçmesi ve sanığın tarafı olduğu konuşmayı kaydetmek suretiyle elde ettiği verileri hukuka aykırı olarak ifşa etmesi nedeniyle TCK'nın 133/3. maddesinde tanımlanan kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunun yasal unsurlarının gerçekleşmediği görüşünde olduğumuzdan, sanık hakkında 6352 sayılı Kanunun 80. maddesi ile değişik TCK'nın 133/3. maddesindeki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğine ilişkin çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.
Ceza Dosyası ile Boşanma Davasının Birlikte Yürütülmesi
Hakaret (TCK m.125), 25 Aralık 2025’ten sonra CMK m.253/3 uyarınca kural olarak uzlaştırma kapsamında değildir; tehdit suçlarının uzlaştırma durumu ayrıca değerlendirilir. Ceza soruşturmasının sonucu aile mahkemesinin hakaret ve tehdit vakıalarını kendi delil değerlendirmesiyle incelemesine engel olmaz.
Hakaret ve tehdit eylemlerinin ardından tutulan kolluk tutanakları, adli darp-cebir raporları ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında verilen koruma ve uzaklaştırma kararları hem ceza yargılamasında hem de aile mahkemesinde güçlü delil vasfı taşır.
Aile mahkemesi ceza davasının sonucunu bekletici mesele yapma yetkisine sahip olmakla birlikte, bu yönde bir karar verilmesi yasal bir zorunluluk değildir. Mahkemeler ceza dosyasındaki ifadeleri ve delilleri UYAP sistemi üzerinden temin edip inceleyerek ceza dosyasının kesinleşmesini beklemeden kusur tespiti yapabilir.
Ceza davasında verilen mahkûmiyet, beraat, uzlaşma tutanakları ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararları boşanma davasında mutlak bağlayıcı olmamakla birlikte güçlü delil niteliği taşır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi uyarınca HAGB kararı verilebilmesi için; hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması, suçun inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, zararın tamamen giderilmesi, sanığın HAGB'yi kabul etmediğine dair beyanının bulunmaması ve hakkında daha önce HAGB kararı verilmemiş olması şartları aranır. HAGB kararı ceza hukukunda kesinleşmiş bir mahkûmiyet sonucu doğurmasa da, aile mahkemesince olayın gerçekleştiğine dair ciddi bir veri olarak kusur tespitinde dikkate alınabilmektedir.
Karşılıklı hakaret halinde boşanma davasında tazminat verilir mi?
Eşlerin benzer ağırlıkta hakaret ederek eşit kusurlu kabul edildiği durumlarda manevi tazminata genellikle ya hiç hükmedilmez ya da miktar oldukça düşük belirlenir; ancak bir tarafın sistematik hakaretine karşı diğer taraf tahrik altında tekil bir tepki göstermişse ağır kusur sistematik davranan eşe yüklenir.
Eşin tehdit veya hakaretini gizlice ses kaydına almak delil sayılır mı?
Bir planlama dâhilinde gizlice alınan ses kayıtları yasak delil niteliğindedir; fakat kişinin kendisine karşı işlenmekte olan suçu ispatlama imkânının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvuramadığı ani gelişen durumlarda alınan kayıtlar hukuka aykırı delil sayılmayabilmektedir.
Ceza davasındaki HAGB kararı boşanma davasını bağlar mı?
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı ceza hukuku anlamında kesinleşmiş mahkûmiyet sonucu doğurmadığından aile mahkemesi için mutlak bağlayıcı değildir; ancak olayın varlığına ilişkin güçlü bir delil ve veri olarak kusur değerlendirmesinde dikkate alınabilmektedir.
Boşanma davasında ceza mahkemesinin kararı mutlaka beklenir mi?
Aile mahkemesinin ceza yargılamasının kesinleşmesini beklemesi zorunlu olmayıp mahkeme ceza dosyasındaki ifade ve delilleri UYAP üzerinden celbederek bekletici mesele yapmaksızın kusur değerlendirmesinde bulunabilir.
Ceza soruşturmasında uzlaşmaya varılması boşanma davasındaki kusuru ortadan kaldırır mı?
Hakaret, 25 Aralık 2025’ten sonra kural olarak uzlaştırma dışındadır; tehdit bakımından farklı uzlaştırma koşulları bulunabilir. Ceza soruşturmasında uzlaşma veya başka bir sonuç elde edilmesi, fiillerin aile mahkemesindeki kusur değerlendirmesini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

