Borç Verilen Paranın Hukuki Yollarla Geri Alınması

by Avukat Erdal Ersoy
Borç Verilen Paranın Hukuki Yollarla Geri Alınması

Borç Para İlişkisinin Hukuki Niteliği ve Kapsamı

Bir kimseye borç olarak para verilmesi, Türk Borçlar Kanunu kapsamında tüketim ödüncü sözleşmesi olarak kabul edilir. Bu sözleşme türünde ödünç veren taraf belirli bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir eşyayı karşı tarafa devretmeyi, ödünç alan ise kararlaştırılan süre sonunda aynı nitelik ve miktardaki edimi geri vermeyi taahhüt eder. Tüketim ödüncü sözleşmesinin geçerliliği kanunen resmi veya yazılı bir şekle tabi tutulmamış olup tarafların karşılıklı irade beyanlarının uyuşmasıyla sözlü olarak da kurulabilir.

Sözleşmenin tamamlanıp paranın teslim edilmesiyle birlikte söz konusu paranın mülkiyeti borçluya intikal eder. Mülkiyeti iktisap eden borçlu, teslim aldığı tutar üzerinde serbestçe tasarruf etme yetkisine kavuşur. Tüketim ödüncünde borçlunun edimi, teslim aldığı banknotların kendisini değil, aynı para biriminde ve aynı miktardaki karşılığını geri vermektir.

Borç para verilmesi neticesinde kurulan ilişki özel hukuk alanında doğan bir sözleşmedir. Sözleşmeden doğan borcun vadesinde ödenmemesi kural olarak ceza hukukunu ilgilendirmez ve tek başına cezai bir fiil teşkil etmez. Bu nedenle ödenmeyen bir borç sebebiyle kolluk makamlarına veya savcılığa ceza şikâyetinde bulunulamaz. Ancak borcun verilmesi esnasında alacaklının baştan hileli hareketlerle iradesinin sakatlanması veya dolandırıcılık teşkil eden eylemlerin varlığı halinde ceza soruşturması söz konusu olabilir. Borcun ödenmemesine dayalı uyuşmazlıklarda alacağın tahsili kural olarak icra ve yargı mercileri nezdinde takip edilir.

Borcun Muacceliyeti ve Altı Haftalık Geri Verme Süresi

Ödünç olarak verilen tutarın geri istenebilmesi için alacağın muaccel nitelik kazanması gereklidir. Taraflarca sözleşme kapsamında açık bir iade günü tespit edilmişse veya bildirim esasına dayalı bir vade kararlaştırılmışsa, bu vadenin dolmasıyla birlikte borç talep edilebilir hale gelir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 392Kaynağı aç
MADDE 392- Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir. ALTINCI BÖLÜM Hizmet Sözleşmeleri BİRİNCİ AYIRIM Genel Hizmet Sözleşmesi A. Tanımı

Türk Borçlar Kanunu m. 392 gereğince ödüncün iadesi bakımından kesin bir gün, bildirim öneli veya alacaklının talebi üzerine borcun derhal muaccel olacağı yönünde bir anlaşma mevcut değilse borçlu, ödünç verenin bildireceği ilk iade isteminden itibaren altı haftalık süre dolmadan ödüncü geri vermekle yükümlü tutulamaz. Dolayısıyla açık bir geri ödeme vadesi tayin edilmemiş ödünç ilişkilerinde alacaklının öncelikle borçluya geri isteme iradesini iletmesi ve bu bildirimin ardından altı haftalık kanuni sürenin geçmesini beklemesi zorunludur.

İlamsız İcra Takibi Yoluyla Borcun Tahsili

Para alacağına dayanan tüketim ödüncü uyuşmazlıklarında alacaklı, elinde kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmasa dahi genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi yoluna başvurabilir. Takibin başlatılabilmesi ve takip talebinin usulünce düzenlenebilmesi için borçlu tarafa ait kimlik bilgilerinin, özellikle T.C. kimlik numarasının bilinmesi gerekir.

İcra dairesi tarafından borçluya gönderilen ödeme emri, borç miktarını ve yasal ödeme sürelerini içerir. İcra ve İflas Kanunu m. 62 uyarınca itiraz iradesi bulunan borçlunun, bu itirazını ödeme emrinin tebliğinden başlayarak yedi günlük süre içerisinde dilekçe ile veya sözlü şekilde icra müdürlüğüne bildirmesi kanuni bir mecburiyettir. Borcun esasına veya varlığına ilişkin olarak süresi içinde yapılan itiraz, icra takip işlemlerini kendiliğinden durdurur.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 62Kaynağı aç
Madde 62 – (Değişik: 18/2/1965-538/33 md.) İtiraz etmek istiyen borçlu, itirazını, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirmeye mecburdur. (Değişik ikinci cümle: 17/7/2003-4949/13 md.) İtiraz, takibi yapan icra dairesinden başka bir icra dairesine yapıldığı takdirde bu daire gereken masrafı itirazla birlikte alarak itirazı derhal yetkili icra dairesine gönderir; alınmayan masraftan memur şahsen sorumludur. (Değişik fıkra: 17/7/2003-4949/13 md.) Takibe itiraz edildiği, 59 uncu maddeye göre alacaklının yatırdığı avanstan karşılanmak suretiyle üç gün içinde bir muhtıra ile alacaklıya tebliğ edilir. (Ek fıkra: 17/7/2003-4949/13 md.) Borçlu veya vekili, dava ve takip işlemlerine esas olmak üzere borçluya ait yurt içinde bir adresi itirazla birlikte bildirmek zorundadır. Adresini değiştiren borçlu yurt içinde yeni adres bildirmediği ve tebliğ memurunca yurt içinde yeni adresi tespit edilemediği takdirde, takip talebinde gösterilen adrese çıkarılacak tebligat borçlunun kendisine yapılmış sayılır. Borcun bir kısmına itiraz eden borçlunun o kısman cihet ve miktarını açıkca göstermesi lazımdır. Aksi takdirde itiraz edilmemiş sayılır. (Mülga dördüncü fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.) Borçlu takibin müstenidi olan senet altındaki imzayı reddediyorsa, bunu itirazında ayrıca ve açıkça beyan etmelidir. Aksi takdirde icra takibi yönünden senetteki imzayı kabul etmiş sayılır. Borçluya, itiraz eylediğine dair bedava ve pulsuz bir belge verilir. 2 – İtiraz sebepleri:

Borçlu taraf ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde borca itiraz etmez ve herhangi bir ödemede bulunmazsa icra takibi kesinlik kazanır. Takibin kesinleşmesi ile birlikte haciz talep etme yetkisi doğar. Alacaklı bu çerçevede borçlunun ücret gelirlerine haciz konulmasını isteyebileceği gibi bankalardaki mevduat hesapları ile taşınır ev eşyaları üzerine de kanuni sınırlar dairesinde haciz tatbik edilmesini talep edebilir.

İtirazın İptali Davası ve Hukuki Sonuçları

Ödeme emrine yapılan itiraz ile icra takibi durduğunda alacaklının takibe devam edebilmesi itirazın hükümden düşürülmesini gerektirir. Konusu para alacağına ilişkin bulunan itirazın iptali davalarında, 1 Eylül 2023 tarihi sonrasında mahkemeye başvurulmadan önce arabuluculuk sürecinin işletilmiş olması zorunlu dava şartıdır.

İtirazın iptali davasının açılabilmesi kanun koyucu tarafından hak düşürücü süreye bağlanmıştır. Alacaklının borçlu tarafından sunulan itirazın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren bir yıllık süre zarfında bu davayı ikame etmesi şarttır. Bir yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmesi durumunda mevcut icra takibine bağlı olarak itirazın iptali talebinde bulunulamaz.

İtirazın iptali davası genel görevli mahkeme olan asliye hukuk mahkemesinde alacak davası niteliğinde incelenir. Mahkemece yapılan inceleme neticesinde borçlunun borca itirazı haksız görülürse itirazın iptaliyle birlikte takibin devamına hükmedilir. Bu durumda borçlunun haksız itirazı nedeniyle alacaklı yararına alacağın yüzde yirmisinden az olmamak şartıyla icra inkâr tazminatına karar verilebilir. Buna karşın borçlunun itirazının yerinde bulunması halinde icra takibi tamamen son bulur; alacaklının takibi başlatırken kötü niyetli davrandığı anlaşılırsa borçlu lehine de tazminata hükmedilebilir.

Alacak Davası, Görevli ve Yetkili Mahkeme

Borcun tahsili amacıyla ilamsız icra yoluna başvurulabileceği gibi borçlu aleyhine doğrudan mahkemede alacak davası ikame edilmesi de mümkündür. İcra takibine itiraz edilmiş olması şart aranmaksızın para alacağının hüküm altına alınması için genel mahkemelerde dava yoluna gidilebilir. Para alacağını konu alan bu davalarda da 1 Eylül 2023 tarihi itibarıyla dava şartı olan arabuluculuk aşamasının tamamlanması zorunludur.

Ödünç sözleşmelerinden kaynaklanan genel alacak davalarında uyuşmazlığın çözümünde görevli mahkeme kural olarak asliye hukuk mahkemesidir. Tüketim ödüncünde borcun ifa edileceği mahal alacaklının yerleşim yeri sayıldığından, yetkili mahkeme de alacaklının yerleşim yerinde bulunan mahkemedir.

İspat Yükü, Senetle İspat Zorunluluğu ve İstisnalar

Açılan alacak davalarında ispat yükünün kime ait olduğu davanın esasına etkili en temel unsurdur. Borç para verildiğini ve bu borcun geri ödenmediğini öne süren davacı alacaklı, ödünç ilişkisinin kurulduğunu ve paranın verildiğini kanıtlamak zorundadır.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 200 uyarınca, bir hakkın meydana gelmesi, devri, değiştirilmesi ya da ödenmesi amacıyla gerçekleştirilen hukuki işlemlerin yapıldıkları andaki tutarları kanunda öngörülen parasal sınırı geçtiği takdirde senetle ispatı zorunludur. Karşı tarafın açık rızası bulunmadıkça parasal sınırın üzerindeki borç iddiaları yalnızca tanık beyanlarına dayanılarak ispat edilemez.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 200Kaynağı aç
MADDE 200- (1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. (2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir. Senede karşı tanıkla ispat yasağı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 202 düzenlemesi uyarınca, senetle ispat mecburiyetinin bulunduğu hallerde delil başlangıcı teşkil eden bir yazılı belge bulunursa tanık anlatımlarına başvurulabilir. Delil başlangıcı, ileri sürülen ödünç ilişkisini tek başına kesin şekilde kanıtlamaya yetmemekle birlikte bu ilişkiyi muhtemel kılan ve aleyhine delil getirilen tarafça düzenlenip sunulmuş ya da gönderilmiş olan belgedir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 202Kaynağı aç
MADDE 202- (1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir. Senetle ispat zorunluluğunun istisnaları

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 203 gereğince altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler ile kayınbaba, kaynana, gelin ve damat arasında gerçekleştirilen hukuki işlemlerde senetle ispat mecburiyeti uygulanmaz; bu yakın hısımlık bağları çerçevesindeki borçlanma iddiaları ve mücbir sebep hallerinde tanık dinlenmesi mümkündür.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 203Kaynağı aç
MADDE 203- (1) Aşağıdaki hâllerde tanık dinlenebilir: a) Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler. b) İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler. c) Yangın, deniz kazası, deprem gibi senet alınmasında imkânsızlık veya olağanüstü güçlük bulunan hâllerde yapılan işlemler. ç) Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları. d) Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları. e) Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulüne göre teslim edilen bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirecek delil veya emarelerin bulunması hâli. İlamların ve resmî senetlerin ispat gücü

Banka Transferleri ve Ödeme Mahsubu Kuralları

Paranın elden değil de banka havalesiyle gönderildiği durumlarda dekonttaki açıklamalar ispat kurallarını doğrudan etkiler. Hukuki kabule göre bir banka transferi kural olarak mevcut bulunan bir borcun tasfiyesi veya ifası amacıyla gerçekleştirilmiş sayılır. Bu genel karine sebebiyle yatırılan paranın borç verme amacıyla gönderildiğini kanıtlama mükellefiyeti transferi gerçekleştiren alacaklıya yüklenir.

Banka işlemi yapılırken açıklama hanesine açıkça borç, emanet, emanet borç para ya da belirlenen bir tarihte iade edileceği kaydının yazılması halinde, bu ifadeler aradaki tüketim ödüncü ilişkisinin kanıtlanmasında karine kabul edilir. Dekontta yer alan bu tür kayıtlar ispat yükünün karşı tarafa geçmesine yol açar; tutarı hesabına alan kişi paranın ödünç dışında başka bir hukuki gerekçeyle gönderildiğini kanıtlamakla mükellef olur.

Türk Borçlar Kanunu m. 102 uyarınca, ödeme anında hukuken geçerli bir açıklama sunulmamışsa veya düzenlenen makbuzda açıklık yoksa yapılan ödeme vadesi gelmiş borç için ödenmiş kabul edilir. Borçlunun vadesi gelmiş birden çok borcu mevcutsa ödeme, aleyhine ilk takibe başlanan borca sayılır; borçlu aleyhine takip başlatılmamışsa vadesi ilk önce dolmuş borç için mahsup gerçekleşir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 102Kaynağı aç
MADDE 102- Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur. Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır. III. Makbuz ve senetlerin geri verilmesi 1. Borçlunun hakkı

Faiz, Para Cinsi ve İfa Şekli

Türk Borçlar Kanunu m. 387 çerçevesinde, ticari nitelik taşımayan tüketim ödüncü sözleşmelerinde taraflarca önceden açık bir kararlaştırma yapılmadığı müddetçe faiz talep olunamaz. Bununla birlikte borcun vadesi gelip borçlu usulüne uygun şekilde temerrüde düşürüldükten sonra temerrüt faizi istenmesi mümkündür. Ticari tüketim ödüncü niteliğindeki ilişkilerde ise sözleşmede faiz açıkça düzenlenmemiş olsa bile kanun gereği faiz talep edilebilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 387Kaynağı aç
MADDE 387- Ticari olmayan tüketim ödüncü sözleşmesinde, taraflarca kararlaştırılmış olmadıkça faiz istenemez. Ticari tüketim ödüncü sözleşmesinde, taraflarca kararlaştırılmamış olsa bile faiz istenebilir. 2. Faize ilişkin özel kurallar

Ödünç ilişkisinde faiz ödeneceği hususunda uzlaşılmış ancak tatbik edilecek oran tespit edilmemişse ödünç alma tarihinde geçerli bulunan yasal faiz oranı tatbik edilir.

Türk Borçlar Kanunu m. 391 hükmüne göre tüketim ödüncünde ödünç verilen şeyin aynen geri verilmesi esastır. Sözleşmede belirlenen para yerine borçluya ticari mal veya kıymetli evrak verilmiş bulunuyorsa borç miktarı, bu kıymetlerin teslim anı ve yerindeki borsa veya piyasa rayici üzerinden hesaplanır; bu kuralın aksine yapılan sözleşme şartları geçerlilik taşımaz.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 391Kaynağı aç
MADDE 391- Ödünç alana, sözleşmede kararlaştırılan para yerine, kıymetli evrak veya ticari mallar verilirse, borcun tutarı, bunların teslim zamanı ve yerindeki borsa ya da piyasa değeri üzerinden hesaplanır; aksine yapılan sözleşme geçersizdir. D. Geri verme zamanı

Türk Borçlar Kanunu m. 99 uyarınca yabancı para üzerinden kararlaştırılan ve sözleşmede aynen ödeme şartı içermeyen borçlarda borçlu, ödeme günündeki rayiç kur üzerinden Türk Lirası ile ifada bulunabilir. Borcun ödeme gününde ifa edilmemesi halinde ise alacaklı, alacağını yabancı para cinsinden aynen talep edebileceği gibi vade veya fiilî ödeme tarihindeki kur karşılığı üzerinden Türk Lirası olarak ödenmesini isteme hakkına sahiptir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 99Kaynağı aç
MADDE 99- Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir. II. Mahsup 1. Kısmen ödemede

Zamanaşımı Hükümleri ve İleri Sürülmesi

Türk Borçlar Kanunu m. 146 uyarınca kanuni istisnalar saklı kalmak üzere her alacak on yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Tüketim ödüncü sözleşmelerinden doğan asıl alacaklar borcun muaccel hale geldiği tarihten itibaren on yıllık genel zamanaşımı süresi kapsamındadır. Türk Borçlar Kanunu m. 147 gereğince anapara faizleri gibi dönemsel edim alacaklarında ise beş yıllık zamanaşımı süresi tatbik edilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 146Kaynağı aç
MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. II. Beş yıllık zamanaşımı
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 147Kaynağı aç
MADDE 147- Aşağıdaki alacaklar için beş yıllık zamanaşımı uygulanır: 1. Kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler. 2. Otel, motel, pansiyon ve tatil köyü gibi yerlerdeki konaklama bedelleri ile lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme içme bedelleri. 3. Küçük sanat işlerinden ve küçük çapta perakende satışlardan doğan alacaklar. 4. Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar. 5. Vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden, ticari simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan alacaklar. 6. Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar. III. Sürelerin kesinliği

Zamanaşımı borç ilişkisini maddi anlamda yok eden bir durum teşkil etmeyip borçluya borcu ifa etmekten kaçınma hakkı veren bir def'i niteliğindedir. Alacaklının talebi veya davası karşısında borçlu tarafça zamanaşımı def'i ileri sürülmediği takdirde hâkim zamanaşımını kendiliğinden gözetemez ve alacağın varlığına hükmedebilir.

Borcunu ödemeyen kişi savcılığa şikâyet edilebilir mi?

Borç ilişkisi özel hukuk sözleşmesi olduğundan borcun vadesinde ödenmemesi kural olarak suç teşkil etmez ve savcılık şikâyetine konu olamaz. Ancak borcun verilmesi sürecinde baştan aldatmaya yönelik dolandırıcılık kastı mevcutsa ceza soruşturması açılabilir.

İade vadesi kararlaştırılmamış borç ne zaman talep edilebilir?

Belirli bir gün veya bildirim süresi kararlaştırılmamışsa, Türk Borçlar Kanunu m. 392 gereğince ödünç alan kişi, ödünç verenin ilk isteminden itibaren altı haftalık süre dolmadan borcu geri vermekle yükümlü tutulamaz.

Ödeme emrine itiraz süresi kaç gündür ve takibe etkisi nedir?

İcra ve İflas Kanunu m. 62 gereğince borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine itirazda bulunabilir; süresinde yapılan itiraz icra takibini kendiliğinden durdurur.

Banka üzerinden borç gönderilirken açıklama yazılmazsa ne olur?

Banka havalesi kural olarak mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapılmış sayıldığından, açıklama yazılmadığı takdirde paranın ödünç olarak verildiğini ispat yükü parayı gönderen tarafa ait olur. Açıklamaya borç veya emanet yazılması durumunda ise ispat yükü karşı tarafa geçer.

Borç para alacağı için dava açmadan önce arabuluculuk zorunlu mudur?

Konusu para alacağı olan itirazın iptali ve alacak davalarında kanunen arabuluculuğun dava şartı kılındığı hallerde dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunludur. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 18/A uyarınca arabulucuya başvurulmasının dava şartı olduğu uyuşmazlıklarda bu başvuru yapılmadan dava açılırsa dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilir.

6325 sayılı HUKUK UYUŞMAZLIKLARINDA ARABULUCULUK KANUNU m. 18/AKaynağı aç
MADDE 18/A- (Ek:6/12/2018-7155/23 md.) (1) İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine aşağıdaki hükümler uygulanır. (2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. (3) Daire Başkanlığı, sicile kayıtlı arabuluculardan bu madde uyarınca arabuluculuk yapmak isteyenleri, varsa uzmanlık alanlarını da belirterek, görev yapmak istedikleri adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarına göre listeler ve listeleri ilgili komisyon başkanlıklarına bildirir. Komisyon başkanlıkları, bu listeleri kendi yargı çevrelerindeki arabuluculuk bürolarına, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirecekleri sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne gönderir. (4) Başvuru, uyuşmazlığın konusuna göre yetkili mahkemenin bulunduğu yer arabuluculuk bürosuna, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirilen yazı işleri müdürlüğüne yapılır. (5) Arabulucu, komisyon başkanlıklarına bildirilen listeden büro tarafından belirlenir. Ancak tarafların listede yer alan herhangi bir arabulucu üzerinde anlaşmaları hâlinde bu arabulucu görevlendirilir. (6) Başvuran taraf, kendisine ve elinde bulunması hâlinde karşı tarafa ait her türlü iletişim bilgisini arabuluculuk bürosuna verir. Büro, tarafların resmî kayıtlarda yer alan iletişim bilgilerini araştırmaya da yetkilidir. İlgili kurum ve kuruluşlar, büro tarafından talep edilen bilgi ve belgeleri vermekle yükümlüdür. (7) Taraflara ait iletişim bilgileri, görevlendirilen arabulucuya büro tarafından verilir. Arabulucu bu iletişim bilgilerini esas alır, ihtiyaç duyduğunda kendiliğinden araştırma da yapabilir. Elindeki bilgiler itibarıyla her türlü iletişim vasıtasını kullanarak görevlendirme konusunda tarafları bilgilendirir ve ilk toplantıya davet eder. (Ek cümle:28/3/2023-7445/36 md.) Avukatı bulunsa bile asıl tarafı da bilgilendirir. Bilgilendirme ve davete ilişkin işlemlerini belgeye bağlar. (8) Arabulucu, görevlendirmeyi yapan büronun yetkili olup olmadığını kendiliğinden dikkate alamaz. Karşı taraf en geç ilk toplantıda, yetkiye ilişkin belgeleri sunmak suretiyle arabuluculuk bürosunun yetkisine itiraz edebilir. Bu durumda arabulucu, dosyayı derhâl ilgili sulh hukuk mahkemesine gönderilmek üzere büroya teslim eder. Mahkeme, harç alınmaksızın dosya üzerinden yapacağı inceleme sonunda en geç bir hafta içinde yetkili büroyu kesin olarak karara bağlar ve dosyayı büroya iade eder. Mahkeme kararı büro tarafından 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca taraflara tebliğ edilir. Yetki itirazının reddi durumunda aynı arabulucu yeniden görevlendirilir ve dokuzuncu fıkrada belirtilen süreler yeni görevlendirme tarihinden başlar. Yetki itirazının kabulü durumunda ise kararın tebliğinden itibaren bir hafta içinde yetkili büroya başvurulabilir. Bu takdirde yetkisiz büroya başvurma tarihi yetkili büroya başvurma tarihi olarak kabul edilir. Yetkili büro, beşinci fıkra uyarınca arabulucu görevlendirir. (9) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla bir hafta uzatılabilir. (10) Arabulucu; taraflara ulaşılamaması veya taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması ya da tarafların anlaşması yahut tarafların anlaşamaması hâllerinde arabuluculuk faaliyetini sona erdirir ve son tutanağı düzenleyerek durumu derhâl arabuluculuk bürosuna bildirir. (11) Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur. (Değişik ikinci cümle:7/11/2024-7531/25 md.) Ayrıca bu taraf lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen vekâlet ücretinin yarısına hükmedilir. Her iki tarafın da ilk toplantıya katılmaması sebebiyle sona eren arabuluculuk faaliyeti üzerine açılacak davalarda tarafların yaptıkları yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.[8] (12) Tarafların arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaları hâlinde, arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin İkinci Kısmına göre aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde karşılanır. Bu durumda ücret, Tarifenin Birinci Kısmında belirlenen iki saatlik ücret tutarından az olamaz. (13) Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde, iki saatlik ücret tutarı Tarifenin Birinci Kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. İki saatten fazla süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâlinde ise iki saati aşan kısma ilişkin ücret aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde uyuşmazlığın konusu dikkate alınarak Tarifenin Birinci Kısmına göre karşılanır. Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve taraflarca karşılanan arabuluculuk ücreti, yargılama giderlerinden sayılır. (14) Bu madde uyarınca arabuluculuk bürosu tarafından yapılması gereken zaruri giderler; arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşma uyarınca taraflarca ödenmek, anlaşmaya varılamaması hâlinde ise ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. (15) Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. (16) Dava açılmadan önce ihtiyati tedbir kararı verilmesi hâlinde 6100 sayılı Kanunun 397 nci maddesinin birinci fıkrasında, ihtiyati haciz kararı verilmesi hâlinde ise 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 264 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen dava açma süresi, arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar işlemez. (Ek cümle:28/3/2023-7445/36 md.) Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından sonra, başvuran taraf aleyhine uyuşmazlık konusuyla ilgili olarak icra takibi yapılması durumunda, başvuran tarafın bu takibe karşı son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde 2004 sayılı Kanunun 72 nci maddesi uyarınca menfi tespit davası açması ve talep etmesi halinde 2004 sayılı Kanunun 72 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uygulanır. (17) Arabuluculuk görüşmeleri, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, arabulucuyu görevlendiren büronun bağlı bulunduğu adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonunun yetki alanı içinde yürütülür. (18) Özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz. (19) İlgili kanunlarda dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin kabul edilen özel hükümler saklıdır. (20) Bu bölümde hüküm bulunmayan hâllerde niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu Kanunun diğer hükümleri uygulanır. Bazı uyuşmazlıklarda dava şartı olarak arabuluculuk

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu