Bono Nedir? Türk Hukukunda Hukuki Niteliği ve İcra Süreci

by Avukat Erdal Ersoy
Bono Nedir? Türk Hukukunda Hukuki Niteliği ve İcra Süreci

Bono, düzenleyenin belirli bir bedeli belirli bir kişiye veya onun emrine kayıtsız ve şartsız olarak ödeme vaadini içeren kambiyo senedidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda unsurlarıyla birlikte düzenlenen bono, hukuki niteliği itibarıyla kıymetli evrak sınıfına girer; içerdiği hak senetten ayrı olarak ileri sürülemez ve senetten bağımsız biçimde devredilemez.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/6821, K. 2024/3842Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2023/6821 E.  ,  2024/3842 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/156 Esas, 2022/852 Karar HÜKÜM : Asıl ve birleşen davanın reddi BİRLEŞEN DAVA : İstanbul 22. Asliye Hukuk Mahkemesi 2015/10 E. Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonucunda Mahkemece asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı, asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalıdan olan 50.000,00 TL alacağının, taraflar arasında imzalanan protokol gereği, Bakırköy 11. İcra Müdürlüğünün 2011/4323 sayılı dosyası ile takibe konulan ve davalı … tarafından davacıya temlik edilen alacaktan mahsup edilerek, bakiyesinin davalıya ödenmesinin kararlaştırıldığını, bakiye alacağın teminatı olarak 50.000,00 TL'lik tarihsiz bononun davalıya verildiğini, bakiye bedel davalıya ödenmesine rağmen senedin iade edilmediğini ileri sürerek teminat olarak verilen ve bedelsiz kalan bonodan dolayı borçlu olunmadığının tespiti ile söz konusu bononun iptaline karar verilmesini talep etmiştir. 2.Birleşen davada davacı vekili, asıl davaya konu senedin birleşen davanın davalısı tarafından icra takibine konulduğunu ileri sürerek takibin iptali ile senetten dolayı borçlu olunmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının Turkisbank adlı banka ile yaşadığı hukuki sorunlar nedeniyle Bakırköy 11. İcra Müdürlüğünün 2011/4323 sayılı dosyasındaki alacağını muvazaalı olarak davacıya temlik ettiğini, davacının, yaptığı masraflar bulunduğunu beyanla 50.000,00 TL talep ettiğini, bunun üzerine 50.000,00 TL’nin davacıya temlik edilen icra dosyasındaki alacaktan tenkis edilmesi, bakiyesinin de davalıya ödenmesi konusunda protokol imzalandığını, davacının protokol konusu ödemeyi aldığını, sonrasında davalıdan 50.000,00 TL borç istediğini, davalının bu meblağı verip senet aldığını, dava konusu senedin teminat senedi olduğu iddiasının doğru olmadığını, protokolün borcun verilmesinden bir ay öncesine ait olduğunu, protokole göre 50.000,00 TL alacaklı hale gelen davacının senet vermesi için sebep bulunmadığını savunarak davanın reddi ile kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir. 2.Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI 1.İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.04.2015 tarihli kararı ile davaya konu bononun kıymetli evrakın tüm zorunlu unsurlarını ihtiva ettiği, bononun keşideci tarafından teminat olarak verildiğini ve başkalarına ciro yolu ile devredilemeyeceğini yazılı delillerle ispat yükünün davacıya ait olduğu, taraflar arasında yapılan protokolün düzenleme tarihinin takibe konu bononun düzenlenme tarihinden önce olduğu, takibe konu bononun verileceğine ilişkin protokolde herhangi bir ibarenin yer almadığı, senet üzerinde de teminat olarak verildiğine ilişkin kayıt olmadığı, kambiyo senedinin teminat senedi olduğu ve bedelsiz kaldığı yönündeki iddiaların ancak yazılı delillerle ispatlanabileceği, davacının bu yönde yazılı delili mevcut olmadığı gibi davalı senet lehtarı ile alacaklı arasındaki baba-oğul ilişkisi nedeniyle davacıya yemin teklifi hakkı hatırlatıldığı, davacının yemin teklifinde bulunulmayacağını bildirdiği, asıl davanın davalısının alacaklı sıfatı bulunmadığı, birleşen davanın ise kanıtlanamadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine, alacaklının başlattığı takip nedeniyle ihtiyati tedbir kararı verilip infaz edilerek davalının alacağına kavuşması engellendiğinden davalı lehine tazminat verilmesine karar verilmiş,hükmün asıl ve birleşen davada davacı vekilince vekilince temyiz edilmesine üzerine Dairemizin 17.03.2021 tarih ve 2020/2846 E., 2021/2581 K. sayılı kararı ile ''…Dava, kambiyo senedi olan bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitine ilişkindir. Bono, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda unsurları ile birlikte düzenlendiğinden, aynı Kanun’un 4/1-a maddesi hükmü uyarınca uyuşmazlığın çözümünde görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir. TTK’nın 26.06.2012 tarih ve 6335 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik 5. maddesinde; asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu ve bu durumda göreve ilişkin usul hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hâkim tarafından re’sen de dikkate alınmalıdır. Somut olayda, asıl dava 18.12.2012 tarihinde, birleşen dava 08.01.2015 tarihinde açılmış olup, TTK’nın 4. ve 5. maddeleri uyarınca uyuşmazlığın çözümünde asliye ticaret mahkemesinin görevli olması sebebiyle mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilerek karar verilmesi doğru olmamıştır…'' gerekçesiyle bozulması üzerine Mahkemece görevsizlik kararı verilerek dosya görevli ve yetkili İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmiştir. 2.Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı davaya konu senedin incelenmesinde; borçlunun …, alacaklının … olduğu, nakten kaydıyla 05.11.2012 tanzim tarihiyle düzenlenen bononun 24.12.2012 vade tarihini taşıdığı, bononun dava dışı Hakan Albeniz'e cirolandığı, bilahare cironun iptal edilerek, …'e ciro yoluyla aktarıldığının tespit edildiği, davacının asıl ve birleşen davadaki bedelsizlik iddiasını aynı nedenlere dayandığı gözetilerek yapılan incelemede; dava-takibe konu bono incelenmesinde, kıymetli evrak olarak tüm zorunlu unsurları ihtiva ettiği, asıl ve birleşen dava dilekçelerine göre temel iddianın bakiye alacağın teminatı olarak 50.000,00 TL'lik tarihsiz bononun davalıya verildiği, bakiye bedelin davalıya ödenmesine rağmen senedin iade edilmediğini belirterek, teminat olarak verilen ve bedelsiz kaldığı iddiasına yönelik olduğu, senet nedeniyle borçlu olmadığını idida eden davacının, iddiasını ispat etmesi gerektiği, davacı taraf dosyaya yazılı belge sunamamadığı, davacı ile lehtar arasında yapıldığı belirtilen "Protokoldür" başlıklı belgenin düzenleme tarihi takibe konu bononun düzenlenme tarihinden önce olduğu gibi, takibe konu bononun verileceğine ilişkin herhangi bir ibarenin de protokolde yer almadığı, takip dayanağı bononun teminat bonosu olduğu iddiasının, hangi ilişkinin teminatı olduğu senet üzerine yazılmak suretiyle ya da yazılı bir belge ile ispatlanması gerektiği, asıl davaya yönelik yapılan değerlendirme uyarınca; senet üzerinde teminat olarak verildiğine ilişkin bir kayıt da mevcut olmadığı anlaşılmakla, davacının asıl davaya yönelik yazılı delille ispat şartına yerine getiremediğinin sabit olduğu, davacının senedin boş kısımlarının taraflar arasında anlaşmaya aykırı doldurulduğu yönünde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 200 üncü maddesi anlamında bir delilinin bulunmadığı, doktrin ve yerleşmiş Yargıtay kararları gereğince ispat yükümlülüğünün davacıya ait olduğu ve dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelerden davacının iddiasını ispatlayacak nitelikte bononun tarafların anlaşmasına aykırı şekilde doldurulduğunu ve davacıların davalıya borçlu olmadığını ispatlayacak nitelikte yazılı delil sunamadığı gözetilerek asıl davanın reddine karar verilmesi gerektiği, birleşen davaya yönelik değerlendirmede ise, bononun teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılan hâllerde bononun kayıtsız (koşulsuz) borç vaadi içermediği için hükümsüz olduğu ve bu hükümsüzlük düzenleyen tarafından, lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebileceği, somut olayda ise 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 687 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca senet metninden anlaşılan (hükümsüzlük) defi halinin bulunmadığı; davalının bilerek borçlunun zararına hareket ettiğine dair bir delilin de bulunmadığı dolayısıyla teminat senedi iddiasının kişisel defi niteliği ile birleşen dava davalısına yöneltilmesi mümkün olamadığından birleşen davanın da reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ispat yükümlülüğünün davacıya ait olduğu ve dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelerden davacının iddiasını ispatlayacak nitelikte yazılı delil sunamadığı gözetilerek davanın reddine karar verildiğini, kararın deliller toplanmadan, tanıklar dinlenmeden, tarafların aralarındaki borç ve alacak ilişkileri ortaya çıkartılmadan ve dikkate alınmadan eksik inceleme sonucunda ve delillerin değerlendirilmesinde ve takdirinde hata yapılmak suretiyle verildiğini, müvekkilinin gerçekte davalı …’den alacaklı olduğunu halen de alacaklarını tahsil edemediğini, davalı …'in mahkeme dosyasında mevcut beyanlarının çelişki içerdiğini, müvekkilinin alacaklı bulunduğu davalıdan bono karşılığında borç almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, dava konusu yapılan senedin ciro silsilesinin kopmuş olduğunu, geçerli bir ciro zinciri bulunmadığını, senedi takibe koyan tarafından müvekkilimizden hiçbir alacağının bulunmadığının açıkça beyan edildiğini, ret sebebi aynı olan ve kendini vekille temsil ettiren davalılar lehine tek vekalet ücreti tayin taktiri gerekirken her biri yararına ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin isabetsiz olduğunu, müvekkilinin, baba-oğul olan davalılara hiçbir borcu olmadığını, bilakis alacaklı olduğu halde, yerel Mahkemenin haksız ve yersiz kararı nedeniyle, olmayan bir borcu ödemek zorunda kaldığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, kambiyo senedi olan bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi. 3. Değerlendirme Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, Mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, asıl ve birleşen davada davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Asıl ve birleşen davada davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 13.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bononun Zorunlu Unsurları

TTK m. 776, bir senedin bono sayılabilmesi için taşıması gereken zorunlu unsurları düzenlemektedir. Bu madde uyarınca senet metninde 'bono' veya 'emre yazılı senet' kelimesinin bulunması (TTK m. 776/1-a), kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödemek vaadi (TTK m. 776/1-b), lehdarın adı yani kime veya kimin emrine ödeneceğinin gösterilmesi (TTK m. 776/1-e), düzenlenme tarihi ve yeri (TTK m. 776/1-f) ile düzenleyenin imzası (TTK m. 776/1-g) zorunlu unsurlar arasında yer almaktadır. Zorunlu unsurların tamamının mevcut olması hâlinde senet kıymetli evrak niteliğini kazanır. TTK, bazı unsurların eksikliğini baştan geçersizlik sonucuna bağlamak yerine tamamlayıcı hükümlerle gidermektedir: vade gösterilmeyen bono görüldüğünde ödenecek senet sayılır (TTK m. 777/2); ödeme yeri açıkça belirtilmemişse senedin düzenlendiği yer ödeme yeri ve aynı zamanda düzenleyenin yerleşim yeri sayılır (TTK m. 777/3). TTK m. 777/1, bu tamamlayıcı istisnalar saklı kalmak kaydıyla m. 776'da gösterilen unsurlardan birini içermeyen senedin bono sayılmayacağını hükme bağlamaktadır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 776Kaynağı aç
MADDE 776- (1) Bono veya emre yazılı senet; a) Senet metninde “bono” veya “emre yazılı senet” kelimesini ve senet Türkçe’den başka bir dille yazılmışsa, o dilde bono veya emre yazılı senet karşılığı olarak kullanılan kelimeyi, b) Kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödemek vaadini, c) Vadeyi, d) Ödeme yerini, e) Kime veya kimin emrine ödenecek ise onun adını, f) Düzenlenme tarihini ve yerini, g) Düzenleyenin imzasını, içerir. B) Unsurların bulunmaması
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 777Kaynağı aç
MADDE 777- (1) İkinci ilâ dördüncü fıkralarda yazılı hâller saklı kalmak üzere, 776 ncı maddede gösterilen unsurlardan birini içermeyen bir senet bono sayılmaz. (2) Vadesi gösterilmemiş olan bono, görüldüğünde ödenmesi şart olan bir bono sayılır. (3) Açıklık bulunmadığı takdirde senedin düzenlendiği yer, ödeme yeri ve aynı zamanda düzenleyenin yerleşim yeri sayılır. (4) Düzenlendiği yer gösterilmeyen bir bono, düzenleyenin adının yanında yazılı olan yerde düzenlenmiş sayılır. C) Uygulanacak hükümler
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/10911, K. 2018/11667Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2017/10911 E.  ,  2018/11667 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki menfi tespit davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, dava dışı oğlu … 'ın davalıdan 01/08/2012 tarihli harici sözleşme ile 50.000.00.- TL bedel karşılığı iki araç aldığını, 17.000.00.- TL nin peşin ödendiğini, kalan bedel için senetler düzenlendiğini, senetlerde oğlu … 'ın borçlu, kendisinin kefil olarak gösterildiğini, … plakalı aracın bir hafta sonra birinin davalıya iade edildiğini, diğer araç için bir kısım ödemelerde yapıldıktan sonra davalıya 3000 TL borç kaldığı halde davalının bedelsiz kalan senetler ile 19.000.00.- TL asıl alacak, 969.36.-TL faiz için icra takibi yaptığını ileri sürerek borçlu olmadığının tespitine ve % 20 oranında tazminata karar verilmesini talep etmiştir.Davalı, davacının oğlu … 'ın araçlardan birini iade ettiğini, senetlere karşılık kendisinden borç para aldığını, borç ödenmeyince icra takibi yaptığını belirterek davanın reddini istemiştir.Mahkemece, ispat yükünün davalıda olduğu, davalı tarafın savunmasını ve elden borç verilmeye yönelik iddiasını yazılı delille ispat edemediği, bu hususun tanıkla ispat edilemeyeceği, yemin teklifinde de bulunmadığı gerekçesi ile davacının borçlu olmadığının tespitine, kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dava, icra takibine konu senetlerden dolayı borçlu bulunmadığının tesbitine ilişkin olup, uyuşmazlık; ispat yükünün davacı tarafta mı yoksa davalı tarafta mı olduğu noktasında toplanmaktadır.Öncelikle, alacağın dayanağını teşkil eden kambiyo senedinin hukuksal niteliğini irdelemekte yarar vardır:Hukuk Genel Kurulunun 17.12.2003 gün ve E:2003/19-781, K:2003/768; 12.10.2011 gün ve E:2011/19-473, K:2011/607; 04.12.2013 gün ve E:2013/19-89, K:2013/1645; 14.05.2014 gün ve E:2013/19-1155, K:2014/660; 18.02.2015 gün ve E:2013/19-1362, K:2005/826 sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere; bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak, uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise, bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. Hemen belirtmelidir ki, bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedi olup, bağımsız borç ikrarını içerir. Bonoda zorunlu şartlardan biri eksik olduğu takdirde, senedin bono niteliği kaybolur. Bunlardan vade ve ödeme yeri esaslı şekil şartlarından değildir. Zorunlu şekil şartlarının yanında seçimlik unsurlar da vardır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden yada malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir. Yerleşik Yargıtay kararlarında ve öğretide de kabul edildiği üzere, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de, temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik "bedel kaydı"dır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehdarından (alacaklıdan) karşı edayı aldığını ispata yarar. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Zira bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle, bir illete bağlı olması gerekmez. Bedel kayıtları daha çok keşideci ile lehdar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda önem taşır. Kişisel def'i nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır. Sözü edilen kayıtlar özellikle ispat hukuku açısından ilgilileri bağlayıcı niteliktedir. Bedel kaydı içeren bononun lehdarı, artık senedin “kayıtsız ve koşulsuz bir borç ikrarı olduğu” yolundaki soyutluk kuralına dayanamayacaktır. Bono nedeniyle borçlu olunmadığının tespitini içeren davada ispat yükü, kural olarak senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa aittir. Ancak, bir defa bir mal alışverişine dayandığı "malen" kaydıyla ya da bir alacak borç ilişkisine dayandığı "nakten" kaydı ile senede yazılmışsa, artık buna uyulmak gerekir. Bu kayıtların aksinin savunulması senedin talili (nedene, illete bağlanması) anlamına gelir ki, böyle bir durumda ispat yükü yer değiştirir.Senedi talil eden, savını kanıtlamak yükümlülüğü altına girer. Senette borcun nedeni "mal" ya da "nakit" olarak belirtilmişse, tarafların yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır. Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, lehine olan senet karinesi çürümüş sayılacak, bunun sonucu olarak da, iddiası paralelinde ispat yükünü de üstlenecektir. Buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir.Hemen burada, menfi tespit (borçsuzluğun tespiti) konulu eldeki davada ispat yükünün özellikleri üzerinde de durulmalıdır.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi).İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira, davacı borçlu senedin varlığını kabul etmekle birlikte bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir.Somut olaya gelince; dava, kambiyo senedinden dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olduğuna göre, konunun hem kambiyo hem de ispat hukuku açısından ve yukarıdaki açıklamaların ışığında ele alınması gerekir. Dava konusu bonoda davacı kefil, davacının oğlu dava dışı … keşideci, davalı lehtar olup, ihdas nedeni olarak “nakten” kaydı bulunmaktadır.Görülmekte olan davada, davacı senetteki imzayı inkar etmemiş; bonoların tanzim nedeninin araç alım satım sözleşmesi kapsamında olduğunu ileri sürerek borçlu olmadığının tesbitini istemiştir. Davalı ise, bononun davacının oğlu … 'a elden verilen borçların karşılığı olduğunu savunmuştur. Bu durumda ispat yükünün senet üzerindeki ihdas nedeninin talil eden davacı tarafa geçtiğinin kabulü gerekir.Açıklanan nedenlerle; mahkemece, ispat yükü kendisine geçen davacı tarafa bu iddiasını kanıtlayabilmesi için olanak verilip, tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, ispat yükünün tayininde yanılgıya düşülerek yerinde bulunmayan gerekçeyle yazılı biçimde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19/11/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Soyutluk İlkesi: Temel Borç İlişkisinden Bağımsızlık

Bono, TTK m. 776 uyarınca kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödeme vaadini içerdiğinden kural olarak illetten mücerrettir; başka bir deyişle bağımsız bir borç ikrarına dayanır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan talebin geçerliliğinden bağımsızdır. Bu soyutluk ilkesinin pratik sonucu, alacaklının kural olarak temel borç ilişkisini ayrıntılı biçimde ispatlamak zorunda olmamasıdır. Senedin bedelsiz olduğunu ileri süren taraf ise bu iddiasını somut delillerle desteklemekle yükümlüdür.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/1148, K. 2022/4968Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2021/1148 E.  ,  2022/4968 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada Kahramanmaraş 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 08.11.2018 tarih ve 2017/76 E- 2018/437 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce verilen 12.11.2020 tarih ve 2019/457 E- 2020/1076 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili …, davalı …, davadışı … ve …’in ortak olarak Katre Enerji Üretim San. ve Tic. Ltd. Şti’ni kurduklarını, bu şirketten başka … isimli şirkette de ortaklıklarının olduğunu, Katre Ltd. Şti’nin enerji alanında faaliyet göstermek üzere kurulduğunu,şirket olarak DSİ 20. Bölge Müdürlüğü’ne lisans başvurusunda bulunulduğunu, şirketten 100.000,00 TL meblağlı teminat mektubu istenmesi üzerine, teminat mektubu almak amacıyla davalı …’in babasına ait bir taşınmazın bankaya ipotek gösterilerek teminat mektubu alındığını ve şirket ortakları … ve … imzasıyla teminat amacıyla davalıya senet verildiğini, lisans başvurusu iptal edildiğinden teminat mektubunun iade edildiğini ancak teminat amaçlı verilen senedin davalı tarafından iade edilmediği, bedelsiz olan ve teminat olarak verilen boş senedin sonradan gerçeğe aykırı şekilde doldurularak icra takibine konulduğunu ileri sürerek müvekkilinin senet nedeniyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, takibe konu senedin teminat senedi olduğu iddiasının doğru olmadığını, senedin gerçeğe aykırı olarak doldurulduğu iddiasının ancak yazılı delille kanıtlanması gerektiğini, kambiyo senetlerinin illetten mücerret olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, Osmaniye ili … ilçesi sınırları içerisinde yapılması planlanan Camgöz Reg. ve HES Projesi için 31/12/2017 tarihinde Katre Enerji … Şirketi tarafından başvuruda bulunulduğu ve başvuru aşamasında teminat mektubu alındığı, ancak proje başvuru aşamasında iptal edilerek teminat mektubunun iade edildiği, Kahramanmaraş ili … ilçesi … Mahallesi 249 ada 179 parsel sayılı taşınmazın davalının babası olan …'in maliki olduğu, bu taşınmaza yönelik 10/10/2007 tarih ve 10688 yevmiye numarası ile ipotek tesis edildiği ve taşınmaza yönelik ipoteklerin teminat altına alındığı kredi ilişkilerden Katre Enerji .. Şirketi lehine Albaraka Bankası'nın … Şubesince, Muhatap Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Etüt ve Plan Dairesi Başkanlığına hitaben düzenlenen 15/10/2007 tarihli, 042-B1-10322 mektup numaralı, 100.000,00 TL miktarlı teminat mektubunun 15/10/2008 tarihinde iade işlemlerinin yapıldığı, söz konusu senedin, incelenmesinde, alacaklı …, borçlusu …, …, … olup … … isimleri altında imza bulunduğu, …’in bulunduğu yerde imzanın bulunmadığı ve senedin ödeme tarihi olan 01/03/2013, tanzim tarihi 01/11/2008 ve ikinci tanzim tarihi olan 01/03/2013, yetkili mahkeme K.Maraş ve borçlu adresi olan K.Maraş kısmının ince ve daha az koyu başka bir el mahsulü olduğu anlaşılan yazı ve rakamlar olduğu, senet meblağ, alacak ve borçlular ile borçlu adına atılan imzaların kalın koyu siyah ve sağa eğik kalemle yazıldığı, bu haliyle kalem yazı kalınlığı, yazıların eğimi ve harf yapıları itibariyle iki ayrı ve iki ayrı zamanda doldurulmuş olduğu gerekçesiyle Kahramanmaraş 3. İcra Müdürlüğü'nün 2016/1049 takip sayılı dosyada yapılan takip nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine, takibin iptaline, alacak yargılamaya bağlı olup likit görülmediğinden icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince davacının, takip ve dava konusu senedin teminat senedi olduğu iddiasına dayandığı, davalının iddiayı reddettiği, Cumhuriyet Başsavcılığında alınan beyanında senedin müşteki …'ın şahsi borcundan kaynaklandığını belirttiği, bu durumda ispat külfeti davacıda olup dava konusu senedin teminat senedi olduğunu yazılı delille ispatlaması gerektiği, 6102 sayılı TTK'nun 776. maddesi uyarınca bonolar kayıtsız ve şartsız belli bir bedeli ödeme vaadini içermekte olup, bunun aksine bononun teminat bonosu olduğunun yazılı bir şekilde ispatının gerektiği, ( Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2018/3950 Esas, 2020/656 karar sayılı kararı da bu yöndedir.), davacının, senedin anlaşmaya aykırı olarak doldurulup icraya konulduğunu iddia ettiği, 6102 sayılı TTK'nın 778/2/f ve 680. maddeleri uyarınca açığa bono düzenlenmesi mümkün olup bononun anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu yönündeki iddianın da davacı keşideci tarafından yazılı delille kanıtlanması gerektiği,somut olayda davacı tarafından gerek bedelsizlik gerekse senedin anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddialarının ispatına yarar yazılı delil sunulamadığı gibi Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca 2017/2184 Soruşturma sayılı dosyada takip konusu senet yönünden bedelsiz senedi kullanma suçundan kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği mahkemece ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 16/06/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2022/617, K. 2023/107Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2022/617 E.  ,  2023/107 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının tesisat işleri yaptığını ve davalının almış olduğu inşaat alanlarında taşeron sözleşmesi ile asıl işveren konumundaki davalıya iş yaptığını, davalının Kayseri 8. İcra Dairesinin 2018/8875 Esas sayılı dosyası ile kambiyo takibi başlattığını, bahse konu senedin davacıya iş güvencesi olarak verildiğini, taraflar arasında 16/04/2018 ve 27/04/2018 tarihli mutabakatlar olduğun, davacının davalıya senet miktarı olan 300.000,00 TL borcu olmadığını belirterek icra takibinin durdurulmasına, davacının takip alacaklısına borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; senedin teminat amacıyla verildiğini, ispat yükünün davacıda olduğunu, senedin teminat amaçlı olmadığını, davalının borçlu olduğunu ve borcun vadesinde ödenmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda davacının, dava konusu nakden düzenlenen senedin teminat senedi olduğunu, davalı ise bu senet nedeniyle davacıdan alacaklı olduğunu, senedin teminat senedi olmadığını savunduğunu, davacıya yemin teklif etme hakkı hatırlatıldığını, davacı tarafından davalıya yemin teklif edildiğini, davalının yöntemine uygun yeminli beyanında "Takibe dayanak senedin teminat senedi olmadığı, bu senet karşılığında davalının davacıdan alacağı olduğu" şeklindeki anlatımı karşısında davacının talilde bulunduğu, artık davacı tarafından imzalanan bononun teminat olarak düzenlendiği bedelsizlik iddiasının yazılı delille ispat edilmesi zorunlu olduğundan, dava konusu senet üzerinde teminat kaydının bulunmadığı, davacının senedin ödendiğine ya da bedelsiz kaldığına dair yazılı delil sunmadığı, yemin teklif hakkını kullanması üzerine davalı tarafça usulüne uygun yemin eda edildiğinin anlaşıldığını, dosya kapsamına göre, davacı tarafından imzalanan dava konusu bononun teminat için düzenlenerek davalıya verildiğini ve teminat fonksiyonun kalmadığını usulüne uygun delillerle kanıtlayamadığı anlaşıldığını ve davacının ispatlanamayan menfi tespit davasının reddine karar vermek gerektiğini, İİK'nın 72/3-4. maddesi doğrultusunda davalı alacaklı lehine tazminata hükmedilebilmesi için alacaklı aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerekirken davacının tedbir talebinin reddedildiğini, bu nedenle yasal koşulları bulunmadığından davalının %20'den az olmamak üzere tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili tarafından ilk derece mahkemesine sunulan istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkil Türkiye genelinde tesisat işleri yapan bir firma olduğunu, davalı da ihale ile almış olduğu inşaat alanlarında, müvekkil ile alt taşeron sözleşmesi ile anlaşarak tesisat işlerini müvekile veren asıl işveren konumundaki şirket olduğunu, davalı tarafından müvekkil aleyhine Kayseri 8. İcra Müdürlüğünün 2018/8875 Esas sayılı dosyası ile kambiyo takibi başlatıldığını, müvekkilin davalıya karşı söz konusu takip miktarı senet üzerindeki borcu bulunmadığını, davalının icra takibi başlatmış olduğu 24/09/2014 keşide tarihli 25/08/2015 vade tarihli 300.000,00 TL'lik senet müvekkil tarafından davalıya yapacakları işin güvencesi olarak verildiğini, müvekkil firma davalıya karşı Malatya ili Toki 4. bölge 491 konu ve 5. bölge 909 konut inşaatında mekanik tesisat işlerine istinaden verildiğini, müvekkil davalı ile yapmış olduğu bu işlerin karşılığında davalıya güvence olarak senet verdiğini, davalının takibe koymuş olduğu bu senet ise güvence karşılığı verilen senetlerden olduğunu, müvekkil davalıya daha önce de bir çok senet vermiş onların iadesini davalıdan geri aldığını, fakat iş bu takipteki senedi iş yoğunluğu ve tarafların kendi aralarındaki güven ilişkisine dayanarak davalıdan almadığını, davalı bu senedi kötü niyetli olarak takibe koyduğunu, dosya içerisine sunmuş oldukları 27/04/2018 tarihli hesaplaşma mutabakat formlarında tarafların karşılıklı olarak borcu kalmadıkları mutabık kalındığını, söz konusu belge yazılı delil niteliğinde bir belge olmakla birlikte bu delilimiz ile birlikte diğer delilleri ve iddaiları destekler belgelerde dosya içerisine sunulduğunu, bu belgenin neye istinaden dikkate alınmadığı mahkeme kararından anlaşılamadığını, kaldı ki davaya konu senetteki borcum doğum tarihi 25/08/2015 olmakla birlikte hesaplaşma mutabakat formu 27/04/2018 tarihinde imzalandığını, aradan yaklaşık olarak 3 yıl geçtikten sonra imzalanan hesaplaşma mutabakat formu ile müvekkil şirketin davalı tarafa hiç bir borcunun kalmadığını, yazılı delilin mahkemece kabul edilmeme gerekçesinin açıklanması gerektiğini, davalının takip başlatmış olduğu senet 2014 keşide tarihli olduğunu, dökümlerde davalının takip başlatmış olduğu senedin kayıtları deftere işlenmediği ve döküman da yer almadığı görüldüğünü, bu şekilde verilmiş bir borcun ve alınmış senedin normal şartlar altında ticari kayıtları işlenmesinin gerekli ve hatta zorunlu olduğu gözden kaçırılmaması gerektiğini, zaten davalı şirkette bunu ve bu tek yanlı düzenlen fiş v.s belgeler ile alacağını ispatlayamayacağını bildiği için hakkı kötüye kullanarak teminat olarak bırakılan senedi borç senedi gibi ileri sürüp ihtiyati haciz ve kambiyo senetlerine mahsus takip yolunu seçtiğini, davalı tarafın takibe dayanak senedi de bu neviden bir teminat senedi olduğunu, istinaf başvurusunun kabulüne, yerel mahkemenin 2018/556 Esas – 2021/680 Karar sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç 1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamında toplanan deliller, somut olayın özelliklerine uygun bilirkişi raporu, ilk derece mahkemesinin olay nitelendirilmesi ve gerekçesi nazara alındığında, davanın niteliğine, dava ve davaya konu icra takibinin dayanağının/konusunun kambiyo senedi vasfında bono olmasına ve bundan dolayı borçlu olmadığını iddia ve talep etmesine göre yazılı ve kesin delillerle ispat yükü kendi üzerinde olan davacının, davaya konu bononun teminat senedi olduğunu ve işbu bonodan ve bonoya dayalı icra takibinden dolayı davalıya borçlu olmadığını geçerli ve yeterli kesin delillerle ispat edememesi, sunulan hesap mutabakatı belgesinin içeriğine göre, özellikle dava konusu kambiyo senedi vasfındaki bonoya ve bonoya dayalı başlatılmış dava konusu icra takibine ilişkin borçtan kaynaklanan taraflar arasındaki alacak-borç yönünden davacı lehine kesin bir ibra belgesi vasfında olmaması, davalı şirket yetkilisinin yeminli beyanlarının bir bütün olarak değerlendirilmesinde, davacı lehine iddialarını ve dolayısıyla dava konusu bono/icra takibinde istenen alacak yönünden davalıya karşı borçsuzluğunu kesin olarak ispata yönelik açık, net ve yeterli yeminli beyan mahiyetinde olmaması nedeniyle ispatlanamayan menfi tespite ilişkin işbu davanın reddine dair mahkemesince verilen nihai kararda yazılı ayrıntılı açıklamalara, yasal sebep ve gerekçelere binaen istinaf edilen kararda usul, yasa ve dosya kapsamı yönlerinden bir aykırılık bulunmadığı, bu nedenlerle davacının istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Dava konusu bononun 2014 tarihli, dosyaya sunulan mutabakat metinlerinin 2018 tarihli olduğunu, bu mutabakat formlarının bonodan sonra düzenlendiğini, 2.İstinaf incelemesi neticesinde mutabakat metinlerinin kesin bir ibra belgesi vasfında olmadığı değerlendirmesinin hatalı olduğunu, 3.2014-2015 yılı ticari defter kayıtları incelendiğinde senedin bu dönemdeki bir borca ilişkin olmadığının, senet karşılığı davacıya verilmiş 300.000,00 TL nakit bulunmadığının görüleceğini, 4.Söz konusu senedin teminat olarak verildiği TOKİ 4. ve 5. Bölge işleri hakkında 2017 yılı kesin kabulün yapıldığını, 5.Davalının baştan beri savunmasında davacıya borç verdiğini, bu senedi o borçtan kaynaklı aldığını beyan ettiğini, yargılama devam ettikçe savunmasını değiştirerek davacının SGK borçlarının doğduğunu ve işçi işveren arasından doğan borçları ödediğini iddia ettiğini, söz konusu senedin vade ve düzenleme tarihlerinde davacının SGK borç hareketleri veya işçi işveren dosyaları incelendiği taktirde davacının bir borcunun olmadığının açıkça görüleceğini, kaldı ki 2015 tarihinde ödemeleri yapmış olduğu varsayılsa dahi 2018 tarihindeki mahsuplaşmasını izah etmesi gerektiğini, 6.Davalı şirket temsilcisinin yaptığı yeminde çelişkili ifadeler kullandığını, mutabakattan sonra alacak doğduğundan davacıdan alacaklıyız dediğini, 27/04/2018 tarihli mutabakattan sonra doğmuş olan alacağın 24/09/2014 keşide tarihli senede ilişkin olamayacağını, 7.Mutabakattan sonra kendilerine yapılan ödemelerin de bu mutabakatın meşruluğunu desteklediğini, açıklanan nedenlerle kararın bozulmasını talep etmişlerdir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, eser sözleşmesi uyarınca borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369, 370 ve 371. maddeleri, 199 ve vd. maddeleri, 225-239 maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470-486 maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 645 vd. maddeleri 3. Değerlendirme 1. Davacı, dava konusu senedin teminat senedi olduğunu, senetten doğan bir borcunun da olmadığını ileri sürmektedir. 2. Davaya konu teminat senedi olduğu iddia olunan senette "nakden" kaydı bulunmakta olup davalı tarafın savunmasını ticari ilişkiye dayandırdığı ve bu ilişki nedeniyle alacaklı olduğunu ileri sürdüğü görülmektedir. 3. Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır. Eğer taraflardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır. Bononun üzerinde borcun sebebine yönelik bir açıklamanın bulunduğu hâlde alacaklının başka bir düzenleme sebebine dayanması bononun tek taraflı talili neticesini doğurur ve alacaklının ispat soyutluğuna ilişkin avantajı ortadan kalkar. Bu hâlde alacaklı, borçlu ile aralarında bulunan borç ilişkisine dayanak teşkil eden hukuki sebebi ve bunun geçerliliğini ispatlamak durumundadır. 4. Dosyanın incelenmesinde; yemin teklifi üzerine davalı şirket yetkilisi; " … dava konusu 24/09/2014 keşide tarihli ve 25/08/2015 vade tarihli 300.000,00 TL bedelli senet teminat senedi değildir, aramızdaki ticari ilişki nedeni ile davacı … Ltd. Şti.'den dönem dönem teminat senedi alıp iade ettiğimiz oldu, eksik imalatların yetkilisi olduğum şirket tarafından yapılması, SGK primlerinin ödenmesi, işçi borçlarının ödenmesi gibi dava konusu edilen 300.000,00 TL bedelli senet alacağı dışında davacıdan daha başka alacaklarımız da vardır, ancak davacı şirketin ödeme gücü olmadığından bu alacaklarımızı tahsil etme imkanımız bulunmamaktadır, ben dosyadaki 27/04/2018 tarihli hesap mutabakatını şuan çok net hatırlamıyorum ama davacı şirketle zaman zaman hesap mutabakatı yapıyoruz ancak hesap mutabakatından sonra alacağımız doğmuştur ki bu nedenle davacıdan alacaklıyız" şeklindeki beyanı ile senedin teminat senedi olmadığını ve bahsedilen mutabakat zaptını hatırlayamadığını belirtmiş ise de hesap mutabakatından sonra ticari ilişkiden kaynaklı alacakları doğmuş olduğunu ileri sürmesi karşısında senedin ihdas nedenini talil ederek tek taraflı değiştirmek suretiyle ispat külfetini üzerine almış durumdadır. İspat külfeti hususu dikkate alınarak aralarındaki ticari ilişki ve alacak/borç durumu değerlendirilmek suretiyle karar verilmesi gerekirken bu husus gözden kaçırılarak davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.01.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Muhalif) – MUHALEFET ŞERHİ – Davalı, davacı aleyhine bonoya dayalı icra takibi yapmıştır. Davacı iş bu menfi tespit davasında söz konusu bononun teminat bonosu olduğunu, davalıya borcunun bulunmadığını iddia etmişse de, mahkeme davanın reddine karar vermiş istinaf mahkemesi de istinaf isteminin reddine karar vermiştir. Davacı- borçlu kararı temyiz etmiştir. İcra takibinin dayanağı bonoda davacı düzenleyen, davalı ise lehtardır. 24.09.2014 düzenleme 28.08.2015 vade tarihli, üç yüz bin Türk Liralık bononun ihdas nedeni “nakden” dir. Bononun ihdas nedeni nakden olmasına rağmen davacı bononun teminat bonosu olduğunu beyan ettiğine göre bononun tek taraflı talili söz konusudur. Bu durumda senedin teminat senedi olduğunu davacının ispatlaması gerekir. Davacı, bononun düzeleme tarihinden yaklaşık dört yıl sonraki cari hesap mutabakat kayıtlarını ileri sürerek iddiasını ispat etmeye çalışmış, mahkeme ispat çabasını yeterli görmediği için yemin delilini hatırlatması üzerine davalı tarafa yemin tekli edilmiş ve davalı “dava konusu bononun teminat bonosu olmadığını, davacıdan başka alacaklarının da olduğunu ancak ödeme gücü bulunmadığı için alacaklarını tahsil edemediklerini, mutabakat metinlerini hatırlamadığını, zaman zaman hesap mutabakatı yaptıklarını, sunulan hesap mutabakatından sonra alacağımız doğmuş ki davacıdan alacaklıyız.” Şeklinde beyanda bulunmuştur. Sayın çoğunluk, davalının “…hesap mutabakatından sonra ticari ilişkiden kaynaklı alacaklarının doğmuş olduğu…” şeklindeki beyanda, senedin ihdas nedeninin bu kez davalı tarafından talil edildiği dolayısıyla davalının alacağını ispatlaması gerektiği belirtilerek kararın bozulmasına karar verilmişse de bozma kararına katılmamız mümkün değildir. Şöyle ki; Öncelikle, senedi davacı taraf talil etmiş, senedin teminat senedi olduğunu ispatlayamadığı gibi, davalıya yemin teklif etmiş, davalı dava konusu bononun teminat senedi olmadığını kesin olarak beyan ettikten sonra, aralarında başka alacakların olduğunu o alacaklarını da tahsil edemediğini, en son hesap mutabakatında da alacaklı olduklarını beyan etmiştir. Davalı tarafın yemin beyanında asla senedin talili söz konusu değildir. Tam tersi, dava konusu senetten sonraki alacaklarından ve bunların tahsil edilemediklerinden söz edilmektedir. Bu nedenlerle, Yerel Mahkeme Kararının onanması gerekirken bozulmasına karar verilmesine muhalifim.

Soyutluk ilkesinin önemli bir görünümü talil durumunda gündeme gelir. Senet metninde yer alan ihdas nedeninin doğru olmadığını ileri sürmek senedin talili olarak adlandırılır; bu hâlde kaydın aksini iddia eden taraf ispat yükünü üstlenir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin E. 2022/617, K. 2023/107 sayılı kararında çoğunluk, alacaklının bizzat senet metnindeki ihdas nedeninden farklı bir düzenleme sebebine dayanmasının bononun tek taraflı talili sonucunu doğurduğunu ve bu hâlde alacaklının taraflar arasındaki borç ilişkisinin hukuki sebebini ile geçerliliğini ispatlamakla yükümlü hâle geldiğini kabul etmiştir. Aynı kararda karşı oy ise talilin yalnızca borçlu tarafından yapılabileceğini ve alacaklı tarafın yemin beyanının senedin ihdas nedenini talil etmediğini savunmaktadır; karşı oy bağlayıcı değildir ve söz konusu değerlendirme bu kararın çoğunluk gerekçesine özgüdür.

Teminat Senedi Savunması ve Sınırları

Bononun teminat amacıyla düzenlendiği iddiası uygulamada sıkça gündeme gelir. TTK m. 687/1 çerçevesinde, teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılan hâllerde bono kayıtsız borç vaadi içermediği için hükümsüz sayılır ve bu hükümsüzlük düzenleyen tarafından lehtara ya da ciranta konumundaki hamile karşı da ileri sürülebilir. Bu savunmanın işleyebilmesi için teminat kaydının senet metninden anlaşılabilir olması zorunludur. TTK m. 687/1 ayrıca, hamilin poliçeyi —bono için de aynı hüküm uygulanır— iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmesi hâlinde borçlunun kişisel defileri bu hamile karşı ileri sürebileceğini öngörmektedir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 687Kaynağı aç
MADDE 687- (1) Poliçeden dolayı kendisine başvurulan kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’ileri başvuran hamile karşı ileri süremez; meğerki, hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun. (2) Alacağın temliki yoluyla yapılan devirlere ilişkin hükümler saklıdır. V – Cironun çeşitleri 1. Tahsil cirosu

Teminat kaydı senet üzerinde yer almıyorsa durum farklıdır. Bu hâlde teminat senedi iddiası kişisel defi niteliği taşır ve iyiniyetli üçüncü hamile karşı ileri sürülemez; hamilin bilerek borçlunun zararına hareket ettiğine dair somut delil bulunmadıkça bu savunma hüküm ifade etmez. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2023/6821, K. 2024/3842 sayılı kararında, senet üzerinde teminat kaydı bulunmayan ve teminat amacıyla düzenlendiği yazılı delille kanıtlanamayan davada menfi tespit davası reddedilmiştir. Bu sonuç, teminat iddiasının yazılı delil kuralı çerçevesinde ispatlanamamasına ve senet üzerinde herhangi bir teminat kaydı bulunmamasına dayanmaktadır.

Açık Bono: Boş Bırakılan Unsurlar ve İspat Yükü

TTK m. 778/2-f ve m. 680 uyarınca bazı unsurları boş bırakılarak imzalanmış, yani açığa düzenlenmiş bono geçerlidir. Uygulamada özellikle bedel, vade veya lehtar kısmı boş imzalanan senetler ciddi riskler doğurur. Boş senet imzalayan kişi, senedin sonradan taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı biçimde doldurulduğunu ileri sürebilir; ancak TTK m. 680 açığa düzenlenmiş senette anlaşmaya aykırı doldurmayı hamile karşı ileri sürmeyi güçleştirmektedir: senet tedavüle çıkarılırken tamamen doldurulmamışsa ve sonradan anlaşmaya aykırı doldurulmuşsa bu aykırılık hamile karşı ileri sürülemez; meğerki hamil senedi kötüniyetle iktisap etmiş veya iktisap sırasında kendisine ağır bir kusur isnadı mümkün olsun. Anlaşmaya aykırı doldurulduğunu iddia eden keşidecinin bu iddiasını yazılı delille kanıtlaması gerekmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2021/1148, K. 2022/4968 sayılı kararında Bölge Adliye Mahkemesi'nin bu yönde kurduğu gerekçe onanmıştır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 680Kaynağı aç
MADDE 680- (1) Tedavüle çıkarılırken tamamen doldurulmamış bulunan bir poliçe, aradaki anlaşmalara aykırı bir şekilde doldurulursa, bu anlaşmalara uyulmadığı iddiası, hamile karşı ileri sürülemez; meğerki, hamil poliçeyi kötüniyetle iktisap etmiş veya iktisap sırasında kendisine ağır bir kusur isnadı mümkün bulunmuş olsun. İKİNCİ AYIRIM Ciro A) Poliçenin devredilmesi

Bonoya Dayalı İcra Takibi

Geçerli şekilde düzenlenmiş bir bono, adi senetten farklı bir takip yolunu açar. Adi senede dayalı alacaklar genel haciz yoluyla takibe konu edilirken bono niteliğindeki senetler kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip edilebilir; bu yol alacaklı açısından daha hızlı ve etkilidir. Bu takip yolunda borçluya ödeme emri gönderilir. İİK m. 168/3 uyarınca ödeme emrinde senedin kambiyo senedi vasfını taşımadığı gerekçesiyle beş gün içinde icra mahkemesine şikâyet hakkı bulunduğu ihtarına yer verilir. İİK m. 168/5 uyarınca ise borçlunun borca itirazını da beş gün içinde icra mahkemesine bildirmesi öngörülmüştür. Bu iki beş günlük süre birbirinden farklı usul yollarını kapsamakta olup bunlara ilişkin ayrıntılar aşağıda açıklanmaktadır. Kambiyo takibinde borçlunun itirazı kendiliğinden her zaman takibi durdurmaz.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 168Kaynağı aç
Madde 168 – (Değişik: 18/2/1965-538/81 md.) İcra memuru senedin kambiyo senedi olduğunu ve vadesinin geldiğini görürse, borçluya senet sureti ile birlikte hemen bir ödeme emri gönderir. Bu ödeme emrine şunlar yazılır: 1. (Değişik: 2/7/2012-6352/33 md.) Alacaklının veya vekilinin banka hesap numarası hariç olmak üzere, takip talebine yazılması lazım gelen kayıtlar, 2. (Değişik: 2/7/2012-6352/33 md.) Borcun ve takip masraflarının on gün içinde ödeme emrinde yazılı olan icra dairesine ait banka hesabına ödenmesi ihtarı, 3. Takibin müstenidi olan senet kambiyo senedi vasfını haiz değilse, beş gün içinde icra mahkemesine şikayet etmesi lüzumu, 4. (Değişik: 9/11/1988-3494/31 md.) Takip müstenidi kambiyo senedindeki imza kendisine ait olmadığı iddiasında ise bunu beş gün içinde açıkça bir dilekçe ile icra mahkemesine bildirmesi; aksi takdirde kambiyo senedindeki imzanın bu fasıl gereğince yapılacak icra takibinde kendisinden sadır sayılacağı ve imzasını haksız yere inkar ederse sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahküm edileceği ve icra mahkemesin den itirazının kabulüne dair bir karar getirmediği takdirde cebri icraya devam olunacağı ihtarı. 5. (Değişik: 6/6/1985-3222/21 md.) Borçlu olmadığı veya borcun itfa edildiği veya mehil verildiği veya alacağın zaman aşımına uğradığı veya yetki itirazını sebepleri ile birlikte beş gün içinde icra mahkemesine bir dilekçe ile bildirerek icra mahkemesinden itirazın kabulüne dair bir karar getirmediği takdirde cebri icraya devam olunacağı ihtarı. 6. (Değişik: 17/7/2003-4949/45 md.) İtiraz edilmediği ve borç ödenmediği takdirde on gün içinde 74 üncü maddeye, itiraz edilip de reddedildiği takdirde ise üç gün içinde 75 inci maddeye göre mal beyanında bulunması ve bulunmazsa hapisle tazyik edileceği, mal beyanında bulunmaz veya hakikate aykırı beyanda bulunursa ayrıca hapisle cezalandırılacağı ihtarı. 60 ıncı maddenin son iki fıkrası burada da tatbik olunur. a) Borca itiraz:

İİK m. 168, kambiyo takibinde borçluya gönderilen ödeme emrinde yer alması gereken ihtarları ayrıntılı biçimde düzenlemektedir. Senedin kambiyo senedi vasfını taşımadığı gerekçesiyle beş gün içinde icra mahkemesine şikâyet hakkı bulunduğu ödeme emrine yazılır (İİK m. 168/3). Borçlu, senetteki imzanın kendisine ait olmadığını iddia ediyorsa bunu beş gün içinde açıkça dilekçeyle icra mahkemesine bildirmesi gerekir; aksi takdirde imza bu fasıl gereğince yapılacak takipte borçludan sadır sayılır ve imzasını haksız yere inkâr eden borçlu, takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm edilebilir (İİK m. 168/4). Borçlu olmadığı, borcun itfa edildiği, mehil verildiği, alacağın zamanaşımına uğradığı veya yetki itirazı gibi sebepleri de beş gün içinde icra mahkemesine bildirerek itirazın kabulüne dair karar getirmediği takdirde cebri icraya devam olunur (İİK m. 168/5). İtiraz edilmediği ve borç ödenmediği takdirde on gün içinde mal beyanında bulunulması zorunludur; itiraz edilip reddedilirse mal beyanı için süre üç gündür (İİK m. 168/6).

Borçlunun İleri Sürebileceği Savunmalar

Bononun soyut niteliği alacaklı açısından bir ispat kolaylığı sağlasa da borçlu çeşitli savunmalara başvurabilir. Bedelsizlik, teminat senedi niteliği, imza sahteliği, yetkisiz temsil, zamanaşımı, senedin sonradan anlaşmaya aykırı doldurulması veya borcun ödenmiş olması bu savunmaların başında gelir; her birinin somut delillerle desteklenmesi gerekmektedir. İmzanın borçluya ait olmadığı iddiası, icra hukukunda özel sonuçlar doğuran teknik bir itiraz türüdür ve İİK m. 168/4 uyarınca kambiyo takibine karşı beş gün içinde icra mahkemesine dilekçeyle bildirilmelidir.

Menfi Tespit Davası ve İhtiyati Tedbir

Bonoya dayalı icra takibine karşı açılabilecek menfi tespit davaları İİK m. 72 çerçevesinde değerlendirilir. İİK m. 72/1 uyarınca borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasında mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat karşılığında icra takibinin durdurulması için ihtiyati tedbir kararı verebilir (İİK m. 72/2). İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ise ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar verilemez; ancak borçlu aynı teminat oranında teminat göstererek icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir (İİK m. 72/3). İİK m. 72/3-4 uyarınca alacaklı lehine tazminata hükmedilebilmesi için alacaklı aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilmiş olması gerekir. Borçlu menfi tespit davası kapsamında tedbir almamış ve borç ödenmiş ise davaya istirdat davası olarak devam edilir (İİK m. 72/6). Menfi tespit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir (İİK m. 72/8).

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 72Kaynağı aç
Madde 72 – (Değişik: 18/2/1965-538/43 md.) Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir. (Değişik: 9/11/1988-3494/6 md.) Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez. (Değişik: 9/11/1988-3494/6 md.) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir. Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir. Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazımgelmediğini ispata mecburdur. Hususi hükümler:
Bono ile adi senet arasındaki temel fark nedir?

Adi senet, genel haciz yoluyla takibe konu edilebilen bir borç belgesidir. Bono ise kambiyo senedi niteliği taşıdığından, zorunlu unsurlarını eksiksiz taşıması hâlinde kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip edilebilir. Bu yol alacaklı açısından daha hızlı ve etkilidir; İİK m. 168 uyarınca borçluya tanınan şikâyet ve itiraz süreleri beş günle sınırlıdır.

Boş imzalanan senedi anlaşmaya aykırı dolduran kişiye karşı ne yapılabilir?

Açığa imzalanan bonoyu anlaşmaya aykırı dolduran kişiye karşı itiraz yoluna başvurulabilir; ancak TTK m. 680 uyarınca bu aykırılık iyiniyetli hamile karşı ileri sürülemez. Hamil senedi kötüniyetle veya ağır kusurla iktisap etmişse bu güvenceden yararlanamaz. Anlaşmaya aykırı doldurulduğunu iddia eden keşidecinin bu iddiasını yazılı delille kanıtlaması gerekmektedir. Bu nedenle herhangi bir kısmı boş bırakılan senet imzalanmadan önce koşulların eksiksiz yazılı hâle getirilmesi büyük önem taşır.

Teminat olarak verilen bono icra takibine konu edilebilir mi?

Teminat amacıyla düzenlendiği senet metninden anlaşılan bono, kayıtsız borç vaadi içermediği için TTK m. 687/1 kapsamında hükümsüzdür; bu hükümsüzlük düzenleyen tarafından lehtara karşı da ileri sürülebilir. Teminat kaydı senet üzerinde yer almıyorsa bu savunma kişisel defi niteliği taşır ve iyiniyetli üçüncü hamile karşı ileri sürülemez. Senet üzerinde teminat kaydı bulunmayan hâllerde yazılı delille ispat yükümlülüğü doğmaktadır; senet üzerinde kayıt yokken yalnızca sözlü beyana dayanan teminat savunması mahkemece kabul edilmeyebilir.

Bonoda soyutluk ilkesi ne anlama gelir?

Soyutluk ilkesi, bononun düzenlendiği temel borç ilişkisinden bağımsız bir ödeme taahhüdü içermesi anlamına gelir. Bu nedenle alacaklı kural olarak temel ilişkiyi ayrıntılı ispat etmek zorunda değildir; senedin bedelsiz olduğunu öne süren taraf ispat yükünü üstlenir. Öte yandan senet metninde ihdas nedenine ilişkin bir kayıt bulunuyorsa ve alacaklı bu kayıttan farklı bir sebebe dayanıyorsa, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin E. 2022/617, K. 2023/107 sayılı kararının çoğunluk gerekçesine göre soyutluk avantajı ortadan kalkar ve alacaklı temel borç ilişkisini ispatlamakla yükümlü hâle gelir. Bu kararda karşı oy ise talilin yalnızca borçlu tarafından yapılabileceğini savunmaktadır.

Kambiyo takibinde imzaya itiraz nasıl yapılır?

İİK m. 168/4 uyarınca borçlu, takip müstenidi bonodaki imzanın kendisine ait olmadığını beş gün içinde açıkça dilekçeyle icra mahkemesine bildirmelidir. Bu süre içinde bildirimde bulunulmadığı takdirde imza o fasıl gereğince yapılacak takipte borçludan sadır sayılır. Ayrıca imzasını haksız yere inkâr eden borçlu, takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm edilebilir. İmzaya itiraz, icra hukukunda özel sonuçlar doğuran teknik bir itiraz türüdür.

Kambiyo takibine itiraz takibi durdurur mu?

Bonoya dayalı kambiyo takibinde borçlunun itirazı kendiliğinden her zaman takibi durdurmaz. İİK m. 168/5 uyarınca borçlu, itiraz sebeplerini beş gün içinde icra mahkemesine bildirip itirazın kabulüne dair karar getirmediği takdirde cebri icraya devam olunur.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu