Birleşme, Bölünme ve Tür Değiştirmede Yeni Davalar

by Avukat Erdal Ersoy
Birleşme, Bölünme ve Tür Değiştirmede Yeni Davalar

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Getirilen Üç Yeni Dava Türü

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, şirketlerin birleşme, bölünme ve tür değiştirme işlemlerinde menfaatler dengesini kurmak ve pay sahipleri ile alacaklıların haklarını korumak amacıyla mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda bulunmayan üç yeni dava türü düzenlemiştir. Kanunun 191, 192 ve 193 üncü maddelerinde yer alan bu davalar; ortaklık pay ve haklarının korunmasına yönelik inceleme (denkleştirme) davası, yapısal değişiklik kararlarının iptali davası ve işlemlerden kaynaklanan kusurlu fiillere dayalı özel sorumluluk davasıdır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/2438, K. 2024/4946Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2023/2438 E.  ,  2024/4946 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/440 Esas, 2023/284 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/712 E., 2022/24 K. Taraflar arasındaki şirket birleşmesine ilişkin genel kurul kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 11.06.2024 günü hazır bulunan davacılar vekili Avukat …. ile davalı vekili Avukat…. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin davalı şirketin ortağı olduklarını, davalı şirket ile dava dışı Çözüm Tasarruf…A.Ş.'nin birleşmesinin planlandığını öğrendiklerini, Çözüm Tasarruf… A.Ş.'nin tek pay sahibinin davalı şirketin de hakim ortağı olan … olduğunu, …'nin her iki şirketteki hakimiyetini kötüye kullanarak kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini, davalı şirketin 01.09.2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan birleşme kararına müvekkillerinin muhalefet şerhlerini derç ettiklerini, Çözüm Tasarruf… A.Ş.'nin borca batık olduğunu, nakit sermaye artışı planlanmasına ve bu durumun zorunlu olmasına rağmen öncelikle birleşme kararının alınmasının davalı şirket ortaklarının aleyhine bir durum oluşturduğunu, mali müşavir tarafından düzenlenen tespit raporunda Çözüm Tasarruf… A.Ş.'nin ödenmiş sermayesine ilişkin bir tespit yapılmadığını, özsermaye açısından yapılan tespitlerin ve hesaplamaların hatalı olduğunu, birleşme oranının hesaplanmasında da hatalı işlem yapıldığını, birleşme ile müvekkillerinin paylarının azaltıldığını, ayrılma akçesi ve devralan şirketteki pay iktisabı öngörülmeden birleşme kararının verilmesiyle müvekkillerinin rüçhan haklarının kısıtlandığını, sermaye artışının usul ve yasaya aykırı olarak yönetim kurulu üyesinin alacaklarından karşılanması neticesinde müvekkillerinin iştirakinin dolaylı olarak engellendiğini ileri sürerek davalı şirketin 01.09.2021 tarihli genel kurul toplantısında alınan birleşme kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıların usulüne uygun muhalefet şerhleri bulunmadığını, karar alınmadan maddenin görüşülmesi ve öneriler sırasında görüşlerini ve muhaleflerini açıkladıklarını, oylamadan sonra muhalefetleri bulunmadığını, birleşme kararının usul ve yasaya uygun alındığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'un (6102 sayılı Kanun) 192 nci maddesinde yer alan düzenleme uyarınca ortağın iptal davası açabilmesi için birleşme kararına olumlu oy kullanmamış olması ve bunu tutanağa geçirmiş olmasının kurucu unsur niteliğinde olduğu, davacıların oylama öncesinde yapılan görüşme sırasında birleşmeye ve bu konu ile ilgili düzenlenen sözleşmeye karşı olduğunu, olumsuz oy kullanacağını beyan ettiği, oylama sonrasında karara karşı olduğuna dair beyanlarını tutanağa yazdırmadıkları, anılan 192 nci maddede "…olumlu oy vermemiş ve bunu tutanağa geçirtmiş bulunan…" ifadesi yazılı olup bir an için muhalefetin tutanağa ayrıca yazılmasına gerek olmadığı genel kurul kararlarının iptalini düzenleyen 6102 sayılı Kanun'un 446 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinden farklı bir düzenleme getirildiği düşünülebilir ise de doktrinde bu konunun tartışıldığı, anılan 192 nci maddenin birinci fıkrasında yer alan düzenlemenin 446 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan düzenlemeden farklı olmasını açıklayabilecek bir neden bulunmadığı yönünde görüşler dile getirildiği, Mahkemece söz konusu 192 nci madde uyarınca dava açmak isteyen ortağın karara olumlu oy vermeme ve bunu tutanağa geçirme (olumsuz oy verme yahut çekimser kalma şeklinde) yönündeki iradesini oylama sonrasında muhalefet olarak tutanağa geçirtmesi gerektiği, 6102 sayılı Kanun'un 446 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki düzenlemenin burada da uygulanacağının kabul edildiği, davacıların dava konusu genel kurulda toplantı tutanağına oylama sonrasında herhangi bir muhalefet yazdırmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu genel kurul toplantısında müvekkillerinin, birleşmeye ilişkin karara karşı olumsuz oy kullanıp bu durumu tutanağa derç ettirdiklerini, muhalefet şerhinin amacının, alınan karara karşı çıkıldığını ve iptal davası açılma olasılığı bakımından pay sahiplerinin, yönetim kurulu üyelerinin ve ortaklıkla işlem yapacak üçüncü kişilerin dikkatlerini çekmek olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 446 ncı maddesinde genel kurul kararının iptali davası için öngörülen kanuni şartların; toplantıda hazır bulunmak, karara olumsuz oy vermek ve muhalefetini tutanağa geçirmek olduğunu, işbu davaya dayanak 192 nci maddesinde yeniden yapılandırma kararlarının iptali için 34 ilâ 190 ıncı maddelerin ihlal edilmesi gerektiği, birleşme, bölünme ve tür değiştirme kararına olumlu oy verilmemiş olması gerektiği, olumlu ol verilmediğinin tutanağa geçirilmesi gerektiği şeklinde düzenlendiğini, işbu davada söz konusu şartların tamamının sağlandığını, 6102 sayılı Kanun'un 192 nci maddesinde anılan Kanun'un 446 ncı hükmünün uygulanabilirliğinin doktrinde tartışıldığını, farklı görüşler bulunuğunu, Mahkemece, doktrinde kabul görmüş olan görüşten uzaklaşılarak diğer görüşün hükme esas alındığını, Kanun hükmünün açık olmasına rağmen yardımcı kaynak olan doktrine başvurulması, hukukun doğrudan bağlayıcı kaynağına karşılık yardımcı kaynağın hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğunu, davalı şirketin hakim ortağı …'nin, birleşme kararı alınan her iki şirkette de hakim ortak konumunda olması sebebiyle bu hakimiyeti kötüye kullanarak kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini, anılan kişinin müvekkillerinin paylarını yok etme gayesi ile hareket ettiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin 01.09.2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında davacı …'in kendisini vekili aracılığıyla temsil ettirdiği, davacı …'in asaleten genel kurul toplantısına katıldığı, iptal davası açılabilmesi için, olumsuz oy kullanılması tek başına yeterli olmayıp, muhalefetinin tutanağa geçirilmesi veya bu hususta ayrı bir dilekçe verilmesi gerektiği, toplantı tutanağının incelenmesinde, davacıların görüşmeler sırasında öneriye katılmadığı, karar alınmadan önce karşı çıkıp itiraz ettiği (peşin muhalefette bulunduğu) ve olumsuz oy kullandıkları anlaşılmakla birlikte, kararın alınmasından sonra davacılar tarafından yapılmış bir karşı çıkmanın, muhalefetin bulunmadığı, karardan sonra bu karara muhalif olduklarına dair bir şerh yazılmadığı gibi bu karara muhalif olunduğuna dair bu konuda ayrı bir dilekçede verilmediği, Mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava konusu genel kurulda alınan birleşme kararı bakımından davacıların usulüne uygun muhalefet şerhinin bulunup bulunmadığına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 192 nci ve devamı maddeleri ve 445, 446 ncı ve devamı maddeleri 3. Değerlendirme 1.Dava, şirket birleşmesine ilişkin genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir. Yukarıda yapılan özetten anlaşılacağı üzere davalı şirketin 01.09.2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının 2 no.lu maddesinde dava dışı Çözüm Tasarruf… Tic. AŞ. unvanlı şirketin 6102 sayılı Kanun hükümleri ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 19 ve 20 nci maddeleri hükümlerine göre bütün aktif ve pasifleriyle birlikte devir alınmak suretiyle birleşmesi konusunun görüşmeye açıldığı, davacı …'i temsil eden vekili ile diğer davacı ortak olan …'in madde hakkında görüşlerini beyan ederek birleşme ve bununla ilgili düzenlenen sözleşmeye karşı olduklarını, oylarının olumsuz olduğunu bildirdikleri, sonrasında birleşme sözleşmesinin onaya sunulduğu, davacı …'i temsilen vekili ile davacı ortak …'in olumsuz oylarına karşılık, oy çokluğu ile kabul kararı verildiği anlaşılmıştır. 2.Mahkemece, 6102 sayılı Kanun'un 192 nci maddesi uyarınca dava açmak isteyen ortağın karara olumlu oy vermeme ve bunu tutanağa geçirme (olumsuz oy verme yahut çekimser kalma şeklinde) yönündeki iradesini oylama sonrasında muhalefet olarak tutanağa geçirtmesi gerektiği, 6102 sayılı Kanun'un 446 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki düzenlemenin burada da uygulanacağı, davacıların dava konusu genel kurulda toplantı tutanağına oylama sonrasında herhangi bir muhalefet yazdırmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusu ise Bölge Adliye Mahkemesince benzer gerekçe ile esastan reddedilmiştir. 3.6102 sayılı Kanun'un 192 nci maddesi ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda yer almayan yeni bir düzenleme getirilmiştir. 4.6102 sayılı Kanun'un "Birleşmenin, bölünmenin ve tür değiştirmenin iptali ve eksikliklerin sonuçları" başlıklı 192 nci maddesi "…(1) 134 ilâ 190 ıncı maddelerin ihlali hâlinde, birleşme, bölünme ve tür değiştirme kararına olumlu oy vermemiş ve bunu tutanağa geçirmiş bulunan birleşmeye, bölünmeye veya tür değiştirmeye katılan şirketlerin ortakları; bu kararın Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilanından itibaren iki ay içinde iptal davası açabilirler. İlanın gerekmediği hâllerde süre tescil tarihinden başlar.(2) Kararın bir yönetim organı tarafından verilmesi hâlinde de bu dava açılabilir…" hükmünü düzenlemiştir. 5.Anılan Kanun'un "Genel kurul kararlarının iptali" üst başlığı altında iptal davası açabilecek kişileri düzenleyen 446 ncı maddesinde "…(1) a) Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten,b) Toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, c) Yönetim kurulu, d) Kararların yerine getirilmesi, kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her biri iptal davası açabilir…" düzenlemesine yer verilmiştir. 6.Söz konusu düzenlemelere bakıldığında 6102 sayılı Kanun'un 192 nci maddesiyle birleşme, bölünme ve tür değiştirme kararlarının iptali bakımından 6102 sayılı Kanun'un 445 inci vd. maddelerinde düzenlenen genel iptal davasına ilişkin hükümlerden farklı ve özel iptal hükümleri öngörüldüğü anlaşılmaktadır (Dairemizin 07.02.2023 tarihli, 2021/5696E., 2023/651 K. sayılı ilamı). Öyle ki 6102 Kanun'un 445 inci maddesinde genel kurul karar tarihinden 3 ay içinde iptal davası açılabileceği düzenlenmişken 192 nci maddede, kararın Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilanından itibaren iki ay içinde iptal davası açabileceği düzenlenmiştir. Söz konusu 192 nci maddede, genel iptal davasına ilişkin 445 ve devamı maddelere atıf da bulunmamaktadır. 7.6102 sayılı Kanun'un 192 nci madde hükmüne bakıldığında, 134 ilâ 190 ıncı maddelerin ihlali hâlinde, birleşme, bölünme ve tür değiştirme kararına "olumlu oy vermemiş" ve "bunu tutanağa geçirmiş bulunan" birleşmeye, bölünmeye veya tür değiştirmeye katılan şirketlerin ortaklarının bu özel iptal davasını açabileceği öngörülmüştür. Mahkeme ve Bölge Adliye Mahkemesinin kabulünün aksine oylamadan sonra muhalefetini tutanağa geçirme şartı öngörülmüş değildir. 8.Buna göre Mahkemece, 6102 sayılı Kanun'un 192 nci maddesinin birleşme kararının iptali davası bakımından, genel iptal davasına ilişkin 446 ncı maddesinden farklı ve özel hükümler içerdiği, 192 nci maddede açıkça muhalefetin tutanağa geçirilmesi şartının öngörülmediği nazara alınarak işin esasına girilmesi gerekirken öğretide savunulan bir kısım görüşlere de yer verilerek yukarıda yazılı gerekçe ile davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak, davacılara verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
İstinaf İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, E. 2022/978, K. 2026/241Kaynağı aç
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/978 KARAR NO: 2026/241 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 08.02.2022 NUMARASI: 2017/739 Esas – 2022/136 Karar DAVA: Kısmi Bölünmenin Hükümsüzlüğünün Tespiti, Malvarlığının Tespit ve Devri Taraflar arasındaki kısmi bölünmenin hükümsüzlüğü ile kısmi bölünme yoluyla devredilen mal varlığının işletmenin bütünlüğü ilkesi gereği devir edilen malların tespiti ile davacıya devri davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili yirketin, davalı … A.Ş.'nin “… markalı …" işi dışındaki… işlerinin tamamının kısmi bölünme yoluyla devri için yeni bir şirket olarak kurulduğunu, kuruluşun 31.01.2013 tarihinde tescil edildiğini, şirketin tüm sermayesinin … A.Ş.'nin bölünmesi sonucu ayni olarak ödendiğini, müvekkilinin kuruluşu ile davalı … A.Ş.'nin hissedarlarının aynı zamanda yeni kurulan müvekkili şirkette hisseleri oranında ortak olduğunu, bu şekilde müvekkilinin, … Grubunun tamamına sahip olduğu … A.Ş.'nin bir iştiraki haline geldiğini, kuruluştan sonraki altı aylık süreçte müvekkilinin hisseleri üçüncü kişi …'ye satılana kadar müvekkilinin davalıların kontrolünde kaldığını, kısmi bölünmenin kanunun emredici hükümlerine aykırı olması sebebiyle hükümsüz olduğunu, geçersiz bir işleme karşı hak düşürücü süreye bağlı olmaksızın her zaman geçersizliğin tespiti davası açılabileceğini, bölünmenin usulüne uygun şekilde onaylanmadığını, … tarafından gerçekleştirilen kısmi bölünme ile müvekkilinin kurulma işleminin TTK'daki şartlara uygun olarak yapılmadığını, bölünme belgeleri aşamasında iş birimini oluşturan aktif ve pasiflerin belirli şekilde listelenmediğini, kısmi bölünme planının bir envanter içermediğini, aktif ve pasiflerin bir listesinin yapılmadığını, hissedarların incelemesi aşamasında, bölünen şirketin hissedarlarının kanuna uygun şekilde bilgilendirilmediğini, alacaklıların inceleme yapmalarına ilişkin ticari sicilde ilanının süresine yapılmadığını, alacaklıların korunması aşamasında, alacaklılara teminat gösterilmediğini, teminat gösterme yükümlülüğünün olmadığını tespit eden bilirkişi raporunun hatalı olduğununu, alacaklıların kısmi bölünme öncesi haklarını kullanmalarına izin verilmemesinin kısmi bölünmenin hükümsüz sayılmasına neden olacağını, hissedarların genel kurulu onay aşamasının zamanından önce başlatılmış olduğunu, kararların kusurlu bölünme belgelerine dayandığından onayın geçersiz ve hükümsüz olduğunu, bu nedenle kısmi bölünmenin de geçersiz ve hükümsüz olduğunu, kısmi bölünmenin konusu itibariyle imkansız olduğunu, … lisanslarının devredilmediğini, … lisansları olmadan herhangi bir lisans işine devam etmenin mümkün olmadığını, … lisansları haricinde de bayilik sözleşmeleri ve bayilere verilen krediler için alınan teminatlar gibi davalılarca kasten plana ekli olan listelere dahil edilmeyen birçok varlığın bulunduğunu, bu nedenle işletme bütünlüğü ilkesinin ihlal edildiğini, … işinin işletme bütünlüğü korunarak bölünmesi için davalıların müvekilline karşı yapmayı taahhüt ettiği… Satış Anlaşması, Grup Garantileri, … dolum istasyonlarına yapılacak… dağıtım işinin müvekilline verilmesine yönelik taahhütleri yerine getirmediğini, Yarımca'da ki dolum tesisinin de kısmi bölünme planı kapsamı dışında tutulduğunu, dolum tesisinin kapsam dışı tutulmuş olmasının… İşletmesini kısmi bölünme sonrasında önceki gibi faaliyete devam etmesini imkansız kıldığını, … işi için davalıların otogaz dolum istasyonlarına… dağıtımı için ihtiyaç duyulan varlıkları devretmeyi reddettiğini, bölünme planına ekli olan listelere hiçbir dağıtım aracı eklenmediğinden kendi aracıyla mal alım maliyetinin çok üstünde maliyetlerle üçüncü kişilerden hizmet almasının dolum istasyonlarına… taşınmasını imkansız hale getirdiğini, davalıların bölünme işlemi sırasında vergi muafiyeti elde etmek amacıyla kanunları dürüstlük kuralına aykırı biçimde kötüye kullandığını, kısmi bölünmenin geçersiz ve hükümsüz olduğuna karar verilmesine ilişkin talebin dayanaklarının, davalıların TTK 134 ile 192. maddeleri arasında açıklanan şekilde geçerli bir kısmi bölünme için gerekli olan emredici hükümlere uymamış olması, kısmi bölünmenin imkansızlığı ve davalıların dürüstlük kuralına aykırı bir şekilde kanunları kötüye kullanmış olmaları olduğunu, davalıların geçerli bir kısmi bölünme için gerekli olan prosedürlere uymasının dahi diğer konulardan ayrı olarak kısmi bölünmenin hükümsüz sayılmasını gerektirdiğini, işletme bütünlüğü ilkesine aykırı olarak hala müvekkiline yapılmayan devirlerin planın eklerinde listelenmiş olan fakat devredilmeyen sözleşmeler ve aktifler ile plan eklerinde listelenmiş olmayan fakat… isletmesinin bir parçasını oluşturan ve dolayısıyla listelenmesi ve devredilmesi gereken sözleşmeler ve aktifler olduğunu, bölünmenin hükümsüz ve geçersiz olduğuna karar vermediği takdirde, davalıların bölünme işlemi yoluyla ayrılan… işlemesini oluşturan bütün aktiflerin tespit ve müvekkiline devredilmesine karar verilmesini talep edildiğini ileri sürerek, kısmi bölünmenin imkansız, kanunun emredici hükümlerine aykırılık veya dürüstlük kuralına aykırılığı nedeniyle hükümsüzlüğünün tespitine, işletmenin bütünlüğü ilkesi devredilmemiş olan mal varlığının müvekkiline devrine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 06.12.2021 tarihli ıslah dilekçesinde ise; terditli talebi yönünden dava değerini 120.000 TL olarak belirlediğini ve harcını tamamladığını belirterek kısmi bölünmenin imkansızlık, kanunun emredici hükümlerine aykırılık ve/veya dürüstlük kuralına aykırılık nedeniyle hükümsüz ve geçersizliğine, bu talep kabul edilmediği taktirde işletmenin bütünlüğü ilkesi gereğince devredilmemiş olan varlıkların müvekkiline devrine karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir. Davalı … … A.Ş. ve … AŞ. (birleşme ile yeni ünvanı … … AŞ.) vekili, savunmasında özetle; …'ın, … pay sahiplerinin iradesi ile TTK’ya uygun şekilde hazırlanan kısmi bölünme planı ve bölünme raporu doğrultusunda bölünerek kurulduğunu, … ve …pay sahiplerinin bölünme esnasında aynı kişiler olduğunu ve bölünmenin bu pay sahiplerinin %100 katılımıyla ve hiç birinin itirazı olmaksızın, pay sahipleri herhangi biri zarara uğramadan gerçekleştirildiğini, pay sahiplerinin iradesi doğrultusunda ve buna göre hazırlanan belgelere uygun bir biçimde kurulan …ın hiçbir pay sahibinin itirazı yokken, bölünme sonucunda kurulan …ın işbu davayı açmasının TTK’ya ve sair mevzuata aykırı olduğunu, dava açma hakkının yalnızca bölünme kararına olumlu oy vermemiş ve bunu tutanağa geçirmiş bulunan bölünmeye katılan şirketlerin ortaklarına tanındığını, bölünme ile kurulan …'ın dava açma hakkı olmadığını, birleşmeye, bölünmeye veya tür değiştirmeye katılan şirketlerin ortaklarının, bu kararın Sicil Gazetesinde ilanından itibaren iki ay içinde iptal davası açabileceğini, 2 aylık süre geçtiğinden bölünme işleminin kesinleştiğini, davanın hak düşürücü süre nedeniyle de reddi gerektiğini, bölünme neticesinde kurulan şirketin ortadan kaldırılması talebinde hukuki yarar bulunmadığını, davacının “işletmenin bütünlüğü" ilkesi gereğince devredilmemiş olan varlıklar ifadesi ile neyi kast ettiğinin belirsiz olduğunu, kısmi bölünme işleminin hukuka uygunluğunun Kadıköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/1358 Esas sayılı dosyasında re’sen tayin edilen bilirkişi kurulu marifetiyle tespit edildiğini, raporda kısmi bölünmeye konu özvarlıklarının detaylı olarak listelendiği ve bölünme işleminin KVK'ya uygun olduğunun ortaya konulduğunu, …'ın kuruluşunu takiben …ın önceki pay sahipleri olan … ortaklarının, paylarının tamamımı geçerli bir şekilde … Şirketlerinden ….’ye devrettiğini TTK ve sair mevzuata uygun şekilde gerçekleşen kısmi bölünme ve pay devir işlemleri sonrasında, kısmi bölünme suretiyle kurulan …ın davacı bu davayı açamayacağını, anonim şirketlerin bölünmesi işleminin TTK’nın 159 ila 179’uncu maddeleri arasında düzenlendiğini, bu maddelere aykırılık durumlarında bölünme işlemleri için açılabilecek davaların ise TTK’nın 191, 192 ve 193. maddelerinde sınırlı olarak sayıldığını, davacının bu hükümlerde öngörülen şartlara uygun şekilde bölünmüş ve neticesinde …kurulmuş olsa da bu maddelere aykırılıktan bahisle bölünmenin iptalini/hükümsüzlüğünü talep edip, bu talebi kabul göımediği takdirde ise bazı varlıkların devri isteminde bulunduğunu, pay sahibi sıfatı olmayan, bölünme ile kurulan …ın davacı sıfatına sahip olamayacağını, bölünme sonucu oluşan …ın paylarını satın alan yeni ortağın, eski ortaklarla yapmış olduğu 26.11.2012 tarihli hisse satış sözleşmesine aykın bir durum bulunduğunu düşünmesi veya kendisine bu sözleşmede belirtilenden daha az değerli bir şirket payı satıldığını iddia etmesi halinde bunun için sözleşmeye aykırılık nedeniyle ve hisse satış sözleşmesinde yer alan şart uyarınca eski ortaklar aleyhine tahkim yoluna başvurması gerektiğini, ancak hisse satış sözleşmesi uyarınca tahkime başvurma süresi geçtiğini ve taleplerin zamanaşımına uğradığını, ayrıca bu sözleşmeye aykırılık da bulunmadığını bilen yeni ortağın hisse satış sözleşmesi uyarınca uluslararası tahkime gitmek yerine, harç yatırmadan Türkiye’de …a bu davayı açtırma yolunu seçtiğini, dava konusu talepler bakımından tahkim itirazında bulunduklarını, davacı …'ın bölünme neticesinde kurulan şirket olup …ın ortadan kalkması sonucuna yönelen bir istemde davacının hukuki yararının bulunmadığını, bu tür bir istemin yalnızca TTK hükümlerine aykırı bir bölünme işlemi nedeniyle menfaatleri ihlal edilen pay sahiplerine tanındığını, davacının bölünmenin hükümsüzlüğünü talep edemeyeceği gibi, bölünme nedeniyle herhangi bir suretle zarara uğradığı iddiasıyla tazminat talebinde de bulunamayacağını, bölünme işlemine karşı açılacak davaların sınırlı olarak belirlendiğini, bölünme kapsamına alınmayan malların, bölünerek oluşan şirket tarafından devrinin talep edilmesi şeklinde bir dava türüne yasada yer verilmediğini, TTK'nın 167/l-b maddesi uyarınca kısmi bölünmede, bölünme planında bölünmeye konu malvarlığı unsurları pay sahipleri tarafından serbestçe tayin edilip bölünme planında gösterilmeyen birtakım malvarlığı unsurları varsa, bunların bölünen şirket bünyesinde kaldığının farz edileceğini, TTK'nın 168/l-b maddesinde belirtildiği üzere davacı …ın bölünme planında gösterilmeyen malvarlığı unsurlarının kendine devrine yönelik bir dava açmasının mümkün olmadığını, kısmi bölünme sonucu 31.01.2013 tarihinde kurulan …ın 6 aylık bir süreçte faaliyetleri için gerekli lisansları alması ve yeni ortaklara paylar devredilmeden önce, …ın ayrı bir işletme olarak faaliyette bulunuyor olması karşısında davacının kısmi bölünme için belirlenen envanterin hukuka uygun olmadığı iddiasının gerçek dışı olduğunu gösterdiğini, kısmi bölünme işlemine katılan şirket ortaklarının yeterli olarak bilgilendirilmedikleri yönünde bir itirazı bulunmadığını, ortakların kısmi bölünme işlemi ile ilgili olarak yeterli ve hukuka uygun bir biçimde bilgilendirildiğini, bölünen şirket alacaklıları için ilan yapıldığını, teminat yükümlülüğünden ve bunun ihlalinden bahsedebilmesi için öncelikle teminat talep eden alacaklılar olması gerektiğini, alacaklılar için ilan yapıldıktan sonraki 3 aylık süre içerisinde teminat talep eden bir alacaklı olmadığından teminat yükümlülüğünün hiç doğmadığını, kısmi bölünme anında lisansların devredilmemesinin kısmi bölünme işlemini geçersiz kılmayacağını, bölünme işlemi neticesinde oluşan …ın gerekli tüm lisanslarının, bölünme işleminden sonra …payları yeni ortaklarına devredilmeden alındığını, kısmi bölünme işlemi ile öngörülen tüm varlıklar bölünerek oluşturulan şirkete devredildiğini, hangi varlıkların devredileceğinin planda belirtildiğini, yorum yoluyla devredilecek varlıkların kapsamını genişletmeye çalışması ve bölünmeye dâhil edilmemiş varlıkların mahkeme tarafından bölünme kapsamına alınmasının mümkün olmadığını, Kocaeli Yarımca’daki tüp dolum ve depolama tesisinin kısmi bölünme planında devredilecek gayrimenkuller arasında gösterilmediğini, buna rağmen davacının, sanki bu gayrimenkul plana dahilmiş ancak bölünme raporunda çıkarılmış gibi beyanda bulunduğunu, davacının bilirkişi raporunda tespit edilen sermayeye uygun olarak kurulduğunu, bu nedenle davacının …’ın geçmişte… işletmesinin operasyonlarını finanse etmek için kullandığı fonların kendine devredilmesini talep edemeyeceğini, … ile …arasındaki… alım anlaşması sözleşme süresi sona erdiğinden davacının, müvekkilinin gelecekte Türkiye’deki bütün… ihtiyaçlarını davacıdan tedarik etmek için taahhütte bulunmaya yönelik… satış anlaşması imzalaya zorlamayacağını, kısmi bölünme planının veya bölünme raporunun müvekkilin hiçbir yerinde dağıtım işi veya teminat verme yükümlülüğü yer almadığından grup garantisi verilmesini ve … dolum istasyonlarına yapılacak… dağıtım işinin davacıya verilmesinin talep edemeyeceğini, bölünme sonucu oluşan envanteri gösteren bilânçonun …genel kurulunca onaylandığını ve bölünmeden sonra …ve … arasında Sulh ve İbra Protokolü düzenlendiğini savunarak, davanın husumet, hak düşürücü süre ve hukuki yarar yokluğundan usulden ve sonuçta esastan reddine karar verilmesini istemiştir. Davalılar … … ve … … vekili, savunmasında dilekçesinde özetle; davacının TTK uyarınca iptal davası açabilecek kişilerden olmadığını, davacının kısmi bölünme tarihinde … A.Ş.'nin ortaklarından ve alacaklılarından olmadığını, davacının bu davayı açmakta hukuki menfaati bulunmadığını, …'ın, … pay sahiplerinin iradesi ve yöneticilerinin bu doğrultudaki çalışmaları neticesinde TTK’ya uygun şekilde hazırlanan kısmi bölünme planı ve bölünme raporu doğrultusunda bölünerek kurulduğunu, … ve …pay sahiplerinin bölünme esnasında aynı kişiler olduğunu ve bölünmenin bu pay sahiplerinin %100 katılımıyla ve hiç birinin itirazı olmaksızın, ayrıca pay sahipleri herhangi biri zarara uğramadan gerçekleştirildiğini, pay sahiplerinin iradesi doğrultusunda ve buna göre hazırlanan belgelere uygun bir biçimde kurulan …ın hiçbir pay sahibinin itirazı yokken, bölünme sonucunda kurulan …ın bu davayı açmasının TTK’ya ve sair mevzuata aykırı olduğunu, davacının TTK 353. maddesi uyarınca kendi kendisinin feshini talep edemeyeceğini, davanın hak düşürücü sürede açılmadığını, davacının davayı açmakta hukuki bir yararı bulunmadığını, davacının davaya konu taleplerini somut olarak belirtmediğini, talep sonucunun belirsiz olduğunu, dava konusu uyuşmazlığın hisse satış sözleşmesi uyarınca tahkimde çözülmesi gerektiğini, bölünme işleminin hukuka uygunluğunun bilirkişi kurulu raporu ile sabit olduğunu, kısmi bölünme için belirlenen envanterin hukuka uygun olduğunu, TTK uyarınca pay sahiplerinin incelemesine sunulması gereken tüm belgelerin … ortaklarına sunulduğunu, … ortaklarının bölünme ve sonrasında bilgi alma haklarının ihlal edildiğine dair bir iddiada bulunmadıklarını, bölünme işleminin alacaklıların korunmasına ilişkin TTK hükümlerine uygun olarak gerçekleştiğini, bölünme neticesinde kurulan davacı şirketin bölünme sonrasında EPDK nezdinde kendi adına lisans başvurularında bulunduğunu ve operasyonları için gerekli tüm lisansları aldığını, lisansların alınmasından sonra yeni pay sahibi olan …'ye devredildiğini, davacının faaliyet gösterebilecek şekilde bölünmüş olduğunu, kısmi bölünme işlemi ile öngörülen tüm varlıkların bölünme neticesinde kurulan davacıya devredildiğini, davacının bu yöndeki iddialarının haksız ve mesnetsiz olduğunu, …'ın bölünme sonucu oluşan envanterini gösteren bilançonun …Genel Kurulu'nca onaylandığını, …yöneticilerinin bölünme işlemleri ile ilgili olarak ibra edildiklerini, kısmi bölünme işleminden 2,5 yıl kadar sonra …ve … arasında sulh ve ibraz protokolü düzenlendiğini, davacının iyi niyetli olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "…Davacı yan mahkememizde açtığı davada kısmi bölünme işleminin kanunun emredici hükümlerine ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu bu nedenle hükümsüzlüğünün tespiti gerektiğini ileri sürmüştür. Davalılar ise kısmi bölünme işleminin TTK'ya uygun şekilde gerçekleştirildiğini, bu hususun bölünme ile ilgili işlemler devam ederken alınan bilirkişi raporu ile de tespit edildiğini, aksinin kabulü halinde dahi bölünme suretiyle kurulan şirketin bu davayı açmakta aktif husumetinin bulunmadığını savunmuşlardır.Ticaret şirketlerinin tam ve kısmi bölünmesi usulü TTK 159-179 maddelerinde, bu istemlere karşı açılabilecek davalarda TTK 191, 192, 193 maddelerinde düzenlenmiş, aynı maddelerde kimlerin hangi sürede dava açabileceği de belirlenmiştir. Ancak davacı yan bu madde hükümlerine dayalı olarak iptal davası açmadığını, bölünmenin geçersizliğinin, hükümsüzlüğünün tespitini istediğini bildirmiştir. Dosyada alınan bilirkişi raporu ve taraflarca sunulan uzman görüşlerinde de belirtildiği üzere 'ağır kanuna aykırılık' hallerinde bölünme kararının butlanı söz konusu olabilecektir. Ancak ihlal ne kadar ağır olursa olsun bölünme kararı ticaret siciline tescil edilip yeni bir şirket kurulduktan sonra butlanın tespiti davası açılıp bölünme işlerinin geriye döndürülmesine olanak kalmayacaktır. TTK 353/1 m.gereği anonim ortaklığın butlanına veya yokluğuna karar verilmez. Bir an için bunun mümkün olduğu düşünüldüğünde de bu yöndeki talebin … AŞ.pay sahipleri yahut alacaklıları tarafından gündeme getirmeleri gerekir, davacı bu bölünme işlemi sonucu kurulan şirket olarak kurulumuna esas olan bölünme kararının hükümsüzlüğünü talep etme hak ve yetkisine sahip olmadığından davalıların davacının aktif husumetinin bulunmadığı yönündeki itirazı mahkememizce kabul edilerek davacının bölünmenin hükümsüzlüğünün tespiti yönündeki talebinin aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir. Davacının terdit talebi ise işletmenin bütünlüğü ilkesi gereğince yapılmayan devirlerin yapılması talebine ilişkindir. Davacı bölünme planı eklerinde listelenmeyen ancak… işletmesinin parçasını oluşturan sözleşme ve malvarlığı değerlerinin tespiti ve kendisine devrini, yine bölünme ile kararlaştırılan devredilmeyen mal varlıklarının tespit ve devrini talep etmiş, bu talebi yönünden değer bildirerek harç yatırmıştır. TTK 168/1-b maddesinde kısmi bölünmede bölünme sözleşmesi veya bölünme planında tahsisi yapılmayan malvarlığının bölünen şirkette kalacağı kabul edilmiş olduğundan bölünme ile tahsisi kararlaştırılmayan herhangi bir malvarlığının TTK gereği devri sözkonusu olamayacağından davacının bu talebi mahkememizce yerinde görülmediği gibi bölünme kararının ticaret siciline tescili ile birlikte bölünmenin konusunu oluşturan tüm malvarlığı bir bütün halinde ve hiçbir işleme gerek olmadan yeni kurulan veya malvarlığı bünyesine aktarılan şirkete TTK 179/4 m.gereği geçmiş olacağı…" gerekçesiyle, davalılardan … yönünden açılan dava geri alındığından bu davalıya yönelik açılan davanın açılmamış sayılmasına, bölünmenin hükümsüzlüğünün tespitine yönelik talebin aktif husumet yokluğundan reddine, davacının terdit talebinin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davadaki asıl talep olan bölünmenin hükümsüzlüğünün tespiti isteminin husumet nedeniyle reddi karşısında terditli talebin de incelenerek karara bağlanması gerektiğini, terditli talebin işletmenin bütünlüğü ve bölünme sözleşmesi gereğince yapılması gereken varlık devirlerinin yapılmasına ilişkin olduğunu, terditli talebin değerlendirilmemesinin HMK'nın 111. maddesine aykırı olduğunu, müvekkilinin davayı açmada hukuki yararı bulunduğunu, mahkemenin asli talebi sadece … AŞ'nin pay sahipleri yahut alacaklıları tarafından talep edilebileceğini kabul ettiğini, mahkemenin TTK'nın 192. maddesindeki iptal davası hükümlerine ve TTK'nın 193. maddesindeki sorumluluk davasına dayanılarak bu şekilde bir hüküm kuruduğunu, ancak mahkemenin iptal edilebilirlik, butlan ve yokluk kavramlarını ayrı ayrı değerlendirmesi gerektiğini, yasada iptal ile ilgili olarak özel düzenlemeye yer verilmiş olmasının, butlan ve/veya yokluk kavramlarının uygulama alanı bulamayacağı anlamına gelmediğini, genel kurul iptallerinde de benzer bir uygulama yapıldığını, yasada ilk kez düzenlenen birleşme ve bölünmeye dair hükümlerde özel olarak yokluk ve/veya butlana yer verilmemesinin sadece iptal edilebilirlik hakkında hüküm bulunmasının yokluk ve butlan hükümlerinin uygulanmayacağı anlamına gelmediğini, genel kurullar açısından toplantı nisabının şeklen bulunmamasının yokluk hali olduğunu, genel kurulda karar alınabilmesi için usulüne uygun davet ye buna uygun toplantı yapılması gerektiğini, davetsiz yapılan ve yeterli nisabı sağlamayan toplantının yoklukla malul olduğunu, bunun gibi Bakanlık temsilcisinin bulunmamasının veya toplantı tutanaklarını imzalaması halinde de genel kurul kararının yok hükmünde olacağını, bu durumlarda zamanaşımına bağlı olmaksızın yokluğun tespitinin istenebileceğini, İstinafa konu olayda da yoklukla maluliyet bulunduğunu, ayrıca alınan kararların kesin şekilde hükümsüz olduğunu ve alınan kararlara bir sonuç bağlanamayacağını, TTK'nın 179/4. maddesine bölünmenin ticaret siciline tescil ile geçerlilik kazanacağını, ancak tescilin tek başına esaslı şart olmadığını, TTK'nın 179/1 maddesi ile 179/4. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, bölünmenin tescil talebi ancak bölünmenin usulüne uygun şekilde onaylanmasının ardından mümkün olduğunu, tescil başvurusunun ancak hissedarlar genel kurulu onayından sonra yapılabileceğini, hissedar onayının kısmi bölünmeyle ilgili daha önceki aşamaların yerine getirilmesi şartına bağlı olması nedeniyle, önceki aşamaların her bir tescilin ve kısmi bölünmenin geçerlilik kazanmasının ön şartları olduğunu, tescilin geçersiz bir genel kurul kararına geçerlilik kazandırmayacağını, ortada yoklukla maluliyet söz konusu olduğundan işlemlerin hiç bir sonuç doğurmayacağını, HMK'nın 106. maddesi uyarınca bir hukuki ilişkinin tespitinde hukuki yarar bulunduğunu, bölünme, bölünmeye katılan şirketlerin birinin malvarlığının tamamını veya bir kısmını devreden şirket olarak ticaret sicili kayıttan itibaren, devralan şirkete devretmeyi taahhüt ettiği bir hukuki işlem olduğunu, müvekkilinin bölünme planı ve raporu dahilinde kapsamını belirlediği mal varlığını, aktif ve pasifleri ile beraber aktardığı şirket olduğunu, bu nedenle bölünmenin sonuçlarının doğduğu ve bölünmeye katılan şirket statüsünde olması nedeniyle bölünme ile doğrudan ilişkili olduğunu, TTK’nın 193. maddesinde “Birleşme, bölünme veya tür değiştirme işlemlerine herhangi bir şekilde katılmış bulunan bütün kişiler şirketlere, ortaklara ve alacaklılara karşı kusurları ile verdikleri zararlardan sorumludurlar.” denildiğini, müvekkilinin bu kapsamda dava hakkı bulunduğunu, bölünme işleminin geçersiz sayılmasının müvekkilinin butlanına neden olmayacağını, bölünmenin tescilinden önceki durumun yeniden tesisinin olanaklı olmaması hâlinde mahkemenin ne yönde karar vermesi gerektiği TTK’da ve ilgili hüküm gerekçelerinde yer almadığını, mahkemenin bu durumda TTK'nnı 531.maddesine göre uygun bir karar verebileceğini, TTK'da ki bölünme hükümlerinden önce Kurumlar Vergisi Kanunu ve ilgili tebliğ kapsamında işlem yapıldığını, ihtiyaç halinde eTTK'nın 179. maddesi (Yeni 202) kapsamında düzenlenen ticari işletme devri müessesesi dahilinde işlem yapıldığını, Terditli talep bakımından işin esasının incelenmesi gerektiğini, bölünme sözleşmesinde bahsedildiği halde devredilmeyen bir otogaz bayilik sözleşmesi ve plan ile hazırlanan rapor ve envanter arasında çelişkiler bulunduğunun bilirkişi incelemesi ile de tespit edildiğini, bölünme sözleşmesinde devredileceği bahsedilmeyen hususların TTK'nın 168/1-b maddesine göre değerlendirileceği kabul edilmiş ise de bölünme planında, raporda veya envanterde yer aldığı halde devredilmeyen hususlara ilişkin bir değerlendirme yapılmadığını, ayrıca davalı … A.Ş'nin bölünme sözleşmesinde işletme bütünlüğünü korumayı taahhüt ederek, bu kapsamda devredilecek varlıklara ilişkin dayanağı anlaşılamaz bir envanter oluşturduğunu, envantere dahil varlıkların devir edilmediğine ilişkin iddia bakımından inceleme yapılmadığını, bu varlıkların devir edilmemesi halinde bölünme ile kurulan müvekkilinin zarara uğrayacağını, talep edilmesine rağmen bilirkişilerin bu hususları incelemediğini, Bölünme işleminde TTK'nın 134 ila 192. maddeleri arasındaki geçerli bir kısmi bölünme için gerekli olan emredici hükümlere uyulmadığını, kısmi bölünmenin imkansızlığı ve davalıların dürüstlük kuralına aykırı bir şekilde kanunları kötüye kullanmaları nedeniyle dava açıldığını, müvekkilinin bölünme işlemi neticesinde bir … … şirketi olarak kurulduğunu, EPDK tarafından… piyasasında faaliyet için zorunlu lisansları olmadığını, bölünme kapsamında bu lisanslar devredilmediği için devredilen hiçbir sözleşmenin tarafı haline gelemediğini, bu durumda tüm bu operasyonları … .. A.Ş.’ye bölünme işlemi hiç gerçekleştirilmemiş gibi geri kiralandığını, kısmi bölünmede şirket mal varlığının bir kısmının vergisiz olarak başka bir şirket içine alınıp, yeni ortaklar için zemin hazırlanmasını vergisiz olarak sağlayan önemli bir imkan olduğunu, bu sayede vergi ve harç yükümlülüğü olmaksızın şirketlerin bünyelerindeki üretim veya hizmet işletmelerinin bir veya birkaçını kaydi değerleri üzerinden ayni sermaye olarak mevcut veya yeni kurulacak tam mükellef bir sermaye şirketine devredebildiklerini, davalıların bu kapsamda bölünmenin işletme bütünlüğü prensibi ile gerçekleştirileceğini taahhüt etmelerine rağmen, rapor ve planı istedikleri gibi şekillendirdiklerini, bu kapsamda devir edilen mal varlıklarının belirlendiğini, ancak bunların bir kısmı devir edilmediği gibi, plana alınması gereken bir kısım mal varlıklarının da alınmadığını, Mahkemenin terditli talebin reddine ilişkin gerekçenin hatalı olduğunu, bir mal varlığı devir yöntemi olan bölünmede, TTK'nın tam olarak neyin devredileceği ve ne zaman devredileceği konularını açıkça düzenlediğini, TTK'nın 179/4.maddesi uyarınca tescil tescil anında envanterde yer alan bütün aktifler ve pasiflerin devralan şirketlere geçeceğinin belirlendiğini, envanterin ise aktif ve pasiflerin envanteri olup, muğlak bir ifade olan iş birimleri envanteri veya işletme, muhasebe veya vergi terimlerinde tanımlanan malvarlığının envanteri olmadığını, TTK'nın 167/1-b bendinde düzenlenmiş olan bölünmeye ilişkin bir envanter listesinin hazırlanmasının yasada emredici olarak düzenlendiğini, her iki hüküm birlikte değerlendirildiğini, kesin ve belirli bir envanter listesi yapılmadığını ve bundan kaçınıldığını, yüzeysel ve doğru olmayan açıklamalar yapıldığını, planın esasında yasa hükümlerine açıkça aykırı olduğunu, belirsizlik oluşturulan ikinci konunun ise “işletmenin bütünlüğünün korunması ilkesi” kriteri olduğunu, bu ilkeye ve dürüstlük ilkesine göre aktif ve pasifleri doğru tanımlanmış ve teker teker sayılmış envanterin verilmesi yerine, yoruma bağlı olarak, belirli kalemlerin dahil edebileceği veya hariç tutulabileceği bir envanter oluşturulduğunu, davalıların kısmi bölünme işleminin kapsamını belirleyen paragraflar içerisinde belirsiz ifadeler kullanarak listelenmiş olmasalar bile tüm aktif ve pasiflerin dahil olduğu izlenimini oluşturduklarını, ardından kendi oluşturdukları kriterlere dayanarak, envanteri kısmi bölünmeye ilişkin kanun hükümlerinde öngörülen şekilde aktif ve pasiflerin envanteri olarak tanımlamak yerine envanteri varlıklar ve iş birimleri olarak tanımlayarak belirsizlik oluşturmayı amaçladıklarını, davalıların süreç içinde kısmi bölünme planı içeriğini azaltmaya çalıştıklarını, plan içerisinde hariç tutulanların … markalı oto gaz hariç olmak üzere şeklinde belirlenmesine karşın, raporda ise “… markalı oto gaz… perakende satış ve dağıtım faaliyetleri, ….’de bulunan… dolum ve depolama tesisi ile ……’da yer alan tüp dolum ve depolama tesisi hariç olmak üzere” hariç tutulduğunu, bu durumda davalıların kısmi bölünme işlemi neticesinde neleri elde tutmak isteyip neleri devretmek istediği konusundaki düşüncelerinde bir değişiklik olduğunu, bölünme ili ilgili bu kadar önemli bir konuda bazı hususları yeniden yazmaları, envanter tanımında neden oldukları belirsizliği açıkça gösterdiğini, kısmi bölünme konusunun açıklandığı Planın 1. maddesinden, davalıların kısmi bölünmenin konusunu açıkladıkları 2. maddeye kadar davalıların en az üç kere kısmi bölünme işleminin KVK'nın 19. ve 20. maddelerine uygun olacağını taahhüt ettiklerini, Planın 2. maddesinde “işletmenin bütünlüğünün korunması” ilkesine dayalı olan vergi kanunu kriterini kısmi bölünme sürecinin uygulanacağı bir ilkeye dönüştürüldüğünü, Raporda tekrar kısmi bölünmeye tabi olacak olan aktif ve pasiflerin “işletme bütünlüğünün” vergi kanunu kriterine uygun şekilde belirleneceğini vurgulandığını, raporda KVK'nın 19. ve 20. maddelerinin hangi varlıkların davacıya devredileceğini, hangilerinin ise davalı … A.Ş’de kalacağını belirleyeceğini belirttiğini, mahkemenin 04.02.2020 tarihli oturumunda bu konuda inceleme yapılması hususunda ara karar oluşturulmasına karşın bir inceleme yapılmadığını, davacının bölünme ile zarara uğratıldığının en somut örneğinin bölünme planında devredileceği açıklanan … işinin en önemli parçası olan … Tesisinin rapor ile kapsam dışına çıkarılması olduğunu, devir edilmeyen sözleşme ve varlıkların bulunduğunu, bilirkişinin eksik incelemesine rağmen …… Bayilik Sözleşmesinin davacıya devredilmediğinin tespit edildiğini, bu hususun … … A.Ş tarafından ikrar edilmesine rağmen mahkemece bir hüküm kurulmadığını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davalı … A.Ş.tarafından gerçekleştirilen kısmi bölünme ile davacı şirketin kuruluşu işleminin hükümsüzlüğünün tespiti, işlemin yasaya ve dürüstlük kurallarına aykırı biçimde yapıldığının tespiti, bu talebin kabul edilmemesi halinde ise sözleşme ve aktiflerin devri istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl talebin aktif husumet yönünden, terditli talebin ise esastan reddine, karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle davacının talebi ile hukuki ilişkinin esasının ve yapılan işlemlerin kronolojik sırasının anlaşılması gerekmektedir. Davacı şirket davalı … AŞ tarafından gerçekleştirilen kısmi bölünme ile davacı şirketin kurulması işleminin TTK'da belirtilen şartlara aykırı yapıldığını, kısmi bölünmenin konusu itibariyle imkânsız olduğunu ve davalıların dürüstlük kuralına aykırı bir biçimde kanunları kötüye kullanması nedeniyle kısmi bölünme işleminin geçersiz ve hükümsüz olduğunun tespitini istemiştir. Bu talebin kabul edilmemesi halinde ise terditli olarak bölünme planı eklerinde listelenmiş olmasına rağmen devredilmeyen sözleşme ve aktiflerin devri, bölünme planı eklerinde listelenmeyen fakat… işletmesinin bir parçasını oluşturan sözleşme ve işletmelerin devri, … işletmesinin işletme bütünlüğüyle devrini sağlamak için davacı lehine bazı taahhütlerde bulunulması talep edilmiştir. Birleşme, bölünme ve tür değiştirme ile yeni şirket kurulması TTK'nın 134 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Somut olayda davacı şirket, davalı … A.Ş'nin kısmi bölünmesi ile oluşmuştur. Bölünme TTK'nın 159.maddesinde düzenlenmiştir. TTK'nın 159/2. maddesinde kısmi bölünmede bir şirketin mal varlığının bir veya birden fazla bölümünü diğer şirketlere devronulacağı, bölünen şirketin ortakların devralan şirketin paylarını ve haklarını iktisap edeceği veya bölünen şirketin devredilen mal varlığı bölümlerinin karşılığında, devreden şirketteki pay ve hakları elde ederek yavru şirketini oluşturacağı belirlenmiştir. Davacı şirketin bu kapsamda kurulduğu anlaşılmaktadır. Şirketin kuruluş sürecinin kronolojik olarak incelenmesinden önce davacının talebinin anlaşılması gerekmektedir. Davacı, TTK'nın 193. maddesindeki sorumluluk hükmü ile 192. maddedeki bölünmenin iptaline ilişkin hükümlerin yanı sıra yasada düzenlenmemiş olan ancak bir kurucu işlemin esaslı unsurunun eksik bırakılması halinde uygulanması gereken yokluk kurumunun uygulanarak kısmi bölünme işleminin yokluğunun veya hükümsüzlüğünün tespitini istemiştir. Her türlü hukuki işlemler gibi davacı şirketin kuruluşuna ilişkin işlemlerde veya genel kurul kararlarında, envanter veya bölünme planında yasanın emredici hükümlerine veya yasada aranan nisaplara aykırı bir durumun bulunduğunun tespiti halinde bu işlemin yoklukla malul olacağı düşünülebilecektir. Ancak bu hususun tespiti için belirtilen hususların gerçekleşmesi gerekecektir. Şirketin kuruluşu ve işlemleri incelendikten sonra, yapılan işlemlerin iptal edilebilirliği veya yokluğu değerlendirilecektir. Davalı … A.Ş'nın ortaklarınca, …’ın bir kısım malvarlığının kısmi bölünmeyle şirketten ayrılması suretiyle yeni bir şirket kurulmasını iradesi ortaya konmuştur. Bu kapsamda düzenlenen bölünme planı ve envanterde …. ve …..’te bulunan… dolum ve depolama tesisleri, ……. ve …….l’da bulunan… …….. perakende faaliyetleri bölünmeye konu edilecek iş ve varlıklar olarak belirlenmiştir. … markalı … perakende satım ve dağıtım faaliyetleri ile …’de bulunan… dolum ve depolama tesisi ve ……’da yer alan tüp dolum ve depolama tesisinin ise bölünme dışı bırakılarak … bünyesinde tutulmasına karar verilmiştir. Belirlenen varlıkların aktarılması ve kısmi bölünme sonucu oluşturulacak …A.Ş.’nin hisselerinin üçüncü kişilere satışı planlanarak satış görüşmeleri yapılmıştır. … Genel Kurulunun 27.09.2012 tarihli kararı ile bölünme işlemlerine başlanmasına karar verilmiştir. Kısmi bölünmeye ilişkin özvarlık ve diğer hususların tespiti için 16.10.2012 tarihli YMM raporu hazırlanmış ve 02.11.2012 tarihinde Kadıköy 2. ATM''ye yapılan başvuru ile kısmi bölünme ile yeni kurulacak şirkete aktarılacak varlıkların değerinin tespiti için bilirkişi raporu düzenlenmesi istenmiştir. Davayı … AŞ'nin ortakları olan … … A.Ş., … ve … …….. ve …. arasında 26.11.2012 tarihli hisse satış sözleşmesi imzalanmıştır. Bu satış sözleşmesinde, … … A.Ş., … ve … …..’nin kısmi bölünme ile kurulacak …ve …… Şti. sermayesinde sahip oldukları payların …’ye satışı düzenlenmiştir. Kadıköy 2. ATM'nin 24.12.2012 tarihli raporu ile bölünme suretiyle aktarılacak varlıkların listemi belirlenmiştir. … tarafından 22.01.2013 tarihli kısmi bölünme planı ve 22.01.2013 tarihli bölünme raporu hazırlanmıştır. … AŞ'nin 31.01.2013 tarihinde mahkemeden alınan 24.12.2012 tarihli bilirkişi kurulu raporu, kısmi bölünme planı ve bölünme raporuna göre bölünerek davacı şirket kurulmuştur. Bölünme ile kurulan …ın ortaklık ve sermaye yapısında … AŞ'nin ortaklık yapısı aynen korunarak, bu şirketin ortakları yeni kurulan şirkette pay sahibi olmuşlardır. Devam eden süreçte davacı şirketin EPDK'dan gerekli lisansları almak için başvuruda bulunduğu, ve faaliyete başladığı bundan sonra … Grup şirketlerinin …sermayesinde sahip oldukları payların ….’ye devri sürecinin başladığı anlaşılmaktadır. Davacı şirketin 31.07.2013 tarihli genel kurulunda kısmi bölünme işlemi ile …ın kurulduğu 31.01.2013 tarihinden genel kurul tarihi olan 31.07.2013 tarihine kadar olan dönem için yönetim kurulu üyelerinin ibrasına karar verilmiştir. 31.07.2013 tarihinde … Ortaklarının, …sermayesinde sahip oldukları payların tamamını … şirketi olan ….’ye devrettiklerini, 31.07.2017 tarihli …Yönetim Kurulu Kararı ile bu pay devirlerinin onaylandığı, 31.07.2013 tarihinde … Ortakları ayrıca …… sermayesinde sahip oldukları payların tamamını …’ye devrettikleri, 31.07.2013 tarihinde düzenlenen tutanak ile …ve……’ün lisansları, sözleşmeleri, karar defterleri ve pay senetleri …’ye teslim edildiği, …ın faaliyetleri yeni pay sahibi …. tarafından oluşturulan yeni yönetim kurulu tarafından yürütülmeye başladığı, bu aşamadan sonra davacı ile … grubu arasındaki bağlantının bittiği anlaşılmaktadır….paylarının devrinden yaklaşık 2,5 yıl sonra, … ile …arasında 08.12.2015 tarihli Sulh ve İbra Protokolü ile aralarındaki ticari ilişkiden kaynaklanan uyuşmazlıkların yanı sıra bölünme işlemini de sulh ve ibra işlemine konu edildiği, bölünme ve devir sonrası davacının devir edilen bir kısım mal varlığının sattığı, … AŞ'nin 02.11.2016 tarihinde … … A.Ş. ile birleşerek infisah ettiği belirlenmiştir. Yargılama sırasında taraflarca HMK'nın 293.maddesine göre uzman görüşü alınarak dosyaya sunulmuştur. Davacı vekili tarafından sunulan ve .. … tarafından düzenlenen uzman görüşünde … Bölünme işlemlerinin TTK'nın bölünme işlemlerine aykırı olduğu, bunun için hükümsüz olduğu, bölünmeye ilişkin yönetim kurulu ve genel kurul kararlarının aynı gerekçelerle hükümsüz olduğunu ve her zaman ileri sürülebileceğini, bölünme işleminin işletme bütünlüğü ilkesine aykırılık teşkil etmesi nedeniyle işletme bütünlüğü ilkesinin VUK'dan kaynaklandığı, bu ilke gereğince ve lisansların devredilmemesi nedeniyle esasen bölünme işleminin hukuku imkansızlık nedeniyle hükümsüz olduğu, davacının hisse devir sözleşmesine taraf olmadığı, uyuşmazlığın da tahkim kapsamında kalmadığı, bu nedenle tahkim itirazının dinlenemeyeceği, davacının zararlarını tazmin hakkı bulunduğu belirtilmiştir. Davalı … A.Ş.ve … … vekilince sunulan ve … uzman görüşünde ise bölünmeye ilişkin TTK'daki hükümleri genel olarak açıklandıktan sonra, şirketin kısmi bölünmesinde devredilecek mal varlıklarının teker teker sayılmasının yer almadığı, yalnızca taşınmazlar, kıymetli evrak ve mal varlığının ayrı ayrı gösterilmesinin ön görüldüğü, TTK'nın 167/1 ve 168/1.b maddelerine göre gerekli detaylandırmanın yapıldığı, bölünme işlemi nedeniyle menfaati ihlal edilmiş kişilerin pay sahipleri ve alacaklar olduğu, iptal koşullarının oluşmadığı, kaldı ki şirketin tescili ile oluşan davacı şirketin iptal nedeniyle ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Davalı … A.Ş.kısmi bölünmesi yoluyla davacı şirketin 2013 yılında tescil edilerek kurulduğu sabittir. Kısmi bölünme ile şirkete devir edilecek mal varlığının TTK'nın 167. maddesine göre düzenlendiği, anılan maddede, bölünme sözleşmesi ve bölünme planının içeriğinin düzenlendiği, buna göre aktif ve pasif mal varlığı konularının devri amacıyla bölümlere ayrılmasını ve tashihini açık tanımlamayla, bu bölümlere ilişkin envanteri, taşınmazları, kıymetli evrakı ve maddi olmayan varlıkları teker teker gösteren bir listenin bulunması nedeniyle, TTK'nın 167/1.b şartlarının yerine getirildiği, TTK'nın 168. maddesi gereğince bölünme sözleşmesinde ve planında kurulacak şirkete geçirilmeyen mal varlığının 168/1.b maddesi gereğince devreden davalı şirkete kalacağı açıktır. Mahkemece alınan bilirkişi raporu ile de bölünme işleminin yasanın aradığı şekil şartlarını içerdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda bölünme sözleşmesinin kısmi bölünme sözleşmesi planının, alınan genel kurul ve yönetim kurulu kararlarının TTK'nın 167/1.b ve 168/1.b maddelerine uygun olduğu anlaşılmaktadır. Bölünme işlemi TTK'nın ilgili hükümlerinde belirtilen düzenleyici normlara uygun olarak yapılmış olup, bölünecek mal varlıklarının değerleri Kadıköy 2. ATM'nin 2012/1358 Esas sayılı dosyasında alınan raporla belirlenmiştir. Dosya içerisinde bulunan bölünme planı TTK'nın 167 ve 168. maddesine uygun somutlukta düzenlenmiştir. Davacı şirket bu kısmi bölünme planın uygun şekilde kurulmuştur. Davacıya devredilecek ayni sermaye şirket genel kurul kararıyla belirlenip ilan edilmiştir. Devredilen lisans ve sözleşmeler faaliyet için yeterlidir. Kaldı ki yeterli miktarda mal varlığı ve lisans devredilmemesi halinde dahi yeni kurulan şirketin bu lisansları elde etmesi mümkündür. Kısmi bölünme işleminin onaylanması, davacı şirketin kuruluşu, bu şirketin paylarının uzun süren görüşmeler sonrasında üçüncü kişilere satışından sonra, uzunca bir süre geçtikten sonra bu davanın açılmış olması öncelikle dürüst davranma ilkesine aykırıdır. Mahkemece alınan 14.06.2021 tarihli bilirkişi kök raporunda, bölünme planındaki ihtilaflı işlemler tartışılmış olup, ayni sermaye ile kurulan davacı şirketin bölünme işlemlerinde mali verilere ilişkin herhangi bir uyumsuzluk bulunmadığı, Yarımca'daki taşınmazın kısmi bölünme planına uygun olarak devredildiği, … A.Ş.ile … arasında düzenlenen geçiş ve depolama anlaşmasının kısmi bölünme planında … ile yapılmış geçiş ve depolama anlaşması bulunmadığı, bazı bayilik sözleşmelerinin bölünme planlarında yer almadığı belirlenmiştir. TTK'nın 192. maddesinde, bölünme işlemine karşı iptal davası açabilecek kişiler düzenlenmiş olup, 134 ile 190.maddeki hükümlerin iptali için olumlu oy vermemiş, bunu tutanağa geçirmiş bulunan birleşmeye, bölünmeye ve tür değiştirmeye katılan şirketlerin ortakları, kararın sicil gazetesinde yayınlanmasından itibaren iki ay içinde iptal davası açabileceklerdir. Birleşme, bölünme, tür değiştirmeye ilişkin işlemlerde herhangi bir eksikliğin varlığı halinde mahkemece bu eksikliğin giderilmesi için süre verileceği, süresi içerisinde giderilmemesi içinde mahkemece kararın iptal edeceği ve gerekli önlemlerin alınacağı da maddede düzenlenmiştir. TTK'nın 193.maddesinde birleşme, bölünme veya tür değiştirme işlemlerine herhangi bir şekilde katılmış olan bütün kişiler, şirketlere, ortaklara ve alacaklılara karşı kusurlarıyla verdikleri zararlardan sorumludur. Kurucuların sorumlulukları saklıdır düzenlemesi bulunmaktadır. Belirtilen yasal düzenlemeye göre davacı kısmi bölünme ile kurulan bir şirket olduğundan, davacının TTK'nın 192.maddesinde belirlenen iptal davası açabilecek kişilerden olmadığı açıktır. Diğer yandan, istinaf başvurusunda belirtildiği şekilde yapılan işlemlerde yasaya veya nisaba bir aykırılık söz konusu değildir. Bu nedenle bu işlemlerin yokluğundan söz edilemeyecektir. Bölünme sözleşmesi ifa edilip davacı şirket kurulduktan ve davacı şirketin payları pay devir sözleşmesiyle üçüncü kişilere devir edildikten sonra, devre ilişkin tahkim şartları kapsamında devir alan ortakların talepte bulunmayıp bölünme işlemi ile kurulan davacı şirketin bu bölünme planının iptalini talep etmesinde hukuki yararı bulunmadığı gibi, bu hususta aktif dava ehliyetinin bulunduğundan da söz edilemez. Mahkeme kabulünde olduğu üzere bu işlemin iptali halinde davacı şirketin kuruluşu da ortadan kalkacaktır. Bu nedenle davacı bu kararların iptalini talep edemeyeceği gibi yukarıda belirtildiği gibi yokluk somut olarak ispat edilememiştir. Mahkemece HMK'nın 111.maddesine uygun şekilde davacının asıl talebi incelendikten sonra terditli talebi alınan bilirkişi raporu ile bilirkişi ek raporuna göre değerlendirilmiştir. Yukarıda belirtildiği gibi bölünme sözleşmesinin TTK'nın 167 ve 168. maddesine uygun şekilde düzenlendiği, TTK'nın 179/1-4. maddelerine göre bölünmenin genel kurulda oylanmasıyla bölünme işleminin tescil edildiği, bölünmenin ticaret siciline tescili ile geçerlilik kazandığı, tescil ile bu anda envanterde yer alan bütün aktif ve pasiflerin devralan şirkete geçtiği, davacı şirketin bu bölünme planı ve envantere göre kurulduğu, bu envanterin, davalı şirketin genel kurulunda onaylandığı, ayni sermaye değerinin mahkemece tespit edildiği, devredilen mal varlığının usulüne uygun şekilde devredildiği ve davacı şirketin bu şekilde kurulduğu, devir sonrası davacı şirketin koyulan ayni sermaye ile eksik olan lisansları alabileceği ve diğer faaliyetlerini gerçekleştirebileceği, şirketlerin yetkili organlarıyla alınmış kararların üzerinden uzun süre geçtikten sonra bu kararların denkleştirici adalete uygun olup olmadığının mahkemelerce değerlendirilemeyeceği, devri eksik bırakılan mal varlığı bulunmadığı, bunun dışında devri gereken mal varlığının hangi kriterlere göre belirlenmesi gerektiği açıklanmadan mahkemece bölünme sözleşmesinde bir adalet tesisi düşüncesi ile bölünme planı ve envanterde ön görülmeyen mal varlığının davacı şirkete aktarılmasına karar verilemeyeceği anlaşılmakla, davacının yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; 651,30 TL istinaf karar harçlarının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine, 5-Karar kesinleştiğinde dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 12.02.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi. KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.

Ticaret şirketlerinin tam veya kısmi bölünme usulü 6102 sayılı Kanun'un 159 ilâ 179 uncu maddeleri arasında düzenlenmiş olup, bu süreçlerde menfaati ihlal edilenlerin başvurabileceği kanun yolları 191, 192 ve 193 üncü maddelerdeki ortak hükümlerle belirlenmiştir. Ayrıca ticari işletmelerin ticaret şirketleriyle birleşmesi veya bir şirkete dönüşmesi durumunda da Türk Ticaret Kanunu m. 194 uyarınca 191 ilâ 193 üncü madde hükümleri kıyasen uygulanır. Bir ticaret şirketinin ticari işletmeye dönüştürülebilmesi için şirket paylarının tamamının işletmeyi yürütecek kişilerce devralınması ve ticaret siciline tescil ile ilan edilmesi zorunludur.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 194Kaynağı aç
MADDE 194- (1) Bir ticari işletme, bir ticaret şirketiyle, onun tarafından devralınmak suretiyle birleşebilir. Bu hâlde devralan ticaret şirketinin türüne göre 138 ilâ 140, 142 ilâ 158 ve ortak hükümlere ilişkin 191 ilâ 193 üncü madde hükümleri kıyas yoluyla uygulanır. (2) Bir ticari işletmenin bir ticaret şirketine dönüşmesi hâlinde 182 ilâ 193 üncü maddeler kıyas yoluyla uygulanabilir. (3) Bir ticaret şirketinin bir ticari işletmeye dönüştürülebilmesi için, söz konusu ticaret şirketinin paylarının tümü, ticari işletmeyi işletecek kişi veya kişiler tarafından devralınmalı ve ticari işletme bu kişi veya kişiler adına ticaret siciline tescil ve ilan edilmelidir. Bu hâlde, ticari işletmeye dönüştürülen ticaret şirketi, bir kollektif veya komandit şirket ise mezkûr ticaret şirketinin borçlarından, ticari işletmeyi işletecek kişi ve kişiler ile ticaret şirketinin eski ortakları da 264 üncü maddedeki zamanaşımı süresince sıfatlarına göre müteselsilen sorumlu olurlar. Dönüştürmeye bu Kanunun 264 ilâ 266 ncı maddeleri de uygulanır. (4) 182 nci maddenin üçüncü fıkrası hükmü saklıdır. G) Şirketler topluluğu I – Hâkim ve bağlı şirket

Ortaklık Paylarının ve Haklarının İncelenmesi (Denkleştirme) Davası

Türk Ticaret Kanunu m. 191 kapsamında düzenlenen ortaklık paylarının ve haklarının incelenmesi davası, yapısal değişiklik neticesinde ortakların haklarının gereğince korunup korunmadığını ve kanunun koruyucu hükümlerinin doğru uygulanıp uygulanmadığını denetleyen bir hukuki yoldur. Birleşmede devrolunan şirketin ortakları, mevcut haklarını karşılayacak değerde devralan şirketin pay ve hakları üzerinde istemde bulunma hakkına sahiptir. Bu istem hakkı; şirketlerin malvarlıklarının değeri, oy haklarının dağılımı ve önem taşıyan diğer hususlar dikkate alınarak hesaplanır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 191Kaynağı aç
MADDE 191- (1) Birleşmede, bölünmede ve tür değiştirmede ortaklık paylarının ve ortaklık haklarının gereğince korunmamış veya ayrılma karşılığının uygun belirlenmemiş olması hâlinde, her ortak, birleşme, bölünme veya tür değiştirme kararının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilanından itibaren iki ay içinde, söz konusu işlemlere katılan şirketlerden birinin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden, uygun bir denkleştirme akçesinin saptanmasını isteyebilir. Denkleştirme akçesinin belirlenmesinde 140 ıncı maddenin ikinci fıkrası uygulanmaz. (2) Davacı ile aynı hukuki durumda bulunmaları hâlinde, mahkeme kararı, birleşmeye, bölünmeye veya tür değiştirmeye katılan şirketlerin tüm ortakları hakkında da hüküm doğurur. (3) Davanın giderleri devralan şirkete aittir. Özel durumların haklı göstermesi hâlinde, mahkeme giderleri kısmen veya tamamen davacıya yükletilebilir. (4) Ortaklık paylarının veya ortaklık haklarının korunmasını inceleme davası birleşme, bölünme veya tür değiştirme kararının geçerliliğini etkilemez. 2. Birleşmenin, bölünmenin ve tür değiştirmenin iptali ve eksikliklerin sonuçları
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 140Kaynağı aç
MADDE 140- (1) Devrolunan şirketin ortaklarının, mevcut ortaklık paylarını ve haklarını karşılayacak değerde, devralan şirketin payları ve hakları üzerinde istemde bulunma hakları vardır. Bu istem hakkı, birleşmeye katılan şirketlerin malvarlıklarının değeri, oy haklarının dağılımı ve önem taşıyan diğer hususlar dikkate alınarak hesaplanır. (2) Ortaklık paylarının değişim oranları belirlenirken, devrolunan şirketin ortaklarına tahsis olunan ortaklık paylarının gerçek değerlerinin onda birini aşmaması şartıyla, bir denkleştirme ödenmesi öngörülebilir. (3) Devrolunan şirketin oydan yoksun paylarına sahip ortaklarına aynı değerde, oydan yoksun veya oy hakkını haiz paylar verilir. (4) Devrolunan şirkette mevcut bulunan paylara bağlı imtiyaz hakları karşılığında, devralan şirkette eş değerde haklar veya uygun bir karşılık verilir. (5) Devralan şirket, devrolunan şirketin intifa senedi sahiplerine, eş değerli haklar tanımak veya intifa senetlerini, birleşme sözleşmesinin yapıldığı tarihteki gerçek değeriyle satın almak zorundadır. b) Ayrılma akçesi

Yapısal değişiklik işlemlerinde ortaklık pay ve haklarının gereğince tanınmadığı veya ayrılma karşılığının uygun saptanmadığı durumlarda açılan bu dava ile uygun bir denkleştirme akçesinin belirlenmesi talep edilir. Kanunun 191 inci maddesinde öngörülen denkleştirme istemi, 140 ıncı maddenin ikinci fıkrasında birleşme paylarının değişim oranındaki kesirleri gidermek amacıyla öngörülen ve payların gerçek değerinin onda birini aşamayacağı belirtilen denkleştirme akçesinden bağımsızdır; nitekim 191 inci madde uyarınca yapılacak belirlemede bu onda birlik sınır uygulanmaz.

Birleşmeye katılan şirketler sözleşmede ortaklara devralan şirkette pay iktisabı yerine gerçek değerine denk gelen bir ayrılma akçesi seçeneği sunabilir veya yalnızca ayrılma akçesi verilmesini kararlaştırabilirler. Sermaye şirketlerinde ayrılma akçesinin öngörülmesi mevcut oy haklarının en az yüzde doksanının olumlu oyu ile mümkündür. Devralan şirketin ortaklarına ayrılma akçesi verilerek şirketten çıkarılmaları durumunda dahi, çıkarılan ortaklar ayrılma akçesinin miktarını dava konusu yaparak Türk Ticaret Kanunu m. 191 uyarınca denkleştirme davası açabilirler.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 141Kaynağı aç
MADDE 141- (1) Birleşmeye katılan şirketler, birleşme sözleşmesinde, ortaklara, devralan şirkette, pay ve ortaklık haklarının iktisabı ile iktisap olunacak şirket paylarının gerçek değerine denk gelen bir ayrılma akçesi arasında seçim yapma hakkı tanıyabilirler. (2) Birleşmeye katılan şirketler birleşme sözleşmesinde, sadece ayrılma akçesinin verilmesini öngörebilirler. 3. Sermaye artırımı, yeni kuruluş ve ara bilanço a) Sermaye artırımı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/6190, K. 2025/960Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2023/6190 E.  ,  2025/960 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/108 Esas, 2023/1398 Karar KARAR :Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Samsun Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/803 E., 2022/1185 K. Bölge Adliye Mahkemesi Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 14.01.2025 günü hazır bulunan davacılar vekili Avukat … ile davalı vekilleri Avukat … ve Avukat … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin davalı şirketin ortakları olduğunu, sermaye artırımları ile küçük ortakların payının azaltıldığını, şirketin %64,34 hissesi dava dışı … Endüstri Ür. A.Ş.'ye ait olup şirketin aile şirketi haline geldiğini, bünyesindeki küçük ve yabancı ortakları ayırmak isteyen davalı şirketin 02.11.2016 tarihinde dava dışı … Savunma San. A.Ş.'nin kurulmasını sağladığını, anılan şirketin tek ortağının … Endüstri Ür. A.Ş. olduğunu, … A.Ş.'nin kurulmasından 1 yıl dahi geçmeden davalı şirketle 14.08.2017 tarihinde birleşme sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin 25.08.2017 tarihli genel kurulda onaylandığını, 05.09.2017 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayımlandığını, birleşme sözleşmesinin 6.2 maddesi uyarınca müvekkilleri ve diğer küçük ortaklara ayrılma akçesi ödenerek çıkarılmalarına karar verildiğini, ayrılma akçesinin ödenmesi için ortaklardan hesap numarası istenildiğini, aksi halde mahkemeden tevdi mahalli tayin ettirileceğinin bildirildiğini, ayrılma akçesinin 31.03.2017 tarihli bilanço esas alınarak tespit edildiğini, anılan bilançonun gerçek değeri yansıtmadığını, davalı şirketin dava dışı şirketler nezdindeki ortaklıklarının da gözetilmesi gerektiğini ileri sürerek ayrılma akçesi bedeline itiraz etmekle birlikte 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 107. maddesi uyarınca artırım yapma hakları saklı kalmak kaydıyla her bir davacı için şimdilik 2.500,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte tahsilini talep etmiş, 31.10.2022 tarihli bedel artırım dilekçesi ile talep miktarını artırmış davacı … için 231.244,72 TL, diğer davacıların her biri için 116.237,95 TL denkleştirme akçesine hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; denkleştirme akçesi talepli işbu davanın açılabilmesi için, birleşme ile ortaklıktan çıkarılan kişilerin, birleşmenin görüşüldüğü genel kurula katılıp karara muhalif kalmaları ve muhalefetlerini tutanağa geçirtmeleri gerektiğini, davacıların birleşmenin görüşüldüğü genel kurula katılmadıklarını, davanın özel dava şartı sebebiyle reddi gerektiğini, davacıların 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 141/2 hükmüne uygun olarak ve birleşme kararında öngörülen zorunlu ayrılma akçelerinin Samsun Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/831 D. İş sayılı dosyası üzerinden belirlenen bankaya tevdi edilerek ortaklıktan çıkarıldıklarını, davacıların iddialarının aksine anılan TTK'nın 597 ve 641. maddelerinin somut olayda uygulanabilir olmadığını ve hesaplamanın 141/1 hükmüne uygun olarak yapılması gerektiğini, zorunlu ayrılma akçelerinin hesaplanmasında 31.03.2017 tarihli bilançonun esas alınmasında bir engel bulunmadığını, bilanço tarihi ile birleşme sözleşme tarihi (14.08.2017) arasında 6102 sayılı TTK'nın 144. maddesinde öngörülen 6 aydan az süre olduğunu, davalı şirketin bağımsız denetime tabi olması karşısında bilançonun gerçeği yansıtmadığı iddiasının dinlenemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tek ortağı aynı zamanda davalı şirkette %64,39 hisseye sahip … Endüstri Ürünleri San. ve Tic. A.Ş. olan … A.Ş. ile davacıların pay sahibi oldukları davalı şirketin birleştiği, birleşme esnasında davacıların, zorunlu ayrılma akçesi verilerek şirketten çıkarıldığı, birleşmede, TTK'nın 141/2 hükmünün öngördüğü tipikliğe aykırı bir durumun cereyan ettiği, devrolunan değil, devralan şirket ortaklarının ayrılma akçesi almaya zorlanıp şirketten çıkarıldığı, genel kurulun bu yöndeki kararı, pay sahibinin kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurduğundan ve kanunun emredici hükümlerine aykırı olduğundan mutlak butlanla malul olduğu, davacıların, devralan şirket pay sahibi olmalarına rağmen, TTK'nın 141/2 hükmnün kendileri için de uygulanabileceğini ve genel kurulun çıkarma kararına karşı başvurabilecekleri başka bir hukuki yol bulunmadığını düşünerek, denkleştirme talepli işbu davayı açtığı, anılan TTK'nın 191. maddesine dayalı olarak denkleştirme akçesinin saptanmasını talep ettikleri, davacıların isteminin, genel kurulun ortaklıktan çıkarma kararının hukuki olduğu düşüncesine dayandığı, oysa belirtildiği üzere genel kurulun bu yöndeki kararının butlanla malül olup baştan itibaren geçersiz olan bir genel kurul kararından yola çıkılarak hak talebinde bulunulmasına ve dava açılmasına olanak bulunmadığı, davacıların yargılama sürecinde mutlak butlanla malul olduğu kabul edilen ortaklıktan çıkarılma hakkındaki genel kurul kararının dürüstlük kuralı uyarınca geçerli hale gelmesi sonucunu doğuracak bir davranışlarının da olmadığı, işbu davayı, birleşme kararının 13.09.2017 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilanından 1 ay kadar sonra 17.10.2017 tarihinde açtıkları ve hukuka aykırılığı farklı bir düşünceyle de olsa ileri sürdükleri, davacılar, sadece denkleştirme akçesi talep etmiş olup, butlan yönünde karar verilmesi isteminde bulunmuş değiller ise de butlanla malul kararların baştan itibaren hükümsüz olduğu ve sonradan geçerlilik kazanma olanaklarının bulunmadığı, mahkemece kendiliğinden gözetilmesi ve hükümsüz oldukları yönünde resen tespit yapılması gerektiği, davalı şirkette pay sahibi olan davacıların, ortaklıktan çıkarılmaları hakkındaki genel kurul kararının hükümsüz olduğu ve davacıların halen davalı şirkette pay sahibi olmaları gerektiği yargısına varıldığı, davacıların denkleştirme talepli işbu davayı aktif husumet ehliyetleri bulunmadığından açamayacakları, davacılar, genel kurulun ortaklıktan çıkarılmaya ilişkin kararına karşı itirazlarını ilk defa işbu dava ile ileri sürmüş olup davanın, denkleştirme akçesinin saptanması talebine (TTK'nın 191. maddesi) hasredildiği, bu yöndeki davada tek şartın, davanın birleşme kararının Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilanından sonraki 2 ay içinde açılmış olması gerektiği, davacılar, birleşmenin iptali (anılan TTK'nın 192. maddesi) hakkında talepte bulunmadığından TTK'nın 192. maddesinde öngörülen özel dava şartlarının varlığının bu davada aranmayacağı, davalı vekilinin, bu yöne ilişkin dava şartı itirazının yerinde görülmediği, hükümsüzlük yönünde tespit talebinde bulunulmadığı gözetilip, talepten fazlaya hükmedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ayrılma akçesinin seçim hakkı tanınması şeklinde düzenlenmesi halinde (TTK'nın 141/1 hükmü), devrolunan şirket pay sahibinin ya devralan şirket paylarını iktisap edeceği ya da payların gerçek değerine denk gelen ayrılma akçesini alarak şirketten ayrılacağı, birleşme sözleşmesinde sadece ayrılma akçesinin ödenmesinin öngörüldüğü hallerde ise (anılan TTK'nın 141/2 hükmü) devrolunan şirket pay sahibinin önünde, ayrılma akçesini alarak şirketten ayrılma dışında başkaca bir seçeneğin bulunmadığı, zorunlu ayrılma akçesinin öngörüldüğü bu tür birleşmelerde, pay sahibinin birleşme sözleşmesini gerekli nisapla onaylayan genel kurulun bu yöndeki kararına itiraz olanağı bulunmadığı (TTK'nın 141/2 hükmünün gerekçesi), pay sahibinin, böyle bir durumda sadece ayrılma akçesinin uygun belirlenmediği itirazında bulunabileceği ve birleşme kararının Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilanından itibaren 2 ay içinde mahkemeden uygun bir denkleştirme akçesi belirlenmesini isteyebileceği, TTK'nın 141. maddesinin gerekçesinde geçen "devredilen şirket ortaklarını zorla devralan şirkette tutmak doğru değildir." ve "…devredilen şirketten ayrılması hakkını ona vermektedir." ifadelerinin ayrılma akçesinin, birleşmeye muhalif kalan devreden şirket ortakları için ön görülebileceğini gösterdiği, anılan TTK'nın 151/5. hükmünde ayrılma akçesini öngören birleşme sözleşmesinin, devreden şirket ortaklarınca onaylanmasının gerekli olduğu ifade edilmiş olduğundan söz konusu TTK'nın 141. maddesi ve 151/5. hükmü ile her iki maddenin ilgili fıkralarının gerekçelerinin birlikte değerlendirilmesi neticesinde birleşme işleminde ayrılma akçesi verilmesi suretiyle zorunlu olarak ortaklıktan çıkarma müessesinin devreden şirket pay sahiplerine tanınmış bir hak olduğu, devralan şirkette ise bu yönde bir işlem yapılamayacağı, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, birleşme sözleşmesi uyarınca ayrılma akçesinin tazmini istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1- Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına ve davacı vekilinin iddia ettiği hakimin reddi sebeplerinin somut dosyada bulunmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b (1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin karara yönelik davalı vekilinin "hakimin reddine ilişkin" temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Davalı vekilinin, davacıların dava açma ehliyetine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince yukarıda yapılan özetten anlaşılacağı üzere davacılar, davalı şirketin ortağıdırlar. Davalı şirket(devralan) ile dava dışı … Savunma San. A.Ş(devrolan) arasında 14.08.2017 tarihinde birleşme sözleşmesi imzalanmıştır. Birleşme sözleşmesi, davalı şirketin 25.08.2017 tarihli genel kurulunda onaylanmış ve 05.09.2017 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayınlanmıştır. Birleşme sözleşmesinin 6.2 maddesinde "…TTK'nın 141. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, aşağıda belirlenmiş olan Devralan Şirket ortakları, toplam 1.060.644,81 TL'lik ayrılma akçesinin verilmesi karşılığında Devralan Şirket ortaklığından çıkartılacaklardır. Söz konusu ayrılma akçesi … Savunma San. Tic. A.Ş.'nin 31.03.2017 tarihli bilançosu baz alınarak belirlenmiş olan ve YMM…050 sayılı yeminli mali müşavirlik raporunda tevsik edilmiş olan öz kaynaklar toplamı 18.897.493,31 TL üzerinden birleşme öncesi payları oranında hesaplanmıştır. Devralan Şirket'teki paylarının gerçek değerine denk gelen ayrılma akçesi, her bir pay sahibi için aşağıda belirtilen tutarlarda ödenecektir…." hükmü düzenlenmiştir. Davacılar, davalı şirketin sermaye artırımları ile küçük ortakların paylarının erimesine sebep olunduğunu, davalı şirketin büyük ortağı … Endüstri Ür. A.Ş.'nin, 02.11.2016 tarihinde dava dışı … Savunma San. A.Ş.'nin kurulmasını sağladığını, anılan şirketin tek ortağının … Endüstri Ür. A.Ş. olduğunu, … A.Ş.'nin kurulmasından 1 yıl dahi geçmeden davalı şirketle birleşme sözleşmesi imzalandığını, birleşme sözleşmesinde öngörülen ayrılma akçesinin 31.03.2017 tarihli bilanço esas alınarak tespit edildiğini, anılan bilançonun gerçek değeri yansıtmadığını, davalı şirketin dava dışı şirketler nezdindeki ortaklıklarının da gözetilmesi gerektiğini ileri sürerek ayrılma akçesi bedeline itiraz ederek ayrılma akçesi talebinde bulunmuşlardır. TTK'nın "Ayrılma akçesi" kenar başlıklı 141. maddesinde "…. (1) Birleşmeye katılan şirketler, birleşme sözleşmesinde, ortaklara, devralan şirkette, pay ve ortaklık haklarının iktisabı ile iktisap olunacak şirket paylarının gerçek değerine denk gelen bir ayrılma akçesi arasında seçim yapma hakkı tanıyabilirler.(2) Birleşmeye katılan şirketler birleşme sözleşmesinde, sadece ayrılma akçesinin verilmesini öngörebilirler…." hükmü düzenlenmiştir. Yine TTK'nın 191/1 hükmünde ise "…Birleşmede, bölünmede ve tür değiştirmede ortaklık paylarının ve ortaklık haklarının gereğince korunmamış veya ayrılma karşılığının uygun belirlenmemiş olması hâlinde, her ortak, birleşme, bölünme veya tür değiştirme kararının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilanından itibaren iki ay içinde, söz konusu işlemlere katılan şirketlerden birinin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden, uygun bir denkleştirme akçesinin saptanmasını isteyebilir. Denkleştirme akçesinin belirlenmesinde 140 ıncı maddenin ikinci fıkrası uygulanmaz…." denilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, şirket birleşmelerinde ayrılma akçesi verilerek ortaklıktan çıkarılacak pay sahibinin hangi şirket pay sahibi olduğu konusunda TTK'nın 141. maddesinde açıklık bulunmadığı, ancak ikinci fıkranın gerekçesinde, "…bu hükmün özelliğinin, ortağın şirketten çıkarılması olanağını devredilen şirkete sağlamış olmasıdır…" şeklinde bir gerekçeye yer verilmiş olup, buradan, çıkarılmanın devrolunan şirket ortakları bakımından hüküm ifade edeceği sonucuna ulaşılacağı ayrıca TTK'nın 151/5 hükmünde "birleşme sözleşmesinin bir ayrılma akçesini öngörmesi durumunda bunun, devreden şirketin sermaye şirketi olması halinde şirkette mevcut oy haklarının yüzde doksanının olumlu oylarıyla onaylanmasının şart olduğu" düzenlenmiş olup burada, devreden şirketin onayından bahsedilmesinin, ayrılma akçesinin devrolunan şirket ortakları için öngörüldüğünün göstergesi olduğu, ayrılma akçesinin, sadece devrolunan ortaklığın ortakları bakımından söz konusu olan bir birleşme kurumu olarak düzenlendiği, devralan şirket ortaklarının, birleşme sözleşmesinde, ihtiyari veya zorunlu ayrılma akçesi verilerek ortaklıktan çıkarılmalarına hukuken olanak bulunmadığı yargısına ulaşıldığı kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesince de davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ise de TTK'nın 141. maddesindeki düzenleme açık olup m. 141 hükümleri anılan Kanun'un 191/1 hükmü ile birlikte değerlendirildiğinde devrolunan, bölünen, devralan, tür değiştiren tüm şirket ortaklarının bu davayı açma hakkının olduğunun kabulü gerekir. Devralan şirkette, birleşmeye razı olmayan (kar payı alacaklarının olumsuz etkilenmesi, borca batık bir şirketin devralınması gibi sair gerekçelerle) ortaklara da paylarına uygun değerde ayrılma akçesi verilerek şirketten ayrılma hakkının tanındığı açıktır. TTK'nın 141. maddesinde yer alan "birleşmeye katılan şirketler" ibaresi de Kanun koyucunun iradesinin devralan şirket ortaklarına da ayrılma akçesi hakkı tanındığı yönünde olduğunu göstermektedir. Zira birleşmeye katılan şirketler ibaresi hem devrolan hem de devir alan şirketleri ifade etmek için kullanılmıştır. Tüm bu açıklamalar ışığında Mahkemece, devralan şirketin ortağı olan davacılara da ayrılma akçesi verilmek suretiyle davalı şirketten çıkarılabilecekleri kabul edilerek ve somut dosyada davacılar tarafından dava konusu yapılan hususun da ayrılma akçesinin miktarı olduğu gözetilerek uyuşmazlığın esası incelenmek suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin hakimin reddi sebeplerine ilişkin temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1 hükmü uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 17.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
İstinaf İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, E. 2020/1745, K. 2024/59Kaynağı aç
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2020/1745 KARAR NO: 2024/59 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 26/12/2019 NUMARASI: 2017/1021 Esas – 2019/1272 Karar DAVA: Birleşme Kararının İptali İstemi İSTİNAF KARAR TARİHİ: 18/01/2024 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin … Tic. Ltd. Şti.'nin %1,5 oranında hissedarı olduğunu, anılan şirketin 2016 yılı olağan ortaklar genel kurul toplantısının 07/09/2017 tarihinde gerçekleştirildiğini, şirketin 07/09/2017 tarihli ortaklar genel kurul toplantısında şirketin tüm aktifi ve pasifi ile bir bütün halinde davalı şirkete tüm varlık ve yükümlülükleri ile devredilmesi, birleşme işlemleri için alınmış olan kararlar gereği şirketin azınlık ortakları olan …, … ve …'un ayrılma akçesi ödenmek sureti ile birleşilen şirkete taşınmaması yönünde karar alındığını, ilgili kararların tamamen müvekkilinin şirketten çıkarılması için alındığını ve prosedürlerin TTK'nun emredici hükümlerine aykırı olarak kötü niyetle gerçekleştirildiğini, müvekkili vekili tarafından ilgili kararlara muhalefet şerhi sunulduğunu, …Tic. Ltd. Şti.'nin hakim ortağı ve müvekkilinin ağabeyi … ile müvekkili arasında ciddi anlamda ihtilaflar mevcut olduğunu belirterek … San. Ve Tic. Ltd. Şti.'nin 07/09/2017 tarihinde yapılan ortaklar genel kurul toplantısında alınan …Tic. Ltd. Şti.'nin davalı … Tic. A.Ş. ile birleşmesine dair kararın yürütmesinin geri bırakılmasına, …tic. Ltd. Şti.'nin 07/09/2017 tarihinde yapılan ortaklar genel kurul toplantısında alınan … Tic. Ltd. Şti.'nin … Tic. A.Ş: ile birleşmesine dair kararın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; birleşme sözleşmesinin oy hakkına haiz ortakların %98,5'i tarafından onaylandığını, TTK 141/2 md. Uyarınca davacı yanın birleşme kararına itiraz hakkı bulunmadığını, davanın süresinde açılmadığını, azınlık pay sahiplerinin çıkartılarak birleşme kararı alınmasındaki amacın anonim şirkette iç huzurun sağlanması olduğunu, dava konusu olayda davacının çıkarma kararı alınmasına karşı itiraz hakkı bulunmadığını, dava konusu olayda TTK'nın ilgili hükümlerinin ihlal edilmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "…Tüm delillerin değerlendirilmesi sonucunda; dava, TTK md. 192'ye dayalı olarak açılan birleşme kararının iptali talebine ilişkindir. Davacı; … San. Ve Tic. Ltd. Şti.'nin %1,5 oranında hissedarı olduğu … San. Ve Tic. Ltd. Şti.'nin 07/09/2017 tarihli genel kurul toplantısında şirketin tüm aktif ve pasifi ile bir bütün halinde davalı … A.Ş.'ye devrolunması, azınlık ortaklara ayrılma akçesi ödenmek sureti ile paylarının birleşen-devir olunan şirkete taşınmaması yönünde karar alındığı, bilgi alma ve inceleme haklarının ihlal edildiği, birleşme prosedürünün TTK'nun emredici hükümlerine aykırı olarak kötü niyetle ve tamamen davacının şirketten çıkarılması için alınmış olduğu, ayrılma akçesinin şirket değerinin fahiş derecede altında hesaplanmış olduğu ve alınan kararların kanuna, esas sözleşmeye, dürüstlük kuralına aykırı olduğu gerekçeleri ile alınan birleşme kararının iptalini talep etmiştir. Davalı; birleşme sözleşmesinin oy hakkına haiz ortakların %98,5'i tarafından onaylandığını, TTK md. 141/2 uyarınca davacı yanın birleşme kararına itiraz hakkının bulunmadığı, çıkarmanın şirkette iç barışı sağlamaya yönelik olduğu, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığı savunmasında bulunarak davanın reddini talep etmiştir. Somut olayda uyuşmazlığın çözümü için; şirketin birleşme sözleşmesini genel kurulun onayına sunup sunmadığı, davacının %1,5 oranında hissedar olduğu …Tic. Ltd. Şti.'nin TTK 149/1 hükmünde ön görülen dökümanları davacının incelemesine sunup sunmadığı, devrolunan şirkette azınlık haklarına sahip ortak olan davacının oransal eşitlik sebebi ile devralan davalı şirkette azınlık haklarına sahip olup olmayacağının, birleşmeye ilişkin kararın bu sebepler ile iptali koşullarının mevcut olup olmadığının tespiti gerekmekte olup, birleşme sözleşmesinin 07/09/2017 tarihinde yapılan ortaklar genel kurul toplantısının onayına sunulduğu ve anılan sözleşmenin genel kurul gündeminin 6. maddesinde yer aldığı, 6. maddenin toplantıya katılan 19.000 oyun 285'inin olumsuz oyuna karşılık 18.715 oy ile kabul edildiğinden yasanın aradığı gerekli toplantı ve karar nisaplarına uygun olarak karar alındığı anlaşılmıştır. Diğer yandan TTK md. 149/1'de birleşmeye katılan şirketlerin birleşme sözleşmesini, birleşme raporunu ve son 3 yılın yıl sonu finansal tabloları ile yıllık faaliyet raporlarını, gereğinde ara bilançolarını, ortakların intifa senedi sahipleri ile şirket tarafından ihraç edilmiş bulunan menkul kıymet hamillerinin, menfaati bulunan kişilerin ve diğer ilgililerin incelemesine sunmakla yükümlü olduğu düzenlenmiş olup, bu yükümlülük birleşmeye katılan şirketlerin her biri tarafından şirketlerin merkezlerinde, şubelerinde ve halka açık anonim şirketlerde sermaye piyasası kurulunun ön göreceği yerlerde genel kurul kararından önceki 30 gün içinde yerine getirilmelidir. TTK 149/3 maddesi uyarınca birleşmeye katılan şirketlere yüklenen bir diğer yükümlülük de Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayınlanan ve internet sitesine konulan ilânda ilgili kişilerin inceleme yapma hakkına işaret edilmesidir. Ayrıca birleşmeye katılan şirketler birleşme belgelerini ve nerelerde incelemeye hazır tutulduklarını tevdiiden en az 3 iş günü önce TTSG ile şirket sözleşmesinde öngörülen gazetede, sermaye şirketleri de internet sitelerinde ilân ederler (TTK md. 149/4). TTK 149/5 maddesinde bu inceleme hakkından vazgeçilmesinin küçük ve orta ölçekli şirketlerde bütün ortakların onayı ile mümkün olduğu düzenlenmiştir. Somut olayda 13/07/2017 tarih 9366 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 646. Sayfasında birleşen şirketler olan … Tic. Ltd. Şti. ve … Tic. A.Ş. tarafından "Birleşme işlemi inceleme hakkı duyurusu" ilânı yapılmıştır. Anılan ilân metninin "Birleşme sözleşmesi, birleşme raporu, son 3 yılın finansal tabloları ile yıllık faaliyet raporları ve 31/05/2017 tarihli geçici bilanço genel kurulun onayına sunulmasından önce 30 gün süresince 01/07/2017 tarihinden itibaren 2. Bölge … mevkii … Cad. … Merkezi No:… D: … Maslak/Sarıyer İstanbul adresinde ve şirket merkezimizde ilgililerin incelemesine hazır bulundurulacağı 6102 sayılı TTK'nun 149 maddesi gereğince ilân olunur." şeklinde olduğu anlaşılmıştır. Görüldüğü üzere ilân içeriğinde yer alan tarihler bakımından uyumsuzluklar mevcuttur. İlânda 01/07/2017 tarihinden itibaren yasada belirtilen evrakların ilgililerin incelemesine sunulduğu belirtilmiş olmasına karşın ilân tarihi 13/07/2017'dir. Ayrıca 01/07/2017 tarihinden itibaren inceleme için bulundurulacağı ilân edilen belgelerden birleşme raporu ve birleşme sözleşmesi 31/07/2017 tarihli olarak düzenlenmiştir. Birleşen şirketler tarafından yapılan bu ilânın mevcut hali ile yasaya aykırı olduğu kabul edilmiştir. Her ne kadar davalı vekili 09/12/2019 tarihli dilekçesinde ilânda belirtilen "01/07/2017" tarihinin ilâna çıkarken sehven yapılan bir hata sonucunda bu şekilde düzenlendiğini, ilân edilmek istenilen tarihin 31/07/2017 olduğunun açık ve net olduğunu, ilânda "hazır bulundurulacağı" denilmek sureti ile ileri bir tarihe işaret edildiğini, ilândaki bu ibareden ilân edilmek istenilen tarihin 31/07/2017 olduğunun anlaşılmakta olduğunu savunmuş ise de somut olayda TTK 149'daki belgelerin hangi tarihten itibaren ne süre ile incelemeye hazır bulundurulduğu geçerli deliller ile ispat edilemediğinden davalı taraf savunmaları geçerli kabul edilmemiş olup, ilânın mevcut bu hali ile TTK md. 149/1'e aykırı olduğu ve davacıya inceleme hakkının kullandırılmasının mümkün olmadığı, bu nedenle TTK md. 192 uyarınca birleşmeye ilişkin kararın iptali koşullarının gerçekleştiği kanısına varılmakla davanın kabulüne" karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu olayda birleşme sözleşmesinin oy hakkına haiz ortakların %98,5’i tarafından onaylandığını, T.T.K. 141/2 maddesi uyarınca davacı tarafın birleşme kararına itiraz hakkının bulunmadığını, buna rağmen yerel mahkeme tarafından davanın kabulüne karar verilmiş olmasının açıkça yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkemenin T.T.K.’nun 149. maddesindeki belgelerin hangi tarihten itibaren ne süre ile incelemeye hazır bulundurulduğu ile ilgili gerekli inceleme ve araştırmayı yapmadığını, müvekkili firmanın defter kayıt ve belgelerine dahi bakmadan eksik inceleme ile karar verdiğini, T.T.K.’nun 192. maddesine dayanılarak açılan bu iptal davasında, T.T.K.’nun 149. maddesi gerekçe gösterilerek iptal kararı verilmesinin de mümkün olmadığını, sonuca hiçbir etkisi olmayan basit bir maddi hata gerekçe göstererek davanın kabulüne karar verilmiş olmasının usule ve hakkaniyete açıkça aykırı olduğunu, yerel mahkeme kararının “anonim şirkette iç huzurun sağlanması” amacına da aykırı olduğunu, belirtilen sebepler neticesinde tehir-i icra kararı verilmesini, yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür. GEREKÇE: Dava; TTK'nun 192 maddesi uyarınca davalı gösterilen … Anonim Şirketi ile birleşen … Limited Şirketi'nin aldığı birleşme kararının iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf isteminde bulunulmuştur. İstinaf konusu uyuşmazlık temelde; davacının birleşme kararına karşı iptal davası açma hakkının bulunup bulunmadığı, eksik inceleme ile hüküm verilip verilmediği, incelemeye hazır bulundurulması gereken belgelerin hazır bulundurulma tarihinin doğru ilan edilmemesinin birleşme kararının iptalini gerektirip gerektirmediği noktalarındadır. Somut uyuşmazlıkta uygulanma ihtimali bulunan 6102 sayılı TTK 141. Maddesi ve gerekçesi, 149, 155 ve 192. maddelerinin ilgili fıkraları aşağıdaki gibidir. 6102 sayılı TTK madde 141- (1) Birleşmeye katılan şirketler, birleşme sözleşmesinde, ortaklara, devralan şirkette, pay ve ortaklık haklarının iktisabı ile iktisap olunacak şirket paylarının gerçek değerine denk gelen bir ayrılma akçesi arasında seçim yapma hakkı tanıyabilirler. (2) Birleşmeye katılan şirketler birleşme sözleşmesinde, sadece ayrılma akçesinin verilmesini öngörebilirler.141. maddenin gerekçesinin ilgili bölümü ise şöyledir; Birinci fıkra: Bu madde, AT'ın şirketlere ilişkin İkinci Yönergesinde bulunmayan, ancak bu boşluğun olumlu bir boşluk olarak nitelendirildiği, onun için Yönergede ulusal düzenlemelere olanak tanınmış olduğu kabul edilen, birleşmeye muhalif olan ortağın devredilen şirketten ayrılması hakkını ona vermektedir. Birleşmede ilke, ortak olma durumunun devamlılığıdır (140 ncı maddeye ve bu maddenin birinci fıkrasına ilişkin gerekçeye bakılmalıdır). 6762 sayılı Kanun başta olmak üzere, bir çok kanun ilkeyi emredici bir şekilde öngörmüştür. Oysa, ilkeyi gerekçe göstererek, birleşmeye katılmak istemeyen, birleşmeyi kendi menfaatine aykırı gören devredilen şirketin ortaklarını zorla devralan şirkette tutmak doğru değildir. Bu sebeple 141 inci madde modern şirketler hukuku anlayışına uygun olarak, ortaklara yenilik doğurucu bir seçim hakkı tanımaktadır. Ortaklar isterlerse, ortak olma durumlarını ilke gereği devralan veya yeni kurulan şirkette devam ettirirler, isterlerse birleşme sözleşmesinde öngörülen ayrılma akçesini alarak şirketten ayrılırlar. İkinci fıkra: İkinci fıkra iki yanlı kullanılabilir: (1) arzu etmeyen ortaklar ayrılma akçesini alarak şirketten çıkabilirler. Böylece anonim şirketlerde şirketten çıkma olanağı sağlanmış olur. (2) ikinci fıkra arzu edilmeyen, devamlı sorun çıkaran azınlığı ve/veya ortağı, ayrılma akçesini ödeyerek şirketten çıkarma hakkını büyük çoğunluğa vermektedir. Çünkü bu karar sermayenin yüzde doksanının oylarıyla alınacaktır (Tasarı m. 151.5). Buna uluslararası birleşme literatüründe, squeeze-out merger veya cash-out merger ya da Freeze out merger, yani ortağı çıkararak birleşme denilmektedir (Bakınız: Genel Gerekçe 121 numaralı paragraf). Daha açık bir ifadeyle denilebilir ki, bu hükmün özelliği, birleşmeye karşı olan ortağın veya ortakların şirketten çıkarılmaları olanağını devredilen şirkete sağlamış olmasıdır. Bu husus, İsviçre öğretisinde, şirkete tanınmış bir çeşit çıkarma yetkisi olarak nitelendirilmekte ve Amerika Birleşik Devletleri hukukundaki “squeeze out” kurumuna benzetilerek bu adla anılmaktadır. Çıkarma, Tasarının 151 inci maddesinin beşinci fıkrasıyla birlikte değerlendirilmelidir. Birleşme sözleşmesi, sadece ayrılma akçesinin ödenmesini öngörüyorsa, bu sözleşmenin devreden şirketin oy hakkını haiz ortaklarının yüzde doksanı tarafından onaylanması gerekir. Bu nisapla onaylanmak şartıyla birleşme sözleşmesi belirli ortakların, devralan şirkette pay sahibi olmalarına engel olup onların ayrılma akçesi almalarını zorunlu olarak öngörebilir. Bu nisapla alınan bir karara çıkarılmaları birleşme sözleşmesinde ismen belirtilmiş bulunan ortaklar itiraz edemezler. Bu yüksek nisap, adeta onların haklarını kaldırmakta ve yüzde doksanının istemediği bir kişinin şirkette kalmasına izin verilmemektedir. Türk hukukunda yeni olan bu çıkarma yetkisi, şirket iç barışını sağlamaya yöneliktir. Çıkarmaya itiraz edemeyen ortağın, ayrılma akçesinin tutarına itiraz hakkının var olduğu şüphesizdir. Huzuru bozan pay sahiplerinin şirketten çıkarılmaları gerektiği görüşü modern şirketler hukukunda gün geçtikçe ağırlık kazanmakta, şirketin menfaatine olan bir kararın alınmasını kendisine özel menfaat sağlanmasına bağlayan bir ortağın şirketten çıkarılması anonim şirketlerin niteliğine aykırılık olarak değerlendirilmemektedir. Bu fıkra ikinci fıkradaki çıkma hakkı ile de denge sağlamaktadır. 6102 sayılı TTK madde 149- (1) Birleşmeye katılan şirketlerden her biri, merkezleriyle şubelerinde ve halka açık anonim şirketler ise Sermaye Piyasası Kurulunun öngöreceği yerlerde, genel kurul kararından önceki otuz gün içinde; a) Birleşme sözleşmesini, b) Birleşme raporunu, c) (Mülga: 26/6/2012-6335/43 md.), d) Son üç yılın yıl sonu finansal tablolarıyla yıllık faaliyet raporlarını, gereğinde ara bilançolarını, ortakların, intifa senedi sahipleriyle şirket tarafından ihraç edilmiş bulunan menkul kıymet hamillerinin, menfaati bulunan kişilerin ve diğer ilgililerin incelemesine sunmakla yükümlüdür. Bunlar ilgili sermaye şirketlerinin internet sitelerinde de yayımlanır. (3) Birleşmeye katılan şirketlerden her biri, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ve internet sitelerine de konulan ilanda, inceleme yapma hakkına işaret eder. (4) Birleşmeye katılan her şirket, birinci fıkrada anılan belgelerin nereye tevdi edildiklerini ve nerelerde incelemeye hazır tutulduklarını, tevdiden en az üç iş günü önce, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile şirket sözleşmesinde öngörülen gazetelerde ve sermaye şirketleri de internet sitelerinde ilan eder.6102 sayılı TTK MADDE 151- (1) Yönetim organı, genel kurula birleşme sözleşmesini sunar. Birleşme sözleşmesi genel kurulda; c) Limited şirketlerde, sermayenin en az dörtte üçünü temsil eden paylara sahip bulunmaları şartıyla, tüm ortakların dörtte üçünün oylarıyla,… Onaylanmalıdır. (5) Birleşme sözleşmesi bir ayrılma akçesini öngörüyorsa bunun, devreden şirket şahıs şirketiyse oy hakkını haiz ortaklarının, sermaye şirketiyse şirkette mevcut oy haklarının yüzde doksanının olumlu oylarıyla onaylanması şarttır. 6102 sayılı TTK madde 192- (1) 134 ilâ 190'ıncı maddelerin ihlali hâlinde, birleşme, bölünme ve tür değiştirme kararına olumlu oy vermemiş ve bunu tutanağa geçirmiş bulunan birleşmeye, bölünmeye veya tür değiştirmeye katılan şirketlerin ortakları; bu kararın Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilanından itibaren iki ay içinde iptal davası açabilirler. İlanın gerekmediği hâllerde süre tescil tarihinden başlar. (2) Kararın bir yönetim organı tarafından verilmesi hâlinde de bu dava açılabilir. (3) Birleşme, bölünme ve tür değiştirmeye ilişkin işlemlerde herhangi bir eksikliğin varlığı hâlinde, mahkeme taraflara bunun giderilmesi için süre verir. Hukuki sakatlık, verilen süre içinde giderilemiyorsa veya giderilememişse mahkeme kararı iptal eder ve gerekli önlemleri alır.Dosyada bulunan birleşme kararı veren şirkete ait sicil kayıtlarının incelenmesinde; şirketin … sicil numarası ile ticaret sicilinde kaydının bulunduğu, 07.09.2017 tarihli genel kurulda alınan birleşme kararı nedeniyle tasfiyesiz infisah nedeniyle sicil kaydının kapalı olduğu, şirketin toplam 19.000 hissesinden 18.525 hissesinin …, 285 hissesinin davacı … ve 190 hissesinin ise …'ya ait olduğu görülmektedir. Davacının birleşme kararı veren şirkette %1,5 oranında payı bulunmaktadır.Davacının hissedar olduğu limited şirketin davalı gösterilen … Anonim Şirketi ile birleştiği ve bu birleşmenin tescil edilmesi sebebiyle 6102 sayılı Kanun'un 153 üncü maddesi gereğince devir olunan şirketin bütün aktif ve pasifinin devir alan şirkete geçeceği, bu nedenle davacının devir alan şirkete karşı davasını yöneltmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı görülmektedir. (Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/2864 Esas – 2023/3314 Karar sayılı ilamı) Davalı tarafın; davacının sadece ayrılma akçesine itiraz edebileceği, birleşme kararına karşı dava açma hakkı bulunmadığına yönelik istinaf talebi yönünden yapılan değerlendirmede; 6102 sayılı TTK 141. Maddenin gerekçesinde de açıklandığı üzere azlıkta kalan ortakların birleşme kararı ile birlikte birleşilen şirkete taşınmayabileceği, bu konuda özel bir çıkarma hakkının düzenlendiği görülmektedir. Madde gerekçesinden de anlaşıldığı üzere çıkarılmasına karar verilen ortağın bu çıkarma kararına karşı itiraz etme hakkı yoktur. Yoksa ortaklıktan doğan birleşme kararına karşı dava açma hakkının bulunmadığını söyleme imkanı yoktur. Birleşme kararına karşı iptal davasını özel olarak düzenleyen TTK 192. Maddesinde de bu yönde bir kısıtlama yoktur. Maddenin "bölünme ve tür değiştirme kararına olumlu oy vermemiş ve bunu tutanağa geçirmiş bulunan birleşmeye, bölünmeye veya tür değiştirmeye katılan şirketlerin ortakları; bu kararın Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilanından itibaren iki ay içinde iptal davası açabilirler. İlanın gerekmediği hâllerde süre tescil tarihinden başlar." şeklindeki düzenlemesinden dava açma için başkaca bir ön koşul öngörülmemiştir. Bu durumda davalı vekilinin bu yöne ilişen istinaf nedenleri yerinde değildir.TTK 192. Maddesi açıkça TTK 134 ila 190. Maddelerinin ihlali halinde birleşme kararına karşı iptal davası açılabileceğini düzenlemekle 149. Maddeye aykırılık bulunması halinde Yasa'nın açık düzenlemesi karşısında iptal davasına esas teşkil edebilir. TTK 134 vd. maddelerinde ticaret şirketlerinin birleşme, bölünme ve tür değiştirmeleri özel olarak düzenlenmiştir. TTK 149. maddesi gereği; a) Birleşme sözleşmesini, b) Birleşme raporunu, ve son üç yılın yıl sonu finansal tablolarıyla yıllık faaliyet raporlarını, gereğinde ara bilançolarını, birleşme kararından 30 gün önce ortakların ve ilgililerin incelemesine hazır bulundurma yükümlülüğü getirilmiştir. Bu belgelerin kaç gün önceden incelemeye hazır edileceği, belgelerin tevdi edileceği yerler, nerelerde incelemeye hazır bulundurulacağı, kaç gün önceden Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile şirket sözleşmesinde öngörülen gazetelerde ve sermaye şirketlerinin de internet sitelerinde ilan edileceği gibi hususlar emredici nitelikte düzenlenmiştir. Yasanın bu düzenlemesi ortakların, ortaklıktan kaynaklanan haklarını kullanmasına imkan sağlama amacını gütmektedir. Bu nedenle bu usul işlemlerinin yerine getirilmemiş olması ortakların ortaklık haklarına ve mülkiyet haklarına zarar verici niteliktedir.Birleşmeye karar veren şirketin bahsi geçen evrakları TTK 149 maddesi gereği genel kurulun yapılacağı 07/09/2017 tarihinden 30 gün önce ilan etmesi gerektiği yasal düzenleme gereğidir. Şirket bahsi geçen ilanı 13/07/2017 tarihinde yani genel kurul yapılmadan Yasa'nın emrettiği 30 günden daha önce ilan görevini yerine getirmiştir. Ancak 13/07/2017 tarihine yapılan ilanda belgelerin 01/07/2017 tarihinden itibaren incelemeye hazır bulundurulacağı ilan edilmiştir. Bahsi geçen belgelerin en geç ilan tarihi itibariyle incelemeye hazır bulundurulduğu ve Yasa'nın ilan yapılmasına ilişkin konuluş amacı dikkate alındığında ortakların inceleme hakkını ihlal eden bir durum bulunmadığı görülmektedir. Eldeki ilan genel kuruldan 54 gün önce yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda ortakların gerekli evrakları incelemesi için Yasa'da öngörülen 30 günlük süreden daha uzun bir süre evrakların incelemeye hazır bulundurulmuş olmasının davacı aleyhine bir durum olmadığı, hak kaybına sebep olan bir işlem olmadığı, ilanda hazır bulundurulma tarihini ilan tarihinden önceki 01/07/2017 olarak bildirilmiş olmasının sonuca bir etkisi olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda ilk derece mahkemesince delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülerek, yapılan ilandaki incelemeye hazır bulundurma tarihinin ilandan önceki tarih olarak verilmesi nedeniyle ilanın geçersiz olduğu ve bu sebeple davanın kabulüne karar verilmiş olması isabetli görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; davanın kabulüne karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmek suretiyle davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,1-Davanın Reddine 2-Alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 31,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 396,20 TL harcın davacı taraftan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Yargılama sırasında davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Yargılama sırasında davalı tarafından sarf edilen 112,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Davalı yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. Maddesi uyarınca, artan gider avansının davacıya; davalının yatırdığı avanstan artan kısmın kendisine iadesine, 7-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;a-Davalı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,b-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 148,60 TL, posta gideri 31,00 TL olmak üzere toplam 179,60 TL yargılama masrafının davacıdan alınarak davalıya verilmesine, c-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,d-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.18/01/2024

Denkleştirme Davasında Taraflar, Süre ve Yargılama Usulü

Denkleştirme davasında aktif dava ehliyeti yalnızca devrolunan veya bölünen şirketin ortaklarına ait değildir; devralan, bölünen, devrolunan veya tür değiştiren tüm şirket ortakları haklarının ihlal edildiği iddiasıyla bu davayı açabilir. Davalı sıfatı ise birleşmede devralan veya birleşmeyle yeni kurulan şirkete; kısmi bölünmede ortağa tahsis edilen malvarlığını devralan şirkete; tam bölünmede yeni kurulan şirketlere; tür değiştirmede ise yeni türe dönüşen şirkete aittir.

Ortaklık paylarının ve haklarının korunmasını amaçlayan bu davanın, birleşme, bölünme veya tür değiştirme kararının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilanından itibaren iki ay içinde açılması kanuni hak düşürücü süredir. Görevli ve yetkili mahkeme, yapılandırma işlemlerine katılan şirketlerden birinin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesidir. Tescile tabi hususlar Türk Ticaret Kanunu m. 35/3 gereğince ilan edildiğinden, iki aylık hak düşürücü süre bu ilanın yapıldığı tarihte işlemeye başlar.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/2874, K. 2025/7457Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2025/2874 E.  ,  2025/7457 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1154 Esas, 2025/95 Karar Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davalarda davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA 1.Davacı asıl dava dilekçesinde; babası müteveffa …nin … Levha Sanayi Ticaret A.Ş.’nin kurucu ortağı olduğunu, bu şirketin hisselerinin … A.Ş. ve … Nakliyat A.Ş. tarafından toplandığını, bu şirkette pay sahibi olduklarını, murisin şirketin sermaye artışı sırasında çıkardığı hisse senetlerini bazen kendi, bazen de yakınları adına satın aldığını, şirkette pay sahibi olduğunu, 20.10.2016 tarihinde gerçekleştirilen olağan genel kurul toplantısında tanzim edilen hazirun cetvelinin gerçeğe uygun düzenlenmediğini, şirketteki ortaklık paylarının 1976 yılındaki kuruluşta ve 1990’lı yıllardaki pay oranına göre bugünün karşılığını teşkil etmediğini, ailecek hisselerinin az gösterildiği için azınlık durumuna düşürüldüklerini ileri sürerek davalı şirketin 20.10.2016 tarihinde yapmış olduğu olağan genel kurul toplantısında alınan kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davacı vekili birleşen … 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1459 E. sayılı dosyasının dava dilekçesinde; müvekkilinin eşi müteveffa …nin … Levha Sanayi Ticaret A.Ş.’nin kurucu ortağı olduğunu, bu şirketin hisselerinin … A.Ş. ve … Nakliyat A.Ş. tarafından toplandığını, bu şirkette pay sahibi olduklarını, müvekkilinin murisinin şirketin sermaye artışı sırasında çıkardığı hisse senetlerini bazen kendi, bazen de yakınları adına satın aldığını, şirkette pay sahibi olduğunu, …nin vefatından sonra şirket hisselerinin miras yoluyla müvekkiline ve diğer mirasçılarına intikal ettiğini, ancak bu devirler sırasında şirket paylarının gerektiği biçimde pay defterine ve kayıtlara işlenmediğini, murisin mirasçılarına intikal etmesi gereken payların aktarılmadığını, ticaret sicil kayıtlarında hisse adetlerinin kasten veya ihmalen hazirun cetvelinde hatalı gösterildiğini, 27.04.1994 tarihindeki olağan genel kurul toplantısında nama hisse senedi toplamı 10.0 00… .750 adet yazıldığını, müvekkil ile …nin kızı …’in şirkette hissedar olmasına karşın …nin vefatından sonra veraset yoluyla aktarılması gereken hisselerin intikal ettirilmediğini, 04.04.1997 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında müvekkiline hazirun cetvelinde C tipi nama hisse senetlerinin yer aldığını gösterilmesine rağmen sonraki yıllarda bu kayıtların bulunmadığını, A grubu, B grubu hisselerin hisse miktarlarının doğru belirtilmediğini, şirketin kuruluş ve tescil tarihlerinin farklı olduğunu, şirket yönetiminden yazılı ve sözlü olarak hisse miktarlarının düzeltilmesinin istendiğini, ancak şirket yönetiminin bu işlemleri yapmadığını, bu nedenle şirketin kuruluş tarihinden itibaren hisselerinin belirlenmesini, gerçek sayıların tespitini talep ettiklerini, 20.09.2016 tarihli genel kurulda alınan davalı şirketin … A.Ş. ile birleştirilmesine ilişkin kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, 29.07.20 16… .08.2016 tarihlerinde yapılan yönetim kurulu toplantısında şirket ortaklarına bilgi verilmediğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 431/1 hükmünün ihlal edildiğini, bu nedenle bu maddenin ikinci fıkrasına göre genel kurul kararının iptalini talep ettiklerini, gündemin görüşülüp oylanması sırasında TTK’nın 436. maddesine aykırı işlem yapıldığını ileri sürerek 20.09.2016 tarihli genel kurul kararının yoklukla malul olması nedeniyle geçersiz sayılmasını, aksi halde iptalini, şirketin ortaklık paylarının kuruluşundan itibaren hesaplanarak belirlenmesini talep etmiştir. 3.Birleşen … 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/744 E. sayılı dosyasında davacı muris vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin kapanan … Levha Sanayi Ticaret A.Ş.’nin rüçhan haklarına sahip hissedarı olduğunu, … 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/976 Değişik İş sayılı dosyası ile vergiye yönelik bir tespit yapıldığını, devralan şirket tarafından bu tespit ile belirlenen rakamın ödendiğini, tespitin hatalı eksik incelemeye dayandığını, hisse tespitine yönelik ve hisselerdeki hak kaybına yönelik açılan ve hisselerdeki hak kaybına ilişkin taleplerde zamanaşımı olmadığından geriye yönelik olarak 1976 yılında kurulan şirketteki ve şirket birleşmesi anına kadar tedavülleri ile hisselerin tespiti ve şirkete ait birleşme sözleşmesinde bahsedilmeyen şirkete ait gayrimenkullerin de müvekkilinin hissesine düşen miktarının tespitini isteme zorunluluğunun doğduğunu ileri sürerek uğranılan hak ve menfaat kayıplarının, 2011 yılı itibariyle ödenmeyen intifa bedellerinin, hisselerin gerçek değerinin şirket malvarlığında olması gereken gayrimenkulleri de tam gösterir durumun tedavüllü olarak, ödenmesi gereken ayrılma akçesi bedelinin tespitini talep etmiştir. II. CEVAP Asıl ve birleşen davalarda davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın süresi içerisinde açılmadığını, iki aylık hak düşürücü sürenin geçtiğini, söz konusu genel kurulun şirket merkezinde ve bakanlık temsilcisi gözetiminde TTK’nın gerek genel kurulların yapılması, gerekse birleşemeye yönelik düzenlemeleri uyarınca gerekli usul ve esaslara uyularak yasanın aradığı toplantı ve karar nisaplarına uyularak yapıldığını, tescil ve ilanın gerçekleştiğini, yasaya uygun yapılan genel kurulun iptalini gerektiren bir durumun söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıların murisi …’nin payının şirkete ortak olarak girdiği 01.10.1976 tarihinde %2,5 olduğu, 26.11.1990 tarihli sermaye artışı sırasında bu oranın mirasçıları ile birlikte %2,52’ye yükseldiği, vefatı sonrasında da mirasçıları üzerinden aynı oranın devam ettiği, birleşme kararı ile … San. ve Tic. A.Ş.’nin bünyesinde şirketlerin birleştiği, birleşme hususunun 04.10.2016 tarihinde ticaret sicilde tescil edildiği, 07.10.2016 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilanın yapıldığı, akabinde … Tic. ve San. A.Ş. tarafından murislere ihtarname ile ayrılma akçesinin verileceğinin, hisseleri için 1.918.364,95 TL ödeneceğinin belirtildiği, banka kanalı ile davacılara ödemelerin gerçekleştirildiği, dolayısıyla mirasçıların davalı şirket nezdinde hisselerinin kalmadığı, asıl ve birleşen davalarda her iki davacının aynı hukuki durumda bulundukları, verilen hükmün birleşmeye, bölünmeye veya tür değiştirmeye katılan şirketlerin tüm ortakları hakkında da hüküm doğuracağı, her iki davanın da aynı tarihte açılması sebebi ile birlikte değerlendirildiği, asıl ve birleşen davada davacı murisleri tarafından davalı şirketin 20.09.2016 tarihli genel kurulunda alınan karar gereği şirketin terkini ile … Tic. ve San. A.Ş.'ne katılmasına ilişkin kararların iptali istendiği, TTK’nın 192. maddesinde; “(1) 134 ilâ 190 ıncı maddelerin ihlali hâlinde, birleşme, bölünme ve tür değiştirme kararına olumlu oy vermemiş ve bunu tutanağa geçirmiş bulunan birleşmeye, bölünmeye veya tür değiştirmeye katılan şirketlerin ortakları; bu kararın Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilanından itibaren iki ay içinde iptal davası açabilirler. İlanın gerekmediği hâllerde süre tescil tarihinden başlar. (2) Kararın bir yönetim organı tarafından verilmesi hâlinde de bu dava açılabilir..” düzenlemesine yer verildiği, davanın 19.12.2016 tarihinde açıldığı, iki aylık hak düşürücü sürede davanın açılmadığı, kaldı ki davacı …’in genel kurula da katılmadığı, ayrıca bilirkişi kurulunun benimsenen raporuna göre de hisselerinin kalmadığı, birleşen … 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/744 E. sayılı dosyasında, davacı murisler tarafından davalı şirketten ödenmeyen intifa bedellerinin olduğu, hisselerinin gerçek değerlerinin ve şirket malvarlığının tam gösterilmediğinin tespiti istemi ile ayrılma akçesinin tespit edilmesi ve belirlenmesinin istendiği, ayrılma akçesinin belirlenmesi yönündeki istemlerinde yine TTK’nın 191. maddesi kapsamında değerlendirilerek ayrılma hakkının birleşmeye ilişkin kararın ilanından itibaren iki ay içinde kullanılabileceği, davanın hak düşürücü süreden sonra 31.12.2018 tarihinde açıldığı, re’sen gözetilmesi gereken yokluk halinin de tespit edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacılar vekilince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurularının esas yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava ile birleşen … 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1459 E. sayılı dosyası, anonim şirket genel kurul kararlarının iptali, birleşen … 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/744 E. sayılı dosyası ise TTK'nın 191. maddesine dayalı ortaklık paylarının ve ayrılma akçesinin tespiti ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcı davacılardan peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 10.12.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 35Kaynağı aç
MADDE 35- (1) Tescil işleminin dayanakları olan dilekçe, beyanname, senetler, belgeler ve ilanları içeren gazeteler, üzerlerine sicil defterinin tarih ve numaraları yazılarak sicil müdürlüğünce saklanır. (2) Herkes ticaret sicilinin içeriğini ve müdürlükte saklanan tüm senet ve belgeleri inceleyebileceği gibi giderini ödeyerek bunların onaylı suretlerini de alabilir. Bir hususun sicilde kayıtlı olup olmadığına dair onaylı belge de istenebilir. (3) Tescil edilen hususlar, kanun veya Kanunun 26 ncı maddesine göre çıkarılacak yönetmelikte aksine bir hüküm bulunmadıkça ilan olunur.[17] (4) İlan, Türkiye genelinde sicil kayıtlarının ilanına özgü Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile yapılır. IV – Sonuçları 1. Tescil ve ilanın üçüncü kişilere etkisi

Denkleştirme davası açabilmek için iptal davasında aranan genel kurula katılarak olumsuz oy kullanma şartı aranmaz; davanın ilan tarihinden itibaren iki aylık süre içinde açılmış olması yeterlidir. Dava giderleri Türk Ticaret Kanunu m. 191/3 gereğince kural olarak davalı devralan şirkete aittir; ancak somut olayın haklı kıldığı özel durumların varlığı hâlinde mahkeme giderleri kısmen veya tamamen davacı ortağa yükletebilir. Mahkemece verilecek tespit kararı davacı ile aynı hukuki konumda bulunan tüm ortaklar bakımından hüküm ifade eder; bununla birlikte denkleştirme davasının açılmış olması yapısal işlemin geçerliliğini etkilemez.

Birleşme, Bölünme ve Tür Değiştirme Kararlarının İptali Davası

Türk Ticaret Kanunu m. 192 ile birleşme, bölünme ve tür değiştirme kararlarının iptali, anonim şirketlerin genel kurul kararlarına uygulanan genel iptal davasından bağımsız ve özel bir iptal rejimine bağlanmıştır. Genel iptal davalarında Türk Ticaret Kanunu m. 445 uyarınca kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırılık gerekçesiyle karar tarihinden itibaren üç aylık dava açma süresi bulunurken; m. 192 kapsamındaki yapısal değişiklik kararlarının iptali davasında Kanun'un 134 ilâ 190 ıncı maddelerinin ihlali sebebiyle kararın Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilanından itibaren iki ay içinde dava açılması gerekir. İlanın gerekmediği istisnai durumlarda süre tescil tarihinden itibaren başlar.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 192Kaynağı aç
MADDE 192- (1) 134 ilâ 190 ıncı maddelerin ihlali hâlinde, birleşme, bölünme ve tür değiştirme kararına olumlu oy vermemiş ve bunu tutanağa geçirmiş bulunan birleşmeye, bölünmeye veya tür değiştirmeye katılan şirketlerin ortakları; bu kararın Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilanından itibaren iki ay içinde iptal davası açabilirler. İlanın gerekmediği hâllerde süre tescil tarihinden başlar. (2) Kararın bir yönetim organı tarafından verilmesi hâlinde de bu dava açılabilir. (3) Birleşme, bölünme ve tür değiştirmeye ilişkin işlemlerde herhangi bir eksikliğin varlığı hâlinde, mahkeme taraflara bunun giderilmesi için süre verir. Hukuki sakatlık, verilen süre içinde giderilemiyorsa veya giderilememişse mahkeme kararı iptal eder ve gerekli önlemleri alır. 3. Sorumluluk
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 445Kaynağı aç
MADDE 445- (1) 446 ncı maddede belirtilen kişiler, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler. II – İptal davası açabilecek kişiler

Kanunun 192 nci maddesinde anonim şirket genel kurul kararlarının iptalini düzenleyen 445 ve devamı maddelerine atıf yapılmamıştır. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2021/5696, K. 2023/651 sayılı kararında belirtildiği üzere, yapısal değişiklik kararlarının iptali davası 447 vd., limited şirketler bakımından 622 nci madde ve Kooperatifler Kanunu'nun 53 üncü maddesinde yer alan genel iptal davalarından farklı ve kendine özgü bir dava niteliğindedir. Bu nedenle genel iptal davalarına özgü Türk Ticaret Kanunu m. 448/3 hükmü kıyasen uygulanamaz ve davacıdan teminat talep edilemeyeceği gibi teminat yatırılmadığı gerekçesiyle dava usulden reddedilemez.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/5696, K. 2023/651Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2021/5696 E.  ,  2023/651 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/692 Esas, 2021/878 Karar DAVA TARİHİ : 31.07.2019 HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/455 E., 2020/806 K. Taraflar arasındaki, genel kurul kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerin davalı şirketin ortağı olduğunu, Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/342 E. sayılı dosyası üzerinden devam eden ceza yargılamasında davalı şirkete kayyım atanmasına karar verildiğini, akabinde kayyımlık görevinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredildiğini, 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (694 sayılı KHK) 180 inci maddesiyle, TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketlerde genel kurul yetkisinin ilgili Bakan’a devredildiğini ve ilgili bakanın onayı ve şirketin mevcut ortaklarının pay oranı korunmak şartıyla yeni bir şirket kurulmasına izin verildiğini, davalı şirketin 20.06.2019 tarihli genel kurul toplantısıyla, bölünme suretiyle … Ev Tesktil…A.Ş. isimli bir şirket kurulduğunu, ancak yukarıda zikredilen KHK’nın açık hükmüne aykırı olarak müvekkillerine kurulan bu şirkette davalı şirketteki hisselerini oranında pay verilmediğini, şirketin tüm hisseleri davalı şirkete ait olacak şekilde tek ortaklı olarak kurulduğunu, ayrıca ilgili Bakan’ın onayının da alınmadığını, söz konusu genel kurul kararının yokluk ve butlanla malul olduğu gibi iptal yaptırımına da tabi tutulması gerektiğini, ayrıca yapılan işlemlere dayanak olarak alınan Kanun ve KHK hükümlerinin Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri sürerek, davaya konu genel kurulda anılan anılan kararların yokluk ve butlanla malul olduğunun tespitine, mahkemenin aksi kanaatte olması durumunda ise sözü edilen genel kurulda alınan kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıların 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 448 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre teminat göstermesi gerektiğini, davaya konu genel kurulda alınan kararın hukuka uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin, davacı yanca 6102 sayılı Kanun’un 448 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre teminat göstermesini talep ettiği, iptali istenilen genel kurul kararının niteliği ve işbu davanın açılması sebebiyle davalı şirketin uğrayabileceği muhtemel zararlar gözetilerek bu talebin uygun görüldüğü ve aynı Yasa hükmünün mahkemeye verdiği takdir yetkisi ve somut olayın özellikleri gözetilerek davacılardan verilen kesin süre içerisinde davalı şirketin sermayesinin %5’ine tekabül eden 7.500.000,00 TL tutarında teminat göstermelerinin istenildiği ancak davacı yanca karar gereğinin yerine getirilmediği, belirtilen hususun dava şartı niteliğinde olduğu gerekçesiyle, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; adli yardım talebinin reddinin hatalı olduğunu, teminat talep edilebilmesi için şirketin genel kurulun iptali davası sebebiyle uğrayabileceği zararın dayanaklarıyla birlikte açıkça gösterilmesi gerektiğini, ancak davalı şirketçe, bu yönde bir açıklama yapılmadığı gibi mahkemece de zararın hangi sebeplerle ortaya çıkabileceğinin belirtilmediğini, iş bu dava sebebiyle davalı şirketin bir zarara uğramasının söz konusu olmadığını, söz konusu kararın uygulanmamasına yönelik ihtiyati tedbir taleplerinin mahkemece reddedildiğini ve kararın hali hazırda uygulanmakta olduğunu, mahkemece talep edilen teminatın hak arama özgürlüğünü engelleyecek düzeyde orantısız olduğunu, tüm müvekkillerinden şirketteki pay oranları gözetilmeksizin aynı tutarda teminat talep edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, dava konusu genel kurul kararının dava dilekçesi ve aşamalardaki beyanlarında açıklanan sebeplerle butlanla malul olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davaya konu genel kurul kararının butlan ve iptal yaptırımına konu olabilecek şekilde hukuka aykırı olup olmadığı, davacıların 6102 sayılı Kanun’un 448 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca teminat göstermesinin gerekip gerekmediği, gerekiyorsa mahkemenin bu husustaki takdirinin somut olayın özelliklerine uygun olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6102 sayılı Kanun’un 192 nci, 353 üncü, 445, 447 nci maddeleri ile aynı Kanun’un 448 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 694 sayılı KHK’nın 180 inci maddesi 3. Değerlendirme 1.Dava, davalı şirketin bölünmesi suretiyle yeni bir şirket kurulmasına ilişkin 20.06.2019 tarihli genel kurul kararının yokluk ve butlanla malul olduğunun tespiti, bu talebin uygun görülmemesi halinde ise iptali istemine ilişkindir. Bu dava türü Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nın 447 inci vd. maddeleri ile 622 nci maddesi ve Kooperatifler Kanunu (Koop.K.)'nun 53 maddesi ile düzenlenen genel iptal davasından farklı olarak TTK'nın 192 maddesinde düzenlenen özel bir dava türü olup, TTK md. 445 hükmünden farklı, değişikliklerin niteliklerine uygun iptal hükümleri öngörmektedir. (bkz. Ünal TEKİNALP, (Poray/ Çamoğlu), Ortaklıklar I, s.204 vd.) 2. İlk Derece Mahkemesince, 6100 sayılı Kanun’un 448 inci maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen ve mahkemece takdir olunan teminatın verilen kesin süre içerisinde yatırılmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekilince yapılan istinaf başvurusu ise Bölge Adliye Mahkemesince aynı gerekçeyle esastan reddedilmiştir. 3. Birleşmenin, bölünmenin ve tür değiştirmenin iptali ve eksiklerinin sonuçları 6100 sayılı Kanun’un 192 inci maddesiyle özel olarak düzenlenmiş olup anılan madde, "(1) 134 ilâ 190 ıncı maddelerin ihlali hâlinde, birleşme, bölünme ve tür değiştirme kararına olumlu oy vermemiş ve bunu tutanağa geçirmiş bulunan birleşmeye, bölünmeye veya tür değiştirmeye katılan şirketlerin ortakları; bu kararın Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilanından itibaren iki ay içinde iptal davası açabilirler. İlanın gerekmediği hâllerde süre tescil tarihinden başlar. (2) Kararın bir yönetim organı tarafından verilmesi hâlinde de bu dava açılabilir. (3) Birleşme, bölünme ve tür değiştirmeye ilişkin işlemlerde herhangi bir eksikliğin varlığı hâlinde, mahkeme taraflara bunun giderilmesi için süre verir. Hukuki sakatlık, verilen süre içinde giderilemiyorsa veya giderilememişse mahkeme kararı iptal eder ve gerekli önlemleri alır." hükmünü haizdir. 4. Diğer taraftan aynı Kanun’un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasıyla, tescilin kurucu etkisi gözetilerek anonim şirketin yokluğuna veya butlanına karar verilemeyeceği kesin olarak düzenlemiştir. 5. Yapılan açıklamalardan sonra somut olaya dönülecek olursa, davalı şirketin 20.06.2019 tarihli genel kurulunda alınan kararla, bölünme suretiyle sermeyesinin tamamı davalı şirkete ait olan … Ev Tekstili San. ve Tic. A.Ş. isimli yeni bir şirket kurulmuş, adı geçen şirket ticaret siciline tescille tüzel kişilik kazanmıştır. Bu hale göre, İlk Derece Mahkemesince, 6102 sayılı Kanun’un 353 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca anonim şirketin yokluk ve butlanının istenilemeyeceği gözetilerek yokluk ve butlan talebinin reddine karar verilmesi, iptal talebi bakımından ise, davanın 192 nci maddede öngörülen 2 aylık süre içerisinde açıldığı gözetilerek işin esasına girilmesi ve anılan Yasa hükmü gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, somut olayda uygulanma kabiliyeti bulunmayan ve TTK md. 447 nci madde 622 nci Koop K. md. 53 ile düzenlenen genel iptal davalarına özgü aynı Kanun’un 448 inci maddesinin üçüncü fıkrasına dayalı olarak davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 622Kaynağı aç
MADDE 622- (1) Bu Kanunun anonim şirket genel kurul kararlarının butlanına ve iptaline ilişkin hükümleri, kıyas yoluyla limited şirketlere de uygulanır. B) Yönetim ve temsil I – Müdürler 1. Genel olarak

İptal Davasında Olumsuz Oy Kriteri ve Muhalefet Şerhi Aranmaması

Türk Ticaret Kanunu m. 192/1 gereğince iptal davası açma hakkı, yapısal değişikliğe ilişkin karara olumlu oy vermemiş ve bunu toplantı tutanağına geçirtmiş bulunan ortaklara tanınmıştır. Kararın bir yönetim organı tarafından verilmesi hâlinde ise genel kurul oylaması söz konusu olmadığından bu şart aranmaksızın ilgililerce iptal davası açılabilir. Toplantıya katılmayan ortakların ya da genel iptal davasında dava hakkı bulunan yönetim kurulu üyelerinin m. 192 hükmüne dayanarak yapısal değişikliğin iptalini talep etme yetkisi bulunmamaktadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2023/2438, K. 2024/4946 sayılı kararına göre; Türk Ticaret Kanunu m. 192 hükmü genel iptal davalarını düzenleyen 446 ncı maddeden farklıdır. Kanunun 192 nci maddesinde ortağın karara olumlu oy vermemiş olması ve bu durumun tutanağa geçirilmesi yeterli görülmüş olup oylamadan sonra ayrıca muhalefet şerhi yazdırma şartı öngörülmemiştir. Bu doğrultuda genel kurul toplantısında birleşmeye karşı olduğunu beyan edip oylarının olumsuz olduğunu tutanağa işleten ortakların davasında, oylamadan sonra ayrıca muhalefet şerhi yazdırmadıkları gerekçesiyle davanın usulden reddedilmesi kanuna aykırıdır.

İstinaf İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2022/1333, K. 2025/455Kaynağı aç
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2022/1333 Esas KARAR NO:2025/455 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi NUMARASI:2021/170 Esas- 2022/193 Karar TARİH:23/03/2022 DAVA:Ticari Şirket (Fesih İstemli) KARAR TARİHİ:20/03/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı şirketin kuruluş çalışmalarının aralık 2015 tarihinde …, …, … ve … tarafından başlatıldığını, bu görüşmelerde … adına %8,33, … adına %8,33… adına %8,33 , … adına %19,92 olarak belirlendiğini, kalan %52,34 oranındaki payın 3. Kişiler adına olduğunu, ismi geçen paydaşlar arasında inançlı işlem niteliği taşıyan mutabakat gereği şirketin 27.04.2016 tarihinde tek ortaklı mülkiyet yapısı ile … adına kurulduğunu, bahsi geçen 3. Kişilerde olan payların … tarafından alındığını ancak bunun parasının şirketten ödendiğini, …'nin bu payları şahsi varlıklarıyla satın almasının olanaksız olduğunu, şirketin kuruluş tarihinden beri davacılara kar payı ödenmediğini, şirket adına kayıtlı 2 aracın mal kaçırmak kasıtı ile başka bir şirkete devredildiğini, inançlı işlem mutabakatına aykırı olarak 21.07.2020 tarihinde …'e %6,5 …'e %6,5, …'e %5 hisse devri gerçekleştirildiğini, tasarruf finansman şirketi olan davalı şirketin sermaye arttırımı yapmak zorunda kalacağını, yapılacak bir genel kurulda zaten azınlık olan davacıların paylarının daha da azalacağını, bunun kötü niyetli olduğunu bu nedenle yapılacak olan sermaye arttırımı konulu genel kurulun ticaret sicil gazetesinde tescil ve ilan işlemleri hakkında ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ettiklerini aynı zamanda şirketin gerçek değerinin düşürülmesi amacı ile mal kaçırma kastı ile yapılması muhtemel işlemlerin engellenmesi amacı ile ihtiyati tedbir kararı verilerek bu hususların Ticaret Sicil Müdürlüğüne ,Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü'ne, Emniyet Genel Müdürlüğü'ne ve ilgili diğer kurumlara bildirilerek gerekli şerhlerin konulmasını, davacı müvekkillerinin hisse oranlarının tespitini, şirketin devamının mümkün olmadığına ve yukarıda arz ve izah edilen anlaşmazlıklardan kaynaklanan haklı nedenlerin varlığı sebebiyle TTK m.531 kapsamında… A.Ş.’nin feshine, haklı nedenlerin mevcudiyetine rağmen şirketin feshini uygun ya da gerekli görmemesi halinde, şirket paylarının en yüksek gerçek değerinin tespit ettirilerek müvekkillerinin paylarının gerçek değerinde ödenip ortaklıktan çıkarılmasını, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Müvekkili firma, tasarrufa dayalı faizsiz finans sektöründe tasarruf yöntemlerini tatbik ederek gerçek ve tüzel kişilerin konut, iş yeri ve taşıt sahibi olması için finansman kaynaklarına ulaşmasında alternatif finansman yöntemlerini sunan bir tasarruf finansman şirketi olduğunu, bu hususta ülke ekonomisine büyük katkılar sunduğunu, müvekkili şirket İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün … sicil numarası ile 27/04/2016 tarihinde esas sözleşmesinin tescil edilmesi suretiyle tek kişi ortaklığı şeklinde kurulduğunu, kurucusunun ….olduğunu, hali hazırda yönetim kurulu başkanı olarak devam ettiğini, uzun süre tek ortaklı olarak devam eden müvekkili şirketin tek ortaklı yapısı 21/07/2020 tarihinde sonlandırıldığını, bu durumun müdürlük nezdinde tescil edilerek 31/08/2020 tarihli … 'de ilan edildiğini, bu tarih itibarıyla davacıların da dahil olduğu çok ortaklı yapıya geçiş yapıldığını, tüm resmi kayıtlarından bu durumun anlaşılacağını, dava dilekçesinde davacı pay sahiplerinin söylemleri, hiçbir şekilde kabul edilmeyeceğini, davacı tarafın müvekkili şirketin kuruluşundan itibaren hissedar olduğunu söylemiş ise de, iştirak tablolarından anlaşılacağı üzere davacı tarafların müvekkili şirket nezdinde pay sahibi oldukları tarih 21.07.2020 olduğunu, bu tarihin evvelinde davacı tarafların müvekkili şirket nezdinde pay sahibi olduklarını ispatlayabilecek hiçbir kayıtlarının bulunmadığını, pay iktisap tarihi olan 21/07/2020 tarihinin hemen akabinde müvekkili şirket ile aynı alanda faaliyet yürüten rakip firmanın davacı taraflarca kurulmuş olması ve çok sayıda müvekkili firma çalışanın aynı evrelerde eylemli fesih teşvik edilmek ve kendi firmalarında istihdam edilmek suretiyle müvekkili firmanın ticari faaliyetlerinin yarıda kaldığını, davacı tarafların kendi kusurlu davranışlarıyla sebebiyet verdiğini, bu halde ortaklık amacına hizmet etmeyen iş bu kusurlu davranışlar bir yana güven duygusunun sona ermesine kendi kusurlu davranışları sebebiyet verdiğini, bu duruma sebebiyet vermesine rağmen davanın ikame edilmiş olması kötü niyetli olduğunun anlaşılacağını, davacıların şirketi kurulduğu gönden bu yana şirket ortağı oldukları iddiası haksız ve mesnetsiz nitelikte olduğunu, davacı tarafların pay iktisap tarihi olan 21/07/2020 tarihinden bu yana henüz bir yıl dahi geçmemiş iken herhangi bir olağan genel kurul toplantısının yapılmadığını, tasarruf finansman sektörüne ilişkin kanuni düzenlemeler 07/03/2021 tarihinde resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girildiğini, kanunun kuruluş şartları başlıklı 5 İnci maddesinin 1/e bendi uyarınca tasarruf finansmanı faaliyetinde bulunacak tasarruf finansman şirketlerinin nakden ve her türlü muvazaadan ari olarak ödenmiş sermayelerinin en az yüz milyon TL olması zorunlu kılındığını, söz konusu tutarın intibak sürecinde olan şirketler için başvuru tarihinden itibaren altı aylık süre içerisinde tamamlanması zorunluğu tutulduğunu, bu durumun sağlanamaması durumunda şirketi tasfiye edileceğini, ikame deline dava yönünden şirketin feshini haklı kılabilecek herhangi bir somut olay olgu ve delil bulunmadığını ve bu kapsamda ispat edilememiş hukuka ayrı kötü niyetli ve mesnedi bulunmaya bir dava olduğunu, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden anlaşılacağı üzere davacının istemine ilişkin davanın haklı sebep kavramı açısından gerekli şartları taşımadığını, davanın TMK m.2 anlamında dürüstlük kuralına riayet etmeksizin sırf hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ikame edildiğini, haksız ve dayanaksız ve hukuki yararı bulunmayan işi davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretlerinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 23/03/2022 tarih 2021/170 Esas- 2022/193 Karar sayılı kararında;"Dava 6102 sayılı TTK'nın 531. Maddesi uyarınca anonim şirketin haklı nedenlerle feshi, olmadığı taktirde ayrılma akçesi ödenmesi istemine ilişkindir. …Tüm bu atıf yapılan yüksek mahkeme kararları, faydalanılan doktrinsel görüşler, İstanbul Anadolu 8. ATM'nin 2021/712 E, 2022/24 karar sayılı ilamı, iptali dava konusu olan 01.09.2021 tarihli genel kurul toplantı tutanağı ve ekleri nazara alındığında davacıların dava açarken sahip oldukları asgari %10 sermaye şartını yargılama safahatında kaybettikleri görülmüştür.Rüçhan hakkı kapsamında davacıların yasal süre içinde bu hakkı da kullanmadıkları anlaşılmıştır. Her ne kadar birleşme işlemine karşı İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret mahkemesinde dava açmışlarsa da bu davalarının red edildiği anlaşılmıştır. Bu davanın bekletici mesele yapılması talep edildiğinden bu davanın konusu olmamasına rağmen peşinen muhalefet ve genel kurul iptali davalarına ilişkin de emsal içtihatlara atıf yapılmış doktrinden faydalanılmış ve ilgili kısımlar alıntılanmıştır.Davacıların söz konusu genel kurulda genel kurulun 2.gündem maddesinde görüşülen birleşme konusunda peşinen muhalefette bulundukları anlaşılmıştır. Muhalefettin her gündem maddesi ile ilgili olarak o konunun görüşülmesinden ve karar alınmasından sonra belirtilmesi ve tutanağa yazdırılması gerekir.Daha ilgili madde görüşülmeye başlanmadan peşin olarak o öneriye yada alınacak bütün kararlara muhalif olduğunu açıklamak veya bu yönde önerge vermek muhalefetin tutanağa geçirilmesi koşulunu sağlamaz. ( Bkz. Poroy/Tekinalp/Çamoğlu Ortaklıklar Hukuku cilt 1 sayfa 608 vd. 15. Bası. Bu sayfada bir çok emsal Yargıtay 11. HD. İçtihadına da atıf yapılmıştır.Tekrara düşmemek amacı ile tek tek alıntılanmamıştır. ) Yine sermaye arttırımı ve davalı şirketin esas sözleşmesinin sermaye ile ilgili 6. Maddesi ile ilgili genel kurul toplantı tutanağı incelenmiş bu madde ile ilgili görüşmelerde davacılar … ve …'in bu madde ile ilgili görüşlerini belirtikleri ve oylamada olumlu oy kullandıkları, alınan kararın oy birliği ile alındığı görülmüştür. Kural olarak genel kurulda alınan karara muhalif olduğunu beyan eden ve bu beyanını tutanağa yazdıran pay sahibi muhalif kaldığı karara red oyu vermesi gerekir. Eğer muhalefete rağmen oylamada karar lehine oy kullanmış ve bu divan heyeti tarafından tespit edilip tutanağa yazılmışsa muhalefetinden vazgeçtiğinin kabul edilmesi gerekir. (Bkz. Prof. Dr. Hasan PULAŞLI , Şirketler hukuku şerhi cilt 2 sayfa 1085 3. Baskı ) Esasen davacıların bu madde anlamında bir muhalefetleri de bulunmamaktadır. Tüm dosya kapsamı, yukarıda yapılan açıklamalar bir bütün olarak değerlendirilmiş yukarıda anlatılan nedenlerden ötürü yargılamanın uzun süre sürüncemede kalmaması amacı ile açık hukuka aykırılık içeren peşinen muhalefet durumu bulunan genel kurul kararının iptaline dair 8 ATM dosyasının sonucunun beklenmesine gerek görülmemiştir. Anonim ortaklığın haklı nedenle feshi davasında davacılar açısından ihtiyarî veya mecburî dava arkadaşlığı durumları mevcut olabilir. Dava arkadaşlığı hâli, dava açılması için gereken asgarî nisabın yeterli olmaması dolayısıyla birlikte dava açılması gerekliliğine ya da pay sahiplerince ayrı ayrı dava açabilme olanağı bulunmasına rağmen birlikte dava açma tercihinden kaynaklanabilir.İhtiyarî dava arkadaşlığı kapsamında TTK m. 531’de belirlenen oranı tek başlarına sağlayabilen pay sahiplerinin, davayı yine de bir araya gelerek açabilmeleri mümkündür. Zira HMK m. 57’ye göre, birden çok kişi, davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukukî nedenlerin aynı veya benzer olması durumunda ihtiyarî dava arkadaşı olabilir. Davacıların iki veya daha fazla kişiden oluşacağı böyle bir durumda, pay sahipleri arasında ihtiyarî dava arkadaşlığı söz konusu olacaktır. Öte yandan TTK m. 531’de belirlenen ve dava açmak için gerekli oranı tek başlarına sağlayamayan pay sahipleri, oranı birlikte sağlamaları halinde de haklı nedenle fesih davası açabilirler. Davacıların iki veya daha fazla kişiden oluşacağı bu hâlde, mecburî dava arkadaşlığı söz konusudur. Somut olayda davacılardan hiç birisi dava açarken dava açabilmek için gerekli olan sermayeye sahip değildir. Davacılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Bu nedenle davalı lehine tek vekalet ücreti takdir edilmiştir. Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirilmiş davacıların dava açarken sahip oldukları asgari sermaye şartını yargılama safahatında yitirdikleri anlaşılmakla dava şartı noksanlığından davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur…"gerekçesi ile,''Davanın 6100 sayılı HMK'nın 114/2,115/2. Maddesi gereği dava şartı noksanlığından davanın USULDEN REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/170 E. 2022/192 K. sayılı dosyasında adeta istinaf mahkemesi gibi ilk derece mahkemesi olan İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/712 E. sayılı dosyasının 2022/24 sayılı kararında hukuka uygunluk incelemesi yapıldığını;01.09.2021 tarihli davalı şirket olağanüstü genel kurul toplantısında pay sahibi müvekkillerinin, alınan birleşmeye ilişkin karara karşı olumsuz oy kullanıp bu durumu da tutanağa derç ettirdiklerini, müvekkillerinden… ve …'in olumsuz oyuna karşılık hakim ortak …'nin tek başına olumlu oyu ile birleşme kararının oy çokluğu ile kabul edildiğini, bu birleşmenin kötü niyetli olduğunu, zira davalı şirketin hakim ortağı …'nin tek ortağı olduğu … A.Ş ile davalı şirket arasında 6361 Sayılı Kanundaki sermaye şartını kanunu dolanmak suretiyle birleştirme kararı aldığını, birleşme sözleşmesinin altında her iki şirket için de dava dışı …'nin imzasının bulunduğunu, hakim ortak konumundaki …'nin davalı şirketi kendi menfaatleri doğrultusunda müvekkillerine söz hakkı dahi tanımadan yönettiğini, bizzat tek ortağı olduğu şirket ile müvekkillerinin de ortağı olduğu davalı şirketi birleştirerek müvekkillerini sermaye artırımı yoluyla adeta yok etmeyi amaçladığını; Söz konusu birleşme kararı sermaye artırımı kararından sonra alınmış olsaydı müvekkillerinin de pay sahibi olduğu davalı şirketin pay sahiplerinin daha fazla kazanım elde etmiş olacaklarını fakat her iki şirketin de hakim ortağı …'nin alınan bu karar neticesinde hissesini yüzde yüze yaklaştırdığını, diğer pay sahiplerinin zararına olarak hakimiyetini kötüye kullandığını, bu durumun gerek hukukun genel ilkeleriyle, gerekse de TMK'da düzenlenen dürüstlük kuralları, hakkın kötüye kullanılması kavramları ile bağdaşmayacağının açık olduğunu, birleşme kararı neticesinde şirketteki payları adeta yok olan müvekkillerinin bu usule aykırı birleşme kararına karşı İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/712 E. Sayılı dosyası ile iptal davası ikame ettiklerini, İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından ön inceleme duruşmasında, dosya kapsamı yeterince değerlendirilmeyerek haksız ve hukuka aykırı olarak müvekkillerinin birleşme kararına karşı olumsuz oy kullanmasının yeterli olmadığı, bir de muhalefet şerhinin derç ettirilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın usulden reddedildiğini, ilk derece mahkemesi tarafından verilen bu kararın açıkça TTK madde 192 hükmüne aykırı olduğunu;TTK'nın 192 ve 446. maddeleri incelendiğinde görüleceği üzere TTK'nın 446. maddesindeki genel kurul kararının iptali davası için öngörülen kanuni şartların; toplantıda hazır bulunmak, karara olumsuz oy vermek, muhalefetini tutanağa geçirmek olduğunu ve fakat birleşme kararının iptali davasının temel dayanak maddesi olan TTK 192 hükmünün lafzından da anlaşılacağı üzere yeniden yapılandırma kararlarının iptali için 134 ilâ 190 ıncı maddelerinin ihlal edilmesi, birleşme, bölünme ve tür değiştirme kararına olumlu oy verilmemiş olması ve olumlu oy verilmediğinin tutanağa geçirilmesi gerektiğini; Belirtilen şartlar davada gerçekleşmiş olmasına rağmen İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından yanlış hukuki değerlendirme ile davanın usulden reddine karar verildiğini, bu karar kesinleşmemiş olup istinaf incelemesinde olduğunu, söz konusu kararın hukuka uygunluğunun denetimini yalnızca üst mahkemenin yapabildiğini, dolayısıyla hali hazırda kesin olarak reddedilmiş bir birleşme kararının iptali davası bulunmadığını, kesin hüküm bulunmayan bu halde İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından, İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin kararının hukuka uygun olduğunun, konu ile hiçbir ilgisi bulunmayan Yargıtay kararları ve doktrin tartışmaları ile belirtildiğini, gerekçeli kararda belirtilen "Tüm dosya kapsamı, yukarıda yapılan açıklamalar bir bütün olarak değerlendirilmiş yukarıda anlatılan nedenlerden ötürü yargılamanın uzun süre sürüncemede kalmaması amacı ile açık hukuka aykırılık içeren peşinen muhalefet durumu bulunan genel kurul kararının iptaline dair 8 ATM dosyasının sonucunun beklenmesine gerek görülmemiştir." şeklinde sanki bir istinaf/temyiz merci gibi değerlendirme yapıldığını, İstanbul Anadolu 10. Asliye TicaretMahkemesi'nin farklı bir mahkemenin yahut herhangi bir ilk derce mahkemesinin kararının yerindeliğinin tartışmasını yapamayacağını; İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/712 E. 2022/24 K sayılı kararının huzurdaki yargılamayı etkileme gücü göz önünde bulundurulduğunda bekletici mesele yapılması gerekirken hatalı değerlendirme sonucunda bekletici mesele yapılmasına gerek görülmediğinin belirtildiğini, bir davanın esastan görülüp hükme bağlanabilmesi, başka bir mahkemede görülen ya da henüz görülmeyip görülmesi sağlanması gereken davanın veya işin sonuçlandırılmasına yahut idarî bir makamın tespitine bağlı ise, davayı gören mahkemenin, icra etmekte olduğu yargılamayı, diğer mahkemede görülmekte olan ya da görülmesi sağlanması gereken dava veya işin sonuçlandırılmasına yahut idarî makamın kararına kadar ertelemesi halinde, “bekletici sorun”dan söz edilebileceğini;İlk derece mahkemesi kararında davanın reddi gerekçesi olarak müvekkillerinin, TTK madde 531'deki %10 sermaye şartını dava sürecinde taşımamasının öne sürüldüğünü, müvekkillerinin paylarının toplamının işbu dava açılış tarihi itibariyle %10 sermaye şartını hayli hayli sağladığını, davalı şirketin hakim ortağı …'nin hakimiyet yetkisini kötüye kullanarak yalnızca müvekkillerine zarar vermek kastı ile önce birleşme kararı ardından da sermaye artırımı kararı aldığını, 01.09.2021 tarihli davalı şirket genel kurul toplantısında alınan bu kararlar sebebiyle müvekkillerinin paylarının adeta yok edildiğini, kısacası gerekçeli kararda öne sürülen gerekçenin daha önce dava dilekçesinde açıkça belirtilen ve ihtiyati tedbir talep ettikleri bir duruma dayandığını; Müvekkillerinin paylarını yok eden hukuki işlemin sermaye artırımı değil birleşme kararı alınması olduğunu, zira genel kurul toplantı tutanağı incelendiğinde görüleceği gibi sermaye artırımına müvekkillerinin olumlu oy verdiğini, bunun sebebinin ise 6361 Sayılı Kanun gereğince Tasarruf Finansman sektöründe faaliyet gösteren şirketlerce sağlanması gereken şartlardan birinin sermaye şartı olması olduğunu, davalı şirketin tasarruf finansman sektöründe faaliyet gösterebilmesi için sermaye artırımı yapması gerektiğini, müvekkillerinin de şirketin geleceğini düşündükleri için bu karara olumlu oy verdiklerini, fakat sermaye artırımı kararı öncesinde alınan birleşme kararının müvekkillerinin payını yok ettiğini, sermaye şartının sağlanması için öncelikle sermaye artırımı ardından birleşme kararı alınsaydı müvekkillerinin haklarına halel gelmeyeceğinin İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/712 E. sayılı dosyada açıkça ortaya konduğunu, dolayısıyla bu kararın iptali talebiyle ikmal edilen davanın neticesinde birleşme kararı iptal edilirse müvekkillerinin paylarının eskisi gibi %6,5, %6,5 ve %5 olacağını, bu durumda da TTK madde 531'deki dava şartının sağlanacağını, birbirlerini böylesine etkileyen iki dosyada İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından bekletici mesele yapmayarak bağlantının göz ardı edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bu durumun dahi kararın kaldırılması için bir sebep teşkil ettiğini;TTK madde 531 hükümleri göz önünde bulundurulduğunda dava şartı olan %10 sermaye şartının dava boyunca taşınmasının gerekmediğini, aksinin kabulü halinde azınlıklara tanınan bu hakkın işlevselliğinin bulunmadığını, Türk hukukunda, dava şartlarının varlığının ilke olarak davanın açıldığı tarih esas alınarak belirleneceğinin kabul edildiğini,TTK madde 531'de öngörülen azınlık hakkını kullanmaya yetecek ölçüde paya sahip olup olunmadığının ancak ve sadece azınlık hakkının kullanıldığı, diğer bir ifadeyle davanın açıldığı tarih esas alınarak değerlendirilmesi gerektiğini, azınlık dava tarihinde hükümde aranan asgari pay oranına sahip ise, azınlık hakkının teknik açıdan davanın açıldığı anda kullanılmış olacağını, dolayısıyla azınlığın payları sonradan sermaye artırımı dolayısıyla kanuni sınırın altına düşse dahi, haklı nedenle fesih davasının bu nedenle reddedilmemesi gerektiğini, davaya devam edilmesi gerektiğini, bir diğer ifade ile azınlık için aranan asgari pay sahipliği oranının davanın açıldığı tarih için aranması gerektiğini, davanın kesin hükme bağlanana kadar pay sahipliği oranının korunmasının aranmasının doğru olmadığını;TTK madde 531'de düzenlenen olumlu azınlık hakkının kullanıldığı, azınlığın bu hakkını kullanma iradesini dış dünyaya yansıttığı tarihin, haklı nedenle fesih davasının açıldığı tarih olduğunu, dolayısıyla bu hükümdeki asgari pay şartının var olup olmadığının, azınlık hakkının kullanıldığı tarih olan davanın ikame edildiği tarihle sınırlı olarak değerlendirilmesi gereken bir hukuki sorun olduğunu, kaldı ki huzurdaki davada bu değerlendirme yapılmış olup müvekkillerinin asgari pay sahipliği şartına haiz olması sebebiyle esasa ilişkin incelemeye geçildiğini, dava sürecinde uyuşmazlık konusu olan fesih için haklı bir neden olup olmadığı, eğer varsa bu yönde mahkemenin takdir yetkisinin ne yönde olacağının tartışılması gerektiğini, davanın ikame edilmesi ile birlikte hakkın kullanımına bağlı yasal sonuçların da meydana gelmesi gerektiğini, azınlık pay sahiplerine aksi yönde bir külfet yüklemenin, çoğunluğun elini güçlendirerek azınlık haklarının etkisiz hale getirilmesi sonucunu doğuracağını, azınlık bu külfet altında bırakılırsa, çoğunluğun yüklü miktarda sermaye artırımına gitmek suretiyle azınlığın paylarını eriterek davanın reddini sağlama stratejisini uygulamaya çalışacağını, davalı şirketin de tıpkı bu strateji ile hareket ederek davanın reddini talep ettiğini, bu durumun kanun maddesinin düzenlenme amacıyla ters düştüğünü,TTK madde 531 hükmünün, çoğunluğun gücünü kötüye kullanmasını önleme yönündeki ratio legis'i ile bağdaşmayacağını, bu davanın amacının azınlık pay sahiplerinin çoğunluğun tahakkümüne karşı korunması, haklarının ihlal edilmesi durumunda kendilerine bir savunma imkanı verilmesi olduğunu Davalı şirket ve müvekkilleri arasında süregelen uyuşmazlıklar ve davalı şirketin usulsüz hukuka aykırı işlemleri sebebi ile şirketin devamının mümkün olmadığına karar verilmesi gerektiğini, müvekkillerinin haklarının davalı şirket hakim ortağı … tarafından şirketin kuruluşundan itibaren ihlal edildiğini, müvekkillerinin şirketten uzak tutulmaya çalışıldığını, onların çalışmasına, yönetimde etkili olmasına hakim ortak tarafından hiçbir zaman izin verilmediğini, söz konusu şirket yapısında şirketin devamının mümkün olmadığını beyanla İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/170 E. 2022/192 K. sayılı kararının kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava,TTK'nın 531. maddesi uyarınca davalı şirketin haklı nedenle feshi, aksi halde davacıların şirket paylarının değerinin tespiti ile ödenmesi suretiyle ortaklıktan çıkarılmaları talebine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacılar vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/712 Esas ve 2022/24 Karar sayılı kararının istinaf incelemesinde olduğu ve kesinleşmediği, Mahkemece bekletici mesele yapılması ve davacıların %10 oranındaki pay sahipliğinin dava tarihine göre belirlenmesi gerektiğine ilişkindir. 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca; haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilir. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.Dosya kapsamından; davacıların, dava tarihinde davalı şirketin toplam %18 oranında payına sahip oldukları, yargılama sırasında davalı şirketin 01/09/2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının yapıldığı ve bu genel kurulun 2 nolu gündem maddesi ile… A.Ş.'nin bütün aktif ve pasifleri ile birlikte devralınmak suretiyle davalı şirket ile birleştirilmesine oy çokluğu ile, 5 nolu gündem maddesi ile, şirket sermayesinin 4.000.000 TL'den 137.000.000 TL'ye çıkarılmasına, artırılan sermayenin 66.560.635 TL'sinin devralınan … A.Ş.'nin ödenmiş sermayesinden, 42.499.365 TL'sinin şirket ortağı …'nin şirketten olan alacağından, 23.940.000 TL'sinin nakden karşılanmasına ve şirket esas sözleşmesinin sermaye ile ilgili 6. maddesinin değiştirilmesine oy birliği ile karar verildiği, bu toplantı sonrası davacıların artırılmış sermayeye göre pay oranının % 0,5256'ya düştüğü, Mahkemece, davanın TTK'nın 531. maddesi uyarınca azınlık tarafından açılmış haklı sebeple fesih davası olduğu, bu davanın açılması sırasında ve yargılama boyunca davacıların %10 oranında pay sahibi olmaları gerektiği, yargılama devam ederken yapılan genel kurulda alınan birleşme ve sermaye artırım kararları neticesinde toplam pay oranlarının %10'un altına düştüğü, davacılar tarafından İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/712 Esas sayılı dosyası ile, 01/09/2021 tarihli genel kurulda alınan … A.Ş.'nin devralınarak davalı şirket ile birleştirilmesine dair genel kurul kararının iptali talebi ile açılan davanın, davacıların genel kurulda söz konusu gündem maddesi yönünden peşinen muhalefette bulundukları, bu sebeple İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/712 Esas ve 2022/24 Karar sayılı kararı ile davanın usulden reddine karar verildiği, karar kesinleşmemiş ise de incelenen genel kurul toplantı tutanağı ve dosya kapsamına göre doğru olduğu gerekçesi ile ilgili dosyanın bekletici mesele yapılması talebinin ve davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verildiği; Uyap üzerinden verilen izin üzerine yapılan inceleme neticesinde; İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/712 Esas ve 2022/24 Karar sayılı kararı ile davanın; "Mahkememizce TTK 192 m.uyarınca dava açmak isteyen ortağın karara olumlu oy vermeme ve bunu tutanağa geçirme (olumsuz oy verme yahut çekimser kalma şeklinde)yönündeki iradesini oylama sonrasında muhalefet olarak tutanağa geçirtmesi gerektiği TTK 446/1-a maddesindeki düzenlemenin burada da uygulanacağı kabul edilmiş davacıların davaya konu genel kurulda toplantı tutanağına oylama sonrasında herhangi bir muhalefet yazdırmadığı dolayısıyla davacı taraf yönünden dava açma haklarının doğmadığı sonucuna varılarak davanın dava şartı yokluğundan…" gerekçesi ile reddine karar verildiği, kararın davacı tarafın vaki istinafı üzerine Dairemize geldiği, Dairemizin 2022/440 Esas ve 2023/284 Karar sayılı kararı ile davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, davacı tarafın Dairemiz kararını temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/2438 Esas ve 2024/4946 Karar sayılı, 12/06/2024 Tarihli kararı ile; "…Buna göre Mahkemece, 6102 sayılı Kanun'un 192 nci maddesinin birleşme kararının iptali davası bakımından, genel iptal davasına ilişkin 446 ncı maddesinden farklı ve özel hükümler içerdiği, 192 nci maddede açıkça muhalefetin tutanağa geçirilmesi şartının öngörülmediği nazara alınarak işin esasına girilmesi gerekirken öğretide savunulan bir kısım görüşlere de yer verilerek yukarıda yazılı gerekçe ile davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir." gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verildiği, buna göre davalı şirketin 01/09/2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında, … A.Ş.'nin bütün aktif ve pasifleri ile devralınmak suretiyle davalı şirket ile birleştirilmesine dair 2 nolu kararının iptali kararının ortadan kalktığı, davacılar tarafından aynı genel kurulda alınan şirket sermayesinin artırılmasına dair karara muhalefet edilmemiş ve bu karar yönünden iptal davası açılmamış ise de, 4.000.000 TL'den 137.000.000 TL'ye artırılan şirket esas sermayesinin artırılan 66.560.635 TL'lik kısmının devralınan şirketin ödenmiş sermayesinden karşılanmasına karar verilmiş olması karşısında kararda, birleşme kararının iptalinin sermaye artışına etkisi ile davacıların pay oranının %10'un altına düşüp düşmeyeceği konusunda bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır.Yapılan bu tespit ve açıklamalara göre Mahkemece; Yargıtay içtihatları ve Dairemizin yerleşik kararları ile kabul edildiği üzere, davacıların gerek dava açarken,gerekse yargılama boyunca TTK'nın 531. maddesi uyarınca %10 oranında pay sahibi olmaları gerektiği ve bu hususun bir dava şartı olduğu gözetilerek, birleşme kararının iptali halinde davacıların pay oranlarının değişip değişmeyeceğinin değerlendirilmesi ve buna göre İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/712 Esas sayılı dosyasının (yeni esas tespit edilerek) neticesinin beklenmesi gerekirken, yetki aşımı yapılmak suretiyle üst derece mahkemesi gibi, İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi kararının denetlenmesi ve kararın doğruluğu hakkında bir kanaat açıklanarak neticesinin beklenmesi talebi ile davanın usulden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.Açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a4 ve 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile;İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/03/2022 ve 2021/170 Esas ve 2022/193 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a4 ve 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep edenler tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacılara iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 20/03/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Birleşme sözleşmesinde ayrılma akçesi öngörülerek ortaklıktan çıkarılmasına karar verilen ortağın bu çıkarma kararına itiraz hakkı bulunmasa dahi, Türk Ticaret Kanunu m. 192 kapsamında birleşme kararına karşı iptal davası açma hakkı engellenemez. Kanun'un 134 ilâ 190 ıncı maddelerinin ihlali hâlinde iptal davası açılabileceği düzenlendiğinden, 149 uncu maddede yer alan birleşme evraklarının incelemeye sunulması ve ilan edilmesi yükümlülüğüne aykırılık da Türk Ticaret Kanunu m. 192 uyarınca iptal davasına dayanak teşkil edebilir.

İptal Davasında Husumet, Dava Ehliyeti ve Usul Eksikliklerinin Giderilmesi

İptal davası kural olarak iptali istenen kararı alan şirkete karşı açılır. Tam bölünme veya birleşme sonucunda kararı alan şirketin infisah ederek ticaret sicilinden silindiği durumlarda, Türk Ticaret Kanunu m. 153 uyarınca külli halefiyet gereği tüm aktif ve pasif devralan şirkete intikal ettiğinden dava devralan şirkete yöneltilir. Buna karşılık kısmi bölünme sonucunda kurulan şirketin, kendi kuruluşuna esas teşkil eden bölünme kararına karşı Türk Ticaret Kanunu m. 192 uyarınca iptal davası açma hakkı ve aktif dava ehliyeti bulunmamaktadır.

Birleşme, bölünme veya tür değiştirme kararının iptaline ilişkin verilecek mahkeme kararı, söz konusu işlemlere katılan şirketlerin tüm ortakları hakkında hüküm doğurur. Türk Ticaret Kanunu m. 192/3 gereğince birleşme, bölünme ve tür değiştirmeye ilişkin işlemlerde herhangi bir eksikliğin bulunması durumunda mahkeme taraflara eksikliğin giderilmesi için süre verir; hukuki sakatlık verilen süre içinde giderilemiyorsa veya giderilmemişse mahkeme kararı iptal eder ve gerekli önlemleri alır.

Bölünme işlemi ticaret siciline tescil edilerek tüzel kişilik kazanan bir anonim şirketin mevcudiyeti tescilin kurucu etkisiyle korunmuştur. Türk Ticaret Kanunu m. 353/1 uyarınca tescil edilen anonim şirketin yokluğuna veya butlanına karar verilemez. Benzer şekilde Türk Ticaret Kanunu m. 179 uyarınca bölünme kararı ticaret siciline tescille geçerlilik kazanır ve tescil anında bölünme planı ile envanterde yer alan bütün aktif ve pasifler devralan şirkete geçer.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/418, K. 2023/547Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2021/418 E.  ,  2023/547 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2020/399 E., 2020/671 K. KARAR : Davanın reddine 1. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; … Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekilinin temyiz istemi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince önce onanmış, davacı vekilinin karar düzeltme istemi üzerine Özel Dairece yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) Geçici 3 üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la değişikliği öncesi hâliyle 438 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü gereğince direnme kararının temyiz incelemesinde duruşma yapılmayacağından davacı vekilinin duruşma talebinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacı vekili; dava dışı Cognis Kimya San. ve Tic. A.Ş.nin 06.07.2007 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan genel kurul kararı ile kısmen bölündüğünü, anılan bölünme ile net 20.457.135,50 TL kayıtlı değer ile yer alan “tekstil ve deri kimyasalları üretim işletmesi”nin müvekkiline ayni sermaye olarak devredildiğini, bölünmeye dair genel kurul kararının tescil tarihi itibariyle devri gereken tüm mal varlığının mülkiyetinin müvekkiline tescilsiz olarak intikal ettiğini, tescil işleminin açıklayıcı olduğunu, bu kapsamda bölünme sonrası bir kısım araçların ilgili sicilde tescilinin yapıldığını, devrolunan “Binalar” için de benzer işlemlerle arsa paylarıyla birlikte müvekkiline devredildiğini, ancak Cognis Kimya San. ve Tic. A.Ş.nin taşınmaz devirlerinde hukuka aykırı davrandığını, devredilmesi gereken taşınmazlardan … ili Menemen ilçesi, Kesikköyü 188 ada 3 parsel sayılı taşınmazın on beş ay sonra gerçeğe aykırı şekilde satış gösterilerek müvekkiline devredildiğini, ancak bölünme sözleşmesinin 252 numaralı hesabında yer alan binalardan 3.567.269,73 TL değer biçilen binalar için sicilde devir işleminin yapılmadığını, anılan binaların sicilde intikali gerçekleştirilmemesine rağmen müvekkili tarafından kendi hissesine düşen emlak vergilerinin ödendiğini, zira anılan taşınmazların ifrazı mümkün olmadığından paylı mülkiyet kapsamında müvekkili hissesine tekabül eden emlak vergisini ödeyen Cognis Kimya San. ve Tic. A.Ş.nin müvekkilinden hissesine düşen miktarda emlak vergisini talep ve tahsil ederek taşınmazdaki bu hissenin müvekkilinin mülkiyetine geçtiğini kabul ettiğini, Cognis Kimya San. ve Tic. A.Ş.nin 06.10.2011 tarihli ticaret sicil gazetesinde yayınlandığı şekilde aktif ve pasifleriyle birlikte devralınmak suretiyle davalı ile birleştiğini, Cognis Kimya San. ve Tic. A.Ş.yi devralan davalının külli halef olarak bu durumun bilincinde olmasına rağmen bölünme sözleşmesine göre devredilmesi gereken taşınmaz/taşınmaz hissesinin müvekkiline devretmediğini, bu hususta gönderilen ihtarnamelerin sonuçsuz kaldığını ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere dava konusu tamamı davalı adına tescilli taşınmazın %23,48 oranındaki hissesinin tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı vekili; davacı ile bölünen şirketin hâkim hissedarının aynı olduğunu, tüm bölünme işleminin davacının hâkim hissedarı tarafından planlandığını, dolayısıyla bölünmeden yine davacının bizzat sorumlu olduğunu, müvekkilinin bölünmeye hiçbir şekilde taraf olmadığını, bölünme işleminden birkaç hafta önce dava konusu taşınmazın davacı tarafça kiralandığını, hâlen kiracı olarak bulunduğunu, dava konusu taşınmaz parselinde üç firmaya ait iç içe geçmiş üretim tesis ve binalarının bulunduğunu, davacının bölünme işlemine başlarken dava konusu taşınmazın devrinin imkânsız olduğunu bildiğini, bölünme sözleşmesinde yer alan dava konusu taşınmazın devrine ilişkin hükmün batıl olduğunu, müvekkilinin hukuka aykırı bir işleminin bulunmadığını, mülkiyetin davacıya geçmediğini, bölünme sözleşmesine dayalı olarak paylı mülkiyet kurulamayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı 6. … Asliye Ticaret Mahkemesinin 24.03.2016 tarihli ve 2015/541 Esas, 2016/188 Karar sayılı kararı ile; 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (5520 sayılı KVK) 20/2-a maddesi düzenlemesi, bölünmenin ticaret sicilinde tescil edilmesinin vergisel sorumlukların başlangıcı için belirleyici olduğu anlamına gelmekte olup mutlak surette ve başka bir koşul aranmaksızın ayni sermaye olarak devralan şirkete geçen taşınmaz ve diğer haklar için devir ve tescil zorunluluğu doğacağı şeklinde yorumlanamayacağı, dava konusu yapıların bulunduğu bölüm davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise de tescile konu olacak yerin inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından tapu iptal ve tescile karar verebilmek için 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmelik hükümleri gereğince bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gerekirken bilirkişi raporunda davacı tarafından kullanılan binaların toplam alanının 10.418.97 m², oranının ise %26,38 olduğu, dava konusu taşınmaz üzerinde davalı ve dava dışı bir firma tarafından kullanılan binaların da bulunduğu, 3194 sayılı İmar Kanunu gereğince tarafların rızası olsa dahi parselin zemindeki konumu davalı ve davacıya ait yapıların zemin durumu itibari ile ifrazlarının mümkün olmadığının belirtildiği, … Belediye Başkanlığınca verilen cevapta imar planı notlarında ifraz şartı 2500 m2 olmasına rağmen bahsi geçen parsel üzerinde çok sayıda yapı bulunması ve yapıların zemin durumu itibariyle ifrazının mümkün olmadığının bildirildiği, bu kapsamda dava konusu alanın 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmelik hükümleri gereğince ana taşınmazdan ifrazı mümkün olmadığından tapu iptali ve tescil koşullarının oluşmadığı, bölünme sözleşmesinin imzalanması ve ticaret sicilde tescil edilmesinin başlı başına tapu iptali ve tescil için yeterli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilinin temyiz isteminde bulunması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 18.09.2018 tarihli ve 2018/1524 Esas, 2018/5409 Karar sayılı kararı ile kararın onanmasına karar verilmiş, karara karşı davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 06.07.2020 tarihli ve 2018/5794 Esas, 2020/3453 Karar sayılı kararı ile; “…Dava, şirket bölünme sözleşmesine dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı vekili, Cognis Kimya San.ve Tic.AŞ’nin 06/07/2007 günlü Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayımlanan Genel Kurul Kararı ile kısmen bölündüğünü, bu bölünme sonucunda Cognis Kimya San.ve Tic.AŞ’nin 31/03/2007 tarihli bilançosunda aktif ve pasif itibariyle net 20.457.135,50 TL kayıtlı değer ile yer alan “tekstil ve deri kimyasalları üretim işletmesinin” Cognis Kimya San.ve Tic.AŞ’nin kısmen bölünmesi ile davacı Pulcra Kimya San.ve Tic. AŞ’ye ayni sermaye olarak devredilmesine, bölünme sözleşmesinin onaylanmasına karar verildiğini, bölünme sözleşmesinin tescil ve ilan edildiğini, bölünen şirkete devredilecek gayrimenkuller ve maden hakları gibi tescile bağlı hakların, tescil işleminden önce ve bölünme yoluyla kendiliğinden devralan şirkete geçtiği için Harçlar Kanunu hükümlerinden muaf olduğunu ve devir harcı ödenmeden yeni malik adına tescil olunabileceğini, kısmi bölünmenin söz konusu olabilmesi için asıldan bölünerek ayrılan birimin bağımsız bir şekilde ayakta durabilecek düzey, kapsam ve kabiliyette, üretim tesisleri, haklar, menkul ve gayrımenkul mallar gibi donanıma sahip olması gerektiğini, ekonomik bütünlük oluşturacak şekilde yapılmayan kısmi bölünmenin bölünme olarak nitelenemeyeceğini, Anonim ve Limited Şirketlerin Kısmi Bölünme İşlemlerinin Usul ve Esaslarının Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ hükümlerine göre üretim tesisleri ve hizmet işletmelerinin ayni sermaye olarak konulmasında bu faaliyetlerin ifası için gerekli olan unsurların bir bütünlük içinde dikkate alınması gerektiği öngörülerek işletme bütünlüğünün korunmasının esas alındığını, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 19. maddesi hükmüne göre işletmelerin devrinde işletme bütünlüğü korunacak şekilde faaliyetin devamı için gerekli taşınmaz, her türlü tesis, makine, ve teçhizat, alet edevat, taşıtlar, gayrı maddi haklar ile hammadde, mamul, yarı mamul, mallar gibi aktif kıymetler ile pasif kıymetlerin tümünün devredilmesinin zorunlu olduğunu, kısmi bölünme yoluyla devredilecek değerlerin tayini için … 2. AHM’nin 2007/222E. 2007/335K. Sayılı tespit dosyasında yapılan bilirkişi incelemesinde devredilecek net mal varlığı 20.457.135,50 TL olarak tayin olunurken devredilecek aktifler arasında 250.hesap kodunda kayıtlı arazi ve arsalar 396.781,23 TL, 252. hesap kodunda kayıtlı “binalar” ise 3.567.269,73 TL olarak değerlendirildiğini, Cognis Kimya San.ve Tic.AŞ’nin devrettiği gayrimenkullere ilişkin olarak hukuka uygun davranmadığını, İlgili Tebliğ ve KVK hükümleri uyarınca bölünme sözleşmesine konu tüm mamelekin devralan şirket Pulcra Kimya San.ve Tic. AŞ’nin mülkiyetine kendiliğinden geçtiğini, mülkiyetin Pulcra AŞ’ye aktarıldığını gösteren kaydın kurucu değil açıklayıcı olduğunu, bu durumun 252. hesap kodunda yer alan “binalar” için de söz konusu olduğunu, bahse konu binaların ancak üzerinde yer aldığı arz ile birlikte “bina” olarak nitelendirilebileceğinden arsa payları ile birlikte Pulcra Kimya San.ve Tic. AŞ’ye devredildiğinin kabulü gerektiğini ileri sürerek, tapuda Kocaeli İli, … İlçesi, 5030 ada, 1 parselde tamamı davalı adına kayıtlı taşınmazda davacıya kısmi bölünme yoluyla intikal eden ancak tapuda davacı adına devir ve tescil işlemi gerçekleştirilmeyen % 23.48 oranında tapu hissesinin iptaline ve parselde % 23.48 oranındaki tapu hissesinin davacı adına kayıt ve tescil edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili ise davacının bölünme işlemine başlarken dava konusu taşınmazın devrinin imkansız olduğunu baştan itibaren bildiğini, dava konusu taşınmaz hukuken devredilemeyeceğinden en az 49 yıllığına taşınmazda düşük bedelle kiracı olarak bulunmayı kabul ettiğini, dava konusu taşınmazın bulunduğu parselde Cognis, Pulcra ve Henkel firmalarına ait üretim tesisi, ofis, otopark depo ve sair binaların bulunduğunu, parseldeki bu sıkışık, birbiri ile iç içe geçmiş nizamdan dolayı parsel alanının ifraz edilerek ayrı parselasyon yapılması ve dava konusu binanın bağımsız parsele alınmasının hukuken ve fiziken imkansız olduğunu, bu imkansızlık taraflarca başından itibaren bilindiği için mülkiyet devri yerine uzun süreli kira sözleşmesi yapmak suretiyle binanın kullanımının Pulcra Kimya San.ve Tic. AŞ’ye tahsis edildiğini, bilirkişi raporundaki tutarın aslında binanın kullanmaya yönelik finansal değerini ifade ettiğini, kabul edilememekle birlikte davacının adına tescil edilmesini istediği %23,48 oranın da iyiniyetten uzak bir oran olduğunu, tüm parselin alanı 51.378,41 m2 olup dava konusu binanın taban alanının 7.533 m2 olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. 6100 sayılı HMK’nun 26. maddesinde hakimin, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğu, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği, duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebileceği hükmü düzenlenmiştir. Bu itibarla mahkemece, davacı tarafın talebinin paylı mülkiyete ilişkin olduğu nazara alınmaksızın dava konusu alanın, 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili Yönetmelik hükümleri gereğince ana taşınmazdan ifrazının mümkün olmadığı dolayısıyla tapu iptali ve tescil koşullarının oluşmadığı, bölünme sözleşmesinin imzalanması ve ticaret sicilde tescil edilmesinin başlı başına tapu iptali ve tescil için yeterli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden davacı vekilinin karar düzeltme itirazlarının kabulüyle Dairemizin 18.09.2018 tarih 2018/1524 Esas, 2018/5409 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak yukarıda anılan gerekçeyle mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir…” gerekçesi ile karar oy çokluğuyla bozulmuştur. Direnme Kararı 9. … Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.11.2020 tarihli ve 2020/399 Esas, 2020/671 Karar sayılı kararı ile önceki gerekçeye ilaveten; kısmî bölünme sözleşmesine esas alınan tespit bilirkişi raporu ve eklerine göre devri yapılan sabit kıymetlerin içinde 250 hesap numaralı 396.781,23 TL değerinde arsa ve arazi ile 252 hesap numaralı 3.567.269,73 TL değerinde binalar bulunmakta olup bu hesapların dökümünü gösteren devredilen sabit kıymet listesinde ise … ili, Menemen ilçesindeki 3 parselin arsasının 396.781,23 TL değerle 252 numaralı hesap içinde, üzerindeki 2 adet binanın ise 474.407,21 TL ve 136.163,77 TL değerlerle 252 kod numaralı binalar hesabı içinde gösterildiği, tapusunun iptali talep edilen Kocaeli ili, … ilçesindeki binaların arazisinin ise bu iki hesap içinde de yer almadığı, bu arazinin devredilen kıymetler listesinde bulunmadığı, ancak, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 684 üncü maddesi gereğince asıl olan arz olup arza malik olan o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağından ve davacı dahi arzın bölünme sözleşmesi ile birlikte kendisine devredildiğini iddia etmediğinden bölünme sözleşmesi ile dava konusu taşınmazın değil üzerindeki binalar ve dolayısıyla ticari işletme davacıya devredilmiş olduğundan davacının arz üzerinde pay isteyemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Cognis Kimya San. ve Tic. A.Ş.nin kısmî bölünmesine dair bölünme sözleşmesi ile dava konusu taşınmazın üzerinde yer alan sabit kıymetlerin davacıya devrine dayalı olarak anılan sabit kıymetlerin bulunduğu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilinin talep edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 13. Anonim şirketlerde bölünme, şirketin mal varlığı ile yükümlülüklerinin bölümlere ayrılarak diğer şirketlere devredilmesi olarak tanımlanabilir. Başka bir anlatımla şirketin mal varlığının ve yükümlülüklerinin tümünün yahut bir kısmının bölünen şirketten ayrılarak kül hâline mevcut yahut yeni kurulacak bir şirkete yahut şirketlere tasfiyesiz olarak devredilip karşılığında devralan şirketteki payların ve hakların bölünen (devreden) şirketin ortaklarının yahut bölünen şirketin bizzat kendisinin devralması, şirket bölünmesini ifade etmektedir (Poroy, Reha/Tekinalp, Ünal/Çamoğlu, Ersin: Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, … 2009, s. 143; Pulaşlı, Hasan: Şirketler Hukuku Şerhi, Ankara 2022, C. I, s. 331, 332). 14. Bu işlem sırasında şirketin bölünen mal varlığı ile yükümlülükleri, tasfiyesiz olarak devralan şirkete intikal ederek karşılığında devreden şirketin ortakları yahut bizzat devreden şirketin kendisi, devralan şirketlerde ortaklık ve diğer hakları tek işlemle ve kendiliğinden kazanırlar. Bu anlamda bölünmeye konu mal varlığına bağlı bütün hak ve yükümlülükler devralan şirkete geçmekle bu geçiş, tek bir işlem ile kendiliğinden gerçekleşir (Pulaşlı, s. 333). 15. Anonim şirketlerde bölünme, tam bölünme ve kısmî bölünme olarak iki şekilde gerçekleşir. Tam bölünmede şirketin mal varlığı bölümlere ayrılarak diğer şirketlere devredilir, devreden şirket ortakları devralan şirketlerde paylar ve haklar elde ederler. Tam bölünme suretiyle devreden/bölünen şirket ise tasfiyesiz olarak sona ererek unvanı ticaret sicilinden terkin edilir. Devralan şirketler hâli hazırda mevcut olan şirketler olabileceği gibi yeni kurulan şirketler de olabilir. Bu şekilde devreden şirketin payları itfa olunarak bu şirketin ortakları, devralan şirketlerin paylarını/haklarını iktisap ederek bölünmeyle sona eren şirketteki hakları ikâme edilir (İpekel Kayalı, Ferna: Şirketler Hukuku Şerhi, Editör Kemal Şenocak, Cilt I, Ankara 2023, s. 374). 16. Kısmî bölünmede ise şirketin mal varlığının bir veya birden fazla kısmı mevcut yahut yeni kurulmuş şirketlere devredilerek devreden şirket varlığı muhafaza edilir. Devreden şirketin ortakları, devralan şirket yahut şirketlerin pay ve haklarını iktisap edebileceği gibi devreden şirket de devredilen mal varlığı karşılığında devralan şirketlerdeki pay ve hakları elde ederek yavru şirketini oluşturabilir. Tam bölünmeden farklı olarak kısmen bölünen şirket mal varlığının sadece bir bölümünü kendisinden ayırarak bu kısmı bir ortaklığa devretmekle yetinebilir (Tekinalp Ünal: Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, … 2015, s. 726; 727, İpekel Kayalı, s. 377). 17. Kısmî bölünmede de bölünen mal varlığı mevcut bir şirkete devredilebileceği gibi devralan şirket yeni bir şirket de olabilir. Bu kapsamda öğretide de, şirketin bölünen mal varlığının hâli hazırda mevcut olan bir ortaklığa devredilerek gerçekleştirilen kısmî bölünme “devralma yoluyla bölünme”, ayrılan mal varlığının bölünme çerçevesinde yeni kurulacak bir şirkete devredilerek gerçekleştirilen bölünme ise “yeni kuruluş yoluyla bölünme” olarak adlandırılmaktadır (Pulaşlı, s. 336, 337). 18. Anonim şirket bölünmelerindeki başka bir ayrım ise oranların korunduğu (simetrik) bölünme ile oranların korunmadığı (asimetrik) bölünmedir. Bu ayrım, bölünen şirket ortaklarının bölünme işleri sırasındaki payları ile ortaklık haklarının ne şekilde korunacağında ve devralan şirketteki hakların ne şekilde devreden şirket ortaklarına tahsis edileceğinde önem arz eden bir ayrımdır. Bu anlamda simetrik bölünmede; devreden şirket ortaklarına devralan şirkette, devreden şirketteki mevcut payına uygun oranda pay tahsisi söz konusu iken asimetrik bölünmede ise bölünmeye katılan bazı veya tüm şirketlerde, devreden şirketteki mevcut paylarının oranına göre değişik oranlarda şirket payları tahsisi söz konusu olur. 19. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 2/1-a maddesi gereğince 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukuki sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse, o kanun hükümleri uygulanır. Bu anlamda dava ve uyuşmazlık konusu bölünme işleminin gerçekleştiği tarih itibariyle olaya uygulanacak olan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6762 sayılı TTK) şirketlerin birleşmeleri yahut tür değiştirmeleri hakkında bir takım düzenlemeler mevcut iken şirket bölünmesi kurumuna dair herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. Öte yandan şirketlerin birleşme ve tür değiştirmeleri kadar bölünmeleri de bir ihtiyaç olup bu ihtiyaç ilk olarak uyumlaştırma çalışmaları kapsamında Avrupa Topluluğunun (Avrupa Birliği) 1982 tarihli ve 82/891/AET sayılı 6 ncı Yönergesi (Altıncı Yönerge) ile hükme bağlanmıştır. Bu Yönerge de şirketlerin bölünme usulü, 1978 tarihli ve 78/855/AET sayılı 3 üncü Yönerge’ye yapılan atıfla hüküm altına alınmış olup bu düzenleme ile topluluk (birlik) üyesi ülkelerin mevzuatlarında şirket bölünmesine dair yapacakları düzenlemelerde nazara alınması gereken esaslara ve kurallara işaret edilmiştir. 20. Türk Hukuku’nda ise ilk olarak bazı Bakanlar Kurulu kararları ile kanun hükmünde kararnamelerde “bölünme” kavramı kullanılmış olmakla birlikte en önemli düzenlemelerden ilki; 4684 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile değişik 5422 Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (5422 sayılı KVK) 38 inci maddesi olup anılan hükümde sermaye şirketlerinin bölünme ve pay değişimlerinde vergi hukukuna dair ilkeler ihdas edilmiştir. Bölünme hususunda bir diğer kaynak; 5422 sayılı KVK’nın 38 inci maddesi, 6762 sayılı TTK’nın 274 üncü maddesi ve 3143 sayılı Sanayi ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un (3143 sayılı Kanun) 33 üncü maddesine dayalı olarak çıkarılan ve 25231 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan 16.09.2003 tarihli Anonim ve Limited Şirketlerin Kısmî Bölünme İşlemlerinin Usul ve Esaslarının Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ (Kısmî Bölünme Tebliği) olup Kısmî Bölünme Tebliği ile kısmî bölünmenin maddi hukuka ilişkin kısmı düzenlenerek şirketlerin kısmî bölünmesine işlerlik kazandırılmıştır. Bir diğer yasal düzenleme ise 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (5520 sayılı KVK) 19 ve 20 nci maddeleri olup anılan hükümlerde bölünme türleri ile bu tür bölünme işlemleri, vergi hukuku kapsamında düzenleme altına alınmıştır. 21. Davalı şirketlerin bölünme işlemlerinin gerçekleştiği tarih ile dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 sayılı TTK’nın şirketlerin bölünmesine dair hüküm içermemesi sebebiyle yukarıda anılan mevzuat hükümleri, uyuşmazlığın niteliğine uygun düştüğü ölçüde somut olayda uygulama alanı bulacaktır. 22. Bu çerçevede Kısmî Bölünme Tebliğinin 1 inci maddesinin ikinci paragrafı gereğince kısmî bölünme, ayni sermaye teşkili suretiyle yapılabilecek olup üretim tesisleri ve hizmet işletmelerinin ayni sermaye olarak konulmasında, bu faaliyetlerin ifası için gerekli olan unsurların bir bütünlük içinde dikkate alınması öngörülmek suretiyle işletme bütünlüğünün korunması gerekir (5520 sayılı KVK m. 19/3-b). Zira kısmî bölünme neticesinde hem bölünen hem de devralan şirketin faaliyetine devam etmesi esastır. Kısmî bölünme işleminde, şirketlerin mal varlığının bir kısmı mevcut veya yeni kurulacak tam mükellef bir sermaye şirketine devrolunur ve bunun karşılığında bölünen şirket veya ortakları devralan şirketin ortaklık paylarını iktisap eder. Kısmı bölünme sebebiyle yeni bir şirketin kurulması hakkında 6762 sayılı TTK’nın  anonim ve limited şirketlerin kuruluşuna ilişkin hükümleri uygulanır. 23. Bölünme işlemi sırasında şirket tarafından bölünme işlemine katılan şirketlerin yönetim organları tarafından yazılı olarak bölünme sözleşmesi yapılması gerekir. Öte yandan bölünme yoluyla, mal varlığının bölümleri yeni kurulacak şirketlere devredilecekse, yönetim organı bir bölünme planı düzenlemelidir (Kısmî Bölünme Tebliği m. 9, Altıncı Yönerge m. 3/1). Bölünme sözleşmesinin/planının sahip olması gereken içerik Kısmî Bölünme Tebliğinin 10 uncu maddesinde detaylı olarak gösterilmiş olup aynı maddede bölünen mal varlığının kaç bölüm olduğunun, her bir bölümün nereye devredileceğinin ve her bölüm içindeki mal varlığı parçalarının tek tek dökümünün bölünme sözleşmesinde yer alması gerektiği açıkça düzenlenmiştir. Bu anlamda bölünen mal varlığı unsurlarının hangi şirkete/şirketlere tahsis edildiği, hangi unsurlarının ise devreden şirket bünyesinde muhafaza edildiğinin açık bir biçimde belirlenmesi zorunludur. Nitekim Altıncı Yönergenin 3/2-h maddesinde devredilecek mal varlığı unsurları ile yükümlülüklerin tahsislerinin açıkça tanımlanmış bir biçimde bölünme sözleşmesinde yer alması gerektiği belirtilmiştir. 24. Kısmî bölünme sözleşmesinde/planında devredilecek mal varlığı unsurlarının tahsisine dair eksiklik ile belirsizliklerin mevcudiyeti durumunda bölünme sözleşmesinin/planının yorumlanması söz konusu olabilir. Ancak kısmî bölünme sözleşmesinde açık bir biçimde tahsisi yapılmamış ve sözleşmenin yorumunda dahi bölünme kapsamında tahsisi mümkün olmayan mal varlığı unsurları devreden şirket bünyesinde kalmaya devam eder. 25. Kısmî bölünme tebliğinin 11 inci maddesi kapsamında kısmî bölünmeye katılan şirketlerin bölünme sözleşmesini/planını genel kurullarında onaylanması sonrasında kısmî bölünme, şirketin yönetim organı tarafından ticaret siciline tescille geçerlilik kazanır. Tescil anında envanterde yer alan bütün aktifler ve pasifler devralan şirketlere geçer. Bu anlamda tescil bölünmenin geçerliliği ile bölünen mal varlığının intikali bağlamında kurucu etki niteliğini haizdir (Kısmî Bölünme Tebliği m.13). Bunun yanında Kısmî Bölünme Tebliğinin 12 nci maddesi gereğince devreden şirketin bölünme ve devir konusunu teşkil eden  her türlü hak, menkul ve gayrimenkul mal varlığı unsurları bölünme sözleşmesinin ilgili şirketlerin genel kurullarında onaylanmasından sonra bölünen şirketin genel kurul kararının tescil tarihinden itibaren en geç üç ay içerisinde ilgili sicilde devralan şirket adına tescil ettirilir. 26. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava dışı Cognis Kimya San. ve Tic. A.Ş.nin 06.07.2007 tarihli ticaret sicil gazetesinde yayınlanan 22.06.2007 tarihli olağanüstü genel kurul kararı ile kısmî bölünme sürecine girdiği, bu kapsamda anılan şirketin 31.03.2007 tarihli bilançosunda aktif ve pasifi itibariyle 20.457.135,50TL kayıtlı değerle yer alan “Tekstil ve Deri Kimyasalları” üretim işletmesinin davacı şirkete ayni sermaye olarak devredildiği, kısmî bölünmeye dair bölünme sözleşmesinde devredilen “Tekstil ve Deri Kimyasalları” üretim işletmesine bağlı olarak devredilecek aktif ve pasif varlıkların liste hâlinde sıralandığı, devreden Cognis Kimya San. ve Tic. A.Ş.nin 10.10.2011 tarihli ticaret sicil gazetesinde yayınlandığı şekliyle aktif ve pasifleriyle devrolunmak suretiyle davalı ile birleşerek sicilden terkin edildiği anlaşılmaktadır. 27. Bahsi geçen kısmî bölünme işlemine konu olan ve davacıya devredilen sabit kıymetlere ilişkin listede 250 numaralı hesap kodu ile defter değeri 396.781,23 TL olan arazi ve arsalar belirtilmiş, 252 numaralı hesap kodu ile de defter değeri 3.567.269,73 TL olan binalar gösterilmiş olup 250 numaralı hesap dökümüne dair listede ise … ili Menemen ilçesi 188 Ada 3 parsel numaralı taşınmaz devredilen arazi/arsa olarak gösterilmiş, bu taşınmazın üzerindeki iki adet binanın ise 474.407,21 TL ve 136.163,77 TL değerlerle 252 kod numaralı binalar hesabı içinde gösterilmiştir. Nitekim 250 kod numaralı hesap dökümünde gösterilen taşınmazın davacıya devri gerçekleştirilmiş olup 252 kod numaralı hesap dökümünde yer alan sabit kıymetler de bölünme ile birlikte davacının aktifine alınmış, davalı defterlerinde ise bu miktar aktiften düşülmüştür. 28. Devredilen sabit kıymetlere ilişkin liste dökümleri üzerinde yapılan incelemede ise davacı tarafından tapu kaydında kendisi adına tescilini talep ettiği taşınmaz, kısmî bölünme kapsamında devredilen sabit kıymetlerin yer aldığı hesap dökümü içerisinde ve devredilen sabit kıymetler içerisinde yer almamaktadır. Kaldı ki bu durum, davacı tarafından kabul edilmekle birlikte dava konusu taşınmaz üzerinde yer alıp kısmî bölünme kapsamında kendisine devredilen binaların üzerinde bulunduğu taşınmazdan ayrı devrinin mümkün olamayacağı iddiası ile tapu iptali ve tescil talebinde bulunulmuştur. 29. Bu kapsamda dava konusu taşınmazın, devrini açık bir biçimde gösteren hüküm bölünme sözleşmesinde mevcut olmadığı gibi bu sözleşmesinin yorumlanması yoluyla dahi dava konusu taşınmazın tapu kaydının kısmî bölünme neticesinde davacıya devredildiği söylenemez. Ayrıca dava konusu taşınmaz üzerinde yer alan ve davacıya kısmî bölünme kapsamında devredilen “Tekstil ve Deri Kimyasalları” işletmesi, davacı şirket faaliyetlerinin ifası için gerekli olan unsurlarla birlikte devredilmiş olup bu anlamda kısmî bölünmeye konu mal varlığı unsurları bakımından bütünlük muhafaza edilmiştir. Bu itibarla dava konusu taşınmazın mülkiyetinin, devreden şirketin mal varlığı bünyesinde ve bu suretle kısmî bölünme kapsamında devredilen mal varlığı unsurları dışında yer aldığının kabul edilmesi zorunludur. 30. Her ne kadar Özel Dairece, davacı tarafın talebinin paylı mülkiyete ilişkin olduğu nazara alınarak bir karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de; TMK’nın 688 inci maddesinde düzenlenen paylı mülkiyet, ancak hukuki işlem, kanun yahut yetkili makam kararıyla kurulabilir. Ayrıca kural olarak paylı mülkiyette pay oranı belirli olmakla birlikte taşınır yahut taşınmaz maddi olarak bölünmediğinden fiili anlamda eşyanın hangi kısmının hangi paydaşa ait olduğu belirsizdir. Bu durum TMK’nın 688/1 inci maddesinde “Paylı mülkiyette birden çok kimse, maddî olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu kapsamda Cognis Kimya San. ve Tic. A.Ş.nin bölünme sözleşmesinde dava konusu taşınmazın kısmî bölünme çerçevesinde davacıya devrine dair bir hüküm olmadığı gibi anılan taşınmaz üzerinde devralan davacı ile birlikte bir paylı mülkiyet ilişkisi kurma iradesini içeren herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. 31. Öte yandan devredilen ve dava konusu taşınmaz üzerinde yer alan bina ve teçhizatın üzerlerinde bulunduğu toprak parçasının tapu kaydının ana taşınmazdan ifrazının hukuken mümkün olmadığının tespit edilmiş olması sebebiyle devredilen sabit kıymetlerin bulunduğu kısımdan ziyade belirli bir pay kapsamında dahi olsa ana taşınmazın tamamı üzerinde mülkiyet hakkı tanınmasına ilişkin olarak bölünme sözleşmesinde açık bir iradenin yer almamış olması karşısında, ana taşınmaz üzerinde davacı ve davalı arasında paylı mülkiyet ilişkisi tesis edilerek davacı lehine tapu iptali ve tescile karar verilemez. Aynı zamanda TMK’nın 684 üncü maddesi gereğince asıl olan arz olup arza malik olan o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağından ve davacı dahi arzın bölünme sözleşmesi ile birlikte kendisine devredildiğini iddia etmediğinden bölünme sözleşmesi ile dava konusu taşınmazın değil üzerindeki sabit kıymetler ve dolayısıyla ticari işletmenin bütünlük içerisinde davacıya devredilmiş olduğu göz önüne alındığında, dava konusu taşınmazın üzerinde yer alan sabit kıymetlerin davacıya devrine dayalı olarak tapu kaydı üzerinde paylı mülkiyet hükümleri kapsamında tapu iptali ve tescil talep edilemez. 32. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; dava konusu taşınmaz üzerinde yer alan sabit kıymetlerin bağlı olduğu arzdan ayrı düşünülemeyeceği, devrin doğal olarak tapu kaydını da içerdiği, bu kapsamda devredilen sabit kıymetlerin ana taşınmaz üzerinde sahip olduğu oran belirlenerek davacı lehine belirtilen oranda paylı mülkiyet hükümleri çevresinde tapu kaydında tescilin yapılabileceği değerlendirilerek hâsıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği belirtilerek direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulması gerektiği belirtilmiş ise de bu görüş, kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 33. Hâl böyle olunca, usul ve yasaya uygun direnme kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440 ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,31.05.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

Kusurlu İşlemlerden Doğan Özel Sorumluluk Davası

Türk Ticaret Kanunu m. 193, yapısal değişiklik işlemlerinin hukuka aykırı yürütülmesinden doğan zararların giderilmesi amacıyla özel bir tazminat mekanizması öngörmüştür. İlgili yasal düzenleme uyarınca, birleşme, bölünme veya tür değiştirme süreçlerinde görev alan veya bu işlemlere herhangi bir surette dahil olan bütün şahıslar, kusurlu fiilleriyle şirketlere, ortaklara ve alacaklılara verdikleri zararlardan ötürü tazminatla yükümlüdür.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 193Kaynağı aç
MADDE 193- (1) Birleşme, bölünme veya tür değiştirme işlemlerine herhangi bir şekilde katılmış bulunan bütün kişiler şirketlere, ortaklara ve alacaklılara karşı kusurları ile verdikleri zararlardan sorumludurlar. Kurucuların sorumlulukları saklıdır. (2) (Mülga: 26/6/2012-6335/43 md.) (3) 202 ilâ 208, 555, 557, 560 ıncı madde hükümleri saklıdır. Bir sermaye şirketinin veya kooperatifin iflası hâlinde 556 ve 570 inci maddeler ile Kooperatifler Kanununun 98 inci maddesi kıyas yoluyla uygulanır. VI – Ticari işletme ile ilgili birleşme ve tür değiştirme

Kanunun 193 üncü maddesinde düzenlenen sorumluluk davası ile ortaklar ve alacaklılar doğrudan zararlarının tazminini kusurlu kişilerden isteyebilirler. Buna karşılık ortakların dolaylı zararları genel sorumluluk rejimine tabidir. Türk Ticaret Kanunu m. 555 gereğince dolaylı zararın tazmini pay sahipleri tarafından ancak şirkete ödenmek kaydıyla talep edilebilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 555Kaynağı aç
MADDE 555- (1) Şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir. Pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilirler. (2) Pay sahibinin açtığı davayı hukuki ve maddi sebepler haklı gösterdiği takdirde, mahkeme, dava giderleriyle avukatlık ücretini, bu giderler davalıya yükletilemediği hâllerde, davacı pay sahibiyle şirket arasında, hakkaniyete göre paylaştırır. II – İflas hâlinde

Türk Ticaret Kanunu m. 193'te öngörülen özel sorumluluk hükmü genel sorumluluk kurallarını ortadan kaldırmaz. Kanun'un 193 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca şirketler topluluğunda hâkimiyetin kullanılmasına ilişkin 202 ilâ 208 inci maddeler, genel sorumluluğa dair 555, 557 ve 560 ıncı maddeler ile kurucuların sorumlulukları saklıdır. Bir sermaye şirketi veya kooperatifin iflası hâlinde ise 556 ve 570 inci maddeler ile 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98 inci maddesi kıyas yoluyla uygulanır.

Bölünme Türleri, Malvarlığı İntikali ve Alacaklıların Korunması

Şirket bölünmelerinde tam ve kısmi bölünme usulleri uygulanır. Tam bölünmede şirketin tüm malvarlığı bölümlere ayrılarak diğer şirketlere devredilirken, bölünen şirket tasfiyesiz olarak sona erer ve unvanı ticaret sicilinden terkin edilir. Kısmi bölünmede ise şirketin malvarlığının bir veya birden fazla kısmı devredilerek bölünen şirketin varlığı korunur. Devreden şirketin ortaklarına devralan şirkette mevcut payına uygun oranda pay verilmesi simetrik bölünme; ortaklara mevcut pay oranlarına göre değişik oranlarda pay verilmesi ise asimetrik bölünme olarak adlandırılır. Kısmi bölünmede üretim tesisleri veya hizmet işletmelerinin ayni sermaye olarak devredilmesi hâlinde işletme bütünlüğünün korunması zorunludur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/269, K. 2023/399Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2023/269 E.  ,  2023/399 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/9 E., 2022/256 K. 1. Taraflar arasındaki kurucu intifa/hisse senetlerine ilişkin tespit, tescil veya alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … (Kapatılan) 41. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacılar vekili; müvekkillerinin müteveffa …'ın yasal mirasçıları olduğunu, muris …'ın davalılardan Mapfre Genel Sigorta A.Ş.nin kurucu paydaşlarından olup, hâlihazırda 199 ve 200 numaralı iki adet kurucu intifa senedi ile 198,15 TL karşılığı nama yazılı pay senedi sahibi olduğunu, davalı … Genel Sigorta A.Ş.nin 24.09.2007 tarihinde kısmî bölünme işlemine tâbi tutularak diğer davalı ….nin kurulduğunu, kurulan bu şirkete davalı … Genel Sigorta A.Ş.nin mal varlığının belirli unsurlarının aynî sermaye olarak tahsis edildiğini ve bu tahsis karşılığında davalı ….nin bu tahsise isabet eden sermaye paylarının davalı … Genel Sigorta A.Ş. ortaklarınca iktisap edildiğini, bölünme işlemi neticesinde sadece murisin nama yazılı pay senedinden kaynaklı olan hissesine tekabül eden miktarda müvekkillerine davalı ….de 42 adet aynî sermaye niteliğinde pay senedi verildiğini, ancak bölünme planında korunması gereken intifa hakkı sahiplerinin haklarının karşılığının gösterilmediğini, söz konusu bölünme işleminin, aslen intifa hakkı sahiplerinin haklarının karşılığı gösterilmeden gerçekleştirildiğinden batıl olduğunu, müvekkillerinin kurucu intifa senetlerinden kaynaklanan haklarının korunmadığını ileri sürerek kısmî bölünme işlemlerinin butlanına, bunun mümkün görülmemesi hâlinde müvekkillerinin bölünme ile hak etmiş olmaları gereken değiş/tokuş oranına göre belirlenecek kurucu intifa senedi karşılığına gelecek oranda kurucu intifa senedi tahsisi ile bu karşılık payların müvekkiller adına tesciline veya belirlenecek kurucu intifa senedinin karşılığına gelecek oranda rayiç bedelin tespiti ile davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar Cevabı 5. Davalı … Genel Sigorta A.Ş. vekili; husumet itirazında bulunarak davanın, bölünmeye ilişkin alınan genel kurul kararlarının üzerinden 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 381 inci maddesinde düzenlenen üç aylık süre geçtikten sonra açıldığını, bölünme işlemlerinin usul ve mevzuata uygun olarak gerçekleştirildiğini, butlan veya iptali gerektiren usulsüzlüğün yapılmadığını, kısmî bölünmenin davacıların sahip oldukları kurucu intifa senetlerini etkilemediğini belirterek davanın reddini savunmuştur. 6. Davalı …. vekili; husumet itirazında bulunarak davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, bölünme işlemlerinin usul ve mevzuata uygun olarak gerçekleştirildiğini, davacıların kurucu intifa senetlerinin diğer davalı nezdinde mevcut olduğunu, bu senetlerde azalmanın söz konusu olmadığını, bölünme sonrası diğer davalının azalan sermayesinin tekrar artırılarak eski seviyesine getirildiğini, davacıların işbu davanın açılmasında hukuki yararlarının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı 7. … (Kapatılan) 41. Asliye Ticaret Mahkemesinin 07.06.2012 tarihli ve 2011/407 Esas, 2012/134 Karar sayılı kararı ile; davanın kurucu intifa senetleri ile ilgili olduğu, kurucu intifa senedi sahipliğinin şirkette ortaklık sıfatı vermediği ve iptal davası açma hakkı tanımadığı, dava konusu bölünme işleminin genel kurul toplantısında alınan kararla gerçekleştiği, davacıların kurucu intifa senedi sahipliğinden dolayı genel kurul iptali davası açma haklarının olmadığı, iptal davası açma hakları olmayan davacıların bölünmenin butlanının tespiti davası da açamayacakları, kurucu intifa senetlerini çıkarma yetkisinin genel kurula ait olduğu, bu nedenle kurucu intifa senedi tahsisi ve tescili talebinin yerinde olmadığı, davalı ….de genel kurul kararı ile davacılara tahsis edilmiş kurucu intifa senedi bulunmadığı ve ….nin şirket ana sözleşmesinde kurucu intifa senedi bulunmadığı, ana sözleşmesinde kurucu intifa senedi bulunmadığından genel kurul tarafından intifa senedi çıkartılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 8. … (Kapatılan) 41. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davacılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 9. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10.04.2014 tarihli ve 2012/17293 Esas, 2014/7051 Karar sayılı kararı ile; “…1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması ile davalı … Genel Sigorta A.Ş. yönünden davanın reddinin yerinde olmasına göre, davacılar vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava, davacıların murisi olan …'ın davalılardan Mapfre Genel Sigorta A.Ş. nezdindeki kurucu hisse senetlerinin bu şirketin kısmi bölünme işlemine tabi tutulması sonucu kurulan …. nezdindeki karşılığının gösterilmediği, intifa hakkı sahiplerinin haklarının karşılığı gösterilmediğinden bölünme işleminin batıl olduğu iddiasıyla bu işlemin butlanına, bunun mümkün görülmemesi halinde davacıların bölünme ile hak etmiş olmaları gereken değiş/tokuş oranına göre belirlenecek kurucu hisse senedi karşılığına gelecek oranda kurucu hisse senedi tahsisi ile bunların davacılar adına tesciline veya belirlenecek kurucu hisse senedi karşılığına gelecek oranda kurucu hisse senedinin rayiç değeri üzerinden bedelinin tespiti ile tahsili istemlerine ilişkindir. Davacılar, bölünme işlemine tabi tutulan şirkette mevcut kurucu hisse senetlerinin ve bu senetlerin davacılara sağladığı hak ve ayrıcalıkların bu şirketin bölünmesi sonucu kurulan yeni şirkette de devam ettirilerek haklarının korunması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Davacıların kurucu hisse senedi sahibi oldukları davalı … Genel Sigorta A.Ş'nin bilançosunun aktifinde yer alan iştirak hisselerinin …'ye ayni sermaye olarak konulması suretiyle …'nin kurulduğu anlaşılmış olup, davalılar bölünme işlemi nedeniyle azalan sermayenin enflasyon düzeltmesi sonucu oluşan sermaye düzeltmesi olumlu farkları ile olağanüstü yedek akçe tutarlarının ilavesiyle tamamlandığını, bu şekilde davacıların hiçbir zararı olmadığını savunmuşlardır. Bölünen şirketin sahip olduğu iştirak paylarının yeni kurulan şirkete sermaye olarak konulması ile her halükarda bölünen şirketin aktifinden çıkan söz konusu iştirak payları kadar sermayesi azalmış olup, sonradan iç kaynaklar ve yapılan enflasyon düzeltmeleri ile azalan sermayenin tamamlanmış olması davacıların kurulan şirkete sermaye olarak konulan iştirak hisseleri üzerinde mevcut haklarını ortadan kaldırmayacağı gibi bu nedenle uğradıkları hak kayıplarını da bertaraf etmez. Davacıların kurucu hisse senetlerine dayalı olarak Mapfre Genel Sigorta A.Ş'ye karşı ileri sürebilecekleri haklar, bu şirkete ait varlıkların konulması sonucu kurulan diğer şirkete karşı da ileri sürülebilecektir. Bu durumda, Mapfre Genel Sigorta A.Ş'nin bölünmesi ile kurulan …'de kurucu hisse senedi ihdas edilmemesi sonucu kurucu hisse senedi sahiplerinin bu nedenle uğradığı zararların kurulan yeni şirket olan …. tarafından karşılanması gerekmektedir. Bu itibarla mahkemece davacıların hak sahibi olduğu şirketin bölünmesi suretiyle kurulan …'nin kurucu hisse senedi ihdas etmemesi nedeniyle davacıların bu şirketten uygun bir tazminat isteyebileceklerinin kabul edilerek, buna göre karar verilmesi gerekirken, davacıların bu yöndeki istemleri üzerinde durulmaması doğru görülmemiş olup, kararın bu nedenle davacılar yararına bozulması gerekmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Birinci Direnme Kararı 10. … 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 17.12.2015 tarihli ve 2015/483 Esas, 2015/924 Karar sayılı kararı ile önceki gerekçeyle direnme kararı verilmiştir. Hukuk Genel Kurulu Kararı 11. Birinci direnme kararına karşı süresi içerisinde davacılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.10.2021 tarihli ve 2017/11-2923 Esas, 2021/1165 Karar sayılı kararı ile direnme kararının usulden bozulmasına karar verilmiştir. İkinci Direnme Kararı 12. … 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 24.03.2022 tarihli ve 2022/9 Esas, 2022/256 Karar sayılı kararı ile önceki gerekçeye ilaveten; 6762 sayılı TTK’nın 403 üncü maddesi gereğince kurucu intifa senedi sahiplerinin, anonim şirketin sermayesine, iştiraklerine ve/veya aktiflerine dayalı doğrudan bir hakları bulunmamakta olup bu nitelikteki senet sahiplerinin ancak safi kazanca veya tasfiye neticesine iştirak edebilecekleri, bölünen şirketin sermayesinin, bölünme planında öngörülen ve bölünme suretiyle oluşturulan şirkete aktarılan varlıkların bilanço değerleri miktarında artırıldığı, bölünme suretiyle azalan şirket sermayesinin tahkim edildiği, diğer yandan şirketin sermayesi, iştirakleri ve aktifleri üzerinde doğrudan herhangi bir hak sahibi bulunmayan kurucu intifa senedi sahiplerinin haklarının bölünme suretiyle ihlâlinin ancak bölünme suretiyle oluşan şirkete aktarılan varlıklar nedeniyle bölünen şirketin safi kârının azalması, eş söyleyişle bölünmenin gerçekleşmesinden sonra davacılara verilecek kâr payının azalması hâlinde ortaya çıkabileceği, davacıların bölünmeden sonra kâr paylarının azaldığını da ispatlayamadıkları gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. İkinci Direnme Kararının Temyizi 13. Direnme kararı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 14. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacıların kurucu intifa senetleri ile hak sahibi oldukları davalı … Genel Sigorta A.Ş.nin kısmî bölünmesi sonucu kurulan diğer davalı ….nin kurucu intifa senedi ihdas etmemesi nedeniyle tazminat talep edip edemeyecekleri noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 16. Anonim şirketlerde bölünme, şirketin mal varlığı ile yükümlülüklerinin bölümlere ayrılarak diğer şirketlere devredilmesi olarak tanımlanabilir. Başka bir anlatımla şirketin mal varlığının ve yükümlülüklerinin tümünün yahut bir kısmının bölünen şirketten ayrılarak kül hâline mevcut yahut yeni kurulacak bir şirkete yahut şirketlere tasfiyesiz olarak devredilip karşılığında devralan şirketteki payların ve hakların bölünen (devreden) şirketin ortaklarının yahut bölünen şirketin bizzat kendisinin devralması, şirket bölünmesini ifade etmektedir (Poroy, Reha/Tekinalp, Ünal/Çamoğlu, Ersin: Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, … 2009, s. 143; Pulaşlı, Hasan: Şirketler Hukuku Şerhi, Ankara 2022, C. I, s. 331, 332). 17. Bu işlem sırasında şirketin bölünen mal varlığı ile yükümlülükleri, tasfiyesiz olarak devralan şirkete intikal ederek karşılığında devreden şirketin ortakları yahut bizzat devreden şirketin kendisi, devralan şirketlerde ortaklık ve diğer hakları tek işlemle ve kendiliğinden kazanırlar. Bu anlamda bölünmeye konu mal varlığına bağlı bütün hak ve yükümlülükler devralan şirkete geçmekle bu geçiş, tek bir işlem ile kendiliğinden gerçekleşir (Pulaşlı, s. 333). 18. Anonim şirketlerde bölünme, tam bölünme ve kısmî bölünme olarak iki şekilde gerçekleşir. Tam bölünmede şirketin mal varlığı bölümlere ayrılarak diğer şirketlere devredilir, devreden şirket ortakları devralan şirketlerde paylar ve haklar elde ederler. Tam bölünme suretiyle devreden/bölünen şirket ise tasfiyesiz olarak sona ererek unvanı ticaret sicilinden terkin edilir. Devralan şirketler hâlihazırda mevcut olan şirketler olabileceği gibi yeni kurulan şirketler de olabilir. Bu şekilde devreden şirketin payları itfa olunarak bu şirketin ortakları, devralan şirketlerin paylarını/haklarını iktisap ederek bölünmeyle sona eren şirketteki hakları ikame edilir (İpekel Kayalı, Ferna: Şirketler Hukuku Şerhi, Editör Kemal Şenocak, Cilt I, Ankara 2023, s. 374). 19. Kısmî bölünmede ise şirketin mal varlığının bir veya birden fazla kısmı mevcut yahut yeni kurulmuş şirketlere devredilerek devreden şirket varlığı muhafaza edilir. Devreden şirketin ortakları, devralan şirket yahut şirketlerin pay ve haklarını iktisap edebileceği gibi devreden şirket de devredilen mal varlığı karşılığında devralan şirketlerdeki pay ve hakları elde ederek yavru şirketini oluşturabilir. Tam bölünmeden farklı olarak kısmen bölünen şirket mal varlığının sadece bir bölümünü kendisinden ayırarak bu kısmı bir ortaklığa devretmekle yetinebilir (Tekinalp Ünal: Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, … 2015, s. 726; 727, İpekel Kayalı, s. 377). 20. Kısmî bölünmede de bölünen mal varlığı mevcut bir şirkete devredilebileceği gibi devralan şirket yeni bir şirket de olabilir. Bu kapsamda öğretide de, şirketin bölünen mal varlığının hâlihazırda mevcut olan bir ortaklığa devredilerek gerçekleştirilen kısmî bölünme “devralma yoluyla bölünme”, ayrılan mal varlığının bölünme çerçevesinde yeni kurulacak bir şirkete devredilerek gerçekleştirilen bölünme ise “yeni kuruluş yoluyla bölünme” olarak adlandırılmaktadır (Pulaşlı, s. 336, 337). 21. Anonim şirket bölünmelerindeki başka bir ayrım ise oranların korunduğu (simetrik) bölünme ile oranların korunmadığı (asimetrik) bölünmedir. Bu ayrım, bölünen şirket ortaklarının bölünme işleri sırasındaki payları ile ortaklık haklarının ne şekilde korunacağında ve devralan şirketteki hakların ne şekilde devreden şirket ortaklarına tahsis edileceğinde önem arz eden bir ayrımdır. Bu anlamda simetrik bölünmede; devreden şirket ortaklarına devralan şirkette, devreden şirketteki mevcut payına uygun oranda pay tahsisi söz konusu iken asimetrik bölünmede ise bölünmeye katılan bazı veya tüm şirketlerde, devreden şirketteki mevcut paylarının oranına göre değişik oranlarda şirket payları tahsisi söz konusu olur. 22. Uyuşmazlık kapsamında davalı …nin kısmî bölünme işleminin gerçekleştiği ve dava tarihi itibariyle olaya uygulanacak olan 6762 sayılı TTK’da şirketlerin birleşmeleri yahut tür değiştirmeleri hakkında bir takım düzenlemeler mevcut iken şirket bölünmesi kurumuna dair herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. Öte yandan şirketlerin birleşme ve tür değiştirmeleri kadar bölünmeleri de bir ihtiyaç olup bu ihtiyaç ilk olarak uyumlaştırma çalışmaları kapsamında Avrupa Topluluğunun (Avrupa Birliği) 1982 tarihli ve 82/891/AET sayılı 6 ncı Yönergesi (Altıncı Yönerge) ile hükme bağlanmıştır. Bu yönerge de şirketlerin bölünme usulü, 1978 tarihli ve 78/855/AET sayılı 3 üncü Yönergeye yapılan atıfla hüküm altına alınmış olup bu düzenleme ile topluluk (birlik) üyesi ülkelerin mevzuatlarında şirket bölünmesine dair yapacakları düzenlemelerde nazara alınması gereken esaslara ve kurallara işaret edilmiştir. 23. Türk Hukukunda ise ilk olarak bazı Bakanlar Kurulu kararları ile kanun hükmünde kararnamelerde “bölünme” kavramı kullanılmış olmakla birlikte en önemli düzenlemelerden ilki; 4684 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile değişik 5422 Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (5422 sayılı KVK) 38 inci maddesi olup anılan hükümde sermaye şirketlerinin bölünme ve pay değişimlerinde vergi hukukuna dair ilkeler ihdas edilmiştir. Bölünme hususunda bir diğer kaynak; 5422 sayılı KVK’nın 38 inci maddesi, 6762 sayılı TTK’nın 274 üncü maddesi ve 3143 sayılı Sanayi ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un (3143 sayılı Kanun) 33 üncü maddesine dayalı olarak çıkarılan ve 25231 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan 16.09.2003 tarihli Anonim ve Limited Şirketlerin Kısmî Bölünme İşlemlerinin Usul ve Esaslarının Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ (Kısmî Bölünme Tebliği) olup Kısmî Bölünme Tebliği ile kısmî bölünmenin maddi hukuka ilişkin kısmı düzenlenerek şirketlerin kısmî bölünmesine işlerlik kazandırılmıştır. Bir diğer yasal düzenleme ise 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 19 ve 20 nci maddeleri olup anılan hükümlerde bölünme türleri ile bu tür bölünme işlemleri, vergi hukuku kapsamında düzenleme altına alınmıştır. 24. Davalı şirketlerin bölünme işlemlerinin gerçekleştiği tarih ile dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 sayılı TTK’nın şirketlerin bölünmesine dair hüküm içermemesi sebebiyle yukarıda anılan mevzuat hükümleri, uyuşmazlığın niteliğine uygun düştüğü ölçüde somut olayda uygulama alanı bulacaktır. 25. Anonim şirketler kısmî bölünme işlemleri sırasında devreden şirketteki pay sahiplerinin yanında alacaklılar ve diğer hak sahiplerinin de korunması gerekmekte olup diğer hak sahiplerinin kapsamına şirkette intifa hakkı sahibi olan kişiler de girmektedir. Bu anlamda Kısmî Bölünme Tebliği’nin 8 inci maddesinde bölünmeye katılan … ve limited şirketlerin pay sahiplerinin ve intifa hakkı sahiplerinin hakları ile ilgili 6762 sayılı TTK hükümlerinin saklı olduğu belirtilmiştir. Bu anlamda bölünme sözleşmesinde düzenlenmesi gereken hususların işaret edildiği aynı Tebliğin 10 uncu maddesinin 4 üncü bendinde de; devreden şirketin ortaklarının haklarının devralan şirket nezdindeki durumları ile devralan şirketin devreden şirketten imtiyazlı paylara, intifa hakkı sahiplerine ne türlü haklar verildiğinin belirtilmesi gerektiği açıkça düzenlenmiştir. 26. Nitekim bu hususta, Altıncı Yönergenin 13 üncü maddesinde de; devreden şirkette paylar dışında özel hakları bünyesinde barındıran menkul kıymetleri ellerinde bulunduranlara, bu tür hakların değiştirilmesi için hak sahiplerince (ulusal hukuki düzenlemelerde böyle bir toplantının öngörülmesi şartıyla) yapılacak olan toplantı ile onay verilmedikçe veya bu tür haklara sahip olanların bireysel olarak anılan haklarda değişikliğe izin vermiş olmadıkça veyahut bu haklar uygun karşılığında satın alınmadıkça, devralan şirketler nezdinde eşdeğer nitelikte haklar tanınması gerektiği düzenlenmiştir. Bu düzenlemede belirtilen ve ortaklık dışında özel hakları bünyesinde barındıran menkul kıymetlerden biri de; TTK’nın 402 ve devamındaki maddelerinde düzenlenen intifa senetleri olup bu kapsama aynı Kanun’un 298 inci maddesinde düzenlenen ve intifa senedinin özel bir türü olan kurucu intifa senetleri de dâhildir. 27. Gelinen aşama ve uyuşmazlık kapsamı itibariyle anonim şirketlerde intifa senedi ve somut uyuşmazlık özelinde kurucu intifa senetlerinin nitelikleri üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. 28. Türk Ticaret Kanunu’nun 402 nci maddesinde düzenlenen intifa senetleri; sahibine sadece 6762 sayılı TTK’nın 403 üncü maddesinde sınırlı şekilde sayılan hakları sağlayan, pay sahipliği hakları bahşetmeyen kıymetli evrak ve bazen de menkul kıymet niteliğini bünyesinde muhafaza eden senetler olarak tanımlanabilir. Bu senetler hisse senetleri gibi sermayenin belirli bir oranını temsil etmediklerinden pay sahipliğinden kaynaklanan hakları sağlamaz. Pay sahipleri, kurucular, şirket alacaklıları ve benzer nedenlerle şirket ile ilgili olanlar lehine intifa senetleri çıkarılabilir. 6762 sayılı TTK’nın 403 üncü maddesi gereği intifa senetlerine tanınacak haklar; safi kazanca veya tasfiye neticesine iştirak yahut yeni çıkarılacak hisse senetlerini alma olarak sınırlı şekilde sayılmıştır (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, s. 700; Pulaşlı, C. III, s. 2438; Doğanay, İsmail: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, … 2004, C. I, s. 1208; İmregün, Oğuz: Anonim Ortaklıklarda Kurucu Hisse Senetleri, İÜHFM, Doğumunun 100. Yılında Atatürk’e Armağan, C. XLV, 1982, s. 477-491., s. 478, 479, 480). 29. İntifa senedi sahibi, anonim şirket karşısında üçüncü kişi konumunda olup kanuni düzenlemeler gereği hak sahibine sağlanacak mal varlıksal menfaatler belirli koşulların gerçekleşmesine bağlıdır. İntifa senetleri esas sözleşme yahut esas sözleşme değişikliği ile ihdas edilebilecektir. Bu hakkın doğumu senet çıkarılmasına bağlı olmayıp bahse konu haklar, esas sözleşme ile doğarlar. Bu anlamda anonim şirket karşısında üçüncü kişi konumunda olan intifa hakkı sahipleri ile şirket arasındaki ilişkinin ortaklık bağına dayanmayan sözleşmesel nitelikte bir ilişki olduğu söylenebilir. Dolayısıyla intifa hakkı sahibi, anonim şirketin kurumsal yapısı dışında ve onun karşısında, kendisiyle sözleşme akdedilen bir taraf olarak konumlanmıştır (Aktaş Ertan, Betül: Şirketler Hukuku Şerhi, Editör Kemal Şenocak, Cilt III, Ankara 2023, s. 3181; İmregün, s. 487; Pulaşlı, s. 2438, 2439). 30. 6762 sayılı TTK döneminde intifa hakkı sahibi ile anonim şirket arasındaki sözleşmesel nitelikteki ilişki sebebiyle esas sözleşme ile tanınan hakların, hak sahiplerinin onayı olmaksızın şirket genel kurulu tarafından alınacak tek taraflı bir karar sonucu esas sözleşmeyi değiştirmek suretiyle değiştirilip kaldırılması mümkün değildir. Bu kapsamda şirket genel kurulu, ancak bu haklar ile ilgili esas sözleşme hükümleri ve kanunen tanınan yetkiler çerçevesinde karar alabilir (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, s. 702; Pulaşlı, C. III, s. 2439; Aktaş Ertan, s. 3181). Dolayısıyla şirketin sermaye artırımı, azaltılması, birleşme, bölünme, tür değişikliğine gidilmesi yahut sona erme ve tasfiye hâline girmesi gibi şirket kararlarında söz hakkı bulunmamakla birlikte bu işlemler sırasında gerçekleşecek hak ihlâllerinin niteliğine göre intifa hakkı sahiplerinin zararlarının tazminini talep hakları mevcuttur. 31. İntifa senet türleri arasında en çok karşılaşılan tür kurucu intifa senetleri olup bu senetler uygulamada “müessis senetler”, “kurucu senetler” yahut “kurucu hisse senetleri” olarak da adlandırılmaktadırlar. Bu intifa senetleri anonim şirketin kuruluşunda hizmeti geçenlere sarf ettikleri emek ve hizmetlerine karşılık olarak verilen senetlerdir. 6762 sayılı TTK’nın 279/2 nci maddesinin 5 inci bendi gereğince ani kuruluşta, aynı Kanun’un 289/3 üncü maddesi gereğince tedrici kuruluşta anonim şirket esas sözleşmesine hüküm konulmak ve tedrici kuruluşta bunların kuruluş genel kurulu tarafından kabul edilmesi suretiyle kurucular lehine bu nitelikte özel çıkarlar tanınabilir. Öte yandan kurucu intifa senet sahiplerine tanınabilecek menfaatler de sınırlı sayıda düzenlenmiştir. Bu kapsamda 6762 sayılı TTK’nın 298 inci maddesi gereğince hâsıl olacak kazançtan aynı Kanun’un 466/1 inci maddesinde yazılı yedek akçe ile pay sahipleri için yüzde beş kâr payı ayrıldıktan sonra kalanın onda biri kurucu intifa senet sahiplerine tahsis edilebilir (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, s. 706, 707; Doğanay, s. 901, 902) 32. Kurucu intifa senet sahipleri de diğer intifa senet sahipleri gibi şirket karşısında üçüncü kişi konumunda olduklarından şirket ile aralarındaki ilişki, yukarıda da bahsedildiği üzere sözleşmesel niteliktedir. Zira kurucu intifa senet sahiplerine sağlanan haklar, pay sahibine sağlanan haklar gibi ortaklık vasıtasıyla ortaya çıkan haklardan ziyade ortaklığa karşı sahip olunan haklardır. Bu anlamda şirket karşısında üçüncü kişi konumunda olan kurucu intifa senet sahipleri ile şirket arasındaki sözleşmesel niteliği haiz bu ilişkide yapılacak değişiklikler tarafların karşılıklı mutabakatını gerektirir. Esas sözleşme ile kurucu intifa senet sahiplerine tanınan haklar üzerinde hak sahiplerinin rızalarının dışında tasarrufta bulunulamaz. Şirket genel kurulu, kural olarak kurucu intifa senedi sahiplerinin haklarına doğrudan doğruya tecavüz edemeyeceği gibi, bu hakları dolayısıyla da ihlâl edemez. Bu anlamda şirketin genel kurulu vasıtasıyla kurucu intifa senet sahiplerine tanınan haklar, doğrudan veya dolaylı şekilde sınırlandırılamaz ve değiştirilemez (İmregün s. 486, 487,) 33. Kurucu intifa senet sahiplerine tahsis edilen haklarda şirket tarafından değişiklik yapılması için kural olarak hak sahiplerinin tamamının muvafakati aranmaz. Nitekim TTK’nın 403/3 üncü maddesi “İntifa senetleri sahipleri, 429 – 432 nci maddelere tabi bulunan bir heyet teşkil ederler. Şu kadar ki; intifa senetlerinin ihdası esnasında daha ağır hükümler konmuş olmadıkça bu heyet kararlarını mevcudun mutlak ekseriyetiyle verir.” hükmünü haiz olup bu kapsamda kurucu intifa senet sahiplerince oluşturulan bir kurulun kanun ve esas sözleşmede belirlenen esaslar çerçevesinde alacağı karar ile şirket tarafından tahsis edilen haklarda yapılacak olan değişikliklere muvafakat vermesi mümkündür. Ancak karşılıklı mutabakat olmaksızın şirket tarafından tek taraflı olarak gerçekleştirilecek tüm işlemler vasıtasıyla kurucu intifa senet sahiplerine sağlanan haklarda değişiklik yapılarak bu hakların doğrudan yahut dolaylı olarak ihlal edilmesi sonucu ortaya çıkan zararların tazmini gerekir. 34. Buradan hareketle kurucu intifa senet sahiplerini bünyesinde barındıran bir anonim şirketin bölünmesi/kısmî bölünmesi sırasında, kurucu intifa senedi sahiplerinin hakları gözetilmesi zorunlu olup bu hakların özüne doğrudan yahut dolaylı şekilde zarar verilmemesi gerekir. Bu durumda Kısmî Bölünme Tebliği’nin 8 inci maddesinde yer alan düzenlemeden hareketle; şirket ile sözleşmesel niteliği haiz bir ilişki içerisinde olan kurucu intifa senet sahiplerinin şirkete karşı sahip oldukları haklarının kısmî bölünme suretiyle ihlal edilmesinden kaynaklı olarak ortaya çıkabilecek zararlarının tazmin edilmesi gerekir. 35. Ayrıca Altıncı Yönergenin 13 üncü maddesinde de işaret edildiği üzere; kısmî bölünmeye tâbi olan bir şirkette kurucu intifa senedi sahipliği dolayısıyla hak sahibi olanlarla ilgili olarak, değişiklikler hakkında muvafakatleri alınmadıkça veya kısmî bölünme işlemi ile mahrum kaldıkları menfaatler tazmin edilmedikçe devralan şirketler nezdinde sahip oldukları haklara eşdeğer nitelikte hakların tahsis edilmesi gerekmektedir. Zira kısmî bölünen (devreden) şirketten bölünen ve bu suretle azalan mal varlığı dolayısıyla tahsis edilen menfaatlerin niteliğine göre kurucu intifa senet sahiplerinin zarara uğrama ihtimali söz konusu olabilecektir. Bu sebeple kısmî bölünmede devralan şirketin intifa senedi çıkarmamış olması nedeniyle bölünen şirketteki kurucu intifa sahiplerine tanınan özel haklar bakımından bölünme sonrasında bir zarar ortaya çıkması durumunda bu zararın giderilmesi gerekir. 36. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacılar murisi …’ın davalı …Ş. (Eski unvan: Türkiye Genel Sigorta A.Ş.) nezdinde hem pay sahibi hem de kurucu senedi (kurucu intifa senedi) sahibi olduğu, davalı …nin esas sözleşmesinin 53 üncü maddesinde kurucu intifa senedi sahiplerine şirket kârının bir kısmına iştirak hakkı tanındığı anlaşılmaktadır. 37. Davalı …nin 11.09.2007 tarihli olağanüstü genel kurul kararı kapsamında gerçekleştirilen kısmî bölünme işlemi neticesinde diğer davalı …. kurulmuş olup yeni kurulan şirkete davalı …nin aktifinde yer alan ve 74.000.000,00 TL kayıtlı değeri olan bir kısım iştirak payları aynî sermaye olarak devredilmiştir. Bu devir ile davalı …de kayıtlı sermaye azaltılmış olup aynî sermaye olarak diğer davalı ….ye devredilen iştirak hisselerinin değeri oranında davalı …nin pay sahiplerine …. nezdinde paylar verilmiştir. Bu kapsamda davacıların murisine devralan davalı şirkette 42 adet pay senedi tahsisi gerçekleştirilmiştir. 38. Kısmî bölüme işlemi sonrasında davalı …nin bilanço aktiflerinde yer alırken bölünme kapsamında devretmiş olduğu iştirak payları sebebiyle azalan sermayesi, eş zamanlı olarak enflasyon düzeltmeleri sonucu oluşan sermaye düzeltmesi olumlu farkları ile olağanüstü yedek akçe tutarları toplamı olan 74.000.000,00 TL ilaveyle yeniden 350.000.000,00 TL’ye yükseltilerek davalı …nin kayıtlı sermaye tutarı kısmî bölünme öncesindeki seviyeye çıkarılmıştır. Öte yandan bölünen şirketin sahip olduğu iştirak paylarının yeni kurulan şirkete sermaye olarak konulması ile herhâlükarda bölünen şirketin aktifinden çıkan söz konusu iştirak payları kadar sermayesi azalmıştır. Ayrıca kısmî bölünme sebebiyle eksilen sermayenin tamamlanması için iç kaynakların kullanımının davalı …nin aktifinde azalmaya neden olacağından sermayenin artırılması, davacıların yeni kurulan ….ye sermaye olarak konulan iştirak hisseleri üzerindeki haklarını ortadan kaldırmamaktadır. 39. Bunun yanında bölünen davalı …de davacılar lehine mevcut kurucu intifa senetleri, kısmî bölünme sonrası da mevcudiyetini korumuştur. Ancak bölünme sonrası iştirak paylarını aynî sermaye olarak devralan davalı …. nezdinde davacılar lehine kurucu intifa senedi ihdas edilmemiştir. Ayrıca kurucu intifa senet sahipleri olarak davacıların sahip olduğu safi kazanca iştirak hakkı kapsamında kısmî bölünme ve şirket içi kaynaklar kullanılmak suretiyle şirket sermayesinde yapılan işlemler neticesinde hakları etkilenen davacılar dâhil kurucu intifa hakkı sahiplerinden bu hususta usulüne uygun bir muvafakat da alınmamıştır. 40. Bu itibarla kısmî bölünme ile davalı …nin iştirak paylarının aynî sermaye olarak davalı ….ye devredilmiş olması ve devralan …. nezdinde davacılara Mapfre Sigorta A.Ş.de sahip oldukları kurucu intifa senetleri kapsamında sahip oldukları haklara eşdeğer hakların tanınmamış olması karşısında, kısmî bölünme sonucu devredilen iştirak payları üzerindeki davacıların kurucu intifa senedi sahipliğinden kaynaklanan haklarının tek taraflı olarak ihlâl edildiği açık olup bu ihlâl sebebiyle oluşan davacı zararlarının tazmini gerekir. 41. Neticeten davacıların kurucu intifa senetlerine dayalı olarak Mapfre Genel Sigorta A.Ş.ye karşı ileri sürebilecekleri talepler, bu şirkete ait kıymetlerin konulması sonucu kurulan ….ye ileri sürülebileceğinden, davalı ….de kurucu intifa senedi ihdas edilmemesi sonucu davacıların uğradığı zararların kurulan yeni şirket olan davalı …. tarafından karşılanması gerekmektedir. 42. Bu durumda mahkemece, davacıların kurucu intifa senedi kapsamında hak sahibi olduğu davalı …nin kısmî bölünmesi suretiyle kurulan davalı ….nin kurucu intifa senedi ihdas etmemesi nedeniyle davacıların bu şirketten uygun bir tazminat isteyebileceklerinin kabul edilerek yapılacak inceleme ve değerlendirme sonrasında hâsıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir. 43. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğundan onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 44. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 45. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3 üncü maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429 uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440 ıncı maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.05.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

Kısmi bölünme sözleşmesinde veya bölünme planında açıkça tahsisi yapılmamış ve sözleşmenin yorumuyla dahi tahsisi mümkün olmayan malvarlığı unsurları Türk Ticaret Kanunu m. 168/1-b gereğince bölünen devreden şirkette kalır. Bölünme planında yer almayan bir malvarlığının mahkemece adalet sağlama düşüncesiyle devralan şirkete aktarılmasına karar verilemez. Bölünme sözleşmesinde taşınmaz mülkiyetinin devri ve paylı mülkiyet kurulması iradesi yer almadıkça, yalnızca binaların devredilmiş olmasına dayanılarak arz üzerinde paylı mülkiyet hükümleri çerçevesinde tapu iptali ve tescil talep edilemez.

Yapısal değişikliklerde alacaklıların korunması için özel teminat kuralları getirilmiştir. Türk Ticaret Kanunu m. 157 gereğince birleşmeye katılan şirketler; alacaklılarına Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde yedişer gün aralıklarla yapacakları üç ilanla ve internet sitelerine koyacakları ilanla haklarını bildirirler. Alacaklılar birleşmenin hukuken geçerlilik kazanmasından itibaren üç ay içinde talepte bulunurlarsa devralan şirket alacakları teminat altına alır. Alacağın ifasının tehlikeye düştüğünün ispatlanmasına rağmen teminat gösterilmemesi durumunda alacaklı icra veya dava yoluna başvurabilir; diğer alacaklıların zarara uğramayacağı anlaşılırsa yükümlü şirket teminat göstermek yerine borcu ödeyebilir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/12540, K. 2016/7000Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/12540 E.  ,  2016/7000 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 11/06/2015 NUMARASI : 2014/1470-2015/417 Taraflar arasında görülen davada … 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11/06/2015 tarih ve 2014/1470-2015/417 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 31.05.2016 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … … ile davalı vekili Av. … … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı…Gayrimenkul Geliştirme Yatırım Danışmanlık A.Ş. ile 08.09.2011 tarihinde hizmet akdi imzaladığını, sözleşmenin 6.2 maddesine göre hak kazandığı ekstra bonus prim alacağının ödenmesini talep ettiğini, ödeme yapılmayınca iş mahkemesinde dava açtıklarını, dava açıldıktan sonra yukarıda anılan şirketin davalı ile birleşmesi nedeniyle fesholunduğunu, bunun üzerine birleşme nedeniyle zarara uğrayacaklarından bahisle TTK'nın 157. maddesi uyarınca 500.000 TL'nin ödenmesi veya teminat altına alınmasının istediklerini, bugüne kadar davalı tarafından ödeme yapılmadığı gibi, teminatta verilmediğini, iş mahkemesindeki menfaatlerinin birleşme nedeniyle tehlike altına girdiğini, TTK'nın 157. maddesine göre birleşmeye katılan şirketlerin alacaklıları, birleşmenin hukuken geçerlilik kazanmasından itibaren üç ay içinde istemde bulunurlarsa, devralan şirketin alacakları teminat altına alacağını, davacının rüçhanlı alacakları için korunmaya değer menfaati bulunduğunu, davalı tarafından alacakları ödenmeyip teminatta verilmediğinden birleştirme kararına itiraz ettiklerini ileri sürerek, 500.000 TL'nin ödenmesini veya teminat altına alınmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının aynı alacak talebine ilişkin olarak iş mahkemesinde dava açtığını, TTK'nın 157. maddesinde birleşmeye itiraz hakkı tanınmadığını, davacının alacak talebinin uyuşmazlık konusu olduğunu, alacağın varlığının iş mahkemesi kararı ile belirleneceğini, birleşmeden dolayı alacakların tehlikeye düşmeyeceğini, birleşme sonrası davalı şirketin özvarlığının 34.898.267,79 TL olduğunu, davalının 10 alışveriş merkezinin yöneticiliğini yaptığını, borca batıklık durumu bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacının hizmet akdini imzaladığı… Gayrimenkul Geliştirme Yatırım Danışmanlık AŞ.'nin davalı ile birleştiği, davacının muaccel bir alacağı bulunmadığı, iş mahkemesine açılan davanın halen derdest olduğu, TTK'nın 157. maddesinin, 6762 sayılı TTK'nın 150. maddesi gibi birleşme kararına karşı mahkemeye müracaat hakkı tanımadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, 6102 sayılı TTK 157/1 maddesinden kaynaklanan şirket birleşmesi nedeniyle, birleşen şirketin alacaklısının alacağının ödenmesi veya teminat altına alınmasına ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; davacı tarafından hizmet akdine dayalı alacağın belirlenmesi için açılan davanın derdest olduğu, muaccel bir alacağın bulunmadığı, 6102 sayılı TTK 157 maddesinin, 6762 sayılı TTK 150 maddesi gibi birleşme kararına karşı itiraz ve mahkemeye müracaat hakkını alacaklıya tanımadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. TTK 157/1 maddesi ile "birleşmeye katılan şirketlerin alacaklıları birleşmenin hukuken geçerlilik kazanmasından itibaren üç ay içinde istemde bulunurlarsa, devralan şirket bunların alacaklarını teminat altına alır" düzenlemesi getirilmiştir. Bu hükmün amacı alacaklıların, birleşmenin hukuki geçerlilik kazanmasından sonra teminat vasıtası ile korunması, birleşmede alacaklıların ve şirketin menfaatleri arasında denge kurulması suretiyle, alacaklıların uygun bir şekilde korunmasının sağlanmasıdır. Burada gösterilecek teminatların, şirketin malvarlığını bağlı hale getirecek olması, şirketin mali durumunu olumsuz etkileyebileceği düşüncesiyle teminat altına alma, birleşmenin alacağın ifasını tehlikeye düşürmesi koşuluna bağlanmıştır. Bu durumda alacaklının alacağını birleşmenin hukuki geçerlilik kazandığı andan itibaren devreden şirket tescille birlikte infisah edeceği için bir teminat göstermekle yükümlü olan şirketin devralan şirket olacağı, talebin TTK 157 maddesindeki şartlara uygun olarak yapılması ve alacağın ifasının birleşme nedeniyle tehlikeye düştüğü ispatlanmış ise şirketin teminat gösterme yükümlülüğünün bulunduğu, şirketin teminat göstermemesi halinde alacaklının icra veya dava yoluna başvurabileceği, (Dr. Hülya Coştan – TTK Tasarısı Hükümlerine göre A.Ş.'nın Birleşme, Bölünme ve Tür Değiştirme Yoluyla Yeniden Yapılanmasında Alacaklının Korunması 2009/IX s. 211) hususları nazara alınarak değerlendirme yapılması gerekirken yukarıdaki gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış kararın bu nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Yukarıda açıkanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.350 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 27/06/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 157Kaynağı aç
MADDE 157- (1) Birleşmeye katılan şirketlerin alacaklıları birleşmenin hukuken geçerlilik kazanmasından itibaren üç ay içinde istemde bulunurlarsa, devralan şirket bunların alacaklarını teminat altına alır. (2) (Değişik: 26/6/2012-6335/12 md.) Birleşmeye katılan şirketler; alacaklılarına, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde, yedişer gün aralıklarla üç defa yapacakları ilanla ve ayrıca internet sitelerine konulacak ilanla haklarını bildirirler. (3) (Mülga: 26/6/2012-6335/12 md.) (4) Diğer alacaklıların zarara uğramayacaklarının anlaşılması hâlinde, yükümlü şirket teminat göstermek yerine borcu ödeyebilir. b) Ortakların kişisel sorumlulukları ve iş ilişkilerinin geçmesi
Denkleştirme davasını hangi şirket ortakları açabilir?

Türk Ticaret Kanunu m. 191 kapsamındaki denkleştirme davasını yalnızca devrolunan şirketin ortakları değil; pay ve haklarının korunmadığını ileri süren devrolunan, bölünen, devralan ve tür değiştiren tüm şirket ortakları açma hakkına sahiptir.

Denkleştirme davası açılması yapısal işlemi durdurur mu?

Hayır, Türk Ticaret Kanunu m. 191/4 uyarınca ortaklık paylarının ve haklarının korunmasını inceleme davası açılmış olması birleşme, bölünme veya tür değiştirme kararının geçerliliğini etkilemez.

İptal davası açabilmek için genel kurulda muhalefet şerhi yazdırmak şart mıdır?

Hayır, Türk Ticaret Kanunu m. 192 uyarınca açılacak iptal davasında ortağın karara olumlu oy vermemiş olması ve bu durumun tutanağa geçirilmesi yeterlidir; genel iptal davasından farklı olarak oylamadan sonra ayrıca muhalefet şerhi yazdırma şartı aranmaz.

İptal davasında davacıdan teminat göstermesi istenebilir mi?

Hayır, yapısal değişiklik kararlarının iptali davalarında Türk Ticaret Kanunu m. 448/3 hükmü kıyasen uygulanamaz; davacının teminat yatırmadığı gerekçesiyle dava usulden reddedilemez.

İptal davasında eksiklik tespit edilirse mahkeme nasıl karar verir?

Türk Ticaret Kanunu m. 192/3 uyarınca işlemde bir eksiklik bulunması hâlinde mahkeme taraflara eksikliğin giderilmesi için süre verir; hukuki sakatlık verilen sürede giderilemezse kararı iptal eder ve gerekli önlemleri alır.

Denkleştirme davası açmak için genel kurulda ret oyu vermek zorunlu mudur?

Hayır, denkleştirme davasında (TTK m. 191) tek şart davanın kararın ilanından itibaren iki aylık hak düşürücü süre içinde açılmış olmasıdır; iptal davasındaki gibi genel kurulda ret oyu kullanma ve tutanağa işletme şartı aranmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu