Bina İçinde Muhafaza Altına Alınan Eşya Hırsızlığı

by Avukat Erdal Ersoy
Bina İçinde Muhafaza Altına Alınan Eşya Hırsızlığı

Suçun Tanımı ve Temel Yasal Çerçevesi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 141. maddesinin birinci fıkrasında hırsızlığın temel şekli tanımlanmış olup, zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kişiye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir. Buna karşın eylemin herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında işlenmesi halinde, TCK m. 142/2-h uyarınca beş yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun E. 2014/446, K. 2018/37 sayılı kararında açıklandığı üzere, TCK m. 142/1-b bendi yürürlükten kaldırılarak ilga edilen bendin metni korunmak suretiyle TCK m. 142/2-h bendi olarak düzenlenmiş ve bu nitelikli halin yaptırımı değiştirilmiştir. Öte yandan TCK m. 142/2'deki üçte bir oranına kadar ceza artırımı, yalnızca bu fıkranın (b) bendinde belirtilen surette ve failin beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumdaki kişilere karşı eylemde bulunması haline bağlanmıştır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 141Kaynağı aç
Madde 141- (1) Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. (2) (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.) Nitelikli hırsızlık[64]
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 142Kaynağı aç
Madde 142- (1) Hırsızlık suçunun; a) Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında, b) (Mülga: 18/6/2014-6545/62 md.) c) Halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı içinde veya bunların belli varış veya kalkış yerlerinde bulunan eşya hakkında, d) Bir afet veya genel bir felaketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında, e) Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında, f) (Mülga: 2/7/2012-6352/82 md.) İşlenmesi hâlinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (2) Suçun; a) Kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanarak, b) Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle, c) Doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya kargaşadan yararlanarak, d) Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak veya kilitlenmesini engellemek suretiyle, e) Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle, f) Tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı halde resmi sıfat takınarak, g) (…)64 büyük veya küçük baş hayvan hakkında, h) (Ek: 18/6/2014-6545/62 md.) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında, İşlenmesi hâlinde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Suçun, bu fıkranın (b) bendinde belirtilen surette, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kimseye karşı işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranına kadar artırılır.[65] (3) Suçun, sıvı veya gaz hâlindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde işlenmesi halinde, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır ve onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.[66] (4) (Ek: 6/12/2006 – 5560/6 md.) Hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlâli veya mala zarar verme suçunun işlenmesi halinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet aranmaz. (5) (Ek: 18/6/2014-6545/62 md.) Hırsızlık suçunun işlenmesi sonucunda haberleşme, enerji ya da demiryolu veya havayolu ulaşımı alanında kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması hâlinde, yukarıdaki fıkralar hükümlerine göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır. Suçun gece vakti işlenmesi
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/446, K. 2018/37Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2014/446 E.  ,  2018/37 K. "İçtihat Metni" Kararı veren Yargıtay Dairesi : 13. Ceza Dairesi Mahkemesi :Asliye Ceza Günü : 23.06.2011 Sayısı : 117-279 Sanık …'in nitelikli hırsızlık suçundan TCK'nun 142/2-d, 290/2-son, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 4.500 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin Erzincan 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.06.2011 gün ve 117-279 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 15.04.2014 gün ve 16564-14129 sayı ile; "…Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; 1-Haksız yere elde bulundurulan anahtar, sahibinin rızası olmaksızın herhangi bir şekilde elde edilen gerçek anahtardır. Anahtarı haksız yere elde bulundurmak, sahibinin kaybettiği anahtarı bulmak, sahibinin sakladığı anahtarı buradan almak, sahibini hataya düşürerek veya çalarak ya da hile ile ele geçirmeyi ifade eder. Somut olayda; sanık …'in daha önce şirketinde çalışan elemanlarından temin ettiği yedek anahtar ile hacizli aracı çalıştırıp götürmesi şeklindeki eylemi 5237 sayılı TCK'nun 290/2. maddesi yollaması ile hırsızlık suçunu oluşturur ise de, anahtarın haksız yere elde bulundurulduğundan bahsedilemeyeceği, bu nedenle eylemin 5237 sayılı TCK'nun 142/1-b maddesine uyacağı gözetilmeden yazılı şekilde uygulama yapılarak fazla ceza tayini…" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 23.05.2014 gün ve 312711 sayı ile; "…Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak suretiyle suçun işlenmesinde, yasada haksızlığın ne suretle olacağı açık olarak tarif edilmemiş ise de, öğreti ve uygulamada bu husus açıklığa kavuşturulmuş bulunmaktadır. Açılan kilidin anahtarının kolaylıkla bulunması mümkün olmayan şekilde durduğu yerden fail tarafından ele geçirilerek alınması olarak kısaca tarif edilen bu hâlde, Yüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesi itiraz üzerine verdiği bir kararında, dükkân sahibinin kepengini kapatırken akşam üzeri dükkânın önünde unuttuğu otomobil anahtarını ertesi gün burada bulup yakındaki park halinde bulunan aracı çalan sanığın eyleminde anahtarın haksız şekilde ele geçirildiğini kabul etmiştir. Sanığın firması adına kayıtlı bulunan araç icra müdürlüğünün takip dosyası sebebiyle 06.04.2006 tarihli haciz tutanağı ile anahtarı ve ruhsatı alınarak yediemine teslim edilmiştir. Yapılan haciz işleminin hukuki mahiyeti itibarıyla sanığın artık araç ile irtibatı kesilmiş, araç üzerinde borç ödenene veya haciz kaldırılana kadar hukuki ve fiiili hâkimiyeti ortadan kalkmıştır. Yüksek Daireniz, benzer konudaki 06.03.2014 gün 9219-7905 sayılı kararında da 'sanığın haciz eylemi nedeniyle teslim edilmesi gereken yedek anahtarı alıp aracı götürmesini' TCK'nun 142/2-d maddesi kapsamında saymıştır. Bu nedenle mahkemenin uygulamasının doğru olup hükmün onanması gerekmektedir" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 05.06.2014 gün ve 22574-20130 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI İtirazın kapsamına ve Özel Dairenin itiraz üzerine verdiği karara göre inceleme, sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin TCK’nun 142/1-b maddesi kapsamında mı yoksa aynı Kanunun 142/2-d maddesi kapsamında mı kaldığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; ….Gıda Limited Şirketinin ortağı ve yetkili müdürü olan sanığın, adı geçen şirket adına kayıtlı olan ve borç nedeniyle Erzincan 1. İcra Müdürlüğünce haczedilerek yediemin …'ın çalıştığı iş yerinin otoparkına bırakılan suça konu 24 DS 997 plakalı aracı, kendisindeki yedek anahtar ile çalıştırıp bulunduğu yerden götürdüğü, Suça konu aracın, ….Gıda Limited Şirketi adına 19.10.2004 tarihinde tescil edildiği ve araç üzerinde İş Bankasına ait aynı tarihli rehin şerhinin bulunduğu, Erzincan 1. İcra Müdürlüğünce düzenlenen 06.04.2006 tarihli haciz tutanağında; ….Gıda Limited Şirketi adına kayıtlı 24 DS 997 plakalı 2005 model aracın, Fırat Yem isimli fabrikanın bahçesinde bulunarak burada fiilen haczedildiği ve aracın anahtarı ile birlikte fabrika çalışanı …'a yediemin olarak teslim edildiği bilgilerine yer verildiği, 18.06.2006 tarihli tutanakta; yediemin …'ın, aracın çalındığı yönündeki müracaatı üzerine yapılan tahkikat sonucunda, suça konu aracın inceleme dışı sanık …'un ikametinin önünde plakaları sökülmüş hâlde bulunduğu, kapı ve kontak bölümünde zorlama izi olmayan aracın, yedek anahtarı ile çalındığı tespitlerinin yapıldığı, Anlaşılmaktadır. Mağdur …; yediemin olarak kendisine teslim edilen aracın, çalıştığı fabrikanın bahçesinde kapı ve camları kilitli bir şekilde park halinde bulunduğu sırada çalındığını, aracın kontak anahtarının sürekli kendisinde bulunduğunu, ancak araca ait başka bir anahtar olup olmadığını bilmediğini, Tanık …; patronu olan sanığa ait suça konu aracı zaman zaman kendisinin kullandığını, söz konusu aracın sanığın arkadaşı olan ….. tarafından olay tarihinden önce kendisinden alındığını, olay günü ise sanığın isteği üzerine aracın yedek anahtarını tanık …'e verdiğini, Tanık …; suça konu aracın sanığın yetkilisi olduğu …. isimli şirket adına kayıtlı olduğunu, kendisinin de bu şirkette çalıştığını, şirketin iflas etmesi üzerine şehir dışına çıkan sanığın, aracı orijinal anahtarı ile birlikte …..'na bıraktığını, sonrasında aracın yedek anahtarının aynı şirkette çalışan … tarafından …'e ulaştırılmak üzere kendisine verildiğini, Tanık …; sanığın, işçisi vasıtasıyla kendisine bir araba anahtarı gönderdiğini, birkaç gün sonra da yanına gelerek bu anahtarı aldığını, daha sonra gelişen olayları bilmediğini, İnceleme dışı sanık …; önceden tanıdığı sanığın kendisini telefonla arayarak tarif ettiği yerde bulunan aracını almasını istediğini, bunun üzerine suça konu aracı bulunduğu yerden alıp evine götürdüğünü, aracı aldığı sırada kapılarının açık olduğunu, anahtarın ise şoför koltuğunun üzerinde bulunduğunu, bu anahtarın yedek anahtar olup olmadığını bilmediğini, İfade etmişlerdir. Sanık …; yetkili müdürü ve ortağı olduğu …. Limited Şirketinin iflas etmesi nedeniyle şehir dışına çıktığını, şirket adına kayıtlı suça konu aracını ise arkadaşı …..'na bıraktığını, araç üzerinde banka rehni bulunduğunu, borcunu ödeyemediği için alacaklı banka tarafından icra kanalıyla alınan aracının yediemine teslim edildiğini, tanık …'in aracı nasıl aldığını bilmediğini, atılı suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur. Hırsızlık suçunun basit hâli TCK’nun 141. maddesinin birinci fıkrasında; "Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir" şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre hırsızlık suçu; başkasına ait taşınabilir bir malı, sahibinin (zilyed) rızası olmaksızın faydalanmak kastı ile bulunduğu yerden almaktır. Hırsızlık suçunun basit hâlinin oluşması için, başkasına ait taşınabilir eşyanın suçun nitelikli hâllerinde belirtilen şekiller dışında çalınması gerekir. Suçun nitelikli hâlleri aynı Kanunun 142. maddesinde sayılmış, suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde; herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında, ikinci fıkrasının (d) bendinde ise; haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak suretiyle işlenmesi hâlleri nitelikli hırsızlık suçu olarak yaptırıma bağlanmıştır. 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 62. maddesiyle TCK'nun 142. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yürürlükten kaldırılmış, ilga edilen bendin metni korunmak suretiyle aynı maddenin ikinci fıkrasına (h) bendi olarak eklenmiş, ikinci fıkranın (d) bendine "kilit açmak" ibaresinden sonra gelmek üzere "veya kilitlenmesini engellemek" ibaresi eklenmiş, birinci fıkradaki “iki yıldan beş yıla kadar hapis” şeklindeki yaptırım “üç yıldan yedi yıla kadar hapis” olarak, ikinci fıkradaki “üç yıldan yedi yıla kadar hapis” şeklindeki yaptırım ise “beş yıldan on yıla kadar hapis” olarak değiştirilmiştir. Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle, TCK'nun 142. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde iki ayrı nitelikli hâl düzenlenmiş olup, birincisi herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış olan eşyanın çalınmasıdır. Bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için eşyanın, herkesin girebileceği bir yerde bulunmasının yanında, kilitlenmek suretiyle de muhafaza altına alınmış olması gerekir. Madde gerekçesinde, "Ancak bina tanımına girmeyen bir yerde, örneğin otomobilde bulunan eşya hakkında muhafaza altına alınma koşulu aranmış; böylece kapıları kilitli olmayan veya camları kapatılmamış bir otomobildeki eşyanın çalınması hâlinde nitelikli hırsızlık kabul edilmemiştir" denilmek suretiyle bu husus belirtilmiştir. Herkesin girebileceği yerden, cadde, sokak, pazar yeri veya meydan gibi hiçbir sınırlama, engel olmadan kişilerin girme imkânı bulunan kamuya açık yerler anlaşılmalıdır. Fıkrada belirtilen ikinci nitelikli hâl ise, bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşyanın çalınmasıdır. Bu nitelikli hâlde öngörülen "bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmaktan" anlaşılması gereken, mutlaka belli bir yere kilitlemek ya da gizlemek olmayıp, eşyanın bina veya eklentisi içinde bulundurulmuş olması yeterlidir. Suç tarihinde yürürlükte bulunan hâliyle TCK'nun 142. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde düzenlenen hırsızlık suçunun oluşması için; eylemin haksız yere elde bulundurulan gerçek veya taklit anahtar ya da diğer bir aletin anahtar boşluğuna sokulması suretiyle kilit açılarak gerçekleştirilmesi, diğer bir anlatımla kilidin, hırsızlık fiilini işlemek veya çalınmış malı başka bir yere nakletmek amacıyla açılmış olması gerekmektedir. Kilidin muhafaza altına alma görevini yerine getirmesi yeterli olup, ayrıca muhkem olmasına gerek yoktur. Haksız yere elde bulundurulan anahtar, sahibi ya da zilyedinin rıza ve haberi olmadan herhangi bir şekilde ele geçirilen anahtardır. Suçun, geri verilmek üzere veya başka bir amaçla kullanmak için alınan gerçek anahtarla işlenmesi de bu kapsamda değerlendirilmelidir. Ancak, anahtar faile mağdur tarafından verilmiş ve verme iradesi de kilidin açılarak hırsızlık suçunun işlenmesi aşamasında devam ediyor ise bu nitelikli hâl uygulanamayacaktır. Hırsızlık suçu ile korunan hukuki yarar mülkiyet hakkı ile birlikte zilyetliktir. Kanunda "zilyet" kelimesi ile "başkasına ait" olma kelimesi aynı anda kullanılmıştır. Bu şekilde kanun koyucu, iki farklı hukuki duruma aynı anda yer vererek hırsızlık suçunda zilyetlik ile mülkiyeti ayırmış, her ikisini de koruma altına almıştır. Suçun maddi konusu ise başkasına ait taşınır maldır. Bu nedenle malın malikinin bu suçun faili olması mümkün değildir. Ancak bu durumun bir istisnası TCK'nun 290. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Uyuşmazlık konusunu ilgilendiren TCK'nun “Resmen teslim olunan mala elkonulması ve bozulması” başlığını taşıyan 290. maddesinin ikinci fıkrası; "Muhafaza edilmek üzere başkasına resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş olan taşınır malın bu kişinin elinden rızası dışında alınması hâlinde hırsızlık, cebren alınması hâlinde yağma, hileyle alınması hâlinde dolandırıcılık, tahrip edilmesi hâlinde mala zarar verme suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Kişinin bu malın sahibi olması hâlinde, verilecek cezanın yarısından dörtte üçüne kadarı indirilir” şeklinde düzenlenmiş olup, bu özel düzenleme ile malikin kendi malı üzerinde hırsızlık suçunu işleyebileceği kabul edilmiştir. Suçun konusunu oluşturan “haczedilmiş mal” öğretide; kesinleşmiş bir icra takibine konu olan belli bir para alacağının ödenmesini sağlamak için bu hususta talepte bulunan alacaklı lehine söz konusu alacağı karşılayacak miktar veya değerdeki mala icra dairesi tarafından hukuken el konulması olarak tanımlanmıştır. (Baki Kuru, Ramazan Arslan, Ejder Yılmaz, İcra İflas Hukuku, Ankara 2010, s; 229) TCK'nun 290. maddesinin ikinci fıkrasındaki suç, “başkasına resmen teslim edilen” taşınır mala karşı, diğer bir kimse tarafından işlenilmektedir. Ancak bu suçun oluşabilmesi için, muhafaza edilmek üzere yapılan teslim işinin hukuken geçerli ve yöntemine uygun biçimde gerçekleştirilmiş bulunması gerekir. Suç tarihinde, malı elinde bulunduran muhafızın bu görevinin hukuken sürüyor olması da aranmalıdır. (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, C. 6, s. 8531) Bu tür malların, malın sahibi dışında üçüncü şahıslar tarafından çalınması hâlinde TCK'nun 290. maddesinin ikinci fıkrası gereği hırsızlık suçuna ilişkin hükümler uygulanacak, malın sahibi tarafından çalınması hâlinde ise TCK'nun 290. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi gereği, hırsızlık suçu hükümleri uyarınca verilecek cezanın yarısından dörtte üçüne kadarı indirilecektir. Ayrıca Kanun koyucunun yaptığı atıf ifadesinin; “…suçuna ilişkin hükümler uygulanır” biçiminde olması karşısında, 290. maddenin ikinci fıkrasında diğer suç tiplerine yapılan atıfların, ilgili suç tiplerinin tüm unsurlarına yapılmış olduğunun ve ilgili suç tipinde öngörülen nitelikli hallere de atıf yapıldığının kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Fiilin niteliğine göre ilgili suçun basit ya da nitelikli şekli ile ceza verilmelidir.(Yaşar-Gökcan-Artuç, s. 8531) Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; ….Gıda Limited Şirketinin ortağı ve yetkili müdürü olan sanığın, adı geçen şirket adına kayıtlı olup, borç nedeniyle Erzincan 1. İcra Müdürlüğünce haczedilerek yediemin …'ın çalıştığı iş yerinin otoparkına bırakılan suça konu 24 DS 997 plakalı aracı, kendisindeki yedek anahtar ile çalıştırıp bulunduğu yerden götürdüğü olayda; kesinleşmiş icra takibi sonrası haczedilerek yediemine teslim edilen suça konu araç üzerinde borç ödenene veya haciz kaldırılana kadar tasarruf ehliyeti ortadan kalkan sanığın, araca ait tüm anahtarları teslim etmesi gerekirken gizleyip uhdesinde tutmak suretiyle haksız yere elinde bulundurduğu yedek anahtar ile hacizli aracı çalıştırarak götürmek şeklindeki eyleminin, TCK'nun 290. maddesinin 2. fıkrasındaki atfın hırsızlık suçunun nitelikli hâllerini de kapsadığı hususu göz önüne alındığında, aynı Kanunun 142. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendinde düzenlenen nitelikli hırsızlık suçunu oluşturduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin bozma kararının sanık … yönünden kaldırılmasına, hükmün esasının incelenmesi için dosyanın Yargıtay 13. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmedir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 15.04.2014 gün ve 16564-14129 sayılı bozma kararının sanık … yönünden KALDIRILMASINA, 3- Dosyanın, hükmün esasının incelenmesi için Yargıtay 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.02.2018 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Bina ve Eklenti Kavramı ile Muhafaza Koşulu

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13/02/2018 tarihli ve E. 2014/446, K. 2018/37 sayılı kararında vurgulandığı üzere, bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmaktan anlaşılması gereken husus eşyanın mutlaka belirli bir yere kilitlenmesi veya saklanması olmayıp, malın bina ya da eklenti sınırları dahilinde bulundurulmuş olması yeterlidir. Bununla birlikte eşyanın muhafaza altında kabul edilebilmesi için koruma, saklama veya başkalarının erişimini engelleme amacının gözetilmesi gerektiği yönünde değerlendirmeler de mevcuttur. Bu çerçevede eşyanın bina içine tamamen tedbirsizce terk edilmesi veya sahipsiz bir izlenim vermesi halinde nitelikli halin gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayın özelliklerine göre ele alınmaktadır.

Depo, müştemilat, garaj, kömürlük, sundurma ve ortak alanlar gibi kısımlar, ana yapıyla olan fiziksel ve işlevsel bağları ile eşyanın korunma amacıyla tutulup tutulmadığı dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Yargıtay 17. Ceza Dairesinin 05/03/2018 tarihli ve E. 2017/2175, K. 2018/2558 sayılı kararında binanın eklentisindeki motosikletin çalınması fiili TCK m. 142/2-h kapsamında görülmüş; Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 23/02/2015 tarihli ve E. 2014/19687, K. 2015/2567 sayılı kararında konut bahçesinde barındırılan hayvanların çalınması eylemi o tarihteki 142/1-b bendiyle ilişkilendirilmiştir. Yine Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 13/10/2015 tarihli ve E. 2014/29185, K. 2015/15341 sayılı kararında, etrafı çevrili ve kapalı fabrika bahçesindeki elektrik direği ile panosundan kablo ve trafo yağı alınması fiilinin bina veya eklentisinde muhafaza edilen eşyaya yönelik hırsızlık suçunu oluşturduğu değerlendirilmiştir.

Yargıtay 17. Ceza Dairesi, E. 2017/2175, K. 2018/2558Kaynağı aç
17. Ceza Dairesi         2017/2175 E.  ,  2018/2558 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Çocuk Mahkemesi SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Olay yeri inceleme raporu, müşteki beyanı ve tüm dosya kapsamından binanın eklentisinde bulunan motosikletin çalınması şeklindeki eylemin suç tarihi itibarıyla TCK’nın 142/2-(h) maddesinde tanımlanan bina içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık suçunu oluşturduğu gözetilmeden aynı Yasa’nın 142/1-(e) maddesi gereğince uygulama yapılması, sonuca etkili olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre, suça sürüklenen çocuk … müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında usul ve kanuna uygun bulunan hükmün tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA, 05/03/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 13. Ceza Dairesi, E. 2014/19687, K. 2015/2567Kaynağı aç
13. Ceza Dairesi         2014/19687 E.  ,  2015/2567 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hırsızlık, konut dokunulmazlığını ihlal HÜKÜM : Mahkumiyet Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü: Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hâkimin takdirine göre; suçun suça sürüklenen çocuk tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir. Ancak; 1-Suç tarihinde 12-15 yaş grubunda bulunan suça sürüklenen çocuk hakkında düzenlenen Osmaniye Devlet Hastanesinin 31/05/2012 tarihli raporunun yalnızca hırsızlık suçuna ilişkin olarak görüş içerdiğinin anlaşılması karşısında; suça sürüklenen çocuğun konut dokunulmazlığının ihlali fiilinin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin gelişip gelişmediğine ilişkin doktor raporu aldırılmadan hüküm kurulması, 2-Her ne kadar suça sürüklenen çocuk hakkında duruşmada sosyal inceleme uzmanı bilirkişi olarak dinlenmiş ise de; rapor düzenlenirken çocuğun ailesi ve sosyal çevresinin de incelemeye dahil edilmemesi karşısında; 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 35/1. maddesine göre sosyal inceleme raporu alınmadan veya aynı maddenin 3. fıkrasına göre bu yönde inceleme yaptırılmamasının gerekçesi de kararda gösterilmeden hüküm kurulması, 3-Müştekinin suça konu hayvanlarını barındırdığı yerin, konutunun bahçesi içerisinde kalıp bu haliyle konutun eklentisi niteliğinde olduğu, hayvanların muhafaza edildiği ayrı bir barınak yeri özelliği taşımaması karşısında sanığın eyleminin TCK'nın 142/1-b. maddesine uyan suçu oluşturduğu halde aynı kanun'un 142/2-g. maddesiyle uygulama yapılması, 4-Suça sürüklenen çocuğun suç tarihinden önce kasıtlı bir suçtan sabıkası bulunmaması, müştekinin hırsızlık suçuna konu keçisinin iadesinin sağlanması nedeniyle ve konut dokunulmazlığını ihlal etme suçunun ise mahiyeti itibariyle bir zararının söz konusu olmaması karşısında, 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nun 231/5-14. maddesinin uygulanmasına engel olan hususlardan hangisinin mevcut olduğunun gösterilmemesi, anılan maddenin uygulama olanağının bulunup bulunmadığı tartışılmaması ve bu konuda bir karar verilmemesi, 5-Suça sürüklenen çocuğun sarfına sebebiyet verdiği 14 TL yargılama giderinin, 6352 sayılı Yasanın 100. maddesi ile CMK'nın 324. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen cümle gereğince, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 106. maddesindeki terkin edilmesi gereken 20 TL'lik tutardan az olduğunun ve bu nedenle suça sürüklenen çocuğa yargılama gideri olarak yükletilmeyeceğinin gözetilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk … müdafinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 23.02.2015 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ TCK’nın 142. maddesinin 2.fıkranın (g) bendine göre; hırsızlık suçunun barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde bulunan büyük veya küçükbaş hayvan hakkında işlenmesi, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren daha özel ve nitelikli unsur olarak tanımlanmıştır. 765 sayılı eski TCK’nın 491/5. bendi mandıra, ağıl gibi hayvanata mahsus yerlerde bulunan yahut lüzumuna göre açık yerlerde veya kırlarda bırakılan hayvanlar hakkında işlenen hırsızlık suçunu düzenlerken aynı TCK’nın 492/9. bendi, konutun eklentisinden yapılan hayvan hırsızlığını düzenlemiş ve daha nitelikli hâl kabul etmiştir. Kanun koyucu 5237 sayılı yeni TCK’nın 142/2. fıkrasının (g) bendi ile böyle bir ayrıma gitmeden, tüm büyük ve küçükbaş hayvan hırsızlıklarını tek bir bent içerisinde toplamıştır. Gerek madde metni ve gerekse gerekçesinde konutun eklentisinden ya da bağımsız bir barınaktan hırsızlık gibi bir ayrıma da yer verilmemiştir. Dolayısıyla böyle bir ayrıma yorumla ulaşılmaktadır. Bu yeni düzenleme ile geçimini hayvancılıktan sağlayan köylü ve çiftçi vatandaşların hakkının korunması amaçlanmıştır. (Madde üzerinde 15.09.2004 tarihinde genel kurulda ki görüşme tutanakları) Yeni TCK da önceki tanımlarda yer verilen “Mandıra, ağıl ve konutun eklentisi” gibi kavramlardan vazgeçilmiş; uygulamada kolaylık sağlanması amacıyla bu üç yapıyı (bina) kapsayacak şekilde “Barınak” kavramına yer verilmiştir. Türk Dil Kurumu sözlüğü ve benzer sözlüklerde barınak; “barınılacak, sığınılacak, içinde yaşanacak yer ” olarak tanımlanmıştır. Barınak kimi zaman yaşanılacak büyük bir konut olabileceği gibi kimi zamanda sığınacak küçük bir kulübe de olabilir. Aynı şekilde hayvan barınağı da; etrafı basit bir tel örgü ile çevrili korunak olabileceği gibi konutun altındaki ya da eklentisindeki ahır veya etrafı çit ya da duvarla çevrili bir ağılda pekâlâ olabilir.Dolayısıyla barınak kavramını sadece “konutun eklentisi” anlayışı ile sınırlı tutmak ve bu şekilde dar yorumlamak maddenin düzenleniş amacına uygun düşmeyecektir. Somut olayda ya da benzer hırsızlıklarda tek bir fiille aynı maddenin birden fazla fıkra ve bendinin ihlâl edildiği anlaşılmaktadır. Bir fiille hem TCK’nın 142/1. fıkrasının hem de 142/2. fıkrasının ihlal edildiğine ilişkin uygulamadan ayrı ayrı örnek verilecek olursa; Mağdurun evinin eklentisi niteliğinde olan bahçesinde sara nöbeti geçirmesi sırasında ya da bayılmış halde iken dışarıdan mağdurun bayıldığını gören sanığın bahçe kapısını kırıp bahçeye girerek mağdurun üzerinden ya da evinden eşya çalması eylemi TCK’nın 142/2-a bendi kapsamında değerlendirilmekte; Hastanede muayene sırasını bekleyen mağdurun cebinden cüzdanının çekilmesi eyleminde TCK’nın 142/2-b bendi; Binada çıkan yangın sırasında bu korku ve kargaşadan yararlanan sanığın, mağdurun konutundan ya da eklentisinden eşya çalması eylemi TCK’nın 142/2-c bendi; Bina içerisinde bulunan çelik kasadan anahtar uydurmak suretiyle para yada ziynet eşyasının çalınması eylemi TCK’nın 142/2-d bendi; Sanığın polis memuru olmamasına rağmen polis kıyafeti giymek suretiyle mağdurun evinde arama yapma bahanesiyle içeri girip malını çalması eyleminde TCK’nın 142/2-f bendi gereğince uygulama yapılmaktadır. Örnek uygulamalar çoğaltılabilir.Görülüyor ki bu açıklamalara göre tek bir fiille bina ya da eklentisinden işlenen hırsızlık suçunun işleniş şekline göre TCK’nın 142/1-b maddesinde ki suçun oluştuğu durumlarda ayrıca daha özel ve nitelikli hal olan TCK’nın 142/2. fıkrasında ki diğer a, b, c, d, e ve f bendinde ki suçların da oluşması halinde daha ağır ceza gerektiren fıkra uyarınca hüküm kurulmakta; Koşulları var ise ayrıca TCK’nın 116 ve 151. maddelerinde düzenlenen suçlardan da cezalandırılması cihetine gidilmekte iken aynı fıkranın “g” bendi yerine 142/1-b bendi gereğince uygulama yapılması diğer bentlerde ki uygulama çelişkisini ortaya koymaktadır. Özetle “büyük ve küçükbaş hayvanlar hakkında hırsızlık” suçu olarak tanımlanan TCK’nın 142/2-g maddesine göre binanın eklentisi olarak kabul edilen ahırdan küçükbaş hayvan çalınması eyleminin yukarıda verilen örneklerde ki fiillerden suçun işleniş biçimi itibariyle hiçbir farkı bulunmamaktadır.Açıklanan nedenlerden dolayı yerel mahkemenin uygulamasının usul ve yasaya uygun olduğundan bu yönden hükmün onanmasına karar verilmesi gerekir görüşünde olduğumdan çoğunluğun (3) nolu bozma görüşüne katılmıyorum.
Yargıtay 13. Ceza Dairesi, E. 2014/29185, K. 2015/15341Kaynağı aç
13. Ceza Dairesi         2014/29185 E.  ,  2015/15341 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hırsızlık, işyeri dokunulmazlığının ihlali, mala zarar verme HÜKÜM : Mahkumiyet Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü: Suça sürüklenen çocuk … hakkında katılanlar … Ticaret Limited Şirketi ve …’a yönelik işyeri dokunulmazlığını ihlal ve mala zarar verme suçundan kurulan hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına dair hükümlere yönelik olarak suça sürüklenen çocuk müdafiinin itirazı … Ağır Ceza Mahkemesinin 31.10.2013 tarih ve 2013/1164 değişik iş sayılı kararı ile itirazın kesin olarak reddedildiğinden inceleme dışı bırakılmıştır. A- Sanıklardan … ve …’un katılan … Ticaret Limited Şirketi’ne; … ve …’in katılan …’a yönelik mala zarar verme eylemleri nedeniyle haklarında kurulan hükümlerin temyiz incelemesinde; Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 50/5. maddesinde öngörülen düzenlemeye göre, hükmolunan cezanın türü ve miktarına nazaran, 14.04.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna eklenen Geçici 2. madde uyarınca, doğrudan verilen 3.000 TL ve altında kalan adli para cezasına ilişkin hükmün temyizi mümkün bulunmadığından, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesi uyarınca sanık … ve müdafi ile sanıklar … ve …’in temyiz istemlerinin isteme uygun olarak REDDİNE, B- Sanıklardan … ve …’in katılan … Ticaret Limited Şirketi’ne yönelik hırsızlık; …’in ayrıca mala zarar verme ve … ve …’in katılan …’a yönelik hırsızlık eylemleri nedeniyle haklarında kurulan hükümlerin temyiz incelemesine gelince; Suça konu trafo yağı ve bakır kabloların çalındığı etrafı duvarla çevrili ve demir kapısı kapalı fabrika binasının müştemilat niteliğindeki bahçesi içinde bulunan elektrik direği ve panosundan çalındığının anlaşılması karşısında, sanıkların eyleminin bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınan eşya hakkında hırsızlık suçunu oluşturduğundan 5237 sayılı TCK'nın 142/1-b maddesi yerine aynı Kanun’un 142/1-e maddesiyle hüküm kurulması sonuç ceza değişmediğinden; bozma nedeni yapılmamıştır. Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre sanık … ve müdafi ile sanıklar … ve …’in temyiz istemlerinin yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında, usul ve yasaya uygun bulunan hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, C- Suça sürüklenen çocuk … katılan … Ticaret Limited Şirketi ve katılan …’a yönelik hırsızlık eylemleri nedeniyle hakkında kurulan hükümlerin temyiz incelemesine gelince; Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun suça sürüklenen çocuk tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir. Ancak; 5237 sayılı TCK'nın 53/4. maddesine göre, yaşı küçük olan suça sürüklenen çocuk hakkında aynı kanun’un 53/1. maddesindeki haklardan yoksun bırakılmasına karar verilemeyeceğinin gözetilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk … ve müdafiinin temyiz istemleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından 5237 sayılı TCK'nın 53/1. maddesi ile ilgili kısımların çıkartılması suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, D- Sanıklardan …, … ve …’un katılan … Ticaret Limited Şirketi’ne yönelik işyeri dokunulmazlığını ihlal ve ayrıca …’un hırsızlık; … ve …’in katılan …’a yönelik işyeri dokunulmazlığını ihlal eylemleri nedeniyle haklarında kurulan hükümlerin temyiz incelemesine gelince; Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; hırsızlık suçunun sanık … tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir. Ancak; 1- Suça konu trafo yağı ve bakır kabloların çalındığı etrafı duvarla çevrili ve demir kapısı kapalı fabrika binasının müştemilat niteliğindeki bahçesi içinde bulunan elektrik direği ve panosundan çalındığının anlaşılması karşısında, sanık …’un eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 142/1-b maddesine uyan bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınan eşya hakkında hırsızlık suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi, 2- İyiniyetli üçüncü kişi konumundaki katılan … adına kayıtlı 42 AAY 54 plakalı aracın, iadesi yerine yazılı şekilde müsaderesine karar verilmesi, 3- Katılan … Ticaret Limited Şirketi yetkilisi … ve tanık …’ın beyanlarından, eklentisinde hırsızlık yapılan binanın, suç tarihinden önce un fabrikası olarak faaliyet gösterdikten sonra kapatıldığının ve suç tarihinde faal olmadığından çalışan bulunmadığının, konut ya da işyeri olarak kullanılmadığının anlaşılması karşısında; suça konu yerin işyeri veya işyerinin eklentisi niteliğinde olmayan, işyeri sahibinin ya da işçilerin sürekli bulunmadığı yerlerden olup, bu yerden hırsızlık yapılması eyleminin işyeri dokunulmazlığını ihlal suçunu oluşturmayacağı gözetilmeden, sanıkların beraati yerine yazılı şekilde hükümlülüklerine karar verilmesi, 4- Sanıklar hakkında, katılan …’a yönelik işyeri dokunulmazlığını ihlal ettikleri iddiası ile haklarında iddianame ile açılmış kamu davası bulunmadığının anlaşılması karşısında; hükmün konusunun iddianamede gösterilen eylemle sınırlı olduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 225. maddesine aykırı davranılması, Bozmayı gerektirmiş, sanık … ve müdafi ile sanıklar … ve …’in temyiz istemlerinin bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 13.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Ortak Alanlar ve Açıkta Bırakılan Eşya Ayrımı

Apartmanların ortak kullanım alanlarında bulunan mallar yönünden suç vasfı; yerin niteliği, eşyanın konumu ve zilyedin koruma şekline bakılarak tayin edilir. Kapı önünde hiçbir güvenlik tedbiri olmaksızın geçici bırakılan eşyalar ile etrafı çevrili avlu veya kontrollü giriş-çıkışa tabi alanlardaki eşyalar aynı kapsamda ele alınmaz. Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 14/03/2016 tarihli ve E. 2014/24523, K. 2016/4469 sayılı kararında, etrafı duvarla çevrili apartman otoparkından çalınan kilitli motosiklet yönünden olay yerinin apartmanın eklentisi sayılıp sayılmayacağının araştırılması ve gerektiğinde keşif yapılarak suç vasfının saptanması gerektiği belirtilmiştir.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2014/24523, K. 2016/4469Kaynağı aç
2. Ceza Dairesi         2014/24523 E.  ,  2016/4469 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : Mahkumiyet Dosya incelenerek gereği düşünüldü; TCK'nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi'nin 24/11/2015 tarihinde yürürlüğe giren 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararı da nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür. Şikayetçinin direksiyon kilidiyle kilitlediği suça konu motosikletinin etrafı duvarla çevrili apartman içerisindeki otoparktan çalındığını iddia etmesi ve dosya içerisinde olay yeri inceleme, görgü ve tespit tutanağına rastlanmadığının anlaşılması karşısında, suç niteliğinin tayini açısından motosikletin bulunduğu yerin, apartmanın eklentisi niteliğinde bir yer olup olmadığı araştırılarak ve gerektiğinde olay yerinde keşif yapılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik kovuşturmayla yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi, Kabule göre de ; Sanığın park halinde bulunan motosikleti çalması şeklinde gerçekleşen eyleminin TCK'nın 142/1-e maddesinde tanımı yapılan hırsızlık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç niteliğinde yanılgıya düşülerek aynı Kanun'un 141/1. maddesinin uygulanması suretiyle eksik ceza tayini, Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi BOZULMASINA, 14/03/2016 gününde oyçokluğuyla karar verildi. Karşı Görüş: Aşağıda sunduğum nedenlerle sayın çoğunluğun suçun nitelendirilmesine ilişkin bozma gerekçesine katılmıyorum. Somut olayda özetle; sanığın, direksiyon kilidiyle kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alarak açık alana veya bina eklentisine park edilmiş suça konu motosikleti çalması biçimindeki eylemi, suç tarihinde yürürlükte olan TCK.nın 142/1-b maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğu düşüncesinde olduğumdan, sayın çoğunluğun, eylemin (kabule göre) aynı Kanun'un 142/1-e maddesindeki suçu oluşturduğuna ilişkin düşüncesine katılmıyorum. Öncelikle 765 sayılı Yasa ile 5237 sayılı Yasa'daki düzenlemeleri birlikte değerlendirecek olursak; konumuzla ilgili olarak 765 sayılı TCK.nın 491/2. maddesinde hırsızlık suçunun, “Adet muktezası olarak yahut tahsis ve istimalleri itibariyle umumun tekafülü altında bulunan eşya hakkında işlenirse” biçiminde düzenlemeye yer verilmiş, motorlu araçlar ve motosikletlere yönelik hırsızlık eylemleri, aynı Yasa'nın daha ağır nitelikte olan 493. maddesinin 1 ve 2. fıkralarında düzenlenen suçların unsurların oluşmaması hallerinde, anılan 491/2. maddesi kapsamında nitelikli hırsızlık olarak kabul edilmekteydi. Ancak 5237 sayılı Yasa'da, 765 sayılı Yasa'nın 491/2. maddesi yerine, 142/1-e maddesindeki hırsızlık suçunun, “Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında,” işlenmesini nitelikli hal olarak düzenlemenin yanında, motorlu araçlarla ilgili olarak TCK.nın 142/1-b (1.cümle) maddesinde hırsızlık suçunun, “herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ……. muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,” işlenmesi biçimindeki düzenlemeye yer vermek suretiyle, motorlu araçları, 765 sayılı Yasa'nın 491/2. maddesinin karşılığı olan, 5237 sayılı Yasa'nın 142/1-e maddesi kapsamından çıkartmış, daha özel bir düzenleme yapmıştır. Bu nedenle 765 sayılı TCK.nın 491/2. maddesindeki düzenleme ile 5237 sayılı TCK.nın 142/1-e maddesindeki düzenleme karşılaştırılıp, buna bağlı yorumla doğru bir sonuca ulaşmak olanaklı değildir. Ancak 765 salıyı Yasa'da motorlu araçlar, iş makineleri, motosikletler nasıl ki aynı nitelikte eşya kabul edilip, diğer koşulların varlığı halinde anılan Yasa'nın 491/2. maddesi kapsamında değerlendirilerek suçun nitelendirilmesi yapılmakta idi ise, 5237 sayılı Yasa'da da motosiklet, motorlu araçlara ilişkin özele düzenleme öngören 142/1-b (1.cümle) maddesi kapsamında motorlu araçlarla birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu düşüncemizin aksini öngören yasal düzenleme olmadığı gibi, 5237 sayılı TCK.nın yürürlüğe girmesiyle motosikletlerin yapısında, kullanılımında, sokak veya caddelerde kilitli veye kilitsiz bırakılmalarında da bir değişiklik olmamıştır. Özet olarak; her bir madde, düzenlendiği yasadaki aynı konuya ilişkin diğer maddelerden ayrı olarak ele alınıp tek başına yorumlanması olanaklı değildir. Çünkü çoğu zaman bir konuya ilişkin düzenleme tek bir maddeyle çözüme kavuşturulmamıştır. 765 sayılı Yasa'da, 5237 sayılı Yasa'daki 142/1-b (1.cümle) maddesinin karşılığı olmadığı gibi, 5237 sayılı Yasa'da da, 765 sayılı Yasa'da yer alan 493/1. maddenin karşılığı bir düzenleme yoktur. Bu nedenle bu konuda fazla bir şey söylemeye gerek olmadığı kanaatindeyiz. Motosikletlere yönelik hırsızlık eylemlerini, motorlu araçlarla birlikte ele alıp TCK.nın 142/1-b (1.cümle) maddesindeki suçun unsuları yönünden değerlendirecek olursak; öncelikle TCK.nın 142/1-b maddesinin 1. cümlesinde hırsızlık suçunun, “herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ……. muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,” işlenmesi biçimindeki düzenleme gözetildiğinde; suça konu eşyanın kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış olmasını suçun nitelikli hali olarak düzenleyen bir yasa maddesi karşısında, bu madde görmemezlikten gelinerek, suçun konusunu oluşturan eşya (motosiklet), ister kilitli olsun ister ise kilitsiz olsun, aynı nitelikte kabul edilerek, başka bir maddeye (TCK.nın 142/1-e maddesi) göre aynı cezayı yaptırımı doğuracak şekilde nitelikli hal kabul edilmesi, adil olmadığı gibi kendi içerisinde çelişki de oluşturmaktadır. Şöyle ki, hiçbir tedbir alınmadan veya kontak anahtarı üzerinde sokağa bırakılmış bir motosikletin çalınması eylemi ile kontağı kilitlenmiş veya tekerleği gövdesine bağlanarak kısmende olsa koruma altına alınmış bir motosikletin çalınması eyleminin aynı nitelikte kabul edilmesi yasaya ve hakkaniyete uygun düşmediği kanaatindeyiz. Bu genel tespitlerden sonra tartışılacak diğer bir sorun, kontak veya direksiyon kilidiyle ya da tekerleğin gövdeye bağlanması suretiyle kilitlenmek suretiyle sokağa park edilmiş motosikletin, TCK.nın 142/1. maddesinin b bendinin 1. cümlesi kapsamında, “kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış olan eşya” niteliğinde olup olmadığıdır. Motorlu araçların kontak kilitleri gibi, motosikletlerin kontak kitlerininde aracı çalıştırmanın yanı sıra, hırsızlık eylemlerine karşı motosikleti koruma fonksiyonu vardır. Normal yaşamda insanlar ister araba olsun ister motosiklet olsun, kontak kilidini aracın üzerinden almak suretiyle hırsızlık eylemlerine karşı önlem almaktadırlar. Burada yasal anlamda eşyanın muhafaza altına alınmış olmasının iki fonksiyonu söz konusudur. Birincisi suçun mağduruna bakan yönü itibariyle; mağdurun eşyasını korumak için normal sorumlu bir kişi gibi davranıp davranmadığıdır. Kişi değerli bir eşyasını sorumsuzca ve ihmalkar tutumuyla korunaksız bırakıyorsa, yasa koyucunun kişinin sorumsuzca tutumunu korumak veya gözeterek bu yönde suçun nitelikli halinin düzenlemesi söz konusu olamaz. Hırsızlık suçuna ilişkin yasa maddeleri incelendiğinde bu husus açıkça anlaşılabileceği gibi yerleşik uygulama da aynı yöndedir. İkinci yönü ise; eşyanın kilitlenmek suretiyle koruma altına alınmasıyla hırsızlık eylemlerine karşı engelleyici, caydırıcı olması veya suçun faili için risk oluşturmasıdır. Yoksa kilitlenmek suretiyle koruma altına alınmış olmakla, eşya (motosikle) hiç bir şekilde çalınamaz veya çalınamaz demek değildir. Bu nedenle direksiyon kilidi olmayan veya tekerleğin dönmesini engelleyecek bir kilitle muhafazası sağlanmamış ya da kontak anahtarı üzerinde bırakılmış olması nedeniyle kolaylıkla çalıştırılıp taşınabilen bir motosiklete göre, basit bir direksiyon vaya kontak kilidi ya da tekerleğin dönmesini engelleyen bir kilit yasal anlamda koruma sağladığında tereddüt bulunmamaktadır. Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamaları gözetilerek, yasal anlamda kilidin hangi nitelikte olması gerektiği ve bu bağlamda motosikletlerin kontak veya direksiyon kilitleri ile tekerleğin dönmesini engelleyen kilit sistemlerinin TCK.nın 142/1-b (1. cümlesi) kapsamında kilit olup olmadığını irdeleyecek olursak. Yasal anlamda bir kilitten bahsedebilmemiz için, kilidin bozuk olmaması ve elle çekildiğinde kolaylıkla açılacak kadar basit olmaması gerekli ve yeterlidir. Bunun yanında kilidin muhkem veya dayanıklı olmasına gerek olmadığı gibi çay kaşığıyla veya metal saç tokasıyla açılması veya aynı marka araç anahtarlarının birbirini açıyor olması, bu kilitlerin yasal anlamda kilit sayılmalarına engel teşkil etmemektedir. Bu nedenle motosikletlerin kontak ve direksiyon kilitleri ile tekerleğinin dönmesinin engellemek için kullanılan kilitler yukarıdaki ifade ettiğimiz nitelikleri taşıması halinde yasal anlamda kilit olduğundan kuşku yoktur. Tartışılması gereken konulardan bir diğeri ise; motosikletin kontak veya direksiyon kilidiyle ya da tekerleğin dönmesini engelleyecek bir kilit sistemiyle kilitlenmesi halinde; kilide bir müdahale yapılmadan veya kilit sistemi devre dışı bırakılmadan, motosikletin sürüklenerek veya birkaç kişi tarafından kucaklanarak veya çekiciyle taşınarak çalınması durumda da eylem TCK.nın 142/1-b (1. cümle) kapsamında nitelikli hırsızlık olacak mı dır? Hemen belirtelim ki bu durumda da eylem anılan madde kapsamında nitelikli hırsızlık suçunu oluşturacaktır. Çünkü anılan TCK.nun 142/1-b maddesinde, hırsızlık eylemini gerçekleştirme biçimine ilişkin bir düzenlemeye (TCK.nın 142/2-d maddesinde olduğu gibi) yer verilmemiştir. Kapıları kilitlenmek suretiyle sokağa park edilmiş bir otomobilin çekiciyle çalınması halinde, kilit sistemine bir müdahale olmadığı halde, yasal ifadesiyle kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış eşyanın çalınması söz konusu olduğundan eylem TCK.nın 142/1-b (1. cümle) tanımlanan suçu oluşturduğu gibi, aynı şekilde kilitli motosikletin kilit sistemine müdahalede bulunmadan çalınması biçimindeki eylemlerde aynı madde ve fıkra kapsamında nitelikli hırsızlık suçunu oluşturacaktır. Açıklanması gerek diğer bir konu ise; kontak veya direksiyon kilidiyle ya da tekerleğin dönmesini engelleyecek bir kilit sistemiyle kilitli motosiklete veya kapısı kilitli veya kontağı kapalı otomobile yönelik hırsızlık eylemi ile kapısı kilitli çelik kasa veya dondurma dolabına yönelik hırsızlık eylemlerinin birbirinden farklı veya aynı nitelikte olup olmadığıdır. Madde metnine bakacak olursak; hırsızlık suçunun, “… kilitlenmek suretiyle …… muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında” işlenmesi öngörülmüştür. Çelik kasa veya dondurma dolabının kapısının kilitlenmesiyle muhafaza altına alınmış olmayacağı hepimizin malumudur. Çelik kasa ağırlığı itibarıyla korunaklı olabilecek ise de, bu tür eşyaların kilitleri çelik kasayı veya dondurma dolabını korumaya yönelik olmayıp, içerisindeki eşyayı korumaya yöneliktir. Motorlu araçlar ile motosikletler ise, hayatın olağan akışı içerisinde, kapıları, kontak kilitleri veya direksiyonları ya da tekerlekleri kilitlenmek suretiyle aracın kendisi de bu şekilde muhafaza altına alınıp açıkta bırakılmaktadır. Yasa'daki ifadesiyle; “herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle …muhafaza altına alınmış olan eşya”nın kendisinin veya içerisindeki eşyanın çalınması halinde eylem TCK.nın 142/1-b maddesine uyan suçu oluşturacaktır. Çelik kasa yönünden ise; kilitli bir çelik kasanın kilidine anahtar uydurularak açılıp içerisinden eşyanın çalınması eylemi, aynı Yasa'nın 142/2-d maddesi kapsamına girecek, kilit kırılmak suretiyle veya anahtar uydurma dışında başka bir şekilde kilit devre dışı bırakılarak içerisinden eşyanın çalınması halinde eylem 142/1-b maddesi kapsamında değerlendirilecek, çelik kasanın kendisinin çalınması halinde ise, bulunduğu yere göre bina dahilinde 142/1-b maddesi, açık yerde ise (ör: açık pazar yerinde) 141/1. maddesi kapsamında hırsızlık suçunu oluşturacaktır. Örnekteki nitelendirmeler birbiriyle çelişkili gözükse de, Yargıtay'ın yerleşik uygulamasını yansıtmakta olup yasa metnine de uygun olduğunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu nedenle motosiklet ve araçların kontak kilitleri (motosikletlerin direksiyon ve tekerleğin dönmesini engelleyen kilitleri de dahil olmak üzere) ile çelik kasa veya dondurma dolabı kilitlerinin yasal anlamda fonksiyonlarının birbirinden farklı olduğu, motosiklet ve araçların kilitleri yukarıda anılan maddeler kapsamında kilit fonksiyonuna sahip oldukları halde, çelik kasa ve dondurma dolabının kilitleri, bu eşyaların kendilerine yönelik hırsızlık eylemleri yönünden yasal anlamda kilit fonksiyonlarının bulunmadığını kabul etmek gerekmektedir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayımızda, direksiyon kilidiyle kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış motosikletin çalınması biçimindeki eylem, suç tarihinde yürürlükte olan TCK.nın 142/1-b maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğu halde, sayın çoğunluğun eylemin TCK.nın 142/1-e maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğuna ilişkin görüşüne katılmıyorum.

Eşyanın bina veya eklenti kapsamı dışındaki açık alanda bulunması durumunda farklı hükümler tatbik edilir. TCK m. 142/1-e maddesi, adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında hırsızlığı düzenlemekte ve üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası öngörmektedir. Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 10/03/2016 tarihli ve E. 2014/24726, K. 2016/4311 sayılı ile 16/12/2015 tarihli ve E. 2014/21648, K. 2015/23250 sayılı kararlarında ve E. 2014/24523, K. 2016/4469 sayılı kararındaki kabule göre değerlendirmede, sabitlenmeksizin açık alana veya yol kenarına bırakılan motosikletlerin çalınması çoğunluk görüşünce TCK m. 142/1-e kapsamında kabul edilmiş, TCK m. 141/1 uygulanması eksik ceza tayini sayılmıştır. Buna karşılık kararlardaki karşı görüşlerde tek bir niteleme benimsenmemiştir; direksiyon kilidiyle kilitlenerek açık alana veya bina eklentisine bırakılan motosikletin çalınmasının suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK m. 142/1-b kapsamına gireceği, bir diğer kararda ise yerin apartman eklentisi sayılması durumunda suç tarihindeki m. 142/1-b'nin, açık alan kabul edilmesi durumunda ise m. 141/1'in uygulanması gerektiği savunulmuştur.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2014/24726, K. 2016/4311Kaynağı aç
2. Ceza Dairesi         2014/24726 E.  ,  2016/4311 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK : … SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : Mahkumiyet Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; 1- Suç tarihinde 12-15 yaş grubunda bulunan suça sürüklenen çocuk hakkında 5395 sayılı Kanun'un 35/1. maddesi uyarınca sosyal inceleme raporu aldırılmadan, aynı Kanun'un 35/3. maddesine göre de sosyal inceleme yaptırılmamasının gerekçesi de gösterilmeden yazılı biçimde eksik inceleme ile hüküm kurulması, 2-Suça sürüklenen çocuğun, müştekinin, sabit bir yere kilitlemeden açık alana bıraktığı motosikletini çalması şeklindeki eylemi TCK'nın 142/1-e maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğu halde aynı Kanun'un 141/1 maddesi gereğince uygulama yapılması, Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, CMUK'nın 326/son maddesinin gözetilmesine, 10/03/2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI GÖRÜŞ; Aşağıda sunduğum nedenlerle sayın çoğunluğun suçun nitelendirilmesine ilişkin bozma gerekçesine katılmıyorum. Somut olayda özetle; suça sürüklenen çocuğu, 1985 model olup arızalı olduğundan dolayı uzun süre kullanılmayan ve apartman arka bahçesine atıl bir şekilde kilitsiz olarak bırakılmış suça konu motosikleti çalması biçimindeki eylemi, dosya içerisindeki olay yerine ilişkin kroki içeriğine göre, apartmanın eklentisi niteliğindeki yerden alınmış olduğu anlaşıldığından, eylemin suç tarihinde yürürlükte olan TCK.nın 142/1-b maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğu, bu yerine sayın çoğunluğun bozma gerekçesinde belirtmiş olduğu gibi, açık alan olarak kabul edilmesi durumunda ise eylemin, TCK.nın 141/1. maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğu düşüncesinde olduğumdan, sayın çoğunluğun, eylemin aynı Kanun'un 142/1-e maddesindeki suçu oluşturduğuna ilişkin görüşüne katılmıyorum. Öncelikle 765 sayılı Yasa ile 5237 sayılı Yasa'daki düzenlemeleri birlikte değerlendirecek olursak; konumuzla ilgili olarak 765 sayılı TCK.nın 491/2. maddesinde hırsızlık suçunun, “Adet muktezası olarak yahut tahsis ve istimalleri itibariyle umumun tekafülü altında bulunan eşya hakkında işlenirse” biçiminde düzenlemeye yer verilmiş, motorlu araçlar ve motosikletlere yönelik hırsızlık eylemleri, aynı Yasa'nın daha ağır nitelikte olan 493. maddesinin 1 ve 2. fıkralarında düzenlenen suçların unsurların oluşmaması hallerinde, anılan 491/2. maddesi kapsamında nitelikli hırsızlık olarak kabul edilmekteydi. Ancak 5237 sayılı Yasa'da, 765 sayılı Yasa'nın 491/2. maddesi yerine, 142/1-e maddesindeki hırsızlık suçunun, “Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında,” işlenmesini nitelikli hal olarak düzenlemenin yanında, motorlu araçlarla ilgili olarak TCK.nın 142/1-b (1.cümle) maddesinde hırsızlık suçunun, “herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ……. muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,” işlenmesi biçimindeki düzenlemeye yer vermek suretiyle, motorlu araçları, 765 sayılı Yasa'nın 491/2. maddesinin karşılığı olan, 5237 sayılı Yasa'nın 142/1-e maddesi kapsamından çıkartmış, daha özel bir düzenleme yapmıştır. Bu nedenle 765 sayılı TCK.nın 491/2. maddesindeki düzenleme ile 5237 sayılı TCK.nın 142/1-e maddesindeki düzenleme karşılaştırılıp, buna bağlı yorumla doğru bir sonuca ulaşmak olanaklı değildir. Ancak 765 salıyı Yasa'da motorlu araçlar, iş makineleri, motosikletler nasıl ki aynı nitelikte eşya kabul edilip, diğer koşulların varlığı halinde anılan Yasa'nın 491/2. maddesi kapsamında değerlendirilerek suçun nitelendirilmesi yapılmakta idi ise, 5237 sayılı Yasa'da da motosiklet, motorlu araçlara ilişkin özele düzenleme öngören 142/1-b (1.cümle) maddesi kapsamında motorlu araçlarla birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu düşüncemizin aksini öngören yasal düzenleme olmadığı gibi, 5237 sayılı TCK.nın yürürlüğe girmesiyle motosikletlerin yapısında, kullanılımında, sokak veya caddelerde kilitli veye kilitsiz bırakılmalarında da bir değişiklik olmamıştır. Özet olarak; her bir madde, düzenlendiği yasadaki aynı konuya ilişkin diğer maddelerden ayrı olarak ele alınıp tek başına yorumlanması olanaklı değildir. Çünkü çoğu zaman bir konuya ilişkin düzenleme tek bir maddeyle çözüme kavuşturulmamıştır. 765 sayılı Yasa'da, 5237 sayılı Yasa'daki 142/1-b (1.cümle) maddesinin karşılığı olmadığı gibi, 5237 sayılı Yasa'da da, 765 sayılı Yasa'da yer alan 493/1. maddenin karşılığı bir düzenleme yoktur. Bu nedenle bu konuda fazla bir şey söylemeye gerek olmadığı kanaatindeyiz. Motosikletlere yönelik hırsızlık eylemlerini, motorlu araçlarla birlikte ele alıp TCK.nın 142/1-b (1.cümle) maddesindeki suçun unsuları yönünden değerlendirecek olursak; öncelikle TCK.nın 142/1-b maddesinin 1. cümlesinde hırsızlık suçunun, “herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ……. muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,” işlenmesi biçimindeki düzenleme gözetildiğinde; suça konu eşyanın kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış olmasını suçun nitelikli hali olarak düzenleyen bir yasa maddesi karşısında, bu madde görmemezlikten gelinerek, suçun konusunu oluşturan eşya (motosiklet), ister kilitli olsun ister ise kilitsiz olsun, aynı nitelikte kabul edilerek, başka bir maddeye (TCK.nın 142/1-e maddesi) göre aynı cezayı yaptırımı doğuracak şekilde nitelikli hal kabul edilmesi, adil olmadığı gibi kendi içerisinde çelişki de oluşturmaktadır. Şöyle ki, hiçbir tedbir alınmadan veya kontak anahtarı üzerinde sokağa bırakılmış bir motosikletin çalınması eylemi ile kontağı kilitlenmiş veya tekerleği gövdesine bağlanarak kısmende olsa koruma altına alınmış bir motosikletin çalınması eyleminin aynı nitelikte kabul edilmesi yasaya ve hakkaniyete uygun düşmediği kanaatindeyiz. Bu genel tespitlerden sonra tartışılacak diğer bir sorun, kontak veya direksiyon kilidiyle ya da tekerleğin gövdeye bağlanması suretiyle kilitlenmek suretiyle sokağa park edilmiş motosikletin, TCK.nın 142/1. maddesinin b bendinin 1. cümlesi kapsamında, “kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış olan eşya” niteliğinde olup olmadığıdır. Motorlu araçların kontak kilitleri gibi, motosikletlerin kontak kitlerininde aracı çalıştırmanın yanı sıra, hırsızlık eylemlerine karşı motosikleti koruma fonksiyonu vardır. Normal yaşamda insanlar ister araba olsun ister motosiklet olsun, kontak kilidini aracın üzerinden almak suretiyle hırsızlık eylemlerine karşı önlem almaktadırlar. Burada yasal anlamda eşyanın muhafaza altına alınmış olmasının iki fonksiyonu söz konusudur. Birincisi suçun mağduruna bakan yönü itibariyle; mağdurun eşyasını korumak için normal sorumlu bir kişi gibi davranıp davranmadığıdır. Kişi değerli bir eşyasını sorumsuzca ve ihmalkar tutumuyla korunaksız bırakıyorsa, yasa koyucunun kişinin sorumsuzca tutumunu korumak veya gözeterek bu yönde suçun nitelikli halinin düzenlemesi söz konusu olamaz. Hırsızlık suçuna ilişkin yasa maddeleri incelendiğinde bu husus açıkça anlaşılabileceği gibi yerleşik uygulama da aynı yöndedir. İkinci yönü ise; eşyanın kilitlenmek suretiyle koruma altına alınmasıyla hırsızlık eylemlerine karşı engelleyici, caydırıcı olması veya suçun faili için risk oluşturmasıdır. Yoksa kilitlenmek suretiyle koruma altına alınmış olmakla, eşya (motosikle) hiç bir şekilde çalınamaz veya çalınamaz demek değildir. Bu nedenle direksiyon kilidi olmayan veya tekerleğin dönmesini engelleyecek bir kilitle muhafazası sağlanmamış ya da kontak anahtarı üzerinde bırakılmış olması nedeniyle kolaylıkla çalıştırılıp taşınabilen bir motosiklete göre, basit bir direksiyon vaya kontak kilidi ya da tekerleğin dönmesini engelleyen bir kilit yasal anlamda koruma sağladığında tereddüt bulunmamaktadır. Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamaları gözetilerek, yasal anlamda kilidin hangi nitelikte olması gerektiği ve bu bağlamda motosikletlerin kontak veya direksiyon kilitleri ile tekerleğin dönmesini engelleyen kilit sistemlerinin TCK.nın 142/1-b (1. cümlesi) kapsamında kilit olup olmadığını irdeleyecek olursak. Yasal anlamda bir kilitten bahsedebilmemiz için, kilidin bozuk olmaması ve elle çekildiğinde kolaylıkla açılacak kadar basit olmaması gerekli ve yeterlidir. Bunun yanında kilidin muhkem veya dayanıklı olmasına gerek olmadığı gibi çay kaşığıyla veya metal saç tokasıyla açılması veya aynı marka araç anahtarlarının birbirini açıyor olması, bu kilitlerin yasal anlamda kilit sayılmalarına engel teşkil etmemektedir. Bu nedenle motosikletlerin kontak ve direksiyon kilitleri ile tekerleğinin dönmesinin engellemek için kullanılan kilitler yukarıdaki ifade ettiğimiz nitelikleri taşıması halinde yasal anlamda kilit olduğundan kuşku yoktur. Tartışılması gereken konulardan bir diğeri ise; motosikletin kontak veya direksiyon kilidiyle ya da tekerleğin dönmesini engelleyecek bir kilit sistemiyle kilitlenmesi halinde; kilide bir müdahale yapılmadan veya kilit sistemi devre dışı bırakılmadan, motosikletin sürüklenerek veya birkaç kişi tarafından kucaklanarak veya çekiciyle taşınarak çalınması durumda da eylem TCK.nın 142/1-b (1. cümle) kapsamında nitelikli hırsızlık olacak mı dır? Hemen belirtelim ki bu durumda da eylem anılan madde kapsamında nitelikli hırsızlık suçunu oluşturacaktır. Çünkü anılan TCK.nun 142/1-b maddesinde, hırsızlık eylemini gerçekleştirme biçimine ilişkin bir düzenlemeye (TCK.nın 142/2-d maddesinde olduğu gibi) yer verilmemiştir. Kapıları kilitlenmek suretiyle sokağa park edilmiş bir otomobilin çekiciyle çalınması halinde, kilit sistemine bir müdahale olmadığı halde, yasal ifadesiyle kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış eşyanın çalınması söz konusu olduğundan eylem TCK.nın 142/1-b (1. cümle) tanımlanan suçu oluşturduğu gibi, aynı şekilde kilitli motosikletin kilit sistemine müdahalede bulunmadan çalınması biçimindeki eylemlerde aynı madde ve fıkra kapsamında nitelikli hırsızlık suçunu oluşturacaktır. Açıklanması gerek diğer bir konu ise; kontak veya direksiyon kilidiyle ya da tekerleğin dönmesini engelleyecek bir kilit sistemiyle kilitli motosiklete veya kapısı kilitli veya kontağı kapalı otomobile yönelik hırsızlık eylemi ile kapısı kilitli çelik kasa veya dondurma dolabına yönelik hırsızlık eylemlerinin birbirinden farklı veya aynı nitelikte olup olmadığıdır. Madde metnine bakacak olursak; hırsızlık suçunun, “… kilitlenmek suretiyle …… muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında” işlenmesi öngörülmüştür. Çelik kasa veya dondurma dolabının kapısının kilitlenmesiyle muhafaza altına alınmış olmayacağı hepimizin malumudur. Çelik kasa ağırlığı itibarıyla korunaklı olabilecek ise de, bu tür eşyaların kilitleri çelik kasayı veya dondurma dolabını korumaya yönelik olmayıp, içerisindeki eşyayı korumaya yöneliktir. Motorlu araçlar ile motosikletler ise, hayatın olağan akışı içerisinde, kapıları, kontak kilitleri veya direksiyonları ya da tekerlekleri kilitlenmek suretiyle aracın kendisi de bu şekilde muhafaza altına alınıp açıkta bırakılmaktadır. Yasa'daki ifadesiyle; “herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle …muhafaza altına alınmış olan eşya”nın kendisinin veya içerisindeki eşyanın çalınması halinde eylem TCK.nın 142/1-b maddesine uyan suçu oluşturacaktır. Çelik kasa yönünden ise; kilitli bir çelik kasanın kilidine anahtar uydurularak açılıp içerisinden eşyanın çalınması eylemi, aynı Yasa'nın 142/2-d maddesi kapsamına girecek, kilit kırılmak suretiyle veya anahtar uydurma dışında başka bir şekilde kilit devre dışı bırakılarak içerisinden eşyanın çalınması halinde eylem 142/1-b maddesi kapsamında değerlendirilecek, çelik kasanın kendisinin çalınması halinde ise, bulunduğu yere göre bina dahilinde 142/1-b maddesi, açık yerde ise (ör: açık pazar yerinde) 141/1. maddesi kapsamında hırsızlık suçunu oluşturacaktır. Örnekteki nitelendirmeler birbiriyle çelişkili gözükse de, Yargıtay'ın yerleşik uygulamasını yansıtmakta olup yasa metnine de uygun olduğunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu nedenle motosiklet ve araçların kontak kilitleri (motosikletlerin direksiyon ve tekerleğin dönmesini engelleyen kilitleri de dahil olmak üzere) ile çelik kasa veya dondurma dolabı kilitlerinin yasal anlamda fonksiyonlarının birbirinden farklı olduğu, motosiklet ve araçların kilitleri yukarıda anılan maddeler kapsamında kilit fonksiyonuna sahip oldukları halde, çelik kasa ve dondurma dolabının kilitleri, bu eşyaların kendilerine yönelik hırsızlık eylemleri yönünden yasal anlamda kilit fonksiyonlarının bulunmadığını kabul etmek gerekmektedir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayımızda, suça konu motosikletin apartmanın eklentisi niteliğindeki yerden alınmış olması halinde, eylem suç tarihinde yürürlükte olan TCK.nın 142/1-b maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğu, motosikletin sayın çoğunluğun bozma gerekçesinde belirtmiş olduğu gibi, açık alanda kilitsiz ve korunaksız olarak bırakılmış olduğunu kabul edilmesi halinde ise, eylem TCK.nın 141/1. maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğunu düşündüğümden, sayın çoğunluğun eylemin TCK.nın 142/1-e maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğuna ilişkin görüşüne katılmıyorum.
Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2014/21648, K. 2015/23250Kaynağı aç
2. Ceza Dairesi         2014/21648 E.  ,  2015/23250 K. "İçtihat Metni" Tebliğname No : 6 – 2013/242538 MAHKEMESİ : Çanakkale 1. Asliye Ceza Mahkemesi TARİHİ : 29/05/2013 NUMARASI : 2012/768 (E) ve 2013/381 (K) SUÇ : Hırsızlık Dosya incelenerek gereği düşünüldü; Suça sürüklenen çocuklar hakkında bina eklentisinden gerçekleştirdikleri hırsızlık eylemleriyle ilgili olarak hükmün 4 ve 5. numaralı bendinde kurulan hükümlere yönelik temyiz isteminin incelenmesinde; Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA, Suça sürüklenen çocuklar hakkında sokakta park edilmiş motosikleti çalmaları eylemleriyle ilgili olarak hükmün 3. numaralı bendinde kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde; Oluşa ve 29/04/2012 tarihli yakalama tutanağına göre; suça sürüklenen çocukların; şüphe üzerine yakalandıklarının anlaşılması karşısında eylemlerinin tamamlandığı gözetildiğinde mahkemenin kabul ve değerlendirmesinde bir usulsüzlük bulunmadığından tebliğnamedeki bozma düşüncesine katılınmamıştır. Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak; 1- Suça sürüklenen çocukların, sabitlenmeden yol kenarına park edilmiş motosikleti çalmaları biçimindeki eylemlerinin, TCK'nın 142/1-e maddesindeki “tahsis veya kullanımı gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında” hırsızlık suçuna uyduğu gözetilmeden, aynı Kanun'un 141/1 maddesiyle uygulama yapılarak eksik ceza tayini, 2- Suça sürüklenen çocukların soruşturma aşamasında alınan savunmalarına göre açıkta bulunan motosikleti gece vakti saat 21:30- 22:00 sıralarında çaldıklarının anlaşılması karşısında 5237 sayılı TCK’nın 143. maddesinin uygulanmaması suretiyle eksik ceza tayini, Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuklar müdafiilerinin ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı kısmen istem gibi BOZULMASINA, 16.12.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI GÖRÜŞ: Aşağıda sunduğum nedenlerle sayın çoğunluğun suçun nitelendirilmesine ilişkin bozma gerekçesine katılmıyorum. Somut olayda özetle; suça sürüklenen çocukların çaldıkları motosikletin, direksiyon kilidiyle kilitlenmek suretiyle (kontak anahtarı üzerinden alınarak) muhafaza altına alarak sokağa park edilmiş olması halinde eylemin, suç tarihinde yürürlükte olan TCK'nın 142/1-b maddesinde tanımlanan suçu oluşturacağı, herhangi bir kilit sistemi ve kontak veya direksiyon kilit sistemi de olmadan sokakta bırakılmış olması halinde ise, TCK'nın 141/1. maddesinde tanımlana hırsızlık suçunu oluşturacağı düşüncesinde olduğumdan, sayın çoğunluğun, eylemin aynı Kanun'un 142/1-e maddesindeki suçu oluşturduğuna ilişkin düşüncesine katılmıyorum. Öncelikle 765 sayılı Yasa ile 5237 sayılı Yasa'daki düzenlemeleri birlikte değerlendirecek olursak; konumuzla ilgili olarak 765 sayılı TCK'nın 491/2. maddesinde hırsızlık suçunun, “Adet muktezası olarak yahut tahsis ve istimalleri itibariyle umumun tekafülü altında bulunan eşya hakkında işlenirse” biçiminde düzenlemeye yer verilmiş, motorlu araçlar ve motosikletlere yönelik hırsızlık eylemleri, aynı Yasa'nın daha ağır nitelikte olan 493. maddesinin 1 ve 2. fıkralarında düzenlenen suçların unsurların oluşmaması hallerinde, anılan 491/2. maddesi kapsamında nitelikli hırsızlık olarak kabul edilmekteydi. Ancak 5237 sayılı Yasa'da, 765 sayılı Yasa'nın 491/2. maddesi yerine, 142/1-e maddesindeki hırsızlık suçunun, “Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında,” işlenmesini nitelikli hal olarak düzenlemenin yanında, motorlu araçlarla ilgili olarak TCK'nın 142/1-b (1.cümle) maddesinde hırsızlık suçunun, “herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ……. muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,” işlenmesi biçimindeki düzenlemeye yer vermek suretiyle, motorlu araçları, 765 sayılı Yasa'nın 491/2. maddesinin karşılığı olan, 5237 sayılı Yasa'nın 142/1-e maddesi kapsamından çıkartmış, daha özel bir düzenleme yapmıştır. Bu nedenle 765 sayılı TCK'nın 491/2. maddesindeki düzenleme ile 5237 sayılı TCK'nın 142/1-e maddesindeki düzenleme karşılaştırılıp, buna bağlı yorumla doğru bir sonuca ulaşmak olanaklı değildir. Ancak 765 salıyı Yasa'da motorlu araçlar, iş makineleri, motosikletler nasıl ki aynı nitelikte eşya kabul edilip, diğer koşulların varlığı halinde anılan Yasa'nın 491/2. maddesi kapsamında değerlendirilerek suçun nitelendirilmesi yapılmakta idi ise, 5237 sayılı Yasa'da da motosiklet, motorlu araçlara ilişkin özele düzenleme öngören 142/1-b (1.cümle) maddesi kapsamında motorlu araçlarla birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu düşüncemizin aksini öngören yasal düzenleme olmadığı gibi, 5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girmesiyle motosikletlerin yapısında, kullanılımında, sokak veya caddelerde kilitli veye kilitsiz bırakılmalarında da bir değişiklik olmamıştır. Özet olarak; her bir madde, düzenlendiği yasadaki aynı konuya ilişkin diğer maddelerden ayrı olarak ele alınıp tek başına yorumlanması olanaklı değildir. Çünkü çoğu zaman bir konuya ilişkin düzenleme tek bir maddeyle çözüme kavuşturulmamıştır. 765 sayılı Yasa'da, 5237 sayılı Yasa'daki 142/1-b (1.cümle) maddesinin karşılığı olmadığı gibi, 5237 sayılı Yasa'da da, 765 sayılı Yasa'da yer alan 493/1. maddenin karşılığı bir düzenleme yoktur. Bu nedenle bu konuda fazla bir şey söylemeye gerek olmadığı kanaatindeyiz. Motosikletlere yönelik hırsızlık eylemlerini, motorlu araçlarla birlikte ele alıp TCK'nın 142/1-b (1.cümle) maddesindeki suçun unsuları yönünden değerlendirecek olursak; öncelikle TCK'nın 142/1-b maddesinin 1. cümlesinde hırsızlık suçunun, “herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ……. muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,” işlenmesi biçimindeki düzenleme gözetildiğinde; suça konu eşyanın kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış olmasını suçun nitelikli hali olarak düzenleyen bir yasa maddesi karşısında, bu madde görmemezlikten gelinerek, suçun konusunu oluşturan eşya (motosiklet), ister kilitli olsun ister ise kilitsiz olsun, aynı nitelikte kabul edilerek, başka bir maddeye (TCK'nın 142/1-e maddesi) göre aynı cezayı yaptırımı doğuracak şekilde nitelikli hal kabul edilmesi, adil olmadığı gibi kendi içerisinde çelişki de oluşturmaktadır. Şöyle ki, hiçbir tedbir alınmadan veya kontak anahtarı üzerinde sokağa bırakılmış bir motosikletin çalınması eylemi ile kontağı kilitlenmiş veya tekerleği gövdesine bağlanarak kısmende olsa koruma altına alınmış bir motosikletin çalınması eyleminin aynı nitelikte kabul edilmesi yasaya ve hakkaniyete uygun düşmediği kanaatindeyiz. Bu genel tespitlerden sonra tartışılacak diğer bir sorun, kontak veya direksiyon kilidiyle ya da tekerleğin gövdeye bağlanması suretiyle kilitlenmek suretiyle sokağa park edilmiş motosikletin, TCK'nın 142/1. maddesinin b bendinin 1. cümlesi kapsamında, “kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış olan eşya” niteliğinde olup olmadığıdır. Motorlu araçların kontak kilitleri gibi, motosikletlerin kontak kitlerininde aracı çalıştırmanın yanı sıra, hırsızlık eylemlerine karşı motosikleti koruma fonksiyonu vardır. Normal yaşamda insanlar ister araba olsun ister motosiklet olsun, kontak kilidini aracın üzerinden almak suretiyle hırsızlık eylemlerine karşı önlem almaktadırlar. Burada yasal anlamda eşyanın muhafaza altına alınmış olmasının iki fonksiyonu söz konusudur. Birincisi suçun mağduruna bakan yönü itibariyle; mağdurun eşyasını korumak için normal sorumlu bir kişi gibi davranıp davranmadığıdır. Kişi değerli bir eşyasını sorumsuzca ve ihmalkar tutumuyla korunaksız bırakıyorsa, yasa koyucunun kişinin sorumsuzca tutumunu korumak veya gözeterek bu yönde suçun nitelikli halinin düzenlemesi söz konusu olamaz. Hırsızlık suçuna ilişkin yasa maddeleri incelendiğinde bu husus açıkça anlaşılabileceği gibi yerleşik uygulama da aynı yöndedir. İkinci yönü ise; eşyanın kilitlenmek suretiyle koruma altına alınmasıyla hırsızlık eylemlerine karşı engelleyici, caydırıcı olması veya suçun faili için risk oluşturmasıdır. Yoksa kilitlenmek suretiyle koruma altına alınmış olmakla, eşya (motosikle) hiç bir şekilde çalınamaz veya çalınamaz demek değildir. Bu nedenle direksiyon kilidi olmayan veya tekerleğin dönmesini engelleyecek bir kilitle muhafazası sağlanmamış ya da kontak anahtarı üzerinde bırakılmış olması nedeniyle kolaylıkla çalıştırılıp taşınabilen bir motosiklete göre, basit bir direksiyon vaya kontak kilidi ya da tekerleğin dönmesini engelleyen bir kilit yasal anlamda koruma sağladığında tereddüt bulunmamaktadır. Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamaları gözetilerek, yasal anlamda kilidin hangi nitelikte olması gerektiği ve bu bağlamda motosikletlerin kontak veya direksiyon kilitleri ile tekerleğin dönmesini engelleyen kilit sistemlerinin TCK'nın 142/1-b (1. cümlesi) kapsamında kilit olup olmadığını irdeleyecek olursak. Yasal anlamda bir kilitten bahsedebilmemiz için, kilidin bozuk olmaması ve elle çekildiğinde kolaylıkla açılacak kadar basit olmaması gerekli ve yeterlidir. Bunun yanında kilidin muhkem veya dayanıklı olmasına gerek olmadığı gibi çay kaşığıyla veya metal saç tokasıyla açılması veya aynı marka araç anahtarlarının birbirini açıyor olması, bu kilitlerin yasal anlamda kilit sayılmalarına engel teşkil etmemektedir. Bu nedenle motosikletlerin kontak ve direksiyon kilitleri ile tekerleğinin dönmesinin engellemek için kullanılan kilitler yukarıdaki ifade ettiğimiz nitelikleri taşıması halinde yasal anlamda kilit olduğundan kuşku yoktur. Tartışılması gereken konulardan bir diğeri ise; motosikletin kontak veya direksiyon kilidiyle ya da tekerleğin dönmesini engelleyecek bir kilit sistemiyle kilitlenmesi halinde; kilide bir müdahale yapılmadan veya kilit sistemi devre dışı bırakılmadan, motosikletin sürüklenerek veya birkaç kişi tarafından kucaklanarak veya çekiciyle taşınarak çalınması durumda da eylem TCK'nın 142/1-b (1. cümle) kapsamında nitelikli hırsızlık olacak mı dır? Hemen belirtelim ki bu durumda da eylem anılan madde kapsamında nitelikli hırsızlık suçunu oluşturacaktır. Çünkü anılan TCK'nın 142/1-b maddesinde, hırsızlık eylemini gerçekleştirme biçimine ilişkin bir düzenlemeye (TCK'nın 142/2-d maddesinde olduğu gibi) yer verilmemiştir. Kapıları kilitlenmek suretiyle sokağa park edilmiş bir otomobilin çekiciyle çalınması halinde, kilit sistemine bir müdahale olmadığı halde, yasal ifadesiyle kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış eşyanın çalınması söz konusu olduğundan eylem TCK'nın 142/1-b (1. cümle) tanımlanan suçu oluşturduğu gibi, aynı şekilde kilitli motosikletin kilit sistemine müdahalede bulunmadan çalınması biçimindeki eylemlerde aynı madde ve fıkra kapsamında nitelikli hırsızlık suçunu oluşturacaktır. Açıklanması gerek diğer bir konu ise; kontak veya direksiyon kilidiyle ya da tekerleğin dönmesini engelleyecek bir kilit sistemiyle kilitli motosiklete veya kapısı kilitli veya kontağı kapalı otomobile yönelik hırsızlık eylemi ile kapısı kilitli çelik kasa veya dondurma dolabına yönelik hırsızlık eylemlerinin birbirinden farklı veya aynı nitelikte olup olmadığıdır. Madde metnine bakacak olursak; hırsızlık suçunun, “… kilitlenmek suretiyle …… muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında” işlenmesi öngörülmüştür. Çelik kasa veya dondurma dolabının kapısının kilitlenmesiyle muhafaza altına alınmış olmayacağı hepimizin malumudur. Çelik kasa ağırlığı itibarıyla korunaklı olabilecek ise de, bu tür eşyaların kilitleri çelik kasayı veya dondurma dolabını korumaya yönelik olmayıp, içerisindeki eşyayı korumaya yöneliktir. Motorlu araçlar ile motosikletler ise, hayatın olağan akışı içerisinde, kapıları, kontak kilitleri veya direksiyonları ya da tekerlekleri kilitlenmek suretiyle aracın kendisi de bu şekilde muhafaza altına alınıp açıkta bırakılmaktadır. Yasa'daki ifadesiyle; “herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle …muhafaza altına alınmış olan eşya”nın kendisinin veya içerisindeki eşyanın çalınması halinde eylem TCK'nın 142/1-b maddesine uyan suçu oluşturacaktır. Çelik kasa yönünden ise; kilitli bir çelik kasanın kilidine anahtar uydurularak açılıp içerisinden eşyanın çalınması eylemi, aynı Yasa'nın 142/2-d maddesi kapsamına girecek, kilit kırılmak suretiyle veya anahtar uydurma dışında başka bir şekilde kilit devre dışı bırakılarak içerisinden eşyanın çalınması halinde eylem 142/1-b maddesi kapsamında değerlendirilecek, çelik kasanın kendisinin çalınması halinde ise, bulunduğu yere göre bina dahilinde 142/1-b maddesi, açık yerde ise (ör: açık pazar yerinde) 141/1. maddesi kapsamında hırsızlık suçunu oluşturacaktır. Örnekteki nitelendirmeler birbiriyle çelişkili gözükse de, Yargıtay'ın yerleşik uygulamasını yansıtmakta olup yasa metnine de uygun olduğunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu nedenle motosiklet ve araçların kontak kilitleri (motosikletlerin direksiyon ve tekerleğin dönmesini engelleyen kilitleri de dahil olmak üzere) ile çelik kasa veya dondurma dolabı kilitlerinin yasal anlamda fonksiyonlarının birbirinden farklı olduğu, motosiklet ve araçların kilitleri yukarıda anılan maddeler kapsamında kilit fonksiyonuna sahip oldukları halde, çelik kasa ve dondurma dolabının kilitleri, bu eşyaların kendilerine yönelik hırsızlık eylemleri yönünden yasal anlamda kilit fonksiyonlarının bulunmadığını kabul etmek gerekmektedir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayımızda, suça konu motosikletin direksiyon kilidiyle kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış olup olmadığı araştırılarak, kilit sistemin olması halinde eylem, suç tarihinde yürürlükte olan TCK'nın 142/1-b maddesinde tanımlanan suçu, kilit sistemin olmaması halinde ise TCK'nın 141/1. maddesindeki suçu oluşturacağını düşündüğümden sayın çoğunluğun eylemin TCK'nın 142/1-e maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğuna ilişkin görüşüne katılmıyorum.

Suçun İcrası, Teşebbüs ve Delillerin Değerlendirilmesi

Hırsızlık fiilinde failin korunan eşyaya yönelmesine karşın fiili hakimiyet kuramaması halinde teşebbüs hükümleri gündeme gelebilmektedir. Kapıyı açma, kilidi kırma veya içeri girme tek başına her zaman suçun tamamlanması anlamına gelmemektedir. Suçun tamamlanma anı bakımından eşyanın zilyedin hakimiyet alanından çıkarılması veya fiili egemenlik alanından çıkması yönündeki yaklaşımlar değerlendirilmektedir. Soruşturma evresinde bina içi güvenlik kamerası kayıtları, parmak izleri, giriş-çıkış yönündeki fiziki izler ile kapı ve kilit mekanizmalarındaki müdahale bulguları temel dayanaklar arasında yer almakta; eşyanın nerede ve nasıl muhafaza edildiğinin somut biçimde ortaya konulması suç vasfının doğru belirlenmesini sağlamaktadır.

Cezayı Artıran ve Azaltan Kanuni Haller

TCK m. 143/1 uyarınca hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. TCK m. 142/5 gereğince hırsızlık suçunun işlenmesi sonucunda haberleşme, enerji ya da demiryolu veya havayolu ulaşımı alanında kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması hâlinde, verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır. Ayrıca haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak veya kilitlenmesini engellemek suretiyle hırsızlık TCK m. 142/2-d bendinde bağımsız bir nitelikli hal olarak düzenlenmiştir; nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun E. 2014/446, K. 2018/37 sayılı kararında haczedilerek yediemine teslim edilen aracın borçlu malik tarafından haksız yere elde bulundurulan yedek anahtarla götürülmesi eyleminin TCK m. 290/2 yollamasıyla 142/2-d bendi kapsamındaki nitelikli hırsızlık suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 143Kaynağı aç
Madde 143- (1) Hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.[67] Daha az cezayı gerektiren haller

Cezayı hafifleten nedenler kapsamında TCK m. 144/1 uyarınca fiilin paydaş veya elbirliğiyle malik olunan eşya üzerinde ya da bir hukuki münasebete dayanan alacağı tahsil maksadıyla işlenmesi halinde, şikayet üzerine iki aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmedilir. TCK m. 145 gereğince ise çalınan malın değerinin azlığı sebebiyle hâkim cezada indirim yapabileceği gibi suçun işleniş özelliklerini gözeterek ceza vermekten tamamen de vazgeçebilir. Yargıtay 17. Ceza Dairesinin 28/02/2018 tarihli ve E. 2015/28157, K. 2018/2431 sayılı kararında belirtildiği üzere, indirim için yalnızca değer azlığı yeterli olup oran fiilin ağırlığıyla orantılı takdir edilmeli; ceza vermekten vazgeçilmesinde ise suçun işleniş biçimi ve özellikleri somut gerekçelere dayandırılmalıdır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 144Kaynağı aç
Madde 144- (1) Hırsızlık suçunun; a) Paydaş veya elbirliği ile malik olunan mal üzerinde, b) Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla, İşlenmesi halinde, şikayet üzerine, fail hakkında iki aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. Malın değerinin az olması
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 145Kaynağı aç
Madde 145- (1) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/16 md.) Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir. Kullanma hırsızlığı
Yargıtay 17. Ceza Dairesi, E. 2015/28157, K. 2018/2431Kaynağı aç
17. Ceza Dairesi         2015/28157 E.  ,  2018/2431 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak; 1-Sanığın müştekiye 100,00 TL'lik banknot uzatıp para üstü verildikten sonra pasta fiyatının yüksek olduğunu belirterek müştekinin kafasında karışıklığa yol açarak ve el çabukluğu ile para üstü olarak kendisine verilen 91,00 TL'nin içinden 50,00 TL alıp eksik para üstü vermesi şeklindeki eyleminde özel becerinin müştekinin üstünde veya elinde taşıdığı bir eşyaya yönelmediği anlaşıldığından TCK'nın 142/1-(b) maddesinde düzenlenen bina içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık suçunu oluşturacağı gözetilmeden hatalı nitelendirme ile TCK 142/2-(b) maddesinden uygulama yapılarak fazla ceza tayini, 2-5237 sayılı TCK'nın 61/1. maddesine göre malın değerinin az ya da çok olması, cezanın temel cezanın belirlenmesinde alt sınırdan uzaklaşmak için bir kriter olup, hırsızlık suçuna konu malın değerinin az olmasının TCK'nın 145. maddesinde ayrı olarak düzenlenmesi, kanun koyucunun hırsızlık suçunda malın değerinin az olmasına verdiği önemi göstermektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 15.12.2009 gün ve 6/242-291 sayılı içtihadında belirtildiği üzere, "…daha çoğunu alabilme olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak az olan şeyi alma" görüşünün, TCK'nın 145. madde uygulamasında bütünüyle reddedilmesi mümkün değil ise de, maddenin yalnızca bu tanımlamayla sınırlandırılması da olanaklı değildir. 145. maddenin gerek ilk şekli, gerekse değiştirilmiş biçimi; ortak tanımlama ile, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan değerin az olmasını temel almaktadır. TCK'nın 145. maddesine göre, faile verilen cezada indirim yapılabilmesi için malın değerinin az olması yeterli olup, hâkim indirim oranını TCK'nın 3. maddesinde öngörüldüğü üzere “işlenilen fiilin ağırlığıyla orantılı” olacak şekilde saptamalıdır. Değer azlığı nedeniyle ceza vermekten vazgeçme kararı verilecek ise; malın değerinin azlığı yanında “suçun işleniş şekli ve özellikleri” de dikkate alınmalıdır. TCK'nın 145. maddesinin uygulanmasında hâkime takdir hakkı tanınmış olup, hâkim takdir hakkını kullanırken keyfiliğe kaçmadan, her somut olaya uygun, yasal ve yeterli gerekçe göstermek suretiyle uygulama yapmalıdır. Somut olayda ise; hırsızlık konusu çalınan paranın 50,00 TL olması karşısında; suçun işleniş şekli ve özellikleri itibarıyla ceza vermekten vazgeçilemeyecek ise de, hırsızlık konusunu oluşturan malın değerinin az olması nedeniyle TCK'nın 145. maddesi gereğince verilen cezadan belirlenecek oranda indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi, 3-T.C. Anayasa Mahkemesi'nin, TCK'nın 53. maddesine ilişkin olan, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının, 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış olması nedeniyle iptal kararı doğrultusunda TCK'nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, Bozmayı gerektirmiş, sanık …'in temyiz nedeni bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 28/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İhlal Edilen Diğer Hukuki Değerler ve Soruşturma Şartı

TCK m. 142/4 düzenlemesine göre, hırsızlık fiilinin gerçekleştirilmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali veya mala zarar verme suçlarının işlenmesi durumunda, bu suçlar bakımından ayrıca şikayet koşulu aranmaksızın resen soruşturma ve kovuşturma yürütülür. Ancak girilen mekanın hukuki vasfı önem taşır; Yargıtay 13. Ceza Dairesinin E. 2014/29185, K. 2015/15341 sayılı kararında ele alındığı üzere, suç tarihinde gayrifaal olan, sürekli çalışan ya da işyeri sahibinin bulunmadığı kapatılmış fabrika binası ve eklentisinden hırsızlık yapılması işyeri dokunulmazlığını ihlal suçunu vücuda getirmez. Eyleme eşlik eden başkaca fiillerin mevcudiyeti halinde ise içtima kuralları tartışılmaktadır.

Bina içinden eşya hırsızlığında kanunda öngörülen ceza ne kadardır?

TCK m. 142/2-h bendi uyarınca suçun temel cezası beş yıldan on yıla kadar hapis cezasıdır; eylemin gece vakti gerçekleştirilmesi halinde TCK m. 143/1 gereğince ceza yarı oranında artırılmaktadır.

Eşyanın bina içinde kilitli bir dolapta tutulması şart mıdır?

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun E. 2014/446, K. 2018/37 sayılı kararında belirtildiği üzere, eşyanın mutlaka kilit altına alınması veya gizlenmesi zorunlu olmayıp bina veya eklentisinde bulundurulmuş olması yeterlidir.

Hırsızlık amacıyla kilit kırılması halinde ayrıca şikayet aranır mı?

TCK m. 142/4 uyarınca hırsızlık suçunun işlenmesi kastıyla mala zarar verme veya konut dokunulmazlığının ihlali suçlarının işlenmesi halinde, bu suçlardan ötürü soruşturma ve kovuşturma için şikayet şartı aranmaz.

Çalınan eşyanın değerinin düşük olması cezada indirim sağlar mı?

TCK m. 145 uyarınca eşyanın değerinin azlığı halinde hâkim indirim yapabileceği gibi suçun işleniş özelliklerini dikkate alarak fail hakkında ceza vermekten vazgeçebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu