Basın ve İfade Özgürlüğünün Ceza Sorumluluğu Sınırı

by Avukat Erdal Ersoy
Basın ve İfade Özgürlüğünün Ceza Sorumluluğu Sınırı

İfade özgürlüğü yalnız hoşa giden, zararsız ya da kayıtsızlık doğuran fikirlerle sınırlı değildir. Devleti, herhangi bir kesimi veya kamuyu şok eden, rahatsız eden ve provoke eden açıklamalar da bu özgürlüğün içindedir. Lehte görülmeyen, çarpıcı gelen ve aleyhte olan haber ile düşünceler, Sözleşme'nin 10. maddesinin sınırları içinde kalabilir. Başka şartların da gerçekleşmesi hâlinde ofansif düşünceler aynı kapsama girebilir. Güvence, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 19. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi ile Anayasa'nın 25 ve 26. maddelerinde tanınır. Bu düzenlemeler kanaat özgürlüğünü ve kamu otoritesinin karışması ile ülke sınırları engel olmaksızın haber ve fikir edinme ile iletme imkânını da içerir. Basın özgürlüğü Sözleşme'de başlı başına bir maddeyle yer almaz; 10. maddedeki ifade özgürlüğünün içinde değerlendirilir. Demokratik toplumun temel dayanaklarından olan bu özgürlük, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için başlıca şartlar arasındadır. İnternete ulaşmak da bilgi ve düşünce özgürlüğünü kullanmanın temel unsurlarından biri hâline gelmiştir.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E. 2021/1639, K. 2021/4383Kaynağı aç
16. Ceza Dairesi         2021/1639 E.  ,  2021/4383 K. "İçtihat Metni" I- TALEP: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19.03.2021 tarih ve 2021/29378 sayılı yazısı ile Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanık …'nün beraatine dair Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 07/05/2019 tarihli ve 2019/116 esas, 2019/858 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi. Her ne kadar suçun mağduru Cumhurbaşkanına mahkeme ilamı tebliğ edilmemiş ise de, sanık hakkında açılan kamu davasının Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğine ihbar edildiği, 22/02/2019 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğince davaya katılınmayacağının bildirildiği nazara alındığında, katılan sıfatını almayan mağdura anılan kararın tebliğ edilmesine gerek bulunmadığı düşünülerek yapılan incelemede; Dosya kapsamına göre, Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesince sanığın sosyal medya üzerinden yapmış olduğu paylaşımların bir kısmının eleştiri mahiyetinde, bir kısmının ise eleştiri boyutunu aşmakla birlikte kaba ve incitici nitelikte olup hakaret suçunun unsurlarının somut olayda oluşmadığından bahisle sanığın beraatine karar verilmiş ise de, sanığa isnat edilen eylemin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesinde düzenlenen Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturduğu, bu suçun kovuşturulmasının ise aynı maddenin 3. fıkrası gereğince Adalet Bakanının iznine tâbi olduğu, bahse konu suçla ilgili olarak şikâyet veya başkaca bir soruşturma veya kovuşturma şartının aranmadığı, Adalet Bakanlığının 08/10/2018 tarihli “Olur”u ile de sanığın, facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde 27/10/2015 tarihli "Diktatör sözcüğünü rahatlıkla kullanabilirsiniz" şeklindeki, 31/01/2015 tarihli "Hırsızsınız Tayyip Erdoğan.. Hırsız Erdoğan" yazısını ve Sayın Cumhurbaşkanının kadın elbisesi giymiş şeklindeki fotoğrafın altına "Başkanlıktan Vazgeçtim Kraliçe Olmak İstiyorum" şeklindeki, 19/02/2016 tarihli Atatürk ve Sayın Cumhurbaşkanının bulunduğu fotoğrafta Atatürk'ün Sayın Cumhurbaşkanının başını okşar gibi montaj yaparak konuşma balonunun içine Atatürk "Vatan namustur satılamaz anladınmı çocuk", Sayın Cumhurbaşkanı "kiraya versem??" şeklindeki, 26/07/2016 tarihli Sayın Cumhurbaşkanının Türkiye Haritası üzerine çökmüş şekilde ve üzerine "içine s.çtınız Türkiyenin" şeklindeki, 16/07/2016 tarihli Sayın Cumhurbaşkanının fotoğrafını fotomontajlayarak fil afişi şeklinde paylaşıp üzerine "bir Akepe filmi Ey Türkiye Bu san son uyarı dar 15.07.2016" şeklindeki, 16/07/2016 tarihli Sayın Cumhurbaşkanının fotomontajlı fotoğrafını profil resmi gibi paylaşarak altına "darbe oldu ama tek birimiz içeri alınmadık. Bakanlardan havuz yazarlarına hepimiz canlı yayındayız. Süper bir darbe. Çok şeker bir darbe" şeklindeki, 15/07/2015 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanının konuşma sırasında çekilmiş fotoğrafını paylaşarak üzerine "tüm ailesi bakanları hırsızlık, yolsuzluky, kara para aklamaktan yargılanırken, o meydanlarda millete ahlak dersi veriyor. TC başına gelmiş en büyük Felaketsin Tayyip" şeklindeki, 03/07/2016 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanının fotoğrafını paylaşarak üzerine, "Son kez söylüyorum; mavi marmarayaı tanımam… Deniz fenereini tanımam… Zerrabı tanımam… Fetoyu tanımam velev ki g.tüm sıkışsın, babamı tanımam" şeklindeki, 20/09/2015 tarihinde, "Sahte Diblomalı Cumhurbaşkanı" şeklindeki paylaşımlarının Cumhurbaşkanına hakaret eylemi olarak değerlendirilerek Türk Ceza Kanunu’nun 299/3. maddesi uyarınca kovuşturma izni verildiği, sanığın Facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına yönelik anılan paylaşımlarının, kişinin kendini gerçekleştirmesi ya da toplumun gelişmesine katkı sunan bir içeriği bulunmadığı gibi doğrudan Cumhurbaşkanını küçük düşürücü, onur, şeref ve haysiyetini zedeleyecek nitelikte olduğu, bu nedenle sanığın üzerine atılı suçun tüm unsurlarıyla oluştuğu gözetilmeden, sanığın mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 16/02/2021 gün ve 94660652-105-55-12065-2020-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden müsteniden ihbar ve mevcut evrak Dairemize gönderilmiştir. II- OLAY; Adana Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce hazırlanan Siber Suçlar Önleme Açık Kaynak Tespit Formuna göre 19.12.2017 tarihinde sosyal paylaşım siteleri üzerine yapılan çalışma esnasında, facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde "necibe.oncu" url uzantılı, … (Necibella) rumuzlu kullancının, hesabın herkese açık künye bilgilerinde yer alan bilgilerinden, fotoğraflarından ve diğer paylaşımlarından hareketle kimlik ve adres tespiti yapılarak, hesabın kullanıcısı olabileceğinin değerlendirmesi ile ekran görüntüleri de sunularak Cumhurbaşkanına hakaret içerir, herkese açık nitelikte paylaşımlarda bulunduğu tespit edilmiştir. Bu kapsamda tanzim edilen siber suçlar önleme açık kaynak tespit formunda belirtilen paylaşımlara dair yorumlar ve görsellerin incelenmesinde özetle; "- 27 Ekim 2015 tarihinde, bir ulusal gazetenin sitesinde yayımlanan "Mahkeme:Erdoğan'a "diktatör"demek hakaret değil,siyasi eleştiridir, Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nde…" haber yazısı ile buna ilişkin "bir binanın cephesine Diktatörler sokakta devrilirler! yazılı, Cumhurbaşkanının resminin bulunduğu pankartı asan kişilerin resminin" bulunduğu paylaşımı, "Diktatör sözcüğünü rahatlıkla kullanabiliriz!" yorumu ile paylaştığı ayrıca bu paylaşıma yönelik yapılan yorumlarda "Hıııırsıııız Taayip Erdğan!… Hırsız Tayyip Erdoğan!" şeklinde yorumda bulunduğu, – 26 Haziran 2016 tarihli, emoji sembolünü içerir yorumla, Cumhurbaşkanının resminin photoshopla kraliçe olarak tasvirlendiği görülen, içeriğinde "Başkanlıktan vazgeçtim! Kraliçe olmak istiyorum!" yazısı bulunan görseli paylaştığı, – Zaman tünelinde yazan 2017 tarihi de nazara alınarak, 03 Kasım tarihinde, 3 yıl öncesine ait paylaştığı ve sosyal medya sitesinde anı olarak belirtilen, bir başka kullanıcının 02 Kasım 2014 tarihinde yayımladığı, içeriğinde Cumhurbaşkanının resminin ve belirtildiği şekilde; "Ben yetim hakkını kimseye yedirtmem! 1-Ben yerim…2-Bakanlarım yer…3-Vekillerim yer…4- Yakın aile çevrem yer…5- Belediye başkanlarımız ve çevresi yer…6-Yandaş mütahahhit, medya patronları yer. 7- Yandaş holdinler, para babaları yer…- Uzun lafın kısası ben ne dersem o olur. Hesap soracaksanız sandıkta sorun!…" şeklindeki görseli paylaştığı ayrıca paylaşıma "Zıkkım olsun yedikleriniz" şeklinde yorumda bulunduğu, – Zaman tünelinde yazan "2017" tarihi nazara alınarak, 02 Kasım tarihinde, içeriğinde Türkiye Cumhuriyeti 94.yaşında şeklinde başlığı ile yayımlanan habere dair Cumhurbaşkanının resmi ile Aziz Atatürk, bugün Büyük Zafer'in 94 Yıldönümünü millet olarak büyük bir gurur ve heyecanla yad ediyoruz… şeklinde başlayarak, Ruhun şad olsun… şeklinde biten yazının yer aldığı görselin "iki ayyaş'tan aziz Atatürk'e… Allah ile aldatmak dönemi bitti. Şimdi Atatürk ile aldatma dönemi başladı." yorumları ile sunulduğu resmi paylaştığı, – Zaman tünelinde yazan "2017" tarihi nazara alınarak, 19 Şubat tarihinde, 19 Şubat 2016 tarihinde, 2 yıl öncesine ait yaptığı ve sosyal medya sitesinde anı olarak belirtilen, içeriğinde Mustafa Kemal Atatürk'ün "Vatan namustur satılmaz. Anladın mı çocuk" şeklinde sözü ile Cumhurbaşkanının ensesini okşarken, Cumhurbaşkanının da "kiraya versem" şeklinde cevap verdiğini belirtir, karikatürü paylaştığı, – Zaman tünelinde yazan "2017" tarihi nazara alınarak, 13 Şubat tarihinde, 13 Şubat 2015 tarihinde, 3 yıl öncesine ait yaptığı ve sosyal medya sitesinde anı olarak belirtilen, "Oktay Vural adlı kullanıcı tarafından -Başkanlık ve özerklik için 7 haziran kampanyası açılışı… yorumu ile Ergin Asyalı'nın içeriğinde, Cumhurbaşkanı ile siyasetçilerin yanı sıra terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın, photoshop yönteminin de kullanıldığı resimleri ile masa üzerinde bulunan, Türk bayrağı sembollerini içeren Türkiye haritası şeklinde yapılan pastayı keserlerken tasvir edildikleri bir karikatürü/görseli, paylaştığı, – Zaman tünelinde yazan 2016 tarihi nazara alınarak, 26 Temmuz tarihinde, 26 Temmuz 2015 tarihinde, 2 yıl öncesine ait yaptığı, sosyal medya sitesinde anı olarak belirtilen, "İçine sıçtı Türkiye'nin…" yorumu ile Cumhurbaşkanının Türkiye Devleti sınırlarını gösteren harita üzerinde tasvirinin yapıldığı karikatürü paylaştığı, -18 Temmuz 2016 tarihinde, Türkiye darbe girişiminde kafası kesilen askerlerin görüntüleri şeklinde yazının bulunduğu videoyu paylaştığı, – 16 Temmuz 2016 tarihinde içeriğinde, "Bir Akepe Filmi", "Ey Türkiye Bu sana son uyarı!" ,"Darbe","15.07.2016" şeklinde yazıların bulunduğu, film afişine uyarlanan "Fuat Avni" adlı kullanıcı tarafından paylaşılan fotoğrafı/görseli paylaştığı, – 16 Temmuz 2016 tarihinde, Atilla Taş hayranları adlı profilin paylaştığı, içeriğinde "Darbe oldu ama tek birimiz içeri alınmadık. Bakanlardan havuz yazarlarına hepimiz canlı yayındayız. Süper bir darbe. Çok şeker bir darbe." yazısının "Tayyip Aga" şeklinde Cumhurbaşkanının resminin bulunduğu paylaşım sayfası şeklinde tasvirlenen paylaşımı, paylaştığı -16 Temmuz 2016 tarihinde, bir başka kullanıcının "Darbe görmesek inanacağız!?" şeklindeki yorumunu, paylaştığı, – 15 Temmuz 2016 tarihinde, içeriğinde "Tüm ailesi ve bakanları hırsızlık, yolsuzluk, kara para aklamaktan yargılanırken, o meydanlarda millete ahlak dersi veriyor."," TC.Başına gelmiş en büyük felaketsin Tayyip.!!" şeklinde yazı ile Cumhurbaşkanının resminin bulunduğu fotoğrafı, paylaştığı, – 03 Temmuz 2016 tarihinde, Cumhurbaşkanının resminin ve "son kez söylüyorum; mavi marmarayı tanımam, deniz fenerini tanımam, zerrab'ı tanımam, feto'yu tanımam, velev ki ;g.tüm sıkışşsın; babamı tanımam!" yazılarının bulunduğu resmi paylaştığı, -29 Eylül 2015 tarihinde ise "sahte diplomalı cumhurbaşkanı" yorumu ile "Cumhurbaşkanlığı düşürülsün! HKP Mahkemeye başvurdu" başlık ve içerikli bir başka siteye ait görseli/yazıyı paylaştığı," Görülmüştür. Bu kapsamda Cumhurbaşkanına hakaret suçundan kimlik bilgileri tespit edilen sanık hakkında, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/91195 soruşturma evrakına kayden soruşturmaya başlanılmış ve 28.12.2017 tarih, 2017/6329 karar sayılı yetkisizlik kararı ile de tespit edilen ikamet kaydı ile suç yerine istinaden soruşturma evrakı Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Soruşturma evrakı Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/1051 sayılı evrakına kaydedilmiştir. 07.02.2018 tarihinde yakalanarak, gözaltına alınan sanık, kollukta verdiği ifadesinde özetle, bahse konu hesabın kendisine ait olduğunu, belirtilen paylaşımların kendisi tarafından yapıldığını ancak bazı yorumları kendisi yazmış ise de bir kısım paylaşımlardaki yazıların kendisine ait olmadığını fakat bunları mizahi amaçla paylaştığını ve hakaret kastı ile hareket etmediğinden suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiştir. Sanık hakkında, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü kapsamında yürütülen bir soruşturma veya kovuşturmanın bulunmadığı, soruşturma sürecinde tanzim edilen 16.02.2018 ve 17.02.2018 tarihli kolluk tutanlarında belirtilmiştir. İl Emniyet Müdürlüğünün 20.02.2018 tarihli fezlekesi ile Cumhurbaşkanına hakaret suçundan tanzim edilen tahkikat evrakları Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş ve Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/7099 soruşturma sayısına kaydedilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığının 07.03.2018 tarih, 2018/7099 soruşturma, 2018/458 karar sayılı birleştirme kararı ile de sanık hakkında aynı olaya ilişkin 2017/1051 sayılı soruşturma bulunduğundan, evrakın 2017/1051 sayılı soruşturma evrakı ile birleştirilmesine karar verilmiştir. Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının, 13.03.2018 tarihli fezlekesi ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden, 27 Ekim 2015 tarihli "Diktatör sözcüğünü rahatlıkla kullanabiliriz" şeklinde, 31 Ocak 2015 tarihli "Hırsızsınız Tayyip Erdoğan..Hırsız Erdoğan" şeklinde Cumhurbaşkanın kadın elbisesi giymiş şekilde fotoğrafının altına başkanlıktan vazgeçtim! kraliçe olmak istiyorum! şeklinde karikatürü, 19 Şubat 2016 tarihli Atatürk ve Cumhurbaşkanımızın fotoğrafının bulunduğu yerde Atatürk tarafından "Vatan namustur satılamaz anladınmı çocuk" Cumhurbaşkanın "kiraya versem?? " şeklindeki karikatürü, 26 Temmuz 2016 tarihli Cumhurbaşkanın Türkiye haritası üzerinde çökmüş şekilde ve üzerine İçine s.çtınız Türkiyenin " şeklindeki görsel ve yazıyı, 16 Temmuz 2016 tarihli Cumhurbaşkanın fotoğrafının üzerine "bir Akepe filmi Ey Türkiye Bu sana son uyarı! şeklindeki, 16 Temmuz 2016 tarihli Cumhurbaşkanın resminin altına "darbe oldu ama tek birimiz içeri alınmadık, bakanlardan havuz yazarlarına hepimiz canlı yayındayız. Süper bir darbe. Çok şeker bir darbe." şeklindeki, 15 Temmuz 2016 tarihli Cumhurbaşkanın fotoğrafinın bulunduğu kısıma tüm ailesi bakanları hırsızlık, yolsuzluk, kara para aklamaktan yargılanırken, o meydanlarda millete ahlak dersi veriyor. TC başına gelmiş en büyük Felaketsin Tayyip" şeklinde, 03 Temmuz 2016 tarihli "Son kez söylüyürum; mavi marmarayı tanımam… deniz fererini tanımam… zerrabı tanımam… fetoyu tanımam, velev ki g. tüm sıkışsın, babamı tanımam.,! şeklinde, 20 Eylül 2015 tarihli " Sahte Diblomalı Cumhurbaşkanı!" şeklinde paylaşımlarda bulunan sanık hakkında, kovuşturma izni verilmesi istenilmiştir. 08.10.2018 tarihli Bakanlık oluru ile de belirtilen paylaşımlarına yönelik atılı suçtan kovuşturma izni sanık hakkında verilmiştir. Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının, 25.01.2019 tarih, 2018/1051 soruşturma, 2019/782 sayılı iddianamesi ile 08.08.1943 doğumlu ve adli sicil kaydında sabıkası bulunmayan sanık hakkında, suç tarihlerinin 2015 ve 2016 yılları, suç yerinin ise Samsun olduğu belirtilerek, özetle; kovuşturma izni verilen paylaşımlarına istinaden başlatılan soruşturmada, suça konu paylaşımların yapıldığı hesabın kendisine ait olduğunu, başka şahıslar tarafından paylaşılan yazı ve görselleri kendi facebook sayfasında paylaştığını, amacının Cumhurbaşkanına hakaret etmek olmadığını ve suçlamayı kabul etmediğini beyan eden sanığın dosya bir bütün olarak değerlendirildiğinde sözlerinin Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturduğundan, TCK'nun 299/1-2,43/1,53 maddelerince cezalandırılması istenilmiştir. Samsun 5 Asliye Ceza Mahkemesince iddianamenin kabulüne müteakip mahkemenin 2019/116 esasına kayden kovuşturmaya başlanılmıştır. Bu süreçte, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Hukuk İşleri Başkanlığına, duruşma günü bildirir iddianame ekli meşruhatlı davetiye çıkartılmış ve 12.02.2019 tarihinde tebligat usule uygun şekilde yapılmıştır. Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürlüğünün 22.02.2019 tarihli yazısı ile resen soruşturulması ve kovuşturulması gereken dosyaya Cumhurbaşkanının herhangi bir şikayetinin ve katılma talebinin bulunmadığı mahkemeye bildirilmiştir. 07.05.2019 tarihli duruşmaya katılan sanık savunmasında özetle, önceki ifadesini tekrar ettiğini, hesabın kendisine ait olduğunu, eleştiri mahiyetinde paylaşımları yaptığını, suç olduğunu bilmediğini, beraatine karar verilmesini aksi takdirde hakkında lehe hükümlerin uygulanmasını ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına rızasının bulunduğunu beyan etmiştir. Tefhim olunan hükümle özetle, sanığın sosyal paylaşım sitesinde paylaşmış olduğu sözlerin bir kısmının eleştiri mahiyetinde, bir kısmının eleştiri boyutunu aşmakla birlikte kaba ve incitici nitelikte olup, hakaret boyutuna varmadığı dikkate alınarak, suçun unsurlarının oluşmaması nedeniyle CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince beraatine, istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. Mahkemenin 07.05.2019 tarih, 2019/116 esas ve 2019/858 karar sayılı ilamında, beraat gerekçesi belirtildiği şekli ile; "…söz konusu paylaşımların bütünü itibari ile sert siyasi eleştiri mahiyetinde olduğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği üzere siyasi hüviyete sahip şahısların, sıradan vatandaşlara nazaran, kendilerine yönelik sert, ağır ve hatta incitici eleştirilere de katlanmaları gerektiğinin belirtildiği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğünün sadece zararsız ve ilgilenmeye değmez olarak görülen bilgi ve fikirlerin değil aynı zamanda rahatsız eden, şaşırtan ve gücendiren ifadelerin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğinin belirtildiği ve bu ifadeler var olmadan demokratik bir toplumdan söz edilemeyeceğinin vurgulandığı, tüm bu anlatımlar ışığında, her ne kadar sanık … hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçunu işlediği iddiası ile kamu davası açılmış ise de, sanığın sosyal paylaşım sitesinde paylaşmış olduğu sözlerin bir kısmının eleştiri mahiyetinde, bir kısmının eleştiri boyutunu aşmakla birlikte kaba ve incitici nitelikte olup hakaret boyutuna varmadığı dikkate alınarak suçun unsurlarının oluşmaması nedeniyle… Beraatine" şeklindedir. Gerekçeli kararın görüldüsü, Cumhuriyet savcısınca 13.05.2019 tarihinde yapılmıştır. Cumhurbaşkanlığına gerekçeli karar tebliğ edilmemiştir. 22.05.2019 tarihli kesinleşme şerhine göre hüküm, istinaf edilmeden 21.05.2019 tarihinde kesinleşmiştir. 27.07.2020 tarihinde Cumhurbaşkanı vekilince, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden, "diktatör, hırsız, vatanı satan, ülkeye sı.an, ailesi bakanları hırsızlık yapan, g.tü sıkıştığında kimseyi tanımayan,sahte diplomalı" vb şekilde yapılan paylaşımların Cumhurbaşkanına sövmek, onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut fiil isnat etmek sureti ile hakaret niteliğinde olduğundan, ifade özgürlüğü kapsamında da değerlendirilemeyeceğinden, sanık hakkında verilen kesinleşmiş beraat kararının kanun yararına bozulması hususunda ihbarda bulunulmuştur. Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı, 22.10.2020 tarihli yazısı ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne, sanığın paylaşımlarının eleştiri sınırları içerisinde değerlendirilmeleri mümkün olmayan, incitici, küçük düşürücü ve Cumhurbaşkanının halk nezdindeki saygınlığını zedeleyici nitelikte olmaları sebebiyle hakaret niteliği taşıdığından, Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/116 Esas, 2019/858 Karar sayılı kesinleşmiş kararının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile kanun yararına bozulması görüşünde bulunulmuştur. III-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI: Yapılan yargılama sonunda CMK 223/2-a maddesi gereğince beraatine karar verilen sanığa atılı eylemlerin, Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığına yöneliktir. IV-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME; Yasal düzenleme şöyledir; 5237 sayılı TCK'nın; Cumhurbaşkanına hakaret Madde 299- (1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/35 md.) Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır. (3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır şeklindedir. T.C. Anayasasına göre, Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanına Hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, Devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur. Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı olan kişiye karşı işlenmekte ise de, suçla korunan ve bu nedenle ihlal edilen hukuki değer Devletin siyasal iktidar yapısıdır. (Özek, Çetin, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İst 1967 s. 10) Ceza himayesinin konusu Devlet kuvvetlerinin korunmasıdır. (Faruk Erem, Türkiye Barolar Birliği Dergisi 1991/1, Manzini V trattato di diritto penale İtaliano, IV (Torino,1926 s. 198) Suçun faili herkes olabilir. Cumhurbaşkanlığı sıfatı seçimle değil ant içmekle başlar. Suçun görevin devamı sırasında işlenmesi gerekli olduğu gibi görevden kaynaklanması şart değildir. (CGK 02.04.1990 tarih 84/106 sy karar) Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakarette ihtilat öğesi aranmamaktadır. Serbest hareketli suç olup, sözler, imalı şarkılar, yazı, çizim, resim, nefreti gösteren hareketler ve bunun gibi davranışlarla işlenebilir. Manevi unsur genel kasttır. Mağdurun sıfatı bilinerek hareket edilmelidir. Saikin siyasi olması şart değildir. Cumhurbaşkanlığı sıfat veya vazifesiyle alakalı saike de lüzum yoktur. (Erem. age) Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. İfade hürriyeti, basın özgürlüğü, haber verme ve eleştiri hakkı gibi bir hakkın kullanmasına ilişkin hukuka uygunluk nedenleri mevcut ise hukuk düzeni tarafından kişi cezalandırılmayacaktır. Ancak, eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmamalı, ifade veya yazıda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birinin olması halinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilmeyecek eylem hukuka aykırı olacaktır. Hakaret suçları ifade özgürlüğünü sınırlayan hallerden bir tanesidir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir. İfade hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Temel hak ve özgürlüklerden olan bu hak birçok Uluslararası belgeye, Anayasa ve yasalara konu olmuştur. Bu cümleden olarak, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/1.maddesinde, T.C. Anayasasının 25 ve 26. maddelerinde birbirlerine benzer şekilde; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir." biçiminde teminat altına alınmıştır. Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tolerans ve hoşgörüsünün gerekleridir. (Tezcan, Erdem Sancaktar, Türkiye'nin İnsan Hakları sorunu 2. baskı sy 462) Ancak mutlak haklardan olmayan ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa belli şartlarda sınırlandırılabileceği de aynı metinlerde yer bulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10/2 maddesine göre; görev ve sorumluluklar da yükleyen bu hakkın kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda başkalarının şöhret ve haklarının korunması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir. Anayasanın 26/2. maddesine göre de: "Bu hürriyetlerin kullanılması… başkalarının şöhret veya haklarının… korunması amaçlarıyla sınırlanabilir." İfade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması, sınırlandırma için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükarda hakkın özünü zedelemeyecek ölçüde yapılması gerekmektedir. İftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzeni cebir yoluyla değiştirmeye yönelen nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle ceza yaptırımlarına bağlanmaktadır. Bu doğrultuda Cumhurbaşkanına Hakaret suçları TCK 299. maddede yaptırıma bağlanmıştır. Suçun koruduğu hukuki yarar yukarıda da izah edildiği üzere Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığıdır. Bu suçun oluşumu için "Onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun düşünce veya duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibari ihlal edici olduğu, toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir, bunun tayininde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir. Bu itibarla basit bir saygısızlık hakaret ve sövme olarak nitelendirilemez" (Erman, hakaret ve sövme suçları sy 80 vd) Demokratik toplumlarda siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmalıdırlar. Ancak hakarete hiçbir kimse katlanmak zorunda değildir. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ve hakaret ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken kavramlardır. Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilemez. Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderleriyle özdeşleştirdiği, liderlerine yapılan ve kamuya yansıyan hakaretleri kendilerine yapılmış gibi algılayarak aşırı reaksiyon gösterdikleri, bu hakaretlerin toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, hakaret ve sövme fiillerinin, adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralamalara sebebiyet verdiği gözetildiğinde, bu fiillerin orantılı bir yaptırıma bağlanmasının toplumsal barışın ve kamu düzeninin korunması bakımından da demokratik toplumda zorlayıcı bir ihtiyacın karşılanması kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde: Sanığın ikrarına konu sosyal medya sitesinden yapmış olduğu ilgili bölümde yer verilen paylaşımlarının, bireyin kendini gerçekleştirmesine ya da toplumun gelişmesine katkı sunması beklenen bir değer içermemesi ve özellikle eleştiri sınırlarını aşarak açıkça Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığına saldırı mahiyetinde olması nedeniyle ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilemeyeceğinden sübut bulan müsnet suçtan orantılı bir ceza ile cezalandırılması gerekirken hukuki olmayan gerekçe ile beraatine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. V-SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19.03.2021 tarih ve 2021/29378 sayılı kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.05.2019 tarih, 2019/116 esas, 2019/858 sayılı kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309/4-c maddesi uyarınca sanığın yeniden yargılanmamak ve aleyhine sonuç doğurmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.06.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2020/9565, K. 2022/10257Kaynağı aç
12. Ceza Dairesi         2020/9565 E.  ,  2022/10257 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Gizliliğin ihlali Hüküm : CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraat Gizliliğin ihlali suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.04.2021 tarihli, 2019/150-2021/160 sayılı kararında belirtildiği ve 31.08.2014 olan suç tarihinde yürürlükte bulunan 6352 sayılı Kanun’la değişik TCK’nın 285. maddesinin gerekçesinde de vurgulandığı üzere, gizliliğin ihlali suçunun masumiyet karinesi ve kişilerin özel hayatına ilişkin bilgilerin gizliliğini koruma altına alması ve masumiyet karinesinden yararlanma hakkı ile özel hayatı veya haberleşme içeriklerinin gizliliği ihlal edilen kişinin suçun mağduru olduğuna açıkça yer verilmesi karşısında, hakkında katılma kararı verilen şikayetçi …’ın sanığa isnat edilen eylemden doğrudan doğruya zarar görmesi nedeniyle gizliliğin ihlali suçundan açılan kamu davasına katılma ve hükmü temyiz etme hakkının bulunduğu belirlenerek yapılan incelemede: İncelenen dosyada, … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamede; sanık …’ın genel yayın yönetmeni ve sorumlu müdürü olduğu “www.samanyoluhaber.com” isimli internet sitesinde, 31.08.2014 tarihinde, “…: Zorlu Center için Hazine'ye 500 milyon daha ödesin namussuzlar!” başlığı, “…'ın 'imar kanunun ruhuna aykırı' dediği Zorlu Center inşaatına ruhsat verilmesi için 500 milyon para istediği 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturması fezlekelerinde yer aldı…” ibareleri ile birlikte yayımlanan ve katılan … ile Bakan Müşaviri … E. isimli kişi arasında geçtiği iddia olunan telefon görüşmelerinin de yer aldığı haberde, … Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/125043, 2012/120653 ve 2013/24880 sayılı soruşturma dosyaları üzerinden yürütülen soruşturmalar çerçevesinde şüpheli olarak belirtilen kişilerin suçlu olarak algılanmalarına yol açacak şekilde soruşturma işlemlerinin haber verme sınırları aşılarak haber konusu yapılmasından dolayı gizliliğin ihlali suçunun işlendiği, iftira, özel hayatın gizliliğini ihlal, haberleşmenin gizliliğini ihlal, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve hakaret suçlarının ise unsurlarının oluşmadığı belirtilerek, sanık hakkında TCK’nın 285/1. madde ve fıkrasındaki gizliliğin ihlali suçundan kamu davası açıldığı, Yapılan yargılama sonunda, “…Sanığın Samanyolu haberin internet sitesinde yönetici olduğu, iddianameye konu haberin içeriğindeki telefon tapelerinin yayınlanması tarihinden önce … Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/125043 soruşturma sayılı dosyasında soruşturma konusu olduğu ve 30/04/2014 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, dosyada gizlilik kararı bulunmadığı, bu tapelere ilişkin yazılı ve görsel medyada o dönemde pek çok yayın yapıldığı, içeriği kamuyu ilgilendirdiğinden ‘görmezlikten gelemezdik’ savunmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu, gazetecilerin görevi halkın haber almasını sağlamak olduğu için bu yayının basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği…” biçimindeki gerekçeyle sanık hakkında beraat kararı verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamede ise kamu davasına konu edilen “…: Center için Hazine'ye 500 milyon daha ödesin namussuzlar!” başlıklı haber içeriğinin kamuoyuna mal olacak ve büyük kitlelere ulaşacak şekilde aleniyet kazanıp kazanmadığı hususu araştırılmadan karar verilmesinden dolayı sanık hakkında gizliliğin ihlali suçundan kurulan beraat hükmünün bozulmasının talep edildiği anlaşılmaktadır. Gizliliğin ihlali suçu, TCK'nın ikinci kitabının “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlığını taşıyan dördüncü kısmının “Adliyeye Karşı Suçlar” başlıklı ikinci bölümünün 285. maddesinde, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un 92. maddesi ile değiştirilerek yeniden düzenlenmiş; maddenin 1. fıkrasında, “(1) Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Bu suçun oluşabilmesi için; a) Soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğinin açıklanması suretiyle, suçlu sayılmama karinesinden yararlanma hakkının veya haberleşmenin gizliliğinin ya da özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi, b) Soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğine ilişkin olarak yapılan açıklamanın maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye elverişli olması, gerekir.” hükmüne yer verilmiş, 6352 sayılı Kanunun genel gerekçesinde, suçun düzenlenme nedenleri; ceza adaletinin doğruluk, dürüstlük, gerçeğe ulaşma ilkelerini olanaklı kılmak, soruşturma ve kovuşturma görevlilerinin her türlü baskı ve etkiden korunmalarını sağlamak ve asıl olarak da suçsuzluk karinesinin ihlalini önlemek olarak açıklanmıştır. Maddenin 6. fıkrasındaki, “Soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin haber verme sınırları aşılmaksızın haber konusu yapılması suç oluşturmaz.” hükmü ile de açıkça vurgulandığı üzere, bu suçla basın özgürlüğü ortadan kaldırılmamış, sadece sınırlandırılmıştır. Maddenin gerekçesinde de; kişilerin masumiyet karinesinden yararlanma hakkını ihlal etmemek, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını engellememek ve özel hayatın veya haberleşmenin gizliliğini ihlal etmemek kaydıyla, soruşturma evresindeki işlem içeriklerinin haber konusu yapılmasının haber verme hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bu durumda soruşturmanın amacına uygun biçimde sürdürülebilmesini temin ve kişilerin lekelenmeme hakkı ile basın özgürlüğünden yararlanma hakkı arasında adil bir denge kurulmalıdır. Dolayısıyla iddianameye konu haber içeriğinin gizliliğin ihlali suçunu oluşturup oluşturmadığına, basın özgürlüğünü de kapsamına alan ifade özgürlüğü bağlamında yapılacak değerlendirme sonucunda karar verilmesi gerekir. İfade özgürlüğü; çoğulcu ve anayasal demokrasilerin temel taşlarındandır. Farklı tanımlara yer verilmekle birlikte genel kabule göre, ifade özgürlüğü; insanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği fikir ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve serbestisidir. İfade özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaat sahibi olma”yı değil, “düşünce ve kanaatlere ulaşma” ve “düşünce ve kanaatleri açıklama, yayma” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Ayrıca ifade tarzları, biçimleri ve araçları da bu özgürlük kapsamında değerlendirilmektedir. İfade özgürlüğü; insan hakları hukuku belgelerinde ve anayasalarda, temel haklar ve ödevler kategorisinde, birinci kuşak haklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle çoğulcu demokrasilerde ifade özgürlüğü; herkes için geçerli, özüne dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez bir hak ve yaşamsal bir özgürlük niteliğindedir. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlıklı 25. maddesinde; “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.” ve “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı 26. maddesinde; “Herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar…” şeklindeki düzenlemelerle ifade özgürlüğü anayasal güvence altına alınmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki, Anayasanın 90. maddesinin son fıkrası; usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı hükmünü içermektedir. Bu nedenle iç hukukumuz açısından, Türkiye'nin taraf olduğu 4 Kasım 1950 tarihli İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmede (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi-AİHS) ifade özgürlüğünün nasıl düzenlendiği ve AİHS'nin esas uygulayıcısı ve içtihat mercii olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) ifade özgürlüğüne yaklaşımı önem kazanmaktadır. AİHS'nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir”. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden olup, toplumsal ilerlemenin ve her kişinin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın “demokratik bir toplum” olmaz (Handyside/Birleşik Krallık, 5493/72, 07.12.1976). İfade özgürlüğü, özellikle kurulu düzene ters düşen, şoke eden ya da meydan okuyan fikirlerin korunması açısından önemlidir (Women On Waves ve diğerleri/Portekiz, 31276/05, 03.02.2009). Bununla birlikte ifade özgürlüğünün mutlak ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa sınırlandırılmasının gerektiği, hem ulusal hem de uluslararası alanda genel kabul görmüştür. Bu amaçla Anayasa'nın 26. maddesinin 2. fıkrasında; “Bu hürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngürdüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” hükmüne yer verilmiş; sınırlamanın sınırı da Anayasa'nın 13. maddesinde; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” biçiminde düzenlenmiştir. İfade özgürlüğünün sınırsız olmadığı AİHS'de de kabul edilmiş; AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrasında ifade özgürlüğünün hangi nedenlerle ve hangi koşullarda sınırlandırılabileceği düzenlenmiştir. AİHM, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin bu düzenlemenin dar yorumlanmasını gerektiğini kabul etmektedir. Bunu gerçekleştirmek için de, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin, “yasayla öngörülme”, “meşru amaç” ve “demokratik bir toplumda 'gerekli' olma” olarak belirlenen üç ölçüte sahip olup olmadığını sıkı bir şekilde denetlemektedir. AİHM'e göre, ifade özgürlüğü, AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrasında da öngörülen “ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin otoritesinin ve tarafsızlığının güvence altına alınması” nedenleriyle (meşru amaç) erişilebilir ve öngörülebilir hukuki/yasal dayanağı bulunan (…) ve demokratik bir toplumda gerekli (ölçülü) önlemler olması koşuluyla sınırlandırılabilecektir. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahale açısından “yasayla öngörülme” ve “meşru amaç” ölçütleri genellikle tartışmaya yol açmamaktadır; ancak, “demokratik bir toplumda 'gerekli' olma” ölçütü için aynı şey söylenemez. AİHM'e göre, “demokratik bir toplumda 'gerekli' olma” koşulu, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısına karşılık gelmesi ve özellikle izlediği meşru amaçla orantılı olması anlamına gelir. Bir müdahalenin bu koşulları yerine getirip getirmediği konusunda ulusal makamlar belli bir takdir hakkına sahip olmakla beraber ulusal makamların gösterdiği gerekçelerin konuyla “ilgili ve yeterli” olup olmadığını denetleme yetkisi AİHM'dedir. Bu denetimi yerine getirirken, AİHM'in görevi; ulusal makamların yerini almak değil, fakat söz konusu makamların takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların AİHS'nin 10. maddesi ile uyum içerisinde olup olmadığını davanın bütün unsurlarını ve ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin olası “caydırıcı etkisi”ni de göz önünde bulundurarak belirlemektir. AİHM, birçok kararında, AİHS'nin 10. maddesinin sadece ifade edilen düşünce veya bilginin esasını değil, aynı zamanda bunların aktarılma biçimlerini de güvence altına aldığını belirtmiştir. Bu anlamda, AİHS'de özel olarak düzenlenmeyen basın özgürlüğü, AİHS'nin 10. maddesinde yer alan ifade özgürlüğü içerisinde ele alınmıştır. İç hukukumuzda ise Anayasa'nın 28. maddesinin birinci fıkrasında basının hür olduğu ve sansür edilemeyeceği, üçüncü fıkrasında basın ve haber alma özgürlüğü bakımından devletin pozitif yükümlülüklerinin bulunduğu, dördüncü fıkrasında da basın özgürlüğünün sınırlandırılmasında Anayasanın 26 ve 27. maddeleri hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Basın özgürlüğü, bir yönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğüdür, diğer yönüyle ise bu özgürlük, halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkıdır. Bu şekilde basın kamuoyunun bilgi edinme hakkı bakımından birincil derecede önemi bulunan “halkın gözcülüğü” ya da “bekçisi” görevini yapabilir (Observer ve Guardian/Birleşik Krallık, 13585/88, 26.11.1991). Bu görevini yerine getirmek için basına bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. Böylece basına, ifade özgürlüğünü kullananlar arasında ayrıcalıklı bir statü verilmiştir. Ancak basın özgürlüğünün de sınırsız olmadığı, basın ve yayın organlarının; bilgi edinme, bilgiyi yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını kullanırken, kamu yararını gözetmek zorunda oldukları gibi, açıklamalarının görünür gerçeğe uygun ve güncel olup olmadığını özenle irdelemek, bunların açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ kurmak, ölçülülük ilkesine de uygun davranmak mecburiyetinde oldukları unutulmamalıdır. İfade özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olan basın özgürlüğüne ilişkin gerek Anayasa gerek AİHS hükümlerine uygun davranılmaması, devletin pozitif ve negatif yükümlülüklerine aykırı hareket etmesi anlamına gelecektir. Zira, negatif yükümlülük kapsamında yetkili makamlar, zorunlu olmadıkça ifadenin açıklanmasını ve yayılmasını yasaklamamalı ve yaptırımlara tabi tutmamalı; pozitif yükümlülük kapsamında ise ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili bir biçimde korunması için gerekli önlemleri almalı, ifade özgürlüğünden yararlanma hakkı ile diğer kişilik haklarının korunması arasında adil bir denge kurmalıdır. Adil bir dengenin sağlanmasında hukuki düzenlemeler kadar bu düzenlemelerin uygulamaya yansıması da önem taşımaktadır. Bu noktada AİHM kararları, AİHS'e taraf olan devletlerde uygulamayı şekillendirmektedir. AİHM, ifade özgürlüğü ile aynı öneme sahip diğer bir hakkın (özel hayata saygı hakkı, şeref ve itibarın korunması hakkı gibi) karşı karşıya geldiği durumlarda; ifadenin kamu yararına ilişkin tartışmaya katkısı, ifadenin muhatabının tanınmışlık düzeyi ve konumu, ifade sahibinin tanınırlığı ve daha önceki tutumları, ifadenin amacı, içeriği, şekli ve etkileri, bilginin elde edilme yöntemi ve doğruluğu, yaptırımın ağırlığı gibi kriterleri göz önüne alarak çatışan haklardan birini diğerine tercih etmektedir (Axel Springer AG/…, 39954/08, 07.02.2012). AİHM'e göre, öncelikle ifadelerin bir “olgu isnadı” mı yoksa bir olay ya da durum konusunda bakış açısını veya kişisel bir değerlendirmeyi ortaya koyan “değer yargısı” mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse değer yargılarını destekleyecek “yeterli bir altyapı”nın mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı, AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir. Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması ve iddiaların gerçekliğinin ispatına yönelik delil sunulmasına olanak sağlanması gerektiği kabul edilmektedir. Eğer bir bilgi, kamunun geneli tarafından zaten biliniyorsa bir değer yargısını destekleyecek gerçekleri ortaya koyma şartı daha az aranmaktadır. AİHM, özellikle kamu yararı bulunan konularda, ifadeleri bir bütün halinde ve olayın bütünselliği içerisinde değerlendirmekte, “değer yargısı” kavramının anlamını geniş tutarak, ifade özgürlüğünü gözeten bir yorum yapmaktadır. Gerçek dışı olgulara dayalı iddia olarak nitelenen açıklamalar bakımından AİHM, başvurucuların bu tür ifadelerin ortaya konulmasından ve yayımlanmasından sorumlu olup olmadıklarını ve bu tür bilgilerle diğer kişileri aldatmayı amaçlayıp amaçlamadıklarını dikkate almaktadır. AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası gereğince, başta basın ve yayın organları olmak üzere, ifade özgürlüğünü kullananların, bu özgürlüğü kullanırken, “görev ve sorumlulukları” da vardır ve AİHM'e göre, AİHS'nin 10. maddesinin basına tanıdığı güvence, gazetecilerin “iyi niyetli ve doğru olgular temelinde” hareket etmeleri ve gazetecilik etiğine uygun biçimde “doğru ve güvenilir” bilgi sunmaları koşuluna bağlıdır (Fatullayev/Azerbaycan, 40984/07, 22.04.2010). Ancak önemle vurgulamak gerekir ki, yasa dışı yöntemlerle kaydedilen ya da yasal olmayan yollarla ele geçirilen ses ya da görüntü kayıtlarının açığa çıkarılması ve/veya yayılması, tek başına ve her zaman ifade özgürlüğünün kullanılması için öngörülen sorumluluklara uygun davranılmadığını göstermez. Özellikle basının, başkalarının özel hayatlarına saygı gösterme ve itibarlarını koruma gibi çizilmiş sınırları aşmaması gerekmesine rağmen toplum ve devlet hayatını ilgilendiren meselelerde bilgi vermesi de demokrasinin düzgün bir şekilde işlemesinin sağlanmasına ilişkin temel görevi bağlamında bir zorunluluktur. Bir başka anlatımla halkın genelini ilgilendiren ve kamu yararı bulunan tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatma, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açma, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatma, yöneticileri eleştirme, uyarma ve bu yöntemlerle denetleme, içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirme aynı zamanda basının görevlerindendir. Dolayısıyla gizli bir kaydın açığa çıkarılması ve/veya yayılması durumunda, kamu yararı, kişilik haklarının korunmasına kıyasla daha önemli ise, basın etiğine uygun tarzda davranılmış ve hukuka aykırı hareket edilmemiş olmak koşuluyla, ifade özgürlüğünün bir tezahürü olan basın özgürlüğü lehine tavır alınmalıdır. Basın ve yayın organlarının ifade özgürlüğü, içinde bulundukları konum, mesleki faaliyetleri ve görevleri nedeniyle kamuoyu tarafından tanınan kişilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır. Bu bağlamda gerek iç hukukumuzda gerek AİHM kararlarında, kamuya mal olmuş kişilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının toplumda yer alan diğer vatandaşlara nazaran daha geniş olduğu kabul edilmektedir. Özellikle siyasetçilerin, hem halkın hem de gazetecilerin yakın denetimine açık olan kamuya mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih ettikleri, bu nedenle de kendilerine yönelik eleştirileri anlayışla karşılamak ve eleştirilere daha geniş bir hoşgörü göstermek zorunda oldukları benimsenmektedir. Bununla beraber Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, milletvekilleri, politikacılar, bürokratlar, diplomatlar, bilim adamları, sanatçılar, sporcular gibi kamuoyu tarafından tanınan kişilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının, toplumda yer alan diğer kişilere oranla daha geniş olmasının, bu kişilerin özel hayatlarına, onur, şeref ve saygınlıklarına ağır ve haksız saldırılarda bulunulabileceği anlamına gelmediği de gerek iç hukukumuzda gerek AİHM kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Buna göre ifadenin muhatabının konumu, ifadeyi kullananlar açısından sınırsız bir ifade özgürlüğü alanı bahşetmez. Bu nedenle demokratik toplumların çoğunda; ifade özgürlüğü kalkanı arkasına gizlenerek, kişileri yalnızca karalamak, aşağılamak, asılsız suçlamalarda bulunmak, kişilerin özel hayatlarına ölçüsüz saldırıda bulunmak gibi ifade özgürlüğü hakkının açıkça kötüye kullanıldığı durumlar, hukuken korunmamaktadır. Bu anlamda; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici keyfi söz ve beyanlar ile özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı saldırılar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeyi hedefleyen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik olan ifadeler, ifade özgürlüğü kapsamı dışında değerlendirilebilmektedir. Bu konuda son olarak vurgulamak gerekir ki, ifade özgürlüğü kullanılırken, AİHS'nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesinin 2. fıkrasında, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.” ve Anayasa'nın 38. maddesinin 4. fıkrasında, “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” biçiminde düzenlenen suçsuzluk (masumiyet) karinesine de saygı gösterilmelidir. Suçsuzluk karinesi, kişinin suçlu olduğunu yansıtan ve toplumu kişinin suçlu olduğuna inandıran veya yetkili yargı organının olay ve olguları değerlendirirken önyargılı davranmasına neden olabilecek açıklama veya fiillerle ihlal edilebilmektedir (Y.B. ve diğerleri/Türkiye, 48173/99 ve 48319/99, 28.10.2004). Butkevicius/Litvanya davasında, … Parlamentosu Başkanı, basına, … Savunma Bakanı olan başvurucunun bir otel lobisinde Amerikan dolarıyla dolu bir mektup taşırken yakalandığını, başvurucunun rüşvet aldığına ve bir rüşvetçi olduğuna dair hiçbir şüphesinin bulunmadığını ifade etmiştir. Başvurucu daha sonra hile yoluyla gelir elde etmek suçundan mahkum edilmesine rağmen AİHM, bu ifadeleri, AİHS'nin 6/2. madde ve fıkrasındaki suçsuzluk karinesini ihlal eder nitelikte açıklamalar olarak kabul etmiştir (…/…, 48297/99, 26.03.2002). … de …/… davasında, üst düzey bir polis görevlisi, kendisini destekler nitelikte yorumlar yapan diğer görevlilerle birlikte, başvurucunun cinayeti azmettiren kişilerden birisi olduğunu ifade etmiştir. AİHM, yüksek rütbeli polis memurlarının, hiçbir kısıtlama veya çekince koymaksızın, başvurucu hakkında bir cinayetin azmettiricisi olduğunu söylemelerinin, ilk olarak kamuoyunda başvurucunun suçlu olduğuna dair önyargı oluşturmaya teşvik ettiğini, ikinci olarak da yetkili yargı organınca yapılacak değerlendirmeyi etkiler nitelikte olduğunu belirterek AİHS'nin 6/2. madde ve fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir (Allenet de Ribemont/Fransa, 15175/89, 10.02.1995). Suçsuzluk karinesine, sadece yargı organları ile diğer kamu görevlileri değil, basın ve yayın organları da saygı göstermek zorundadır. Bu nedenle basın ve yayın organları, yürütülmekte olan adli bir soruşturma ya da devam etmekte olan bir ceza davası ile ilgili haber, yorum ve eleştiri yaparken, kişilerin suçlu olarak damgalanmalarına yol açacak ifadeleri kullanmamalıdır. Zira, bir kişinin suçluluğuna ya da suçsuzluğuna, basın ve yayın organları değil, hukuk kurallarına riayet eden yetkili yargı organlarınca karar verilir. Aksi takdirde, sadece suçsuzluk karinesi değil, yargı otoritesi de zedelenir. AİHM, Sunday Times/Birleşik Krallık davasında bu durumu şöyle özetlemiştir: “Eğer uyuşmazlıkta ortaya çıkan sorunlar, halkın peşin hükümlere varmasına yol açacak bir biçimde açığa vurulacak olursa, mahkemeler kendilerine duyulan saygı ve güveni kaybedebilirler. Ayrıca halkın, basın ve yayın organlarında sahte yargılamaları düzenli olarak görmeye alışmasının, mahkemelerin hukuki uzlaşmazlıkların çözümü için uygun bir forum oldukları anlayışına karşı uzun dönemde kötü sonuçlar doğurabileceği gözden uzak tutulamaz” (… Times/… , 6538/74, 26.04.1979). … ve …/… davasında, bir gazeteci, bir cinayet ile ilgili yürütülmekte olan soruşturma hakkında yazdığı yazı nedeniyle mahkum olmuştur. Söz konusu yazıda, hakkında soruşturma yürütülen kadının açıklamaları ve bu kişinin erkek arkadaşının ifadelerinden bölümler aktarılmıştır. Kadının erkek arkadaşının fotoğrafının altında, kendisinin salıverildiği halde erkek arkadaşının hala cezaevinde olduğuna dair bir açıklama yer almıştır. AİHM, başvurucunun yazısının tutuklu olan diğer şüphelinin suçlu olduğunu ima eden üslup içerdiğini ve yazının genel olarak kamu yararı taşıyan bir konuyu da gündeme getirmediğini vurgulamış, bahse konu soruşturma ile ilgili bilgi alma ve yayma özgürlüğünden doğan yararın, kişilerin masum sayılma hakkına ve yargı organının otorite ve tarafsızlığını sağlama endişesine üstün gelmediğini gözeterek, AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir (… ve July/…, 53886/00, 24.11.2005). …/… davasında, evli olan başvuranlar, biri erkek, diğeri kız olan iki küçük çocuk evlat edinmişlerdir. 20 Mart 2009 tarihinde meydana gelen erkek çocuğun evde ağır bir şekilde yandığı ve tedavi olmak üzere hastaneye gitmek zorunda kaldığı olayın ardından yetkililer istismar varlığından şüphelendiklerinden çocukları devlet koruması altına almışlardır. 2010 yılının Kasım ayında ilk başvuran, kendisine yöneltilen suçlamalardan beraat etmiş, ikinci başvuran ise çocukların bakımına ilişkin görevlerini yerine getirmeme ve çocukların sağlığına kasıtlı olarak hafif zarar verme suçlarından mahkum edilmiştir. İkinci başvuran, diğer sebeplerin yanı sıra, oğluna kötü muamele yaptığı iddialarına yer veren basın bildirilerine karşı açtığı hakarete ilişkin davada yerel mahkemeler tarafından itibarının korunmadığını ileri sürerek AİHM'e başvurmuştur. AİHM'e göre, evlat edinilmiş bir çocuğa karşı aile içi şiddet uygulandığı şüphesi toplum tarafından önemli olarak değerlendirilebilecek bir husustur. Ancak makalelerde zamansız, gerçeklere dayanmayan, yanlış ve onur kırıcı değerlendirmeler yapılmıştır. Ayrıca gazetecilerin iyi niyetli davranıp davranmadıkları ve gazetecilik ahlakına uygun olarak güvenilir ve doğru bilgiler sunup sunmadıkları yakından incelenmemiştir. Dava dosyasında gazetecilerin “iyi niyetli” davranmadıklarına işaret eden herhangi bir emare bulunmamasına rağmen gazetecilerin olayı tarafsız ve dikkatli bir şekilde bildirmek üzere gerekli adımları atmadıkları ve bunun yerine olayın ardındaki gerçekleri abartma veya basitleştirme çabasına girdikleri anlaşılmıştır. Bu koşullar altında AİHM, yerel mahkemelerin basın şirketinin ifade özgürlüğünün korunmasıyla ilgili olarak ileri sürdüğü gerekçelerin, ikinci başvuranın itibarının ve masumiyet karinesi hakkının korunmasından daha önemli mahiyette olduğuna ikna olmamıştır (Ageyevy/Rusya, 7075/10, 18.04.2013). …/… davasında, gazeteci olan başvurucu, eski bir Başbakan Yardımcısı ve … Bakanı hakkında vergi kaçakçılığı suçlamasıyla devam eden ceza yargılaması ile ilgili kaleme aldığı bir yazıdan dolayı “devam etmekte olan bir ceza yargılamasını yasaklanan bir şekilde etkilediği” gerekçesiyle Basın Kanunu'nun 23. maddesi gereğince mahkum edilmiştir. Başvurucu, yazısında geçen “…beyan edilmemiş para içeren yedi hesap ve bu hesaptan yapılan fon akışı, vergi yetkililerine onun vergi kaçırdığı yorumundan başka yorum bırakmamıştır.” ibarelerinin, duruşma esnasında Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan açıklamalardan bir alıntı olduğunu, yazısının konusunun eski bir … Bakanı'nın görevdeyken işlediği vergi suçlarından ötürü yargılanması olduğu için, tartışmasız olarak kamu yararı bulunması nedeniyle eleştiri sınırlarının daha geniş olması gerektiğini ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür. AİHM, yargılanmakta olan kişinin suçlamalardan sorumlu olduğunu açık şekilde ifade eden ve kullanılan mutlak sözcüklerle okuyucuya ceza mahkemesinin imkan dahilinde yargılananı mahkum etmekten başka bir şey yapamayacağı izlenimi veren “beyan edilmemiş para içeren yedi hesap ve bu hesaptan yapılan fon akışı, vergi yetkililerine onun vergi kaçırdığı yorumundan başka yorum bırakmamıştır.” ibarelerinin, Cumhuriyet savcısından alıntı yapılması halinde dahi alıntı yapıldığının açıkça gösterilmesi gerektiğini, kişileri suçlamanın başvurucunun değil, Cumhuriyet savcısının görevi olduğunu, ayrıca, kamuya mal olmuş kişilerin de diğer vatandaşlarla aynı ölçüde adil yargılanma haklarının olduğunu, kabul edilebilir eleştiri sınırlarının, kasten olsun veya olmasın, kişiyi adil yargılanmaktan alıkoyacak veya yargı organlarına olan güveni sarsacak ifadeleri kapsamayacağını, bu durumun devam eden cezai yargılama işlemleri hakkında yorum yaparken gazeteciler tarafından göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgulamış, AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir (…/…, 22714/93, 29.08.1997). Bununla birlikte, basın ve yayın organlarının, yürütülmekte olan adli bir soruşturma ya da devam etmekte olan bir ceza davası ile ilgili haber, yorum ve eleştiri yapma hakları, tamamen yasaklanamaz. Weber/İsviçre davasında, başvurucu bir basın konferansında, devam eden bir soruşturmayı ilgilendiren bir basın açıklaması yapmış ve bundan dolayı cezalandırılmıştır. AİHM, bu bilgilerin daha önceki basın konferansında açıklandığını dikkate alarak, toplumun önceden bildiği olayların gizliliğini korumada artık yarar bulunmadığını ve bu ifadelerden dolayı başvurucuyu cezalandırmanın demokratik toplumda gerekli olmadığını kabul etmiştir (Weber/İsviçre, 11034/84, 22.05.1990). Dupuis ve diğerleri/Fransa davasında, AİHM, “Başkan'ın Kulakları” isimli kitaplarında bir ceza soruşturmasına ilişkin gizli bilgileri ifşa eden iki gazetecinin ve bir yayıncının ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir. Kitabın konusu itibariyle kamuoyunu yakından ilgilendirdiğini, kitapta bahsedilen kişinin bir siyasetçi olması nedeniyle kamunun bilgilenme hakkı olduğunu vurgulayan AİHM, ceza soruşturmasının gizliliğinin hem soruşturmanın sıhhati bakımından hem de şüphelinin suçsuzluk karinesinden faydalanması için önemli olduğunu belirtmesine rağmen kitabın yayınlandığı dönemde zaten soruşturmaya ilişkin çok sayıda haberin yayımlanmış olduğu ve söz konusu kişi hakkında soruşturma olduğunun kamuoyu tarafından bilindiği gerekçesiyle soruşturmanın gizliliğinin daha üstün bir menfaat olmadığına karar vermiş, soruşturmaya konu olan olayla ilgili kamuoyunda geniş bir tartışma olması karşısında dava konusu kitabın soruşturmanın gizliliğini ihlal etmesi ve yargılama sürecini etkilemesi mümkün görülmemiştir (… ve diğerleri/…, 1914/02, 07.06.2007). Bütün bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; İddiaya konu haber yayımlanmadan önce, basın ve yayın organlarında “17-25 Aralık Operasyonu” olarak isimlendirilen ve ülke gündemini uzun süre meşgul eden bir dizi olay yaşanmıştır. 17.12.2013 ve 25.12.2013 tarihlerinde, … Cumhuriyet Savcılığının talimatıyla aralarında siyasiler ve … adamları gibi tanınmış kişilerin de bulunduğu pek çok kişi gözaltına alınmıştır. Gözaltına alınan kişilere rüşvet, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma ve kaçakçılık gibi suçlamalar yöneltilmiştir. Hükümet ise yaşananları adli soruşturma kılıfına dayanılarak ve hukuk alet edilerek siyasal iktidarı düşürmeye yönelik bir operasyon olarak nitelendirmiş ve bu operasyonun devlet içinde örgütlenmiş, devletin olanaklarını kullanarak siyaseti dizayn etmeye çalışan …'in liderliğini yaptığı gizli bir yapılanma tarafından yürütüldüğünü ifade etmiştir. Hükümet, devleti ele geçirmek isteyen bir paralel yapıya vurgu yapmış ve bu yapı ile bağlantılı olduğu değerlendirilen çok sayıda bürokratı görevden almıştır. Bu tarihten sonra … Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (…/…) olarak tanımlanan bu yapılanmaya karşı çok sayıda adli soruşturma başlatılmıştır. 17-25 Aralık soruşturmalarının ardından, anılan soruşturmalarla ilgili bazı bilgi ve belgeler internet ortamında yayımlanmış; ayrıca, siyasal alanda sert tartışmaların başladığı bu süreç içerisinde, aralarında Başbakan ve bazı bakanların olduğu birçok hükümet yetkilisine, bürokrata ve … adamına ait olduğu iddia edilen ses kayıtları da ifşa edilmiştir. İşte iddiaya konu haber bu dönemde hazırlanmıştır. Sanık, iddiaya konu haberin Cumhuriyet gazetesinden alıntı yapılarak hazırlandığını, haberde yer alan ses kayıtlarının daha önce Youtube isimli internet sitesinde yayımlandığını, amacının kamuoyunu bilgilendirmek olduğunu beyanla üzerine atılı suçu kabul etmemiş, gerek sanık ve sanık müdafii tarafından sunulan belgelerden ve iddiaya konu haberdeki “… K.nın Cumhuriyet’teki haberine göre…” ibarelerinden gerek internet sitelerindeki halen erişimi mümkün haber arşivlerinden söz konusu haber içeriğinde yer alan bilgilerin ve dökümü yapılan telefon görüşmelerinin diğer basın ve yayın organları tarafından da yayımlandığı belirlenmiştir. Bu tespitlere göre; iddiaya konu haberin konusunun yayımlandığı tarihte güncel olduğu, halkın halihazırda bildiği 17-25 Aralık 2013 tarihinde yapılan operasyonların ardından yaşanan gelişmelere ilişkin yazının yeterli düzeyde olgusal temele dayandığı, gizliliği ihlal edildiği iddia olunan adli soruşturma dosyalarındaki şüpheliler ve şüphelilere yüklenen suçlarla katılanın kamuoyu tarafından tanınma nedeni ve toplum içindeki konumu dikkate alındığında katılan hakkında söz konusu haberin yapılmasında kamu yararı ve toplumsal ilginin bulunduğu, iddianamede soruşturma dosyalarında mevcut olduğu iddia edilen bilgilerin ve telefon görüşmelerinin haberin yayımlandığı tarihten önce farklı basın ve yayın organları ile internet ortamında ifşa edilerek alenileştirilmiş ve herkes tarafından bilinebilecek bir nitelik kazanmış olması nedeniyle gizliliğin korunmasına ilişkin amacın önemli ölçüde ortadan kalktığı hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığa yüklenen gizliliğin ihlali suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, aksi düşüncenin, gizliliğin ihlali suçu ile korunmak istenen değeri ölçüsüz bir şekilde genişletmek ve ifade özgürlüğü ile ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olan basın özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebileceği anlaşıldığından, sanık hakkında beraat kararı verilmesine ilişkin yerel mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş, tebliğnamedeki hükmün bozulmasını öneren görüşe iştirak edilmemiştir. Yapılan yargılama sonunda, yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin eksik incelemeye dayalı olarak karar verildiğine, sanığa yüklenen suçun yasal unsurlarının oluştuğuna ilişkin temyiz sebeplerinin reddiyle, beraate ilişkin hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA, 21.12.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/582, K. 2024/34Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2019/582 E.  ,  2024/34 K. "İçtihat Metni" DİRENME KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 698-129 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 132/2 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna; hakaret suçundan ise aynı Kanun’un 125/1-4, 43, 50 ve 52. maddeleri uyarınca 9.150 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 31.05.2016 tarihli ve 296-352 sayılı hükümlerin, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 10.10.2018 tarih ve 1722-9484 sayı ile; "…1- Bir gazeteci ve televizyoncu olan sanık …’ın, Galatasaray teknik direktörlüğünden ayrılarak milli takım teknik direktörlüğüne geçen ve AİHM kararlarına göre eleştiriye katlanma sınırı daha geniş olan katılan ile Galatasaray başkanı olan diğer sanık …’ın eylem itibariyle gündemde ve kamuoyunun ilgisinde olan konu ile ilgili olarak zıt açıklamaların yapıldığı bir ortamda sanık tarafından kimin doğru söyleyip söylemediği yönünde kamuyu aydınlatmak için katılan ile diğer sanık arasında geçen mesajlaşma içeriklerini haber verme kurgusu ve ağır eleştiri sınırları içerisinde katılana doğrudan hakaret etme, küçük düşürme amacı taşımadan, değer yargıları içerisinde kamuoyuna sunması eyleminde basın özgürlüğü kapsamında hareket ettiği gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi, 2- Sanık …’ın katılan ile yapmış olduğu mesajlaşma içeriklerini katılanın rızası dışında diğer sanık …’a vermesi eyleminde aleniyet unsurunun gerçekleşmesi nedeniyle haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilemeyeceği, şartları bulunması durumunda özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilebilir ise de konuşma içeriklerinin günlük hayata ilişkin olup içeriği itibariyle özel hayat kapsamında olmaması nedeniyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında da değerlendirilemeyeceği, öte yandan sanık …’ın diğer sanık …’ın mesajlaşma içeriklerini yayınlamasına iştirak etme eylemi nedeniyle de sanık …’ın basın özgürlüğü kapsamında kalan ve suç oluşturmayan eylemi nedeniyle de mahkumiyetine karar verilemeceği göz önüne alındığından beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesince 19.02.2019 tarih ve 698-129 sayı ile; "Sanığın sözlerindeki ifadelerin rahatsız edici olduğu açık bir şekilde anlaşılmakla birlikte, bu ifadelerin, Anayasa ve AİHS ve AİHM içtihatlarında özel bir önem atfedilen, ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesi noktasında sorun oluşmaktadır. Sanık …'nın 'Başkan ile çalışan profesyonel ilişkisi bellidir… Başkan'a meydan okumak her türlü hukuk ve edebe aykırıdır…', '… gs başkanına adana genelevinin caycısı muamelesi yaptı ve bunun sonucunda da haklı olarak gönderildi…' ve 'Acaba sinyor terim gs başkanına yaptığı terbiye dışı hareketleri nasıl savunacak' şeklinde beyan ve sözlerle, yine aynı twitter hesabından 28.09.2013 tarihinde paylaşmış olduğu 'Fakat eğer bu kayıtlarda arama ve sms'ler varsa …'in yalancı, sahtekâr ve alçak olduğu ortaya çıkar' şeklinde beyan ve sözlerle, yine twitter hesabından 30.09.2014 tarihinde paylaşmış olduğu '… ile … arasındaki tapelere ulaştım…İkisinden biri yalancı ve sahtekâr, söyleyin o bilmem ne… Yöneticilerine gelmesinler' dediğini" beyan ettiği, yine 'darbe planlarını inkâr eden, Türk futbolunun…'i' şeklindeki yazılarının hicvin ötesinde, incitici, küçük düşürücü ve katılanın toplum içindeki saygınlığını zedeleyici mahiyette olması, alenen katılanı hedef alan hakaret içeren 'sahtekar, yalancı, alçak, Adana genelevinin çaycısı, darbe planlarını inkar eden' kelimelerini kullanması, keza yazıların bütünlüğü içinde de atılı suçun unsurlarından olan olgu isnadında bulunması karşısında Yerel Mahkeme hükmümüzün bu suç açısından onanması gerektiği kanaatine varılmıştır. Aksi düşünce suçla korunmak istenen değeri hiçe saymak, ifade özgürlüğünü ön plana çıkarmak suretiyle ve evrensel hukuk düşüncesi ile bağdaşmayacak şekilde insanların kamuoyunu tarafından takip edilmelerinden ve görevlerinden dolayı her türlü hakarete maruz kalmaları gerektiğini kabul etmek anlamına gelir ki bu durum hukuk devleri ilkesi ile bağdaşmayacaktır. Netice olarak ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır. … Sanık … diğer sanık …'dan aldığı katılan ile yapılan görüşmelere dair mesajları alenen katılanın rızası olmaksızın yayınlamıştır. Bu kabulde de bir sorun olmadığına göre bozma ilamındaki sanık … yönünden ne şekilde suçun oluşmadığı da açıklanmadığından unsurları oluşan suç yönünden önceki kararımızdaki gerekçelerle bozma ilamına direnme yoluna gidilmiştir. Bozma gerekçesinde sanık …’ın basın özgürlüğü kapsamında kalan ve suç oluşturmayan eylemi nedeniyle de mahkumiyetine karar verilemeceği şeklinde gerekçe belirtilmiş ise de mahkememizce zaten hakaret suçunun da oluştuğu kabul edildiğinden ve söylemler 'basın özgürlüğü' kapsamında değerlendirilmediğinden Yargıtay ilamına katılmak mümkün olmamıştır. Yine bu suç yönünden de bozma ilamındaki gibi bir kabul ve 'sanığın gazetecilik saiki ile ikisi arasındaki ilişkiyi, durumu tespitle kamuoyunun merakını gidermiş olması' şeklindeki bir yorum, basın özgürlüğü kalkanı kullanılarak yine haberleşmenin gizliliği suçu ile korunmak istenen değeri hiçe saymak, suçu ortadan kaldırmak anlamına gelecektir. Yargıtay 12. CD'nin süregelen içtihatları uyarınca, öncelikle kişiler arasında vasıta bulunmaksızın gerçekleşen iletişimin (konuşma, mesajlaşma), haberleşme içeriklerinin, haberleşmenin muhatabı olan diğer kişi tarafından, ilgilisi veya ilgililerinin rızası dışında alenen ifşa edilmesi eyleminin TCK'nın 132/3. maddesinde tanımlanan haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirileceği, yine Yargıtay 12 CD'nin içtihatları gereğidir (örneğin bkz. 12.CD, 28.03.2018, 2017/6442- 2018/3602), TCK 132. maddenin gerekçesinde vurgulandığı üzere, maddede ifşanın hukuka aykırı olması açıkça vurgulandığından 'telefon konuşmalarına ilişkin kayıtların savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada açık bir şekilde dinlenmesi veya okunması hâlinde, söz konusu suç oluşmayacaktır' Yargıtay 12.CD'ne göre, 'ses kayıtlarını, üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına ilişkin hakkında bir iddia ileri sürülmeyen sanığın, kaybolma olasılığı bulunan delillerin muhafazasını sağlayıp, daha sonra açacağı boşanma davasına sunarak, aile içi geçimsizliğin kaynağının, katılanın olumsuz tutum ve davranışları olduğunu ispatlama amacını taşıyan eyleminde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davranmadığı anlaşıldığından' beraat kararı verilmesinde isabetsizlik görmemiştir (12.CD, 25.04.2018, 2017/9753-2018/4830; 21.03.2018, 2017/4667-2018/3187) şeklindeki kararları da nazara alındığında burada sanık …'in sadece televizyoncu olmasından dolayı hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davrandığı kabul edilemeyeceği şeklinde bir yorum yapmak mümkün olmamıştır. Katılanın sanık …'a göndermiş olduğu mesajları ele geçiren sanık …'in bu mesajları katılanın rızası olmaksızın televizyondan yayınlaması nedeniyle unsurları oluşan suçtan sanığın cezalandırılmasına dair kararın hukuka uygun olduğu kanaatine varılmıştır." gerekçeleriyle bozma kararına direnerek sanığın önceki hükümler gibi cezalandırılmasına karar verilmiştir. Direnme kararına konu hükümlerin de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.06.2019 tarihli ve 46622 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 14.10.2019 tarih ve 9524-10109 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU İnceleme dışı sanık … hakkında haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan verilen beraat kararı Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme, sanık hakkında haberleşmenin gizliliğini ihlal ve hakaret suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı hakaret ve haberleşme gizliliğinin ihlali suçlarının unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; İddia, katılan vekili tarafından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan 02.10.2013 havale tarihli şikâyet dilekçesi, dilekçe içeriği ile aynı doğrultudaki katılan vekili beyanları ve sanığa ait sosyal medya hesabından 25.09.2013, 28.09.2013 ve 30.09.2014 tarihlerinde yapılan suça konu paylaşımlara ilişkin suretler ile sanığın 30.09.2013 tarihinde konuşmacı ve yorumcu olarak katıldığı Beyaz TV de yayınlanan Derin Futbol isimli programın kayıtlarını içeren DVD ve bu programa ilişkin konuşma dökümleri içeren bilirkişi raporu, sanığın suç kastı ile olmasa dahi söz konusu paylaşımların ve açıklamaların kendisi tarafından yapıldığına, gazetecilik görevini yaparak kamuoyunu aydınlattığına dair savunması ve tüm dosya kapsamından; sanığın, Galatasaray Spor Kulübü teknik direktörlüğünden ayrılarak Milli Takım teknik direktörlüğüne geçen katılan ile Galatasaray Spor Kulübü Başkanı olan ve hakkında haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan verilen beraat kararı onanmak suretiyle kesinleşen inceleme dışı sanık arasında suç tarihlerinde gündemde ve kamuoyunun ilgisinde olan konu ile ilgili olarak farklı açıklamaların yapıldığı bir ortamda Twitter isimli sosyal paylaşım sitesi üzerinden, "…@….._K" kullanıcı ismiyle 25.09.2013 tarihinde; "Başkan ile çalışan profesyonel ilişkisi bellidir… Başkan'a meydan okumak her türlü hukuk ve edebe aykırıdır…", "… gs başkanına adana genelevinin caycısı muamelesi yaptı ve bunun sonucunda da haklı olarak gönderildi…" ve "Acaba sinyor terim gs başkanına yaptığı terbiye dışı hareketleri nasıl savunacak.", 28.09.2013 tarihinde "Fakat eğer bu kayıtlarda arama ve sms'ler varsa …'in yalancı, sahtekâr ve alçak olduğu ortaya çıkar." 30.09.2014 tarihinde "… ile … arasındaki tapelere ulaştım…İkisinden biri yalancı ve sahtekâr…." şeklindeki ifadelerle paylaşımlarda bulunduğu, 30.09.2013 tarihinde Beyaz TV de yayınlanan Derin Futbol isimli programda ise "…'in göstere göstere alenen yalan söylediğini öğrendim.", "Galatasaray ile sözleşme imzalamamasının nedeni, milli takım ile 4 yıllık anlaşma imzalamasıdır, bu ahlaka uygun mu?", "…bu Galatasaray'ı satışa getirmektir.", "… mi yalancı, sahtekâr yoksa … mı yalancı.", "Olimpiyat Stadı güvenlikçilerine 'söyleyin o bilmem ne… Yöneticilerine gelmesinler.' dediğini.", "darbe planlarını inkâr eden, Türk futbolunun…'i." şeklinde sözler söylediği ve aynı televizyon programı sırasında katılan ile Galatasaray Spor Kulübü Başkanı inceleme dışı sanık ile arasındaki özel görüşmenin dökümünü tarafların muvafakati olmadan açıkladığı hususunda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. IV. GEREKÇE Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır. A. Sanığa atılı haberleşme gizliliğinin ihlali suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı 1. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler Anayasamızın "Haberleşme hürriyeti" başlıklı 22. maddesi; "Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar. İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir." şeklinde olup, anılan düzenleme ile haberleşme özgürlüğü kişiye bir hak olarak tanınmış ve bu hak haberleşme özgürlüğünün sınırlandırılabileceği hâller belirtilmek suretiyle bu özgürlük anayasal güvence altına alınmıştır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 12. maddesinde; "1- Kimsenin özel yaşamına, ailesine, konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz. 2- Herkesin bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır."; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" başlıklı 8. maddesinde; "1- Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. 2- Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun ve düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale yapılamaz."; Ülkemiz tarafından onaylanarak, 21.07.2003 tarihli 25175 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 17. maddesinde ise; "1- Hiç kimsenin özel hayatına, ailesine, evine ya da haberleşmesine keyfi ya da yasadışı olarak müdahale edilemez; hiç kimsenin şeref ve itibarına yasal olmayan tecavüzlerde bulunulamaz. 2- Herkesin, bu gibi müdahalelere ya da tecavüzlere karşı yasalarca korunma hakkı vardır." hükümlerine yer verilmiştir. İnsan haklarını düzenleyen uluslararası metinlerde kişinin temel hakları arasında yer aldığı belirtilen haberleşme özgürlüğü, hak sahibinin dilediği kimselerle dilediği biçimde haberleşmesinin engellenmemesini ve bu haberleşmenin ilgililerin izni olmadıkça üçüncü kişilerin algı ve müdahalesinden korunmasını ifade etmektedir. Bir başka deyişle haberleşme özgürlüğü, daha geniş bir kapsama sahip olan özel hayatın dokunulmazlığının bir yönünü oluşturur. Bu nedenle haberleşme özgürlüğü Anayasa’da özel hayatın gizliliği ve korunması kapsamında düzenlenmiş ve Anayasa’nın kişinin hakları ve ödevlerini düzenleyen ikinci bölümünde "Özel hayatın gizliliği ve korunması" başlığı altında haberleşme özgürlüğü hüküm altına alınmıştır. Anayasal bir hak olan haberleşme özgürlüğünün korunması ise haberleşme özgürlüğüne yapılacak müdahalelerin TCK’da suç olarak düzenlenmesi suretiyle sağlanmıştır. Bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümü açısından TCK’nın "Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu üzerinde durulmalıdır. TCK'nın 139. maddesi uyarınca soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bir suç olarak öngörülen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun düzenlendiği aynı Kanun’un 132. maddesi; "(1) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlâl eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır. (4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır." şeklinde iken, suç tarihinden önce 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 79. maddesiyle; maddenin birinci fıkrasında yer alan "altı aydan iki yıla kadar hapis veye adli para" ibaresi "bir yıldan üç yıla kadar hapis"; maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan "bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur" ibaresi "verilecek ceza bir kat artırılır" şeklinde; maddenin ikinci fıkrasında yer alan "bir yıldan üç yıla kadar hapis" ibaresi "iki yıldan beş yıla kadar hapis" şeklinde; üçüncü fıkrada yer alan "altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para" ibaresi "bir yıldan üç yıla kadar hapis" şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkraya "rızası olmaksızın" ibaresinden sonra gelmek üzere "hukuka aykırı olarak" ibaresi ve fıkranın sonuna "ifşa edilen bu verilerin basın veya yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur" cümlesi eklenmiş; "(4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır" şeklindeki dördüncü fıkra ise yürürlükten kaldırılmıştır. Maddenin gerekçesinde de; "Madde metninde, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlâli suç olarak tanımlanmaktadır. Söz konusu suç, belirli kişiler arasındaki haberleşmenin içeriğinin öğrenilmesiyle işlenmektedir. Kişiler arasındaki haberleşmenin ne suretle yapıldığının suçun oluşumu açısından önemi yoktur. Bu haberleşme, örneğin mektupla, telefonla, telgrafla, elektronik posta yoluyla yapılabilir. Bu suç açısından önemli olan, haberleşmenin belirli kişiler arasında yapılmasıdır. Söz konusu suçu, bu haberleşmenin tarafı olmayan kişi işleyebilir. Haberleşmenin gizliliğinin sadece dinlemek veya okumak suretiyle ihlâl edilmesi, bu suçun temel şeklini oluşturmaktadır. Ancak, bu gizlilik ihlâlinin, haberleşme içeriklerinin yani konuşulanların veya yazılanların kayda alınması suretiyle yapılması, bu suçun nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır. Örneğin telefon konuşmalarının ses kayıt cihazıyla kayda alınması hâlinde, suçun bu nitelikli hâli gerçekleşmektedir. Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin belli bir suça ilişkin soruşturma kapsamında Anayasa ve kanunların belirlediği koşullar çerçevesinde öğrenilmesinin veya kayda alınmasının hukuka uygun olduğu muhakkaktır. Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Haberleşme içerikleri hukuka uygun bir şekilde veya birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi suretiyle öğrenilmiş olabilir. İkinci fıkrada tanımlanan suç, haberleşme içeriklerinin ifşasıyla, yayılmasıyla, yani yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Fıkra metninde bu ifşanın hukuka aykırı olması açıkça vurgulanmıştır. Bu bakımdan örneğin kişiler arasındaki telefon konuşmalarına ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada açık bir şekilde dinlenmesi veya okunması hâlinde, söz konusu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, henüz soruşturma aşamasında iken, kişiler arasındaki konuşma içeriklerinin, hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olsalar bile, örneğin televizyonlarda veya gazetelerde yayınlanması hâlinde, bu suç oluşacaktır. Maddenin üçüncü fıkrasında, kişinin kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa etmek suretiyle haberleşmenin gizliliğini ihlâl etmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, ifşanın alenen yapılması gerekir. Bu bakımdan, örneğin kişi kendisine gönderilen mektubu gönderenin bilgisi ve rızası dışında bir başkasına okutması hâlinde, bu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, mektubun gönderenin bilgisi ve rızası dışında alenen okunması, başkaları tarafından okunmasını temin için bir yere asılması veya basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, söz konusu suç oluşacaktır…" açıklaması yapılmıştır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere TCK’nın 132. maddesinde kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini ifşa ve kişinin kendisiyle yapılan haberleşme içeriğini ifşa olmak üzere anılan suçun üç ayrı görünümü düzenlenmiş, gizliliğin sadece dinlemek veya okunmak suretiyle ihlal edilmesinin, bu suçun temel şekli olduğu, gizlilik ihlalinin kayda alma şeklinde gerçekleştirilmesinin ise bu suçun nitelikli şeklini oluşturduğunu belirtilmiştir. Ayrıca kanun koyucu 6352 sayılı Kanun'un 79. maddesiyle TCK’nın 132. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan; "Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur" şeklindeki ibareyi "verilecek ceza bir kat artırılır" şeklinde değiştirmek suretiyle de gizlilik ihlalinin kayda alma şeklinde gerçekleştirilmesinin bu suçun nitelikli hâli olduğunu yönündeki iradesini ortaya koymuştur. Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunda haberleşmeyi gerçekleştirmek için yararlanılan araçlar bakımından herhangi bir sınırlama söz konusu olmayıp, yapılma biçimi ne olursa olsun her türlü haberleşme açısından bir koruma sağlanmıştır. Kanun koyucu teknolojik gelişmeleri göz önünde tutarak, haberleşmenin yapıldığı araçları tek tek saymak yerine sadece gizliliğin ihlali bakımından haberleşmeden söz etmiştir. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü’nde; haberleşme kelimesi, "iletişim, yazışma"; iletişim kelimesi; "duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bildirişim, haberleşme, komünikasyon"; teknik anlamda iletişim ise; "telefon telgraf, televizyon, radyo vb. gibi araçlardan yararlanarak yürütülen bilgi alışverişi, bildirişim, haberleşme, muhabere, komünikasyon" şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi haberleşmeden söz edebilmek için bir araç kullanılması şart değildir. Haberleşme ya da iletişim iki kişi arasında herhangi bir haberleşme aracı bulunmadan da söz konusu olabilir. Bu anlamda yüz yüze konuşmak da bir tür haberleşme şeklidir. Ancak hükmün konuluş amacı göz önüne alındığında, suçun hukuki konusunun haberleşme vasıtaları ile yapılan haberleşme olduğu kabul edilmelidir. Hükmün gerekçesinde yer alan, "Kişiler arasındaki haberleşmenin ne suretle yapıldığının suçun oluşumu açısından önemi yoktur. Bu haberleşme, örneğin mektupla, telefonla, telgrafla, elektronik posta yoluyla yapılabilir." şeklindeki açıklama da esasen dolaylı olarak haberleşmenin araya vasıta sokularak yapılması gerektiğini ifade eder. Bu nedenle kişilerin yüz yüze iletişimine dinleme vb. şekillerde müdahale edilmesi, TCK’nın 133. maddesinde düzenlenen "Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması" ya da TCK’nın 134. maddesinde düzenlenen "Özel hayatın gizliliğini ihlal" suçları kapsamında değerlendirilmelidir (Veli Özer Özbek, Koray Doğan, Pınar Bacaksız Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 2019, 14. Bası, Seçkin Yayınevi, s. 547-548). TCK’nın 132. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında düzenlenen suçu haberleşmenin tarafı olmayan üçüncü bir kişi işleyebilir. Suçun mağduru haberleşmenin tarafları olan kişi veya kişilerdir. Maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun faili haberleşmenin tarafı, mağduru ise haberleşmenin diğer tarafı yani haberleşmenin yapıldığı diğer kişi veya kişilerdir. Maddenin birinci fıkrasında tanımlanan suçu oluşturan fiil, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlalidir. Gizliliğin ihlali haberleşmeye konu olan hususların, başka bir anlatımla haberleşme içeriklerinin haberleşen tarafların iradesi hilafına üçüncü kişilerce öğrenilmesini ifade eder. Haberleşmeye taraf olmayan kişilerin, haberleşmenin gizliliğine yönelik bilerek ve isteyerek yapacakları her türlü müdahale haberleşmenin gizliliğinin ihlali olarak kabul edilir. Ancak bu suçun oluşabilmesi için ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması zorunludur. Suç tanımında gizliliğin ihlal şekilleri gösterilmediğinden haberleşmenin gizliliğini ihlal serbest hareketli bir suçtur. Suçun oluşması için gizliliğin ihlal edilmiş olması yeterli olduğundan ve bir zarar doğması şartı da bulunmadığından söz konusu bu suç tehlike suçu özelliği göstermektedir. Uyuşmazlıkla ilgili maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir. Madde metninde yer alan ifşa kelimesi, Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü’nde; "gizli bir şeyi açığa çıkarma, yayma" olarak tanımlanmıştır. Haberleşme içeriğinin ifşa edilmesi, haberleşme içeriğinin üçüncü bir kişiye aktarılması, haberleşme içeriği konusunda üçüncü kişiye bilgi verilmesi anlamına gelir. Haberleşme içeriğinin aleni bir şekilde ifşa edilmesi gerekli değildir. Bu bakımdan haberleşme içeriğinin açıklanmasının herkesin duyup görebileceği bir yerde yapılması şart değildir. Haberleşme içeriğinin bir kişiye açıklanması da ifşa anlamındadır. Bu suç, haberleşme içeriklerinin açıklanması ve yayılmasıyla, başka bir deyişle yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Haberleşme içeriğini öğrenme şeklinin hukuka uygun veya aykırı olması bu suç bakımından önemli değildir. Herhangi bir şekilde öğrenilen haberleşme içeriğinin hukuka aykırı olarak başkasına veya başkalarına açıklanması veya yayılması hâlinde kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin ifşası söz konusu olur. Bu fıkradaki suçun oluşumu için ifşanın hukuka aykırı olması gerekmektedir. Bu maddede düzenlenen suç genel kastla işlenen bir suç olup suçun oluşumu için saik aranmaz. TCK’nın 132. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçun maddi konusu haberleşme, ikinci ve üçüncü fıkralarında düzenlenen suçların maddi konusu ise haberleşmenin içeriğidir. TCK'nın 132. maddesinde düzenlenen suç ile korunan hukukî yarar; genel olarak kişilerin özel yaşamına saygı hakları, özel olarak da bireysel haberleşme özgürlüğüdür. Bu nedenle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu düzenleyen norm ile haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunu düzenleyen norm arasında genel-özel norm ilişkisi bulunmaktadır. Ancak suçun oluşabilmesi için bu ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir. Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulması amacıyla TCK’da düzenlenen "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran Nedenler" üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. TCK'nın esas aldığı ve suçun bir haksızlık olarak tanımlandığı suç teorisinde suçun unsurları; maddi unsurlar, manevi unsurlar ve hukuka aykırılık unsuru olmak üzere üç başlık altında toplanmaktadır. Uyuşmazlıkla yakından ilgili olan hukuka aykırılık, suçu oluşturan haksızlığın niteliği olup hukuka aykırılık ile kastedilen husus fiilin hukuk sistemiyle çatışması ve hukuk sistemine aykırı olmasıdır. Kanun’da bazı suç tanımlarında "hukuka aykırı olarak", "hukuka aykırı başka bir davranışla", "hukuka aykırı diğer davranışlarla", "hukuka aykırı yolla", "hukuka aykırı yollarla" gibi ifadelere yer verilmiştir. Bu ifadelerin geçtiği suçlarda failin, işlediği fiilin hukuka aykırı olduğunu bilmesi, yani bu konuda doğrudan kastla hareket etmesi gerekmektedir. TCK'nda hukuka uygunluk sebepleri; a- Kanunun hükmünü yerine getirme (m.24/1), b- Meşru savunma (m.25/1), c- İlgilinin rızası (m.26/2), d- Hakkın kullanılması (m.26/1), Olarak kabul edilmiştir. Uyuşmazlık konusu ile yakın ilgisi nedeniyle sayılan hukuka uygunluk nedenlerinden "Hakkın kullanılması" üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir. Dar anlamıyla basın, belirli zamanlarda yayımlanan gazete ve dergileri kapsamaktayken; geniş anlamda basın, belirli zamanlarda basılıp, her çeşit haber ve fikirleri topluma ulaştıran tüm yayın ürünlerini ifade eder. Haber ajansları, gazeteler, dergiler, televizyonlar, radyolar ve internet geniş anlamda basın kavramı içine girer. Basın özgürlüğü genel anlamıyla haberlerin, düşüncelerin, yorumların ve eleştirilerin hiçbir engel ile karşılaşmadan serbestçe basılması, yayımlanması ve dağıtılmasını ifade etmektedir. Basın özgürlüğü, bir sistemin temel hak ve hürriyetleri teminat altına alıp almadığının en önemli göstergelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Basın özgürlüğünün varlığından bahsedebilmek için birtakım şartların varlığı aranmaktadır. Basın özgürlüğünün içerdiği haklardan ilki, haber, düşünce ve bilgilere ulaşma hakkıdır. Basının, basın özgürlüğünden kaynaklanan haklarını kullanabilmesi için öncelikle haber ve düşünceleri serbestçe toplaması gerekmektedir. Bu nedenle, haber toplama hakkı basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmektedir. Basın özgürlüğünün içerdiği haklardan bir diğeri haber, düşünce ve bilgileri yorumlama ve eleştirme hakkıdır. Basının özgürlüğünü kullanabilmesi için bu bilgileri topluma aktarabilmesi gerekmektedir. Basın özgürlüğünün içerdiği haklardan bir diğeri de haber, düşünce ve bilgileri basabilme ve dağıtabilme hakkıdır. Anayasa'mızın "Basın Hürriyeti" başlıklı 28. maddesinde basın özgürlüğü; "Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır…" şeklinde düzenlenmiştir. Her ne kadar basın özgürlüğü Anayasa'nın 28. maddesinde bağımsız bir hak olarak ele alınmışsa da maddedeki; "Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat şartına bağlanamaz" şeklindeki düzenleme, 26. maddede yer verilen; "Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema ve benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir." şeklindeki düzenleme bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; koruma altına alınan basın özgürlüğünün yalnızca basılmış eserler açısından geçerli olduğunu; görsel-işitsel basın olarak isimlendirilebilecek yayın organları vasıtasıyla veya internet ve sosyal medya aracılığıyla gerçekleştirilen faaliyetlerin 26. maddede düzenlenen düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kapsamında kaldığını söylemek mümkündür. Bu nedenle Anayasa’nın 26 ve 28. maddelerindeki düzenlemeler birlikte ele alınmalıdır. Anayasa'daki bu iki düzenleme bir bütün olarak her türlü yazılı, görsel, işitsel yayınlar ile internet aracılığıyla basın tarafından gerçekleştirilen tüm faaliyetleri diğer koşulların varlığı hâlinde ifade özgürlüğü başlığı altında koruma altına almaktadır. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünün etkin olarak kullanılabilmesi için zorunlu olduğundan bu hakkın ayrılmaz bir parçasıdır (Sulhi Dönmezer, Yeni Anayasamızda Basın Hürriyeti, İÜHFM, C. 28, S. 3-4, 1962, s. 569). Bu hakka Anayasa'da ayrı bir maddeyle yer verilmesi, ifade özgürlüğü ile arasında bir farklılık bulunduğu anlamına gelmemektedir. Anayasa koyucu ayrı bir maddede bağımsız olarak düzenlemek suretiyle bu hakka verdiği önemi vurgulamak istemiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de basın özgürlüğünün ifade özgürlüğünün bir görünüm şekli olduğunu ve bu hakkın ayrılmaz bir parçası olduğunu değerlendirmektedir. Sonuç olarak haber verme hakkı nın anayasal dayanağı ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olan basın özgürlüğüdür. Dolayısıyla haber verme hakkı, Anayasa’nın 26 ve 28. maddeleri gereğince anayasal güvenceye sahip bir hak olarak kabul edilmelidir. Öte yandan Anayasa’nın basın özgürlüğünü düzenleyen 28. maddesinin yaptığı atıf nedeniyle basın özgürlüğü Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında ve 27. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlandırılabilir. Ancak Anayasa’nın 13. maddesindeki düzenleme uyarınca bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Basın özgürlüğünü ve bu özgürlüğün kullanımını düzenleme amacı taşıyan 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesinde Anayasa'daki düzenlemeler ile uyumlu bir şekilde basın özgürlüğünün kullanılmasının sınırlanmasına ilişkin bir düzenlemeye yer verilmiştir. Basın özgürlüğünden açıkça söz etmemekle birlikte, basın özgürlüğünü düzenleyen diğer uluslararası belgeler ile uyumlu olarak AİHS’de basın özgürlüğünü ifade özgürlüğü ile bir bütün olarak ele almıştır. AİHM’nin "İfade Özgürlüğü" başlıklı 10. maddesinde bulunan; "Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini de bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir" şeklindeki düzenleme ile basın özgürlüğünün ifade özgürlüğünün bir görünümü olarak ele alındığını görmekteyiz. AİHS’nin ikinci fıkrasında ise bu özgürlüğün ne şekilde sınırlanabileceği ortaya konmuştur. Düzenlemeye göre; "Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir." Günümüzde çağdaş demokratik toplum olgusunu ortaya koyan önemli unsurlardan biri de haber verme hakkı ve bu hakkı kullanabilme olanağının bulunmasıdır. Basın mensubu açısından en etkin ve en önemli hak olan haber verme hakkı aslında basın özgürlüğünün sonuçlarından biridir. Doktrinde genellikle basın özgürlüğünün içeriği ve doğurduğu haklar, haber verme hakkı, eleştiri-inceleme hakkı ve yaratma hakkı olarak üç başlık altında incelenmektedir. Haber verme hakkı haberlere ulaşmayı ve elde edilen haberleri yayınlamak ve dağıtabilmek hakkına sahip olabilmeyi ifade eder. Haber verme hakkı, basının kendine tanınmış sübjektif bir hakkı ifade etmekle birlikte, aynı zamanda kamunun da olayları öğrenmek ve değerlendirmek hususunda kamusal bir haber alma hakkı da ifade etmektedir. Haber verme hakkı aynı zamanda hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeninin de bir görünümüdür. Nitekim basın özgürlüğünün sağladığı imkânların ceza hukuku alanındaki anlamı da zaten budur. Ceza hukukunda öngörülen bir suç tipinin ihlâl edilmesine sebebiyet verebilecek bir eylemin basın özgürlüğünün sınırları içerisinde kalması durumunda ilgili basın mensubu açısından hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeninin varlığını kabul etmek gerekir. Haber verme hakkı; haberi öğrenme ve toplama hakkı, haber verme ve yorumlama hakkı ile haberi yazıya dökme ve yayma hakkı gibi hakları içerisinde barındırır. Basının haber verme hakkından söz edebilmek için birtakım koşulların gerçekleşmesi aranmaktadır. Buna göre; haberin gerçek olması, haberin güncel olması, haberi vermede kamusal ilgi ve yararın bulunması, verilen haberle işlenen suç arasında düşüncel bir bağ bulunması gerekmektedir. Haberin gerçek olup olmadığı verildiği andaki koşullara göre değerlendirilmelidir. Sonradan değişen koşulların haberi gerçek olmaktan çıkarması durumu değiştirmez. Haberi veren kişi haber verdiği andaki durumu araştırmakla yükümlüdür. Ancak bu kişi mutlak gerçeği bulmakla yükümlü değildir. Önemli olan haberin verildiği andaki olgulara ve görünüme göre gerçek sayılan haberin verilmesidir. Doktrindeki bir görüşe göre haberi veren kişinin gerçek olmayan bir haberi gerçek olarak algılayarak vermesi durumunda, ceza hukukunun genel hükümler kısmında düzenlenen hata kurumu doğrultusunda değerlendirme yapılması gerekecektir. Güncelliğini kaybetmiş bir olay haber olmaktan çıkar. Bu haberi vermekte kamunun menfaati kalmadığı gibi, haber verme hakkı da söz konusu olmaz. Bununla birlikte zamana yayılmış bir haber güncelliğini korumaya devam eder. Habere konu olan olay unutulduktan sonra duyurulmasında haberin objektifliğinden söz edilemez. Bu durumda haber verme hakkına ilişkin hukuka uygunluk nedeninin bulunduğu iddia edilemez. Yine haber verilirken paylaşılan bilgiler, bir kişi veya kişilerin haklarına zarar verilmesine sebebiyet verebilir. Bu durumda fiili hukuka uygun hale getiren şey, böyle bir haberi vermedeki kamu yararının kişinin ihlâl edilen haklarından daha değerli olduğunun kabulüdür. Dolayısıyla bu haberin verilişinin hukuka uygunluk nedeninin sınırları içerisinde olduğunu kabul edebilmek için, haberin verilmesinde kamu yararı bulunması gerekir. Kamu yararı bulunmayan durumda, haberin kamunun ilgisini çekici mahiyette olması eylemin hukuka uygun sayılması için yeterli olmaz. Kamu yararının varlığı verilen haberin belirli bir dönemde ve belirli bir toplumda geçerli olan ahlaki ve hukuki değerlerin korunmasına yönelik olup olmadığına göre belirlenir. Uyuşmazlık konusu suç bakımından değerlendirme yapılacak olursa, hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeninin bir eylemi suç olmaktan çıkarmasında esas alınabilecek üstün yarar kuramı bu suç tipi bakımından da geçerliliğini korumaktadır. Eğer somut olayda haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun koruduğu hukuki değerler haber verme hakkı nın dayandığı kamu yararından daha üstün kabul edilirse haber verme sınırlarının aşılması nedeniyle eylem hukuka aykırı olacaktır. Aksi durumda haber verme hakkının kaynağı olan kamu yararı üstün tutularak eylemin haber verme sınırları içerisinde olduğu değerlendirilecek ve yapılan haber hukuka uygun olacağından söz konusu suç oluşmayacaktır. Haber verilirken birtakım değerlendirmeler eklenmesi doğaldır. Ancak bu değerlendirmeler verilen haber açısından bir fayda sağlamayan küçültücü ibareler niteliğinde ise, verilen haberle işlenen suç arasında fikri bir bağ kalmamış olur. Yine haber konusu ile ilgisi olmayan başlık veya fotoğraflara yer verilmesi gibi durumların haber verme hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu durumda haber verme hakkının sınırları aşılmış olur. Bu nedenle haber veren kişinin konunun açıklanması için gerekli ve yararlı olmayan kişilerin haklarını ihlal edecek ifadeleri kullanmaktan kaçınması gerekir. Özellikle kişilerin özel hayat alanı ile ilgili bilgi vermemesi gerekir. Kişilerin hukuken koruma altına alınan özel hayatına ilişkin bilgilerin sadece başkalarının merak duygularını gidermek için haber konusu yapılması hukuken meşru görülemez. Haber verme hakkına ilişkin hukuka uygunluk nedeninin sınırlarını belirlerken öncelikle bu hakka ilişkin koşulların oluşup oluşmadığını belirlemek gerekmektedir. Somut olayda haber verme hakkının koşullarının varlığı kabul edildiği takdirde, işlenen fiil nedeniyle suç tipinde korunmak istenen haklardan hangisi veya hangilerinin ihlal edildiğini tespit etmek gerekmektedir. Son olarak somut olayda yapılan haberin niteliğine göre toplumun söz konusu haberi öğrenmesine ilişkin kamu yararı ile ihlal edilen hukuki değer arasında bir değerlendirme yapılarak, fiilin hukuka uygun olup olmadığına karar verilmelidir. Söz konusu değerler arasında karşılaştırma yaparken özellikle haber verme hakkının varlık sebebi olan kamu yararı amacına uygun olarak kullanıp kullanılmadığı göz önünde tutulmalıdır. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanığın, Galatasaray Spor Kulübü teknik direktörlüğünden ayrılarak Milli Takım teknik direktörlüğüne geçen katılan ile Galatasaray Spor Kulübü Başkanı olan ve hakkında haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan verilen beraat kararı onanmak suretiyle kesinleşen inceleme dışı sanık arasında suç tarihlerinde gündemde ve kamuoyunun ilgisinde olan konu ile ilgili olarak farklı açıklamaların yapıldığı bir ortamda 30.09.2013 tarihinde konuşmacı ve yorumcu olarak katıldığı Beyaz TV de yayınlanan Derin Futbol isimli televizyon programı sırasında bir şekilde ulaştığı katılan ile inceleme dışı sanık arasındaki özel görüşmenin dökümünü tarafların muvafakati olmadan açıkladığı olayda; İddianameye konu haberin konusunun güncel ve kamuoyunca tanınan kişiler ile ilişkili olması nedeniyle toplumsal ilginin bulunduğu düşünülerek konunun ana hatları ile haber yapılmasının kamuoyunu yakından ilgilendirdiğinden bahisle katılan ile inceleme dışı sanık tarafındaki günlük hayata ilişkin mesajlaşma içeriklerinin açıklanmasının basın özgürlüğü ve haber verme hakkı kapsamında kaldığı ve bu nedenle atılı haberleşme gizliliğinin ihlali suçunun hukuka aykırılık unsuru itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, isabetli bulunmayan Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. B- Sanığa atılı hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı; 1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin olmazsa olmaz şartı olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur. Bu bağlamda; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde; "Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malûmat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını gerektirir.", AİHS'nin 10. maddesinin birinci fıkrasında; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir." hükümlerine yer verilmiştir. Anayasa'mıza bakıldığında; 25. maddesinde "Düşünce ve kanaat hürriyeti" başlığı altında; "Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz." 26. maddesinde, AİHS’nin 10. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir." hükümleri yer almıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konuya ilişkin olarak; "İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır." şeklinde görüş belirtmiştir (Handyside/ Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 07.12.1976). Görüldüğü gibi, Sözleşme'nin 10. maddesinin birinci fıkrası ile Anayasa’nın 25 ve 26. maddelerinde ifade (düşünce) hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır. Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnalar dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır. Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır. Bu bağlamda TCK’nın "Hakaret" başlıklı 125. maddesi; "(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. (3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz (4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. (5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile 765 sayılı TCK'dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 430). Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Eleştiri ise herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur. Her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunlu olmakla birlikte, demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasadan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır. AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek yeterli bir altyapının mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir. Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir. 2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanığın, Galatasaray Spor Kulübü teknik direktörlüğünden ayrılarak Milli Takım teknik direktörlüğüne geçen katılan ile Galatasaray Spor Kulübü Başkanı olan ve hakkında haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan verilen beraat kararı onanmak suretiyle kesinleşen inceleme dışı sanık arasında suç tarihlerinde gündemde ve kamuoyunun ilgisinde olan konu ile ilgili olarak farklı açıklamaların yapıldığı bir ortamda "Twitter" isimli sosyal paylaşım sitesi üzerinden, "…@….._K" kullanıcı ismiyle 25.09.2013 tarihinde; "Başkan ile çalışan profesyonel ilişkisi bellidir… Başkan'a meydan okumak her türlü hukuk ve edebe aykırıdır…", "… gs başkanına adana genelevinin caycısı muamelesi yaptı ve bunun sonucunda da haklı olarak gönderildi…" ve "Acaba sinyor terim gs başkanına yaptığı terbiye dışı hareketleri nasıl savunacak.", 28.09.2013 tarihinde "Fakat eğer bu kayıtlarda arama ve sms'ler varsa …'in yalancı, sahtekâr ve alçak olduğu ortaya çıkar." 30.09.2014 tarihinde "… ile … arasındaki tapelere ulaştım…İkisinden biri yalancı ve sahtekâr…." şeklindeki ifadelerle paylaşımlarda bulunduğu, 30.09.2013 tarihinde Beyaz TV de yayınlanan Derin Futbol isimli programda ise "…'in göstere göstere alenen yalan söylediğini öğrendim.", "Galatasaray ile sözleşme imzalamamasının nedeni, milli takım ile 4 yıllık anlaşma imzalamasıdır, bu ahlaka uygun mu?", "…bu Galatasaray'ı satışa getirmektir.", "… mi yalancı, sahtekâr yoksa … mı yalancı", "Olimpiyat Stadı güvenlikçilerine 'söyleyin o bilmem ne… Yöneticilerine gelmesinler.' dediğini.", "darbe planlarını inkâr eden, Türk futbolunun…'i." şeklinde sözler söylediği olayda; Sanığın kullanmış olduğu ifadelerin bir bütün hâlinde herhangi bir düşünce açıklaması niteliğinde olmadığı, eylemin şekli, yapıldığı yer ve ortam gözetildiğinde katılanın saygınlığına zarar vermeyi amaçlayıp küçültücü nitelikte olduğu, dolayısıyla eylem sonucu katılanın onur, şeref ve saygınlığı rencide edilerek hakaret suçunun unsurlarının oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararı isabetli olup dosyanın uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan on Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.02.2019 tarihli ve 698-129 sayılı direnme kararına konu; a- Hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluştuğuna ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA, b- Haberleşme gizliliğinin ihlali suçunun unsurları itibarıyla oluştuğuna ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, 2- İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.02.2019 tarihli ve 698-129 sayılı direnme kararına konu haberleşmenin gizliliği ihlal suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, unsurları itibarıyla oluşmayan suçtan sanığın beraati yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 3- Dosyanın, hakaret suçu bakımından uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu bakımından 26.12.2023 tarihinde yapılan birinci müzakerede oy birliğiyle, hakaret suçu bakımından ise birinci müzakerede çoğunluk sağlanamadığından 24.01.2024 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Kanuni sınır ve ölçülülük

Sınır keyfî bir yasak değildir. Sözleşme'nin 10. maddesinin ikinci fıkrası, hakkın kullanımına görev ve sorumluluk da yükler. Ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği, kamu düzeni, suçun önlenmesi, sağlık, ahlak, başkalarının şöhret ve hakları, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi ve yargı erkinin yetkisi ile tarafsızlığı; kanunla öngörülen ve demokratik toplumda gerekli formalite, koşul, sınırlama veya yaptırımın amaçları arasında sayılır. Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrası, bu hürriyetlerin başkalarının şöhret veya haklarının korunması amacıyla sınırlanabileceğini belirtir. Anayasa'nın 13. maddesine göre sınırlama ancak kanunla yapılabilir; demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz, hakkın özüne dokunamaz. Sınırlayıcı kural dar yorumlanır. Sınır için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluk aranır. Müdahale meşru bir amacı gerçekleştirmeli, aşırıya kaçmamalı ve hakkın özünü zedelememelidir. Bu alandaki her formalite, koşul, yasak ve ceza, güdülen meşru amaçla orantılı olmalıdır. Temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşma ile kanun aynı konuda farklı hükümler içerirse, Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrası uyarınca andlaşma hükmü esas alınır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2022/8480, K. 2025/3811Kaynağı aç
4. Ceza Dairesi         2022/8480 E.  ,  2025/3811 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2020/424 E., 2020/577 K. SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onanma Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde sunulduğu ve temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı sanığın 19.08.2015 tarihli eylemine ilişkin verilen hükme yönelik Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince istinaf incelemesinin yapılmadığı, bu hükme yönelik her zaman inceleme yapılabileceği anlaşılmakla temyiz incelemesinin 10.05.2017 tarihli eyleme ilişkin kurulan hükme yönelik yapıldığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik sanık müdafiinin başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz istemi; suçun manevi unsurunun oluşmadığına, müvekkilinin eleştiri amaçlı paylaşım yaptığına, hakaret kastının olmadığına, paylaşımların ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine, tekerrür hükümlerinin uygulanmasının hatalı olduğuna, kararın bozulmasına vesaire yöneliktir. III. GEREKÇE Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak, Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 gün ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşlara yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur. Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2 inci paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslararası mevzuatlarda yer almaktadır. Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürüğü, aynı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasanın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz. Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. paragrafı, kamu makamlarının bu özgürlüğün kullanılmasına getirebilecekleri sınırlama rejimini düzenlemektedir. Önemine binaen, ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleler çok istisnai hallerde kabul görmekte ve Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. paragrafının öngördüğü sınırlama kayıtları dar yorumlanmaktadır. Bu nedenle, bir kamu makamının ifade özgürlüğüne yaptığı “müdahalenin gerekliliği” mutlaka ikna edici bir şekilde açıklanmalıdır. Sözleşme’nin anılan maddesinde, belirtilen “gerekli” olma koşulu, müdahalenin bir toplumsal ihtiyaç baskısına karşılık gelmesi ve özellikle izlediği meşru amaçla orantılı olması anlamına gelir. Bir müdahalenin bu kriterleri yerine getirdiği ve dolayısıyla haklı olduğu, ulusal makamların gösterdiği gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olmasıyla anlaşılabilecektir. Gerek Anayasa gerekse Sözleşme hükümlerine uygun davranılmaması, devletin pozitif ve negatif yükümlülüklerine aykarı hareket etmesi anlamına gelebilecektir. Zira, negatif yükümlülük kapsamında yetkili makamlar, zorunlu olmadıkça ifadenin açıklanmasını ve yayılmasını yasaklamamalı ve yaptırımlara tabi tutmamalı; pozitif yükümlülük kapsamında ise ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili korunması için gereken tedbirleri almalı ve denge unsurunu sağlamalıdırlar. Aksi takdirde AİHM, kişinin şeref ve itibarının haksız bir saldırı altında olmasına rağmen ulusal mahkemeler tarafından gereken ölçüde korunmadığı gerekçesiyle AİHS'nin 8. maddesi açısından ihlal kararı verebilmektedir. Zira AİHM açısından, başvuranların özel hayata saygı hakkı ve ifade özgürlüğü eşit derecede önemlidir. Denge unsurunun sağlanmasında içtihatlara göre göz önünde bulundurulması gereken temel ilkeler ise, başvuruya konu ifadelerin kamu yararına ilişkin tartışmaya katkısı, ifade sahibinin tanınırlığı ve daha önceki tutumları, ifadenin içeriği, şekli ve etkileridir. AİHM, birçok içtihadında Sözleşme’nin 10. maddesinin sadece ifade edilen düşünce veya bilginin esasını değil, aynı zamanda bunların aktarılma biçimlerini de güvence altına aldığını belirtmiştir. Bu anlamda, AİHM içtihatlarında, basın, toplumun sözcülerinden biri olarak kabul edilmekte ve herkesin kamuoyunu ilgilendiren bilgileri edinme hakkı bulunduğu düşüncesiyle, kamuyunu ilgilendiren konulara dair bilgi ve fikirleri vermeyi sağlayan basın özgürlüğüne ayrı bir önem atfedilmektedir. AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek 'yeterli bir altyapının' mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürülğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir. Sonuç olarak, gerçek dışı olgulara dayalı iddia olarak nitelenen açıklamalar bakımından AİHM, başvurucuların bu tür ifadelerin ortaya konulmasından ve yayınlanmasından sorumlu olup olmadıklarını ve bu tür bilgilerle diğer kişileri aldatmayı amaçlayıp amaçlamadıklarını dikkate almaktadır. Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir. Dabrowski /Polonya davasında, bir gazeteci yerel bir siyasetçi ile ilgili devam etmekte olan ceza yargılamasına dair yazdığı yazıların gazetede yayınlanmasının ardından hakaret suçundan mahkûm olmuştur. Başvuran, hakaret ettiği iddia edilen belediye başkanının, hırsızlık suçundan cezaalmasının ardından "soyguncu belediye başkanı" olarak tanımlamıştır. AİHM, bu başvuruda, 10. maddenin ihlal edildiğine karar verirken, gazetecinin bir dereceye kadar abartma hakkına sahip olmasına ve belediye başkanının kamuya mal olmuş bir kişi olarak, bazıları olgusal temelden yoksun olmayan değer yargısı olarak değerlendirilebilecek eleştirilere karşı, daha fazla hoşgörü göstermek zorunda olmasına özel bir ağırlık vermiştir. (Dabrowski /Polonya ,18235/02, 19.12.2006) Lingens/Avusturya davasına konu olan olayda ise, Avusturya’da 1975 yılında yapılan seçimlerden sonra, bir gazeteci olan başvuran Lingens, geçmişinde Nazi faaliyetleri bulunan bir siyasetçi ile koalisyon kuracağını açıklayan Federal Şansölye …’yi eleştiren yazılarında, “ahlaksızca”, “yüz kızartıcı”, “en adi türden fırsatçılık” ifadelerine yer vermiştir. Başvuranın para cezasına mahkum olduğu bu davada AİHM, politikacıların kendilerine yöneltilen ağır eleştirilere tahammül etmek durumunda olduğunu vurgulamış ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır. AİHM, içtihatlarını tekrar ederek, siyasetçilerin eleştirilere özel kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği ilkesine dayanmış ve mahkûmiyetin ifade özgürlüğüne orantısız bir müdahale oluşturduğuna hükmetmiştir. Hararetli siyasi tartışmaların yaşandığı bir arka plan ışığında, başvurucunun açıklamaları, saldırgan olmakla birlikte hakaret niteliğinde görülmemiştir. (Lingens/Avusturya, 9815/82, 08.07.1986) Eon/Fransa davasında AİHM, bir siyasî eylemcinin, 2008 yılında Fransa Cumhurbaşkanı‘nın ziyareti sırasında, Cumhurbaşkanı korteji geçmek üzereyken, üzerinde “Defol git, salak herif” yazılı bir pankart açarak Fransa Cumhurbaşkanı’na hakaret etmekten hüküm giymesini incelemiştir. AİHM, bu içtihadında yerginin, pek çok kez, özünde var olan abartma ve saptırma vasıfları yoluyla, doğal olarak kışkırtmayı ve galeyana getirmeyi amaçlayan bir sanatsal ifade ve toplumsal eleştiri biçimi olduğunu belirttikten sonra, ceza verilmesinin, güncel konular hakkında yergi niteliğinde ortaya konulan ifade biçimleri üzerinde bir soğutma etkisi yapmasının mümkün olduğu ifade edilmiştir. Bu tür ifade biçimlerinin kendisi, kamu menfaatini ilgilendiren sorunların serbestçe tartışılmasında oldukça önemli bir rol oynayabilmektedir ki; serbest tartışma olmadan demokratik toplum mümkün olamaz. (Eon / Fransa, 26118/10, 14.03.2013) Somut olaya gelince; sanığın sosyal medya paylaşımının mağdurun şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, eleştiri niteliğinde olduğu, aksi düşüncenin, suçla korunmak istenen değeri ölçüsüz bir şekilde genişletmek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebileceği dolayısıyla Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurları itibari ile oluşmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi, Nedeniyle karar hukuka aykırı bulunmuştur. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Denizli 3. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.02.2025 tarihinde karar verildi.

Müdahale yalnızca hapis cezasına indirgenemez. Cezai bir yaptırım, sembolik de olsa tazminat, ertelenmiş bir mahkûmiyet, kovuşturmaya geçilmese bile soruşturma, yayın yasağı, basılı yayına el koyma ve radyo veya televizyon frekansı isteminin reddi, engelleme niteliği taşıyan işlemler arasında yer alır.

İfade özgürlüğü ile itibarın korunması

İfade özgürlüğü ile itibarın korunması, iki ayrı sözleşme hakkının karşı karşıya gelmesi olarak ele alınabilir. Kişinin şeref ve itibarı haksız saldırı altında kaldığı hâlde ulusal mahkemeler gerekli korumayı sağlamazsa, Sözleşme'nin 8. maddesi bakımından da ihlal sonucu doğabilir. Denge kurulurken açıklamanın kamusal tartışmaya katkısı, muhatabın tanınmışlığı ve konumu, açıklamayı yapanın bilinirliği ile önceki tutumu, açıklamanın amacı, içeriği, biçimi ve sonuçları, bilginin elde edilme yolu ve doğruluğu ile yaptırımın ağırlığı gözetilir. Onuncu madde yalnız düşüncenin özünü değil, onun aktarılma biçimini de güvenceye alır. Yetkili makamlar, zorunlu değilse açıklamayı ve yaymayı yasaklamamalı ve yaptırıma bağlamamalıdır. Diğer yönden özgürlüğün gerçek ve etkili korunması için gereken tedbirleri almalı ve dengeyi kurmalıdır.

Olgu isnadı ve değer yargısı

Açıklamanın olgu bildirimi mi yoksa değer yargısı mı olduğu sonucu değiştirir. Olgu isnadında en azından ilk bakışta güvenilir görünen bir delil sunulması gerekir. Bu delil getirilemezse iddianın gerçekliğinin ortaya konulması beklenir. Değer yargısının da belli bir olgusal temeli olmalıdır. Hiçbir veriye ve altyapıya dayanmayan değer yargısı, ifade özgürlüğünün sınırı içinde kabul edilmez. Gerçeğe ilişkin beyanda kanıtın, değer yargısında ise mantıksal temelin bulunmaması hâlinde itibarın korunması genellikle öne alınır ve hakaretin oluştuğu kabul edilebilir. Kamunun zaten bildiği bir bilgide, değer yargısını destekleyecek olguları gösterme şartı daha az aranır. Gerçek dışı olgulara dayanan açıklamalarda, açıklamayı yapanın bu sözlerin ortaya konulmasından ve yayımlanmasından sorumlu olup olmadığı ile başkalarını aldatmayı amaçlayıp amaçlamadığı dikkate alınır.

Kamuya mal olmuş kişiye yönelik eleştiri

Kamunun ilgisini çeken bir konuda siyasal ifadenin sınırlanabilmesi için güçlü gerekçeler gerekir. Kamuya mal olmuş kişiye yönelen eleştirinin izin verilen sınırı, diğer vatandaşlara göre daha geniştir. Siyasetçi, halkın ve basının yakın denetimine açık kişi olmayı bilerek seçmiş sayılır ve eleştiriye daha geniş bir hoşgörü göstermek durumundadır. Bir sıralamada politikacılar eleştiriye en açık grup olarak anılır; ardından kamu görevlileri, kamuya mal olmuş kişiler ve sıradan kişiler gelir. Üst düzey bürokratlar da diğer insanlara göre daha ağır eleştiriyi kaldırmak durumundadır. Bu genişlik, özel hayata, onura, şerefe ve saygınlığa ağır ve haksız saldırı serbestliği vermez. Hakarete hiç kimse katlanmak zorunda değildir. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin E. 2021/7651, K. 2021/19065 sayılı kararında, kamuya mal olmuş olsa bile siyasetçi olmayan kişi bakımından siyasetçi yakını olmanın ağır eleştiriye katlanma yükümlülüğü vermediği kabul edilmiştir. Eleştiri sınırını aşıp şeref ve saygınlığa somut bir olgu isnat eden sözler ifade hürriyeti içinde görülmemiş, beraat yerine mahkûmiyet gerektiği sonucuna varılmıştır. Aynı kararda hakaret suçunda uzlaştırma yoluna başvurulması gerektiği belirtilmiştir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2021/7651, K. 2021/19065Kaynağı aç
8. Ceza Dairesi         2021/7651 E.  ,  2021/19065 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇLAR : Hakaret, iftira Gereği görüşülüp düşünüldü: 1- Sanık hakkında iftira suçundan verilen hükmün temyiz incelemesinde; Mahkemece kanıtlar değerlendirilip gerektirici nedenleri açıklanmak suretiyle verilen beraat kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan katılan vekilinin kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna yönelik temyiz itirazının reddiyle hükmün ONANMASINA, 2- Sanık hakkında hakaret suçundan verilen hükmün temyiz incelemesinde ise; Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakarette ihtilat öğesi aranmamaktadır. Serbest hareketli suç olup, sözler, imalı şarkılar, yazı, çizim, resim, nefreti gösteren hareketler ve bunun gibi davranışlarla işlenebilir. Manevi unsur genel kasttır. Mağdurun sıfatı bilinerek hareket edilmelidir. Saikin siyasi olması şart değildir. Cumhurbaşkanlığı sıfat veya vazifesiyle alakalı saike de lüzum yoktur. (Erem. age) Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. İfade hürriyeti, basın özgürlüğü, haber verme ve eleştiri hakkı gibi bir hakkın kullanmasına ilişkin hukuka uygunluk nedenleri mevcut ise hukuk düzeni tarafından kişi cezalandırılmayacaktır. Ancak, eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmamalı, ifade veya yazıda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birinin olması halinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilmeyecek eylem hukuka aykırı olacaktır. ./.. S/2 Hakaret suçları ifade özgürlüğünü sınırlayan hallerden bir tanesidir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir. İfade hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Temel hak ve özgürlüklerden olan bu hak birçok Uluslararası belgeye, Anayasa ve yasalara konu olmuştur. Bu cümleden olarak, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/1. maddesinde, T.C. Anayasasının 25. ve 26. maddelerinde birbirlerine benzer şekilde; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir." biçiminde teminat altına alınmıştır. Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tolerans ve hoşgörüsünün gerekleridir. (Tezcan, Erdem Sancaktar, Türkiye'nin İnsan Hakları sorunu 2. baskı sy 462) Ancak mutlak haklardan olmayan ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa belli şartlarda sınırlandırılabileceği de aynı metinlerde yer bulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10/2 maddesine göre; görev ve sorumluluklar da yükleyen bu hakkın kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda başkalarının şöhret ve haklarının korunması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir. Anayasanın 26/2. maddesine göre de: "Bu hürriyetlerin kullanılması… başkalarının şöhret veya haklarının… korunması amaçlarıyla sınırlanabilir." İfade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması, sınırlandırma için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükarda hakkın özünü zedelemeyecek ölçüde yapılması gerekmektedir. Demokratik toplumlarda siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmalıdırlar. Ancak hakarete hiçbir kimse katlanmak zorunda değildir. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ve hakaret ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken kavramlardır. Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilemez. Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderleriyle özdeşleştirdiği, liderlerine yapılan ve kamuya yansıyan hakaretleri kendilerine yapılmış gibi algılayarak aşırı reaksiyon gösterdikleri, bu hakaretlerin toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, hakaret ve sövme fiillerinin, adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralamalara sebebiyet verdiği gözetildiğinde, bu fiillerin orantılı bir yaptırıma bağlanmasının toplumsal barışın ve kamu düzeninin korunması bakımından da demokratik toplumda zorlayıcı bir ihtiyacın karşılanması kapsamında değerlendirilmesi gerekir. ./.. S/3 Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde sanığın Cumhuriyet Başsavcılığına fax ile gönderdiği ihbar dilekçesinde "…, Şüpheli-1, … öz oğludur, Boşta, Sade çıplak yurttaş, Aileye vasıl olan dev rüşvetin genel müdürüdür. Devasa paraları evde özenle istifler, Sonra babacığının telaşlı talimatıyla evi sıfırlar, Sıfırlama sürerken 30.000.000 öro bir küsurat kaldı babacığım der Haram lokma yememiş babayı teskin eder, 10.000.000 dolar rüşveti dini bütün babanın kesin kesin talimatıyla sakın ha almamakla görevlendirilmiştir. beklenen 100.000.000 belki 85.000.000 dolardır" şeklindeki ifadelerin bulunduğu, her ne kadar müşteki … kamuya mal olmuş kişi olsa bile siyasetçi olmadığı ve siyasetçi yakını olmasının ağır eleştirilere katlanma yükümlülüğü vermeyeceği, eleştiri sınırlarını aşarak açıkça şeref ve saygınlığına maddei mahsusa isnadı suretiyle saldırı mahiyetinde olması nedeniyle ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilemeyeceğinden sanığın atılı suçtan mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, 5237 sayılı Yasanın 253. maddesine göre hakaret suçunun uzlaşmaya tabi olduğu gözetilerek uzlaştırma yoluna başvurulması, uzlaşma sağlanmaması durumunda 7188 sayılı Yasanın 31. maddesiyle eklenen geçici ek 5 maddesi uyarınca basit yargılama hükümlerinin mahkemece değerlendirilme zorunluluğu, Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 14.10.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eleştiri ile hakaret ayrı kavramlardır. Bir değerlendirmede kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri sayılmaz. Eleştirinin hukuka uygun sayılabilmesi için küçültücü, incitici ve abartılı sözlerden kaçınılması gerektiği, bu öğelerden birinin varlığında haber verme ve eleştiri hakkından söz edilemeyeceği de belirtilir. Buna karşılık hicivli anlatım, kamu menfaatini ilgilendiren bir sorunda özgür tartışma ortamı için önemli görülebilir. Yergi, abartma ve saptırma yoluyla galeyana getirmeyi amaçlayabilen bir toplumsal eleştiri biçimi olarak ele alınmış; cezalandırmanın bu tür güncel ifadeler üzerinde soğutma etkisi doğurabileceği de ayrıca değerlendirilmiştir. Kamu görevini yürütenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek, Anayasa'dan doğan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Sert, kaba veya nezaket sınırını aşan üslup, açıklayanın eğitim ve kültür düzeyiyle ilişkilendirilebilir. Görüş açıklama niteliği taşımayan küçültücü ve aşağılayıcı ifadelere ise geçilmemesi gerekir. Abartılı sözün eleştiri savunmasını düşürüp düşürmeyeceği, bu ölçüler yan yana durduğu için tek bir eşiğe bağlanamaz.

Yaptırımın ölçüsü ve söylemin bağlamı

Gazetecilerin mesleklerini icra ettikleri için hapis cezası alması ve meslekten men edilmesi, ülke genelindeki gazetecilerin kamuyu ilgilendiren konularda çalışmasını engelleyebilir. Bu nedenle hükmolunan müeyyideler açıkça orantısız bulunmuştur. Bir olayda müdahale haklı kabul edilmiş olsa bile, hakaret ve iftira nedeniyle verilen hükümler orantısız görülmüş ve sözleşmenin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Mart 2016 tarihli görüş raporunda, bu suç tiplerine ilişkin uygulamaların ifade özgürlüğü üzerinde dondurucu etki doğurabilecek nitelikte olduğu ve bunun otosansüre yol açtığı saptaması yer alır. Açıklamanın görece dar bir çevrede yapılması, itibarın zedelenmesini de sınırlayabilir. Kısıtlı bir yerde, sınırlı bir kitlenin duyacağı biçimde ve basın ya da başka bir yayın aracı olmaksızın söylenen söz hafifletici neden sayılabilir. Sözlü bir açıklama için hapis cezası da orantısız bir yaptırım olarak görülebilir. Hararetli bir tartışmanın anında sarf edilen sözlere, önceden tasarlanmış yazılı beyanlara göre daha geniş bir alan tanınır. Politikacılar ve basın çalışanları, canlı tartışmada gerçekliği sağlam kanıtlara oturmayan açıklamalar bakımından daha geniş bir alana sahip görülebilir. Aradan uzun süre geçmesi yüzünden kanıt toplamanın güçleşmesi, itibarın korunmasına karşı düşünce açıklamasının öne çıkabileceği hâller arasındadır. Yerel neo-nazi ve neo-faşist nitelemelerinin cümle içinde bir kişiye yöneltilmesi veya ima edilmesi, hakaret nedeniyle ceza için yeterli görülmemiştir. Çocuğa yönelik olduğu düşünülen ve elinde makul sayılabilecek delil bulunan bir istismarı önleme girişiminde, kişinin hakaret hükümlerinden çekinmemesi ve ifade özgürlüğünden yararlandırılması gerektiği kabul edilmiştir.

Basının özeni ve haber verme hakkı

Basın, kamuyu ilgilendiren bilgi ve fikirleri ileten bir sözcü olarak ayrıca önem taşır. Haber verme hakkı, hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeninin bir görünümüdür. Türk Ceza Kanunu'nun 26. maddesinin birinci fıkrasına göre hakkını kullanan kimseye ceza verilmez. Basının haber verme hakkından söz edebilmek için haberin gerçek olması, güncel olması, haberde kamusal ilgi ve yarar bulunması ve haber ile fiil arasında düşünsel bir bağ bulunması aranır. Basın ve yayın organı bilgi edinirken, yayarken, eleştirirken, yorumlarken ve eser yaratırken kamu yararını gözetir. Açıklamanın görünür gerçekliğe uygun ve güncel olup olmadığını özenle inceler, biçim ile konu arasında düşünsel bağ kurar ve ölçülülüğe uyar. Bir kişinin itibarı söz konusu olduğunda gazetecinin verdiği bilginin güvenilir ve doğru olması bakımından önemli bir sorumluluğu vardır. Özel hayata ilişkin bilgilerin yalnız başkalarının merakını gidermek için haber yapılması hukuken meşru görülmez. Yasa dışı yollarla kaydedilen ya da ele geçirilen ses veya görüntünün açıklanması ve yayımlanması, tek başına ve her zaman, ifade özgürlüğünün kullanımı için öngörülen sorumluluklara aykırı davranıldığını göstermez. Gizli kaydın açığa çıkarılmasında kamu yararı kişilik haklarının korunmasından daha önemliyse, basın etiğine uygun davranılmış ve hukuka aykırı hareket edilmemişse basın özgürlüğü lehine değerlendirme yapılır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 26Kaynağı aç
Madde 26- (1) Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez. (2) Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez. Sınırın aşılması

Ceza Genel Kurulunun E. 2019/582, K. 2024/34 sayılı kararında, gündemde olan ve kamuoyunu yakından ilgilendiren iki kamuya mal olmuş kişi arasındaki günlük hayata ilişkin mesajların açıklanması, basın özgürlüğü ve haber verme hakkı içinde görülmüştür. Bu nedenle haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun hukuka aykırılık unsuru oluşmamıştır. Özel daire, içeriklerin kamu yararı amacıyla ve ağır eleştiri sınırları içinde, küçük düşürme amacı taşımadan haberleştirilmesini basın özgürlüğü kapsamında değerlendirmiş ve mahkûmiyeti hukuka aykırı bulmuştur. Kurul ise sosyal medya paylaşımları ile televizyon programındaki sözlerin bir bütün olarak düşünce açıklaması niteliğinde olmadığını kabul etmiştir. Eylemin şekli, yeri ve ortamı gözetildiğinde sözler saygınlığa zarar vermeyi amaçlayan ve küçültücü nitelikte görülmüş, hakaret suçunun unsurlarının oluştuğu sonucuna varılmıştır. Kurul, Anayasa'nın 28. maddesindeki basın özgürlüğünün basılmış eserler bakımından geçerli olduğunu; görsel ve işitsel yayınlar ile internet ve sosyal medya faaliyetlerinin ise 26. maddedeki düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kapsamında kaldığının söylenebileceğini de belirtmiştir.

Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunda aracın türü önemli değildir. Mektup, telefon, telgraf ve elektronik posta da koruma altındadır. Türk Ceza Kanunu'nun 132. maddesinin birinci fıkrasındaki suç, gizliliğin ihlal edilmesiyle oluşur. Ayrıca bir zarar aranmadığından suç, tehlike suçu niteliğindedir. Suç genel kastla işlenir; özel bir saik gerekmez. Kişiler arasındaki telefon konuşmasına ilişkin kayıt savcılığa veya mahkemeye verilirse, duruşmada açıkça dinlenir veya okunursa bu suç oluşmaz. Soruşturma aşamasında, hukuka uygun biçimde kayda alınmış olsa bile kişiler arasındaki konuşma içeriklerinin televizyonda veya gazetede yayımlanması hâlinde suçun oluşacağı kabul edilir. Güncel ve kamusal ilgi taşıyan bir konuda, tarafların günlük yaşama ilişkin mesajlaşma içeriklerinin açıklanması ise basın özgürlüğü ve haber verme hakkı kapsamında kalabilir; bu durumda haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun hukuka aykırılık unsuru oluşmayabilir. Anayasa'nın 22. maddesine göre hâkim kararı olmadıkça haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Maddede gösterilen sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâlde, kanunla yetkili merciin yazılı emri gerekir. Bu karar yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim kırk sekiz saat içinde kararını açıklamazsa karar kendiliğinden kalkar.

Hakaret suçunun kanuni çerçevesi

Hakaret suçu kişilerin onurunu, şerefini ve saygınlığını korur. Suç, bu değerleri rencide edebilecek somut bir fiilin veya olgunun isnat edilmesiyle ya da sövmekle gerçekleşir. Öngörülen ceza, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıdır. Fiilin kişiyi küçük düşürmeye yönelmesi gerekir. Sözün tahkir edici sayılıp sayılmayacağı bazı hâllerde görelidir; zaman, yer ve durum sonucu değiştirebilir. Bundan dolayı her ağır eleştiri ya da rahatsız edici söz hakaret kapsamında ele alınmaz. 5237 sayılı Kanun, önceki kanunda ayrı tutulan hakaret ve sövmeyi kaldırarak bu iki hareketi aynı suçun seçimlik hareketleri hâline getirmiştir. Mağdur hazır bulunmuyorsa, sözün cezalandırılabilmesi fiilin en az üç kişiyle ihtilat edilerek işlenmesine bağlıdır. Ses, yazı veya görüntü içeren bir ileti doğrudan mağdura yöneltilmişse birinci fıkradaki ceza uygulanır. Fiilin alenen işlenmesi cezayı altıda bir oranında artırır. Cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. Bu alt sınır; suçun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi, kişinin dinî, siyasî, sosyal veya felsefî inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklaması, değiştirmesi, yaymaya çalışması ya da mensubu olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranması nedeniyle işlenmesi ve kişinin mensup olduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi hâllerinde uygulanır. Görev sebebiyle kurul biçiminde çalışan kamu görevlilerine yönelen hakaret, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Bu durumda zincirleme suç hükümleri uygulanır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 125Kaynağı aç
Madde 125- (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (…)[56] veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. (3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. (4) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. (5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır. Mağdurun belirlenmesi
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2024/2353, K. 2025/1119Kaynağı aç
4. Ceza Dairesi         2024/2353 E.  ,  2025/1119 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/872 E., 2023/1553 K. SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret HÜKÜM : Beraat TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu ve temyiz dilekçesinde temyiz sebebine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince verilen mahkumiyet hükmüne yönelik yapılan başvuru üzerine Bölge Adliye Mahkemesince hüküm kaldırılarak sanığın beraatine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan vekilinin temyiz istemi, suçun unsurlarının oluştuğuna, sanığın kastının yeterli olduğuna, eleştiri hakkının kötüye kullanıldığına, ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmemesi gerektiğine, ifade özgürlüğünün sınırsız olmadığına, kararın bozularak sanığın cezalandırılmasına yöneliktir. III. GEREKÇE Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Somut olayda, sanığın söylediği sözlerin; olayın oluş şekli, söylendiği bağlam, olayın öncesi-sonrası, yer ve zaman, söyleniş şekli ve söylenilen kelimeler bütünüyle değerlendirildiğinde katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olduğu ve hakaret suçunun unsurlarının oluştuğu gözetilmeden, sanığın beraatine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.01.2025 tarihinde karar verildi. ( Muhalif Üye ) KARŞI OY Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, sanığın sosyal medya hesabından yazdığı karaktersiz sözünün hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığı noktasındadır. Barışçıl ve özgür bir toplum hedefi ancak demokratik yönetim ilkelerinin egemen kılınması ile gerçekleşebilir. Bu kapsamda toplumların gelişmesi, insanlığın ilerlemesi ancak demokratik bir toplumda olanaklıdır. Bir toplumun demokratik olup olmadığının tespiti hiç kuşkusuz tek parametre ile ölçülemez ancak bunlardan biri var ki olmazsa olmaz ölçütü olan ifade özgürlüğüdür. İfade özgürlüğünün olmadığı bir toplum demokratik toplum değildir. AİHM’nin 07/12/1976 tarih 5493/12 başvuru nolu Handyside-Birleşik Krallık kararında belirttiği artık klasikleşen bir retorik ile söylersek “İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır. AİHS 10. md ile güvence altına alınan ifade özgürlüğün sınırsız olmadığı 10/2. madde de belirlenen gerekçelerle sınırlandırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Sözleşmede yer alan bu düzenleme AİHS içtihatları ile açıklığa kavuşturularak Avrupa kamu düzeninin yaşam ve hukuk pratiğinin vazgeçilmezi haline getirilmiştir. AİHM’nin ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelerde uyguladığı testi dosyamızdaki somut olaya ilişkin olması nedeniyle sadece başkalarının şöhretini ve haklarını koruma amacıyla ifade özgürlüğünün kısıtlanması ile sınırlı tutarak değerlendireceğiz. Başkalarının şöhretini ve haklarını koruma amacıyla ifade özgürlüğünün kısıtlanması ulusal otoritelerin öteki gerekçelerden daha fazla öne sürdüğü “meşru amaç” olagelmiştir. Bundan dolayıdır ki, AİHM, bu alanda ifade özgürlüğüne tanınan yüksek korumayı kapsayan geniş çaplı bir içtihat geliştirmiştir. Bu alandaki temel tartışma konusu, ifade özgürlüğünün kullanılması ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın nasıl ve hangi ölçütlere göre saptanacağı ile ilgilidir. Kişilik hakkının korunma gerekçesiyle ifade özgürlüğü kullanılamaz bir hale getirilmemelidir. Kişilik Haklarının Korunması Sözleşme’nin 8. maddesi tarafından güvence altına alınan bir haktır. AİHM’in Sözleşme’nin 8. ile 10. maddeleri arasında bir çatışma olduğunda, başka bir anlatımla terazide bir yanda “kişilik hakları”, diğer yanda “ifade özgürlüğü” bulunduğu durumlarda, tercihini daha çok ifade özgürlüğünden yana kullandığı söylenebilir. Bu nedenle kişilik hakkının korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi iyi sağlamak gerekmektedir. Özellikle siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin kişilik hakları ve şöhretleri söz konusu olduğunda bu dengede ifade özgürlüğünün ağır bastığına kuşku yoktur. Ancak müstehcen, saldırgan, aşağılayıcı, onur kırıcı, şiddeti teşvik eden veya nefret içeren söz ve yazı ile hakaret, sövme, kötüleme, iftira, sırf ar ve hayâ duygularını incitmeyi amaçlayan düşünce açıklamaları hukukun koruma alanı dışında kalırlar. AİHM’nin içtihatlarında kabul edilebilir eleştirinin sınırı bakımından bir hiyerarşi oluşturduğu söylenebilir. Buna göre kabul edilebilir eleştirinin sınırı en geniş anlamda bir siyasal organ söz konusu olduğunda geçerli olmakta, bunu sırası ile politikacılar, kamu görevlileri ve sıradan vatandaşlar takip etmektedir. AİHM kararlarında vurgulandığı üzere ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın hukuki dayanağının olması ve meşru bir amaca yönelik olması yetmez. Burada müdahalenin demokratik toplumda gerekli olup olmadığının da incelenmesi gerekir. Demokratik toplumun gerekleri hoşgörü, açık fikirlilik şeklinde değerlendirilmeli yine yapılan müdahalenin demokratik toplumda acil bir toplumsal talebe dayanması ve ölçülü olması gerekir. Dabrowski /Polonya davasında, bir gazeteci yerel bir siyasetçi ile ilgili devam etmekte olan ceza yargılamasına dair yazdığı yazıların gazetede yayınlanmasının ardından hakaret suçundan mahkûm olmuştur. Başvuran, hakaret ettiği iddia edilen belediye başkanının, hırsızlık suçundan cezaalmasının ardından "soyguncu belediye başkanı" olarak tanımlamıştır. AİHM, bu başvuruda, 10. maddenin ihlal edildiğine karar verirken, gazetecinin bir dereceye kadar abartma hakkına sahip olmasına ve belediye başkanının kamuya mal olmuş bir kişi olarak, bazıları olgusal temelden yoksun olmayan değer yargısı olarak değerlendirilebilecek eleştirilere karşı, daha fazla hoşgörü göstermek zorunda olmasına özel bir ağırlık vermiştir (Dabrowski /Polonya ,18235/02, 19.12.2006) Lingens/Avusturya davasına konu olan olayda ise, Avusturya’da 1975 yılında yapılan seçimlerden sonra, bir gazeteci olan başvuran Lingens, geçmişinde Nazi faaliyetleri bulunan bir siyasetçi ile koalisyon kuracağını açıklayan Federal Şansölye Bruno Kereiski’yi eleştiren yazılarında, “ahlaksızca”, “yüz kızartıcı”, “en adi türden fırsatçılık” ifadelerine yer vermiştir. Başvuranın para cezasına mahkum olduğu bu davada AİHM, politikacıların kendilerine yöneltilen ağır eleştirilere tahammül etmek durumunda olduğunu vurgulamış ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır. AİHM, içtihatlarını tekrar ederek, siyasetçilerin eleştirilere özel kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği ilkesine dayanmış ve mahkûmiyetin ifade özgürlüğüne orantısız bir müdahale oluşturduğuna hükmetmiştir. Hararetli siyasi tartışmaların yaşandığı bir arka plan ışığında, başvurucunun açıklamaları, saldırgan olmakla birlikte hakaret niteliğinde görülmemiştir (Lingens/Avusturya, 9815/82, 08.07.1986 ) Eon/Fransa davasında AİHM, bir siyasî eylemcinin, 2008 yılında Fransa Cumhurbaşkanı‘nın ziyareti sırasında, Cumhurbaşkanı korteji geçmek üzereyken, üzerinde “Defol git, salak herif” yazılı bir pankart açarak Fransa Cumhurbaşkanı’na hakaret etmekten hüküm giymesini incelemiştir. AİHM, bu içtihadında yerginin, pek çok kez, özünde var olan abartma ve saptırma vasıfları yoluyla, doğal olarak kışkırtmayı ve galeyana getirmeyi amaçlayan bir sanatsal ifade ve toplumsal eleştiri biçimi olduğunu belirttikten sonra, ceza verilmesinin, güncel konular hakkında yergi niteliğinde ortaya konulan ifade biçimleri üzerinde bir soğutma etkisi yapmasının mümkün olduğu ifade edilmiştir. Bu tür ifade biçimlerinin kendisi, kamu menfaatini ilgilendiren sorunların serbestçe tartışılmasında oldukça önemli bir rol oynayabilmektedir ki; serbest tartışma olmadan demokratik toplum mümkün olamaz (Eon / Fransa, 26118/10, 14.03.2013) Dairemizin 15.06.2023 tarih, 2021/11070 Esas, 2023/19999 Karar sayılı ilamında sanığın müştekilere yönelik olarak sarfettiği “karaktersiz” sözünün nezaket dışı,kaba söz niteliğinde olduğunu kabul ederek hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığına karar verilmiştir. Somut olayımızda,sanığın sözlerinin hedefindeki kişi siyasetçi olup eleştiriye katlanma konusunda normal vatandaşlara göre daha hoşgörülü olmalıdır. Sözlerin kaba, nezaket dışı olduğu konusunda bir kuşku bulunmamaktadır. Ancak yarışan haklar tartılırken takdir hakkının ifade özgürlüğünden yana kullanılması gerekir. Bu nedenle kararın onanması yerine bozulması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne karşıyım.20.01.2025

Yargıtay 4. Ceza Dairesinin E. 2024/2353, K. 2025/1119 sayılı kararında sözler; olayın oluşu, bağlamı, öncesi ve sonrası, yer, zaman, söyleniş biçimi ve kelimelerin bütünüyle değerlendirilmiştir. Katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta bulunarak hakaret suçunun unsurlarının oluştuğu kabul edilmiş, beraat hukuka aykırı görülmüştür. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin E. 2017/9234, K. 2017/11414 sayılı kararında, internet sitesinde haber muhabiri olarak çalışan kişinin yolsuzluk soruşturmasına ilişkin haberde katılanların onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek somut olgu isnadında bulunduğu kabul edilmiştir. Eylem eleştiri boyutunu aşmış, 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3. maddesinde açıklanan basın özgürlüğünün dışına çıkmış ve hakaret suçunu oluşturmuştur. Delil yetersizliğine dayanan beraat bu nedenle bozulmuştur. Aynı kararda iftira suçundan kurulan beraat hükümleri usul ve yasaya uygun bulunarak oybirliğiyle onanmıştır. Bir gerekçede iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyen sözler, müstehcen içerik, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen ifadeler ile nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik sözler düşünce özgürlüğünün koruması dışında bırakılır ve suç sayılarak cezaya bağlanır. Başka bir gerekçede özel hayata ve hayatın gizli alanına yönelik saldırılar da bu çerçeveye eklenir ve aynı tür ifadelerin ifade özgürlüğü kapsamı dışında değerlendirilebileceği söylenir. İki ölçü, her rahatsız edici söz için aynı yaptırımı kuran tek bir kural hâline getirilemez.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2017/9234, K. 2017/11414Kaynağı aç
8. Ceza Dairesi         2017/9234 E.  ,  2017/11414 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : İftira, hakaret HÜKÜM : Beraat Gereği görüşülüp düşünüldü: 1- Sanık hakkında iftira suçu yönünden kurulan hükümlerin incelenmesinde; Mahkemece kanıtlar değerlendirilip gerektirici nedenleri açıklanmak suretiyle verilen beraat kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan, katılanlar vekillerinin suçun sübutuna yönelik yerinde görülmeyen temyiz itirazının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA, oybirliği ile, 2- Sanık hakkında hakaret suçu yönünden kurulan hükümlerin incelenmesinde ise; Sanığın www.karşigazate.com isimli internet sitesinde haber muhabiri olarak çalıştığı, olay tarihinde katılanlar hakkında ''işte yeni yolsuzluk soruşturması: Başbakan …, Yargıtay, Danıştay üyeleri, iş adamları, millet vekilleri, üst düzey bürokratlar… Aralarında Başbakan …, Yargıtay, Danıştay üyeleri, iş adamları, millet vekilleri, üst düzey bürokratların adının geçtiği, yeni bir yolsuzluk soruşturması ortaya çıktı.'' başlığı altında '' Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve üye olmak, rüşvet vermek, almak ve aracı olmak, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmek, suçlarıyla suçlanıyorlar'' şeklinde haber metni hazırlayıp internet ortamında sunarak katılanların açıkca onur, şeref, ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil ve olgu isnadında bulunmak suretiyle haber yapılan olayda; sanığın katılanlara yönelik eyleminin eleştiri boyutunu aşarak ilgili kişilerin kamuoyundaki güvenini sarsacak nitelikte olduğu bu sebeple sanığın eyleminin 5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesinde açıklanan basın özgürlüğü kapsamı dışına çıkarak hakaret suçunu oluşturduğu sabit olmasına rağmen, sanığın mahkumiyeti yerine yazılı şekilde delil yetersizliği nedeniyle beraatine karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, katılanlar vekillerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 16.10.2017 gününde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Basın hürrriyeti Anayasamızın 28. maddesinde; "Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır. Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır…" şeklinde düzenlenmiş, maddenin atıf yaptığı "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddede; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir" hükmüne yer verilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin "İfade özgürlüğü" başlıklı 10. maddesinde de; "1- Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir. 2- Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir" denilmiştir. Basın özgürlüğü, 26.06.2004 gün ve 25504 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesinde; "Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir. Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir" şeklinde düzenleme altına alınmış ve sınırları çizilmek istenilmiştir. AİHM kararları bağlamında ifade ve basın özgürlüğü; Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaat açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli ve etkin yollarından birisi basındır. Basın özgürlüğü; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir. Düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü, onu kullananlar açısından olduğu kadar gerçekleri öğrenmek özgürlüğüne sahip kişi ve kitleler açısından da temel hak niteliğindedir (Centro Europa 7 S.R.L. ve Di Stefano, § 131). Böylelikle, basın özgürlüğü bir yönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğüdür, diğer yönüyle ise, bu özgürlük, halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkıdır. Bu şekilde basın kamuoyunun bilgi edinme hakkı bakımından birincil derecede önemi bulunan “halkın gözcülüğü” ya da “bekçisi” görevini yapabilir. Çoğunlukçu, özgürlükçü, demokratik toplumlarda, düşünceyi açıklama özgürlüğü; sadece genel kabul gören ve zararsız veya önemsiz sayılan düşünceler yönünden değil, aynı zamanda halkın bir kısmı tarafından benimsenmeyen kural dışı, hatta rahatsız edici, endişe verici, sarsıcı düşünceler için de geçerlidir. Toplumun ve insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek, doğru ve gerçeğe uygun bilgiler ile donatmak, yaşanan sorun, olay ve oluşumlar hakkında kamuoyunu nesnel bir biçimde aydınlatmak, düşünmeye yönlendirici tartışmalar açmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu suretle denetlemek durumunda olan basının sahip olduğu hakkı hukuka uygun bir biçimde kullandığının kabulü için; açıklama, eleştiri ve değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bağ bulunması, açıklamada küçültücü sözlerin kullanılmaması gerekmektedir. Ancak, basın özgürlüğünün bir dereceye kadar abartma hatta kışkırtmaya başvurma hakkını da içerdiği unutulmamalıdır. Basın ve diğer medya organlarının ifade özgürlüğü, kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır. Şüphesiz ifade özgürlüğünü kullanan kişilerin (gazeteciler vb…) bu özgürlüğü kullanırken “görev ve sorumlulukları” da vardır. Sözleşme'nin 10. maddesinin gazetecilere tanıdığı güvence, gazetecilerin gazeteci deontolojisine saygı içinde “doğru ve güvenilir” bilgiler sunmaları anlamında iyi niyetle hareket etmeleri koşuluna bağlıdır (Goodwin, § 39; Mc Vicar, § 83-86; Colombani, § 65). Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. İnternet, son yirmi yıldır ülkemizde hızla yaygınlaşan ve ifade özgürlüğünün hayat bulduğu bir alandır. Bu deyişle, ifade özgürlüğü konusunda geçerli bütün ilkeler, bu alanda da geçerlidir. Sözleşme'nin 10. maddesi sadece bilgi verme, bilgileri yayma özgürlüğü tanımaz; bu özgürlük aynı zamanda halkın bu bilgileri alma hakkını da içerir (Observer et Guardian, § 59). İnternet siteleri ise, gerek erişilebilir olmaları, gerek de önemli miktarda bilgi saklama ve yayma kapasiteleri nedeniyle, halkın güncel bilgilere erişimini kolaylaştırmakta ve böylece bilginin yayılmasını sağlamaktadırlar. Bu sebeple, internet alanında arşivlerin oluşturulması ifade özgürlüğünün bir parçasıdır (Limited no 1 ve 2, § 27). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi; Handyside/Birleşik Krallık (B.No:5493/72, 07/12/1976) kararında "Düşünceyi açıklama özgürlüğü, sadece hoşa giden veya zararsız ya da tepki yaratmaz sayılan haberler veya fikirler için değil, fakat devlete veya halkın bir kısmına ters düşen, şoke eden ya da üzüntüye sevk edenler için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve yeniliğe kucak açma bunu gerektirir ve bunlar olmadan demokratik toplum olmaz" biçimindeki; Lingens/ Avusturya (B.No: 9815/82, 08/0701986) kararında “Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşme’nin 10(1). fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini gerçekleştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatır. İfade özgürlüğü, Sözleşme’nin 10 (2). fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz (bk. yukarıda geçen Handyside/Birleşik Krallık kararı, parag. 49). Basın söz konusu olduğunda, bu ilkeler ayrı bir öneme sahiptir. Basının, "başkalarının itibarlarını korumak" gibi çizilmiş sınırları aşmaması gerekmekle birlikte, kamunun menfaatinin bulunduğu diğer alanlarda olduğu gibi, siyasi meselelerde de haber ve fikirleri iletmek, yine basına düşen bir görevdir. O halde bir siyasetçiye yönelik eleştirilerin kabul edilebilir sınırları, özel bir şahsa yönelik eleştiri sınırlarına göre daha geniştir. Bir siyasetçi, özel şahıstan farklı olarak, her sözünü ve eylemini bilerek ve kaçınılmaz bir biçimde, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açar; bu nedenle daha geniş bir hoşgörü göstermek zorundadır. Hiç kuşku yok ki, Sözleşme’nin 10/2. fıkrası, başkalarının, yani bütün bireylerin itibarının korunmasına imkan verir; bu koruma, siyasetçileri şahsi sıfatları dışında hareket ettikleri zaman da içine alır. Ancak bu gibi durumlarda söz konusu korumanın gerekleri, siyasi meseleleri açık biçimde tartışmanın yararıyla bağlantılı olarak tartılmalıdır”(bk. yukarıda geçen Lingens/Avusturya kararı, parag. 41-42).; Scharsach ve News Verlagsgesellschaft/Avusturya (39394/98, 13/11/2003) kararında ise “ Bir yandan Rosenkranz’ın bir politikacı olduğu, diğer yandan gazetecilerin ve basının kamuyu ilgilendiren konularda muhalif, çarpıcı, veya rahatsız edici de olsa bilgi ve görüşlerini iletme rolü dikkate alındığında, “gizli Nazi” teriminin kullanılması, mevcut davanın şartları içinde kabul edilebilecek sınırları aşmamıştır”(bk. yukarıda geçen Scharsach ve News Verlagsgesellschaft kararı, parag. 45). Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları bağlamında ifade ve basın özgürlüğü; Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 03.03.2016 tarihli 2013/5653 başvuru sayılı dosyasında almış olduğu kararda da atıfta bulunduğu üzere; "… Anayasa Mahkemesi birçok kararında ifade özgürlüğünün sadece düşünce ve fikirleri yayma özgürlüğünü değil haber ve fikirlere ulaşma özgürlüğünü de kapsadığını vurgulamıştır (Emin Aydın, B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 40; Kamuran Reşit Bekir [GK], B. No: 2013/3614, 8/4/2015, § 34). Bu bağlamda haber ve fikirlerin yayılmasını ve bunlara kamunun ulaşmasını kolaylaştıran İnternet'in toplum hayatındaki önemli rolü yadsınamaz. İnternet üzerinde arşiv oluşturma, aktüalitenin ve haberlerin saklanmasına ve erişilebilirliğine büyük ölçüde hizmet etmektedir. Bu nitelikteki arşivler özellikle doğrudan halkın erişimine açık ve genelde ücretsiz olmaları nedeniyle tarih eğitimi ve araştırma faaliyetleri için kaynak sunmaktadır. Öte yandan demokratik bir toplumda basının ilk işlevi olan "gözetleyici" rolünün bir sonucu da arşivlerin halkın erişimine sunulmasıdır (Wegrzynowski ve Smolczewski/Polonya, B. No: 33846/07, 16/7/2013, § 59; Times Newspapers Ltd/Birleşik Krallık (No. 1 ve 2), B. No: 3002/03 23676/03, 10/3/2009, §§ 27, 45). Bu nedenle İnternet'te tutulan arşivlerin, ifade ve basın özgürlükleri kapsamında olduğu açıktır. Dolayısıyla İnternet'te yayımlanan ve gazetecilik faaliyeti kapsamında kabul edilen bir haber arşivinin yayından kaldırılması basın özgürlüğüne yönelik bir müdahale teşkil eder. Demokrasilerde devletin eylem ve işlemlerinin, adli ve idari yetkililerin olduğu kadar basının ve aynı zamanda kamuoyunun da denetimi altında bulunması gerekmektedir. Yazılı, işitsel ve görsel basın; kamu gücünü kullanan organların siyasi kararlarını, eylemlerini ve ihmallerini sıkı bir denetime tabi tutarak ve vatandaşların karar alma süreçlerine katılımını kolaylaştırarak demokrasinin sağlıklı bir şekilde işlemesini ve bireylerin kendilerini gerçekleştirmelerini güvence altına almaktadır (Kadir Sağdıç, § 50). Bu sebeple basın özgürlüğü, herkes için geçerli ve yaşamsal öneme sahip bir özgürlüktür (AYM, E.1997/19, K.1997/66, 23/10/1997). AİHM, birçok kez demokratik bir toplumda basının oynadığı temel rolün altını çizmiştir. Her ne kadar başkalarının şöhret ve haklarının korunmasıyla ilgili olarak bazı sınırları aşmaması gerekse de basının, görev ve sorumluluklarının bilincinde olarak kamu yararını ilgilendiren her konuyu iletme görevi vardır. Basının böyle konularda bilgi ve fikir yaymadan ibaret olan görevine kamunun bu fikir ve bilgileri alma hakkı eklenir. AİHM'e göre bu görevi olmasaydı basın, vazgeçilmez "gözetleyicilik" işlevini yerine getiremezdi (Bladet Tromso ve Stensaas/Norveç [BD], B. No: 21980/93, 20/5/1999, §§ 59, 62; Pedersen ve Baadsgaard/Danimarka [BD], B. No: 49017/99, 17/12/2004, § 71). İfade özgürlüğü ile onu tamamlayan ve ifade özgürlüğünün kullanılmasını sağlayan basın özgürlüğü, Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlükleri sınırlama rejimine tabidir. Anayasa'nın 28. maddesinin dördüncü fıkrasında basın özgürlüğünün sınırlanmasında 26. ve 27. madde hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Böylece basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü ile ilgili genel hüküm niteliğindeki 26. madde ile sanatsal ve akademik ifadelerle ilgili 27. maddedeki sınırlama rejimine tabi tutulmuştur. Basın özgürlüğüne yönelik diğer sınırlamalar ise 28. maddenin beşinci ve izleyen fıkralarında yer almıştır. Basının, Anayasa'nın 26., 27. ve 28. maddelerinde sayılan sınırlandırmalardan biri olan "başkalarının şöhret veya haklarının, özel veya aile hayatlarının" korunması için konmuş olan sınırlandırmalara uyması gerekir (Kadir Sağdıç, § 55; İlhan Cihaner (2), § 62). Bu itibarla "başkalarının şöhret veya haklarının, özel veya aile hayatlarının" korunması bağlamında şeref ve itibarın korunması hakkının etki alanını genişletmenin ifade ve basın özgürlüklerinin ihlali sonucunu doğurabileceği hatırda tutulmalıdır. Öte yandan başkalarının şöhret ve haklarının korunmasıyla ilgili olarak bazı sınırların aşılmaması gerekse de basının, görev ve sorumluluklarının bilincinde olarak kamu yararını ilgilendiren her konuyu iletme görevi olduğu, onun bu tür konularda bilgi ve fikir yaymadan ibaret olan görevine kamunun bu fikir ve bilgileri alma hakkının eklendiği hatırda tutulmalıdır (Kadir Sağdıç, § 51) Bu sebeple Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında koruma altına alınan şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkı ile başvuruya konu İnternet haber arşivinin Anayasa'nın 28. maddesinde güvence altına alınan basın özgürlüğü ve bu özgürlükle bağlantılı olarak Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü arasında Anayasa Mahkemesi içtihadında ortaya konulan kriterlere uygun şekilde bir denge kurulması gerekmektedir. Ancak geçmişteki olayların arşivlenmiş olması hâlinde çatışan haklar arasındaki dengelemenin güncel olaylara ilişkin yapılan haberlerden daha farklı yorumlanması makul kabul edilmelidir. Bu bağlamda, basının yayımladığı haberlerin gerçekliğine ilişkin olarak sorumluluk bilinci ile hareket etmesi (Kadir Sağdıç, §§ 53, 54; İlhan Cihaner (2), §§ 60, 61) gerekliliği, güncel haberlere nazaran doğası itibarıyla eskiyen ve yayımlanması ivedilik ve zorunluluk arz etmeyen geçmişe ilişkin haberler bakımından daha katı görünmektedir. Ancak yapılacak dengelemede haber arşivinin de Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri bağlamında güvence altına alındığı gözönünde tutulmalıdır…." Temelini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi ile Anayasa’nın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğü ve bu kapsamda bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser ortaya koyma hakkı, TCK'nun 25. maddenin birinci fıkrasında; "Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez" düzenlemesi kapsamında bir hukuka uygunluk nedenidir. Ancak habere ulaşma, haberi yorumlama ve eleştirme ile haberi kamuya ulaştırmayı kapsayan bu hakkın hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilebilmesi için; haberin gerçek ve güncel olması, haberin kamuyu ilgilendirmesi yani kamuoyunun haberi öğrenmekte menfaatinin bulunması ve haber ile haberin veriliş şeklinin uyumlu olması gereklidir. (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul, 2013, 3. bası, s.323; Nur Centel, Hamide Zafer, Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, İstanbul, 2010, 6. bası, s.336-338; Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2011, 12. bası, s.279-282). Ceza Genel Kurulunun 24.02.1998 gün ve 386-52 sayılı, 13/02/2007 tarih ve 2007/7-28 E, 2007/34 K. sayılı ve 13.02.2007 tarihli ve 2007/7-28 esas, 2007/34 sayılı kararlarında yer alan, "Demokratik toplumlar, temel hak ve özgürlüklere dayanan toplumlardır. Bu tür toplumlarda Devletin görevi, temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmektir. Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaati açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli yollarından birisi de basındır. Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. Temelini Anayasanın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Kanunun 3. maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada "küçültücü" sözlerin kullanılmaması gerekir. … Yargılama konusu haber ve yorum metnindeki eleştiri ve değer yargılarının bir kısmı sert ve çarpıcı bir üslupla dile getirilmiştir. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere esasen, eleştirinin sert bir üslûpla gerçekleştirilmesi, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin amacına, psikolojisine, eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgudur. Ancak kabul edilmelidir ki, basın özgürlüğü, belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerir. Gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimler "polemik" niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadeler asılsız kişisel saldırı olarak görülemez." şeklindeki açıklamalar dikkate alındığında; İncelenen dosya kapsamına göre; Sanığın … isimli internet sitesinde haber muhabiri olarak çalıştığı, olay tarihinde katılanlar hakkında “işte yeni yolsuzluk soruşturması: Başbakan …, Yargıtay, Danıştay üyeleri, iş adamları, millet vekilleri, üst düzey bürokratlar… Aralarında Başbakan … Yargıtay, Danıştay üyeleri, iş adamları, millet vekilleri, üst düzey bürokratların adının geçtiği, yeni bir yolsuzluk soruştuması ortaya çıktı.” başlığı altında “Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve üye olmak, rüşvet vermek ,almak ve aracı olmak, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmek, suçlarıyla suçlanıyorlar..Soruşturmada … ve … … adı geçiyor…” şeklinde haber metni hazırlayıp internet ortamında yayınlamak şeklindeki eyleminde: 1-Şikayet konusu internet sitesinde yapılan haberin basın özgürlüğü çerçevesinde, haber verme sınırları içerisinde kaldığı, ayrıca haberin gerçeğe aykırı olduğunun düşünülmesi durumunda tekzip talebinde bulunulmasının mümkün olduğu bu nedenle eylemde suçun hukuka aykırılık unsurunun oluşmadığı, 2-Sanığın eyleminin soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğinin açıklanması suretiyle suçlu sayılmama karinesinden yararlanma hakkını ihlal edilerek TCK.nun 285. maddesinde düzenlenen gizliliğin ihlali suçunu oluşturabileceği düşünülse de dava dosyası içeriğinden ve mahkeme kararından da anlaşıldığı üzere içeriği ile ilgili haber yapılan soruşturma dosyasındaki delillerin imha edilmiş olması karşısında açıklanan bilgilerin yapılan soruşturma işleminin içeriğine uygun olup olmadığının belirlenemediği bu nedenle maddi vakanın sanığın lehine değerlendirilmesi gerektiği cihetle; Sanığın hakaret suçundan beraatine ilişkin hükmün onanması gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmemekteyiz. 16.10.2017

Cumhurbaşkanına hakaret

Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesindeki hakaret ile 299. maddesindeki cumhurbaşkanına hakaret ayrı suç tipleridir ve Avrupa kurumlarınca yakından izlenen bir sorun olarak anılır. 299. maddenin birinci fıkrasına göre cumhurbaşkanına hakaret eden kişi bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suç alenen işlenirse verilecek ceza altıda bir oranında artırılır. Bu suçtan kovuşturma yapılması Adalet Bakanının iznine bağlıdır. Suç, kişilere ve şerefe karşı suçlar arasında değil, devlete karşı suçlar bölümünde düzenlenmiştir. Amaç, devleti temsil eden cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunmasıdır. Fail herkes olabilir. Cumhurbaşkanlığı sıfatı seçimle değil ant içmekle başlar. Suçun görevin devamı sırasında işlenmesi gerekir; görevden kaynaklanması şart değildir. Manevi unsur genel kasttır. Mağdurun sıfatı bilinerek hareket edilmelidir. Saikin siyasî olması şart değildir. Makam veya vazifeyle ilgili bir saik de aranmaz.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 299Kaynağı aç
Madde 299- (1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/35 md.) Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır. (3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır. Devletin egemenlik alametlerini aşağılama

Yargıtay 16. Ceza Dairesinin E. 2021/1639, K. 2021/4383 sayılı kararında, sanığın ikrar ettiği sosyal medya paylaşımları, bireyin kendini gerçekleştirmesine veya toplumun gelişmesine katkı sunan bir değer taşımadığı için ifade hürriyeti kapsamında görülmemiştir. Paylaşımlar özellikle eleştiri sınırını aşıp cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığına saldırı niteliğindedir. Sübuta eren suçtan orantılı bir ceza gerekirken beraat verilmesi hukuka uygun bulunmamıştır. İlk derece mahkemesinin, siyasal kişilerin sert, ağır ve incitici eleştiriye katlanması ile rahatsız eden, şaşırtan ve gücendiren ifadelerin de güvence altında olduğu yönündeki gerekçesi hukuki kabul edilmemiştir. Karar, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesinin dördüncü fıkrasının (c) bendi uyarınca, sanık yeniden yargılanmamak ve aleyhine sonuç doğurmamak üzere kanun yararına bozmadır. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin E. 2022/8806, K. 2025/3168 sayılı kararında bu suçtan kurulan mahkûmiyet oy çokluğuyla onanmıştır. Aynı dairenin E. 2022/12801, K. 2025/3997 sayılı kararında mahkûmiyete yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi oy çokluğuyla onanmıştır. Dairenin E. 2022/8480, K. 2025/3811 sayılı kararında ise sosyal medya paylaşımı şeref ve saygınlığı rencide edici boyutta görülmemiş, eleştiri niteliğinde sayılmış ve suçun unsurları oluşmadığı gerekçesiyle mahkûmiyet oy birliğiyle bozulmuştur. Aksi yorumun korunan değeri ölçüsüz biçimde genişletebileceği ve ifade özgürlüğünü öne çıkaran hukuk düşüncesiyle bağdaşmayabileceği de belirtilmiştir. Onama ile bozma, her paylaşımın aynı sonuca bağlanacağı tek bir kural vermez. Sözün küçük düşürmeye yönelik olup olmadığı ve rencide edici boyuta ulaşıp ulaşmadığı somut koşullara göre belirlenir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2022/8806, K. 2025/3168Kaynağı aç
4. Ceza Dairesi         2022/8806 E.  ,  2025/3168 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/416 E., 2020/271 K. SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret HÜKÜM : Mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan mahkumiyet kararı verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince hüküm kaldırılarak mahkumiyet kararı verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz isteği, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, sanığın hakaret kastının bulunmadığına, paylaşımların hukuka aykırı delil niteliğinde olduğuna ve kararın bozulmasına ilişkindir. III. GEREKÇE Sanık savunması, paylaşıma ait çıktılar ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın mahkûmiyeti yönündeki Mahkemenin inanç ve takdiri yerinde olduğundan temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. Sanığa yükletilen Cumhurbaşkanına hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanun'a uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun'da öngörülen suç tipine uyduğu, Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından, yapılan incelemede hukuka aykırılık görülmemiştir. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289/1. maddesi ile sair nedenler yönünden yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Batman 4. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.02.2025 tarihinde karar verildi. (Muhalif) KARŞI OY Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, sanığın yazdığı sözlerin Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığı noktasındadır. Barışçıl ve özgür bir toplum hedefi ancak demokratik yönetim ilkelerinin egemen kılınması ile gerçekleşebilir. Bu kapsamda toplumların gelişmesi, insanlığın ilerlemesi ancak demokratik bir toplumda olanaklıdır. Bir toplumun demokratik olup olmadığının tespiti hiç kuşkusuz tek parametre ile ölçülemez ancak bunlardan biri var ki olmazsa olmaz ölçütü olan ifade özgürlüğüdür. İfade özgürlüğünün olmadığı bir toplum demokratik toplum değildir. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. AİHM’nin 07/12/1976 tarih 5493/12 başvuru nolu Handyside-Birleşik Krallık kararında belirttiği artık klasikleşen bir retorik ile söylersek “İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır. AİHS 10. md ile güvence altına alınan ifade özgürlüğün sınırsız olmadığı 10/2. madde de belirlenen gerekçelerle sınırlandırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Sözleşmede yer alan bu düzenleme AİHS içtihatları ile açıklığa kavuşturularak Avrupa kamu düzeninin yaşam ve hukuk pratiğinin vazgeçilmezi haline getirilmiştir. AİHM’nin ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelerde uyguladığı testi dosyamızdaki somut olaya ilişkin olması nedeniyle sadece başkalarının şöhretini ve haklarını koruma amacıyla ifade özgürlüğünün kısıtlanması ile sınırlı tutarak değerlendireceğiz. Başkalarının şöhretini ve haklarını koruma amacıyla ifade özgürlüğünün kısıtlanması ulusal otoritelerin öteki gerekçelerden daha fazla öne sürdüğü “meşru amaç” olagelmiştir. Bundan dolayıdır ki, AİHM, bu alanda ifade özgürlüğüne tanınan yüksek korumayı kapsayan geniş çaplı bir içtihat geliştirmiştir. Bu alandaki temel tartışma konusu, ifade özgürlüğünün kullanılması ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın nasıl ve hangi ölçütlere göre saptanacağı ile ilgilidir. Kişilik hakkının korunma gerekçesiyle ifade özgürlüğü kullanılamaz bir hale getirilmemelidir. Kişilik Haklarının Korunması Sözleşme’nin 8. maddesi tarafından güvence altına alınan bir haktır. AİHM’in Sözleşme’nin 8. ile 10. maddeleri arasında bir çatışma olduğunda, başka bir anlatımla terazide bir yanda “kişilik hakları”, diğer yanda “ifade özgürlüğü” bulunduğu durumlarda, tercihini daha çok ifade özgürlüğünden yana kullandığı söylenebilir. Bu nedenle kişilik hakkının korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi iyi sağlamak gerekmektedir. Özellikle siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin kişilik hakları ve şöhretleri söz konusu olduğunda bu dengede ifade özgürlüğünün ağır bastığına kuşku yoktur. Ancak müstehcen, saldırgan, aşağılayıcı, onur kırıcı, şiddeti teşvik eden veya nefret içeren söz ve yazı ile hakaret, sövme, kötüleme, iftira, sırf ar ve hayâ duygularını incitmeyi amaçlayan düşünce açıklamaları hukukun koruma alanı dışında kalırlar. AİHM’nin içtihatlarında kabul edilebilir eleştirinin sınırı bakımından bir hiyerarşi oluşturduğu söylenebilir. Buna göre kabul edilebilir eleştirinin sınırı en geniş anlamda bir siyasal organ söz konusu olduğunda geçerli olmakta, bunu sırası ile politikacılar, kamu görevlileri ve sıradan vatandaşlar takip etmektedir. Dabrowski/Polonya davasında, bir gazeteci yerel bir siyasetçi ile ilgili devam etmekte olan ceza yargılamasına dair yazdığı yazıların gazetede yayınlanmasının ardından hakaret suçundan mahkûm olmuştur. Başvuran, hakaret ettiği iddia edilen belediye başkanının, hırsızlık suçundan ceza almasının ardından 'soyguncu belediye başkanı' olarak tanımlamıştır. AİHM, bu başvuruda, 10 uncu maddenin ihlal edildiğine karar verirken, gazetecinin bir dereceye kadar abartma hakkına sahip olmasına ve belediye başkanının kamuya mal olmuş bir kişi olarak, bazıları olgusal temelden yoksun olmayan değer yargısı olarak değerlendirilebilecek eleştirilere karşı, daha fazla hoşgörü göstermek zorunda olmasına özel bir ağırlık vermiştir. (Dabrowski /Polonya, 18235/02, 19/12/2006) AİHM siyasetçiler bakımından ilkelerini koyduğu ve bu konuda geniş değerlendirmelerde bulunduğu ilk dava Lingens/Avusturya kararıdır. Söz konusu olayda, Avusturya’da 1975 yılında yapılan seçimlerden sonra, bir gazeteci olan başvuran Lingens, geçmişinde Nazi faaliyetleri bulunan bir siyasetçi ile koalisyon kuracağını açıklayan Federal Şansölye Bruno Kereiski’yi eleştiren yazılarında, “ahlaksızca”, “yüz kızartıcı”, “en adi türden fırsatçılık” ifadelerine yer vermiştir. Başvuranın para cezasına mahkum olduğu bu davada AİHM, politikacıların kendilerine yöneltilen ağır eleştirilere tahammül etmek durumunda olduğunu vurgulamış ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır. AİHM, içtihatlarını tekrar ederek, siyasetçilerin eleştirilere özel kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği ilkesine dayanmış ve mahkûmiyetin ifade özgürlüğüne orantısız bir müdahale oluşturduğuna hükmetmiştir. Hararetli siyasi tartışmaların yaşandığı bir arka plan ışığında, başvurucunun açıklamaları, saldırgan olmakla birlikte hakaret niteliğinde görülmemiştir (Lingens/Avusturya, 9815/82, 08/07/1986) AİHM Lingens/Avusturya kararının ardından aynı ilkeleri Oberschlick/Avusturya kararında da tekrar etmiştir. Bu kararda da; bir siyasi parti liderinin İkinci Dünya Savaşına katılan askerler ile ilgili olarak yapmış olduğu açıklamalar sonrasında gazeteci olan başvuran tarafından “ahmak/aptal” şeklinde ifadeler kullanması nedeniyle, başvuran hakkında başlatılan ceza davası sonucunda mahkumiyetine karar verilmiştir. AİHM, siyasetçilerin eleştirilere özel kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği ilkesini yineleyerek mahkûmiyetin ifade özgürlüğüne orantısız bir müdahale oluşturduğunu bu sebeple de başvuran hakkında ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir (Oberschlick/Avusturya, 20834/92, 01/07/1997). Siyasetçiler/politikacılar için ortaya koyduğu ilkelerin aynısını AİHM, hükümet politikaları için yapılan eleştiriler ve yorumlar için de kabul etmiştir. Bu kapsamda Castells/İspanya kararında AİHM hükümet politikalarına karşı yapılan eleştiri ve yorumların siyasetçilerden bile daha geniş olduğuna vurgu yapmıştır. AİHM kararında hükümetin eylem ve işlemlerinin sadece yasama ve yargı organları tarafından değil aynı zamanda gazeteciler ve kamuoyu tarafından da takip edilmekte ve eleştirilmekte olduğunu belirtmiştir. Bu itibarla, hükümetlerin söz konusu eleştirilere yönelik başka yollardan cevap verme hakkının bulunduğuna dikkat çeken AİHM, ceza yaptırımlarına yönelik makul ve aşırıya kaçmayan tedbirleri alabileceğine hükmetmiştir. (Castells/İspanya, 11798/85, 23/04/1992) Eon/Fransa davasında AİHM, bir siyasî eylemcinin, 2008 yılında Fransa Cumhurbaşkanı‘nın ziyareti sırasında, Cumhurbaşkanı korteji geçmek üzereyken, üzerinde “Defol git, salak herif” yazılı bir pankart açarak Fransa Cumhurbaşkanı’na hakaret etmekten hüküm giymesini incelemiştir. AİHM, bu içtihadında yerginin, pek çok kez, özünde var olan abartma ve saptırma vasıfları yoluyla, doğal olarak kışkırtmayı ve galeyana getirmeyi amaçlayan bir sanatsal ifade ve toplumsal eleştiri biçimi olduğunu belirttikten sonra, ceza verilmesinin, güncel konular hakkında yergi niteliğinde ortaya konulan ifade biçimleri üzerinde bir soğutma etkisi yapmasının mümkün olduğu ifade edilmiştir. Bu tür ifade biçimlerinin kendisi, kamu menfaatini ilgilendiren sorunların serbestçe tartışılmasında oldukça önemli bir rol oynayabilmektedir ki; serbest tartışma olmadan demokratik toplum mümkün olamaz. (Eon/ Fransa, 26118/10, 14/03/2013) Yukarıda belirtilen AİHM kararlarında vurgulandığı üzere ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın siyasetçilere yönelik eylemlerde meşru bir amaca yönelik olması yetmez ayrıca bu sınırlamanın demokratik toplumda gerekli olduğunun da ispatlanması gerekir. Bunun sınırları ise müdahalenin zorlayıcı bir toplumsal talebe dayanması ile ölçülü olması zorunluluğudur. Sanığın cezalandırılmasına dayanak yapılan sözlerin kullanılan bağlam bütünlüğünden koparılmadan değerlendirildiğinde tek başına Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturacak nitelikte olmayıp bir değer yargısı niteliğindedir. Somut olgu isnadı içermeyen değer yargısı niteliğindeki bir sözden dolayı sanığın cezalandırılmasının ifade özgürlüğüyle örtüşmediği kanaatindeyim. Ayrıca sanığın cezalandırılmasını gerektiren demokratik toplumda acil bir toplumsal ihtiyacın varlığından söz edilemez. Yine yazılan söz karşılığı verilen cezanın orantılı olduğu da söylenemez. Bu yönüyle ifade özgürlüğüne yönelen bu sınırlamanın demokratik toplum gereklerine uygun olmadığı düşüncesiyle sanığın beraati yerine mahkumiyet kararının onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne karşıyım.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2022/12801, K. 2025/3997Kaynağı aç
4. Ceza Dairesi         2022/12801 E.  ,  2025/3997 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/515 E., 2021/877 K. SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde sunulduğu ve temyiz dilekçesinde temyiz sebebine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik yapılan başvuru üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın temyiz istemi; alt sınırdan ayrılma gerekçesinin gösterilmediğine, delil değerlendirilmesinde hataya düşüldüğüne, katılana değil, paylaşımı yapan kişiye yorum yaptığına, doğrudan kastının bulunmadığına, somut delil bulunmadığına ilişkindir. III. GEREKÇE Sanığın ikrarı ile açık kaynak araştırma raporu karşısında, sanığın mahkumiyetine ilişkin Mahkemenin takdir ve gerekçesinde hukuka aykırılık görülmemiştir. Sanığa yükletilen Cumhurbaşkanına hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı; Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından, yapılan incelemede hukuka aykırılık görülmemiştir. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289/1. maddesi ile sair nedenler yönünden yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, tebliğnameye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Boyabat Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,04.03.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, sanığın yazdığı sözlerin Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığı noktasındadır. Barışçıl ve özgür bir toplum hedefi ancak demokratik yönetim ilkelerinin egemen kılınması ile gerçekleşebilir. Bu kapsamda toplumların gelişmesi, insanlığın ilerlemesi ancak demokratik bir toplumda olanaklıdır. Bir toplumun demokratik olup olmadığının tespiti hiç kuşkusuz tek parametre ile ölçülemez ancak bunlardan biri var ki olmazsa olmaz ölçütü olan ifade özgürlüğüdür. İfade özgürlüğünün olmadığı bir toplum demokratik toplum değildir. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. AİHM’nin 07/12/1976 tarih 5493/12 başvuru nolu Handyside-Birleşik Krallık kararında belirttiği artık klasikleşen bir retorik ile söylersek “İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır. AİHS 10. md ile güvence altına alınan ifade özgürlüğün sınırsız olmadığı 10/2. madde de belirlenen gerekçelerle sınırlandırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Sözleşmede yer alan bu düzenleme AİHS içtihatları ile açıklığa kavuşturularak Avrupa kamu düzeninin yaşam ve hukuk pratiğinin vazgeçilmezi haline getirilmiştir. AİHM’nin ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelerde uyguladığı testi dosyamızdaki somut olaya ilişkin olması nedeniyle sadece başkalarının şöhretini ve haklarını koruma amacıyla ifade özgürlüğünün kısıtlanması ile sınırlı tutarak değerlendireceğiz. Başkalarının şöhretini ve haklarını koruma amacıyla ifade özgürlüğünün kısıtlanması ulusal otoritelerin öteki gerekçelerden daha fazla öne sürdüğü “meşru amaç” olagelmiştir. Bundan dolayıdır ki, AİHM, bu alanda ifade özgürlüğüne tanınan yüksek korumayı kapsayan geniş çaplı bir içtihat geliştirmiştir. Bu alandaki temel tartışma konusu, ifade özgürlüğünün kullanılması ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın nasıl ve hangi ölçütlere göre saptanacağı ile ilgilidir. Kişilik hakkının korunma gerekçesiyle ifade özgürlüğü kullanılamaz bir hale getirilmemelidir. Kişilik Haklarının Korunması Sözleşme’nin 8. maddesi tarafından güvence altına alınan bir haktır. AİHM’in Sözleşme’nin 8. ile 10. maddeleri arasında bir çatışma olduğunda, başka bir anlatımla terazide bir yanda “kişilik hakları”, diğer yanda “ifade özgürlüğü” bulunduğu durumlarda, tercihini daha çok ifade özgürlüğünden yana kullandığı söylenebilir. Bu nedenle kişilik hakkının korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi iyi sağlamak gerekmektedir. Özellikle siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin kişilik hakları ve şöhretleri söz konusu olduğunda bu dengede ifade özgürlüğünün ağır bastığına kuşku yoktur. Ancak müstehcen, saldırgan, aşağılayıcı, onur kırıcı, şiddeti teşvik eden veya nefret içeren söz ve yazı ile hakaret, sövme, kötüleme, iftira, sırf ar ve hayâ duygularını incitmeyi amaçlayan düşünce açıklamaları hukukun koruma alanı dışında kalırlar. AİHM’nin içtihatlarında kabul edilebilir eleştirinin sınırı bakımından bir hiyerarşi oluşturduğu söylenebilir. Buna göre kabul edilebilir eleştirinin sınırı en geniş anlamda bir siyasal organ söz konusu olduğunda geçerli olmakta, bunu sırası ile politikacılar, kamu görevlileri ve sıradan vatandaşlar takip etmektedir. Dabrowski/Polonya davasında, bir gazeteci yerel bir siyasetçi ile ilgili devam etmekte olan ceza yargılamasına dair yazdığı yazıların gazetede yayınlanmasının ardından hakaret suçundan mahkûm olmuştur. Başvuran, hakaret ettiği iddia edilen belediye başkanının, hırsızlık suçundan ceza almasının ardından 'soyguncu belediye başkanı' olarak tanımlamıştır. AİHM, bu başvuruda, 10 uncu maddenin ihlal edildiğine karar verirken, gazetecinin bir dereceye kadar abartma hakkına sahip olmasına ve belediye başkanının kamuya mal olmuş bir kişi olarak, bazıları olgusal temelden yoksun olmayan değer yargısı olarak değerlendirilebilecek eleştirilere karşı, daha fazla hoşgörü göstermek zorunda olmasına özel bir ağırlık vermiştir. (Dabrowski /Polonya, 18235/02, 19/12/2006) AİHM siyasetçiler bakımından ilkelerini koyduğu ve bu konuda geniş değerlendirmelerde bulunduğu ilk dava Lingens/Avusturya kararıdır. Söz konusu olayda, Avusturya’da 1975 yılında yapılan seçimlerden sonra, bir gazeteci olan başvuran Lingens, geçmişinde Nazi faaliyetleri bulunan bir siyasetçi ile koalisyon kuracağını açıklayan Federal Şansölye Bruno Kereiski’yi eleştiren yazılarında, “ahlaksızca”, “yüz kızartıcı”, “en adi türden fırsatçılık” ifadelerine yer vermiştir. Başvuranın para cezasına mahkum olduğu bu davada AİHM, politikacıların kendilerine yöneltilen ağır eleştirilere tahammül etmek durumunda olduğunu vurgulamış ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır. AİHM, içtihatlarını tekrar ederek, siyasetçilerin eleştirilere özel kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği ilkesine dayanmış ve mahkûmiyetin ifade özgürlüğüne orantısız bir müdahale oluşturduğuna hükmetmiştir. Hararetli siyasi tartışmaların yaşandığı bir arka plan ışığında, başvurucunun açıklamaları, saldırgan olmakla birlikte hakaret niteliğinde görülmemiştir (Lingens/Avusturya, 9815/82, 08/07/1986) AİHM Lingens/Avusturya kararının ardından aynı ilkeleri Oberschlick/Avusturya kararında da tekrar etmiştir. Bu kararda da; bir siyasi parti liderinin İkinci Dünya Savaşına katılan askerler ile ilgili olarak yapmış olduğu açıklamalar sonrasında gazeteci olan başvuran tarafından “ahmak/aptal” şeklinde ifadeler kullanması nedeniyle, başvuran hakkında başlatılan ceza davası sonucunda mahkumiyetine karar verilmiştir. AİHM, siyasetçilerin eleştirilere özel kişilerden daha fazla hoşgörü göstermesi gerektiği ilkesini yineleyerek mahkûmiyetin ifade özgürlüğüne orantısız bir müdahale oluşturduğunu bu sebeple de başvuran hakkında ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir (Oberschlick/Avusturya, 20834/92, 01/07/1997). Siyasetçiler/politikacılar için ortaya koyduğu ilkelerin aynısını AİHM, hükümet politikaları için yapılan eleştiriler ve yorumlar için de kabul etmiştir. Bu kapsamda Castells/İspanya kararında AİHM hükümet politikalarına karşı yapılan eleştiri ve yorumların siyasetçilerden bile daha geniş olduğuna vurgu yapmıştır. AİHM kararında hükümetin eylem ve işlemlerinin sadece yasama ve yargı organları tarafından değil aynı zamanda gazeteciler ve kamuoyu tarafından da takip edilmekte ve eleştirilmekte olduğunu belirtmiştir. Bu itibarla, hükümetlerin söz konusu eleştirilere yönelik başka yollardan cevap verme hakkının bulunduğuna dikkat çeken AİHM, ceza yaptırımlarına yönelik makul ve aşırıya kaçmayan tedbirleri alabileceğine hükmetmiştir. (Castells/İspanya, 11798/85, 23/04/1992) Eon/Fransa davasında AİHM, bir siyasî eylemcinin, 2008 yılında Fransa Cumhurbaşkanı‘nın ziyareti sırasında, Cumhurbaşkanı korteji geçmek üzereyken, üzerinde “Defol git, salak herif” yazılı bir pankart açarak Fransa Cumhurbaşkanı’na hakaret etmekten hüküm giymesini incelemiştir. AİHM, bu içtihadında yerginin, pek çok kez, özünde var olan abartma ve saptırma vasıfları yoluyla, doğal olarak kışkırtmayı ve galeyana getirmeyi amaçlayan bir sanatsal ifade ve toplumsal eleştiri biçimi olduğunu belirttikten sonra, ceza verilmesinin, güncel konular hakkında yergi niteliğinde ortaya konulan ifade biçimleri üzerinde bir soğutma etkisi yapmasının mümkün olduğu ifade edilmiştir. Bu tür ifade biçimlerinin kendisi, kamu menfaatini ilgilendiren sorunların serbestçe tartışılmasında oldukça önemli bir rol oynayabilmektedir ki; serbest tartışma olmadan demokratik toplum mümkün olamaz. (Eon/ Fransa, 26118/10, 14/03/2013) Yukarıda belirtilen AİHM kararlarında vurgulandığı üzere ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamanın siyasetçilere yönelik eylemlerde meşru bir amaca yönelik olması yetmez ayrıca bu sınırlamanın demokratik toplumda gerekli olduğunun da ispatlanması gerekir. Bunun sınırları ise müdahalenin zorlayıcı bir toplumsal talebe dayanması ile ölçülü olması zorunluluğudur. Sanığın cezalandırılmasına dayanak yapılan sözlerin kullanılan bağlam bütünlüğünden koparılmadan değerlendirildiğinde tek başına Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturacak nitelikte olmayıp bir değer yargısı niteliğindedir. Somut olgu isnadı içermeyen değer yargısı niteliğindeki bir sözden dolayı sanığın cezalandırılmasının ifade özgürlüğüyle örtüşmediği kanaatindeyim. Ayrıca sanığın cezalandırılmasını gerektiren demokratik toplumda acil bir toplumsal ihtiyacın varlığından söz edilemez. Yine söylenen söz karşılığı verilen hapis cezasının orantılı olduğu da söylenemez. Bu yönüyle ifade özgürlüğüne yönelen bu sınırlamanın demokratik toplum gereklerine uygun olmadığı düşüncesiyle sanığın beraati yerine mahkumiyet kararının onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne karşıyım.

Soruşturma haberinde masumiyet ve gizlilik

Basın ve yayın organlarının, süren bir soruşturma veya devam eden bir ceza davası hakkında haber, yorum ve eleştiri yapma hakkı bütünüyle yasaklanamaz. Türk Ceza Kanunu'nun 285. maddesinin altıncı fıkrasına göre, soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin haber verme sınırları aşılmadan haber yapılması suç oluşturmaz. Bu haberlerde kişilerin suçlu diye damgalanmasına yol açacak ifadeler kullanılmamalıdır. Suçluluk veya suçsuzluk kararı, hukuk kurallarına uyan yetkili yargı organına aittir. Suçsuzluk karinesi; kişiyi suçlu gösteren, toplumu buna inandıran veya yetkili yargı organının olay ve olguları değerlendirirken önyargılı davranmasına yol açabilecek açıklama ya da fiillerle ihlal edilebilir. Yüksek rütbeli polis memurlarının çekince koymadan bir kişiyi cinayetin azmettiricisi olarak açıklaması, kamuoyunda suçluluk önyargısını teşvik edebileceği ve yargı değerlendirmesini etkileyebileceği gerekçesiyle Sözleşme'nin 6. maddesinin ikinci fıkrasına aykırı bulunmuştur. Uyuşmazlığın sorunları halkı peşin hükme götürecek biçimde açığa vurulursa mahkemeler saygı ve güven kaybedebilir. Basında düzenli biçimde sahte yargılamalar görülmesi, mahkemelerin uyuşmazlık çözümü için uygun forum olduğu anlayışına uzun dönemde zarar verebilir. Tutuklu bir kişi hakkında suçluluğu ima eden ve kamu yararı taşıyan bir konuyu gündeme getirmeyen yazıda, bilgi alma ve yayma özgürlüğünden doğan yarar, masum sayılma hakkı ile yargı organının otorite ve tarafsızlığını sağlama endişesine üstün gelmemiştir. Daha önce bir basın toplantısında açıklanan bilgiler bakımından, toplumun önceden bildiği olayın gizliliğini korumada yarar kalmadığı ve cezalandırmanın demokratik toplumda gerekli olmadığı kabul edilmiştir.

Türk Ceza Kanunu'nun 285. maddesinin birinci fıkrasına göre gizliliğin ihlali iki ayrı yoldan gündeme gelir. Soruşturma evresindeki işlemin içeriğinin açıklanması, suçlu sayılmama karinesini, haberleşme gizliliğini veya özel hayatın gizliliğini ihlal edebilir. Açıklama, maddî gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye elverişli de olabilir. Bu şartlardan birinin gerçekleşmesi aranır. Değerlendirmede soruşturmanın amacına uygun yürütülmesi, lekelenmeme hakkı ve basın özgürlüğü arasında adil bir denge kurulmalıdır. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin E. 2020/9565, K. 2022/10257 sayılı kararında, iddianamede soruşturma dosyalarında bulunduğu ileri sürülen bilgi ve telefon görüşmelerinin haberin yayımından önce farklı basın ve yayın organları ile internet ortamında ifşa edildiği kabul edilmiştir. Bilgiler alenileşmiş ve herkesçe bilinebilecek bir nitelik kazanmıştır. Gizliliği koruma amacı bu nedenle önemli ölçüde ortadan kalkmış ve o olayda yüklenen suçun yasal unsurları oluşmamıştır.

Sık sorulan sorular

İfade özgürlüğü rahatsız edici sözleri de kapsar mı?

Evet. İfade özgürlüğü, lehte veya zararsız görülenlerin yanında, devleti veya toplumun bir bölümünü rahatsız eden, çarpıcı ve aleyhte haber ile düşünceler için de geçerlidir. Güvence, düşünce veya bilginin aktarılma biçimini de kapsar.

Siyasetçi her ağır eleştiriye katlanmak zorunda mıdır?

Hayır. Siyasetçiye yönelik eleştirinin sınırı özel kişiye göre daha geniştir; fakat bu, onur, şeref ve saygınlığa ağır ve haksız saldırının serbest olduğu anlamına gelmez. Hakarete hiçbir kimse katlanmak zorunda değildir. Yalnızca siyasetçi yakını olmak da ağır eleştiriye katlanma yükümlülüğü vermez.

Cumhurbaşkanına hakaret suçunda kovuşturma izne bağlı mıdır?

Evet. Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması Adalet Bakanının iznine bağlıdır. Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suç alenen işlenirse verilecek ceza altıda bir oranında artırılır.

Gıyapta söylenen söz ne zaman hakaret sayılır?

Mağdurun gıyabında hakaret, fiil en az üç kişiyle ihtilat edilerek işlenirse cezalandırılabilir. Ayrıca davranışın kişiyi küçük düşürmeye yönelmesi ve onur, şeref ile saygınlığı rencide edebilecek somut fiil, olgu isnadı veya sövme içermesi gerekir. Hareketin tahkir edici olup olmadığı zamana, yere ve duruma göre değişebilir.

Mağdura gönderilen ileti gıyaptaki üç kişi şartına tabi midir?

Hayır. Fiil mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenirse birinci fıkradaki cezaya hükmolunur. Gıyapta cezalandırma ise fiilin en az üç kişiyle ihtilat edilerek işlenmesine bağlıdır.

Devam eden soruşturma haberleştirilebilir mi?

Evet. Haber, yorum ve eleştiri hakkı bütünüyle yasaklanamaz. Haber verme sınırları aşılmadan soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin haber yapılması gizliliğin ihlali suçunu oluşturmaz. Haber kişiyi suçlu olarak damgalamamalıdır. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin E. 2020/9565, K. 2022/10257 sayılı kararında, haberden önce alenileşen bilgiler bakımından gizliliği koruma amacı önemli ölçüde kalktığı için suçun unsurları oluşmamıştır.

Sosyal medya paylaşımı eleştiriyse suç olur mu?

Paylaşım şeref ve saygınlığı rencide edici boyutta değilse ve eleştiri niteliğindeyse cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurları oluşmayabilir. Aynı suç tipinde mahkûmiyetin ve istinaf başvurusunun esastan reddinin oy çokluğuyla onandığı kararlar da vardır. Sözün tahkir edici olup olmadığı zamana, yere ve duruma göre değiştiğinden bütün paylaşımlar için tek sonuç çıkmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu