Babalık Davasında DNA Testi ve Soybağı Belirlenmesi

by Avukat Erdal Ersoy
Babalık Davasında DNA Testi ve Soybağı Belirlenmesi

Babalık Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Babalık davasında görevli mahkeme 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 4. maddesi uyarınca aile mahkemesidir. Aile mahkemesinin bulunmadığı veya kurulmadığı yerlerde ise Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesi davaya aile mahkemesi sıfatıyla bakar. Davaya bakacak yetkili mahkeme ise çoğunlukla tarafların yerleşim yeri veya doğumla bağlantılı yer üzerinden tayin edilir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2017/1248 Esas ve 2017/4772 Karar sayılı ilamında da Türk Medeni Kanunu'nun 282. ve devamı maddelerinde düzenlenen soybağına ilişkin uyuşmazlıklarda bu görev kuralının esas alınması gerektiği vurgulanmıştır.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2017/1248, K. 2017/4772Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2017/1248 E.  ,  2017/4772 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Babalığın Tespiti Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün müdahil Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı vekili, dava dilekçesinde, davacının bekarlık hanesinde kayıtlı kızı Yağmur'un babasının davalı … olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, mahkemenin istemi üzerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürlüğü'nden gönderilen ve kayyım sıfatı ile duruşmalarda hazır bulunan kişinin katılımı ile yargılama yapılarak, mevcut delil durumu dikkate alınıp, anne … ve küçük …'ın hastaneye sevkleri sağlanmasına karşın babalık davasının davalısı … yargılamayı takip etmediği gibi DNA incelemesi için hastaneye sevki amacıyla kendisine ulaşılması mümkün olmadığından yargılamanın usul ekonomisi ve Türk Medeni Kanunu'nun 284/2-2. bendi gereğince bu husus davalının aleyhine ispatlanmış kabul edilerek DNA incelemesinden vazgeçilerek davanın kabulüne, Yağmur'un babasının … olduğunun tespitine, aylık 200 TL nafakanın davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir. Dava, babalık istemine ilişkindir. 1-Evlilik haricinde doğan çocukla baba arasındaki soybağı hakim hükmüyle de kurulabilir. Bunu sağlayan dava ise babalık davasıdır. (TMK.nun 301. md). Bu dava, ana ve çocuk tarafından babaya, baba ölmüş ise mirasçılarına karşı açılır. Soybağına ilişkin hükümler 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 282. maddesi ve devamında düzenlendiğinden buna ilişkin davalarda 4787 sayılı Aile Mahkemeleri'nin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4. maddesi uyarınca görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile mahkemesi kurulmayan yerlerde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nca belirlenen asliye hukuk mahkemelerinde davanın aile mahkemesi sıfatı ile görülüp karara bağlanması gerekir. Bu açıklama karşısında, davaya aile mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken, bu husus düşünülmeden asliye hukuk mahkemesi olarak yargılamaya devam edilip davanın reddine karar verilmesi, 2-Türk Medeni Kanunu'nun 426 maddesinin 2. fıkrasınada”Bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün yada kısıtlının menfaati çatışıyorsa” kayyım atanacağının belirlendiği, aynı Yasa'nın 430. maddesinde ise “temsil kayyımı, kendisine kayyım atanacak kimsenin yerleşim yeri vesayet makamı karafından atanır” hükmünü içermektedir. Bu yasal düzenleme dikkate alınarak küçük Yağmur Yalçın'ı temsil etmek üzere Sulh Hukuk Mahkemesi'nce atanacak bir kayyım huzuru ile yargılama yapılması gerekirken bu usule uyulmadan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürlüğü'nden görevlendirilen kişi katılımı ile yargılama yapılması, 3-Davalı … yargılamayı takip etmediği gibi DNA incelemesi için hastaneye sevki amacıyla kendisine ulaşılması mümkün olmadığından yargılamanın usul ekonomisi ve Türk Medeni Kanunu'nun 284/2-2. bendi gereğince bu husus davalının aleyhine ispatlanmış kabul edilerek DNA incelemesinden vazgeçilerek davanın kabulüne karar verilmiş ise de, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 292/1. maddesi uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak, ayrıca sağlık yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla, herkes, soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır. Haklı bir sebep olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde, hâkim incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verir hükmünü taşımaktadır. Mahkemece açıklanan yasa hükmü gözetilerek işlem yapılması gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, Doğru görülmemiştir. SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 30.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
4787 sayılı AİLE MAHKEMELERİNİN KURULUŞ, GÖREV VE YARGILAMA USULLERİNE DAİR KANUN m. 4Kaynağı aç
Madde 4- Aile mahkemeleri, aşağıdaki dava ve işleri görürler: 1. 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Üçüncü Kısım hariç olmak üzere İkinci Kitabı ile 3.12.2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işler,[2] 2. 20.5.1982 tarihli ve 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanuna göre aile hukukuna ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi, 3. Kanunlarla verilen diğer görevler. Uzmanlardan yararlanma[3]

Davanın Tarafları, Temsil Kayyımı ve İhbar Zorunluluğu

Evlilik haricinde doğan çocuk ile baba arasındaki soybağının hâkim hükmüyle kurulmasını temin eden yol babalık davasıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 301. maddesinin birinci fıkrası uyarınca çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkemece belirlenmesini ana ve çocuk isteyebilir. Dava babaya, babanın vefat etmiş olması durumunda ise mirasçılarına karşı ikame edilir. İlgili maddenin üçüncü fıkrası uyarınca babalık davasının Cumhuriyet savcısına ve Hazineye bildirilmesi, dava ana tarafından açılmışsa kayyıma, kayyım tarafından açılmışsa anaya ihbar edilmesi gerekmektedir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 301Kaynağı aç
Madde 301- Çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkemece belirlenmesini ana ve çocuk isteyebilirler. Dava babaya, baba ölmüşse mirasçılarına karşı açılır. Babalık davası, Cumhuriyet savcısına ve Hazineye; dava ana tarafından açılmışsa kayyıma; kayyım tarafından açılmışsa anaya ihbar edilir. II. Karine

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 426. maddesi uyarınca bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün menfaatinin çatışması hâlinde vesayet makamı ilgilisinin talebiyle veya kendiliğinden temsil kayyımı atar. Babalık davasında yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün menfaatinin çatışması durumunda anılan düzenleme ve Türk Medeni Kanunu'nun 430. maddesi hükümleri uyarınca küçüğü temsil etmek üzere yerleşim yeri vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesince temsil kayyımı atanması ve yargılamanın bu kayyım huzurunda yürütülmesi gerekmektedir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2017/1248 Esas ve 2017/4772 Karar sayılı ilamında, vesayet makamı kararı bulunmaksızın idari kurum görevlisinin katılımıyla yargılama yapılamayacağı belirtilmiştir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 426Kaynağı aç
Madde 426- Vesayet makamı, aşağıda yazılı olan veya kanunda gösterilen diğer hâllerde ilgilisinin isteği üzerine veya re'sen temsil kayyımı atar: 1. Ergin bir kişi, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri bir sebeple ivedi bir işini kendisi görebilecek veya bir temsilci atayabilecek durumda değilse, 2. Bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa, 3. Yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa. II. Yönetim 1. Kanun gereği

Hak Düşürücü Süreler ve Çocuk Yönünden Anayasa Mahkemesi Kararı

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 303. maddesinin birinci fıkrası uyarınca babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir. Ananın babalık davası açma hakkı kural olarak doğumdan başlayarak bir yılın geçmesiyle düşer. Çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi bulunmaktaysa söz konusu bir yıllık hak düşürücü süre, bu ilişkinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar; bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebeplerin bulunması hâlinde ise sebebin ortadan kalkmasından itibaren bir ay içinde dava açılabilir. Çocuk yönünden ise kanunda yer alan hak düşürücü süre hükümleri Anayasa Mahkemesinin iptal kararları sonucunda yürürlükten kalktığından, derdest davalarda çocuk bakımından bu süre kısıtlamaları uygulanmaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1927, K. 2018/1471Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1927 E.  ,  2018/1471 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasındaki "babalığın hükmen tespiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 6. Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 11.04.2013 tarihli ve 2010/666 E., 2013/421 K. sayılı karar davalı … vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 07.04.2014 tarihli ve 2013/19771 E., 2014/6271 K. sayılı kararı ile: "…Davacı dava dilekçesinde, annesi ….'in davalı … ile olan evlilik dışı ilişkisinden doğduğunu belirterek babasının davalı … olduğunun tespitine karar verilmesini istemiş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Türk Medeni Kanununun 284. maddesinde; "Soybağına ilişkin davalarda, aşağıdaki kurallar saklı kalmak kaydıyla Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu uygulanır: 1. Hakim maddi olguları resen araştırır ve kanıtları serbestçe takdir eder. 2. Taraflar ve üçüncü kişiler, soybağının belirlenmesinde zorunlu olan ve sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere rıza göstermekle yükümlüdürler. Davalı, hakimin öngördüğü araştırma ve incelemeye rıza göstermezse, hakim, durum ve koşullara göre bundan beklenen sonucu, onun aleyhine doğmuş sayabilir.” 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 292. maddesinde ise; “(1) Uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak, ayrıca sağlık yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla, herkes, soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır. Haklı bir sebep olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde, hâkim incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verir. (2) Üçüncü kişi tanıklıktan çekinme hakkı bulunduğunu ileri sürerek bu yükümlülükten kaçınamaz." hükümleri getirilmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davacının, annesi ….'in davalı … ile olan evlilik dışı ilişkisinden doğduğunu belirterek babasının davalı … olduğunun tespitine karar verilmesini istediği, mahkemece yeterli araştırma yapmadan davalının ihtara uymaması nedeniyle DNA testi yaptırılamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır. Dava, Türk Medeni Kanununun 301. ve devamı maddelerinde düzenlenen babalığın tespiti istemine ilişkindir. Bu talep çerçevesinde mahkemece tarafların iddia ve savunmaları da dikkate alınarak babalık iddiası ile ilgili olarak DNA testi yaptırmak üzere davalı …'e meşruhatlı davetiye çıkarılarak DNA testi için gerekli kan örneklerini vermesi, aksi taktirde zor kullanılarak bu incelemenin yaptırılacağı hususu ihtar edilmeli, ihtara rağmen davalı gelmez veya gelir de kan örneklerini vermez ise bu incelemelerin zor kullanılarak yapılmasına karar verilip DNA testi yaptırılıp alınacak rapor doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken yukarıda gösterilen yasal düzenlemelere aykırı şekilde eksik incelemeyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir…" gerekçesiyle şimdilik diğer yönleri incelenmeksizin bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, babalığın hükmen tespiti istemine ilişkindir. Davacı, annesi ile davalının evlilik dışı birlikteliklerinden 1987 yılında dünyaya geldiğini, ancak annesinin nüfusunda kayıtlı olduğunu ileri sürerek, davalının babası olduğunun tespiti ile nüfusta baba hanesine kaydının yapılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin davayı kabul etmediğini beyan ederek davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davacının reşit olduktan sonra davalı tarafından nüfusuna kaydedileceği yönünde oyalandığı ve bu nedenle babalık davasını hemen açmadığı ileri sürülmüş ise de 30.11.1987 doğumlu olan davacının reşit olduğu tarihten itibaren davanın açıldığı tarihe kadarki süre nazara alındığında Türk Medeni Kanunu'nun 303/2. maddesindeki hak düşürücü sürenin geçirildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı vekilince temyiz edilmiş, Yargıtay 2. Hukuk Dairesince,"… Davacı, 31.11.1990 doğumlu iken, Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 4.11.1993 tarihli, 1993/704-725 sayılı kararı ile doğum tarihi 30.11.1987 olarak tashih edilmiştir. Davacı, davayı süresinde açmamasının haklı sebebe dayandığını ileri sürmüştür. Bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir (TMK.md.303/4). O hâlde, davacının gösterdiği delillerin toplanması, davanın anaya ihbar edilmesi (TMK.md.301), ana katıldığı taktirde göstermesi hâlinde onun delillerinin de toplanması, davacının nüfusa tescilinin dayanağı belgenin, tescil resmî bir belgeye istinat ediyorsa, bu belgeyle birlikte merciinden istenerek dosya içine alınması, doğum tarihinin tashihine ilişkin dava dosyasının da mahkemesinden istenip dosyaya alınıp incelenmesi ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek davanın süresinde açılıp açılmadığının belirlenmesi ve hasıl olacak sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Açıklanan hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru bulunmamıştır…" gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyulmuş ve yapılan yargılama sonucunda, dinlenen tanık beyanlarına göre davalı ile davacının annesinin uzun süre birlikte yaşadıkları, davacının da bu birliktelikten dünyaya geldiği, davacıyı tanıyacağını ve nüfusa kaydettireceğini söyleyerek davalının davacı ve annesini oyaladığı, bu nedenle davacının reşit olduktan hemen sonra dava açmadığının anlaşıldığı, bu durumun anlaşılmasından sonra ise tarafların DNA incelemesi yapılmak üzere Adli Tıp Kurumuna sevkine karar verildiği, ancak usulüne uygun çağrılmasına ve tebligat çıkarılmasına rağmen davalının mahkemeye müracaat etmediği ve test yaptırmaktan kaçındığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar davalı vekilince temyiz edilmiş, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yer alan gerekçeyle bozulmuştur. Mahkemece, bozma kararında yasal düzenlemelere aykırı ve eksik inceleme ile karar verildiği belirtilmiş ise de DNA testi yapılmak üzere davalı adına çıkarılan meşruhatlı davetiyenin tebliğine rağmen davalının gelmediği, 02.05.2012 ve 24.07.2012 tarihlerinde ihzaren celbine karar verildiği, davalının davetiye ve ihzarlara rağmen gelmemesi ve incelemeye rıza göstermemesi nedeniyle Türk Medeni Kanunu'nun 284/2. maddesi uyarınca incelemeden beklenen sonucun davalı aleyhine doğmuş olduğu sayılarak davanın kabulüne karar verildiği gerekçesiyle önceki hükümde direnilmiştir. Direnme kararı davalı vekilince temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, adına çıkarılan meşruhatlı davetiye ve ihzar müzekkerelerine karşın DNA testi yaptırmak üzere müracaat etmeyen davalı hakkında Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 284/2. maddesi gereğince incelemeden beklenen sonucun onun aleyhine doğduğunun kabul edilip edilemeyeceği, edilemeyeceğinin kabulü hâlinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 292. maddesi gereğince soybağının tespiti amacıyla davalıya DNA testi yaptırmak üzere meşruhatlı davetiye çıkarılarak gerekli kan veya doku örneğini vermesi, aksi taktirde zor kullanılarak bu incelemenin yaptırılacağı hususunun ihtar edilmesi, gelmediği veya gelip de kan veya doku örneği vermediği takdirde incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verilip DNA testi yapılmak suretiyle alınacak rapora göre bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşme sırasında hak düşürücü sürenin davanın tüm aşamalarında resen gözetilmesi gerektiği dikkate alınarak, davalı vekilinin hak düşürücü süreye ilişkin temyiz itirazları öncelikle incelenmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki "Babalık hükmü" TMK'nın 301-304. maddeleri arasında düzenlemiş ve "Dava hakkı" başlıklı 301. maddenin birinci fıkrasında; çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkemece belirlenmesini ana ve çocuğun isteyebileceği hüküm altına alınmıştır. Davada uygulanacak hak düşürücü süreler ise TMK'nın 303. maddesinde düzenlenmiş olup, madde metni; "Babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir. Ananın dava hakkı, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer. Çocuğa doğumdan sonra kayyım atanmışsa, çocuk hakkında bir yıllık süre, atamanın kayyıma tebliği tarihinde, hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye başlar. Çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa, bir yıllık süre bu ilişkinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar. Bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir." hükmünü içermekte iken, çocuk yönünden hak düşürücü sürenin düzenlendiği ikinci fıkra, Anayasa Mahkemesi'nin 27.10.2011 tarihli ve 2010/71 E. ve 2011/143 K. sayılı kararı ile iptal edilmiş ve iptal kararı Resmî Gazete'de yayımlandığı 07.02.2012 tarihinden başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmiştir. Dördüncü fıkra da Anayasa Mahkemesi'nin 15.03.2012 tarihli ve 2011/116 E., 2012/39 K. sayılı kararı ile "çocuk" yönünden iptal edilmiş ve karar Resmî Gazete'de yayımlandığı 21.07.2012 tarihinden başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmiştir. Görüleceği üzere dava açıldıktan sonra maddede çocuk yönünden hak düşürücü süreyi düzenleyen fıkralar Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmiştir. Böyle olunca, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının eldeki davaya uygulanıp uygulanamayacağının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmî Gazete'de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan, 6100 sayılı HMK'nın 33. maddesinde "(1) Hâkim, Türk hukukunu resen uygular." şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden bu davaya uygulanabilecek yasa metni Anayasa Mahkemesi'nce iptal edildiğinden, iptal kararı sonucu oluşan bu durumun kesin hüküm hâlini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanması zorunluluğu ortadadır. Bir başka yönüyle Anayasa Mahkemesi iptal kararları usuli kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 21.03.2012 gün ve 2012/20-12 E., 2012/232 K.; 28.09.2012 gün ve 2012/20-457 E., 2012/633 K.; 30.01.2013 gün ve 2012/1-683 E., 2013/165 K.; 02.03.2016 gün ve 2014/17-415 E., 2016/222 K.; 16.05.2018 gün ve 2017/20-1121 E., 2018/1104 K. sayılı kararlarında da aynı hususlar vurgulanmıştır. Hâl böyle olunca, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı sonucu oluşan yeni yasal durumun eldeki maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan davaya da uygulanması zorunlu olup, bu duruma göre davalı vekilinin hak düşürücü süreye ilişkin temyiz itirazları yerinde olmadığından reddi ile uyuşmazlığın esasının incelenmesine geçilmiştir. Bilindiği üzere soybağı, 743 sayılı Medeni Kanun'daki nesep sözcüğünün yerine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu tarafından hukuk diline kazandırılan bir terim olup, biri geniş diğeri dar olmak üzere iki farklı anlamda kullanılmaktadır. Geniş anlamda soybağı, bir kimse ile onun ecdadı, üstsoyu arasındaki biyolojik ve doğal bağlantıyı ifade eder. Dar anlamda soybağı ise sadece çocuklar ile ana ve babaları arasındaki bağlantıyı ifade eder. Türk Medeni Kanunu'nun "Aile Hukuku" başlıklı ikinci kitabında düzenlenmiş olan soybağı da bu dar anlamdaki soybağıdır. TMK'nın soybağı hükümlerini düzenleyen 282. maddesinde, çocuk ile ana arasındaki soybağının doğumla, çocuk ile baba arasındaki soybağının ise ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulacağı belirtilmiştir. Ayrıca bu maddeye göre, soybağı evlat edinme yoluyla da kurulabilir. Çocuk ile babası arasında, anne ile evlenme, tanıma ve evlat edinme yoluyla soybağı ilişkisi kurulmasında babanın rızası bulunmaktadır. Babanın rızasının bulunmadığı durumlarda ise çocuk ile babası arasında soybağının kurulabilmesi için hâkim kararı gereklidir. Çocukla babası arasında soybağının kurulması için açılan bu davaya babalık davası denilmekte olup, az yukarıda değinildiği üzere babalık davası ile ilgili hükümler TMK'nın 301-304. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Eldeki davada da soybağının hâkim hükmüyle kurulması talep edilmiştir. Çocuk ile baba arasındaki soybağı bir temel hak olduğu gibi kamu düzeni ile de ilgilidir. Bu nedenle hâkim, soybağına ilişkin davalarda doğru sonucun elde edilmesi için tüm maddi olguları resen araştırmalı, bilimsel çalışmaların ulaştığı bütün olanaklardan yararlanmalıdır. Belirtmek gerekir ki tüm canlılarda genetik kodu içeren DNA konusunda yapılan araştırma ve incelemeler de çağımızın en önemli bilimsel gelişmelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Gen teknolojisinde yaşanan bu gelişmeler hukuku da kaçınılmaz bir şekilde etkilemiş ve bu teknoloji sayesinde uyuşmazlık konusu olan bazı maddi vakıaların güvenilir şekilde aydınlatılması olanaklı hâle gelmiştir. Nitekim somut olayda da mahkemece davacı tanıkları dinlenmiş, davacının annesi ile davalı arasında evlilik dışı bir birlikteliğin yaşandığı ve davacının bu birliktelikten dünyaya gelmiş olabileceği yönünde güçlü bir kanaat oluştuktan sonra bilimsel bir veri ile maddi sonuca ulaşmak amacıyla DNA testi yaptırılmasına karar verilmiştir. Ne var ki davalı, çıkarılan tebligat ve ihzar müzekkerelerine karşın test yaptırmak için müracaat etmemiştir. Bu nedenle babalık davası sırasında DNA testi için biyolojik bulgu vermekten kaçınan taraftan zorla numune alınıp alınamayacağı hususuna değinmek gerekmektedir. Anayasa'nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesinin ikinci fıkrasında,"Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü öngörülmüştür. Bu hüküm uyarınca tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı istisnai hâller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağı açıktır. Kanunlarda babalık davalarına ilişkin olarak istisnai bir düzenlemenin bulunup bulunmadığına bakıldığında ise 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren TMK'nın 284. maddesinde soybağının kurulmasına ilişkin davalardaki "Yargılama usulü" düzenlenmiş ve; "Soybağına ilişkin davalarda, aşağıdaki kurallar saklı kalmak kaydıyla Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu uygulanır: 1.Hâkim maddi olguları resen araştırır ve kanıtları serbestçe takdir eder. 2.Taraflar ve üçüncü kişiler, soybağının belirlenmesinde zorunlu olan ve sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere rıza göstermekle yükümlüdürler. Davalı, hakimin öngördüğü araştırma ve incelemeye rıza göstermezse, hakim, durum ve koşullara göre bundan beklenen sonucu, onun aleyhine doğmuş sayabilir." hükmüne yer verilmiştir. Diğer taraftan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda "Soybağının tespiti için yapılacak inceleme" başlığı altında ayrı bir düzenleme yapılmış ve 292. maddede; "1.Uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak, ayrıca sağlık yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla, herkes, soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır. Haklı bir sebep olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde, hâkim incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verir. 2.Üçüncü kişi tanıklıktan çekinme hakkı bulunduğunu ileri sürerek bu yükümlülükten kaçınamaz." biçiminde emredici ve özel bir düzenleme yapılmıştır. Madde gerekçesinde de; "…uyuşmazlığın çözümü bakımından, davanın tarafları yanında üçüncü kişiler de, zorunluluk hâlinde, bilimsel verilere uygun olmak, sağlık yönünden bir tehlike oluşturmamak koşuluyla, vücutlarından kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadırlar. İşin önemi dikkate alınarak böyle bir zorunluluk öngörülmüş ve üçüncü kişilerin tanıklıktan çekinme haklarını ileri sürerek bu yükümlülükten kaçınma yolu da kapatılmıştır." denilerek, bu nitelikteki davalarda soybağının tespiti için vücuttan kan veya doku alınmasına katlanma zorunluluğu açık bir şekilde düzenlenmiştir. Yerel mahkemece, test yaptırmaktan kaçınan davalı hakkında TMK'nın 284/2. maddesi uyarınca incelemeden beklenen sonucun onun aleyhine doğmuş olduğu kabul edilerek karar verildiği belirtilmiş ise de az yukarıda açıklandığı üzere TMK'ya göre sonraki kanun durumunda olan HMK'nda soybağının tespiti için yapılacak inceleme hakkında özel bir düzenleme yapılmış ve bu tür davalarda işin önemine binaen kan veya doku alınmasına katlanma zorunluluğu getirilmiştir. Hâl böyle olunca, kamu düzenine ilişkin olan babalık iddiası hakkında doğru sonucun elde edilebilmesi için sonraki kanun olan ve özel düzenleme içeren HMK'nın 292. maddesi hükmünün uygulanması ve alınacak rapor doğrultusunda bir karar verilmesi gerekmektedir. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu açık olmak üzere 18.10.2018 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 303Kaynağı aç
Madde 303- Babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir. Ananın dava hakkı, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer. (İptal ikinci fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 27/10/2011 tarihli ve E.: 2010/71, K.: 2011/143 sayılı Kararı ile.) Çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa, bir yıllık süre bu ilişkinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar. Bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.[20] IV. Ananın malî hakları

Soybağı Davalarında Re'sen Araştırma İlkesi ve Kamu Düzeni

Soybağına ve nüfus kayıtlarının düzeltilmesine ilişkin davalar kamu düzenini ilgilendiren uyuşmazlıklardandır. Bu nitelikleri gereğince tarafların dava konusu üzerinde serbestçe tasarruf yetkisi bulunmaz. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 284. maddesinin birinci bendi uyarınca hâkim maddi olguları re'sen araştırır ve kanıtları serbestçe takdir eder. Bu kural gereğince mahkeme, tarafların dosyaya sunduğu delillerle bağlı kalmaksızın maddi gerçeğin tereddüde mahal bırakmayacak şekilde açığa çıkarılması için gerekli araştırmaları kendiliğinden yürütme ve delil toplama yetkisini kullanır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024/1536 Esas ve 2024/1830 Karar sayılı ilamında da re'sen araştırma ilkesinin bu davalardaki bağlayıcılığı açıkça teyit edilmiştir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 284Kaynağı aç
Madde 284- Soybağına ilişkin davalarda, aşağıdaki kurallar saklı kalmak kaydıyla Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu uygulanır: 1. Hâkim maddî olguları re'sen araştırır ve kanıtları serbestçe takdir eder. 2. Taraflar ve üçüncü kişiler, soybağının belirlenmesinde zorunlu olan ve sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere rıza göstermekle yükümlüdürler. Davalı, hâkimin öngördüğü araştırma ve incelemeye rıza göstermezse, hâkim, durum ve koşullara göre bundan beklenen sonucu, onun aleyhine doğmuş sayabilir. İKİNCİ AYIRIM KOCANIN BABALIĞI A. Babalık karinesi
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/1536, K. 2024/1830Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2024/1536 E.  ,  2024/1830 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/234 E., 2023/358 K. DAVA TARİHİ : 21.04.2011 KARAR : Ret Taraflar arasındaki nüfus kaydının düzeltilmesi davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 8. Hukuk Dairesince bozma gereğinin yerine getirilmediği gerekçesi ile Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı …'nın sahipsiz bir bebek olarak bulunduğunu ve davacı ile vefat eden eşi Metin tarafından büyütüldüğünü, davacı ve eşi …'in bir süre sonra da kendi çocukları gibi nüfusta kayıt ettirdiklerini, davalı …'nın da bu durumu bir süre önce öğrendiğini ileri sürerek davanın kabulü ile davalı …'nın, davacı ile vefat eden eşi Metin'in çocuğu olmadığının tespiti ile nüfus kaydının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı … vekili cevap dilekçesinde; davacının dava dilekçesinde belirttiği hususları ve davasını kabul etmediklerini, davacının ilerleyen yaşı ve son evlendiği eşinin baskılarıyla bu davayı açarak davalıyı mirastan mahrum etmeye çalıştığını, tüm mal varlığının tek mirasçısı olarak eşine kalmasını amaçladığını, davacının 45 yıl sonra ortada herhangi bir husumet olmadığı halde bu davayı açıyor olmasının kötü niyetli olduğunu, nüfus kayıtlarında davacıdan doğduğunun açık olduğunu, resmi belgenin aksinin ispatlanması gerektiğini, davacının vefat eden eşi Metin için böyle bir tasarrufta bulunma hakkı olmadığını, sadece kendi adına talepte bulunabileceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı … cevap dilekçesi sunmamıştır. III. MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesinin 14.02.2012 tarih ve 2011/148 Esas, 2012/22 Karar sayılı kararı ile dosya kapsamından davalı asilin ve vekilinin davayı kısmen kabul beyanları ve taraf vekillerinin beyanları, davacının boşandığı ve boşandıktan sonra vefat eden davalının babası olarak gözüken Metin Kiremitçi ile ilgili talepte bulunma ve dava açma yetkisi olmadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile davalı …'ın, annesinin … olmadığının tespitine, davacının eski eşi Metin Kiremitçi ile ilgili davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1.Mahkeme kararına karşı süresi içinde davalı … vekili tarafından davanın kabulü yönünden temyiz isteminde bulunulmuştur. 2.Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 05.06.2012 tarih ve 2012/5983 Esas, 2012/6991 Karar sayılı ilamı ile davacı ile davalı … arasında DNA testi yapılmadan davanın kabulüne karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir. B. İkinci Bozma Kararı 1.Bozmaya uyan Mahkemece verilen 12.07.2018 tarih ve 2012/421 Esas, 2018/272 Karar sayılı kararıyla, davacı ile davalı … arasındaki soybağının tespiti yönünden, davalı …'nın DNA testi yaptırılması için gerekli olan kan örneğini vermeye yanaşmadığı, bu husustaki davetiyelerin sonuçsuz kaldığı, ayrıca kan örneğinin alınması için Avusturya Adli Makamlarına yazılan adli yazışmaya verilen 07.05.2015 tarihli cevapta yetişkin birisine babalık testi veya herhangi bir sivil hukuk sebebiyle kan örneği verdirme, zorunluluk gücü/yetkisinin bulunmadığı bildirilerek bu talebin geri çevrildiğini, dosyada toplanan tüm kayıtlar, tanık anlatımlarına göre davalı …'nın, davacıdan doğmadığının anlaşıldığı, Davalı …'nın 14.02.2012 tarihli duruşmada davayı kabul ettiğini bildirdiği ve mahkemeye hitaben yazdığı 13.02.2012 havale tarihli ayrıntılı beyanında kendi yaşam öyküsünü anlatarak davacının gerçek annesi olmadığını bildirdiği değerlendirilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı … vekili tarafından DNA incelemesi yapılmasının zorunlu olduğu belirtilerek davanın kabulü yönünden temyiz yoluna başvurmuştur. 2.Yargıtay 8.Hukuk Dairesi 20.05.2019 tarih ve 2018/15759 Esas, 2019/5240 Karar sayılı ilamı ile nüfus kayıtlarının düzeltilmesi istemine ilişkin davalarda, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 284 üncü maddesinde belirtilen koşullar saklı kalmak kaydıyla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) uygulanacağı, 6100 sayılı Kanun'un 292 inci maddesinin birinci maddesinde, uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak ve ayrıca sağlık yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla, herkesin soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorunda olduğu, haklı bir sebep olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması halinde hâkimin incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar vereceğinin belirtildiği, dosyanın incelenmesinden, davalı …'nın Avusturya Devletinde yaşaması ve DNA incelemesi için icabet etmemesi üzerine davanın kabul edildiği anlaşılmakla Mahkemece bozma ilamına uyulduğu ancak bozmanın gereğinin yerine getirilmediği, davacının davalı …'nın annesi olup olmadığı hususunun kesin olarak aydınlatılamadığı, davalı …'nın nüfus kayıt örneğinin incelenmesinden, davalının yurt içinde sabit ikametgah adresinin olduğu ve Mahkemece bu adreste davalı …'nın temin edilmesi bakımından araştırma yaptırılmadığı, davalının Türkiye'ye geliş gidiş tarihleri de takip edilerek temin edilmesi, somut olaydaki iddia ile ilgili olarak DNA testi yaptırılması ve alınacak raporun değerlendirilmesi, Türkiye'ye hiç gelmediğinin tespit edilmesi halinde ise yurt dışındaki ikamet adresine meşruhatlı davetiye çıkartılması, oluşacak duruma göre bir karar verilmesi gerektiği belirtilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir. C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, davalı …'nın adres araştırması için ilgili kolluklara müzekkereler yazıldığı, gelen cevapta davalının Mahkemeye sevkinin sağlanamadığının bildirildiği, davalının Avusturalya Sdney adresinde bulunduğunun belirlendiği, ülke konsolosluğuna DNA testi için kan örneklerinin alınması yönünde usulüne uygun davetiye tebliğ edildiği, davalının davete icabet etmediği, davanın ispatı için mülzem olan DNA örnekleri alınamadığından davalı …'nın davacı … ile ölü eşi Metin'in çocuğu olmadığının kesin delillerle tespit edilemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı …'nın 14.02.2012 tarihli duruşmada davayı kabul ettiğini, 13.02.2012 tarihli dilekçesi ile de davacının gerçek annesi olmadığını bildirdiğini, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, davalının yurt dışı adresine çıkartılan davete icabet etmediği belirtilmiş ise de davalının halen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Mahkemeleri ve yasalarına tabi olduğunu, Mahkeme kararına uymak zorunda olduğunu, 4721 sayılı Kanun'un 284 üncü maddesinin 2 inci fıkrası gereği soy bağının belirlenmesinde zorunlu olan sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere rıza göstermekle yükümlü olduğunu, yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde bu durumun aleyhine değerlendirilmesi gerektiğini, davalının izinli olarak Türkiye'ye gelme ihtimalinin bulunduğunu, DNA örneklerinin alınmasına ilişkin yasal işlemler tamamlanmadığı için verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının doğum yapıp yapmadığı hususunda da Mahkemece bir araştırma yapılmadığını belirterek davanın reddi yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, bozma ilamına uygun olarak inceleme yapılıp sonucu uyarınca karar verilip verilmediği noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 35 inci ve 36 ncı maddeleri; 6100 sayılı Kanun'un 292 nci maddesinin birinci fıkrası, geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası; 4721 sayılı Kanun'un 284 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1.Dava, nüfus kaydının düzeltilmesi davasıdır. Bu davada tarafların tasarruf yetkisi bulunmamakta olup resen araştırma ilkesi geçerlidir.Olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve olaya uygun yasal düzenlemelere göre uyuşmazlığı çözmek hakime aittir. Somut olayda, davalı …'nın anne ve babasının nüfus kayıtlarında görünen isimler olmadığı, davacı ve önceki eşinin gerçeğe aykırı bildirimi ile nüfus kayıtlarının yanlış oluştuğunun iddia edildiği anlaşılmaktadır. Nüfus kütüklerindeki doğru olmayan kayıtların düzeltilmesi için mahkemeden karar alınması zorunludur. Nüfus kayıtları gerçeği yansıtmak zorundadır. Gerçeğin tespit edilebilmesi için DNA incelemesinin yapılması zorunludur. Her ne kadar, davacı, boşandığı ve daha sonra vefat eden eşi Metin adına davalının biyolojik babası olmadığı iddiasıyla baba adı yönünden nüfus kaydının düzeltilmesine dair talebinden yargılama sırasında vazgeçmiş ve Mahkemece de Metin yönünden sıfat yokluğundan ret kararı verilmiş ise de, olay kamu düzenine ilişkin olup nüfus kayıtları gerçeği yansıtmak zorundadır. Bu nedenle davacının vefat eden eşi Metin de dava ile yakından ilgilidir. Metin'in ölümü nedeniyle mirasçılarının da davaya dahil edilmesi, Metin'in mezarı açılarak davalının biyolojik babası olup olmadığı yönünde DNA incelemesi yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, Metin yönünden sıfat yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. 2.Bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda; davalı …'nın, yurt dışında yaşadığı, DNA testi için kan örneğinin alınması yönünden usulüne uygun davetiye tebliğ edildiği, davalının davete icabet etmediği ve bu nedenle DNA örneğinin alınamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak Mahkemece, test yaptırmaktan kaçınan davalı hakkında TMK'nın 284/2 nci maddesi uyarınca incelemeden beklenen sonucun onun aleyhine doğmuş olduğu kabul edilerek karar verilmiş olduğu belirtildiği gibi direnme karar gerekçesinde HMK’nın 292/1 inci maddesinde getirilen düzenlemenin genel kanun niteliğinde olduğu ve bu genel kanunla TMK’nın 284/2 nci maddesinin yürürlükten kaldırılmış olduğundan söz edilemeyeceğine de değinilmiştir. Oysa ki karara konu uyuşmazlık usul hukukuna ilişkin bir düzenlemedir. Bu düzenleme HMK kapsamında da olsa TMK kapsamında da olsa, bu durum düzenlemenin bir usul hukuku müessesesi olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu durumda HMK’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte hangi düzenlemenin uygulama alanı bulacağı sorunu, usûl kurallarının zaman bakımından uygulanmasına yönelik genel kural olan derhal uygulanması prensibi dikkate alınarak çözülmelidir. Dolayısıyla söz konusu kanun değişikliği dikkate alındığında derhal uygulama prensibi gereği doğru sonucun elde edilebilmesi için sonraki kanun olan HMK'nın 292 nci maddesi hükmüne göre kan ve doku örneği vermekten kaçınan davalı hakkında gerektiğinde yakalama, ihzar, gözlem altına alma da dâhil olmak üzere tüm zor kullanma tedbirlerinin uygulanması suretiyle ve de zor kullanma görevini ihmâl eden yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunulması gerektiği de düşünülerek alınacak rapor doğrultusunda bir karar verilmesi gerektiği şüphesizdir. (HGK, 26.04.2023 tarih ve 2022/(18)-2-33 Esas, 2023/377 Karar) Bu durumda, DNA örneği vermekten kaçınan davalı … hakkında, 6100 sayılı Kanun'un 292 inci maddesi gereğince, yurt içine girmesi halinde yakalama, ihzar, gözlem altına alma da dâhil olmak üzere tüm zor kullanma tedbirlerinin uygulanması ve de zor kullanma görevini ihmâl eden yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunulması sonucu alınan DNA örneği ile yapılacak inceleme sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.03.2024 tarihinde oy birliği ile karar verilmiştir.

DNA Testinin Koşulları ve İncelemeye Katlanma Yükümlülüğü

Babalık davalarında biyolojik bağın aydınlatılması amacıyla yapılacak DNA incelemeleri belirli kanuni sınırlara bağlıdır. Mahkemenin DNA testi talebini kabul edebilmesi için incelemenin uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu bulunması, bilimsel verilere uygun olması ve kişinin sağlığı yönünden bir tehlike oluşturmaması şarttır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 292. maddesinin birinci fıkrası gereğince, uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak, ayrıca sağlık yönünden tehlike teşkil etmemek kaydıyla herkes soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 292Kaynağı aç
MADDE 292- (1) Uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak, ayrıca sağlık yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla, herkes, soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır. Haklı bir sebep olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde, hâkim incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verir. (2) Üçüncü kişi tanıklıktan çekinme hakkı bulunduğunu ileri sürerek bu yükümlülükten kaçınamaz. YEDİNCİ BÖLÜM Uzman Görüşü Uzman görüşü

Testten Kaçınma, Zor Kullanma Tedbirleri ve Feth-i Kabir Usulü

Kişinin rızası bulunmaksızın vücudundan zorla biyolojik örnek alınması mahkeme kararı olmaksızın hukuken mümkün değildir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 292. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, haklı bir sebep bulunmaksızın kan veya doku verme zorunluluğuna uyulmaması hâlinde hâkim incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/1927 Esas ve 2018/1471 Karar sayılı ilamında da kamu düzenine ilişkin olan babalık iddiası hakkında doğru sonucun elde edilebilmesi için sonraki ve özel kanun niteliğindeki 6100 sayılı Kanun'un 292. maddesi hükmünün uygulanması ve alınacak rapor doğrultusunda karar verilmesi gerektiği kabul edilmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 284. maddesinin ikinci bendinde davalının rıza göstermemesi hâlinde sonucun aleyhine doğmuş sayılabileceği yönünde bir düzenleme bulunsa da usul hukuku bakımından incelemenin zor kullanılarak tamamlanması ve rapor temin edilmesi esastır.

Örnek alınması sürecinde kişinin sağlık durumunun elverişli olmaması haklı mazeret teşkil edebilir; ancak süreci uzatmak veya iddiadan kaçınmak amacıyla testten kaçınılması haklı sebep kabul edilmez. Mahkemenin ilgilisini usulüne uygun şekilde davet etmesi, örnek vermemenin kanuni sonuçlarını açıkça ihtar etmesi ve haklı neden yoksa zor kullanma mekanizmasını işletmesi gerekir. Salt rıza gösterilmediği veya davete gelinmediği gerekçesiyle inceleme yaptırılmaksızın karar verilmesi eksik inceleme sayılmaktadır. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024/1536 Esas ve 2024/1830 Karar sayılı ilamında, kan ve doku örneği vermekten kaçınan kişi hakkında gerektiğinde yakalama, ihzar ve gözlem altına alma da dâhil olmak üzere zor kullanma tedbirlerinin uygulanması, görevi ihmal eden yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunulması ve alınacak rapor doğrultusunda karar verilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Anılan kararda ayrıca soybağının belirlenmesi yönünden somut uyuşmazlığın niteliğine göre vefat eden kişinin mezarı açılarak DNA incelemesi yaptırılabileceği de belirtilmiştir.

Üçüncü Kişilerin Örnek Verme Yükümlülüğü

Soybağının belirlenmesinde kan ve doku örneği verme yükümlülüğü yalnızca davanın taraflarıyla sınırlı değildir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 284. maddesinin ikinci bendi uyarınca üçüncü kişiler de sağlıkları bakımından tehlike yaratmayan zorunlu araştırma ve incelemelere rıza göstermekle yükümlüdür. Ayrıca 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 292. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca üçüncü kişiler, tanıklıktan çekinme hakkı bulunduğunu öne sürerek soybağının tespiti amacıyla vücutlarından kan veya doku alınması yükümlülüğünden kaçınamazlar.

Sıkça Sorulan Sorular

Babalık davasını kimler açabilir ve dava kime karşı yöneltilir?

Türk Medeni Kanunu'nun 301. maddesi uyarınca babalık davasını ana ve çocuk açabilir. Dava babaya, baba vefat etmiş ise mirasçılarına karşı açılır.

Çocuk tarafından açılacak babalık davasında süre sınırı bulunur mu?

Türk Medeni Kanunu'nun 303. maddesinde çocuk yönünden yer alan hak düşürücü süre hükümleri Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğinden, derdest davalarda çocuk bakımından süre sınırlaması uygulanmaz.

Davalı taraf DNA testi için kan veya doku örneği vermezse ne yapılır?

Haklı bir mazeret olmaksızın testten kaçınılması durumunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 292. maddesi uyarınca mahkemece yakalama, ihzar ve gözlem altına alma dâhil zor kullanma tedbirleri uygulanarak inceleme yaptırılır ve alınacak rapor sonucuna göre karar verilir. İnceleme yaptırılmaksızın salt kaçınmaya dayanılarak hüküm kurulması eksik inceleme teşkil eder.

Babanın vefat etmiş olması halinde DNA testi nasıl yapılır?

Babanın vefat etmiş olması durumunda, biyolojik bağın aydınlatılması amacıyla mahkemece uyuşmazlığın koşullarına göre mezar açılarak DNA incelemesi yapılmasına karar verilebilir.

Üçüncü kişiler tanıklıktan çekinme hakkını öne sürerek DNA testi vermeyi reddedebilir mi?

Hayır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 292. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca üçüncü kişiler tanıklıktan çekinme hakkına dayanarak vücutlarından kan veya doku alınması yükümlülüğünden kaçınamazlar.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu