Avukata Karşı Alacak ve Tazminat Davalarında Zamanaşımı

by Avukat Erdal Ersoy
Avukata Karşı Alacak ve Tazminat Davalarında Zamanaşımı

Avukata Karşı Açılan Tazminat Davalarında Zamanaşımı Süresi

1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 40 uyarınca, iş sahibi tarafından sözleşmeye dayanılarak avukata karşı ileri sürülen tazminat istemleri, bu hakkın doğumunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde zararı doğuran olaydan itibaren beş yıl geçmekle düşer. Kanunda öngörülen bu ikili süre kuralı, vekâlet ilişkisinden kaynaklanan tazminat taleplerinin zamanaşımı rejimini belirler.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2013/31257, K. 2014/33064Kaynağı aç
13. Hukuk Dairesi         2013/31257 E.  ,  2014/33064 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 13/06/2013 NUMARASI : 2012/584-2013/363 Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat N. A.. ile davalı vekili avukat Ilgaz Uzun'un gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, satın almış olduğu dairenin eksik ve ayıplı işleri nedeniyle tazminat davası açması için davalı avukata vekaletname verdiğini, davalının Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/441 esas sayılı dosyası üzerinden tazminat davası açtığını, davanın kabul edildiğini, ancak karşı tarafın temyizi üzerine bozulduğunu, bozma üzerine davaya bakan Asliye Hukuk Mahkemesi ve daha sonra da Tüketici Mahkemesince görevsizlik kararı verdiğini, gerekli işlemlerin yapılmaması üzerine davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, bu süreçte zamanaşımı süresinin dolduğunu, davalının özen ve sadakat borcuna aykırı davranması nedeniyle maddi zarara uğradığını ileri sürerek, 73.825,27 TL’lik zarar miktarının yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı, davanın zamanaşımı ve esastan reddini dilemiştir. Mahkemece, “Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesine ait kararın 13.9.2011 tarihinde kesinleşmiş olması nedeniyle davacının zarara uğradığını en geç bu tarihte öğrendiği kabul edilerek, davanın kesinleşme tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde iş bu davanın açılması gerekirken, bir yıllık zamanaşımı süresi içinde açılmadığı” belirtilerek, Avukatlık Kanunu’nun 40. maddesi gereğince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Avukatlık Kanununun 40. maddesinde, “iş sahibi tarafından sözleşmeye dayanılarak avukata karşı ileri sürülen tazminat istekleri, bu hakkın doğumunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde zararı doğuran olaydan itibaren beş yıl geçmekle düşer” hükmü bulunmakta olup, bu hükümle müvekkilin avukata karşı tazminat isteminin bir ve beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu belirtilmiştir. Mahkemece, ilgili mahkeme kararının kesinleşme tarihi olan 13.9.2011 tarihinde zararın öğrenildiğinden bahisle dava tarihine göre bir yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği kabul edilmiştir. Oysa ki Avukatlık Kanunu’nun 40. maddesinde, bir yıllık zamanaşımı süresinin, tazminat hakkının doğumunun öğrenildiği tarihten itibaren başlayacağı belirtilmiş olup davacı, davalı avukatın davanın seyri ve sonucu hakkında kendisini bilgilendirmediğini, söz konusu davanın aleyhine kesinleşmiş olduğunu, iş bu davayı açmadan hemen önce öğrendiğini, dolayısıyla olayda zamanaşımının söz konusu olmadığını ileri sürmüştür. Gerçekten de söz konusu davayı, davacıya vekaleten davalı avukatın takip ettiği, tebligatların davalı avukata yapıldığı, davacının, verilen karardan ya da bunun kesinleşme tarihinden haberdar olduğuna ilişkin bir bilgi ve belgenin dosyada bulunmadığı anlaşılmaktadır. Avukatlık Kanunu’nun 40. maddesi gereğince müvekkilin avukata karşı açacağı tazminat davasında zamanaşımı süresinin, bu hakkın doğumunun öğrenildiği tarihten itibaren başlayacağı kuşkusuzdur. Somut olayda davacının zarara uğradığını ve bu nedenle tazminat hakkının doğduğunu, kendisinin ileri sürdüğü (iş bu davadan hemen önce) tarihten önce öğrendiği hususu ispat edilememiştir. Hemen belirtmek gerekir ki bu konudaki ispat yükü, davalı müvekkile aittir. Davalı, davacının, Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesine ait kararın kesinleşme tarihinden ve bu tarihte zarara uğradığından haberdar olduğunu ispat edememiştir. Kaldı ki bu süreçte taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin azil, istifa gibi nedenlerle sona ermediği, dolayısıyla devam ettiği, söz konusu davada tebligatların da davacının vekili sıfatıyla davalıya yapıldığı da anlaşılmaktadır. Esasen taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi devam ettiği sürece zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasından da söz edilemez. O halde davada zamanaşımı söz konusu olmadığından, mahkemece işin esası incelenerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, temyiz edilen hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, 1100,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan 24,30 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 28.10.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Tazminat Davaları ile Tahsil Edilen Paranın İadesi Taleplerinin Ayrımı

Davacının talepleri doğrultusunda davadaki hukuki vasıflandırmayı yapma görevi mahkeme hâkimine aittir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2020/3818, K. 2021/1805Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2020/3818 E.  ,  2021/1805 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, alacaklı olduğu bonoların tahsili için davalı avukata vekaletname verdiğini ve bonoları teslim ettiğini, davalının azledilmesine rağmen bonoların kendisine iade edilmediğini, bonoların bedelinin davalıdan tahsili için başlatılan icra takibine de haksız itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptaline ve %40 icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece; görevsizlik kararı üzerine davanın reddine karar verilmiş; hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 1-Dava, davacının vekil tayin ettiği davalı avukata teslim edilen bonoların, avukatın azledilmesine rağmen geri iade edilmemesi sebebiyle bedellerinin davalıdan tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Dosyadaki bilgi ve belgelerden: Avukatlık ücret sözleşmesi bakımından; davacı ve ortağı … sahibi oldukları … Kum Ocağı Ltd.Şti.'nin 3. kişilere devri nedeniyle hisse devir sözleşmesi gereği 44 adet bono teslim aldığı 07.01.2009 tarihli, "8 adet toplamda 295.000TL bedelli senetlerin tahsili" konulu, tahsil edilen bedelin %25 avukatlık ücreti kararlaştırılarak davacı ve ortağı ile davalı arasında avukatlık ücret sözleşmesi imzalanmıştır. Temlik Sözleşmesi bakımından; yine aynı tarihte, "Ekte sunulu tahsili için verilen 8 adet toplamda 295.000TL bedelli senetlerin tahsili karşılığında tahsil edilen bedellerin %25'i defaten peşinen ödemeyi kabul eder." konulu, temlik edenin davacı ve ortağı olduğu, temlik alanın … olduğu temlik sözleşmesi imzalanmıştır. Davalının akrabası olan … duruşmadaki yeminli ve imzalı beyanında davalının iş yerinde temizlik ve çay işleri ile ilgili görevli olduğunu, davalının yeğeni olduğunu, bu temlik sözleşmesinde temlik alacaklısı olmadığını, imzanın kendisine ait olmadığını, temlik sözleşmesinin geçersiz olduğunu bildirmiştir. Aslı da bulunamayan ve fotokopi olan temlik sözleşmesinin geçersiz olduğunda şüphe yoktur. İcra takibi bakımından; 05.05.2009 tarihinde İstanbul 13. İcra Müdürlüğü 2009/15539 dosya no ile 7 adet bono için, alacaklısının …, borçluların ise senet borçluları …, … ve davacı ile davacının sahibi olduğu … Kum Ocağı İşletmleri San. Tic.Ltd.Şti. olduğu toplam 168.791,93TL talepli takip başlatılmış ve takip dayanağı olarak da temlik sözleşmesine değil sadece senetlere dayanılmıştır. Bu arada, takipte alacaklı …'nin avukatı da asıl dosya davalısıdır. İstanbul 13. İcra Müdürlüğü 2009/15539 dosya no başlatılan takibi davacı yan tesadüfen öğrendiğini iddia etmektedir. İlk derece Mahkemesince İstanbul 13. İcra Müdürlüğüne senet asıllarının nerede olduğu sorulmuş olup, kasalarında yer olmadığından "görüldü" yapılıp alacaklı avukatına (dosyamız davalısı …) senet asıllarının geri verildiği cevabi yazıda bildirilmiştir. İhtarname incelendiğinde; Davacı, davalı avukata 13.06.2011 tarihinde ihtarname çekmiş ve teslim edilen bonoların akıbeti sorulmuş, 17.06.2011 tarihinde ihtarname tebliğ olmuştur. Davacı yana davalı tarafından bilgi verilmediğinden, senetler iade edilmediğinden ve herhangi bir ödeme yapılmadığından avukat 19.07.2011 tarihinde azledilmiştir. Dava konusu icra takibine göre; Davacı tarafından, davalı avukata karşı avukatlık sözleşmesi ile teslim edilen senetlerle ilgili olarak Bakırköy 13. İcra Müdürlüğü 2012/18833 nolu dava konusu takip başlatılmıştır. Davacı yanın davalıya karşı başlattığı takipte, davalı yan senet asıllarının kendinde bulunmadığını iddia etse de İstanbul 13. İcra Müdürlüğünün cevabi yazısı gereği artık bu iddiasını kabul etmek mümkün değildir. Avukatın, vekil olarak borçları Borçlar Kanununun 389. (Yeni Borçlar Kanunu 505.md) ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanunun 390. maddesine (Yeni Borçlar Kanunu 506.md) göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özen ile ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. “Özen borcu” ile ilgili Avukatlık Kanununun 34. maddesinde mevcut olan, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.” şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Borçlar Kanununun 390. maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Avukatlık Kanunu'nun 40. maddesinde "İş sahibi tarafından sözleşmeye dayanılarak avukata karşı ileri sürülen tazminat istekleri, bu hakkın doğumunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde zararı doğuran olaydan itibaren beş yıl geçmekle düşer." şeklinde düzenlenmiştir. Avukatlık Kanunu gereği avukat üzerine aldığı bir işi sonuna kadar takip etmelidir. Davacının talebi doğrultusunda hukuki vasıflandırma yapma görevi hakime aittir. Mahkemece "Bakırköy 13. İcra Müdürlüğü'nün takip dosyasında ise davalıdan bono bedelleri talep edilmiş ise de İstanbul İcra Müdürlüğü dosyasında davacı dışındaki diğer kişilerden bono bedelleri tahsil edilemediği, vekalet sözleşmesi uyarıncaı görevini yerine getirmediğinden dolayı sadece davalı hakkında suç duyurusunda bulunulmasının yeterli olacağı senetlerden dolayı takip yapılamayacağından senetlerin bedelleri ile faizlerine yönelik takip dosyasında takip yapılamayacağı kanaati" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Somut olayda, avukatlık ücret sözleşmesi gereği davalıya tahsili için teslim edilen 8 adet toplamda 295.000TL bedelli senetleri davalı avukatın takibe koymadığı dosya kapsamından anlaşılmıştır. Davacının, davalı vekilin bu eylemi ile zarara uğrayıp uğramadığının Av. Kanununun 40. maddesi kapsamında eldeki davada tartışılarak incelenmesi gerekir. O halde mahkemece, Avukatlık Kanunu'nun yukarıda açıklanan maddeleri tartışılarak zararın oluşup oluşmadığına göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ve eksik inceleme ile karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. 2-Bozma nedenine göre davalının temyiz itirazının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda 1. Bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 2. Bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazının incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nın 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/02/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Avukatlık Kanunu m. 40 hükmünde yer alan bir ve beş yıllık süreler yalnızca avukata karşı açılan tazminat davalarına özgüdür. Buna karşılık, avukatın müvekkili adına vekâleten tahsil ettiği parayı iade etmemesinden doğan uyuşmazlıklar tazminat değil, alacak davası niteliğindedir. Bu tür tahsilat iadesi alacaklarında Avukatlık Kanunu m. 40 uygulanmaz; vekâlet sözleşmesine ilişkin zamanaşımını düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 147/5 hükmündeki beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanır.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2014/44716, K. 2015/35853Kaynağı aç
13. Hukuk Dairesi         2014/44716 E.  ,  2015/35853 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı Asiller …, … ve … geldiler. Karşı taraftan gelen olmadığından onların yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacılar, müşterek murislerinin bir kaza sonucunda vefat etmesi üzerine, sorumlular hakkında tazminat davası açmaları için davalı avukatlara vekaletname verdiklerini, davalılar tarafından açılıp kabul edilen dava sonrasında vekaleten yapılan tahsilatlardan sadece 30.000,00 TL’nin kendilerine verildiğini, oysa ki yapmış oldukları araştırmada davalıların, 85.000,00 TL üzerindeki bir miktarı tahsil ettiklerini öğrendiklerini, bakiye alacaklarının iadesi için gönderilen 28.11.2011 tarihli ihtardan sonuç alamadıklarını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, 18.096,00 TL alacağın yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemişlerdir. Davalılar, davanın gerek zamanaşımı, gerekse esastan reddini dilemişlerdir. Mahkemece, Avukatlık Kanunu’nun 40. Maddesinde öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğundan bahisle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir. Dava, davalı avukatlara karşı, müvekkilleri olan davacılar adına vekaleten yapmış oldukları tahsilatları alıkoymaları nedeniyle açılan alacak istemine ilişkindir. Her ne kadar mahkemece Avukatlık Kanunu’nun 40. Maddesi gereğince olayda bir yıllık zamanaşımı süresi uygulanarak, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmişse de, anılan maddede, “İş sahibi tarafından sözleşmeye dayanılarak avukata karşı ileri sürülen tazminat istekleri, bu hakkın doğumunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde zararı doğuran olaydan itibaren beş yıl geçmekle düşer.” hükmü mevcut olup, bu hükümle sadece avukata karşı açılan “tazminat” davaları yönünden özel bir zamanaşımı düzenlemesi yapılmıştır. Tazminat talebinin dışında, somut olayda olduğu gibi avukatın vekaleten tahsil ettiği parayı iade etmemesi nedeniyle açılan bir alacak davasında ise bu hüküm değil, vekalet sözleşmesine ilişkin zamanaşımını düzenleyen TBK’nun 147/5.(Mülga 818 sayılı BK’nun 126/4.) maddesi hükmü uygulanmalıdır. Buna göre eldeki davada zamanaşımı süresi bir yıl değil, beş yıldır. O halde dava konusu olayda zamanaşımı söz konusu olmadığından, işin esası incelenip, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece yazılı şekilde Avukatlık Kanunu’nun 40. Maddesi uygulanmak suretiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. SONUÇ : Temyiz edilen hükmün, davacılar yararına BOZUMASINA, 1100,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacılara ödenmesine, peşin alınan 25,20 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 08/12/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Avukatın Mesleki Özen Borcunun Hukuki Kapsamı

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 506 uyarınca vekil, vekâlet borcunu kural olarak bizzat ifa etmekle yükümlüdür; ancak kendisine yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde işi başkasına yaptırabilir. Vekil, üstlendiği iş ve hizmetleri vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Bu sorumluluğun kapsamının belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış kıstas alınır. Vekil, sadakat borcu gereğince müvekkilinin yararına davranmak ve ona zarar verebilecek tutumlardan kaçınmak zorundadır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 506Kaynağı aç
MADDE 506- Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır. b. İşin üçüncü kişiye gördürülmesi hâlinde

1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 34 gereğince avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek, avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun hareket etmekle yükümlüdür. Avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti niteliği taşıması sebebiyle bu düzenleme, Borçlar Kanunu'nda düzenlenen genel vekil özen borcuna kıyasla daha özel ve kapsamlı bir nitelik taşır. Avukat üzerine aldığı işi sonuna kadar takip etmek, özenle ve müvekkilinin yararına yürütüp sonuçlandırmak ve güveni sarsacak davranışlardan kaçınmak zorundadır.

Avukata tahsil amacıyla tevdi edilen senetlerin takibe konulmaması gibi somut durumlarda, vekilin eylemi sebebiyle müvekkilin zarara uğrayıp uğramadığının Avukatlık Kanunu m. 40 çerçevesinde tartışılarak değerlendirilmesi gerekir.

Zamanaşımının Başlangıcı ve İspat Yükü

Vekil ile müvekkil arasındaki vekâlet sözleşmesi ilişkisi devam ettiği sürece zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin E. 2016/21120, K. 2018/4916 sayılı kararında, sözleşme ilişkisi azille sona erdiğinde zamanaşımının azil tarihinden itibaren işleyeceği kabul edilmiştir. Öte yandan aynı dairenin E. 2013/31257, K. 2014/33064 sayılı kararında, vekâlet ilişkisinin azil veya istifa gibi bir nedenle sona ermediği ve sözleşmenin fiilen sürdüğü hâllerde de zamanaşımının işlemeye başlamasından söz edilemeyeceği belirtilmiştir. Her iki karar, ilişkinin devamı süresince sürenin işlemeyeceği yönünde birleşmekle birlikte, somut olaylara özgü değerlendirmeler içermektedir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2016/21120, K. 2018/4916Kaynağı aç
13. Hukuk Dairesi         2016/21120 E.  ,  2018/4916 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. K A R A R Davacı, davalı avukata dava açması ve açılan davalarda kendisini temsil etmesi için vekalet verdiğini, dava açma masraflarını ve vekalet ücretlerini ödediği halde … İdare Mahkemesi'nin 2007/460 Esas sayılı dosyası ve aynı mahkemenin 2008/241 Esas sayılı dosyası ile açılan davalarda mahkemece, masraf istenilmesi rağmen davalının masrafı ödemediği gibi bu durumu kendisine bildirmediğini ve davaların açılmamış sayılmasına karar verildiğini ve ilgili kararların davalı tarafından temyiz edilmediğini, memuriyetten çıkarma cezasının kesinleştiğini, bu davalarla ilgili bağlantılı ceza davalarından beraat ettiğini, davalının görevini kötüye kullanması ve ihmali davranışı nedeniyle devlet memurluğundan atıldığı gibi emeklilik haklarından da yoksun kaldığını, … 3. Noterliği’nin 30.5.2013 tarihli ihtarnamesi ile zararlarının karşılanmasını istediğini, ancak talebin reddedildiğini, 15.8.2013 tarihinde davalıyı azlettiğini ileri sürerek 150.000,00 TL manevi tazminat ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 30.000,00 TL yoksun kalınan maaş, 10.000,00 TL emekli ikramiyesi olmak üzere toplamda 40.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan faizi ile birlikte tahsilini istemiştir. Davalı, zamanaşımının dolduğunu ileri sürmüş, esastan davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın açıldığı tarih itibarıyle 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 40. maddesinde belirtilen bir yıllık zamanaşımı süresi dolmuş olduğundan davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, davalı avukata verdiği vekaletnameye istinaden adına açılan davalarda vekalet görevini gereği gibi yerine getirmediğini ileri sürerek uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini amacıyla eldeki davayı açmıştır. Mahkemece, davacının 30.05.2013 tarihli ihtarname ile davalıdan tazminat istemi bulunduğu, davanın görevsizlik kararı veren … 25. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde 15.7.2014 tarihinde açıldığı dikkate alındığında1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 40. maddesinde belirtilen bir yıllık zamanaşımı geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Avukatlık Kanununun 40. maddesinde, “iş sahibi tarafından sözleşmeye dayanılarak avukata karşı ileri sürülen tazminat istekleri, bu hakkın doğumunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde zararı doğuran olaydan itibaren beş yıl geçmekle düşer” hükmü bulunmakta olup, bu hükümle müvekkilin, avukata karşı tazminat isteminin bir ve beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu belirtilmiştir. Mahkemece, dava tarihine göre, dava konusu edilen zararın öğrenildiği tarih ihtarnamenin gönderildiği 30.5.2013 tarihi olarak kabul edilerek bir yıllık sürenin geçtiğinden bahisle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmişse de, taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin 15.8.2013 tarihli azille sona erdiği anlaşılmaktadır. Sözleşme ilişkisi devam ettiği sürece zamanaşımı işlemeye başlamayacağından, azil tarihinden itibaren işlemeye başlayan bir yıllık zamanaşımı süresi, dava tarihi (15.7.2014) itibariyle henüz dolmamıştır. O halde, somut olayda zamanaşımı süresi dolmadığından mahkemece işin esasına girilerek hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19/04/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Avukatlık Kanunu m. 40 gereğince tazminat davasında zamanaşımının başlaması için müvekkilin tazminat hakkının doğduğunu fiilen öğrenmesi gerekir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin E. 2013/31257, K. 2014/33064 sayılı kararında, mahkeme kararından veya kararın kesinleşmesinden müvekkilin daha önceki bir tarihte haberdar olduğunu ispatlama yükünün davalı vekile ait olduğu kabul edilmiştir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin E. 2017/675, K. 2019/12526 sayılı kararında, somut olayda tahliye işleminin gerçekleştiğinin idareye bildirildiği tarih zararın öğrenilme tarihi sayılmış; bu tarihe göre kanuni sürenin dolduğu tespit edildiğinde davanın reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu değerlendirme söz konusu davaya özgüdür; öğrenme tarihinin her olayda aynı ölçütle belirleneceği anlamına gelmez.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2017/675, K. 2019/12526Kaynağı aç
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi         2017/675 E.  ,  2019/12526 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı vekili; … ilçesi, … mahallesi, 883 ada 6 parsel sayılı 31 m2 sahalı kargir ev vasıflı … … Vakfı adına kayıtlı taşınmazın kiracısı … aleyhine kira borcunu ödememesi sebebi ile alacağın tahsili ve taşınmazın tahliyesine ilişkin 2004 yılında açılan davanın 2005 yılında idare lehine sonuçlanıp, tahliye kararının kesinleşmiş olmasına rağmen, davalının idare avukatı olması sebebi ile tahliye kararının infazını gerçekleştirmemesi ve konu hakkında … Kiralama Müdürlüğüne yazılı bilgi vermemesi sonucu taşınmazın işgale uğramış ve usulden kiraya verilme işlerini gerçekleştirmediğinden idarenin zarara uğradığını beyan ederek, mahrum kılınan 36.231,00 TL kira gelirinin 2004 yılından başlayarak, kanuni faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, davanın zamanaşımı ve esastan reddini savunmuştur. Mahkemece, davacının davasının kısmen kabulüne, kısmen reddine, 14.144,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, tarafı olduğu icra takip dosyası için vekalet verdiği davalı avukatın vekalet görevini gereği gibi yerine getirmediğinden zarara uğradığını ileri sürerek, uğradığı zararın tahsili istemiyle eldeki davayı açmıştır. 1-Davacı vekili, … … Vakfına ait taşınmazın kiracısı… aleyhine kira borcunun ödenmemesi nedeniyle alacağın tahsili ve taşınmazın tahliyesine ilişkin açılan davanın idare lehine sonuçlandığını, kararın kesinleşmesine rağmen davalının tahliye kararının infazını gerçekleştirmemesi ve tahliye hakkında Kiralama Müdürlüğüne bilgi verilmemesi üzerine taşınmazın işgale uğradığını, kiraya verme işlemi gerkçekleştirilemediğinden idarenin zarara uğradığını beyanla kira gelirinin davalıdan tahsilini talep etmiş; davalı ise, davacı idarenin, bu yerin tahliye edildiğini ve taşınmazın başkaları tarafından işgal edildiğini, 2006 yılından bu yana bildiğini bu sebeple Avukatlık Kanunun 40. maddesinde düzenlenen zamanaşımı sürelerinin dolduğunu beyanla davanın zamanaşımı ve esastan reddini talep etmiştir. Avukatlık Kanununun 40. maddesinde, “iş sahibi tarafından sözleşmeye dayanılarak avukata karşı ileri sürülen tazminat istekleri, bu hakkın doğumunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde zararı doğuran olaydan itibaren beş yıl geçmekle düşer.” hükmü bulunmakta olup, bu hükümle müvekkilin, avukata karşı tazminat isteminin bir ve beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu belirtilmiştir. Bahsi geçen madde gereğince müvekkilin avukata karşı açacağı tazminat davasında zamanaşımı süresinin, bu hakkın doğumunun öğrenildiği tarihten itibaren başlayacağı kuşkusuzdur. Somut olayda; dava konusu taşınmazın tahliye edilmesi sonrasında anahtarların … 5. İcra Müdürlüğü’nün 2006/21768 esas sayılı icra dosyasına teslim edildiği 1/6/2007 tarihi itibariyle tahliye işleminin gerçekleştiğinin idarece öğrenildiğinin kabulü ile; bu tarihten önce de taşınmazın boşaltıldığına dair bilgiler olmakla beraber; 1/6/2007 tarihi tahliye tarihi olarak kabul edildiğinde zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle davanın reddi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 2-Bozma nedenine göre, davacının temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA ve davalının sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan 241,00 TL harcın davacıya, 241,55 TL harcın davalıya iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12/12/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Islah Talebine Karşı Zamanaşımı Defi

Avukata karşı açılan tazminat davasında, dava açıldıktan sonra ıslah yoluna başvurulması ve bu ıslah işlemine karşı süresinde zamanaşımı defi ileri sürülmesi durumunda; mahkemenin taraf delillerini toplayarak hakkın doğumunun öğrenildiği tarihi tespit etmesi ve zamanaşımı defi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar vermesi gerekir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2017/5854, K. 2020/2877Kaynağı aç
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi         2017/5854 E.  ,  2020/2877 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davacılardan … için açılan davanın kabulü ile davacı … tarafından açılan davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacılar, anne- kız olduklarını, 06/02/2003 tarihinde sürücüleri … ve … olan araçların çarpışmasıyla meydana gelen trafik kazası neticesinde yaralanmaları nedeniyle zararlarının tazmininin sağlanması ve dava açması için davalılardan …'a vekalet verdiklerini, bunun üzerine davalının … 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2003/305 esas sayılı dosyasıyla açtığı davayı takip etmediğinden açılmamış sayılmasına karar verildiğini, daha sonra davalı … tarafından tekrardan araç sürücülerine karşı … 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2005/82 esas sayılı dosyasıyla açılan davanın diğer davalı … tarafından yetki belgesiyle takip edildiğini, davanın 28/04/2008 tarihinde taleple bağlı kalınarak … için 1.000,00 TL maddi, 8.000,00 TL manevi, … için ise 451,99 TL maddi, 4.000,00 TL manevi tazminata karar verildiğini, bu dava dosyasına bilirkişilerce verilen raporda daha fazla zarara uğradıklarının belirlenmesine rağmen davalılar tarafından ıslah yapılmadığını, daha sonra davalılar tarafından 07/08/2009 tarihinde kazaya neden olan sürücülerden …'ın zorunlu trafik sigortasını yapan Güneş sigortasına karşı … için 25.000,00 TL, … için 300,00 TL maddi tazminat talebiyle … 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2009/229 esas sayılı dosyasıyla açılan davanın 22/12/2009 tarihinde zamanaşımı nedeniyle reddine karar verildiğini ve kararın temyizi üzerine onandığını, davalıların vekalet görevini özenle yerine getirmemeleri nedeniyle maddi-manevi zarara uğradıklarını belirterek … için 300,00 TL maddi, … için 10.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini istemişler, 02/01/2014 tarihli ıslah dilekçesi ile de talep miktarını 14.631,23 TL’ye ıslah etmişlerdir. Davalılar, davanın zamanaşımına uğradığını, davacıların alacaklarını alarak kendilerini ibra ettiklerini savunarak, davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece, davacılardan … için açılan davanın kabulü ile 24.631,23 TL'den, 10.000,00 TL'nin dava tarihinden ıslah edilen kısım olan 14.631,23 TL'nin ise ıslah tarihi olan 03/01/2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak, davacı …'a verilmesine, davacı … tarafından açılan davanın reddine, davacı vekilinin manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir. Mahkemece, davacıların uğradıkları zararın hesaplanması için hesap uzmanı hukukçu bilirkişi ile sayıştaydan emekli denetçi bilirkişilerden rapor alınmış, davalı avukatların vekalet görevini özenle yerine getirmeyerek davacı …'ın zarara uğramasına yol açtıkları, diğer davacının uğradığı bir zararın söz konusu olmadığı gerekçesiyle, alınan bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulmuştur. 1-Dava, davalı avukatların özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeni ile uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Davalılar öncelikle Avukatlık Kanunu 40. madde gereği zamanaşımı süresinin dolduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, zamanaşımı defi hiç tartışılmadan davanın kabulüne karar verilmiştir. Avukatlık Kanununun 40. maddesinde, “iş sahibi tarafından sözleşmeye dayanılarak avukata karşı ileri sürülen tazminat istekleri, bu hakkın doğumunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde zararı doğuran olaydan itibaren beş yıl geçmekle düşer” hükmü bulunmakta olup, bu hükümle müvekkilin avukata karşı tazminat isteminin bir ve beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu belirtilmiştir. Eldeki dava, 23/12/2011 tarihinde açılmış, ıslah ise, 02/01/2014 tarihinde yapılmış olup, dava tarihinden bir yıllık süre geçtikten sonra ıslah yapılmıştır. Buna rağmen, mahkemece zamanaşımı konusunda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiştir. Mahkemece, öncelikle tüm taraf delilleri toplanarak, hakkın doğumunun öğrenildiği tarih konusunda araştırma yapılıp, sonucuna göre yasa hükmü doğrultusunda değerlendirme yapılmak suretiyle hasıl olacak sonuca göre öncelikle zamanaşımı def'i hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, zamanaşımı def'i hiç tartışılmaksızın yazılı şekilde işin esasına girilerek karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 2-Bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan birinci bent gereğince hükmün davalılar yararına BOZULMASINA, ikinci bent gereğince tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan 420,60 TL. harcın istek halinde davalılara, peşin alınan 25,20 TL. harcın istek halinde davacılara iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu davacılar yönünden kapalı, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu davalılar yönünden açık olmak üzere, 26/02/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Avukata karşı açılan tazminat davalarında zamanaşımı süresi ne kadardır?

Avukatlık Kanunu m. 40 gereğince, sözleşmeye dayalı tazminat talepleri müvekkilin bu hakkın doğumunu öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde zararı doğuran olaydan itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

1136 sayılı AVUKATLIK KANUNU m. 40Kaynağı aç
Madde 40 – (Değişik: 2/5/2001 – 4667/27 md.) İş sahibi tarafından sözleşmeye dayanılarak avukata karşı ileri sürülen tazminat istekleri, bu hakkın doğumunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde zararı doğuran olaydan itibaren beş yıl geçmekle düşer. Avukatın vekâletten çekilmesi:
Avukatın tahsil ettiği parayı müvekkile ödememesi hâlinde hangi zamanaşımı uygulanır?

Avukatın vekâleten tahsil ettiği parayı iade etmemesinden kaynaklanan davalar tazminat değil alacak davası niteliğindedir ve Avukatlık Kanunu m. 40 değil, Türk Borçlar Kanunu m. 147/5 uyarınca beş yıllık zamanaşımı uygulanır.

Vekâlet ilişkisi sürerken zamanaşımı süresi işlemeye başlar mı?

Müvekkil ile vekil arasındaki sözleşme ilişkisi devam ettiği sürece zamanaşımının işlemeye başlamasından söz edilemez. Yargıtay kararlarında azil ve istifa gibi sona erme hâllerinde sürenin bu olaydan itibaren işlediği benimsenmiştir; ancak bu değerlendirmeler somut olgulara dayanmaktadır.

Müvekkilin zarardan daha önce haberdar olduğunu ispat yükü kime aittir?

Müvekkilin mahkeme kararından, kesinleşmeden veya zararı doğuran durumdan daha önceki bir tarihte haberdar olduğunu ispat yükü davalı vekile aittir.

Avukatlık Kanunu m. 40 hangi talepleri kapsar?

Madde 40 yalnızca iş sahibinin sözleşmeye dayanarak avukata yönelttiği tazminat istemlerini kapsar. Sözleşme dışı temele dayanan taleplerin bu madde kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği kanun metninden açıkça anlaşılmamaktadır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu