1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu kapsamındaki suçlar genel esaslar, cezalar ile cürümler ve cezaları olmak üzere üç ana bölümde düzenlenmiştir. Kanun sistematiğinde suç teşkil eden fiiller sırf askeri suçlar ve askeri suç benzerleri şeklinde iki temel kategoride ele alınmaktadır. Kanunun üçüncü bölümünde yer alan düzenlemeler, askeri düzenin, disiplinin ve savunma mekanizmasının işleyişini teminat altına almayı amaçlar.
Askeri Suçların Tasnifi ve Hukuki Niteliği
Sırf askeri suçlar, bütün unsurları münhasıran 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu bünyesinde tanımlanmış olan ve nitelikleri gereği yalnızca asker kişiler tarafından işlenebilen fiillerdir. Firar, amire veya üste hakaret, emre itaatsizlik ve askeri isyan bu kategorinin örnekleri arasında yer alır. Askeri suç benzerleri ise fiilin unsurları kısmen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen ancak kanunun açık atfı sebebiyle askeri ceza yargılaması kapsamına giren suç tipleridir.
7329 sayılı Kanun ile Askeri Ceza Kanunu'na eklenen Ek Madde 11 hükmüyle kanunda düzenlenen ve asker kişilerce işlenen belirli suçların sırf askeri suç niteliği taşıdığı açık bir döküm halinde gösterilmiştir. Bu suçlarda 5237 sayılı Kanun'un zamanaşımını kesen bazı hükümleri tatbik edilmez; ayrıca sırf askeri suçların büyük kısmının resen kovuşturulması sebebiyle bu fiiller yönünden kural olarak uzlaşma kurumu geçerlilik taşımaz.
1632 sayılı ASKERİ CEZA KANUNU m. Ek Madde 11Kaynağı aç
Bu Kanunda düzenlenen suçlar ile
asker kişilerin askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri
suçlar, askerî suçtur.
Bu Kanunda
düzenlenen ve asker kişiler tarafından işlenen 60 ıncı, 62 nci,
65 inci, 66 ncı, 67 nci, 68 inci, 70 inci, 79 uncu, 81 inci, 82 nci, 85 inci, 87 nci,
88 inci, 89 uncu, 90 ıncı, 91 inci, 97 nci,
98 inci, 100 üncü, 101 inci, 102 nci ve
136 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar,
sırf askerî suçtur.
Amir-maiyet veya üst-ast
ilişkisi:
Görevli Yargı Mercileri ve Zamanaşımı İstisnaları
2017 yılında gerçekleştirilen anayasa değişikliği doğrultusunda askeri mahkemeler kaldırılmış olup 28.07.2017 tarihinden itibaren askeri suçlara ilişkin davalar genel adli yargı bünyesindeki Asliye Ceza Mahkemeleri ile Ağır Ceza Mahkemelerinde görülmektedir. Yargılamada yer bakımından yetki kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesine aittir. Askeri disiplin cezalarına karşı açılan iptal davalarında ise idare mahkemeleri görev yapar.
Askeri Ceza Kanunu kapsamındaki hıyanet cürümleriyle sanık veya mahkûm olan kişiler hakkında zamanaşımı süresi işlemez. Bu cürümler sebebiyle açılan davalar veya hükmolunan cezalar zamanaşımına uğramaksızın her zaman takip edilebilir.
Firar, İzin Aşımı ve Askeralma Kanunu İhlalleri
7179 sayılı Askeralma Kanunu çerçevesinde yoklama kaçağı, bakaya ve saklı fiillerinin ilk kez işlenmesi durumunda öncelikle idari para cezası verilir. Bu idari para cezası kesinleştikten sonra fiilin sürmesi halinde adli süreç işletilerek hapis cezası uygulanır; faillerin yakalanma veya geliş tarihlerine ve geçen süreye bağlı olarak altı aydan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.
1632 sayılı Kanun'un 66. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca kıtasından veya görevi icabı bulunmak zorunda olduğu yerden izinsiz olarak altı günden fazla uzaklaşan askeri şahıslar bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Aynı fıkranın (b) bendi gereğince izin, istirahat veya hava değişimi alarak ayrılan ve dönmeye mecbur bulunduğu günden itibaren altı gün içinde özürsüz olarak gelmeyenler hakkında da bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmedilir.
1632 sayılı ASKERİ CEZA KANUNU m. 66Kaynağı aç
14/6/1989-3574/2 md.)
1) Aşağıda yazılı askeri şahıslar bir
yıldan üç yıla kadar hapsolunur:
a) Kıt'asından veya
görevi icabı bulunmak zorunda olduğu yerden izinsiz olarak altı günden fazla
uzaklaşanlar,
b) Kıt'asından veya
görevini yapmakta olduğu yerden izin, istirahat veya hava değişimi alarak
ayrılanlardan, dönmeye mecbur bulundukları günden itibaren altı gün içerisinde
özürsüz olarak gelmeyenler,
2) Aşağıda yazılı
hallerde hapis cezası iki yıldan aşağı olamaz.
a) Suçlu, silah,
mühimmat ve bunların teçhizat veya nakil vasıtalarından ve hayvanlardan birini
veya ordu hizmetine tahsis edilen herhangi bir şeyi beraberinde götürmüş ise;
b) Suçlu hizmet yaparken
kaçmış ise;
c) Suçlu mükerrir ise;
3) Seferberlikte bu
maddede yazılı mehiller yarıya indirilir.
Yabancı memlekete
firar edenlerin cezaları:
Firar fiilinde failin silah, mühimmat, teçhizat, nakil vasıtası, hayvan veya ordu hizmetine tahsis edilen herhangi bir şeyi beraberinde götürmesi, hizmet yaparken kaçması veya mükerrir olması durumlarında Kanun'un 66. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hapis cezası iki yıldan aşağı olamaz. Seferberlik halinde ise aynı maddenin üçüncü fıkrası gereğince maddede yazılı mehiller yarıya indirilir.
Firar suçu mütemadi nitelik taşıdığından, dava zamanaşımı süresi failin birliğe dönüş veya yakalanma tarihinden itibaren işlemeye başlar.
1632 sayılı Kanun'un 67. maddesi uyarınca izinli olduğu haller ayrık olmak üzere ülke sınırları dışında üç günü geçiren, yurt dışındaki birlik veya görev yerinden kaçarak üç günü aşan, birliğinden ayrı düşüp yetkili makamlara özürsüz başvurmadan üç günü geçiren ya da esirlikten kurtulduktan sonra teslime imkân varken hareketsiz kalarak üç gün geçiren asker kişiler yabancı ülkeye kaçmış sayılarak bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası alır. Failin silah, mühimmat veya savaş aracı götürmesi, görevi başında kaçması ya da mükerrir olması durumunda ceza üç yıldan yedi yıla kadar hapis olup seferberlik ve savaş hallerinde mehil bir güne inerek ağır hapis yaptırımı uygulanır. Kanun'un 68. maddesi uyarınca 66 ve 67. maddelerdeki yasal süreler dolmadan yakalananlara iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir; beraberinde mühimmat, silah veya araç götürme ya da hizmetten kaçma hallerinde süre aranmaksızın ceza artırılır.
1632 sayılı ASKERİ CEZA KANUNU m. 67Kaynağı aç
22/1/2004-5080/1 md.)
Aşağıda yazılı fiilleri işleyen asker
kişiler, yabancı ülkeye kaçmış sayılarak bir seneden beş seneye kadar hapis
cezası ile cezalandırılırlar:
A) (Değişik: 5/6/2017-KHK-691/3
md.; Aynen kabul: 31/1/2018-7069/3 md.) İzinli olduğu durumlar hariç, ülke
sınırları dışında üç günü geçirenler.
B) Ülke sınırları
dışındaki bir askerî birlik veya görev yerinden, deniz veya hava aracından
kaçıp da bu durumda üç günü geçirenler.
C) Ülke sınırları
dışındaki bir askerî birlikten, deniz veya hava aracından herhangi bir nedenle
ayrı düşüp de askerî veya sivil bir Türk resmî makamına veya müttefik devlet
makamlarına özürsüz olarak müracaat etmeksizin üç günü geçirenler.
D) Harp esiri iken
serbest bırakılıp da askerî veya sivil bir Türk resmî makamına veya müttefik devlet
makamlarına teslim olmak üzere harekete geçme imkânı doğduğu halde, özürsüz
olarak hareketsiz kalan ve bu durumda üç günü geçirenler.
Aşağıda yazılı hallerde
üç seneden yedi seneye kadar hapis cezası verilir:
A) Fail beraberinde
silah, mühimmat, savaş araç veya gerecini götürmüş ise.
B) Fail hizmet yaparken
kaçmış ise.
C) Fail mükerrir ise.
Seferberlik ve savaş
halinde, bu maddede yazılı mehil bir güne iner. Bu maddedeki suçu seferberlikte
işleyenlere beş seneden, savaş halinde işleyenlere ise yedi seneden aşağı
olmamak üzere ağır hapis cezası verilir.
Mehil içinde
yakalananların cezası[20]
1632 sayılı ASKERİ CEZA KANUNU m. 68Kaynağı aç
22/3/2000-4551/15 md.) 66 ve 67 nci maddelerde yazılı olan süreler içinde yakalananlara iki aydan
altı aya kadar hapis cezası verilir.
Aşağıda yazılı hallerde,
gün unsuru aranmaz ve ceza artırılır.
A) Fail beraberinde
silah, mühimmat, savaş araç ve gerecini götürmüş ise,
B) Fail hizmet yaparken
kaçmış ise.
Düşman tarafında,
düşman kaşısında, mahsur mevkiden kaçanların cezası:
Emre İtaatsizlik, Mukavemet ve Hiyerarşik Düzeni İhlal Eden Eylemler
1632 sayılı Kanun'un 87. maddesinde düzenlenen emre itaatsizlik fiillerinde yaptırım eylemin gerçekleşme şekline göre kademelendirilmiştir. Askeri göreve ilişkin buyruğu hiçbir surette yerine getirmeyen asker şahıslara bir aydan bir yıla kadar hapis cezası tayin edilirken; emrin ifasını sözlü beyan veya fiili tutumla açıkça geri çeviren ya da talimat yenilendiği halde buyruğa uymayan personele üç aydan iki yıla kadar hapis cezası verilmektedir. Aynı düzenlemenin ikinci fıkrası kapsamında söz konusu itaatsizlik eylemleri seferberlik koşullarında gerçekleştirildiğinde beş yıla kadar, düşman karşısında sergilendiğinde ise on yıla kadar hapis cezası gündeme gelir.
1632 sayılı ASKERİ CEZA KANUNU m. 87Kaynağı aç
md.)
Hizmete ilişkin emri hiç yapmayan
asker kişiler bir aydan bir seneye kadar, emrin yerine getirilmesini söz veya
fiili ile açıkça reddeden veya emir tekrar edildiği halde emri yerine getirmeyenler,
üç aydan iki seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.
2. Yukarıki fıkrada
yazılı suçlar seferberlikte yapılırsa beş ve düşman karşısında yapılırsa on
seneye kadar ağır hapis cezası hükmolunur.
Toplu asker karşısında
veya hizmetten savuşmak için veya silahlı iken yapılan itaatsizliğin cezaları:
Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 2019/3913 Esas ve 2019/15045 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere Askeri Ceza Kanunu'nun 87. maddesinde düzenlenen suçun oluşabilmesi için amir tarafından verilmiş bir emrin bulunması, emrin askeri hizmete ilişkin olması, fail konumundaki ast yönünden somut hale getirilerek özelleştirilmesi ve astın itaatsizlik kastıyla hareket ederek emrin gereğini hiç yerine getirmemesi gerekir. Nitekim aynı ilamda, mal sorumlusu olarak teslim alması gereken malzemeleri zimmetine alması amirince defaten emredilmesine rağmen tereddüt doğuracak bir sebep olmaksızın gereğini yapmayan ve teslim almak için çaba sarf etmeyen failin emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği tespit edilmiştir.
Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2019/3913, K. 2019/15045Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : 1632 Sayılı Kanuna Aykırılık
HÜKÜM : Beraat
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
ASCK’nin 87’nci maddesinde düzenlenen emre itaatsizlikte ısrar suçunun oluşabilmesi için, amir tarafından verilmiş bir emrin bulunması, emrin konusunun askeri hizmete ilişkin olması, bu hizmet emrinin suçun faili olan ast yönünden özelleştirilerek somut hale getirilmesi ve bu özel unsurların dışında sanığın emre itaatsizlikte ısrar kastıyla hareket ederek emrin gereğini hiç yerine getirmemesi gerekmektedir.
Somut olayda; sanığın mal sorumlusu olarak alması gereken malzemeleri zimmetine alması hususunda defaten verilmiş emirleri yerine getirme hususunda tereddüt etmesini gerektirir dosyaya yansımış bir sebep bulunmaması, sanığın malzemeleri teslim almak için çaba sarf etmemesi, buna karşın defaten verilen emre rağmen malzemelerin zimmetini üzerine almadığının ve verilen emrin gereğini yerine getirmediğinin de sabit olması karşısında sanığın suç işleme kastıyla hareket ederek üzerine atılı emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği sonucuna varıldığından sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,
Kanuna aykırı ve askeri savcının temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 04/12/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Emre itaatsizlik fiillerinin Kanun'un en az yedi askeri şahsın bulunması olarak tanımladığı toplu asker karşısında, hizmetten savuşmak maksadıyla ya da silahlı olarak yapılması 88. madde uyarınca ağırlaştırıcı nedendir. İtaatsizlik fiili neticesinde bir insanın hayatının tehlikeye girmesi, birliğin güvenliğinin veya savaş hazırlığının ihlali ya da büyük bir zararın doğması halinde fail 89. madde gereğince bir yıldan on yıla, seferberlikte ise iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalır.
Astın, üstünün bir emri veya yetkili bir işlemi yerine getirmesini engellemek maksadıyla güç veya şiddet kullanması Kanun'un 90. maddesi kapsamında mukavemet suçunu teşkil eder; fiilin seferberlikte veya silahlı işlenmesi yaptırımı artırır. Kanun'un 91. maddesi uyarınca amire veya üste fiilen taarruz fiilinin silahlı, hizmet esnasında veya toplu asker karşısında işlenmesi durumunda hapis cezası beş yıldan az olamaz; seferberlik şartlarında ise yirmi yıldan az olmamak üzere ağır hapis cezası uygulanır.
Amir veya üstlerin astına fiziksel şiddet uygulayarak bedensel zarar vermesi Kanun'un 93. maddesi kapsamında cezalandırılmakta olup fiilin hizmet esnasında, hizmetle bağlantılı veya seferberlikte işlenmesi cezayı artırıcı niteliktedir. Kanun'un 85. maddesi uyarınca amire veya üste hakaret fiili üç aydan bir yıla kadar hapis gerektirirken eylemin hizmet esnasında veya hizmete ilişkin bir işlem sebebiyle yapılması cezayı altı aydan üç yıla, aleni veya kamuya açık yayın vasıtalarıyla işlenmesi ise bir yıldan beş yıla kadar hapse yükseltir. Ayrıca Kanun'un 106. maddesi uyarınca askeri karakola, nöbetçiye veya devriyeye karşı gerçekleştirilen hakaret, mukavemet ve fiili taarruzlar amire yapılmış sayılarak cezalandırılır.
Nöbet İhlalleri, İsyana İştirak ve Belge Güvenliği
Askeri Ceza Kanunu'nun 108. maddesi gereğince nöbet görevini terk eden veya nöbette uyuyan askeri personel cezalandırılır; fiilin seferberlikte veya savaş koşullarında icra edilmesi yaptırımı barış koşullarına kıyasla ağırlaştırır. Kanun'un 101. maddesi kapsamında askeri isyana önayak olan şahıslara, eylemleri münferiden müebbet ağır hapsi gerektirmiyorsa on yıldan az olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezası tayin edilir. Ancak Kanun'un 103. maddesi uyarınca fesat veya askeri isyana katılanlardan amirlere karşı güç ve cebir uygulamadan önce pişmanlık gösterip intizam ve disipline dönenler nedamet indiriminden yararlanır.
Askerlik yükümlülüğünden kaçınmak gayesiyle kendini kasten sakatlayan veya askerliğe elverişsiz kılan kişiler Kanun'un 79 ve 80. maddeleri uyarınca bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasına tabidir; eylemi bilerek başka kişiye uygulayan da aynı yaptırımla karşılaşır. Kanun'un 84. maddesi doğrultusunda gerçeğe aykırı olduğunu bilerek şikayette bulunan personele üç aya kadar hapis cezası verilir. Kanun'un 120. maddesi uyarınca askeri tertibat, harekât, tesisat ve hizmete ilişkin gizli bilgileri yetkisiz açıklayanlar altı aydan üç yıla kadar hapisle cezalandırılır. Kanun'un 121. maddesi gereğince askeri defter, vesika ve haritaları kötü niyetle yok edenlere on yıla kadar hapis verilirken belgelerin düşman eline geçmesini engellemek için zorunlulukla imhası suç sayılmaz; Kanun'un 122. maddesi kapsamında ise seferberlikte ganimet edinmek amacıyla kıtadan uzaklaşan veya ganimet eşyasını yetkisiz sahiplenen askerlere üç yıla kadar hapis cezası uygulanır.
Milli Savunma Hıyaneti Suçlarında İzin ve İstisnalar
Askeri Ceza Kanunu'nun 55. maddesinde seferberlik veya yakın savaş tehlikesi halinde işlenen harp hıyaneti suçunda maksat hasıl olmuşsa kanunda ölüm cezası, az vahim hallerde müebbet ya da on beş yıldan az olmamak üzere ağır hapis cezası yer almaktadır. Kanun'un 56. maddesinde tanımlanan milli savunmaya ilişkin sırların veya askeri belgelerin yetkisiz iletilmesiyle vücut bulan milli müdafaaya hıyanet suçunun kovuşturulması ise Milli Savunma Bakanı'nın talebine bağlanmıştır.
Ceza Muhakemesi Hükümleri ve Karar Türleri
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesi uyarınca yargılama sonunda beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbiri, davanın reddi ve düşmesi kararları hükümdür. Fiilin hukuka aykırı fakat bağlayıcı bir emrin yerine getirilmesi suretiyle veya zorunluluk hali ya da cebir veya tehdit etkisi altında icra edilmesi durumunda fail hakkında kusursuzluk nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 223Kaynağı aç
verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine
hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.
(2) Beraat kararı;
a) Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması,
b) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması,
c) Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması,
d) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hukuka
uygunluk nedeninin bulunması,
e) Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması,
Hallerinde verilir.
(3) Sanık hakkında;
a) Yüklenen suçla bağlantılı olarak yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya
sağır ve dilsizlik hali ya da geçici nedenlerin bulunması,
b) (Değişik: 25/5/2005 – 5353/30
md.) Yüklenen suçun hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi
suretiyle veya zorunluluk hali ya da cebir veya tehdit etkisiyle işlenmesi,
c) Meşru savunmada sınırın heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşılması,
d) Kusurluluğu ortadan kaldıran hataya düşülmesi,
Hallerinde, kusurunun bulunmaması dolayısıyla ceza verilmesine yer
olmadığı kararı verilir.
(4) İşlenen fiilin suç olma özelliğini devam ettirmesine rağmen;
a) Etkin pişmanlık,
b) Şahsî cezasızlık sebebinin varlığı,
c) Karşılıklı hakaret,
d) İşlenen fiilin haksızlık içeriğinin azlığı,
Dolayısıyla, faile ceza verilmemesi hallerinde, ceza verilmesine yer
olmadığı kararı verilir.
(5) Yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, sanık hakkında
mahkûmiyet kararı verilir.
(6) Yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, belli bir cezaya
mahkûmiyet yerine veya mahkûmiyetin yanı sıra güvenlik tedbirine hükmolunur.
(7) Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya
açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir.
(8) Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da
soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması
hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya
kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz
gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı
verilir. Bu karara itiraz edilebilir.
(9) Derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza
verilmesine yer olmadığı kararı verilemez.
(10) Adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı
kanun yolu bakımından hüküm sayılır.
Karar ve hükümlerde gerekli oy sayısı
5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin beşinci fıkrası gereğince iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Bu kurumun uygulanabilmesi için failin daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, mahkemece yeniden suç işlemeyeceği kanaatine varılması ve zararın tamamen giderilmesi zorunludur. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde ceza ertelenemez ve kısa süreli olsa dahi seçenek yaptırımlara çevrilemez; sanık beş yıl denetim süresine tabi tutulur ve dava zamanaşımı durur. Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 2018/2153 Esas ve 2018/4310 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere adli sicilden silinme şartları oluşmamış mahkûmiyet kaydı varken yeni bir suç işleyen sanık hakkında CMK'nın 231/6-a maddesindeki koşul sağlanmadığından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemez; ayrıca bu karar davanın esasını çözen bir hüküm niteliğinde değildir.
Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2018/2153, K. 2018/4310Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
İzin tecavüzü suçundan sanık …'ın, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 66/1-b ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62. maddeleri gereğince 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. Maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl denetim süresi belirlenmesine dair Kara Kuvvetleri Komutanlığı 7. Kolordu Komutanlığı Diyarbakır Askeri Mahkemesinin 17/04/2015 tarihli ve 2015/301 esas, 2015/322 sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 16/02/2018 gün ve 94660652-105-63-10164-2017-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26/02/2018 gün ve 2018/14463 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu.
Dosya kapsamına göre;
Sanığın adlî sicil kaydında daha önce işlemiş olduğu suç nedeniyle Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/02/2003 tarihli ve 2002/17 esas, 2003/41 sayılı kararı ile 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun’un 6. maddesi gereğince ertelenen 1 yıl 8 ay hapis cezasına ilişkin 18/03/2003 tarihinde kesinleşen mahkûmiyet kaydının bulunduğu ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 95/2. maddesinde yer alan " Cürüm ile mahkûm olan kimse hüküm tarihinden itibaren beş sene içinde işlediği diğer hir cürümden dolayı evvelce verilen ceza cinsinden bir cezaya yahut hapis veya ağır hapis cezasına mahkûm olmazsa, cezası tecil edilmiş olan mahkûmiyeti esasen vaki olmamış sayılır. Aksi takdirde her iki ceza ayrı ayrı tenfiz olunur." şeklindeki hüküm gereğince söz konusu mahkûmiyet kaydının adlî sicil kaydından silinme koşulları oluşmadan işbu yargılamaya konu suçun 04/01/2005-18/03/2015 tarihlerinde işlendiğinin anlaşılması karşısında, 5271 sayılı Kanun'un 231/6-a maddesindeki "Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması" objektif şartı gerçekleşmediğinden, hükmün açıklanmasının geri bırakılması için gerekli şartların mevcut olmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;
Yukarıda sözü edilen kanuni düzenlemeler karşısında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Kara Kuvvetleri Komutanlığı 7. Kolordu Komutanlığı Diyarbakır Askeri Mahkemesinin 17/04/2015 tarihli ve Esas 2015/301, Karar 2015/322 sayılı kararının CMK’nın 309/4 maddesi uyarınca BOZULMASINA, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı CMK’nın 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözen karar niteliğinde olmadığından müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yerine getirilmesine, 10/04/2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Sayın Çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, hakkında 647 sayılı Cezaların infazı Hakkında Kanun hükümleri gereğince cezanın ertelenmesine karar verilen sanığın 765 sayılı mülga TCK’nın 95/2. maddesinde öngörülen hüküm tarihinden itibaren beş yıl geçtikten sonra işlediği suçun “sırf askeri suç” niteliğinde olmasının CMK’nın 231/6. maddesinde düzenlenen “sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması” şartının gerçekleşmesine engel olarak kabul edilip edilmeyeceği hususunun belirlenmesine ilişkindir.
Uyuşmazlık konusunu oluşturan hükmün açıklanmasının ertelenmesi kurumunun uygulanma şartlarının Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenleniş şekli itibariyle “açık” olmadığı, bu sebeple uygulamada doğan ihtiyacın Yargıtay içtihatları ile karşılanması sebebiyle meselenin belirtilen yönünden başlayarak değerlendirilmesinde yarar görmekteyiz. Bu itibarla öncelikle CMK’nın 231/6. maddesindeki “sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması” şartının Yargıtay içtihatları ile somutlaştırılması hususu irdelenecektir. İkinci olarak ise, bu şartla bağlantılı yerleşik Yargıtay içtihatlarının yol göstericiliğinde CMK’nın 231/6. maddesi anlamında “647 sayılı Kanunun 6. maddesinin niteliği ile hukuki sonuçları ve bu normun uygulanmasının hükmün açıklanmasının ertelenmesi kararı verilmesine engel olup olmadığı” konusundaki değerlendirmeye girişilecektir.
1 ) “Sanığın Daha Önce Kasıtlı Bir Suçtan Mahkûm Olmamış Bulunması” Şartının Kapsamının Yargıtay İçtihatları ile Belirlenmesi
CMK’nın 231/6. maddesindeki “sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması” şartının “normun ifade ediliş biçimi anlamında genel ve soyut nitelikte” olup, maddede yer verilen kasıtlı suçun “ne kadar zaman önce işlenmiş olması durumunda bu şartın failde var kabul edileceğinin” anılan maddede düzenlenmediği hususu tartışmadan ötedir.
Konuya ilişkin olarak doktrinde, CMK’nın 231/ 6-a maddesinde kasıtlı suçun ne kadar zaman önce işlenmiş olduğu hususunda bir sınırlama getirilmediğinden hareket edenler, hükmün açıklanmasının ertelenmesi kararı verilmesi bakımından bunun önem taşımadığı düşüncesiyle; ne kadar süre önce olursa olsun kasıtlı suçtan mahkûmiyetin varlığının kurumun uygulanmasına engel olduğu sonucuna ulaşmaktadırlar (İzzet ÖZGENÇ, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, Hukuk Devletinde Suç Yaratılmasının ve Suçun Aydınlatılmasının Sınırları Sempozyumu, İstanbul 1-3 Haziran 2008’de sunulan tebliğ, 3. Yılında Yeni Ceza Adaleti Sistemi (Editör: ÖZTÜRK, Bahri), Ankara 2009. Aynı yönde bkz. Bahri ÖZTÜRK/ Mustafa Ruhan ERDEM: Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku,11. Baskı. 2011, s. 393. Fatih Selami MAHMUTOĞLU, “Kamu Davasının Açılmasının Ertelenmesi ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması” CMK’nın 3 Yılı, Teori ve Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar Sempozyumu, İstanbul 21-22 Haziran 2008’de sunulan tebliğ metni, İstanbul 2009, s. 360-361). Şu noktaya dikkat çekmek isteriz ki söz edilen görüşün kabulü, hayatında bir defa dahi olsa kasıtlı bir suç işlemiş olan kişilerin hükmün açıklanmasının ertelenmesi gibi hayati önem taşıyan bir kurumdan hiçbir şekilde yararlandırmama anlamına gelecek olup bu kabul modern ceza hukukunun işlevleri ile bağdaşmayacaktır.
Hükmün açıklanmasının ertelenmesi kurumunun suçlulukla mücadele ve yeniden suç işlemeyi engelleme amaçlarına ulaşılması bir diğer anlatımla “anılan kurumun işlevselliği” düşüncesinden yola çıktığını düşündüğümüz Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2010 tarihli bir kararında konuyu kapsamlı bir şekilde irdelemiştir.
Yüksek Mahkemeye göre; “01.06.2005 tarihinden önce işlenen suçlar yönünden, önceki mahkûmiyetin 765 sayılı TCY’nın 95/2. maddesi uyarınca esasen vaki olmamış sayılacağı hâller veya 3682 sayılı Adlî Sicil Yasasının 8 ve 5352 sayılı Adlî Sicil Yasasının geçici 2. maddesi hükümleri uyarınca silinme koşulları oluşan önceki mahkûmiyetler, adlî sicilden silinmiş olup olmadığına bakılmaksızın; 01.06.2005 tarihinden sonra işlenen suçlardan dolayı mahkûm edilen sanıklar yönünden ise, 5237 sayılı TCY’nda tekerrür hükümlerinin uygulanması için 58. maddesinde öngörülen sürelerin geçmiş olduğu hâller, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarının değerlendirilmesinde olumsuz koşul olarak belirtilen engel bir neden olarak kabul edilemeyecektir. Ancak, yasal engel oluşturmayan bu mahkûmiyetlerin yargılama mercilerince, sanığın suç işleme eğilimi açısından değerlendirmeye esas alınmasına da bir engel bulunmamaktadır.” (CGK. 06.04.2010, 2010/4-71-76. Aynı yönde bkz. CGK. 03.02.2009, 2009/250-13).
Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu içtihadı ile tekerrür kurumunun uygulanma şartlarını “kasıtlı suçtan mahkum olmama” şartının değerlendirilmesi yönünden adeta ödünç almıştır. Anılan karar, “tekerrür için konulmuş sürelerin hükmün ertelenmesi kurumuna transfer edilmesi anlamına geldiği, bu durumun ise kanunilik ilkesine aykırılık oluşturacağı” gerekçesiyle eleştirilebilecektir. Ancak öncelikle, suç işlemiş faili iyileştirmeye ve yeniden toplumla bütünleştirmeye imkân tanıyan birçok kuruma hukuk sistemlerinde yer verilmiş olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Tekerrür hükümleri ve adlî sicil kaydının silinmesine ilişkin normların da belirli süreleri suç işlemeden geçiren kimselerin toplumla bütünleşmelerini sağlamaya yönelik hükümler olduğu kuşkusuzdur. İşte, daha önce suç işlemiş kişileri yeniden kazanmaya yönelik belirtilen pozitif normlardan hükmün açıklanmasının ertelenmesi kurumunun uygulanmasında yararlanmak kanunilik ilkesine aykırılık oluşturmayacağı gibi; ceza hukukunun amaçlarıyla da örtüşmektedir.
Diğer taraftan, belirtilen içtihadın aksi düşüncenin kabulü hâlinde adlî sicil kaydında yer alan hükümlerin silinme şartları oluşmuş ve üzerinden çok uzun zaman geçmiş olsa dahi hükmün açıklanmasının ertelenmesi kararı verilmesine engel olarak kabul edilmesi gerektiği şeklinde bir sonuca ulaşılacaktır. Bu durum ise, bir defa suç işleyen kişinin artık bir daha iyileşemeyeceği, toplumla bütünleşemeyeceği ve hükmün açıklanmasının ertelenmesi imkanından yararlandırılmaması ile hayatı boyunca hak yoksunluğuna tabi tutulması gerektiğini kabul etmekle eş anlamlıdır. Halbuki, suçluyu toplumla bütünleştirerek iyileştirme fikrini esas kabul eden, faili iyileştirilmesi gereken yüce bir varlık olarak benimseyen günümüz ceza hukuku anlayışı; suç işlemiş de olsa insana bir defa daha fırsat tanımaktan yanadır. Belirttiğimiz gerekçelerle, Ceza Genel Kurulunun söz edilen içtihadının yerinde olduğunu açıkça ifade etmeliyiz (Bu konuda ayrıca bkz. …, Hükmün Açıklanmasının Ertelenmesi, Ankara 2014, s. 318 vd).
Kanaatimizce, Yargıtay’ın hükmün açıklanmasının ertelemesi kurumuyla erişilmek istenilen amaçlardan hareketle, CMK’nın 231/ 6-a maddesini mutlak bir şekilde yani “maddedeki lafzıyla” kabul etmeyip, yoruma tabi tutması ve kasıtlı suçtan mahkûmiyeti “hak yoksunluğu” olarak nitelendirmesi yerinde bir yaklaşımdır. Bu itibarla, sanığın adlî sicil kaydındaki suçlar 01.06.2005 tarihinden önce işlenmiş ise, 765 sayılı TCK’nın 95/2. maddesi uyarınca esasen vaki olmamış sayılacağı hâller veya 3682 sayılı Adlî Sicil Kanunu’nun 8. ve 5352 sayılı Adlî Sicil Kanunu’nun geçici 2. maddesi hükümleri uyarınca silinme şartları oluşmuş ise, kasıtlı suçtan mahkûm olmuş sayılmayarak hükmün açıklanmasının ertelenmesine karar verilebilecektir. 01.06.2005 tarihinden sonra işlenen suçlardan dolayı mahkûmiyet hükmü bulunması durumunda ise, TCK’nın 58. maddesindeki tekerrür hükümlerinin uygulanması için gereken üç veya beş yıllık sürelerin geçmiş olması hâlinde; sanık kasıtlı suçtan mahkûm olmuş sayılmayarak hakkında hükmün açıklanmasının ertelenmesi kararı verilebilmelidir.
2 ) CMK’nın 231/6. maddesi anlamında “647 sayılı Kanunun 6. maddesinin niteliği ile hukuki sonuçları ve bu normun uygulanmasının hükmün açıklanmasının ertelenmesi kararı verilmesine engel olup olmadığı” hususunun değerlendirilmesi CMK’nın 231/6. maddesindeki “kasıtlı suçtan mahkum olmama” konusunun belirlenmesinde de anılan Kurumun amaçlarına uygun yorum yapmanın yararlı olacağı kanaatindeyiz. Bu anlamda kasıtlı suçtan doğan tüm mahkumiyetlerin doğruca “yeni suç işleme” hali olarak kabul edilmesi düşüncesini hareket noktası olarak kabul etmek şeklindeki kolaycı ve toptancı olarak nitelendirilebilecek yaklaşımı, önleyici ceza hukuku düşüncesiyle bağdaştırmakta güçlük görmekteyiz. Bu itibarla failin geleceği üzerinde hayati sonuçlar doğuran bir kararın alınmasında “yeni işlenen kasıtlı suçu ve failin bu suç ile dışa vuran, tezahür eden tehlikelilik halini, denetim süresinde girdiği yolu” adeta bir kuyumcu hassaslığıyla tartmak, hem failin hem de toplumun yararına olacaktır. Unutulmamalıdır ki bir insanı kazanmak Dünyayı kazanmaktır.
Somut uyuşmazlık konumuza dönüldüğünde sanığın denetim süresi içinde işlediği suçun sırf askeri suç niteliğinde olduğunu hatırlayalım. Sırf askeri suçlar ile diğer kasıtlı suç olarak tanımlanan fiiller arasında esaslı farklılıklar bulunduğuna dikkat çekmek isteriz. Bu bağlamda TCK’nın 58/4. maddesindeki “sırf askerî suçlarla diğer suçlar arasında tekerrür hükümlerinin uygulanmayacağı” kuralının vaz ediliş sebebinin hatırlanmasında yarar bulunmaktadır.
Bilindiği üzere mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda olduğu gibi 5237 sayılı TCK’nın getirdiği sistemde de tekerrür hükümlerinin uygulanması “yeni bir suçun işlenmesi şartı” na bağlı tutulmuştur. Mülga Kanunun 87. maddesi ve yürürlükteki Kanunun 58/4. maddesi ne gibi suçlar arasında tekerrür hükümlerinin işlemeyeceğini açıklamaktadır. Buna göre önceki mahkumiyete konu oluşturan suç ile yeni işlenen suç arasında bu istisnai hallerde gösterildiği şekilde bir ilişki bulunduğu durumlarda tekerrür hükümleri işlemeyecektir (Sulhi Dönmezer/ Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Genel Kısım Cilt III, Onikinci Baskı, İstanbul 1997, s. 169). Söz edilen istisnai hallerden birisi de sırf askeri suçlar ile diğer suçlar arasında tekerrür hükümlerinin uygulanmayacağı kuralıdır (TCK md. 58/4-ilk cümle).
Dönmezer ve Erman’ın ifade ettiği üzere:
“Sırf askeri suçlardan dolayı verilen mahkumiyet hükümlerinin tekerrüre esas teşkil etmemesinin sebebi, 765 sayılı TCK’ya kaynak kanunun hazırlık çalışmalarında şöyle açıklanmıştır:
Askerin tâbi olduğu özel görevler, onun askeri nitelikteki özel ihlallerini ilgilendiren özel müeyyideler ve bu müeyyideleri uygulayan özel yargı organları, askeri mahkemelerce hükmedilen mahkumiyetlerin tekerrüre esas olmamalarını gerektirir” (Dönmezer/ Erman, s. 171).
Bilindiği üzere yalnız asker kişiler tarafından işlenebilen ve diğer ceza kanunlarında suç olarak tanımlanmadığı halde suça ve cezasına yalnız Askeri Ceza Kanununda yer verilen suçlar doktrinde “sırf askeri suç” olarak adlandırılmaktadır. Bu kapsamda olmak üzere Askeri ceza Kanunu’nda tanımlanan vazife ve memuriyete gitmemek (m. 65), firar ve izin tecavüzü (m. 66, 68), düşman karşısından kaçmak (m. 69), sözleşerek firar etmek (m. 70), amire ve üste tehdit süretiyle saygısızlık yapmak (m. 82), yalan yere usulsüz şikâyet etme m. 84), üste ve amire hakaret etme (m. 85), emre itaatsizlikte ısrar etme (m. 87-89), üste ve amire mukavemet etme (m. 90.), üste veya amire fiilen taarruz etme (m. 91), muharrirlik (m. 93, 94), yetkisiz olarak askerlikle ilgili toplanmak ve müzakere yapmak (m. 95.), askerlikten soğutmak (m.96), fesat çıkarmak (m. 97-99), askeri isyan (m.100-102), seferberlikte ganimet almak m. 122), yağmacılık yapma (m.124-127), mazarratı mucip nöbet talimatına aykırı hareket etme (m. 136), askerlik şerefine dokunan hareketler yapma (m. 150), iffetsiz kadınla evlenme (m. 153) fiilleri sırf askeri suçlar olarak kabul edilmektedir.
Kuşkusuz asker kişilerin tabi oldukları şartlar, yüklenen görevler ve sorumluklar bazı “özel ihlal” hallerini de beraberinde getirebilmekte ve kanun koyucu bunları “sırf askeri suç” olarak tanımlamaktadır. Sadece asker kişilerin bu sıfatları dolayısıyla işleyebilecekleri özel ihlal niteliği taşıyan yukarıda söz ettiğimiz fiillerin haksızlık içeriğinin genel ceza kanunlarında suç olarak tanımlanan fiillerle kıyas götürmeyeceği hususu da tartışmadan uzaktır. Öte yandan bu fiillerin “kınanabilirliği” ve “faildeki tehlikelilik derecesi” ile buradan yola çıkarak toplumsal hayatın korunması ve dolayısıyla suçlulukla mücadele bağlamında görece olarak “daha az önemli, daha hafif” olarak nitelendirilebileceği şüphesizdir. Bu düşüncelerden hareketle sırf askeri suçlar ile diğer suçlar arasında tekerrür hükümlerinin uygulanmayacağı ilkesi ceza hukukunda benimsenmiştir.
Yukarıda ortaya koyduğumuz ilkeler çerçevesinde somut uyuşmazlığı özetleyecek olursak “hakkında hükmün açıklanmasının ertelenmesi kararı bulunan sanık denetim süresi içinde sırf askeri suç işlemiştir.”
Bu kısa özet çerçevesinde, şu soruların cevabını ortaya koymaya çalışmaktayız:
1 ) Sanığın işlediği sırf askeri suç niteliğindeki ve tekerrüre dahi esas olmayan fiil onun tehlikeliliğini ortaya koymakta mıdır?
2 ) Belirtilen durumda olan bir sanık hakkındaki ertelenmiş hükmün açıklanması gerekli midir?
CMK’nın 231/6. maddesindeki “sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması” şartının içeriğinin belirlenmesi bağlamında “tekerrür kurumunun uygulanma şartlarının anılan Kuruma transferi” şeklindeki yerleşik Yargıtay içtihatlarının yüklendiği işlev ve güdülen amaç bu sorunun çözümünde de yararlı bir ilke olabilecektir. Buradan hareketle CMK’nın 231/11. maddesindeki “denetim süresi içinde sanığın kasten yeni bir suç işlemesi” durumunun kapsamının belirlenmesinde de anılan içtihatlardan yararlanmak ve hükmün açıklanmasının ertelenmesi kurumunun önleyici, faile bir şans daha tanıyarak onu toplum içinde iyileştirme amaçlarına uygun yorum yapmanın faydalı ve işlevsel olduğu kanaatindeyiz. Öte yandan denetim süresi içinde işlenen sırf askeri suç sebebiyle faile tanınmış bu yasal imkandan kolaylıkla vazgeçilmemesi düşüncesi, merkezinde insan olan ceza hukuku anlayışı ile de uyum gösterecektir.
Diğer taraftan, 18/3/2003 tarihinde kesinleşen ve 647 sayılı Kanunun 6. Maddesi gereğince ertelenen 1 yıl 8 aylık hapis cezasına ilişkin hüküm 765 sayılı mülga TCK’nin 95/2. Maddesine göre bu ceza hükmün kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl geçmesi ile vaki olmamış sayılacaktır. Sanık mütemadi suç niteliğindeki izin tecavüzü suçunu 18/3/2015 tarihinde işlemiştir. Dolayısıyla esasen vaki olmamış sayılan bu ilk suçun tekerrüre esas alınamayacağı gibi hükmün açıklanmasının ertelenmesi kararı verilmesine engel de değildir.
Bu itibarla, denetim süresinden sonra işlenen ve tekerrüre dahi esas olmayan ve diğer taraftan faildeki tehlikelilik halini göstermeye elverişli olmayan bir sırf askeri suçun adli sicilden silinme şartları oluşmadığı gerekçesiyle sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının ertelenmesi kararı verilmesine yasal engel bulunmadığı kanaatindeyim.
Sonuç olarak belirtilen düşüncelerle, Sayın Çoğunluğun kanun yararına bozma talebinin kabulü ile hükmün bozulması yönündeki görüşüne katılamıyorum.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 231Kaynağı aç
esaslara göre duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesi ana
çizgileriyle anlatılır.
(2) Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve
süresi bildirilir.
(3) Beraat eden sanığa, tazminat isteyebileceği bir hâl varsa bu da
bildirilir.
(4) Hüküm fıkrası herkes tarafından ayakta dinlenir.
(5) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Sanığa
yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya
daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler
saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler
hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.
(6) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;[77]
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve
davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda
kanaate varılması,
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın; aynen iade,
suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
gerekir.
(7) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Açıklanmasının
geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası
ertelenemez ve kısa süreli olması hâlinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.
(8) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi hâlinde sanık, beş yıl
süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Denetim süresi içinde, kişi hakkında
kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
karar verilemez. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin
belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak;
a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması hâlinde, meslek veya sanat
sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,
b) Bir meslek veya sanat sahibi olması hâlinde, bir kamu kurumunda veya
özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında
ücret karşılığında çalıştırılmasına,
c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek
hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine
getirmesine,
karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.
(9) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Altıncı
fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde;
sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık
taksitler hâlinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.
(10) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15
md.) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli
serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde,
açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı
verilir.
(11) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Denetim
süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine
ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması hâlinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak
mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu
değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz
edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının
ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir
mahkûmiyet hükmü kurabilir. Açıklanan veya yeni kurulan hükme itiraz
edilebilir. İtiraz mercii ancak bu fıkradaki koşullarla sınırlı olarak bir
değerlendirme yapabilir.
(12) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) 272 nci maddenin
üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri
bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye
mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde
hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı
kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece
mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi
hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm,
usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir.
(13) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir.
Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak
Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede
belirtilen amaç için kullanılabilir.
(14) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Bu maddenin hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, Anayasanın 174 üncü
maddesinde koruma altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlarla ilgili
olarak uygulanmaz.
Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 50. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kısa süreli hapis cezaları adli para cezasına veya kanundaki diğer seçenek yaptırımlara çevrilebilir. Maddenin üçüncü fıkrası uyarınca daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş kişilerin otuz gün ve daha az süreli hapis cezaları ile suç tarihinde on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını bitirmiş kişilerin bir yıl veya daha az süreli hapis cezalarının seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi zorunludur. Ancak Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 2018/689 Esas ve 2018/4313 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere Askeri Ceza Kanunu'nun 87. maddesindeki emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği tarihte on sekiz yaşını doldurmuş olan sanığın denetim süresi içinde yeni bir kasıtlı suç işlemesi halinde 5271 sayılı Kanun'un 231/11. maddesi gereğince açıklanan cezanın TCK'nın 50/3. maddesi uyarınca seçenek yaptırımlara dönüştürülmesi zorunlu olmayıp hapis cezasının aynen açıklanması ile yetinilir.
Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2018/689, K. 2018/4313Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Emre itaatsizlikte ısrar suçundan sanık …’in Askeri Ceza Kanunu'nun 87/1 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62. maddeleri gereğince 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 5728 sayılı Kanun ile değişik 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Gölcük Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 29/07/2013 tarihli ve 2013/1143 esas, 2013/330 sayılı kararının itiraz edilmeden kesinleşmesini müteakip, sanığın deneme süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi nedeniyle hükmün açıklanarak 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Körfez 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 15/06/2017 tarihli ve 2017/176 esas, 2017/412 sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 05/01/2018 gün ve 94660652-105-41-12199-2017-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15/01/2018 gün ve 2018/2685 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, evvelce hapis cezasına ilişkin hükümlülüğü bulunmayan sanık hakkında tayin olunan kısa süreli hapis cezasının, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50/3. maddesindeki “Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir” hükmü uyarınca aynı maddenin 1. fıkrasında yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde, isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;
Sanık …’in 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 87. maddesinde düzenlenen Emre İtaatsizlikte Israr suçunu 08/05/2013 tarihinde işlediği, sanığa ait nüfus kayıt örneğinin incelenmesi sonucu doğum tarihinin 19/02/1992 olduğunun görüldüğü, dolayısıyla emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği tarihte 18 yaşını doldurmuş olduğunun anlaşılması karşında; sanığın emre itaatsizlikte ısrar suçundan hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasından sonra, denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle, 5271 sayılı CMK'nin 231/11. maddesi gereğince hükmedilen hapis cezasının aynen açıklanması ile yetinilmesi gerekeceğinden;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği bu gerekçeyle yerinde görülmediğinden, kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 10/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 50Kaynağı aç
kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa
ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
a) Adlî para cezasına,
b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale
getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,
c) En az iki yıl süreyle, bir meslek
veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan
bir eğitim kurumuna devam etmeye,
d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli
yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya
gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş
olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle,
ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve
sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak
koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya,
çevrilebilir.
(2) Suç tanımında hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek olarak
öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adlî para cezasına
çevrilmez.
(3) Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm
olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte
onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm
edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı
seçenek yaptırımlardan birine çevrilir.
(4) Taksirli suçlardan dolayı
hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı
halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir.
Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz.
(5) Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adlî
para cezası veya tedbirdir.
(6) Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata
rağmen otuz gün içinde seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine
başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi halinde, infaz hâkimliği kısa
süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve bu karar
derhal infaz edilir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmaz.[7][8]
(7) Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle
yerine getirilememesi durumunda, infaz hâkimliğince tedbir değiştirilir.8
Hapis cezasının ertelenmesi
Askeri Ceza Kanunu kapsamındaki davalarda hangi mahkemeler görevlidir?
Askeri mahkemelerin kaldırılmasının ardından askeri suçların yargılaması genel adli ceza mahkemeleri olan Asliye Ceza Mahkemeleri ve Ağır Ceza Mahkemelerinde yürütülmekte olup disiplin cezalarının iptali taleplerinde idare mahkemeleri görevlidir.
Kıtasından izinsiz ayrılan personelin firar suçundan cezalandırılması için hangi süre geçerlidir?
Kıtasından izinsiz uzaklaşan veya izin süresi bittiği halde mazeretsiz dönmeyen askeri şahıslar hakkında firar hükümlerinin uygulanması için altı günden fazla bir sürenin geçmiş olması aranmakta olup seferberlikte bu mehil yarıya inmektedir.
Emre itaatsizlik suçunda cezanın seçenek yaptırıma çevrilmesi zorunlu mudur?
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı sonrasında denetim süresinde kasıtlı suç işleyen ve fiil tarihinde on sekiz yaşını doldurmuş olan failin emre itaatsizlik cezası 5271 sayılı Kanun'un 231/11. maddesi gereğince aynen açıklanır ve TCK m. 50/3 uyarınca seçenek yaptırıma çevrilmesi zorunlu değildir.
Milli müdafaaya hıyanet suçu doğrudan savcılık tarafından resen kovuşturulabilir mi?
Askeri Ceza Kanunu'nun 56. maddesinde yer alan milli müdafaaya hıyanet suçunun kovuşturulması resen yürütülememekte olup Milli Savunma Bakanı'nın kanuni talebine bağlanmıştır.
Askeri karakola veya nöbetçiye mukavemet amire yapılmış sayılır mı?
Askeri Ceza Kanunu'nun 106. maddesi gereğince nöbetçiye, devriyeye veya askeri karakola karşı sergilenen hakaret, mukavemet veya fiili taarruz eylemleri hukuken amire karşı işlenmiş kabul edilerek aynı cezai müeyyidelere bağlanır.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

