Asgari Alım Taahhüdüne Uymamanın Hukuki Sonuçları

by Avukat Erdal Ersoy
Asgari Alım Taahhüdüne Uymamanın Hukuki Sonuçları

Sürekli borç ilişkisi doğuran acentelik, tek satıcılık ve benzeri dağıtım sözleşmelerinde alıcının belirli dönemlerde belirli bir miktar ya da değerde mal almayı üstlenmesi asgari alım taahhüdü olarak adlandırılır. Sağlayıcı veya müvekkil lehine düzenlenen sözleşmelerde bu taahhüdün yerine getirilmemesi; sözleşmeyi ihbar süresi vermeden feshetme, münhasırlığı kaldırma, tahsis edilen bölgeyi daraltma ve zararın tazminini talep etme imkânı tanıyabilir. Tek satıcılık ilişkisinde ürün satım ve sürümünü artırma yükümlülüğü ile asgari alım taahhüdünün sözleşmenin amacına ve özen yükümlülüğüne uygun yerine getirilmemesi feshe haklı dayanak oluşturur. Ancak taahhüdün ihlaline dayanılarak ileri sürülecek yaptırımların kapsamı, tarafların kusur durumuna, sözleşmede açık düzenleme bulunup bulunmadığına ve sonraki dönem ifalarına çekince konulup konulmadığına göre değişir.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2018/3520, K. 2020/588Kaynağı aç
19. Hukuk Dairesi         2018/3520 E.  ,  2020/588 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi Taraflar arasında görülmekte olan tazminat davasının ilk derece mahkemesinde yapılan yargılaması sonunda verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara BAM 22. Hukuk Dairesi tarafından verilen istinaf talebinin esastan reddine ilişkin hükmün davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili Av…. ile davalı vekili … geldiği görülmüş olmakla duruşmaya başlanarak hazır bulunan taraf vekillerinin sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü. – K A R A R – Davacı vekili, davacı ile davalı kooperatif arasında 24.03.2012 tarihinde davalı kooperatifin ürettiği ''… Markalı … Tavuk Gübresi"nin tek satıcılığı hususunda Türkiye Genel Dağıtıcılığı Yetkili Satıcı Sözleşmesi imzaladıklarını, sözleşme gereğince üzerlerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirmelerine rağmen davalı kooperatifin 27.02.2013 tarihli ihtarnamesi ile sözleşmeyi feshettiğini, sözleşme süresinin 3 yıl olduğunu, sözleşmenin haksız olarak feshedilmesi nedeniyle piyasada onarılmaz prestij ve itibar kaybına uğradıklarını belirterek 100.000,00 TL manevi tazminat, 10.000,00 TL alacak, 10.000,00 TL reklam ve pazarlama harcaması, 10.000,00 TL kar mahrumiyeti bedelinin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Davacı vekili 29.12.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile talep sonucunu 830.000,00 TL’ye yükseltmiştir. Davalı vekili, davacının sözleşme gereğince yüklenmiş olduğu yükümlülüklerini yerine getirmesi için 06.02.2012 tarihinde ihtarname ile uyardıklarını, sözleşmenin 10. maddesi gereğince yeni dönem için fiyat belirlenmesinin gerektiğini, ancak cevabi ihtarnamede davacının fiyat artışını kabul etmediğini, fiyat artışının kabul edilmemesinin sözleşmenin ihlali olduğunu, ödenen 35.000,00 TL için fatura düzenlendiğini, davacıya kar payı verilmesine rağmen davacının bu kez de hizmet bedeli talep ettiğini, davacıya 9.000,00 TL borçlu olduklarını, davacının iddialarının asılsız olduğunu, sözleşmenin feshedilmesinin davacının kusurundan kaynaklandığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporları sonucunda, taraflar arasında düzenlenen satış sözleşmesi ve bu satış sözleşmesinin davalı tarafça haklı nedene dayanılarak feshedildiği, davacının talep etmiş olduğu manevi tazminat koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle manevi tazminat talebinin reddine, maddi tazminat taleplerinin ise sözleşmenin taraflara yüklemiş olduğu edimlerin davacı tarafça yerine getirilmemesi nedeniyle sözleşme kapsamında kalan 9.446,58 TL davacı alacağı yönünden kabulüne, diğer alacak kalemlerinin reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili istinaf yasa yoluna başvurmuştur. Bölge adliye mahkemesince, davacının davaya konu ürün satım ve sürümünü arttırma yükümlülüğünü ve asgari alım taahhüdünü taraflar arasındaki tek satıcılık sözleşmesinin hükümlerine, amacına ve kendisinden beklenen özen yükümlülüğüne uygun olarak yerine getirmediği, bu nedenle davalı tarafça yapılan feshin haklı nedene dayandığı davacı şirket defterleri üzerinde yapılan incelemelerde davacının fesih tarihinden önce davalıdan sözleşmeye dayalı toplam 9.446,58 TL alacağının bulunduğunun kabulüyle davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir yön olmadığı, bilirkişi raporunun dosya içerisindeki bilgi ve belgelere dosya kapsamına uygun olduğu, eksik inceleme bulunmadığı, davacı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, muhakeme hukukuna ve maddi hukuka herhangi bir aykırılık olmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, dosyanın Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı yararına takdir edilen 2.540,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 25.02.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Sözleşmenin Feshi ve Münhasırlığın Sınırlandırılması

Sözleşmelerde asgari alım taahhüdüne uyulmaması hali müvekkil veya sağlayıcıya ihbar süresi vermeksizin fesih yetkisi tanıyabileceği gibi, dağıtıcının münhasırlığının kaldırılması veya sözleşme bölgesinin daraltılması sonucunu da doğurabilir. Buna karşılık, sözleşmede belirli bir kotanın altında alım yapılmış olması hali açık bir yaptırıma veya fesih sebebine bağlanmamışsa ve sözleşmenin feshedildiği de kanıtlanamamışsa, sırf kotanın altında kalınmasına dayanılarak cezai şart ve kâr mahrumiyeti talep edilemez.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2015/2793, K. 2015/6733Kaynağı aç
19. Hukuk Dairesi         2015/2793 E.  ,  2015/6733 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – Davacı vekili, yanlar arasında 08.02.2011 tarihinde 1 yıllık süre ile geçerli olmak üzere tek yetkili satıcılık sözleşmesi akdedildiğini, sözleşme gereğince kota miktarının 250.000,00 TL/YIL, stok olarak ise 5.000,00 TL olarak belirlendiğini, ancak davalının 2011 yılı satışlarının 3.626,70 TL sınırında kaldığını, asgari alım taahhüdünü yerine getirmediğini ileri sürerek 50.000,00 TL cezai şart, 3.626.70 TL cari hesap, mahrum kalınan kazançtan şimdilik 1.000,00 TL zarar olmak üzere toplam 54.626.70 TL alacağın ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, davaya cevap vermemiştir. Mahkemece yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, sözleşmede belirli bir kotanın altında alım yapılmış olmasının bir müeyyidesi bulunmadığı gibi fesih sebebi olarak da öngörülmediği, sözleşmenin feshedildiğine dair delilin bulunmadığı, cezai şart ve kar mahrumiyeti talebin yerinde görülmediği, davacının cari hesaptan kaynaklı alacağını talep edebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne 3.626.70 TL alacağın dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemlerin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 06.05.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Acentelik ilişkilerinde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 121. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, belirsiz süreli acentelik sözleşmeleri taraflardan her birinin üç ay önceden ihbarda bulunması şartıyla feshedilebilir; sözleşme belirli süreli olsa dahi haklı sebeplerin varlığı halinde her zaman fesih mümkündür. Aynı maddenin dördüncü fıkrası gereğince, haklı bir sebep olmaksızın veya üç aylık ihbar süresine uyulmaksızın sözleşmeyi fesheden taraf, başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlüdür.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 121Kaynağı aç
MADDE 121- (1) Belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir. Sözleşme belirli bir süre için yapılmış olsa bile haklı sebeplerden dolayı her zaman fesih olunabilir. (2) Belirli süre için yapılan bir acentelik sözleşmesinin, süre dolduktan sonra uygulanmaya devam edilmesi hâlinde, sözleşme belirsiz süreli hâle gelir. (3) Müvekkilin veya acentenin iflası, ölümü veya kısıtlanması hâlinde, Türk Borçlar Kanununun 513 üncü maddesi hükmü uygulanır. (4) Haklı bir sebep olmadan veya üç aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi fesheden taraf, başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorundadır. (5) Müvekkilin veya acentenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi veya iflası sebebiyle acentelik sözleşmesi sona ererse, işlerin tamamlanması hâlinde acenteye verilmesi gereken ücret miktarına oranlanarak belirlenecek uygun bir tazminat acenteye ya da bu maddede yazılı hâllere göre onun yerine geçenlere verilir. II – Denkleştirme istemi

Dağıtım ilişkilerinde karşılıklı edim yükümlülüklerinin her iki tarafça da ihlal edilmesi tazminat ve ceza taleplerini etkiler. Örneğin tek satıcılık ilişkisinde alıcının taahhüt edilen miktarda alım yapmaması ve teminatı yatırmamasına karşılık, satıcının da sözleşme hükümlerine aykırı şekilde üçüncü kişilere mal satması durumunda her iki taraf da kusurlu kabul edilir. Hukuk düzeninde hiç kimse kendi kusurundan dolayı menfaat elde edemeyeceğinden, karşılıklı ihlallerin varlığı halinde tarafların birbirlerinden tazminat ve cezai şart talepleri yerinde görülmez.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/4734, K. 2021/1922Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2020/4734 E.  ,  2021/1922 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Ayvacık Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 26.02.2014 tarih ve 2011/45-2014/77 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin taraf vekilleri tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, taraflar arasında tek satıcılık sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmenin 2. maddesi gereğince söz konusu ürünlerin satış, dağıtım ve pazaryeri, fuar ve sergi konusunda tüm yetkilerin davacı firmaya verildiğini, davalı birlik ile yapılan sözleşmeye güvenen davacı firmanın organik et ürünlerinin satışı için ekip kurduğunu, birçok mağaza ve büyük marketlerle görüşüp sözleşme imzaladığını, ayrıca söz konusu ürünlerin tüm Türkiye'de tanıtımını yaparak bu hususta bir çok masraf yaptığını, sözleşmenin sorunsuz bir şekilde ilerleyip davacı firmanın et satımına başladıktan bir süre sonra birlik yöneticisi …'in sözleşmenin devamının kendi elinde olduğunu, isterse bu sözleşmeyi sona erdireceğini söyleyerek davacı firmadan kendi adına haksız para ve menfaat talep ettiğini, taleplerinin kabul edilmeyince de sözleşmeyi sona erdireceğini bildirdiğini, davalı birlik yöneticilerinin sözleşmeyi sona erdirmeden davacıya hayvan satmayı durdurduğunu, yapılan tüm görüşmelerin neticesiz kaldığını, Ekim 2010 tarihinde İstanbul'da yapılan, İstanbul Ekolojik Fuarına katılıp burada ürünlerini sergi ettiklerini, yine bu fuarda birlik yöneticilerinin "Cityfarm" adlı firma ile anlaşıp taraflarından habersiz olarak bu firmaya organik et satmaya başladıklarını, söz konusu durum öğrenildiği zaman davalıya ihtarname gönderildiğini, sözleşmenin 7. maddesinin A fıkrası uyarınca davalı birlik yöneticilerinin Ekim 2010 tarihinden sonra taraflarına hiçbir ihtarda bulunmadan başka firmalara mal satmaya başladığını, taraflarınca gönderilen ihtardan hemen sonra geçmiş tarihli bir karar alarak sanki daha önce karar verilmiş gibi kötü niyetle işlem yaptıklarını, sözleşme maddesi gereği davacı firmanın sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmediği takdirde öncelikle birlik tarafından ihtar edilmesi, ihtara rağmen yükümlülüklerini yerine getirmediği takdirde sözleşmeyi feshedebileceği taraflar arasında kararlaştırıldığını, oysa 09.11.2010 tarih ve 13 numaralı birlik kararında sözleşmenin feshine karar verildiğini, bu karara dayanarak taraflar arasında yapılan sözleşmenin feshi işleminin açıkça sözleşmeye aykırı olduğunu, davalı birlik yöneticilerinin 09.11.2010 tarih ve 13 numaralı kararı almadan önce Ekim ayında fuara katılıp başka firmalara mal satmaya başladıklarını, davalı birlik yöneticilerinin sözleşmenin feshine dair davacıya gönderdiği 04.01.2011 tarihli ihtarında daha önce 30.11.2010 tarihinde ihtar gönderdiklerini belirttiklerini, davalı birlik tarafından gönderildiği ileri sürülen 30.11.2010 tarihli ihtarın davacı firmaya ulaşmadığını, böyle bir ihtardan davacı firmanın haberinin bulunmadığını, söz konusu ihtarın davacı firmaya ulaşmış olması halinde dahi yapılan işlemlerin yine sözleşmeye aykırı olduğunu, davacı firmanın davalı birliğe borcunun bulunmadığını, davalı birliğin ihtarda belirttiği tüm hususların gerçek dışı olduğunu ileri sürerek 09.11.2010 tarihli sözleşmenin feshi kararının haksızlığının tespitine, zarar unsuru oluştuğundan haksız fesihten dolayı davalının sözleşme maddesi gereği brüt asgari ücretin 200 katını ihtar tarihi olan 25.11.2010 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek ticari faizi ile ödenmesine karar verilmesine, davacının sözleşmeden dolayı uğramış olduğu zarar ile yoksun kalınan kar olmak üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50.000,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davalı birliğin 5200 sayılı Kanuna tabi olup bu kanun kapsamında kurulduğunu ve bu kanun kapsamında faaliyette bulunduğunu, 5200 sayılı Tarımsal Üretici Birlikleri Kanunun 1. maddesinin tarımsal üretici birliklerinin kuruluşu, işleyişi, yönetimi, görevleri ve denetimine ilişkin hükümleri kapsadığını, yine kanunun 5. maddesinde birliğin görevlerinin düzenlendiğini, 5200 sayılı Kanun ve özellikle 1,5,7,8 ve 11. maddeleri incelendiğinde, birliğin davacının dayandığı 02.03.2010 tarihli sözleşmeyi imzalamaya yetkisi bulunmadığını, bu sözleşmenin yok hükmünde olup mutlak butlan ile batıl olduğunu, birliğin ancak üyelerine yardımcı olmak için sözleşmeli üretim kapsamında örnek tip sözleşme hazırlayabileceğini, doğrudan kendi adına yada üyelerini temsilen sözleşme imzalayamayacağını ve mal sevk ve satışı yapamayacağını, birliğin vergi mükellefi ve tacir olmadığını, davaya dayanak yapılan sözleşmenin 5200 sayılı Kanuna açıkça aykırı olduğundan dolayı BK 19. ve 20. maddeleri gereğince hukuken geçersiz olan sözleşmeye dayanılarak cezai şart ve tazminat, zarar ile yoksun kaldığı bir kâr talebinde bulunulamayacağını, bir an için sözleşmenin usul ve yasaya uygun olarak düzenlendiği ve mutlak butlan ile batıl olmadığı ihtimalinin düşünülmesi halinde ise, davacının sözleşme feshedilmeden önce kendisine hayvan satışının durdurulduğu iddiasının gerçek olmadığını, davalı birliğin sözleşmenin 5. maddesine uygun hareket ettiğini ancak davacının 5. maddesine aykırı hareket ederek hayvan bedellerini zamanında ödemediğini, ayrıca 5.000,00 TL teminat bedelini yatırmadığını, davacının sözleşmedeki yükümlülükleri ısrarla yerine getirmemesi nedeni ile sözleşmenin haklı olarak davalı tarafça feshedildiğini, sözleşmenin 5. maddesinin c fıkrası gereğince teminat bedeli tamamlanmadan yeni bir kesime izin verilmeyeceğini, yani hayvan bedellerinin hayvanın tesliminde hemen ödeneceğini ancak davacı firmanın sözleşmenin başından itibaren bu maddeye uymadığını, ayrıca taraflar arasındaki sözleşmenin eki olan 21.07.2010 tarihli ek sözleşme ve bu sözleşmenin 2. maddesi gereğince davacının 31.07.2010 tarihine kadar haftada 5 adet toplam 25 adet hayvan almayı taahhüt ettiğini ancak davacı firmanın bu taahhüdüne uymadığını ve bu hayvanları almadığını, sözleşmenin haksız feshinin söz konusu olmadığını, davalı yönünden herhangi bir kötüniyetin söz konusu olmadığını, sözleşmenin 2. maddesine göre davacının fesih tarihine kadar ürünlerin satışı ve dağıtımı hakkına sahip olduğunu, davalı birliğin kendisini tanıtma ve ürünlerin reklamını yapma amacı ile fuara katılmasının sözleşmeye aykırı olmadığını, 5200 sayılı Kanuna göre de fuarlara katılmak ve ürünün tanıtımını yapmak birliğin görevleri arasında olup yasal bir zorunluluk olduğunu, ayrıca tüzüğün 22. maddesi gereğince birlik üyelerinin ürettikleri malın %10'unu kendi olanakları ile birlikten bağımsız ve habersiz diledikleri kişiye satma hak ve yetkilerinin bulunduğunu, bir an için cezai şart ve tazminat talebinin incelenebileceği ihtimalinin düşünülmesi halinde, davacının bu maddeye göre talepte bulunabilmesi için öncelikle alıcının sözleşme hükümlerine uymasının gerektiği ve davalı birliğin başka bir alıcıya mal satması şartı olduğunu, ayrıca davacının talep ettiği cezai şart ve tazminatın çok fahiş olup ahlak ve adaba aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında 02.03.2010 tarihli tek satıcılık sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin 2 yıllık süreç için düzenlendiği ve taraflar arasında sözleşmenin fiili olarak kısmen uygulandığı, sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde olması nedeniyle her iki tarafada hak ve yükümlülük yüklediği, sözleşmenin 2. maddesiyle Ayvacık İlçesi Organik Kırmızı Et Üreticileri Birliğinin 2 yıl süreyle alıcı Ecrin Organik Ürünler Seracılık İnşaat Turizm Ticaret Sanayi Limited Şirketini münhasır alıcı ve dağıtıcı olarak kabul ettiğini ve davacı Ecrin Organik dışında başka hiç bir kişi ya da kuruluşa söz konusu malları vermemeyi taahhüt ettiği, sözleşmenin 5. maddesinin B fıkrasına göre ise davacı alıcının sistemin güvenli işleyişi için satıcının hesabına 5.000,00 TL'yi teminat bedeli olarak 19.04.2010 tarihine kadar yatırmayı taahhüt ettiği, yine sözleşmeninm 5. maddesinin C fıkrasının 2. bendinde davacı alıcının alım yaptığı hayvanların bedeline ilişkin ödemeyi hangi şekilde yapacağının belirtildiği, sözleşmenin 5. maddesinin D fıkrasında ise davacı alıcının kesilen hayvanlara ilişkin bedeli ödeyememesi durumunda teminat olarak yatırılan 5.000,00 TL'den satış bedelinin karşılanacağı, 5.000,00 TL den oluşan eksilme 5.000,00 TL'ye tamamlanmadan yeni bir kesime izin verilemeyeceğinin imza altına alındığı, davalı vekilinin 07.12.2011 havale tarihli delil listesinde sunulan ve davacı tarafça 26.02.2014 tarihli bilirkişi raporlarına karşı sunulan itiraz beyanlarını içerir dilekçeye kadar karşı çıkılmayan 21.07.2010 düzenleme tarihli ek protokole göre davacı alıcının belli miktarda hayvan alımı için taahhüt verdiği, ancak bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davacı alıcının hem teminatı yatırmadığı hem de taahhütte bulunulan kadar hayvan alımının yapılmadığı, davalı satıcının ise sözleşmede belirtilenin aksine dava dışı üçüncü bir firmaya organik et satışı yaptığı böylece sözleşme şartlarına her iki tarafın da riayet etmediği ve her iki tarafında kusurlu olduğu, bu durumda hiç kimsenin kendi kusurundan dolayı hukuken korunmaya değer bir menfaatinin olamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı taraf vekilleri temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, taraf vekillerinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, taraf vekillerinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden taraflardan ayrı ayrı alınmasına, 02/03/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kusur Şartı ve Objektif Sebeplerin Sorumluluğa Etkisi

Asgari alım taahhüdüne ulaşılamamasından kaynaklanan zararların tazmini talep edilirken Türk hukukunda acente veya tek satıcının kusurunun bulunmaması zarar tazmini sorumluluğunu ortadan kaldırır. Sözleşmede zararın tazmini kararlaştırılmış olsa dahi kusursuzluk hali sorumluluğu bertaraf eder.

Dengeli olarak kurulan sözleşmelerde, asgari alım taahhüdüne ulaşılamamasına yol açan ve dağıtıcının öngöremeyeceği, sorumlu tutulamayacağı objektif sebeplerin bulunması, sağlayıcının fesih ve tazminat haklarını kullanmasını engeller. Bununla birlikte sağlayıcı, ihlalin düzeltileceğine güvenerek ilişkiyi sürdürdüğünü, karşı tarafa eksikliği düzeltmesini ihtar ettiğini ve ihlalden doğan haklarını açıkça saklı tuttuğunu veya hedeflere ulaşmak için çaba gösterilmemesi gibi durumlar nedeniyle ilişkinin çekilmez hale geldiğini kanıtlarsa fesih ile birlikte geçmiş yıl zararlarının tazminini isteyebilir.

Kâr Mahrumiyeti Tazminatının Kapsamı

Asgari alım taahhüdünün yerine getirilmemesi sebebiyle kâr kaybı tazminatı istendiğinde talep edilecek sürenin sınırı sözleşmenin niteliğine göre belirlenir. Belirli süreli sözleşmelerde sağlayıcı, sözleşme süresinin sonuna kadar olan döneme ilişkin uğradığı kâr kaybını talep edebilir. Belirsiz süreli sözleşmelerde ise bu talep, bir sonraki olağan fesih ihbar süresinin sonuna kadar olan dönem için ileri sürülebilir.

Cezai Şartın Niteliği ve İndirim Yasağı

Zararın ispatlanmasında ve hesaplanmasında karşılaşılabilecek güçlüklerin aşılması amacıyla, asgari alım taahhüdünün ulaşılamayan kısmı miktarınca cezai şart öngörülebilmektedir. Bu durumda taahhüt edilen miktarda alım yapılmaması halinde zarar ispatı aranmaksızın belirlenen cezai şarta hak kazanılır. Uyuşmazlıklarda sözleşme hükümlerine ilişkin hukuki nitelendirmeyi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi gereğince hâkim resen uygular; bu kapsamda sözleşme metninde kâr mahrumiyeti olarak adlandırılmış olsa dahi taahhüt ihlaline bağlanan özel yaptırımlar cezai şart niteliğindedir.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2017/3732, K. 2019/4342Kaynağı aç
19. Hukuk Dairesi         2017/3732 E.  ,  2019/4342 K. "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü. – KARAR – Davacı vekili, davalı … .. Ltd. Şti. ile davacı arasında bayilik sözleşmesi akdedildiğini ve davalının 26.06.2006 tarihli yıllık satış taahhüdünü müvekkiline verdiğini, diğer davalının da sözleşmeye kefil olduğunu, davalının 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarında yıllık satış taahhüdünün altında beyaz ürün ve madeni yağ satarak taahhüdünü ihlal ettiğini, bundan dolayı sözleşme ve taahhütnamede öngörülen şekilde müvekkilinin kar kaybını ödemek durumunda bulunduğunu ileri sürerek şimdilik 10.000,00 TL'nin ihtarnamenin tebliğinden itibaren avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili yargılama sırasında talebini ıslah ederek kar mahrumiyeti alacağı için 30.880,00 TL, cezai şart için 30.000,00 TL olmak üzere toplam 60.880,00 TL'nin avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalılar vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi ek raporu doğrultusunda; davacı şirket ile davalı şirket arasında akdedilen bayilik sözleşmesi ve eki taahhütname hükümleri gereğince davalı şirketin yıllık alım taahhütlerini yerine getirmediği, davacının 29.639,87 TL kar mahrumiyeti alacağı, 30.000,00 TL cezai şart alacağı olmak üzere toplam 59.639,87 TL talep edebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hükmün davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 2013/16481 esas, 2014/1529 karar sayılı ve 20/01/2014 tarihli bozma ilamında ‘‘Taraflar arasındaki uyuşmazlık, akaryakıt bayilik sözleşmesinde (sözleşme eki asgari alım taahhüdünde) öngörülen yıllık asgari ürün alımı taahhüdüne aykırı davranıldığı iddiasına dayalı cezai şart ve kar mahrumiyeti alacağından kaynaklanmaktadır. Davaya konu uyuşmazlığın çözümünde, cezai şarta ilişkin hükümlerin tartışılıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Cezai şart, borçlunun alacaklıya karşı mevcut bir borcu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi vaad ettiği, hukuki işlem ile belirlenmiş ekonomik değeri olan bir edimdir. Cezai şartın amacı, borçluyu borca uygun davranmaya sevketmektir. Cezai şart, asıl alacağı kuvvetlendirme amacı güder. Bu bakımdan cezai şart, kuvvetlendirilecek asıl borcun mevcut olmasını gerektirir. Asıl borç yoksa cezai şart da söz konusu olamaz. Bu niteliği itibariyle cezai şart asıl borca bağlı fer'i bir borçtur. Asıl borç, mevcut ve geçerli ise, cezai şart da borç doğurur. Asıl borç sona ermiş ya da geçersiz doğmuşsa, cezai şart bağımsız bir borç oluşturamaz. Cezai şart, asıl borcun bağlı olduğu şekle tabidir. Asıl borç bir geçerlilik şekline bağlanmışsa, cezai şartın borç doğurabilmesi aynı şekilde kararlaştırılmış bulunmasına bağlıdır. Ancak, geçerlilik şekline bağlı olan bir sözleşme bu şekle uygun olarak yapılmadığı halde, şekle aykırılığı ileri sürmenin dürüstlük kurallarıyla bağdaşmaması nedeniyle dinlenmediği hallerde, sözleşme geçerli sayıldığından, onun fer'i nitelikte olan cezai şart da geçerli sayılacaktır. Cezai şartın fer'ilik niteliği asıl borca bağlı olduğu sürece devam eder. Başka bir anlatımla cezai şartın fer'iliği, muaccel olduğu ana kadar devam eder. Borçlu borca aykırı davrandığında cezai şart muaccel hale geldiğinden artık fer'i değil, asli (bağımsız) bir alacak niteliğini kazanır. Cezai şart, sağlararası hukuki işlemlerde ve özellikle sonuçlarını hayatta doğuran sözleşmelerde kararlaştırılır. (Bkz.Tunçomağ Kenan; Türk Borçlar Hukuku I. Cilt Genel Hükümler İstanbul 1976 Sh.853 vd., Eren Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 5. Bası, Cilt 2 Sh.l 169-1171; Kılıçoğlu M. Ahmet; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 4. Bası Sh.575-577; Reisoğlu Safa; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 12. Bası Sh. 362.) 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 158. maddesinin başlığı "cezai şart" iken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Ceza Koşulu" başlığı altında üç çeşit ceza koşulu düzenlenmiştir. Bunlar öğretide ortaya atılan kavramlara göre seçimlik ceza koşulu (TBK. maddesi 179/I), ifaya eklenen ceza koşulu (TBK. maddesi 179/II) ve ifayı engelleyen ceza koşulu (dönme cezası) (TBK. maddesi 179/III) dur. Akaryakıt bayilik sözleşmelerinde (veya sözleşme eki taahhütnamelerde) yer alan "yıllık asgari alım taahhüdüne uymama halinde öngörülen ceza koşulu (cezai şart) hükümleri TBK'nun 179/II. (BK. maddesi 158/II) maddesindeki ifaya ekli ceza koşulu (cezai şart) niteliğinde olduğundan burada bu tür ceza koşulu üzerinde durulması gerekmektedir. TBK'nun 179/II. maddesine göre; "ceza borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir." Anılan yasa hükmünden de açıkça anlaşılacağı gibi, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebilecektir. Buna öğretide "taleplerin birleşmesi" veya "toplanması" denmektedir. TBK, "borcun belirlenen zamanda veya yerde ifa edilmemesi" hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, ifaya eklenen ceza koşulu niteliğinde olacağına dair bir karine koymuştur. Bu iki olasılık dışında kalacak eksik ifa hallerinde TBK'nun 179/II. maddesi değil, 179/I. maddesi hükmü uygulanacaktır. Zira Kanun, 179. maddenin ikinci fıkrasında bütün eksik ifa hallerini değil, bunlardan sadece zaman veya yer itibariyle aykırılık teşkil edenlerin ifaya eklenen ceza koşulu olduğunu kabul etmiştir. TBK'nun 179/II. maddesi hükmü emredici yapıda olmayıp düzenleyici nitelikte olduğundan taraflar, yukarıda belirtilen iki hal dışında kalan eksik ifalarla, bütün ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabilirler. (Bkz. Tunçomağ Kenan; age sh. 875 vd.; Eren Fikret age sh. 1173 vd. ; Kılıçoğlu M. Ahmet age sh. 579 vd.; Günay Cevdet İlhan, Cezai Şart Ankara 2002 sh. 83 vd.; Uygur Turgut; Açıklamalı – İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, İkinci Cilt 1990 sh. 740) TBK.'nun 179/II. maddesine göre, iki halde alacaklı, ceza koşulunu isteyemez. Eğer alacaklı, ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse artık bu yönde bir talepte bulunamaz. Diğer yandan alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu isteyemez. Örneğin; beş yıl süreli bir "akaryakıt bayilik sözleşmesinde (veya eki taahhütnamede) bayinin yıllık asgari ürün alımı taahhüdü bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmamış ise tedarikçi (sağlayıcı) firmanın, TBK'nun 179/II. maddesi uyarınca hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayie mal vermeden önce ceza koşulu ile ilgili "çekince" (ihtirazi kayıt) bildirmesi ya da bu konuda bayie noterden bir ihtarname göndermesi gerekir. Çekince için bir şekil şartı getirilmemiştir. Tedarikçi, taahhüde aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yıldaki ilk fatura ve irsaliyeye koyacağı bir açıklama (şerh) ile bu koşulu yerine getirebilir. Bu şekilde bir çekince (ihtirazi kayıt) konulduktan veya ihtar çekildikten sonra tedarikçi (sağlayıcı) firma, mal vermeye (ifaya) devam etse bile önceki yıla ilişkin ceza koşulu alacağını sözleşme zamanaşımı süresi içinde her zaman talep edebilir. Sonraki yıllarda da aynı kural geçerlidir. Tekrarlamak gerekirse, her yıl sonunda bir önceki yıla dair ceza koşulunun istenebilmesi, takip eden yılda henüz ifaya başlanmadan önce çekince (ihtirazi kayıt) bildirilmesi veya ihtar çekilmesine bağlıdır. Bunlar yapılmadan müteakip yılın ifası gerçekleşmişse artık bir önceki yıla ait ceza koşulu istenemez. Çekince konmuş veya ihtar çekilmiş olan yıllarla ilgili ceza koşulunun istenebileceği ise kuşkusuzdur. TBK'nun 179/II. maddesinde öngörülen hüküm, emredici nitelikte olmadığından taraflar, sözleşme serbestisi ilkesi gereğince aralarında farklı bir düzenleme yapabilirler. Örneğin, sözleşmenin feshi halinde hem cezai şart hem de kar mahrumiyeti ödeneceğini kararlaştırabilirler. Ancak sözleşmenin feshi halinde cezai şart ödeneceğinin kararlaştırılmış olduğu hallerde, Yargıtay HGK'nun 20.01.2013 T. 2012/19-670 E. 2013/171 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere, sözleşme süresi içinde çekince konmadan uzun süre ifaya devam edilmesi üzerine borçluda, "ceza koşulu istenmeyeceği" ne dair haklı bir güven oluşmuş ise oluşan bu haklı güven ve dürüstlük ilkesi nedeniyle önceki yıla veya yıllara ait ceza koşullarının talep edilemeyeceğinin kabulü gerekir. Mahkemece somut olay bakımından yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde inceleme ve değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.’’ gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada toplanan delillere göre, yanlar arasındaki sözleşmenin 26.06.2006 tarihli olduğu, ihtarın 2 yıl 2 ay geçtikten sonra 27.08.2008 tarihinde çekildiği, davalıya 2009 yılı da dahil olmak üzere mal verilmeye devam edildiği, bu dönem içersinde ceza koşulunun talep edildiğine yada edileceğine dair bir ihtar gönderilmediği, fatura ve irsaliyelere cezai şart ile ilgili bir ihtirazi kayıt konulmadığı, davacının sözleşme süresi içinde çekince konmadan uzun süre ifaya devam edilmesi nedeniyle borçluda, "ceza koşulu istenmeyeceği" ne dair haklı bir güven oluşturduğu, oluşan bu haklı güven ve dürüstlük ilkesi nedeniyle davacının önceki yıla veya yıllara ait ceza koşullarını talep edemeyeceği, 29.689,87 TL kar mahrumiyeti talep edebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Dava, 26.06.2006 tarihli taahhütnameden kaynaklanan alacak kalemlerine ilişkindir. Taahhütnamenin 1.maddesinde cezai şart 2.maddesinde ise kar mahrumiyetinden söz edilmiş ise de içerdiği yaptırımlar itibari ile 1.madde sözleşmeye genel aykırılıktan cezai şarta 2.madde ise asgari alım taahhüdünün ihlaline ilişkin özel cezai şartı düzenlemektedir.Hukuki nitelendirme hakime ait olup her iki maddenin cezai şarta ilişkin olduğu kabul edilerek somut olayda davalı şirketin başka bir şirketten petrol ürünü aldığı ileri sürülmemiş olmasına ve ayrıca sair bir ihlal vakıası gerçekleştirdiği ispat edilmemiş olmasına göre 2.maddede belirtilen ve hesap yöntemi de açıkça gösterilen cezai şartın istenebileceği gözetilerek daha önceki bozma kararımızda genel çerçevesi belirtilmiş; istikrar kazanmış Dairemiz uygulamaları da gözetilerek davacının sözleşmenin ilk iki yılı içinde herhangi bir ihtirazi kayıt koymaksızın mal teslim etmek suretiyle davalıda haklı bir güven oluşturarak sözleşmeyi fiili durumda devam etme iradesini ortaya koyduğu yine son dönemde de (2019 ) ayrıca bir ihtar çekmeksizin mal teslimine devam ettiği görülerek mevcut delil durumuna göre davanın tamamen reddine karar verilmesi gerekirken davayı nitelendirmede hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin harçların istek halinde temyiz eden taraflara iadesine, 12/09/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 33Kaynağı aç
MADDE 33- (1) Hâkim, Türk hukukunu resen uygular. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Hâkimin Yasaklılığı, Reddi ve Hukuki Sorumluluğu BİRİNCİ AYIRIM Hâkimin Davaya Bakmaktan Yasaklılığı ve Reddi Yasaklılık sebepleri

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 179. maddesinde ceza koşulu düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza öngörülmüşse aksi kararlaştırılmadıkça alacaklı ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. Üçüncü fıkrada ise borçlunun cezayı ifa ederek sözleşmeyi fesih veya dönme suretiyle sona erdirme yetkisi düzenlenmiştir. Yıllık asgari alım taahhütlerine uyulmaması halinde kararlaştırılan cezai şartlar ise TBK m. 179/2 kapsamında ifaya eklenen ceza koşulu niteliğindedir. TBK m. 179/2 düzenleyici yapıda olduğundan taraflar, kanunda belirtilen gecikme ve ifa yeri dışındaki diğer eksik ifa veya ifa etmeme durumlarında da asıl edimle birlikte cezanın talep edilebileceğini kararlaştırabilirler.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2013/14851, K. 2014/1302Kaynağı aç
19. Hukuk Dairesi         2013/14851 E.  ,  2014/1302 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Gaziantep 1. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 02/04/2013 NUMARASI : 2011/587-2013/750 Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince her ne kadar duruşmalı olarak temyiz edilmiş ise de miktar itibariyle bu istemin reddiyle incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – Davacı vekili, taraflar arasında akdedilen akaryakıt bayiliği sözleşmesinin eki olarak davalı tarafça satış taahhütnamesi imzalandığını, satış taahhütnamesinde yıllık 800 m³ beyaz ürün satılmadığı takdirde cezai şart ödemeyi davalının taahhüt ettiğini ancak davalının süresinden önce sözleşmeyi haksız olarak feshettiğini iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL'nin faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevabında, tek taraflı cezai şartın hukuken geçerli olmadığını, tarafları bağlamayacağını, satışın az olmasında müvekkilinin kusurunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre davalının bayilik sözleşmesinin akit tarihinden itibaren piyasa satışı olarak 800 m³ beyaz ürün satmayı, satış taahhüdünden eksik satılan beher m³ beyaz ürün için maruz kalınan kâr kaybı tutarını cezai şart olarak ödeyeceğini belirttiği 30.08.2012 tarihinde sona ereceği belirtilen sözleşmenin davalının çektiği ihtarname ile 26.05.2011 tarihinde feshedildiği, davacı şirketin 333.457,88 TL gelir kaybı olduğu, sözleşmede kararlaştırılan cezai şart borçlunun iktisaden mahfına neden olacak derecede ağır ve yüksek ise tamamen veya kısmen iptal edilmesi gerektiği, somut olaydaki cezai şartın davalının özgürlüğünü ortadan kaldıran nitelikte olduğu, hesaplanan cezai şartın davalının ekonomik geleceğini tehlikeye düşürecek boyutta olduğu, cezai şartın fahiş olduğu, yine davacı şirket tarafından fesih tarihine kadar cezai şartın hiç talep edilmediği, üst üste 2 yıl taahhüt edilen miktarda satış yapılmadığı takdirde davacı şirket tarafından bayilik sözleşmesinin herhangi bir ihtar ve ihbara gerek kalmaksızın ve hiçbir bedel ödemeden tek taraflı fesih edilebileceğinin düzenlenmesine rağmen davacının fesih hakkını kullanmadığı, davalının kotaya 2007-2008-2009-2010-2011 yıllarında hiçbir zaman ulaşamamasına karşın fesih hakkını davacının kullanmadığı, bu durumda zımnen protokolü devre dışı bıraktığı kabul edilerek davacı şirketin davalıdan cezai şart talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, akaryakıt bayilik sözleşmesinin eki taahhütnamede öngörülen yıllık asgari ürün alımı taahhüdüne aykırı davranıldığı iddiasına dayalı cezai şart alacağından kaynaklanmaktadır. Davaya konu uyuşmazlığın çözümünde, cezai şarta ilişkin hükümlerin tartışılıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Cezai şart, borçlunun alacaklıya karşı mevcut bir borcu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi vaad ettiği, hukuki işlem ile belirlenmiş ekonomik değeri olan bir edimdir. Cezai şartın amacı, borçluyu borca uygun davranmaya sevk etmektir. Cezai şart, asıl alacağı kuvvetlendirme amacı güder. Bu bakımdan cezai şart, kuvvetlendirilecek asıl borcun mevcut olmasını gerektirir. Asıl borç yoksa cezai şart da sözkonusu olamaz. Bu niteliği itibariyle cezai şart asıl borca bağlı fer'i bir borçtur. Asıl borç, mevcut ve geçerli ise, cezai şart da borç doğurur. Asıl borç sona ermiş ya da geçersiz doğmuşsa, cezai şart bağımsız bir borç oluşturamaz. Cezai şart, asıl borcun bağlı olduğu şekle tabidir. Asıl borç bir geçerlilik şekline bağlanmışsa, cezai şartın borç doğurabilmesi aynı şekilde kararlaştırılmış bulunmasına bağlıdır. Ancak, geçerlilik şekline bağlı olan bir sözleşme bu şekle uygun olarak yapılmadığı halde, şekle aykırılık ileri sürmenin dürüstlük kurallarıyla bağdaşmaması nedeniyle dinlenmediği hallerde, sözleşme geçerli sayıldığından onun fer'i nitelikte olan cezai şart da geçerli sayılacaktır. Cezai şartın fer'ilik niteliği asıl borca bağlı olduğu sürece devam eder. Başka bir anlatımla cezai şartın fer'iliği, muaccel olduğu ana kadar devam eder. Borçlu borca aykırı davrandığında cezai şart muaccel hale geldiğinden artık fer'i değil, aslı ( bağımsız) bir alacak niteliğini kazanır. Cezai şart, sağlaması hukuki işlemlerde ve özellikle sonuçlarını hayatta doğuran sözleşmelerde kararlaştırılır. (Bkz. Tunçamağ Kenan; Türk Borçlar Hukuku 1. Cilt Genel Hükümler İstanbul 1976 Sh. 853 vd. Eren Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 5. Bası Cilt 2, Sh. 1169-1171; Kılıçoğlu M. Ahmet; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 4. Bası Sh. 575-577; Reisoğlu Safa; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 12. Bası Sh. 362) 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 158. maddesinin başlığı "cezai şart" iken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun “Ceza Koşulu” başlığı altında üç çeşit ceza koşulu düzenlenmiştir. Bunlar öğretide ortaya atılan kavramlara göre seçimlik ceza koşulu (TBK md. 179/I) ifaya eklenen ceza koşulu (TBK md. 179/II) ve ifayı engelleyen ceza koşulu (dönme cezası) (TBK md. 179/III) dur. Akaryakıt bayilik sözleşmelerinde (veya sözleşme eki taahhütnamelerde) yer alan “yıllık asgari alım taahhüdü"ne uymama halinde öngörülen ceza koşulu (cezai şart) hükümleri TBK'nun 179/II. (BK. md. 158/II) maddesindeki ifaya ekli ceza koşulu (cezai şart) niteliğinde olduğundan burada bu tür ceza koşulu üzerinde durulması gerekmektedir. TBK'nun 179/II maddesine göre; “ceza borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.” Anılan yasa hükmünden de açıkça anlaşılacağı gibi, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hemde cezayı talep edebilecektir. TBK, “ borcun belirlenen zamanda veya yerde ifa edilmemesi” hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, ifaya eklenen ceza koşulu niteliğinde olacağına dair bir karine koymuştur. Bu iki olasılık dışında kalacak eksik ifa hallerinde TBK'nun 179/II. maddesi değil, 179/I maddesi hükmü uygulanacaktır. Zira, Kanun, 179. maddenin ikinci fıkrasında bütün eksik ifa hallerini değil, bunlardan sadece zaman veya yer itibariyle aykırılık teşkil edenlerin ifaya eklenen ceza koşulu olduğunu kabul etmiştir. TBK'nun 179/II md. hükmü emredici yapıda olmayıp düzenleyici nitelikte olduğundan taraflar, yukarıda belirtilen iki hal dışında kalan eksik ifalarla, bütün ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabilirler. (Bkz.Tunçamağ Kenan; age sh. 875 vd.; E. F. age sh. 1173 vd.; Kılıçoğlu M. A. age sh. 579 vd.; Günay Cevdet İlhan, Cezai şart Ankara 2002 Sh. 83 vd.; Uygur Turgut; Açıklamalı – İctihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, ikinci Cilt 1990 sh. 740) Örneğin; beş yıl süreli bir “akaryakıt bayilik sözleşmesinin eki taahhütnamede bayinin yıllık asgari ürün alımı taahhüdü bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmamış ise tedarikçi ( sağlayıcı ) firmanın, TBK'nun 179/II. md. uyarınca hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce ceza koşulu ile ilgili “çekince” (ihtirazi kayıt) bildirmesi ya da bu konuda bayiye noterden bir ihtarname göndermesi gerekir. Çekince için bir şekil şartı getirilmemiştir. Tedarikçi, taahhüde aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yıldaki ilk fatura ve irsaliyeye koyacağı bir açıklama (şerh) ile koşulu yerine getirebilir. Bu şekilde bir çekince (ihtirazi kayıt konulduktan sonra veya ihtar çekildikten sonra tedarikçi (sağlayıcı) firma, mal vermeye (ifaya) devam etse bile önceki yıla ilişkin ceza koşulu alacağını sözleşme zamanaşımı süresi içinde her zaman talep edebilir. Sonraki yıllarda da aynı kural geçerlidir. Tekrarlamak gerekirse, her yıl sonunda bir önceki yıla dair ceza koşulunun istenebilmesi, takip eden yılda henüz ifaya başlanmadan önce çekince (ihtirazi kayıt) bildirmesi veya ihtar çekilmesine bağlıdır. Bunlar yapılmadan müteakip yılın ifası gerçekleşmişse artık bir önceki yıla ait ceza koşulu istenemez. Çekince konmuş veya ihtar çekilmiş olan yıllarla ilgili ceza koşulunun istenebileceği ise kuşkusuzdur. Bu açıklamalar çerçevesinde somut olayın değerlendirilmesine gelince; davacı sözleşme eki taahhütnamede öngörülen asgari alım taahhüdüne uyulmadığı halde sonraki yıllar bakımından herhangi bir ihtar çekmeden ve ihtirazı kayıt koymadan ifaya devam etmiş olduğundan önceki yıllara ilişkin cezai şartı talep edemez. Bu durum karşısında ancak son yıla ait cezai şart isteyebileceğinin kabulü gerekir. Öte yandan mahkemece cezai şartın davalının ekonomik yönden yıkımına neden olabileceği gerekçesi ile taahhütnamedeki cezai şart hükmünün geçersiz olduğu yolundaki gerekçesinde de isabet görülmemiştir. Zira, taraflar tacir olup, sözleşme imzalanırken basiretli davranıp, sözleşmede öngörülen edimlerin sonuçlarını düşünmek zorundadırlar. Sözleşme, tarafların adeta anayasası hükmündedir. Ahde vefa ilkesi gereğince taraflar sözleşme hükümlerine uymakla yükümlüdürler. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nun 24. maddesi uyarınca kural olarak tacir olan borçlu, cezai şartın fahiş olduğu gerekçesi ile indirim yapılmasını isteyemez. Ancak, kararlaştırılan cezai şartın borçlunun ekonomik yönden yıkımına neden olacak derecede fahiş olduğunun saptandığı hallerde cezai şarttan indirim yapılacağı Yargıtay'ca kabul edilmektedir. Ne var ki, böyle bir indirime gidilebilmesi için borçlunun ekonomik durumunun uzman bir bilirkişiye incelettirilerek yukarıda belirtilen indirim koşullarının somut olay bakımından oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Mahkemece açıklanan hususlar üzerinde durulmadan ve bu yönlerde araştırma ve inceleme yapılmadan eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 16.01.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 179Kaynağı aç
MADDE 179- Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir. Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır. 2. Ceza ile zarar arasındaki ilişki
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2015/9429, K. 2016/2276Kaynağı aç
19. Hukuk Dairesi         2015/9429 E.  ,  2016/2276 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hüküm süresi içinde davacı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmiş ise de bu istemin miktar itibariyle reddiyle incelemenin evrak üzerinden yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü – K A R A R – Davacı vekili, müvekkili ile davalı şirket arasında 20.09.2004 tarihli akaryakıt istasyonu işletme sözleşmesi ve aynı tarihli protokol akdedildiğini, davalı bayinin protokolün 3. maddesi gereğince müvekkili şirketten her yıl sözleşmede belirtilen tonajda madeni yağ ve akaryakıt almayı ve tonaj ihlali yapılması durumunda cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, protokolün 4/b bendi gereği sözleşmede kefil bulunan diğer davalıların da akaryakıt tonaj ihlalinden dolayı müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, davalı bayinin 20.09.2009-18.09.2010 dönemindeki akaryakıt tonaj ihlalinde bulunduğunu müvekkili şirketin 39.818 USD cezai şart alacağının doğduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 USD cezai şart alacağının dava tarihinden işleyecek faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, sözleşmenin 18.09.2010 tarihinde sona erdiğini, sözleşme süresi içinde müvekkili bayinin elinde olmayan sebeplerle senelik satış taahhüdünü yerine getiremediğini, ancak buna rağmen davacının bu duruma sessiz kaldığını, cezai şartın fahiş olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporları doğrultusunda, davalı bayinin gerek dava konusu dönemde gerekse önceki dönemlerde senelik satış taahhüdünü ihlal ettiği, davacı tarafça cezai şart alacağı saklı tutulmadan ifaların kabul edildiği, dolayısıyla cezai şart talep edilmeyeceği konusunda haklı bir güven oluştuğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, akaryakıt bayilik sözleşmesi ve eki asgari alım taahhüdünde öngörülen yıllık asgari ürün alımı taahhüdüne aykırı davranıldığı iddiasına dayalı cezai şart alacağından kaynaklanmaktadır. Davaya konu uyuşmazlığın çözümünde, cezai şarta ilişkin hükümlerin tartışılıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Cezai şart, borçlunun alacaklıya karşı mevcut bir borcu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi vaat ettiği, hukuki işlem ile belirlenmiş ekonomik değeri olan bir edimdir. Cezai şartın amacı, borçluyu borca uygun davranmaya sevk etmektir. Cezai şart, asıl alacağı kuvvetlendirme amacı güder. Bu bakımdan cezai şart, kuvvetlendirilecek asıl borcun mevcut olmasını gerektirir. Asıl borç yoksa cezai şart da söz konusu olamaz. Bu niteliği itibariyle cezai şart asıl borca bağlı fer'i bir borçtur. Asıl borç, mevcut ve geçerli ise, cezai şart da borç doğurur. Asıl borç sona ermiş ya da geçersiz doğmuşsa, cezai şart bağımsız bir borç oluşturamaz. Cezai şart, asıl borcun bağlı olduğu şekle tabidir. Asıl borç bir geçerlilik şekline bağlanmışsa, cezai şartın borç doğurabilmesi aynı şekilde kararlaştırılmış bulunmasına bağlıdır. Ancak, geçerlilik şekline bağlı olan bir sözleşme bu şekle uygun olarak yapılmadığı halde, şekle aykırılığı ileri sürmenin dürüstlük kurallarıyla bağdaşmaması nedeniyle dinlenmediği hallerde, sözleşme geçerli sayıldığından, onun fer’i niteliğinde olan cezai şart da geçerli sayılacaktır. Cezai şartın fer’ilik niteliği asıl borca bağlı olduğu sürece devam eder. Başka bir anlatımla cezai şartın fer’iliği, muaccel olduğu ana kadar devam eder. Borçlu, borca aykırı davrandığında cezai şart muaccel hale geldiğinden artık fer’i değil, asli (bağımsız) bir alacak niteliğini kazanır. Cezai şart, sağlararası hukuki işlemlerde ve özellikle sonuçlarını hayatta doğuran sözleşmelerde kararlaştırılır. (Bkz.Tunçomağ Kenan; Türk Borçlar Hukuku I.Cilt Genel Hükümler İstanbul 1976 Sh.853 vd., Eren Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 5.Bası, Cilt 2 Sh.1169-1171; Kılıçoğlu M.Ahmet; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 4.Bası Sh.575-577; Reisoğlu Safa; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 12. Bası Sh. 362.) 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 158. maddesinin başlığı “cezai şart” iken 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun “Ceza Koşulu” başlığı altında üç çeşit ceza koşulu düzenlenmiştir. Bunlar öğretide ortaya atılan kavramlara göre seçimlik ceza koşulu (TBK. md. 179/I), ifaya eklenen ceza koşulu (TBK md. 179/II) ve ifayı engelleyen ceza koşulu (dönme cezası) (TBK md. 179/III) dur. Akaryakıt bayilik sözleşmelerinde (veya sözleşme eki taahhütnamelerde) yer alan “yıllık asgari alım taahhüdü”ne uymama halinde öngörülen ceza koşulu (cezai şart) hükümleri TBK'nun 179/II. (BK. md. 158/II) maddesindeki ifaya ekli ceza koşulu (cezai şart) niteliğinde olduğundan burada bu tür ceza koşulu üzerinde durulması gerekmektedir. TBK'nun 179/II maddesine göre; “ceza borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.” Anılan yasa hükmünden de açıkça anlaşılacağı gibi, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebilecektir. Buna öğretide “taleplerin birleşmesi” veya “toplanması” denmektedir. TBK, “borcun belirlenen zamanda veya yerde ifa edilmemesi” hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, ifaya eklenen ceza koşulu niteliğinde olacağına dair bir karine koymuştur. Bu iki olasılık dışında kalacak eksik ifa hallerinde TBK'nun 179/II. md. değil, 179/I. md. hükmü uygulanacaktır. Zira, Kanun, 179. maddenin ikinci fıkrasında bütün eksik ifa hallerini değil, bunlardan sadece zaman veya yer itibariyle aykırılık teşkil edenlerin ifaya eklenen ceza koşulu olduğunu kabul etmiştir. TBK'nun 179/II. md. hükmü emredici yapıda olmayıp düzenleyici nitelikte olduğundan taraflar, yukarıda belirtilen iki hal dışında kalan eksik ifalarla, bütün ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabilirler. (Bkz. Tunçomağ Kenan; age sh. 875 vd.; Eren Fikret age sh. 1173 vd. ; Kılıçoğlu M. Ahmet age sh. 579 vd.; Günay Cevdet İlhan, Cezai Şart Ankara 2002 sh. 83 vd.; Uygur Turgut; Açıklamalı – İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, İkinci Cilt 1990 sh. 740) TBK.'nun 179/II. maddesine göre, iki halde alacaklı, ceza koşulunu isteyemez. Eğer alacaklı, ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse artık bu yönde bir talepte bulunamaz. Diğer yandan alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu isteyemez. Örneğin; beş yıl süreli bir “akaryakıt bayilik sözleşmesinde (veya eki taahhütnamede) bayinin yıllık asgari ürün alımı taahhüdü bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmamış ise tedarikçi (sağlayıcı) firmanın, TBK'nun 179/II. md. uyarınca hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce ceza koşulu ile ilgili “çekince” (ihtirazi kayıt) bildirmesi ya da bu konuda bayiye noterden bir ihtarname göndermesi gerekir. Çekince için bir şekil şartı getirilmemiştir. Tedarikçi, taahhüde aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yıldaki ilk fatura ve irsaliyeye koyacağı bir açıklama (şerh) ile bu koşulu yerine getirebilir. Bu şekilde bir çekince (ihtirazi kayıt) konulduktan veya ihtar çekildikten sonra tedarikçi (sağlayıcı) firma, mal vermeye (ifaya) devam etse bile önceki yıla ilişkin ceza koşulu alacağını sözleşme zamanaşımı süresi içinde her zaman talep edebilir. Sonraki yıllarda da aynı kural geçerlidir. Tekrarlamak gerekirse, her yıl sonunda bir önceki yıla dair ceza koşulunun istenebilmesi, takip eden yılda henüz ifaya başlanmadan önce çekince (ihtirazi kayıt) bildirilmesi veya ihtar çekilmesine bağlıdır. Bunlar yapılmadan müteakip yılın ifası gerçekleşmişse artık bir önceki yıla ait ceza koşulu istenemez. Çekince konmuş veya ihtar çekilmiş olan yıllarla ilgili ceza koşulunun istenebileceği ise kuşkusuzdur. Yerel mahkemenin bu hususlara değinen gerekçesinde isabetsizlik yoksa da somut olay bakımından delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülmüştür. Zira, yukarıda açıklanan ve yerel mahkemece de benimsenen gerekçelerle somut olayda önceki yıllara ait cezai şart istenemez ise de, son yıla ilişkin cezai şart talebinin kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA,peşin harcın istek halinde iadesine, 15.02.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2013/12441, K. 2013/19654Kaynağı aç
19. Hukuk Dairesi         2013/12441 E.  ,  2013/19654 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı şirketin yetkili temsilcisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – Davacı vekili, dava dışı … Petrol Ürünleri Tic. A.Ş ile davalı arasında 06.10.2005 tarihli protokol ve 21.11.2005 tarihli bayilik sözleşmesi imzalandığını, daha sonra dava dışı … Petrol Ürünleri Tic Aş'nin iç bünyede bölünmesi ile sözleşmedeki tüm hak ve yükümlülüklerin müvekkiline devredildiğini, ticari ilişkinin devir sonrasında müvekkil şirket ile davalı arasında devam ettiğini, sözleşmenin devam ettiği 2006-2007-2008-2009 yıllarında davalının protokol hükümlerine göre 3.970 m3 eksik alım yaptığını, protokolde eksik beher m3 için 30 USD cezai şart öngörüldüğünü belirterek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak koşulu ile 25.000 USD cezai şartın dava tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi kapsamında faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket temsilcisi, her ne kadar bayilik sözleşmesi 21.11.2005 tarihinde imzalanmış ise de davacının şart koştuğu imalat ve tadilatın 30.01.2007 günü tamamlanabildiğini ve ticari münasebetin 2006 tarihinde başlayabildiğini, ilk 4 yıla ait talebin zamanaşımına uğradığını, talebin MK 2.maddeye aykırı olduğunu, davacının müvekkilini haklarından mahrum bırakmak için intifa hakkını terkin ettirmediğini, 19.09.2010 gününden itibaren başlamak üzere eski şartlarla yeni bir sözleşme teklif ettiğini ve kabul edilmemesi üzerine bu davayı açtığını, 4054 sayılı yasanın verdiği hakkı kullanarak sözleşmeyi feshettiklerini ve 5015 sayılı yasanın verdiği yetki uyarınca … AŞ ile acentelik sözleşmesi imzaladıklarını, LPG satışının da akaryakıt satışı kapsamında sayılması gerektiğini, bazı bayilere daha yüksek karlar verildiğini ve kendilerine bu olanağın tanınmadığını, davalı şirketin kusurunun olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın açıldığı tarih itibari ile sözleşmeden kaynaklanan alacak için 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmadığından zamanaşımı itirazının reddine ve protokolün 9. maddesinde kurşunsuz benzin, süper benzin, Euro dizel ve motorin olmak üzere toplam yıllık 1.500 m3 alım yapılacağı ve satılacağı, taahhüdün yerine getirilememesi halinde yerine getirilemeyen beher m3 için 30 USD cezai şart ödeneceği, 13. maddede ise protokol veya anlaşmadan doğan bir hakkın … tarafından zamanında ileri sürülmemesinin o haktan feragat anlamına gelmeyeceği, bu durumun bayiye kazanılmış hak sağlamayacağı yönünde hüküm bulunduğu, davalının protokolde tanımlanan alış ve satış yükümlülüğünü yerine getirmediği, protokolde sadece akaryakıt belirtilerek tek tek sayıldığından LPG nin de hesaplamaya dahil edilmesi talebinin yerinde olmadığı, yanlar arasındaki sözleşme imzalandıktan sonra Rekabet Kurulu'nun 2002/2 sayılı tebliği gereğince muafiyetin 23.09.2010 tarihinde sona erdiği, yeni bir anlaşma da yapılmadığından sözleşmenin de sona erdiğinin kabulü gerektiği, davacının davalının taahhüdünü yerine getirmemesi üzerine anlaşmanın kendine verdiği hakkı kullandığı, Rekabet Kurulu'nun kararıyla sözleşme son bulduktan sonra hakkın kullanılmasının kötüniyet olarak algılanamayacağı, kaldı ki protokolün 13. maddesinde hakkın kullanılmamasının ondan feragati getirmeyeceği hususu dikkate alındığında hakkın süresinde ve iyiniyetle kullanıldığı, davalının kendisine yüklenen edimleri süresinde yerine getirmediğinden protokol gereği öngörülen yaptırıma katlanmak zorunda olduğu, talep edilen miktarın halen başka bir firmanın akaryakıtını satan davalı açısından iktisadi mahva neden olmayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı şirket temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, akaryakıt bayilik sözleşmesi ve eki asgari alım taahhüdünde öngörülen yıllık asgari ürün alımı taahhüdüne aykırı davranıldığı iddiasına dayalı cezai şart alacağından kaynaklanmaktadır. Davaya konu uyuşmazlığın çözümünde, cezai şarta ilişkin hükümlerin tartışılıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Cezai şart, borçlunun alacaklıya karşı mevcut bir borcu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi vaad ettiği, hukuki işlem ile belirlenmiş ekonomik değeri olan bir edimdir. Cezai şartın amacı, borçluyu borca uygun davranmaya sevketmektir. Cezai şart, asıl alacağı kuvvetlendirme amacı güder. Bu bakımdan cezai şart, kuvvetlendirilecek asıl borcun mevcut olmasını gerektirir. Asıl borç yoksa cezai şart da söz konusu olamaz. Bu niteliği itibariyle cezai şart asıl borca bağlı fer'i bir borçtur. Asıl borç, mevcut ve geçerli ise, cezai şart da borç doğurur. Asıl borç sona ermiş ya da geçersiz doğmuşsa, cezai şart bağımsız bir borç oluşturamaz. Cezai şart, asıl borcun bağlı olduğu şekle tabidir. Asıl borç bir geçerlilik şekline bağlanmışsa, cezai şartın borç doğurabilmesi aynı şekilde kararlaştırılmış bulunmasına bağlıdır. Ancak, geçerlilik şekline bağlı olan bir sözleşme bu şekle uygun olarak yapılmadığı halde, şekle aykırılığı ileri sürmenin dürüstlük kurallarıyla bağdaşmaması nedeniyle dinlenmediği hallerde, sözleşme geçerli sayıldığından, onun fer’i nitelikte olan cezai şart da geçerli sayılacaktır. Cezai şartın fer’ilik niteliği asıl borca bağlı olduğu sürece devam eder. Başka bir anlatımla cezai şartın fer’iliği, muaccel olduğu ana kadar devam eder. Borçlu borca aykırı davrandığında cezai şart muaccel hale geldiğinden artık fer’i değil, asli (bağımsız) bir alacak niteliğini kazanır. Cezai şart, sağlararası hukuki işlemlerde ve özellikle sonuçlarını hayatta doğuran sözleşmelerde kararlaştırılır. (Bkz.Tunçomağ Kenan; Türk Borçlar Hukuku I.Cilt Genel Hükümler … 1976 Sh.853 vd., Eren Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 5.Bası, Cilt 2 Sh.1169-1171; Kılıçoğlu M.Ahmet; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 4.Bası Sh.575-577; Reisoğlu Safa; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 12. Bası Sh. 362.) 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 158. maddesinin başlığı “cezai şart” iken 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun “Ceza Koşulu” başlığı altında üç çeşit ceza koşulu düzenlenmiştir. Bunlar öğretide ortaya atılan kavramlara göre seçimlik ceza koşulu (TBK. md. 179/I), ifaya eklenen ceza koşulu (TBK md. 179/II) ve ifayı engelleyen ceza koşulu (dönme cezası) (TBK md. 179/III) dur. Akaryakıt bayilik sözleşmelerinde (veya sözleşme eki taahhütnamelerde) yer alan “yıllık asgari alım taahhüdü”ne uymama halinde öngörülen ceza koşulu (cezai şart) hükümleri TBK'nun 179/II. (BK. md. 158/II) maddesindeki ifaya ekli ceza koşulu (cezai şart) niteliğinde olduğundan burada bu tür ceza koşulu üzerinde durulması gerekmektedir. TBK'nun 179/II maddesine göre; “ceza borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkca feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.” Anılan yasa hükmünden de açıkça anlaşılacağı gibi, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebilecektir. Buna öğretide “taleplerin birleşmesi” veya “toplanması” denmektedir. TBK, “borcun belirlenen zamanda veya yerde ifa edilmemesi” hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, ifaya eklenen ceza koşulu niteliğinde olacağına dair bir karine koymuştur. Bu iki olasılık dışında kalacak eksik ifa hallerinde TBK'nun 179/II. md. değil, 179/I. md. hükmü uygulanacaktır. Zira, Kanun, 179. maddenin ikinci fıkrasında bütün eksik ifa hallerini değil, bunlardan sadece zaman veya yer itibariyle aykırılık teşkil edenlerin ifaya eklenen ceza koşulu olduğunu kabul etmiştir. TBK'nun 179/II. md. hükmü emredici yapıda olmayıp düzenleyici nitelikte olduğundan taraflar, yukarıda belirtilen iki hal dışında kalan eksik ifalarla, bütün ifa etmeme hallerinde de ifa ile birlikte cezai şartın istenebileceğini kararlaştırabilirler. (Bkz. Tunçomağ Kenan; age sh. 875 vd.; Eren Fikret age sh. 1173 vd. ; Kılıçoğlu M. Ahmet age sh. 579 vd.; Günay Cevdet İlhan, Cezai Şart … 2002 sh. 83 vd.; Uygur Turgut; Açıklamalı – İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, İkinci Cilt 1990 sh. 740) TBK.'nun 179/II. maddesine göre, iki halde alacaklı, ceza koşulunu isteyemez. Eğer alacaklı, ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse artık bu yönde bir talepte bulunamaz. Diğer yandan alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu isteyemez. Örneğin; beş yıl süreli bir “akaryakıt bayilik sözleşmesinde (veya eki taahhütnamede) bayinin yıllık asgari ürün alımı taahhüdü bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmamış ise tedarikçi (sağlayıcı) firmanın, TBK'nun 179/II. md. uyarınca hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayie mal vermeden önce ceza koşulu ile ilgili “çekince” (ihtirazi kayıt) bildirmesi ya da bu konuda bayie noterden bir ihtarname göndermesi gerekir. Çekince için bir şekil şartı getirilmemiştir. Tedarikçi, taahhüde aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yıldaki ilk fatura ve irsaliyeye koyacağı bir açıklama (şerh) ile bu koşulu yerine getirebilir. Bu şekilde bir çekince (ihtirazi kayıt) konulduktan veya ihtar çekildikten sonra tedarikçi (sağlayıcı) firma, mal vermeye (ifaya) devam etse bile önceki yıla ilişkin ceza koşulu alacağını sözleşme zamanaşımı süresi içinde her zaman talep edebilir. Sonraki yıllarda da aynı kural geçerlidir. Tekrarlamak gerekirse, her yıl sonunda bir önceki yıla dair ceza koşulunun istenebilmesi, takip eden yılda henüz ifaya başlanmadan önce çekince (ihtirazi kayıt) bildirilmesi veya ihtar çekilmesine bağlıdır. Bunlar yapılmadan müteakip yılın ifası gerçekleşmişse artık bir önceki yıla ait ceza koşulu istenemez. Çekince konmuş veya ihtar çekilmiş olan yıllarla ilgili ceza koşulunun istenebileceği ise kuşkusuzdur. TBK’nun 179/II. Maddesinde öngörülen hüküm, emredici nitelikte olmadığından taraflar, sözleşme serbestisi ilkesi gereğince aralarında farklı bir düzenleme yapabilirler. Örneğin, sözleşmenin feshi halinde hem cezai şart hem de kar mahrumiyeti ödeneceğini kararlaştırabilirler. Ancak sözleşmenin feshi halinde cezai şart ödeneceğinin kararlaştırılmış olduğu hallerde, Yargıtay HGK'nun 20.01.2013 T. 2012/19-670 E. 2013/171 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere, sözleşme süresi içinde çekince konmadan uzun süre ifaya devam edilmesi üzerine borçluda, “ceza koşulu istenmeyeceği” ne dair haklı bir güven oluşmuş ise oluşan bu haklı güven ve dürüstlük ilkesi nedeniyle önceki yıla veya yıllara ait ceza koşullarının talep edilemeyeceğinin kabulü gerekir. Mahkemece somut olay bakımından yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde inceleme ve değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 10.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Cezai şart asıl borca bağlı fer'i bir hak olup bu nitelik borcun muaccel olduğu ana kadar devam eder; borca aykırı davranıldığı anda cezai şart muaccel hale gelerek asli ve bağımsız bir alacak niteliği kazanır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 22. maddesi ve 6762 sayılı mülga TTK m. 24 uyarınca tacir sıfatını haiz borçlu, fahiş olduğu iddiasıyla cezai şartın indirilmesini talep edemez. Ancak Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 16.01.2014 tarihli ve E. 2013/14851, K. 2014/1302 sayılı kararında da belirtildiği üzere, kararlaştırılan cezanın borçlunun ekonomik yönden yıkımına neden olacak derecede fahiş olduğunun bilirkişi incelemesiyle belirlendiği hallerde bu kuralın istisnası olarak indirim uygulanabilmektedir.

6762 sayılı TÜRK TİCARET KANUNUNUN YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILAN HÜKÜMLERİ m. 24Kaynağı aç
Madde 24 – Tacir sıfatını haiz bir borçlu,Borçlar Kanununun 104 üncü maddesinin 2 nci fıkrasiyle 161 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında ve 409 uncu maddesinde yazılı hallerde,fahiş olduğu iddiasiyle bir ücret veya cezanın indirilmesini mahkemeden istiyemez. 5. Ticari satış ve trampa:
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 22Kaynağı aç
MADDE 22- (1) Tacir sıfatını haiz borçlu, Türk Borçlar Kanununun 121 inci maddesinin ikinci fıkrasıyla 182 nci maddesinin üçüncü fıkrasında ve 525 inci maddesinde yazılı hâllerde, aşırı ücret veya ceza kararlaştırılmış olduğu iddiasıyla ücret veya sözleşme cezasının indirilmesini mahkemeden isteyemez. 5. Ticari satış ve mal değişimi

Çekincesiz Mal Teslimi ve İhtirazi Kayıt Bildirimi

Türk Borçlar Kanunu m. 179/2 uyarınca alacaklı, ceza koşulundan açıkça vazgeçmişse veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş yahut edimlerini ifaya devam etmişse ceza koşulunu talep edemez. Takip eden yılda önceki döneme ait ifaya ekli ceza koşulunun talep edilebilmesi için yeni dönemde ifaya başlanmadan önce çekince bildirilmesi veya noterden ihtarname gönderilmesi gerekir. İhtirazi kayıt bildirimi özel bir şekle bağlı olmayıp, taahhüde aykırı davranılan yılı takip eden yeni dönemdeki ilk fatura ve irsaliyeye şerh düşülerek de yerine getirilebilir. Çekince bildirildikten veya ihtar yapıldıktan sonra mal teslimine devam edilse dahi ceza koşulu zamanaşımı süresi içinde istenebilir; ancak çekince konulmadan sonraki yılın ifasına geçilmişse önceki yıla ait ceza koşulu talep hakkı düşer.

Önceki dönemlerde çekince konulmaksızın mal teslimine devam edilmesi durumunda Yargıtay kararlarında farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Ağırlıklı yaklaşımda, dönem bitiminde ihtirazi kayıt konulmaksızın veya ihtar yapılmaksızın ifaya devam edilmesi halinde önceki dönemlerin cezai şartından zımnen vazgeçildiği, ancak borçluya dönem içinde ihtar çekilmiş olması halinde son yıla ilişkin asgari alım taahhüdü cezai şartının bilirkişiye hesaplatılarak istenebileceği kabul edilmektedir.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2014/3953, K. 2014/7865Kaynağı aç
19. Hukuk Dairesi         2014/3953 E.  ,  2014/7865 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 28/12/2012 NUMARASI : 2010/709-2012/330 Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında düzenlenen 03.12.2004 tarihli bayilik sözleşmesi uyarınca davalının asgari alım taahhüdünü ihlal ettiğini, sözleşmenin 9/b maddesi uyarınca müvekkilinin cezai şart alacağı ve kâr mahrumiyeti alacağı doğduğunu belirterek fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL cezai şart alacağının reeskont faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili, 25.04.2012 havale tarihli dilekçesiyle davanın müddeabih değerini 4.365,86 TL artırarak toplam 14.365,86 TL'ye hükmedilmesini istemiştir. Davalı vekili, davacının iddialarının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir. Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davalının 2004-2010 yıllarına ilişkin sözleşmede öngörülen miktardan daha düşük miktarda eksik alım yaptığı, davalının sözleşmenin 9/b maddesi uyarınca cezai şart talep hakkının doğduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz etmiştir. 1) Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan öteki temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2) Dönemsel ifayı içeren asgari alım taahhütlü sözleşmelerde dönem bitimini müteakip ihtirazi kayıt konulmaksızın ya da ihtar yapılmadan mal verilmeye devam edilmesi önceki döneme ilişkin cezai şart talebinden zımnen vazgeçildiği anlamına gelir. Ancak, davacı yan sözleşmenin bitiminden önce davalı yana 11.08.2010 tarihli ihtarnamesi ekinde 10.08.2010 tarihli cezai şart faturasını göndererek ödenmesini istemiştir. Bu durumda mahkemece davacı tarafça sadece son yıla ilişkin asgari alım taahhüdünden doğan cezai şart alacağının istenebileceği ve davalının bu miktardan sorumlu olacağı gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme sonucu önceki dönemleri de kapsayacak şekilde alacağa hükmedilmesi doğru olmayıp hükmün bozulmasını gerektirmiştir. SONUÇ:Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin öteki temyiz itirazlarının reddine; (2) nolu bentte belirtilen sebeplerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 24.04.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2014/19206, K. 2015/15395Kaynağı aç
19. Hukuk Dairesi         2014/19206 E.  ,  2015/15395 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi ve davacı vekilinin temyize cevapla birlikte duruşma talep etmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek.Av. … gelmiş, diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan, onun yokluğunda duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -KARAR- Dava, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin eki taahhütnamede kararlaştırılan alım taahhüdünün yerine getirilmemesi nedeniyle tahakkuk eden cezai şartın tahsili istemine ilişkindir. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre; davalının sözleşmede kararlaştırılan alım taahhüdünü yerine getirmediği ve eksik alım yaptığı, taraflar arasındaki sözleşmenin Rekabet Kurulu kararları nedeniyle 18.09.2010 tarihi itibariyle feshedilmiş olduğu, davacının 05.04.2004 (sözleşmenin başlangıç tarihi) ile 18.09.2010 (sözleşmenin bitim tarihi) arasındaki dönemde eksik mal alımı sebebiyle sözleşmenin 26. maddesi gereğince cezai şart talep edebileceği, talep edilen cezai şartın davalının mahvına neden olmayacağı gerekçeleriyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, akaryakıt bayilik sözleşmesinin eki taahhütnamede öngörülen yıllık asgari ürün alımı taahhüdüne aykırı davranıldığı iddiasına dayalı cezai şart alacağından kaynaklanmaktadır. Davaya konu uyuşmazlığın çözümünde, cezai şarta ilişkin hükümlerin tartışılıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Cezai şart, borçlunun alacaklıya karşı mevcut bir borcu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi vaad ettiği, hukuki işlem ile belirlenmiş ekonomik değeri olan bir edimdir. Cezai şartın amacı, borçluyu borca uygun davranmaya sevk etmektir. Cezai şart, asıl alacağı kuvvetlendirme amacı güder. Bu bakımdan cezai şart, kuvvetlendirilecek asıl borcun mevcut olmasını gerektirir. Asıl borç yoksa cezai şart da sözkonusu olamaz. Bu niteliği itibariyle cezai şart asıl borca bağlı fer'i bir borçtur. Asıl borç, mevcut ve geçerli ise, cezai şart da borç doğurur. Asıl borç sona ermiş ya da geçersiz doğmuşsa, cezai şart bağımsız bir borç oluşturamaz. Cezai şart, asıl borcun bağlı olduğu şekle tabidir. Asıl borç bir geçerlilik şekline bağlanmışsa, cezai şartın borç doğurabilmesi aynı şekilde kararlaştırılmış bulunmasına bağlıdır. Ancak, geçerlilik şekline bağlı olan bir sözleşme bu şekle uygun olarak yapılmadığı halde, şekle aykırılık ileri sürmenin dürüstlük kurallarıyla bağdaşmaması nedeniyle dinlenmediği hallerde, sözleşme geçerli sayıldığından onun fer'i nitelikte olan cezai şart da geçerli sayılacaktır. Cezai şartın fer'ilik niteliği asıl borca bağlı olduğu sürece devam eder. Başka bir anlatımla cezai şartın fer'iliği, muaccel olduğu ana kadar devam eder. Borçlu borca aykırı davrandığında cezai şart muaccel hale geldiğinden artık fer'i değil, asli ( bağımsız) bir alacak niteliğini kazanır. Cezai şart, sağlaması hukuki işlemlerde ve özellikle sonuçlarını hayatta doğuran sözleşmelerde kararlaştırılır. (Bkz. Tunçamağ Kenan; Türk Borçlar Hukuku 1. Cilt Genel Hükümler İstanbul 1976 Sh. 853 vd. … Borçlar Hukuku Genel Hükümler 5. Bası Cilt 2, Sh. 1169-1171; Kılıçoğlu M. Ahmet; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 4. Bası Sh. 575-577; Reisoğlu Safa; Borçlar Hukuku Genel Hükümler 12. Bası Sh. 362) 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 158. maddesinin başlığı "cezai şart" iken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun “Ceza Koşulu” başlığı altında üç çeşit ceza koşulu düzenlenmiştir. Bunlar öğretide ortaya atılan kavramlara göre seçimlik ceza koşulu (TBK md. 179/I) ifaya eklenen ceza koşulu (TBK md. 179/II) ve ifayı engelleyen ceza koşulu (dönme cezası) (TBK md. 179/III) dur. Akaryakıt bayilik sözleşmelerinde (veya sözleşme eki taahhütnamelerde) yer alan “yıllık asgari alım taahhüdü"ne uymama halinde öngörülen ceza koşulu (cezai şart) hükümleri TBK'nun 179/II. (BK. md. 158/II) maddesindeki ifaya ekli ceza koşulu (cezai şart) niteliğinde olduğundan burada bu tür ceza koşulu üzerinde durulması gerekmektedir. TBK'nun 179/II maddesine göre; “ceza borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.” Anılan yasa hükmünden de açıkça anlaşılacağı gibi, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hemde cezayı talep edebilecektir. TBK, “ borcun belirlenen zamanda veya yerde ifa edilmemesi” hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, ifaya eklenen ceza koşulu niteliğinde olacağına dair bir karine koymuştur. Bu iki olasılık dışında kalacak eksik ifa hallerinde TBK'nun 179/II. maddesi değil, 179/I maddesi hükmü uygulanacaktır. Zira, Kanun, 179. maddeni…alı – İctihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, ikinci Cilt 1990 sh. 740) Örneğin; beş yıl süreli bir “akaryakıt bayilik sözleşmesinin eki taahhütnamede bayinin yıllık asgari ürün alımı taahhüdü bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmamış ise tedarikçi ( sağlayıcı ) firmanın, TBK'nun 179/II. md. uyarınca hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce ceza koşulu ile ilgili “çekince” (ihtirazi kayıt) bildirmesi ya da bu konuda bayiye noterden bir ihtarname göndermesi gerekir. Çekince için bir şekil şartı getirilmemiştir. Tedarikçi, taahhüde aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yıldaki ilk fatura ve irsaliyeye koyacağı bir açıklama (şerh) ile koşulu yerine getirebilir. Bu şekilde bir çekince (ihtirazi kayıt konulduktan sonra veya ihtar çekildikten sonra tedarikçi (sağlayıcı) firma, mal vermeye (ifaya) devam etse bile önceki yıla ilişkin ceza koşulu alacağını sözleşme zamanaşımı süresi içinde her zaman talep edebilir. Sonraki yıllarda da aynı kural geçerlidir. Tekrarlamak gerekirse, her yıl sonunda bir önceki yıla dair ceza koşulunun istenebilmesi, takip eden yılda henüz ifaya başlanmadan önce çekince (ihtirazi kayıt) bildirmesi veya ihtar çekilmesine bağlıdır. Bunlar yapılmadan müteakip yılın ifası gerçekleşmişse artık bir önceki yıla ait ceza koşulu istenemez. Çekince konmuş veya ihtar çekilmiş olan yıllarla ilgili ceza koşulunun istenebileceği ise kuşkusuzdur. Bu açıklamalar çerçevesinde somut olayın değerlendirilmesine gelince; davacı sözleşme eki taahhütnamede öngörülen asgari alım taahhüdüne uyulmadığı halde sonraki yıllar bakımından herhangi bir ihtar çekmeden ve ihtirazı kayıt koymadan ifaya devam etmiş olduğundan önceki yıllara ilişkin cezai şartı talep edemez. Bu durum karşısında ancak son yıla ait cezai şart isteyebileceğinin kabulü gerekir. Hal böyle olunca, mahkemece açıklanan hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir. SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre taraf vekillerinin öteki temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde davalıya iadesine, 24.11.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2016/2627, K. 2016/12750Kaynağı aç
19. Hukuk Dairesi         2016/2627 E.  ,  2016/12750 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek. Av. … ile davalı vek. Av. …'un gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan taraf vekillerinin sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – Davacı vekili, davalı bayinin taahhüt edilen miktarda ürün almaması nedeniyle davacı şirketin zarara uğradığını, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi ve davalı yan tarafından verilen taahhütname uyarınca müvekkili şirketin kâr mahrumiyeti ve cezai şart talep etme hakkının bulunduğunu iddia ederek, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla toplam 50.000 TL kâr mahrumiyeti ve cezai şart alacağının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, yetki itirazı ile birlikte 5 yıl süreli bayilik sözleşmesinin, sözleşme süresi sonunda sona erdiğini, bu tarihten önce davacı yanca yapılmış geçerli bir fesih veya fesih iradesinin bulunmadığını, bu nedenle davacı taleplerinin mesnetsiz olduğunu, sözleşmenin başlangıcından itibaren tonaj taahhüdü konusunda hiçbir ihtar ve talebi olmayan davacının sözleşmenin bitimine 2 (iki) ay kala tonaj taahhüdüne uyulması konusunda ihtarda bulunmasının MK.'nun 2. maddesine aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre, taraflar arasında akdedilmiş taahhütname gereğince cezai şart kararlaştırıldığından bu cezai şartın geçerli olduğu, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin süre sonunda yenilenmeyerek sona erdiğinin anlaşıldığı, sözleşmenin süresinden önce kendisi tarafından feshedildiği, feshe davalının haksız hareketlerinin neden olduğunu davacının ispatlayamadığı, bu nedenle davacının süresinden önce fesih nedeniyle uğradığını iddia ettiği kâr mahrumiyeti zararını talep edemeyeceği, davacının ifaya eklenen ceza koşulunu talep edebilmesi için bu hakkından açıkça feragat etmemiş olması veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmemiş olmasının gerektiği, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin bitim tarihine kadar sürdüğü, davacının davalının taahhütname uyarınca alması gereken yıllık alım taahhüdüne uymaması üzerine cezai şart talebinde bulunduğunu, yıllar itibariyle eksik alınan miktar için devam eden yılda edimini yerine getirmeden önce cezai şart talep hakkını saklı tuttuğunu davalıya bildirdiği yani ifasını çekince koyarak yerine getirdiğini ispatlayamadığı, davacının keşide ettiği ihtarnamenin keşide ve tebliğ tarihinin sözleşme bitim tarihinden sadece 2 (iki) ay önce olup, ihtarnamede eksik alım miktarı, talep edilebilecek cezai şart miktarının belirtilmediği, bu nedenle davacının cezai şart talep edemeyeceği, bir an için söz konusu bu ihtarnameye itibar edilmesi gerektiği düşünülse bile sözleşme süresi içinde çekince konulmadan uzun süre ifaya devam edilmesi borçluda ceza koşulu istenemeyeceğine dair haklı bir güven oluşturmuş ise oluşan bu güven ve dürüstlük ilkesi nedeniyle önceki yıla veya yıllara ait ceza koşullarının talep edilemeyeceği anlaşılmakla davacının cezai şart alacağının da reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Davacı taraf son yıl içinde sözleşmedeki asgari alım taahhütlerine uyulması konusunda davalıya ihtar çektiğine göre son yıla ilişkin asgari alım taahhüdüne uyulmaması nedeniyle sadece son yıl bakımından cezai şart isteyebilir. Mahkemece bu yön gözetilerek talep edilebilecek cezai şart miktarının bilirkişiye hesaplatılıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacı yararına takdir edilen 1.350.00.-TL. duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 29/09/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer yaklaşımlardan birinde; taahhüt ihlaline rağmen mal verilmeye devam edilmesinin bayiye açığı kapama imkânı tanıdığı ve sözleşmedeki yaptırımlardan feragat anlamına gelmeyeceği savunulmuştur. Buna karşılık 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralı ve çelişkili davranış yasağını temel alan diğer içtihatta ise; eksik alıma rağmen uzun yıllar hiçbir ihtirazi kayıt konulmadan mal verilmeye devam edilmesinin borçluda cezai şart ve kâr kaybı istenmeyeceğine dair haklı güven oluşturduğu, bu güvenin ardından geçmiş yılların yanı sıra son yıl için de cezai şart ve kâr kaybı talep edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2012/9915, K. 2013/8558Kaynağı aç
19. Hukuk Dairesi         2012/9915 E.  ,  2013/8558 K.BAYİLİK SÖZLEŞMESİ TAAHHÜDÜN İHLALİALACAK DAVASI CEZAİ ŞART HUSUMETBORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 158 "İçtihat Metni" Davacı vekili, davalı şirket ile 30.04.2007 başlangıç tarihli bayilik sözleşmesi imzalandığını, sözleşmede asgari alım taahhüdünde bulunulmasına rağmen davalı şirketin edimini yerine getirmediğini, diğer davalı T.. K..’nun, davalı şirketin borçlarına kefil olduğunu, akdin ihlali nedeniyle 243.990 USD.zarar oluştuğunu ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000 USD.nin tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, sözleşmenin Rekabet Yasasına aykırı olduğunu, T.. K..’nun sözleşmenin tarafı olmadığını, talep edilen cezai şartın haksız bulunduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davalı şirketin yıllık asgari alım taahhüdünü yerine getirememesine rağmen davacının mal vermek suretiyle cezai şart isteminden zımnen feragat ettiği, T.. K..’nun ise bayilik sözleşmesinin tarafı olmadığı gerekçeleriyle davanın T.. K.. yönünden husumet yokluğundan, davalı şirket yönünden zımni feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. Davacı ile davalı şirket arasında 30.04.2007 başlangıç tarihli 5 yıl süreli ve asgari alım taahhüdünü içeren bayilik sözleşmesi bulunduğu ve davalı şirketin yıllık asgari alım taahhüdünü yerine getiremediğinde uyuşmazlık yoktur. Davacının her yıl sonunda taahhüdün ihlaline rağmen mal vermeye devam etmiş olması sözleşmedeki taahhüdün ihlali halinde uygulanacak cezai müeyyidelerden feragat ettiği anlamına gelmez. Çünkü devam eden süreçte bayinin taahhüdünü yerine getirme imkanı mevcut olup, bu şekilde mal verilmesi bayiye tanınan bir haktır. Somut olayda davalı şirketin kendisine tanınan bu hakka rağmen devam eden süreçte yargılama dahil taahhüdünü yerine getiremediği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, akdin cezai şarta ilişkin hükümlerinin uygulanması ve bu yönde alınacak bilirkişi raporuna göre bir karar verilmek gerekirken eksik inceleme ile akdin yorumunda hataya düşülerek yazılı şekilde şirket hakkında davanın reddi doğru görülmemiştir. Öte yandan davalı T.. K.. 30.04.2008 tarihli “Vekaletname” başlıklı belge ile davalı şirketin 1.000.000 TL.sine kadar olan ve akitten doğan borçlarına kefil olmuştur. Anılan vekaletname dikkate alınmadan davalı T.. K.. hakkındaki davanın husumet yokluğundan reddi de isabetsizdir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacı yararına takdir edilen 990.00.TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 13.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2012/19-670, K. 2013/171Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2012/19-670 E.  ,  2013/171 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 30/11/2011 NUMARASI : 2011/441-2011/437 Taraflar arasındaki “ceza-i şartın tazmini” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;   İstanbul 6.Asliye Ticaret Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 20.10.2009 gün ve E:218, K:626 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 20.09.2010 gün ve 2010/2907 – 9997 sayılı ilamı ile; (…Dava, bayilik sözleşmesiyle  belirlenen  eksik ürün alımı hali için öngörülen cezai şartın tahsili istemine ilişkindir. Davalı vekili,  sözleşme ile  belirlenen tonaj  taahhütlerinin  hiçbir zaman  yerine getirilmediğini, ödemelerin  ihtirazı kayıt  konulmadan  kabul edildiğini, sözleşme  süresince  cezai şartın uygulanmadan  ticari ilişkinin  devam ettirildiğini bildirerek davanın reddini  istemiştir. Mahkemece, taraflar arasındaki uyuşmazlığın  sözleşmeyle  eksik ürün alımı için öngörülen  cezai şartın istenip  istenemeyeceği noktasında  toplandığı, davacının  bayilik ilişkisinin  kurulduğu 06.10.1998 tarihinden sonraki ilk yıl ortaya çıkan eksik mal alımı nedeniyle ihtarname ile davalıdan talep ettiği  cezai şart ödenmemesine rağmen bu konuda dava açmadığı, sonraki 9 yılın tamamında davalının taahhüt ettiği miktarda ürün almamasına  rağmen, davalıyla  bayilik ilişkisini sürdürdüğü, bu durumun  davacının bayilik sözleşmesinin 15.maddesindeki tonaj taahhüdü ve cezai şart hükümlerinin uygulanmasından zımnen vazgeçtiği anlamını taşıdığı, davalının sözleşme süresince başkasından akaryakıt ürünü almaması ve davacının da hiçbir zaman sözleşmede  öngörülen asgari miktarda akaryakıt ürünü almamasına rağmen davalıya ürün sağlamaya devam ettiği ve ürün bedellerini de ihtirazı kayıtsız kabul etmesi karşısında, esasen sözleşmenin 15.maddesinin fiilen ortadan kalktığı, asgari alım taahhüdünün  uygulanamayacağı  ve bu konuda  cezai şart  istenmeyeceği konusunda 9 yıl süren bir uygulamanın  oluştuğu gerekçesiyle  davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. Taraflar arasında bayilik sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmenin 12.maddesi gereğince müddetinin 10 yıl olduğu, 13.maddesi gereğince sözleşmenin herhangi bir hükmünün  kısmen veya  tamamen ihlal edilmesi  halinde davacıya davalı bayi tarafından  her seferinde  50.000 USD  cezai şart ödenmesinin kabul ve taahhüt edildiği 15.maddesinde ise bayiinin yılda asgari  8.000 ton benzin,  motorin gaz  satmayı taahhüt ettiği, hususları sabittir. Somut olayda, uyuşmazlık  davalı bayiinin  anılan sözleşmenin  15.maddesinde gösterilen  yılda asgari  8.000 ton  beyaz malı taahhüdüne uygun olarak sözleşme süresince  satmadığı, bir başka deyişle  taahhüt ettiği  kotayı doldurmadığı, bu ihlalin sözleşme süresince devam edegeldiği, sözleşme süresinin bitiminden sonra davacının eksik önal alımından dolayı davalıdan cezai şart talep edemeyeceği  noktasında  toplanmaktadır. Davalı bayii, sözleşmede  almayı taahhüt  ettiği malı  sözleşmenin  bitim tarihine kadar alma imkanına  sahiptir. Davacının  devam eden  sözleşme  süresinde  malın eksik alınması nedeniyle  cezai şart talep etmemiş  olması  davalıya atıfet  tanıdığı, bu haktan sarfınazar  ettiği anlamına  gelmez. Çünkü  bir yılda alınacak  mal miktarının  gösterilmiş  olması sözleşme  süresi olan 10 yılda  alınacak mal bedelinden indirim yapılmasını  gerektirmez. Mahkemece  sözleşme  hükümlerinin  bu şekilde  değerlendirilerek  zamanaşımı süresince davacının  bu  davayı  açmakta  hakkı olduğu  gözetilerek  tayin olacak  cezai şart  üzerinde  durulup sonucuna göre  bir karar verilmesi  gerekirken  yazılı gerekçelerle  davanın reddine dair verilen kararda isabet görülmemiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davacı OPET Petrolcülük A.Ş.  vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, bayilik sözleşmesiyle  belirlenen  eksik ürün alımı hali için öngörülen cezai şartın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire'ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; yerel mahkemece önceki hükümde direnilmiştir. Direnme hükmünü, davalı vekili temyize getirmiştir. Dosyadaki mevcut belge ve delillerden anlaşıldığı üzere; davanın tarafları arasında 06.10.1998 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, akaryakıt ürünleri (benzin, gaz, motorin) ve diğer malları bulundurmayı, teşhir etmeyi ve satmayı, davacı şirketin izni olmaksızın başkaca bir mal bulundurmamayı hedef tutan bir bayilik sözleşmesi imzalanmıştır. Anılan sözleşmenin 15.maddesinde, davalı şirketin (Bayi), yılda asgari sekizbin (8.000) ton beyaz mal (Benzin, Motorin, Gaz) satmayı taahhüt ettiği, bu hedefin altında kaldığı takdirde davalı şirketin, her eksik ton başına o günkü Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden olmak üzere, otuz (30) Amerikan Doları karşılığı ceza-i şartı ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği anlaşılmaktadır. Davacı şirket vekili tarafından, davalı şirkete (Bayi) gönderilen Beyoğlu 9.Noterliğinin 10 Mart 2000 tarih ve 05362 yevmiye nolu ihtarnamesinde özetle; 06.10.1998 tarihli bayilik sözleşmesinin 15.maddesine göre her yıl 8000 ton akaryakıt ürününü müvekkilin bayisi sıfatıyla alıp satması gerekirken bunu haksız olarak yerine getirmediği, Ocak/1999 ila Ocak/2000 döneminde yalnızca 2379 ton akaryakıt ürünü alıp sattığı, sözleşmenin 15. maddesi gereği eksik mal alımından kaynaklanan (5621 X 30 USD=168.630 USD) 168.630-USD doları müvekkil şirkete bir yılda eksik sattığı maldan dolayı kar mahrumiyetinin ödenmesi gerektiği, bu yükümlülüğün 15 gün içinde defaten ve nakten müvekkil şirketin hesabına yatırması ve bundan sonra da sözleşme hükümlerine uymayı, aksi takdirde aleyhine dava ikame ederek müvekkil şirketin, sözleşmeye uymamadan dolayı mahrum kaldığı karın faiziyle birlikte tazmini cihetine gidileceği belirtilmiştir. Bunun üzerine, davalı şirket (Bayi) tarafından davacı şirkete gönderilen Altındağ 4.Noterliğinin 24 Mart 2000 tarih ve 06162 yevmiye nolu cevabi ihtarnamesinde özetle; akaryakıt istasyonunun mevcut konumu itibariyle yıllık 8000  sekizbin (8.000) ton beyaz mal satışının mümkün olmadığını, dağıtım şirketi bu durumdan hoşnut değilse, bayilik sözleşmesinin feshi ile ilgili şartları görüşmeye hazır olduklarını, kendilerine bununla ilgili bir (1) ay içerisinde yer ve zamanın bildirilmesinin istendiği, bu bağlamda sözleşmenin 15.maddesinin dikkate alınmaması kaydı ile bayiliklerinin devamına aksi takdirde fesih şartlarını görüşmek üzere biraraya gelmeye hazır olduklarını bildirmiştir. Taraflar, az yukarıda içeriklerine yer verilen ihtarnamelere rağmen ticari ilişkilerini sözleşmenin kalan süresi olan dokuz (9) yıl boyunca sürdürmüşlerdir. Bu ticari ilişkinin devamı sırasında, davalı şirket (Bayi), sözleşme gereği her yıl satmayı taahhüt ettiği miktarın altında beyaz mal satmıştır. Davalı şirket (Bayi), davacı şirkete gönderdiği Altındağ 4.Noterliğinin 11 Temmuz 2008 tarih ve 19990 yevmiye nolu ihtarnamesiyle, sona erecek olan bayilik sözleşmesini yenilemeyeceklerini belirterek, 06.10.2008 tarihinden itibaren feshettiklerini bildirmiştir. Bunun üzerine, davacı şirket, davalı şirkete (Bayi) gönderilen Üsküdar 3.Noterliğinin 18 Eylül 2008 tarih ve 19990 yevmiye nolu ihtarnamesiyle; davalı tarafından eksik satın alınan 45.370 ton ürün karşılığı şimdilik 2.722.200-USD'nin 10 gün içinde ödenmesi aksi takdirde yasal yollara başvurulacağı bildirilmiş; hemen akabinde ise, 20.03.2009 tarihinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, ifaya ekli ceza-i şartın tazmini için eldeki dava açılmıştır. Gerek davanın tarafları gerekse Yerel Mahkeme ile Yüksek Özel Daire arasında, az yukarıda içeriklerine yer verilen maddi olgunun gerçekleşme biçimi konusunda, herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık; davacının sözleşmenin ilk yılında (Ocak 1999 ila Ocak 2000) tutturulamayan tonaj taahhüdü (sözleşmenin 15.maddesi) için ihtarname göndermesi üzerine davalının bu hükmün hiçbir zaman yerine getirilemeyeceğini, bu nedenle de sözleşmenin 15.maddesinin dikkate alınmaması kaydıyla sözleşmenin ifaya devam edilmesini aksi takdirde fesih şartlarını görüşmeye hazır olduklarını cevabi ihtarname ile bildirmesi ve davacının buna rağmen dava açmayarak kalan dokuz (9) yıl boyunca sözleşmeyi ifaya ve kendine yarar sağlamaya devam etmesi karşısında, taraflar arasındaki sözleşmenin 15.maddesinin uygulanmayacağı yönünde bir anlaşmanın meydana gelip gelmediği; dolayısıyla bu durumun davalı tarafta haklı bir güven oluşturup oluşturmayacağı; burada varılacak sonuca göre, davacı yararına ceza-i şart tazminatına mahkemece hükmedilmesi gerekip gerekmediği, noktalarında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümünde etkili olan "İrade beyanları", bir sözleşmenin kurulmasını amaçlayan "İcap (Öneri)" ve "Kabul" kavramlarının açıklanmasında yarar vardır: Hemen belirtilmelidir ki, irade beyanı, bir ruhî hâdiseden bir başkasını haberdar etmek üzere yapılan ve bununla özel hukuk alanındaki ilişkilerde değişiklik yapılması, yeni ilişkiler yaratılması veya bu gibi ilişkilerin ortadan kaldırılmasının istendiği, hayatta edinilen tecrübelere, örf ve âdete göre halin icaplarından anlaşılan iradenin hareket ve faaliyeti olarak tanımlanabilir (Belbez, Hikmet: Akitlerde Sükutun Ehemmiyeti, AÜHF Dergisi, Yıl:1944, Sayı:2, Sahife:221). İrade beyanları açık (sarih) olabileceği gibi, örtülü (zımni) de olabilir (Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m.1/II.fıkra). Beyanın anlam ve konusu hiçbir yoruma ve karışıklığa meydan vermeyecek şekilde beyan vasıtalarından, yani kullanılan söz, yazı veya işaretlerden anlaşılıyorsa, bu, açık bir irade beyanıdır.  Zımni irade beyanı ise, iradenin varlığını gösteren davranışı ifade eder. Bu anlamda, açık olmayan her türlü irade beyanı, zımni irade beyanıdır. İrade beyanının anlamının, yani sonuç (işlem) iradesinin doğrudan doğruya söz veya işaretlerden çıkmaması, anlaşılmaması halinde, zımni irade beyanı sözkonusu olur. Başka bir deyişle, zımni irade beyanlarında beyan sahibinin davranışı, işlem iradesini dolaylı bir şekilde ifade eder; onun davranışından, dolaylı olarak işlem iradesine sahip olduğu sonucu çıkar (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 11.Baskı, İstanbul 2009, Sahife:124). İcap (öneri), bir akdi meydana getirmek amacı ile bir şahsın teklifini ihtiva eden ve karşı tarafa yöneltilen bir irade beyanıdır. Kabul ise, yapılan bir öneriye karşılık karşı taraf(muhatap) tarafından önerene yöneltilen ve sözleşmeyi öneriye uygun olarak meydana getirme arzusunu kesin olarak ifade eden irade beyanıdır. Kanunun veya tarafların anlaşması ile, yapılacak sözleşme için bir şekil öngörülmüş olmadıkça ya da önerene kabul için bir şekle uyulmasını şart kılmış olmadıkça, kabul beyanı bir şekle bağlı değildir; sözle, yazı ile veya kanaat verici bir davranışla yapılabilir (Oğuzman/Öz:Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, İstanbul 2012, Sahife:51, 66). Bu bağlamda,  taraflar arasında öteden beri mevcut iş ilişkileri dolayısı ile, o tarihe kadar ki uygulama çerçevesinde içlerinden birinin yaptığı siparişi diğer tarafın ayrıca bir kabul beyanında bulunmaksızın bir süre sonra malı göndererek (fiili kabul) cevaplandırmış bulunması, durumun bundan sonra da böyle olacağı hususunda bir güven olgusunun gerçekleşmesine yol açacağı belirtilmektedir (Kocayusufpaşaoğlu/Hatemi/Serozan/Arpacı: Borçlar Hukuku, Genel Bölüm, Birinci Cilt, İstanbul 2008, Sahife:206). Öte yandan, taraflar arasındaki somut uyuşmazlığın çözümünde etkili olduğu düşünülen “güven ilkesi”, “güven kavramı” ve “güven sorumluluğu” hakkında açıklamalarda bulunulması yararlı görülmüştür. Hukukun evrensel ve genel ilkelerinden olan “dürüstlük ilkesi” (Türk Medeni Kanunu m.2), bazı alt ilkelerin doğmasına sebep olmuştur. Bu ilkelerden birisi “ahde vefa ilkesi”, bir diğeri de “güven ilkesi”dir. Yine dürüstlük ilkesini temel alan bir akım da, irade beyanlarının yorumunda ve dolayısıyla sözleşmelerin kurulup kurulmadığını tespitte “korunmaya layık haklı güveni” esas alan “güven ilkesi” dir. Bu güven ilkesi de, “hukuki görünüşe güvenin korunması” alt ilkesini doğurmuştur. Güven kavramı, anlam itibariyle sadece, etik ve moral beklentilerin mevcut olduğu bir kavram değildir. O, aynı zamanda, toplum içerisindeki bireylerin iletişiminde çok ciddi rol oynayan ve bazı durumlarda eksik kalmış, tamamlanamamış ya da üstü kapalı olarak geçirilmiş, bazı irade beyanlarının yorumlanması ve tamamlanmasında önemli derecede etkisi olan psikolojik-sosyolojik bir kavramdır. Bilgilendirme gereksinimi içinde, güven kavramının, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamları da mevcuttur. Bir görüşe göre güven kavramı, toplum içerisinde, bir bireyin diğer bireylerle olan ilişkilerini tamamlayan; bu ilişkilerin yorumlanmasında kullanılan; ya da o bireyin geleceği ile ilgili olan olaylarda yol gösterici bir rol oynayan, tamamen insanın kendi iç dünyasıyla ilgili bir davranış, bir ruh hali, bir zihniyet, bir anlayıştır. Güven kavramının temelinde; doğruluk, dürüstlük, açık sözlülük, içtenlik, gerçeklik, haklılık gibi anlamlar yatmakta; güven kavramının anlamı da sayılan bu ilkelere dayanmaktadır. Bu anlamda güven, iki taraflıdır. Bir birey, ya karşısındakine güvenir, ya da karşısındaki, o bireye güven verir. Bir kimsenin, çevresine verdiği güven, aynı derecede bir karşılık ve hukuki olarak korunma gerektirmektedir. Özel bir ilişkiye girmiş taraflardan biri, hukuka ve güven ihlali söz konusu olduğunda da hukukun öngördüğü yaptırıma güvenerek karşı tarafa güvenmiştir. Karşı taraf omuzlarına da bu güvenden dolayı, doğru ve dürüst davranmak ve sadakatli olmak yükümlülüğü yüklenmiştir. Kendisine güvenilen taraf da yapmış olduğu kendi davranışları ile bu güven olgusunu meydana getirdiği için, güvenen tarafa kendisine neden güvendiği hususunda bir itiraz hakkı söz konusu olmayacağı öğretide ileri sürülmüştür. Gerçekten de, her iki tarafın menfaatlerini korumak ve dengelemek için ileri sürülen güven ilkesine göre, bir irade beyanını anlamak ve değerlendirmek için, beyan muhatabınca bilinen ve bilinmesi gereken bütün hal ve şartları Medeni Kanun m.2'de düzenlenen dürüstlük ilkesi gereğince değerlendirmek gerekecektir. Böylece, beyana ne anlam verilmesi gerektiği ortaya çıkacaktır. Bu ilkeye göre, korunan karşı tarafın-beyan muhatabının- “haklı güven”idir. Beyan muhatabının gerekli dikkat ve özeni göstermeksizin, beyanı nasıl anladığına bakılmayacaktır. Beyan muhatabı, kendisine ulaşan beyanı, dürüstlük ilkesi gereği, bildiği veya bilmesi gereken tüm unsurları dikkate alarak anlamalıdır. Yani, onun bu beyanı o şekilde anlaması MK. m.2 uyarınca haklı görünmelidir. İşte bu ilke, meydana gelen adaletsizliği ve taraflar arasında gerçekleşen sorunu çözmüş olmaktadır. Zira, güven ilkesi “karşılıklı birbirini gözetme” ve “bağlılık” esaslarına dayanmaktadır. Bu ilkeye göre, hem beyan sahibinin hem de beyan muhatabının menfaatleri dengede tutulmuş olmaktadır. Bir yandan beyan muhatabının, dürüstlük kuralına(objektif iyiniyet) göre, bildiği ve bilebileceği bütün olguları değerlendirerek beyana vermesi gereken anlama olan haklı güveni korunmakta; diğer yandan ise, beyan sahibinin yaptığı beyanının, makul ve dürüst bir sözleşen insan tarafından anlaşılması olağan biçimde anlaşılacağına dair haklı güveni teminat altına alınmaktadır. Güven sorumluluğunun gerçekleşebilmesi için, bir kimsede hukuken korunmaya layık bir güvenin olması, bu güvene dayanılarak bir tasarruf işleminde bulunulması, tüm bunların da bir kişiye isnat edilebilmesi gerekir. Yukarıda güven sorumluluğuna ilişkin belirtilen  genel şartlar,  aynı zamanda Alman Hukukunda da aranmaktadır. Öte yandan, güven sorumluluğu kavramı, 90'lı yılların ortalarına doğru, İsviçre Federal Mahkemesi kararlarına da konu olacak şekilde uygulama içerisinde, ciddi biçimde ağırlığını göstermeye başlamış, bu kavramın hukuk biliminde yer almasını sağlamıştır. İsviçre Federal Mahkemesi'nin kararları ve İsviçre Hukuk uygulaması, özellikle, bir kimsenin, karşı tarafta oluşturduğu güveni daha sonraki davranışlarıyla hayal kırıklığına dönüştürmesini, yani söz konusu olan çelişkili davranışları korumadığı anlaşılmaktadır. Güven sorumluluğunun Türk Pozitif Hukuku'nda özel bir kanuni düzenlemesi bulunmamakla birlikte; Türk Hukuk Öğretisinde dürüstlük kuralından hareketle bir olayda güven sorumluluğunun gerçekleşebilmesi için şu şartlar aranmaktadır: Olayda bir “güven” unsuru bulunmalı, zarar gerçekleşmeli, yaratılan hukuki görünüme güvenin pozitif olarak korunması anlamında geçerlilik sonucu bağlanmamalı, zarar ile yaratılan hukuki görünüş arasında nedensellik bağı söz konusu olmalı, başka hukuki kurumların uygulama alanına giren herhangi  bir durum söz konusu olmamalı, hukuki görünüşü yaratan kimse kusurlu olmalı, kişinin haklı güveni, yani olayda iyiniyeti bulunmalıdır. Haksız fiil zararının söz konusu olduğu haller ile diğer sorumluluk ilkelerinin devreye girdiği hallerde söz konusu olmayan güven sorumluluğu ancak, Türk-İsviçre Hukuku'nda MK.m.2 ve MK.m.3 ışığında Canaris'in “Negativer Vertrauensschutz-güvenin negatif-menfi-olumsuz korunması” olarak nitelendiği hallerde söz konusu olabilir. Güven sorumluluğu olabilmesi için, BK. 36/2.maddesinde olduğu gibi, bir “hukuki görünüşe haklı güven olgusu-Rechtsscheinhaftung” söz konusu olmalıdır (Oğuztürk, Burcu(Kalkan): Güven Sorumluluğu, Vedat Kitapçılık, 1. Bası, İstanbul 2008, sahife:1,4, 9, 37-38, 128, 166, 184, 193, 268, 271; Hukuk Genel Kurulu'nun 10.02.2010 gün ve E:2010/9-39, K:2010/71 sayılı ilamı). Nihayet, her yerden ziyade ticari alışverişler emniyet ve itimat üzerine kurulmuştur; tacirlerden muamelelerinde beklenen basiret ve alâka alelade vatandaşlarınkinden fazladır. Karşılıklı güven, karşılıklı olarak dürüstlük esaslarına uymayı, kendisinin olduğu kadar karşı tarafın menfaatlerini de gözönünde tutmayı icabettirir. Medenî Kanunu'muzun 2 inci maddesinin koyduğu "Herkes haklarını kullanmakta ve borçlarını ifada hüsn-ü niyet kaidelerine riayetle mükelleftir." prensibi yalnız dar mânada medenî hukuk sahasına değil, bütün hukuki hayatımıza hâkim olan bir kaidedir. Ve özellikle ticaret hukukunda uygulama alanı bulur. (Belbez, Hikmet: age.,  Sahife:221). Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Davacı şirket vekili tarafından, davalı şirkete (Bayi) gönderilen Beyoğlu 9.Noterliği'nin 10 Mart 2000 tarih ve 05362 yevmiye nolu ihtarnameyle, 06.10.1998 tarihli bayilik sözleşmesinin 15.maddesine göre, eksik mal alımından kaynaklanan kar mahrumiyetinin müvekkili şirkete ödenmesi gerektiğinin bildirilmesi üzerine, davalı şirket (Bayi) tarafından davacı şirkete gönderilen Altındağ 4.Noterliği'nin 24 Mart 2000 tarih ve 06162 yevmiye nolu cevabi ihtarnamesinde sözleşmenin 15.maddesinin dikkate alınmaması kaydı ile bayiliklerinin devamına aksi takdirde fesih şartlarını görüşmek üzere biraraya gelmeye hazır olduklarını belirtmiştir. Taraflar, az yukarıda içeriklerine yer verilen ihtarnamelere rağmen ticari ilişkilerini sözleşmenin kalan süresi olan dokuz (9) yıl boyunca sürdürmüşlerdir. Bu ticari ilişkinin devamı sırasında, davalı şirket (Bayi), sözleşme gereği her yıl satmayı taahhüt ettiği miktarın altında beyaz mal satmıştır. Görüldüğü üzere, davalı şirketin, davacı şirkete hitaben gönderdiği 24 Mart 2000 tarihli ihtarnamedeki önerisi, davacı şirketin bu anılan ihtarnameye cevap vermemekle (veya sessiz kalmakla) birlikte, sözleşme süresince davalı şirkete beyaz mal vermesine ilişkin davranışı, bu ilişkinin sözleşmenin kalan süresince (9 yıl) devam ettiği gözönüne alındığında, davacı şirket, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin ceza-i şartı düzenleyen 15.maddesinin uygulanmayacağı konusunda davalı tarafta haklı bir güven oluşturmuştur. Davalı şirket, kendisinde uyandırılan bu haklı güven dolayısıyla davacı şirketten beyaz mal almaya devam etmiş; ancak, beklemediği şekilde, bayilik sözleşmesinin kendisi tarafından feshinden sonra davacı tarafından eldeki dava ile ceza-i şart tazminatının tahsili istenilmiştir. Dolayısıyla, davacı şirketin bayilik sözleşmesinin 15.maddesinin uygulanmayacağı yönündeki anlaşma nedeniyle ortaya çıkan olgunun kaynağı haklı güvendir. Bu şekilde ortaya çıkan güven sorumluluğu ise, dürüstlük ilkesinin bir gereğidir. Daha da önemlisi, davacı şirketin davranışları ile davalı şirkette yarattığı güvenle çelişki oluşturacak şekilde sözleşmenin davalı şirket tarafından feshinden sonra eldeki davaya konu edilen ceza-i şart tazminatını istemesi çelişkili davranış yasağını oluşturur ki, böyle bir davranışın hukuken korunması beklenemez. Öyleyse, yerel mahkemenin az yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olguları gözeterek,  paralel gerekçelere dayalı olarak davacı tarafın ceza-i şart tazminatının reddine ilişkin karar vermesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekir. SONUÇ: Davacı OPET Petrolcülük A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal  olmadığına, 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/1.maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30.01.2013 gününde  oyçokluğuyla karar verildi.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. II. İyiniyet
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/3828, K. 2023/7561Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/3828 E.  ,  2023/7561 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/588 Esas, 2021/1515 Karar DAVA TARİHİ : HÜKÜM : Davanın kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 1.Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2016/1252 E., 2018/693 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 15.05.2013 tarihli 5 yıl süreyle geçerli olmak üzere bayilik sözleşmesi ve yine aynı tarihli çerçeve protokol akdedildiğini, davalı tarafın sözleşme ve protokole ek olarak ürün alım taahhütnamesi ile sözleşme süresince toplam 20.779 ton … ürünü Lukoil'den almayı, eksik kalan ton üzerinden 14,00 USD tutarınca kâr mahrumiyetini ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, çerçeve protokolün 12 nci maddesi ile davalının bayilik anlaşması, taahhütlerinin, mevzuatın herhangi bir hükmünün kısmen ya da tamamen ihlal edilmesi, ürün bedellerinin ve hizmet bedellerinin vadesinde ödenmemesi halinde Lukoil'in anlaşmayı haklı nedenle fesih hakkının haiz olduğunu, anlaşmanın Lukoil tarafından feshedilmesi, anlaşma ve eklerinin bayi tarafından süresinden önce feshedilmesi veya fesih sonucunu doğuracak şekilde hareket edilmesi halinde 250.000,00 USD cezai şartın müvekkiline ödeneceğinin düzenlendiğini, davalı tarafın müvekkili şirkete gönderdiği ihbarname ile hiçbir somut gerekçe göstermeden sözleşmeyi … taraflı olarak feshettiğini, davalının müvekkilinden 2.940 ton ürün aldığını, alması lazım gelen 17.839 ton ürünü almadığını, bu kapsamda müvekkili şirketin 249.741,00 TL kâr kaybı alacağının bulunduğunu belirterek çerçeve protokol uyarınca tahakkuk edilen 250.000,00 USD cezai şart alacağının şimdilik 1.000,00 USD'sinin ve ürün alım taahhütnamesi uyarınca eksik kalan ürün miktarı için hesaplanan 249.741,00 USD kâr mahrumiyeti alacağının şimdilik 1.000,00 USD'sinin temerrüt tarihinden itibaren yabancı paraya işleyecek en yüksek mevduat faizleri ile birlikte tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı davaya cevap vermemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının incelenen ticari defter ve kayıtlarına göre sözleşmenin 5 … maddesi uyarınca davalı tarafın her yıl için 4.156 ton … ürün almayı taahhüt ettiği, sözleşmenin fesih tarihine kadar davalı tarafın 2.940 ton ürün aldığı, bayilik sözleşmesi uyarınca ürün alım taahhüdünde bulunulduğu, davalı tarafın eksik ürün aldığı tespit edilmiş olmakla birlikte bir sonraki yıl davacı tarafça ihtirazi kayıt koymadan ürün verilmeye devam edildiği, bu haliyle dikey sözleşme uyarınca dağıtım şirketi, bayiden önceki yıllara ait cezai şart isteminde bulunamayacağı, son yıla ilişkin ifa başlamadan çekince koyulmadığı gerekçesiyle kâr kaybı talebinin reddine, cezai şartın 'protokolün 12 nci maddesinde düzenlendiği, sözleşmenin 9 uncu maddesindeki sürelere riayet edilmemesi halinde cezai şart talep edilebileceğinin belirtildiği, davalı tarafın sözleşmeyi haksız feshetmesi sebebiyle cezai şart talebinin yerinde olduğu, davalı tarafın inceleme … ve saati itibari ile ticari defterlerini ibraz etmemesi nedeni ile cezai şart miktarının ödenmesinin şirketin mahvına sebep olup olmayacağı hususunda sağlıklı inceleme yapılamadığı, davacı tarafın dava dilekçesindeki cezai şart talebinin 1.000,00 USD olduğu, karar tarihi itibari ile talep miktarının arttırılmadığı, bayilik sözleşmesi imzalayan ve akaryakıt satışı yapan bir şirket için 1.000,00 USD cezai şart bedelini ödemesinin mahvına sebep olacak nitelikte olmadığı gerekçesiyle 1.000,00 USD cezai şart alacağının 3095 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin (a) bendi uyarınca 30.12.2016 dava tarihinden tarihinden fiili ödeme gününe kadar devlet bankalarının USD ile açılmış bulunan bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranından faiz yüklenerek davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kâr mahrumiyeti talebinin, tacir olan taraflar arasında geçerli ve hukuka uygun olarak kararlaştırılmış sözleşme ve taahhütname hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiğini, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun cezai şarta ilişkin hükümlerinin emredici nitelikte olmadığından müvekkili şirketin çekince koyma yükümlülüğünün bulunmadığını, bu hususun yakın tarihli Yargıtay içtihadıyla da ortaya konularak taahhütname hükümlerine göre sonuca gidilmesi gerektiğinin belirtildiğini, davaya dayanak Ürün Alım Taahhütnamesi'nin (g) bendinde "Lukoil Eurasia Petrol A.Ş.'nin anılan kâr mahrumiyeti tutarını mutabakatımız dahilinde anlaşma süresi sonunda toplam olarak talep etmesine muvafakat ettiğimizi," (h) bendinde ise " feragatname verilmedikçe Lukoil'in herhangi bir hak ve alacağından feragat etmiş sayılmayacağı, … Beyan, kabul ve taahhüt ederiz." hükümlerinin yer aldığını, davalı, sözleşme süresinin sonunda dava konusu borcu ödemekle yükümlü olup, hukuken geçerli olarak kararlaştırılan bu şartlar doğrultusunda ayrıca ihtar göndermeye gerek olmadığını, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 31.05.2018 tarih, 2017/1145 E., 2018/3125 K. sayılı çok yakın tarihli içtihadında, sözleşmede cezai şartın anlaşma süresinin sonunda toplam olarak talep edilmesine ilişkin hüküm bulunması halinde bu hükme göre sonuca gidilmesi gerektiğine hükmedildiğini, karar gerekçesinde yer …, her yıl ürün verilmeye devam edilmeden önceki yıllardaki eksik alımlara ilişkin çekince konulması gerektiğine ilişkin değerlendirmeye rağmen talebin tümden reddedilmesinin çelişkili olduğunu, bir an için İlk Derece Mahkemesinin değerlendirmesi kabul edilecek olsa bile, bu … son yıla ilişkin kısmın kabulüne karar verilmesinin gerektiğini, zira son yılda sözleşme sona ereceğinden artık çekince konulmasının mümkün olmadığını, taahhütname hükümlerinin varlığı karşısında, -davalının bu yönde bir iddia ve savunması bulunmasa da- ürün verilmeye devam edilmiş olmasının, davalının güvenini oluşturduğuna ilişkin olası bir değerlendirmenin de kabul edilebilir bir yönü bulunmadığını, dolayısıyla kararın bu yönden açıkça çelişkili olduğu gibi, başkaca bir gerekçe de ortaya konulmamış olduğundan aynı zamanda hukuken de dayanaksız olduğunu, dosya kapsamı incelendiğinde davalının kendini vekille temsil ettirmediği ve davalı adına sunulmuş herhangi bir vekaletname de bulunmadığı halde davalı yararına vekalet ücreti takdir edilmesinin hatalı olduğunu beyanla, İlk Derece Mahkemesince verilen kararın redde dair kısımlar yönünden kaldırılmasını ve davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı tarafça her yılın sonunda ihtirazı kayıt konulmadan mal verilmeye devam edildiğinden davacı şirket, davalının imzaladığı taahhütnamedeki asgarî alım miktarının yerine getirilmemesi hâlinde taahhütnamede yer … kâr kaybının davalıdan istenmeyeceği yönünde davalı tarafta haklı bir … oluşturduğu, davacı şirketin davranışları ile davalı şirkette yarattığı güvenle çelişki oluşturacak şekilde eldeki davaya konu edilen kâr kaybını talep etmesinin çelişkili davranış yasağını oluşturacağı ve böyle bir davranışın hukuken korunmasının beklenemeyeceğini, anlaşma süresinin sonunda tüm dönemlere ilişkin cezai şartın topluca istenebilmesi için dahi her dönem başında çekince konulmasının şart olduğunu, davacının dayandığı düzenlemeler bu şartı kaldırır nitelikte olmadığı, davacının üçüncü yıl bakımından asgari alım taahhüdüne uyulmaması nedeniyle cezai şart talep etmekte haklı olduğu, 15.05.2015 – 01.10.2015 tarihleri arasına ilişkin olarak davalının alması gereken ürün miktarının belirlenmesi gerektiği, davalının yıllık 4.156 ton ürün alacağını taahhüt ettiği, bu dönemde 248,313 ton ürün aldığı, buna göre eksik alınan akaryakıt miktarının 3.907,687 ton olduğu, üçüncü dönemde sözleşmenin yürürlükte kaldığı 4,5 (dörtbuçuk) aya isabet eden taahhüt miktarının 1.465,382 ton olduğu, ton başına cezai şart tutarının 14,00 USD olup, üçüncü dönem için eksik alınan ürün itibariyle toplam cezai şart tutarının 20.515,35 USD olduğu, taleple bağlı kalınarak eksik ürün alımına ilişkin davanın da kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile sözleşmenin feshine bağlı cezai şart alacağı 1.000,00 USD ve eksik ürün alımından kaynaklı cezai şart alacağı 1.000,00 USD'nin ayrı ayrı dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin (a) bendi uyarınca tarihinden fiili ödeme gününe kadar Devlet Bankalarının USD cinsinden açılmış bulunan bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanarak davalıdan tahsiline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; eksik ürün cezai şart talebi için ihtar gönderme zorunluluğunun bulunmadığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/3027 E., 2021/3649 K. sayılı ilamında taraflar arasındaki sözleşmede aksine hüküm bulunduğu takdirde çekince konulmadan mal verilmesinin sağlayıcı yönünden cezai şarttan feragat anlamına gelmeyeceğini, eksik ürün alımı hususunda ihtar gönderip gönderilmemesinin sonuca etkili olmadığının belirtildiğini, taraflar arasındaki ürün alım taahhütnamesinin (h) bendinde "Lukoil tarafından yazılı feragatname verilmedikçe Lukoil'in herhangi bir hak ve alacağından feragat etmiş sayılmayacağı"nın davalı tarafından kabul ve taahhüt edildiğini, yine aynı taahhütnamenin 3 üncü maddesinde davacı şirketin eksik üründen kaynaklanan cezai şart talebini dilerse her yıl sonunda dilerse de sözleşme sona erdikten sonra talep etme hakkına sahip olduğunu ileri sürerek ve re'sen tespit edilecek sebeplerle eksik ürüne yönelik cezai şart talebi yönünden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, bayilik sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart ve kâr kaybı talebine talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 … maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 … maddesinde yer … sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. 3.Davacı tarafından ek dava açılacak olması halinde sözleşme hükmünün yorumlanmasının bu davada değerlendirilmesi gerekmektedir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 … maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Sözleşmelerde yer alan genel feragat etmeme hükümleri uzun süreli sessizlik hallerinde çoğunlukla geçersiz sayılmakla birlikte, fesih yetkisinin kullanılmamasının feragat teşkil etmeyeceği açıkça düzenlenmişse mahkemelerce geçerli kabul edilerek geçmiş yıl zararlarına hükmedilebilmektedir. Bölge Adliye Mahkemesi kararında, sözleşmede cezai şartın anlaşma süresinin sonunda topluca talep edilebileceğine veya feragatname verilmedikçe haklardan vazgeçilmiş sayılmayacağına ilişkin düzenleme bulunsa dahi önceki dönemler için her dönem başında çekince konulmasının şart olduğu, ancak son döneme ilişkin eksik alımdan kaynaklanan cezai şartın talep edilebileceği belirtilmiş ve verilen bu karar Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 19.12.2023 tarihli ve E. 2022/3828, K. 2023/7561 sayılı ilamıyla onanmıştır.

Asgari alım taahhüdüne uyulmaması halinde sözleşme derhal feshedilebilir mi?

Sözleşmede taahhüdün yerine getirilmemesi halinde fesih yetkisi açıkça düzenlenmişse ihbarsız fesih mümkündür; buna karşılık sözleşmede açık bir yaptırım ve fesih sebebi öngörülmemişse yalnızca kotanın altında kalınmış olması cezai yaptırım ve feshe dayalı kâr mahrumiyeti talep hakkı vermez.

Asgari alım taahhüdüne bağlanan cezai şartın hukuki niteliği nedir?

Yıllık asgari ürün alımı taahhütlerine uyulmaması halinde öngörülen cezai şart, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 179. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında asıl borcun ifasıyla birlikte istenebilen ifaya eklenen ceza koşulu niteliğindedir.

Önceki yıllarda çekincesiz mal teslimine devam edilmişse cezai şart istenebilir mi?

İhtirazi kayıt konulmaksızın yeni yılın ifasına başlanması halinde önceki yılların cezai şartından zımnen vazgeçildiği kabul edilir; ağırlıklı içtihatta yalnızca son yıla ait cezai şartın talep edilebileceği kabul edilirken, uzun yıllar oluşan haklı güven hallerinde son yıl dahil tüm cezai şart ve kâr kaybı talepleri dürüstlük kuralı uyarınca reddedilmektedir.

İhtirazi kayıt veya çekince bildirimi nasıl yapılmalıdır?

Çekince bildirimi için kanunda özel bir şekil şartı öngörülmemiştir; yeni dönemde mal teslimine başlanmadan önce noterden ihtarname gönderilerek veya yeni yılın ilk fatura ve irsaliyesine açıklama şerhi düşülerek çekince bildirimi gerçekleştirilebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu