Aile Şirketlerinde İç Yönerge ve Kurumsallaşma

by Avukat Erdal Ersoy
Aile Şirketlerinde İç Yönerge ve Kurumsallaşma

İç Yönergenin Hukuki Niteliği ve Şirket Yönetimindeki Yeri

İç yönerge, şirketin nasıl yönetileceğini ve üçüncü kişiler nezdinde nasıl temsil edileceğini belirleyen, hem şirket içi hem de şirket dışı hukuki sonuçlar doğuran bir yönetim kurulu düzenlemesidir. Hesap verilebilirlik ilkesi gözetilerek sağlanacak görev dağılımı, karar alma süreçlerini farklılaştırarak yönetim kurulunun icracı rolden gözetim organı rolüne geçmesine katkı sağlayabilir ve şirketin kuşaklar arası daha planlı biçimde devrine zemin hazırlayabilir.

İç yönergede yönetimdeki görev paylaşımı, hangi yetkilerin yönetim kurulunda kaldığı, hangilerinin devredildiği, yönetim görevlerinin tanımları, iş akışı şemaları ve şirket içi hiyerarşik raporlama yapısı açıklanır. Bu düzenleme ile şirketin yönetim süreçleri kurallara bağlanır.

Yönetim Yetkisi ile Temsil Yetkisinin Ayrımı

Yönetim kurulunun kendi üyeleri arasından başkan ve başkan vekili seçerek görev dağılımı yapması ve şirketi temsile yetkili kişileri belirlemesi yönetimin devri niteliğinde değildir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/5382 Esas ve 2017/3443 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere yönetim yetkisi ile temsil yetkisi birbirinden farklı hukuki kavramlardır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/5382, K. 2017/3443Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/5382 E.  ,  2017/3443 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 30/03/2015 tarih ve 2014/477-2015/170 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı şirket vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalı şirketin 04/11/2011 tarihli genel kurul toplantısında davalılar … ve … ile birlikte müvekkilinin de üç yıllığına yönetim kurulu üyesi olarak seçildiğini, aile bireyleri arasında anlaşmazlıkların baş göstermesi üzerine davalılardan kardeş olan … ve …'nın müvekkilinin varlığını ve yönetim kurulu üyeliğini görmezden geldiklerini, müvekkiline haber vermeksizin 16/07/2012 tarihinde yönetim kurulu toplantısı yaparak müvekkilinin temsil yetkisini kaldırdıklarını, kendilerini yönetim kurulu başkanı ve başkan vekili olarak tayin ettiklerini, görev taksimi yaparak davalı şirketin kendi imzaları ile temsil ve ilzam olunmasına karar verdiklerini ileri sürerek, 16/07/2012 tarih ve 2012/2 sayılı yönetim kurulu kararının iptalini, bunun mümkün olmaması halinde batıl olduğunun tespitini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, müvekkilleri gerçek kişiler yönünden husumet itirazında bulunmuş, yönetim kurulu kararlarının iptal edilemeyeceğini, yasada sadece butlanına karar verilebileceğinin düzenlendiğini, dava konusu yönetim kurulu kararının butlanını gerektirir bir hususun bulunmadığını, davacının iddiasının yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin esas sözleşmesinde aksi yönde bir kurala rastlanmadığından, TTK'nın 370. m. uyarınca, şirketin temsilinin herhangi iki yönetim kurulu üyesinin imzası ile gerçekleşmesi gerekirken, dava konusu yönetim kurulu kararıyla, temsil yetkisinin sadece … ve …'nın imzalarıyla gerçekleşebileceğinin öngörülmüş olmasının alınan kararı yasaya aykırı hale getirdiği yine, yönetim kurulu kararıyla, davacının temsil yetkisinin kaldırılarak yetkinin sadece yönetim kurulu üyesi olan davalılardan … ve …'ya devredilmesinin bir esas sözleşme hükmüne ve bu hükme dayanılarak düzenlenen iç yönergeye dayanmadığından işlemin geçersiz, yani batıl olduğunun kabulünü gerektirdiği, şirket ana sözleşmesinin 14. maddesinde yer alan "idare meclisi, reis veya reis vekilinin daveti üzerine şirket merkezinde toplanır" hükmüne rağmen davacının şirket merkezine toplantı için davet edildiğine ilişkin bir delil sunulamamış olmasının da varılan bu sonucu desteklediği, davalılar … ve …'ya husumet yöneltilemeyeceği, davacının yönetim kurulu kararının iptaline yönelik talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın davalı şirket yönünden kabulü ile, 16/07/2012 tarih, 2012/2 no'lu yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitine, davalılar … ve … yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddine, iptale yönelik talebin de TTK'nın 460/5 m. gereğince reddine karar verilmiştir. Kararı, davalı şirket vekili temyiz etmiştir. Davacı tarafça, kendisinin daveti ve katılımı olmaksızın yapılan yönetim kurulu toplantısı ile temsil yetkisinin kaldırıldığı iddiasına dayalı olarak anılan yönetim kurulu kararının iptali, olmadığı taktirde batıl olduğunun tespiti istemi ile açılan işbu davada, mahkemece benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitine karar verilmiştir. Ancak, 6102 sayılı TTK’nın “Görev dağılımı” başlıklı 366. maddesinde “Yönetim kurulu her yıl üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçer. Esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesi öngörülebilir. Yönetim kurulu, işlerin gidişini izlemek, kendisine sunulacak konularda rapor hazırlamak, kararlarını uygulatmak veya iç denetim amacıyla içlerinde yönetim kurulu üyelerinin de bulunabileceği komiteler ve komisyonlar kurabilir.” aynı Yasa’nın “Yönetimin devri” başlıklı 367. maddesinde ise, “Yönetim kurulu esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye göre, yönetimi, kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devretmeye yetkili kılınabilir. Bu iç yönerge şirketin yönetimini düzenler; bunun için gerekli olan görevleri, tanımlar, yerlerini gösterir, özellikle kimin kime bağlı ve bilgi sunmakla yükümlü olduğunu belirler. Yönetim kurulu, istem üzerine pay sahiplerini ve korunmaya değer menfaatlerini ikna edici bir biçimde ortaya koyan alacaklıları, bu iç yönerge hakkında, yazılı olarak bilgilendirir. Yönetim, devredilmediği takdirde, yönetim kurulunun tüm üyelerine aittir.” , 370. maddesinde ''Esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. Yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır.'', 390/1 madde ve fıkrasında da ''Esas sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde, yönetim kurulu üye tam sayısının çoğunluğu ile toplanır ve kararlarını toplantıda hazır bulunan üyelerin çoğunluğu ile alır. Bu kural yönetim kurulunun elektronik ortamda yapılması hâlinde de uygulanır.'', 391. maddesinde de ''Yönetim kurulunun kararının batıl olduğunun tespiti mahkemeden istenebilir. Özellikle; Eşit işlem ilkesine aykırı olan, anonim şirketin temel yapısına uymayan veya sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen, pay sahiplerinin, özellikle vazgeçilmez nitelikteki haklarını ihlal eden veya bunların kullanılmalarını kısıtlayan ya da güçleştiren, diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin kararlar batıldır.'' hükümleri düzenlenmiştir. Somut olayda, öncelikle davacı tarafça kendisi davet edilmeksizin söz konusu yönetim kurulu toplantısının yapıldığı iddia edilmiş ise de, gerek 6762 sayılı TTK, gerekse de 6102 sayılı TTK’da yönetim kurulunun toplantıya çağrılma usulüne ilişkin herhangi bir yasal düzenleme olmadığı gibi, şirket ana sözleşmesinde de bu hususta bir hüküm bulunmamaktadır. Öte yandan, dava konusu yönetim kurulu toplantısında alınan kararların, davalı …'nın yönetim kurulu başkanı, …'nın ise başkan vekili olarak seçilmesi ve … ve …'nın imzaları ile üçüncü kişiler ile yapılacak iş ve işlemlerde şirketin temsil ve ilzam olunmasına ilişkin olduğunun anlaşılması karşısında, işbu kararlar TTK’nın 366. maddesi uyarınca görev dağılımı yapılmasına ve ayrıca TTK’nın 370. maddesine de uygun şekilde şirketi temsile yetkili 2 kişinin seçimine ilişkindir. Kararlar, TTK’nın 390. maddesindeki toplantı ve karar nisabına uygun olarak alınmıştır. Alınan yönetim kurulu kararları ile yönetim yetkisinin devri söz konusu olmayıp, yasa ya da ana sözleşmeye aykırı bir durum bulunmadığı gibi yönetim kurulu kararının butlanını gerektirir bir sebebin de bulunmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar vermek gerekirken yönetim kurulunun haiz olduğu yönetme ve temsil yetkisi karıştırılmak suretiyle yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı şirket vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı şirket yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 06/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yönetim kurulunun temsil yetkisinin kısmen devrini içeren iç yönerge ile temsile yetkili kişileri belirleyen yönetim kurulu kararlarının ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmesi zorunludur. Nitekim 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 373 uyarınca yönetim kurulu, temsile yetkili kişileri ve bunların temsil şekillerini gösterir kararının noter onaylı suretini tescil ve ilan edilmek üzere ticaret siciline verir; Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2015/10634 Esas ve 2016/4903 Karar sayılı kararında da bu zorunluluk teyit edilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/10634, K. 2016/4903Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/10634 E.  ,  2016/4903 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : …ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 15/06/2015 NUMARASI : 2015/393-2015/512 Taraflar arasında görülen davada … Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 15/06/2015 tarih ve 2015/393-2015/512 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili şirketin temsilde sınırlı yetki vermek üzere TTK 367 maddeye uygun olarak yönetim kurulu kararı ile İç Yönerge hazırlayıp Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan ettirdiğini ancak, davalı sicil müdürlüğünün tescil ve ilan talebini reddettiğini ileri sürerek, davalı red kararının iptaline, şirket yönetim kurulu kararının tescil ve ilana karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, 6102 sayılı TTK'nın 373.maddede yer alan yönetim kurulunun temsile yetkili kişileri ve bunların temsil şekillerini gösterir kararının noterce onaylanmış suretinin tescil ve ilan edilmek üzere ticaret siciline verileceği hükmü ve 373.maddede yer alan temsil yetkisinin kapsam ve sınırları ile üçüncü şahısların tescil ve ilan edilmiş hususlara ilişkin yasa ile belirlenmiş bulunan konumları doğrultusunda ve yönetim kurulunun temsil yetkisinin kısmen devrini de içeren anılan yönetim kurulu kararının ticaret sicilde tescil ve ilanında zorunluluk bulunduğu gerekçesiyle, talebin kabulü ile, İ.. M..’nün 06.04.2015 tarih ve 84329644/52217/39294 sayılı red kararının iptali ile sicilin 8942/8 sırasında kayıtlı davacı şirket yönetim kurulunun 06.03.2015 tarihli ve 2015/014 sayılı kararının ticaret sicilde tescil ve ilanına, karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre,davalının sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince, davacı kendisini bir vekille temsil ettirdiğine göre, davanın kabulüne karar verilmesine rağmen, davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. —/— SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalının sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 01,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 02/05/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 373Kaynağı aç
MADDE 373- (1) Yönetim kurulu, temsile yetkili kişileri ve bunların temsil şekillerini gösterir kararının noterce onaylanmış suretini, tescil ve ilan edilmek üzere ticaret siciline verir. (2) Temsil yetkisinin ticaret sicilinde tescilinden sonra, ilgili kişilerin seçimine veya atanmalarına ilişkin herhangi bir hukuki sakatlık, şirket tarafından üçüncü kişilere, ancak sakatlığın bunlar tarafından bilindiğinin ispat edilmesi şartıyla ileri sürülebilir. (3) (Ek:28/1/2021-7263/23 md.) Kamu kurum ve kuruluşları tarafından, ticaret siciline tescil olunan temsile yetkili kişiler ile bunların temsil şekilleri hakkında ticaret sicili kayıtları esas alınır ve şirketten bu kayıtlara ilişkin ticaret sicili müdürlüklerince düzenlenen belgeler ile Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilan dışında hiçbir belge istenemez. III – Görevler ve yetkiler 1. Genel olarak

İç Yönerge Düzenlenmesinde Esas Sözleşme ve Karar Şartları

Anonim şirketlerde yönetim kurulunun iç yönergeyle yönetimi devredebilmesi için şirket esas sözleşmesinde buna imkân tanıyan açık bir yetki hükmünün bulunması gerekir. Yönetim devri yönünden esas sözleşmede hüküm bulunması şart olmakla birlikte, temsil yetkisinin devrine ilişkin iç yönerge düzenlenmesi bakımından esas sözleşmede hüküm bulunmasının zorunlu olmadığı yönünde değerlendirmeler de mevcuttur.

Esas sözleşmede yönetim devrine imkân tanıyan bir yetki hükmü bulunmuyorsa genel kurulun toplanarak esas sözleşmeyi değiştirmesi gerekir. Genel kurulda bu doğrultuda karar alınabilmesi için en az 1/2 katılım oranı ve toplantıya katılan pay sahiplerinin çoğunluğunun oyu aranır. Bu değişiklik kararı ticaret siciline henüz tescil edilmeden dahi yönetim kurulu aynı gün veya sonraki bir tarihte iç yönerge hazırlayabilir.

Yönetim Kurulunun Devredilemez ve Vazgeçilemez Yetkileri

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 375 uyarınca yönetim kurulunun bazı görev ve yetkileri devredilemez ve vazgeçilemez niteliktedir. Şirketin üst düzeyde yönetimi ve bunlarla ilgili talimatların verilmesi ile şirket yönetim teşkilatının belirlenmesi yönetim kurulunun münhasır yetkisindedir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 375Kaynağı aç
MADDE 375- (1) Yönetim kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez görev ve yetkileri şunlardır: a) Şirketin üst düzeyde yönetimi ve bunlarla ilgili talimatların verilmesi. b) Şirket yönetim teşkilatının belirlenmesi. c) Muhasebe, finans denetimi ve şirketin yönetiminin gerektirdiği ölçüde, finansal planlama için gerekli düzenin kurulması. d) (Değişik:23/5/2024-7511/14 md.) Şube müdürleri hariç olmak üzere müdürlerin ve aynı işleve sahip kişilerin atanmaları ve görevden alınmaları. e) Yönetimle görevli kişilerin, özellikle kanunlara, esas sözleşmeye, iç yönergelere ve yönetim kurulunun yazılı talimatlarına uygun hareket edip etmediklerinin üst gözetimi. f) Pay, yönetim kurulu karar ve genel kurul toplantı ve müzakere defterlerinin tutulması, yıllık faaliyet raporunun ve kurumsal yönetim açıklamasının düzenlenmesi ve genel kurula sunulması, genel kurul toplantılarının hazırlanması ve genel kurul kararlarının yürütülmesi. g) Borca batıklık durumunun varlığında mahkemeye bildirimde bulunulması. 3. Sermayenin kaybı, borca batık olma durumu a) Çağrı ve bildirim yükümü

Muhasebe, finans denetimi ve şirketin yönetiminin gerektirdiği ölçüde finansal planlama için gerekli düzenin kurulması kanunen yönetim kurulunca yürütülür. Şube müdürleri hariç olmak üzere müdürlerin ve aynı işleve sahip kişilerin atanmaları ve görevden alınmaları da yönetim kurulunun devredilemez yetkileri arasındadır.

Yönetimle görevli kişilerin kanunlara, esas sözleşmeye, iç yönergelere ve yönetim kurulunun yazılı talimatlarına uygun hareket edip etmediklerinin üst gözetimi yönetim kuruluna aittir. Pay defteri, yönetim kurulu karar defteri ile genel kurul toplantı ve müzakere defterlerinin tutulması, yıllık faaliyet raporunun ve kurumsal yönetim açıklamasının düzenlenerek genel kurula sunulması, genel kurul toplantılarının hazırlanması ve kararlarının yürütülmesi ile borca batıklık halinde mahkemeye bildirimde bulunulması görevleri devredilemez.

Yönetim Yetkisinin Devri ve Pay Sahipleri ile Alacaklıların Bilgilendirilmesi

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 367/1 hükmü doğrultusunda, anonim şirket esas sözleşmesinde açık yetki bulunması kaydıyla yönetim kurulu, hazırlayacağı bir iç yönerge vasıtasıyla idare yetkisini kısmen veya tamamen bir ya da birden çok üyeye yahut üçüncü şahsa devredebilir. Düzenlenen bu iç yönerge şirketin idari işleyişini tanzim ederek gereken görevleri belirler, organizasyondaki yerlerini gösterir ve personelin kime bağlı çalışıp kimlere rapor ve bilgi sunacağını tespit eder.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 367Kaynağı aç
MADDE 367- (1) Yönetim kurulu esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye göre, yönetimi, kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devretmeye yetkili kılınabilir. Bu iç yönerge şirketin yönetimini düzenler; bunun için gerekli olan görevleri, tanımlar, yerlerini gösterir, özellikle kimin kime bağlı ve bilgi sunmakla yükümlü olduğunu belirler. Yönetim kurulu, istem üzerine pay sahiplerini ve korunmaya değer menfaatlerini ikna edici bir biçimde ortaya koyan alacaklıları, bu iç yönerge hakkında, yazılı olarak bilgilendirir. (2) Yönetim, devredilmediği takdirde, yönetim kurulunun tüm üyelerine aittir. 4. Ticari mümessil ve vekiller

Şirket yönetimi usulüne uygun şekilde devredilmediği takdirde yönetim yetkisi Türk Ticaret Kanunu m. 367/2 gereğince yönetim kurulunun tüm üyelerine aittir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 367/1 uyarınca yönetim kurulu; istem üzerine pay sahiplerini ve korunmaya değer menfaatlerini ikna edici bir biçimde ortaya koyan alacaklıları, yönetimin devrine ilişkin iç yönerge hakkında yazılı olarak bilgilendirir.

Temsil Yetkisinin Sınırlandırılması ve Sınırlı Yetkililerin Atanması

İç yönergeyle verilecek temsil yetkileri konu veya parasal tutar doğrultusunda sınırlandırılabilir; örneğin kredi sözleşmelerinde limit belirlenebilir veya kredi türüne göre kısıtlamaya gidilebilir. Kanunda engel bulunmadığından şirketi birlikte temsil etmekle yetkilendirilen kişiler veya şube yetkilileri de iç yönergede yer alabilir.

İç yönerge metninde kişilerin isimlerine yer verilemez; yalnızca görev unvanları ve yetkiler tanımlanır. Şirkete hizmet sözleşmesiyle bağlı çalışanlar ile genel kurulca temsil yetkisi verilmemiş yönetim kurulu üyeleri iç yönerge kapsamında yetkilendirilebilir. Belirlenen görevlere ismen yetkilendirme ise anonim şirketlerde yönetim kurulu, limited şirketlerde ise genel kurul yani ortaklar kurulu kararıyla ve ilgilinin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası belirtilerek yapılır.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 371/7 uyarınca yönetim kurulu; maddede belirtilen temsilciler haricinde, temsil yetkisi bulunmayan yönetim kurulu üyelerini yahut şirkette hizmet sözleşmesiyle istihdam edilenleri sınırlı yetkili ticari vekil veya tacir yardımcısı olarak görevlendirebilir. Görevlendirilecek kişilerin vazife ve yetki çerçevesi, kanunun 367. maddesi uyarınca tanzim edilen iç yönergede açıkça gösterilir. Bu çerçevede iç yönergede yer alabilecek yetkililer yönünden her türlü yetki sınırlandırması öngörülebilirken, temsil yetkisini haiz yönetim kurulu üyeleri gibi iç yönergede yer alamayacak yetkililer hakkında bu nitelikte bir sınırlama getirilemez.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 371Kaynağı aç
MADDE 371- (1) Temsile yetkili olanlar şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanabilirler. Kanuna ve esas sözleşmeye aykırı işlemler dolayısıyla şirketin rücû hakkı saklıdır. (2) Temsile yetkili olanların, üçüncü kişilerle, işletme konusu dışında yaptığı işlemler de şirketi bağlar; meğerki, üçüncü kişinin, işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden, bilebilecek durumda bulunduğu ispat edilsin. Şirket esas sözleşmesinin ilan edilmiş olması, bu hususun ispatı açısından, tek başına yeterli delil değildir. (3) Temsil yetkisinin sınırlandırılması, iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez; ancak, temsil yetkisinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine özgülendiğine veya birlikte kullanılmasına ilişkin tescil ve ilan edilen sınırlamalar geçerlidir. (4) Temsile yetkili kişiler tarafından yapılan işlemin esas sözleşmeye veya genel kurul kararına aykırı olması, iyiniyet sahibi üçüncü kişilerin o işlemden dolayı şirkete başvurmalarına engel değildir. (5) Temsile veya yönetime yetkili olanların, görevlerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden şirket sorumludur. Şirketin rücû hakkı saklıdır. (6) Sözleşmenin yapılması sırasında, şirket tek pay sahibi tarafından ister temsil edilsin ister edilmesin, tek pay sahipli anonim şirketlerde, bu pay sahibi ile şirket arasındaki sözleşmenin geçerli olması sözleşmenin yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır. Bu şart piyasa şartlarına göre günlük, önemsiz ve sıradan işlemlere ilişkin sözleşmelerde uygulanmaz. (7) (Ek: 10/9/2014 – 6552/131 md.) Yönetim kurulu, yukarıda belirtilen temsilciler dışında, temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerini veya şirkete hizmet akdi ile bağlı olanları sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atayabilir. Bu şekilde atanacak olanların görev ve yetkileri, 367 nci maddeye göre hazırlanacak iç yönergede açıkça belirlenir. Bu durumda iç yönergenin tescil ve ilanı zorunludur. İç yönerge ile ticari vekil ve diğer tacir yardımcıları atanamaz. Bu fıkra uyarınca yetkilendirilen ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları da ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Bu kişilerin, şirkete ve üçüncü kişilere verecekleri her tür zarardan dolayı yönetim kurulu müteselsilen sorumludur. 3. İmza şekli

Tescil Usulü, Değişiklikler ve Üçüncü Kişilere Karşı Koruma

İç yönergenin yönetime ilişkin kısımları ticari sır ve mahrem bilgiler barındırabileceğinden tescile tabi tutulmazken, temsile ilişkin bölümlerinin ve bunlara dayalı atama kararlarının ticaret siciline tescili zorunludur. Tescil edilen iç yönerge ve atama kararının ardından noter vasıtasıyla imza örnekleri tasdik ettirilerek şirketin imza sirküleri oluşturulur.

Tescil edilen iç yönergede sonradan yapılan değişikliklerin de tescili gerekir. Bu değişikliklerin tescilinde ticaret sicil müdürlükleri arasında uygulama farklılıkları görülmekte; bazı müdürlükler yalnızca yapılan değişikliğin tescilini ararken bazıları değişikliği içeren iç yönergenin tümünün yeniden tescilini talep edebilmektedir. Kanunda engel bulunmayan şube yetkilileri veya birlikte temsilcilerin iç yönergede gösterilmesinde de siciller arasında farklı uygulamalarla karşılaşılabilmektedir.

Tescil ve ilan edilen iç yönerge şirketi yetkisiz işlemlere karşı korur. Şirketin iç yönergede yer alan temsilcileri vasıtasıyla yaptığı sözleşmelerle bağlı olabilmesi için temsilcilerin geçerli temsil yetkisine sahip olması gerekir; yetkisiz temsilcinin yaptığı sözleşmeden dolayı karşı taraf şirketten talepte bulunamaz. 6102 sayılı Kanun m. 373/2 gereğince temsil yetkisinin tescilinden sonra atamadaki hukuki sakatlıklar üçüncü kişilere ancak bu sakatlığı bildikleri ispat edilirse ileri sürülebilir. Kamu kurum ve kuruluşları nezdinde ise Kanunun 373/3. maddesi gereğince tescil edilmiş temsil kayıtları esas alınır.

Şirket Dışı Kişilerin Vekaletname ile Yetkilendirilmesi

Şirket çalışanı olmayan bir kimsenin yönetim kurulu kararı veya şirketin yetkili temsilcileri aracılığıyla belirli bir münferit işlem için vekaletle yetkilendirilmesi mümkündür ve bu münferit yetkilendirmeler ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmez. Ancak şirket bünyesinde çalışmayan bir kişiye genel yetkili vekaletname verilmesi halinde bu kişi hukuken ticari mümessil yani ticari temsilci sayılır ve ticaret siciline tescili zorunlu hale gelir.

Yetki Devrinde Yönetim Kurulunun Sorumluluğu

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 553/2 uyarınca, kanuni düzenlemelerden veya şirket esas sözleşmesinden kaynaklanan görev yahut yetkilerini mevzuat hükümlerine dayanarak devreden organ ya da şahıslar, devralanların fiil ve işlemlerinden kural olarak mesul tutulmaz. Bu sorumluluk muafiyeti, yalnızca yetki devredilen kişilerin seçilmesinde makul düzeyde özen gösterilmediğinin kanıtlandığı durumlarda geçerliliğini yitirir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 553Kaynağı aç
MADDE 553- (1) Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, (…)[75] hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.[76] (2) Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. (3) Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz. VI – Denetçinin sorumluluğu[77]

6102 sayılı Kanun m. 553/3 gereğince hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz ve bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz.

Buna karşılık 6102 sayılı Kanun m. 371/7 uyarınca iç yönergeye dayalı olarak atanan sınırlı yetkili ticari vekil veya diğer tacir yardımcılarının şirkete ve üçüncü kişilere verecekleri her tür zarardan dolayı yönetim kurulu müteselsilen sorumludur.

İç Yönergede Karar Nisapları ve Nama Yazılı Pay Devirleri

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2023/356 Esas ve 2024/4114 Karar sayılı ilamına göre, yürürlükteki iç yönergede yönetim kurulu kararının alınması için belirli bir çoğunluk nisabı öngörülmüşse söz konusu iç yönergenin değiştirilmesi de aynı nisapla alınacak bir karar ile mümkündür. Belirlenen nisap sağlanmadan alınan yönetim kurulu kararı yok hükmünde olup karara katılmayan yönetim kurulu üyeleri tescil işleminin iptalini talep etme hakkına sahip ilgililer kapsamındadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/356, K. 2024/4114Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2023/356 E.  ,  2024/4114 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2130 Esas, 2022/1563 Karar HÜKÜM : Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/827 E., 2022/348 K. Taraflar arasındaki Ticaret Sicil Memuru kararına itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili ve ilgili kişi tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının kabulüne, mahkeme hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; … Gıda San. ve Tic. A.Ş.'nin 30.11.2021 tarihli 2021/2, 2021/3 sayılı yönetim kurulu kararları ve 30.11.2021 tarih ve 2021/01 sayılı iç yönergenin kabulüne dair kararların 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 367 nci maddesi kapsamında daha önce kabul edilip tescil edilen ve yürürlükteki 01.06.2017 tarihli iç yönergenin 3 üncü maddesinin I fıkrasına açıkça aykırı olduğunu, bu nedenle tescil ve ilan edilmesinin mümkün bulunmadığını, söz konusu kararların, iki müvekkilinin tüm uyarıları ve gerekçeli muhalefet şerhlerine rağmen, çoğunluğu temsil eden diğer üyelerin 3/5 olumlu oyları ile alındığını, müvekkilleri tarafından söz konusu kararların emredici hükümlere aykırı olması nedeniyle yok hükmünde olduğu ve üç iş günü içerisinde iptal edilmemesi ve uygulanmaya konulması halinde meydana gelecek zararlardan karara olumlu oy veren üyelerin ve kararı tescil eden memurların sorumlu olacaklarının ihtar edildiğini, tescil işleminden önce İstanbul Sicil Müdürlüğü'ne tescil ve ilandan imtina edilmesi konusunda 01.12.2021 tarih ve 06.12.2021 tarihli dilekçeler verildiğini, ana sözleşmenin tamamlayıcısı/uzantısı niteliğinde olacak şekilde, yönetim kurulu tarafından hazırlanarak tescil ve ilan edilen 30.11.2021 tarihli ve 2021/2-3 sayılı kararlar ile 2021/01 sayılı iç yönergenin, davalı … Sicil Müdürlüğü tarafından tescil edilerek, 16.12.2021 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilmesi nedeniyle, tescil işlemlerinin iptal edilerek sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili tarafından verilen bir red kararı bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, diğer yandan tescil edilmiş yönetim kurulu kararlarının terkini, yani iptali için husumetin ilgili şirkete yöneltilmesi gerektiğini, bu bakımdan da iptal davası mahiyetindeki huzurdaki davada müvekkil müdürlüğe husumet yöneltilemeyeceğini, yalnızca pay sahibi sıfatına sahip olan davacıların aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, yönetim kurulu toplantılarına ve kararlarına ilişkin nisapların 6102 sayılı Kanun'un 390 ıncı maddesi gereğince yalnızca esas sözleşmede düzenlenebileceğini, iç yönergede düzenlenebilecek hususların, kanun ve esas sözleşmeye aykırı olamayacağı gibi münhasıran esas sözleşmede düzenlenmesi öngörülen hususların iç yönergeyle düzenlenmesinin mümkün olmadığını, bu bakımdan da esas sözleşme ile düzenlenmesi zaruri olan yönetim kurulu karar nisabının iç yönergede yer alması ve bunun tescil edilmiş olmasının söz konusu iç yönerge hükmünün geçersiz olduğu sonucunu değiştirmeyeceğini, müvekkili müdürlüğün tescil işleminin hukuka ve mevzuata uygun olduğunu, bu bağlamda da, müvekkilinin davanın açılmasına sebep olmadığından yargılama giderleri ve vekâlet ücretinden sorumlu tutulamayacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tescil, değişiklik veya silinme işlemleri ilgili tüm kararlara karşı itiraz yolunun açık bulunduğu, davalı taraf silinme ile ilgili başvuru olmadığını iddia etmiş ise de davacıların 01.01. 2021 ve 06.12.2021 tarihli Ticaret Sicil Müdürlüğüne ibraz edilen dilekçeler ile tescil işlemine karşı itirazlarını dile getirerek başvuruda bulunduklarını, davacılar, tescil işlemine konu şirketin pay sahipleri olup ilgililerin itirazda bulunabilecekleri düzenlendiğine göre aktif husumet ehliyetine sahip olduklarını, davacıların hissedarı olduğu şirketin 6102 sayılı Kanun'un 367 ve 371 inci maddesine atıf yaparak 01.06.2017 tarihinde tescil edilen 2017/02 numaralı iç yönergeyi oy birliği ile kabul ederek sınırlı temsil ve ilzama ilişkin hususları düzenledikleri ve burada şirketin temsil ve ilzamı için en az %80 üyenin oybirliği ile yönetim kurulu kararı alması gerektiği yönünde düzenleme getirdikleri, esas sözleşmeye ek olarak 6102 sayılı Kanun'un 367 nci maddesi kapsamında şirketin iç yönerge düzenleme hakkı mevcut olduğu, 2017/02 sayılı iç yönerge tescil ilan edilmiş ve dava konusu tescil işlemlerine kadar uygulana geldiği, yönetim devri, temsil ve ilzam yetkilisine haiz olanlar bu yönergeye göre belirlendiği, anılan madde gözönüne alındığında iç yönergenin esas sözleşmeye aykırı olması mümkün olmayıp iç yönergenin esas sözleşmenin tali düzenleyicisi yani eki niteliğinde olduğunu, iç yönergeye aykırılık halinin esas sözleşmeye aykırılıkla aynı kategoride değerlendirilmesi gereken hukuki bir sorun olduğu, somut davada 2017/2 numaralı iç yönergede %80 üyenin yani 4/5 çoğunluğun olumlu oyu gerekmekte ise de davaya konu 30/11/2021 tarihli 2021/2 numaralı ve ayrıca 2021/3 numaralı yönetim kurulu kararı ve 30.11.2021 tarihli 2021/01 numaralı şirket yönetim iç yönergesi 3/5 çoğunlukla karar altına alındığı, davacı üyelerin muhalefet şerhlerini tutanağa geçirdikleri, her ne kadar 6102 sayılı Kanun'un 390 ıncı maddesinde yönetim kurulu üye tam sayısının çoğunluğu ile karar alacakları belirtilmiş ise de aynı madde kapsamında "esas sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde" ifadesine yer verildiği, iç yönerge, esas sözleşmenin eki niteliğinde olup 2017 yılından beri tüm pay sahipleri tarafından itirazsız uygulandığına göre yeni alınan yönetim kurulu kararlarının ve iç yönergenin 4/5 oranında nisap koşuluyla kabul edilip karar altına alınması gerekirken bu şartın yerine getirilmediği, düzenlemiş tescil ve ilan edilmiş esas sözleşmenin eki niteliğinde iç yönergenin davacıların yaptıkları itirazlar dikkate alınmadan tescil işleminin gerçekleştirilmesi hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile tescil işlemlerinin iptali ile sicilden terkinine karar verilmiş, 19.09.2022 tarihli ek karar ile de … Gıda San. ve Tic. A.Ş.'nin dosyada taraf olmadığından kanun yoluna başvuramayacağı gerekçesiyle istinaf talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ve ilgili … Gıda San. ve Tic. A.Ş. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; esas sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde, yönetim kurulu üye tam sayısının çoğunluğu ile toplanır ve kararlarını toplantıda hazır bulunan üyelerin çoğunluğu ile karar alacağını, toplantı ve karar nisaplarının emredici düzenlemelere aykırı olmamak şartıyla ancak, esas sözleşmede yer verilecek bir hükümle ağırlaştırılabileceğini, Yönetim Kurulu tarafından esas sözleşmede bir dayanak olmaksızın yetki aşımı yapılarak iç yönerge ile bir karar nisabı belirlenmesinin hukuka aykırı olduğunu, ticaret sicili yönetmeliğinde iç yönerge bakımından bir inceleme ve değerlendirme yapılması gerektiren bir hüküm bulunmadığını, İç yönergeyle yönetim kurulu toplantı ve karar nisabının düzenlenebileceğinin kabul edilemeyeceğini, esas sözleşmeye ilave olarak ve ancak belli konularla sınırlı ve belli konuları açıklayıcı mahiyetteki düzenlemelerin yer alabileceği iç yönergelere, içeriğine uygun olmayan hususların eklenmesinin mümkün olmadığını, 6102 sayılı Kanun'un 367 nci maddesinin birinci fıkrasına göre iç yönergenin, şirketin yönetimini düzenlediği; bunun için gerekli olan görevleri, tanımlayıp, yerlerini gösterdiği, özellikle kimin kime bağlı ve bilgi sunmakla yükümlü olduğunu belirleyeceğini, iç yönergenin esas sözleşmesinin bir uzantısı olmadığını, esas sözleşmeyi aşacak hükümler taşımasının mümkün olmadığını, müvekkil Müdürlüğün inceleme yükümlülüğü kapsamında bulunmayan 2017 tarihli iç yönergeye dayalı olarak davanın kabulüne karar verilmesi hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 2.Üçüncü kişi şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle; ticaret sicil müdürlüğü kararlarına itirazın tescil talep eden yönetim kurulunun yetkisinde olduğunu, ilgili tanımına girmeyen ve bu nedenle davada taraf sıfatı bulunmayan davacılar tarafından açılan dava üzerine 6102 sayılı Kanun'un 28 ve 34 üncü maddeleri hükümlerine açık aykırılık teşkil edecek şekilde davanın kabulüne karar verildiğini, davanın bu açıdan öncelikle sıfat yokluğundan reddi gerektiğini, sicile itirazın ancak ilgililer tarafından yapalabileceğini emredici hüküm olarak düzenlediğini, şirket yönetim kurulunun tescil kararına itiraz davasının, müvekkil şirketin haberi ve bilgisi olmadan görülerek karara bağlandığını, davacıların davalı müvekkil şirketin %24’lük hisse grubunu temsil ettiğini , aynı gerekçeler ile müvekkil şirket aleyhine Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/1121 E., 2022/441 K. sayılı dava dosyasında itiraza konu yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespiti ve iptali talepli davanın mahkemece reddedildiğini, iç yönergenin esas sözleşme ve kanun olmadığını, yönetim kurulu kararlarının toplantı ve karar çoğunluğuyla çıkarıldığını ve aynı çoğunlukla iptal edilebileceğini, davacıların, iptal edilen iç yönergeyi esas sözleşme gibi görmelerinin ve iptal edilemez olarak nitelendirmelerinin hukuki hiçbir dayanağı olmadığını, yönetim kurulunun toplantı ve karar nisabı ancak esas sözleşme ile sınırlandırılabileceğini, İç Yönerge iptal edilerek, yerine 6102 sayılı Kanun'un 390 ve 367 nci maddelerine uygun yeni bir İç Yönerge çıkarıldığını, iptal edilen iç yönergede yönetim kurulunun karar alması için %80 ağırlaştırılmış nisap öngördüğünü, bu sınırlandırma ise ancak esas sözleşme ile mümkün olup, İç Yönerge ile yapılamayacağını yönetim kurulunun iç yönergeyi her zaman iptal ve değiştirme imkânına sahip olduğunu, hiçbir önemli karara imza atmayan azınlık davacıların, bu ağırlaştırılmış nisap ile şirketleri kilitleme çabasında olduklarını belirterek istinaf başvurusunun reddine ilişkin ek kararın kaldırılarak itirazın kabulune ilişkin kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "ilgililer "kapsamında kalmayan davacıların terkin taleplerinin reddine karar verilmek gerekirken kabulüne karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle mahkemenin 19.09.2022 tarihli ek kararın kaldırılmasına, davalı … Sicil Müdürlüğü ve üçüncü şahıs … Gıda San. ve Tic. A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak sureti ile davacıların terkin taleplerinin reddine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle: yönetim kurulu üyelerinin bir kez yönetimin devri niteliğinde iç yönerge kabul ettiklerinde bunun tarafları bağlayıcı bir sözleşme vasfında olduğunu, iç yönerge içeriğinin sözleşme serbestisi ilkesi gereğince belirleneceğini, yönetim kurulu üyelerinin yürürlükte iç yönerge hükümlerine uygun hareket etmek ve bu iç yönergeyi kaldıracak yönetim kurulu kararını da bu yönerge hükümlerine uygun olarak almak mecburiyetinde olduklarını, iç yönerge kabul eden tarafların, sözleşmenin taraflarına karşı geçersizlik iddialarını ileri süremeyeceklerini, bu şekilde 4/5 oranında nisap şartı getiren ve yıllar boyu şirketi buna uygun şekilde yöneten yönetim kurulu üyelerinin, menfaatlerine ters düştüğünde mevcut iç yönerge ve burada belirlenen nisap şartlarını yok sayarak sözleşmenin geçersizliği savını ileri süremeyeceklerini ve doğrudan salt çoğunluk kuralına dayanamayacaklarını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ticaret sicil memuru kararına itiraz istemine ilişkin açılan davada davacıların 6102 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesinde belirtilen "ilgililer" kavramına dahil olup olmadığı noktasında toplanmıştır. 2. İlgili Hukuk 6102 sayılı Kanun'un 28, 34, 367 ve 390 ıncı maddeleri. 3. Değerlendirme Dava, 6102 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesine dayalı olarak açılmış, ticaret sicil memuru işleminin iptali istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesince anılan hükümde belirtilen ilgili kişiler kavramına davacılar yönetim kurulu üyelerinin girmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak dava konusu edilen ticaret sicil memuru işlemine konu yönetim kurulu kararı daha önceden oy birliği ile kabul edilmiş, iç yönergenin iptali ve o yönergedeki temsil yetkisinin değiştirilmesi ile ilgilidir. Değiştirilen iç yönerge ile yönetim kurulu kararının %80 çoğunluk nisabı ile alınması öngörülmüş olmakla sözü edilen iç yönergenin değiştirilmesi de aynı nisapla alınacak bir karar ile mümkün olacaktır. Nisap sağlanmadan alınmış yönetim kurulu kararı yok hükmünde olup bu kararın tesciline ilişkin işlemin iptalinde karara katılmayan diğer yönetim kurulu üyelerinin 6102 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesinde belirtilen ilgili kişiler kapsamına girdiği açıktır. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken davacıların dava açma hakkı bulunmadığından bahisle ret kararı verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kuşaklar arası pay intikallerinde nama yazılı payların devir kuralları önem taşır. 6102 sayılı Kanun m. 490/1 uyarınca kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe nama yazılı paylar sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilir; ancak m. 492/1 gereğince esas sözleşmeyle nama yazılı payların devri şirketin onayına bağlanabilir. Şirket, m. 493/1 uyarınca esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek veya devredene paylarını başvurma anındaki gerçek değeriyle kendi veya pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek onay istemini reddedebilir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/1865, K. 2025/478Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2024/1865 E.  ,  2025/478 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/773 Esas, 2023/1560 Karar BİRLEŞEN İSTANBUL 21. SALİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2019/469 E. HÜKÜM : Yeniden Hüküm Kurulmak Suretiyle Asıl ve Birleşen Davanın Kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/541 E., 2020/522 K. Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA 1. Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; davalı şirketin toplam sermayesinin %21,68'ini temsil eden 43.567 adet C grubu nama yazılı pay sahibi olan müvekkili şirketin, davalı şirketteki tüm paylarını devrederek ortaklıktan ayrılmak istediğini, davalı şirketin ortaklarına, pay sahipleri sözleşmesi gereği önalım haklarını kullanması hususunda bildirim yükümlülüğünü yerine getiren müvekkili şirketin 10.05.2019 tarihinde dava dışı … Yatçılık Gayrimenkul Turizm Otomotiv İç ve Dış Tic A.Ş. ile imzaladığı pay devir sözleşmesi ile ilgili pay devri kararı alınması ve pay devrinin şirket pay defterlerine işlenmesi talebinin 24.06.2019 tarihli toplantıda, davalı şirket ana sözleşmesinin 8.1. ve 8.1.(i) maddesi gerekçe gösterilerek oy birliği ile reddedildiğini, davaya konu pay devrinde ana sözleşmeye aykırılık bulunmadığını, nama yazılı pay devrinin önemli bir sebeple reddi için red sebeplerinin esas sözleşmede açık ve somut bir şekilde belirtilmesi gerektiğini, pay devrinin reddini gerektirecek önemli bir sebebin bulunmadığını, şirket açısından önemli bir payın devrinin de söz konusu olmadığını, davalı şirketin halihazırdaki ortaklarının profili şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı açısından önemli ise de bu hususun şirketin kuruluş ve gelişme aşamalarında bir anlam ifade ettiğini, gelinen aşamada davalı şirketin tanınır ve güvenilir bir şirket haline geldiğini, ayrıca pay sahipleri sözleşmesine göre müvekkili şirketin, davalı şirkette mali yükümlülük altına girme borcunun olmadığını, davalı şirkette ortak olarak kalmasının davalı şirketin hayatiyeti açısından öneminin olmadığını, davalı şirket pay sahipleri sözleşmesindeki, muhtemel pay devri kısıtlamalarının emredici nitelikteki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı TTK) hükümlerine aykırı olduğunu ileri sürerek davalı şirket yönetim kurulunca verilen 24.06.2019 tarihli ve 2019/6 sayılı kararın iptali ile müvekkili tarafından yapılan pay devir işleminin pay devir tarihi olan 29.05.2019 tarihi itibariyle pay defterine hükmen işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davacı vekili birleşen dosyanın dava dilekçesinde; nitelikli kararların alınmasına yönelik olarak, C grubu pay sahipliği temsil edilmediğinden toplantı yeter sayısının sağlanmadığını, hisse devrinin reddine dair 24.06.2019 tarihli … yönetim kurulu kararının batıl/geçersiz olduğunu, dolayısıyla şirketçe 3 ay içerisinde hisse devrinin tescilini red iradesinin tecessüm etmemiş olduğunu ileri sürerek müvekkili şirketin hissedarlığının tespitine ve pay devrinin pay defterine hükmen işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; müvekkili şirket ana sözleşmesinin 8.1 maddesinde pay sahipleri çevresinin bileşimine dair hüküm yer aldığını, pay sahiplerinin profilinin şirket için önem arz ettiğini, ana sözleşmenin 8.1 maddesinin 2017 yılında kaleme alındığını, davacı şirketin hisselerini devretmek istediği … Yatçılık Gayrimenkul Turizm Otomotiv İç ve Dış Tic A.Ş.nin yönetim kurulu başkanı ve sahibi olan şahsı yönetim kuruluna aday gösterdiğini, bu adayın seçilmemesi üzerine 24.05.2019 tarihli olağanüstü genel kurul kararının iptali talebi ile açılan davanın kabulüne karar verildiğini, genel kurul süreciyle ilgili uyuşmazlıklar devam ederken davacının diğer ortakların itirazlarını görmezden gelerek hisselerini … A.Ş'ye devrettiğinden bahisle bildirimde bulunduğunu, 24.06.2019 tarihli yönetim kurulu kararı ile pay devrinin pay defterine işlenmesi talebinin reddedildiğini, şirketin ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığında bankalarla yapılan işlemlerin önemli olduğunu, davacının hisselerini devrettiği şirketin sahibinin dava dışı … A.Ş.'nin yönetim kurulu üyesi olduğunu, bu şirketin müvekkilinin rakibi konumunda bulunduğunu, bankaların dönem itibarı ile ortak değişikliğini kabul etmemesinin muhtemel olduğunu, … A.Ş.'nin 2016 yılında kurulduğunu, ana iştigal konusunun … İnşaat Grubu ile ilgili olduğunu, müvekkili şirketin ekonomik yönden ve yeni işlere girmekte sıkıntılı olduğu bir dönemde rakip bir şirketin müvekkili ortaklık yapısına dahil olmasının ve şirketin yıllarca biriktirdiği birikime vakıf olmasının kabul edilebilir olmadığını, bu yönü ile pay sahibi çevresinin bileşiminin korunmasının önemli olduğunu, rakip bir şirketin pay sahipleri çevresinin bileşimini bozacak şekilde ortaklık yapısına dahil edilmek istenmesi karşısında pay devri talebinin reddedilmesinin ilgili mevzuata uygun olduğunu, davacı tarafın da oyuyla kabul edilen şirket ana sözleşmesinin 8.1.(i) maddesinde pay sahipleri arasındaki sözleşmeye aykırı devirlerin şirket tarafından reddedilebileceği hükmü getirildiğini, kurulduğu günden bu yana şirkette ortak olan hissedarların güçlü bir pay sahibi çevresi oluşturduğunu, teknik başarı yakalanmış olsa da ekonomik bağımsızlığın sağlanması için pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunmasının elzem olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; asıl dava ile birleştirme taleplerinin olduğunu, davanın haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı şirket ana sözleşmesinin 12. maddesine göre nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanması kararının özellikli yönetim kurulu kararı olduğu, 8.1. maddesine göre nama yazılı payların ancak şirketin onayı ile devredilebileceği, bu onayın şirketin yönetim kurulunun tüm üyelerinin katılımı ve oybirliğiyle alacağı kararla verilebileceği, ana sözleşmenin 8.1., 12. maddesi ve pay sahipleri sözleşmesinin 6.7. ile 6.8. maddeleri uyarınca özellikli yönetim kurulu toplantılarında C grubu yönetim üyesinin varlığının ve olumlu oyunun arandığı, birleşen davada davacı şirketin halihazırda pay sahibi olmayıp üçüncü kişi olduğu, dolayısıyla yönetim kurulu seçilmesine dair genel kurul kararının iptali talebi ile açılan davanın sonucunun bu davaya etkili olmayacağı, zira genel kurul iptali kararlarının kesinleşmekle hüküm ifade edeceği, buna göre, üçüncü bir kişinin şirkette pay sahibi olabilmesi için yönetim kurulunun hisse senetlerinin devrini oy birliği ile onaylaması gerektiği, 24.06.2019 tarihli dava konusu yönetim kurulu toplantısında oy birliği ile davacıların pay devri işleminin pay defterine işlenmesi talebini reddettiği, ana sözleşme ve pay sahipleri sözleşmesinde pay devrinin reddi için yönetim kurulunun tüm üyeler ile toplanması ve oy birliği ile karar alma şartı bulunmadığı, bu şartın sadece devre onay verilecek yönetim kurulu toplantıları için öngörüldüğü, ayrıca 6102 sayılı TTK'nın 490. maddesi uyarınca kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı payların herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebileceği, davalı şirketin ise ana sözleşme ile devri yönetim kurulunun oy birliği ile alacağı onay kararı şartına bağladığı, somut olayda, C grubu hisseleri temsil eden üyenin olumsuz oy kullandığı varsayıldığında dahi dört yönetim kurulu üyesisinin pay devrine onay vermediği, dolayısıyla C grubunu temsilen yönetim kurulu üyesi toplantıya katılmasa veya katılıp olumlu oy kullansa dahi sonucun değişmeyeceği, 24.06.2019 tarihli yönetim kurulu toplantısında yönetim kurulunun ana sözleşmenin 8.1. ve 8.1.(i) maddesine atıfta bulunduğu, şirketin içinde bulunduğu süreç dikkate alındığında pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması hususunun hem işletme konusu hem de işletmenin ekonomik bağımsızlığı için büyük önem arz ettiği gerekçesine dayandığı, ana sözleşmenin 8.1 maddesinde yer verilen hususların haklı neden için somut gerekçe içerdiği, zira 6102 sayılı TTK'nın 493/2 hükmüne göre pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümlerinin onayın reddini haklı göstermesinin önemli sebep oluşturacağının kabul edildiği, yönetim kurulu kararında 8.1.(i) maddesi ile pay sahipleri sözleşmesine atıf yapıldığı, pay sahipleri sözleşmesinin 5.5, 7.7 maddelerinin, davalı tarafın ekonomik bağımsızlığın sağlanması için pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunmasının önemine ilişkin açıklamalarını teyit ettiği, dava dilekçesinde yer alan ifadelere göre davacının da mevcut profilin şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetin devamlılığı için önem ifade ettiğini, bu sayılanların şirketin kuruluş aşamasında anlamlı olduğunu belirttiği, ancak davalı şirketin kuruluş tarihinin 2005 olduğu, ana sözleşmede bu hususlara ilişkin değişikliğin davacının da olumlu oyuyla 2017 yılında yapıldığı, ticari hayatta bankalar yönünden şirketlerin ortaklık yapısının önemi ile ortaklık yapısındaki değişikliklere bankaların/kredi kuruluşlarının tereddüt ile yaklaştığının bilindiği, davalının bu yöndeki açıklamalarının haklı neden olduğu, şirket yapısına ve işletme konusuna yabancı bir kişinin/şirketin ortaklık yapısına dahil edilip, yüksek kredibilite ve teknik bilgi (know-how) isteyen alanlarda faaliyet gösteren şirketlerin işletme konusuna yönelik faaliyetlerini sürdürmesinin, pay sahipleri çevresinin korunması ile, şirkete dahil olacak ortağın ancak bu niteliklere sahip olması halinde mümkün olacağı, birleşen davanın davacısının, dava dışı … A.Ş'nin yönetim kurulu başkanı olduğu, bu hali ile davalı şirketin ortakları arasına girerek vakıf olacağı bilgileri dava dışı … A.Ş. vasıtası ile kullanabilmesi ve inşaat alanında rakip firma haline gelmesinin, davalı şirketin büyümesi ve faaliyetinin devamlılığına olumsuz etki edebileceği kanaatinin oluştuğu, davalı şirketin pay devrine onay vermemesine ilişkin gerekçelerinin, pay devrinin reddi açısından önemli sebep teşkil ettiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, hüküm, asıl ve birleşen davada davacı taraflarca istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı …Ş.'nin davalı ….'de sahip olduğu 43.567 adet 21.783.500 nominal bedelli C grubu payların tamamının birleşen dosya davacısına devredilmesine ilişkin 10.05.2019 tarihli pay devir sözleşmesi imzalandığı, 6102 sayılı Kanun'un 490/1. maddesine göre, Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı payların, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebileceği, ancak 492/1 maddesine göre de esas sözleşme ile nama yazılı payların şirketin onayıyla devredilebileceğinin öngörülebileceği, red sebeplerinin ise 493. maddede düzenlendiği, 6102 sayılı Kanun'un 494/3 hükmüne göre de şirket, onaylamaya ilişkin talebi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya reddi haksızsa, onay verilmiş sayılacağı, davalı şirketin ana sözleşmesinin 10. maddesinde yönetim kurulunun 5 üyeden oluşacağı, 12/7 ve devamı maddelerinde yönetim kurulunun özellikli yönetim kurulu kararları dışındaki kararlarının en az 4 üyeyle toplanıp en az 4 üyeyle karara bağlanacağı; özellikli yönetim kurulu kararlarına yönelik toplantılarında C grubu yönetim kurulu üyesinin varlığının ve olumlu oyunun gerekliliğinin düzenlendiği, nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanmasının özellikli yönetim kurulu kararları arasında sayıldığı, ana sözleşmenin 8.1 maddesinin 1. paragrafının son cümlesinde nama yazılı payların devrine ilişkin onayın şirket yönetim kurulunun tüm üyelerinin katılımı ve oybirliğiyle alacağı kararı ile verileceğinin düzenlendiği, davalı şirketin 24.05.2019 tarihli genel kurulunda C grubu pay sahibi davacının gösterdiği aday yerine, ortaklardan … Yapı'nın aday gösterdiği … şirketin organsız kalmaması gerekçesiyle seçilmiş olması karşısında, şirket yönetim kurulunda C grubu payları temsil eden yönetim kurulu üyesinin, seçilemediğinden bulunmadığı, ana sözleşmenin 12. maddesine göre onay istemi için karar yeter sayısının sağlanamamasının onay isteminin reddi sonucunu, toplantı yeter sayısının sağlanamamasının ise yönetim kurulu kararının yokluğu sonucunu doğuracağı, usulüne göre toplanmamış bir yönetim kurulunun aldığı karar ile ilgili olarak ise toplantıya katılamayan üyenin karara etki edip edemeyeceğinin bir önemi bulunmadığı, zira "nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanması" talebinin görüşüleceği yönetim kurulu toplantısına C grubu hisselerini temsil eden üyenin katılmasının yönetim kurulunun teşekkül ettirilebilmesi için şart olduğu, somut olayda, dava konusu nama yazılı hisse devrinin onaylanması talebinin, C grubu hisseleri temsil eden üyenin bulunmadığı bir toplantıda karara bağlanmış olması nedeniyle yok hükmünde olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 494/3 hükmündeki "Şirket, onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılır" şeklindeki hüküm uyarınca davalı şirket tarafından hisse devrinin onaylanması talebi usulünce reddedilmediğinden kabul edilmiş olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 493/1 hükmüne göre şirketin, esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek, onay istemini reddedebileceği, 2. fıkraya göre ise pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümlerinin, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı gösteriyorsa, önemli sebep oluşturacağı, şirket ana sözleşmesinin 8.1. maddesinin "Pay sahipleri, Şirket’in ve Şirket’in iştiraklerinin faaliyette bulunduğu sektörlerde öncü bir konumda bulunabilmek ve Şirket’in işbu esas sözleşmede yer alan amaç ve konularını gerçekleştirmek için Şirket’in sürekli olarak yüksek düzeyde teknik bilgi (know-how) kullanması, geniş bir ağa sahip olması, profesyonel düzeyde uzmanlığa sahip olması gerektiğini ve ayrıca önemli miktarlarda yatırım yapması gerektiğini ve emsalsiz becerilere ve deneyime sahip olan (A) Grubu, (B) Grubu ve (C) Grubu Pay Sahiplerinin tamamının, birlikte Şirket’in büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı yanı sıra pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması konusunda Şirket’te önemli bir yere sahip olduklarını kabul etmektedirler. Bu sebeple, nama yazılı paylar ancak Şirketin onayı ile devredilebilir. Bu onay Şirketin Yönetim Kurulu'nun tüm üyelerinin katılımı ve oybirliğiyle alacağı kararı ile verilir.” şeklinde olduğu, ana sözleşmenin 8.1(i) maddesinde ise pay devrinin ya da devralanın işbu esas sözleşme şartlarına veya pay sahipleri arasındaki pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine aykırı olması halinde pay devrine ilişkin onay isteminin reddine karar verilebileceğinin düzenlendiği, yönetim kurulunca, pay devrinin şirket ana sözleşmesi'nin 8.1. maddesine aykırı olması ve pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunmasının hem işletme konusu hem de işletmenin ekonomik bağımsızlığının korunması hususlarının red sebebi yapıldığı, 6102 sayılı Kanun'un 493. maddesinin gerekçesine göre, esas sözleşmeye konulacak haklı sebeplerin kanunda gösterilmiş sebeplerden olması gerektiği, esas sözleşmede mezkûr maddeye atfın yeterli olmadığı, haklı sebebin kanundaki haklı sebeplere uygun bir şekilde somutlaştırılması gerektiği, haklı sebep kategorilerinin paysahipleri çevresinin bileşimi, şirketin konusu ve işletmenin bağımsızlığı olarak belirlendiği, davalı şirket ana sözleşmesinin 8.1 maddesinde, emsalsiz becerilere ve deneyime sahip olan (A) grubu, (B) grubu ve (C) grubu pay sahiplerinin tamamının, birlikte şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı yanı sıra pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması konusunda şirkette önemli bir yere sahip olduklarını kabul etmekte oldukları ifade edildiği ancak hisse devrinin söz konusu olması halinde devre onay verilmesi için hangi hususların aranacağının düzenlenmediği, somutlaştırılmadığı, ana sözleşmenin 8.1(i) maddesinde pay devrinin ya da devralanın işbu esas sözleşme şartlarına veya pay sahipleri arasındaki pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine aykırı olması halinde, pay devrine ilişkin onay isteminin reddine karar verilebileceği düzenlenmiş olmakla birlikte, hisse devrine onay verilmemesini gerektiren sebeplerin ana sözleşmede açıkça yazılması gerektiği, dolayısıyla pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine yapılan atfın geçerli olmadığı, nama yazılı hisselerin devrine onay verilmesi isteminin reddine dair kararda, "pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması" hususuna vurgu yapılmış ise de, bu durumun 6102 sayılı Kanun'un 493. maddesi kapsamında somutlaştırılmadığı, ana sözleşme ile anonim şirketlerde nama yazılı hisselerin devri sınırlandırılabilirse de davalı şirketin nama yazılı hisselerin devrini sınırlandıran 8.1 maddesinin, birleşen dosya davacısının hisseleri devralmasına onay verilmemesini gerektiren bir önemli neden içermediği, davalının diğer hissedarlarının devre onay verme yetkileri bulunmayıp, devre muvafakatlerinin bulunmamasının sonuca bir etkisinin olmadığı, davalı şirket pay sahipleri sözleşmesinin ise sözleşmenin nispiliği ilkesi gereği birleşen dosya davacısına karşı ileri sürülemeyeceği, davalı şirketin nama yazılı hisselerin devrine onay vermemesinin 6102 sayılı Kanun'un 493/1-2 hükümleri anlamında önemli bir sebebe dayanmadığı, İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçelerle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmesinin isabetli görülmediği gerekçesiyle asıl ve birleşen dosya davacısı vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, buna göre asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı kabulüne, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü nezdinde 198824-5 sicil numarası ile kayıtlı birleşen dosya davacısı … Yatçılık Turizm Gayrimenkul Otomotiv İç ve Dış Ticaret A.Ş.'nin, davalı ….'nin 43.567 adet 21.783.500 nominal bedelli C grubu pay itibariyle davalı şirketin ortağı olduğunun tespitine ve pay defterine kaydına karar verilmiş, hüküm asıl ve birleşen dosya davalısı tarafından temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, davacının davalı şirketteki paylarını dava dışı şirkete devrinin pay defterine işlenmesi talebinin reddine dair yönetim kurulu kararının iptali ile pay devir işleminin pay devir tarihi itibarı ile pay defterine hükmen işlenmesi talebine, birleşen dava ise, asıl davaya konu yönetim kurulu kararının payı devralan şirket tarafından geçersizliği/iptali talebine, terditli olarak payı devralan şirketin hissedarlığının tespiti ile hissedarlığın hükmen pay defterine işlenmesi taleplerine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ( HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI.SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davalının temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı harcın istek halinde ilgiliye iadesine, 03.02.2025 tarihinde kesin olarak oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Davacı şirket … Holding A.Ş., maliki olduğu, davalı ….’nin %21.68‘ini temsil eden C Grubu nama yazılı payını 10.05.2019 tarihinde dava dışı … Yatçılık A.Ş.’ye pay devir sözleşmesiyle sattığını ve hisse devrini 24.06.2019 tarihli toplantıda şirket pay defterine işlenmesini talep etmiş, davalı …. ana sözleşmesinin 8-1/i maddesi uyarınca devir talebini oy birliğiyle reddetmiş, bunun üzerine davacı … İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde hisse devrinin pay defterine işlenmesi ve hisse devrinin reddine ilişkin yöntemi kurulu kararının iptalini talep etmiştir. Birleşen dosyanın davacısı … A.Ş., kendisine devredilen hisse satış sözleşmesinin pay defterine hükmen işlenmesi ve redde ilişkin yönetim kurulu kararının geçersizliğini talep etmiştir. İstanbul 4. ATM’nin yaptığı yargılama sonucunda; 05.11.2020 tarihinde; … Holding A.Ş. ana sözleşmesinin 8-1, 8-1,e maddelerinde şirket ortaklarının, üçüncü kişilere hisselerinin devrinin geçerliliğine tüm ortakların onayına bağladığından ve … Holding A.Ş yönetim kurulu 24.06.2019 tarihinde şirket ortağı …’in hisselerini … A.Ş.’ye devrinin, pay defterine işlenmesi talebini oy birliğiyle reddettiğinden, yine şirket ana sözleşmesini 5-5, 7-7 maddesi uyarınca … Holding A.Ş. ortaklarını şirketin iş kapasitesi, ticari hayatta kuvvetli bir şeklide yer alması, ekonomik bağımsızlığı için önemli olup, bu hususta ana sözleşme ile sınırlama getirilmiş olduğundan, şirket hissesinin devredildiği …’nin YK üyesi … İnşaat A.Ş’nin ticari faaliyetlerinin de inşaat vb. alanlar olduğu, yani rakip firma olması sebebiyle, TTK 493 uyarınca haklı sebep olduğundan bahisle, hisse devrinin pay defterine işlenmesi ve buna ilişkin yönetim kurulunun red kararının geçersizliğinin tespitini reddetmiştir. İtiraz üzerine, İstanbul BAM 43. HD’nin 2021/773 E., 2023/1560 K. sayılı ilamı ile şirket ana sözleşmesinin 8.1-e maddesi gereğince şirket ortaklarının hisse devrinin onaylanması gibi reddinde de oy birliği arandığından, yine 10. ATM’nin 2019/334 E., 1036 Kararı ile … Holding A.Ş‘nin 24.05.2019 tarihili genel kurulun da C Grubu pay sahibi … tarafından yönetim kurulu üyesi adayı … ’ın seçilmemesi ve yerine … ’ın seçilmesi kararının butlanla malul olduğundan, C grubu hisse temsilcisinin seçiminin geçerli olmadığından hisse devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararının geçersiz olduğu, TTK 493 uyarınca haklı bir sebep olmadığından, TTK 494/3 uyarınca yönetim kurulu hisse devrini reddine ilişkin üç ay içerisinde karar vermezse onay vermiş sayılacağından redde ilişkin YK kararı da yok hükmünde sayılacağından üç ay içerisinde de hukuki bir karar verilmediğinden, İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin asıl ve birleşen davanın reddine ilişkin kararı kaldırılıp hisse devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğu, hisse devrinin pay defterine işlenmesi, asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Somut olay incelendiğinde; 1…. Holding A.Ş’nin ana sözleşmesinin 8-1, 8-1, e maddesinde şirket ortaklarının hisselerinin devrinin geçerli olabilmesini, tüm hissedarların kabul şartına bağlamıştır. Hisse devrinin reddedilmesi oy birliği şartına bağlanmamıştır. Bu husus şirket ana sözleşmesinin lafzından ve koyuluş amacından açıkca anlaşılmaktadır. BAM 43. HD’nin hisse devrinin reddinde de oy birliği şartının arandığına dair değerlendirilmesi hatalıdır. 2. … Holding A.Ş. ana sözleşmesinin 5.5, 7.7 maddelerinde şirketin ekonomik bağımsızlığının sağlanması için ortakların şahıslarının önemine vurgu yapılmış, ortakların ticari faaliyetlerine, tecrübelerine, şirkete kattıkları değerin önemli olduğu belirtilerek hisse devrini sınırlayarak hisse devrinin gerçekleşmesine tüm hissedarların onayına tabi tutmuştur yani devri oy birliğine bağlamıştır. … Holding A.Ş. C grubu imtiyazlı yönetim kurulu üyesinin seçiminde, imtiyazlı pay sahibi … A.Ş.’nin aday olarak gösterdiği … A.Ş.’nin yönetim kurulu üyesi … A.Ş.’nin hissedarı … ’ın seçilmemesinin haklı nedene dayandığı; 11. Hukuk Dairesi’nin 2023/4662 E., 2024/8264 K. sayılı kararıyla “davaya sunulan protokol, taraflar arasında çekilen ihtarnameler ve taraf vekillerinin beyanları hep birlikte değerlendirildiğinde C grubu pay sahibi … A.Ş tarafından yönetim kurulu adaylığına önerilen … ’ın … Yönetim A.Ş. tarafından şirketteki hisselerinin devri planlanan ve ancak diğer ortaklar tarafından kabul edilmeyen … Yatçılık Turizm A.Ş.’nin ortağı olduğu anlaşılmış olup bir şirkette güven ilişkisinin, birlikte ve ortak çalışma isteğinin önemli ve vazgeçilmez olmasının C Grubu pay sahibi … Holding A.Ş. tarafından yönetim kurulu adaylığına önerilen … ’ın yönetim kurulu adaylığının genel kurul tarafından reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakta 6102 sayılı kanun un 360 ıncı maddesinin 1 inci fıkrası uyarınca … ’ın reddi haklı neden oluşturmaktadır” kesinleşmiştir. 11. Hukuk Dairesi’nin yukarıda zikredilen kararıyla … Holding A.Ş.’ye … A.Ş.’nin ortağının yönetim kurulu üyesi olarak seçilmemesi TTK 360. maddesi uyarınca haklı bir sebep olarak kabul edilmiştir. … A.Ş.’nin ortağının …’da yönetim kurulu üyesi seçilmemesi şirketin bağımsızlığı, güven ilişkisi, rakip firmalar olması, ana sözleşmesi, çekilen ihtarlar uyarınca haklı bulunmuşken, aynı gerekçelerle … ’ın ortağı olduğu şirkete yani … A.Ş.’ye …’in hisse devrinin reddinin TTK 493 maddesi uyarınca da haklı sebep oluşturduğu açıktır. … Holding A.Ş.’nin rekabetini, bağımsızlığını, varlığını sürdürebilmesi sebebiyle şirket hisselerinin bir kısmının … A.Ş.’ye devir talebinin reddedilmesinin haklı bir sebep oluşturduğu açıktır. Bu sebeple BAM 43. HD’nin TTK 493 maddesi uayırca haklı sebep bulunmadığına dair kabulü de hatalıdır. 3. İstanbul 10. ATM anılan kararıyla … Holding A.Ş.’nin yönetim kurulu üyelerinin seçildiği genel kurul kararlarının tamamını iptal etmemiş, sadece imtiyazlı pay sahiplerinin adayı olarak … ’ın seçilmesini iptal etmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de 2023/4662 E., 2024/8264 K. sayılı kararıyla imtiyazlı pay sahiplerinin adayı … ’ın seçilmemesinin haklı neden oluşturduğuna karar vermiştir. Yani ortada … Holding A.Ş. genel kurulunun yönetim kurulu üyelerinin seçimine ilişkin karar ayaktadır ve imtiyazlı pay sahibi haricindeki dört üyenin yönetim kurulu üyeliği hukuken varlığını sürdürmektedir. BAM 43. HD’nin hisse devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararını hem yok hükmünde sayıp yönetim kurulunun teşekkülünü ve hisse devrine ilişkin bir karar alamayacağını söyleyip, hem de üç ay içerisinde bir karar alamadığından bahisle TTK 494 uyarınca üç aylık sürenin dolmuş olması hisse devrinin onayı mahiyetindedir değerlendirilmesi TTK’nın 494. maddesine açıkca aykırıdır. Hisse devrinin onay ve reddine ilişkin geçerli bir karar alamayacağı belirtilmiş bir yönetim kurulundan herhangi bir karar beklemek fiilen imkansız olan bir şeye tersten sonuç bağlamaktır. Yok sayılan bir yönetim kurulunun üç ay içerisinde bir karar alabilmesi de hukuken BAM 43. HD’nin kabulüne göre de imkansızdır. İmkansız olan bir şeye üç ay içerisinde bir karar almadınız, almadığınıza göre onay mahiyetindedir, şeklindeki kabul TTK’nın 494. maddesinin lafzına ve yorum kurallarına uygunluk teşkil etmediğinden, kararın bozulması gerektiğinden, asıl ve birleşen davanın kabulüne ilişkin Dairemizin Onama kararına katılmıyorum.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 490Kaynağı aç
MADDE 490- (1) Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı paylar, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilirler. (2) Hukuki işlemle devir, ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılabilir. D) Devrin sınırlandırılması I – Kanuni sınırlama
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 493Kaynağı aç
MADDE 493- (1) Şirket, esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek, onay istemini reddedebilir. (2) Pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümleri, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı gösteriyorsa, önemli sebep oluşturur. (3) Bundan başka, devralan, payları kendi adına ve hesabına aldığını açıkça beyan etmezse şirket, devrin pay defterine kaydını reddedebilir. (4) Paylar; miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebrî icra gereği iktisap edilmişlerse, şirket, payları edinen kişiye, sadece paylarını gerçek değeri ile devralmayı önerdiği takdirde onay vermeyi reddedebilir. (5) Devralan, paylarının gerçek değerinin belirlenmesini, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden isteyebilir; bu hâlde mahkeme şirketin karar tarihine en yakın tarihteki değerini esas alır. Değerleme giderlerini şirket karşılar. (6) Devralan, gerçek değeri öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde bu fiyatı reddetmezse, şirketin devralma önerisini kabul etmiş sayılır. (7) Esas sözleşme devredilebilirlik şartlarını ağırlaştıramaz. b) Hükümleri

Kanunun 493/2. maddesine göre pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümleri şirketin işletme konusu veya ekonomik bağımsızlığı yönünden reddi haklı gösteriyorsa önemli sebep oluşturur. 6102 sayılı Kanun m. 494/3 gereğince şirket onay istemini aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde geçerli bir şekilde reddetmemişse veya ret haksızsa onay verilmiş sayılır; nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2024/1865 Esas ve 2025/478 Karar sayılı kararında da bu kural vurgulanmıştır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 494Kaynağı aç
MADDE 494- (1) Devir için gerekli olan onay verilmediği sürece, payların mülkiyeti ve paylara bağlı tüm haklar devredende kalır. (2) Payların miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebrî icra gereği iktisap edilmeleri hâlinde, bunların mülkiyeti ve bunlardan kaynaklanan malvarlığına ilişkin haklar derhâl; genel kurula katılma haklarıyla oy hakları ise ancak şirketin onayı ile birlikte devralana geçer. (3) Şirket, onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılır. 3. Borsaya kote edilmiş nama yazılı paylar a) Red sebepleri
İç yönerge metninde şirket yetkililerinin isimleri yazılabilir mi?

Hayır, iç yönerge metninde kişilerin isimlerine yer verilemez; metinde yalnızca görev unvanları ve bunlara ait yetki tanımları düzenlenir. Şahısların bu görevlere atanması ise ayrı bir yönetim kurulu veya genel kurul kararıyla yapılır.

İç yönergenin ticaret siciline tescili zorunlu mudur?

İç yönergenin yalnızca temsile ilişkin bölümleri ile yetkililerin atanmasına ilişkin kararların ticaret siciline tescili zorunludur. Yönetim organizasyonuna ilişkin şirket içi kuralların tescil edilmesi gerekmez.

Yönetim kurulunun devredemeyeceği kanuni görevler nelerdir?

Üst düzey yönetim ve teşkilatın belirlenmesi, muhasebe ve finansal planlama düzeninin kurulması, şube müdürleri dışındaki müdürlerin atanması ve azli, üst gözetim, defterlerin tutulması, genel kurulun hazırlanması ve borca batıklık bildirimi devredilemez yetkilerdendir.

İç yönergeyle atanan sınırlı yetkililerin verdiği zarardan yönetim kurulu sorumlu mudur?

Evet, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 371/7 uyarınca iç yönergeye dayalı olarak atanan sınırlı yetkili ticari vekil veya diğer tacir yardımcılarının şirkete ve üçüncü kişilere verecekleri her tür zarardan dolayı yönetim kurulu müteselsilen sorumludur.

Nama yazılı pay devrinin onaylanması talebi ne kadar sürede karara bağlanmalıdır?

Şirket, onaylama istemini aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde geçerli bir şekilde reddetmelidir. Bu süre içinde usulünce reddedilmeyen veya haksız olarak reddedilen onay istemi kabul edilmiş sayılır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu