Anonim ve Limited Şirket Nasıl Kurulur?

by Avukat Erdal Ersoy
Anonim ve Limited Şirket Nasıl Kurulur?

Anonim ve Limited Şirketin Hukuki Yapısı

Anonim şirket, sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı yalnızca malvarlığıyla sorumlu bulunan bir sermaye şirketidir. Pay sahiplerinin sorumluluğu kural olarak yalnızca taahhüt ettikleri sermaye payıyla sınırlıdır. Şirket en az bir gerçek veya tüzel kişi tarafından kurulabilmektedir. Limited şirket de bir veya birden fazla gerçek ya da tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulabilen sermaye şirketi niteliğindedir; borç ve yükümlülüklerinden dolayı yalnızca kendi malvarlığıyla sorumlu olup ortakların şirket borçlarından şahsi sorumluluğu bulunmamaktadır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 602Kaynağı aç
MADDE 602- (1) Şirket, borç ve yükümlülükleri dolayısıyla sadece malvarlığıyla sorumludur. D) Ek ödeme ve yan edim yükümlülükleri I – Ek ödeme yükümlülüğü 1. Kural

Limited şirkette ortak sayısı kanunen en fazla elli kişi ile sınırlıdır. Anonim şirkette ise ortak sayısının beş yüze kadar çıkabileceği belirtilmektedir; bu sayının doğrudan bir ortaklık üst sınırı mı yoksa Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında halka açık sayılma eşiğiyle bağlantılı bir düzenleme mi olduğu kanun metninde ayrıştırılmamış olduğundan bu bilgi ihtiyatla değerlendirilmelidir.

Asgari Sermaye Şartları

Anonim şirketlerde sermaye yapısı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 332. maddesinde düzenlenmiştir. Madde hükmüne göre tamamı esas sözleşmede taahhüt edilmiş bulunan esas sermaye elli bin Türk lirasından az olamaz. Kayıtlı sermaye sistemini kabul etmiş halka açık olmayan anonim şirketlerde ise başlangıç sermayesi yüz bin Türk lirasından aşağı olamaz. Kanun bu asgari tutarların Cumhurbaşkanınca artırılabileceğini öngörmektedir. Payların itibari değeri en az bir kuruş veya bunun katları olarak belirlenebilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 332Kaynağı aç
MADDE 332- (1) Tamamı esas sözleşmede taahhüt edilmiş bulunan sermayeyi ifade eden esas sermaye ellibin Türk Lirasından ve sermayenin artırılmasında yönetim kuruluna tanınmış yetki tavanını gösteren kayıtlı sermaye sistemini kabul etmiş bulunan halka açık olmayan anonim şirketlerde başlangıç sermayesi yüzbin Türk Lirasından aşağı olamaz. Bu en az sermaye tutarı Cumhurbaşkanınca artırılabilir.[41][42] (2) Bu Kanun anlamında kayıtlı sermayeli anonim şirketlerde başlangıç sermayesi, kuruluşta ve sisteme ilk geçildiğinde haiz olunması zorunlu sermayedir; çıkarılmış sermaye ise, çıkarılmış payların tümünün itibarî değerlerinin toplamını temsil eder. (3) Halka açık olmayan anonim şirketler gerekli şartları artık haiz olmadıkları takdirde, Gümrük ve Ticaret Bakanlığından izin alarak kayıtlı sermaye sisteminden çıkabilecekleri gibi, bu sisteme alınırken aranan nitelikleri kaybettiklerinde, istemleri bulunmasa bile aynı Bakanlık tarafından sistemden çıkartılırlar. (4) 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 12 nci maddesi hükmü saklıdır. V – Devletin gözetimi 1. İzin
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 476Kaynağı aç
MADDE 476- (1) Payın itibarî değeri en az bir kuruştur. Bu değer ancak birer kuruş ve katları olarak yükseltilebilir. Anılan itibarî değer Cumhurbaşkanınca yüz katına kadar artırılabilir.[71] (2) Birinci fıkraya aykırı olarak çıkarılan paylar geçersizdir; ancak, pay için yapılan ödemeden doğan haklar saklıdır. Söz konusu payları ihraç edenler, zarar verdikleri kişilere karşı müteselsilen sorumludur. Zamanaşımı hakkında 560 ıncı madde uygulanır. (3) Zora giren şirketin finansal durumunun iyileştirilmesi amacıyla payın itibarî değeri bir kuruştan fazla olduğu takdirde bir kuruşa kadar indirilebilir. II – Payların bölünememesi

Limited şirketlerde esas sermaye paylarının itibari değerinin en az yirmi beş Türk lirası veya bunun katları olarak belirlenmesi gerektiği belirtilmektedir. Ana sözleşmede müdürlerin atanması ve yetki sınırlarının da açıkça gösterilmesi gerektiği ifade edilmektedir.

Kayıtlı Sermaye Sistemi ve Çıkarılmış Sermaye

Kayıtlı sermaye sistemi benimsemiş anonim şirketlerde başlangıç sermayesi, şirketin kuruluşunda veya sisteme ilk geçişte sahip olunması zorunlu asgari sermayeyi temsil eder; çıkarılmış sermaye ise ihraç edilen tüm payların itibari değerleri toplamıdır. Bu sisteme kabul için aranan nitelikleri yitiren halka açık olmayan anonim şirketler, Bakanlıktan izin alarak sistemden çıkabilecekleri gibi, gerekli niteliklerin kaybedilmesi halinde şirketin talebi bulunmasa dahi Bakanlıkça re'sen de sistemden çıkarılabilirler.

Tescil Öncesi Sermaye Ödemesi: Anonim ve Limited Şirket Ayrımı

Anonim şirketlerde, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 344. maddesi uyarınca nakden taahhüt edilen payların itibari değerlerinin en az yüzde yirmi beşi tescilden önce ödenir; kalan kısım şirketin tescilini izleyen yirmi dört ay içinde ödenir. Payların çıkarma primlerinin tamamının tescilden önce ödenmesi şarttır. Sermaye Piyasası Kanunu'nun pay bedellerinin ödenmesine ilişkin hükümleri saklıdır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 344Kaynağı aç
MADDE 344- (1) Nakden taahhüt edilen payların itibarî değerlerinin en az yüzde yirmibeşi tescilden önce, gerisi de şirketin tescilini izleyen yirmidört ay içinde ödenir. Payların çıkarma primlerinin tamamı tescilden önce ödenir. (2) Sermaye Piyasası Kanununun pay bedellerinin ödenmelerine ilişkin hükümleri saklıdır. 2. Ödeme yeri

Limited şirketlerde ise bu kural farklı işler. 6102 sayılı Kanun'un 585. maddesinin birinci fıkrası, nakden taahhüt edilen payların itibari değerlerinin en az yüzde yirmi beşinin tescilden önce ödenmesi şartının limited şirketler bakımından uygulanmayacağını açıkça hükme bağlamıştır. Limited şirketlerde pay bedellerinin ödenmesi, ödeme yeri, ifa borcu, ifa etmemenin sonuçları ve bedeli tamamen ödenmemiş payların devrine ilişkin konularda anonim şirket hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 585Kaynağı aç
MADDE 585- (Değişik: 26/6/2012-6335/31 md.) (1) Şirket, kurucuların, kanuna uygun olarak düzenlenmiş bulunan, sermayenin tamamını ödemeyi şartsız olarak taahhüt ettikleri, ticaret sicili müdürlüğünde yetkilendirilmiş personelin huzurunda imzaladığı şirket sözleşmesinde limited şirket kurma iradelerini açıklamalarıyla kurulur. Esas sermaye pay bedellerinin ödenmesi, ödeme yeri, ifa borcu, ifa etmemenin sonuçları, bedelleri tamamen ödenmemiş payların devri hususlarında bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümleri kıyasen uygulanır. (Ek cümle: 15/2/2018-7099/25 md.) Ancak nakden taahhüt edilen payların itibari değerlerinin en az yüzde yirmibeşinin tescilden önce ödenmesi şartı limited şirketler bakımından uygulanmaz. 588 inci maddenin birinci fıkra hükümleri saklıdır.[85][86] II – Tescil 1. İstem

Anonim şirketlerde sermaye borcunun tamamı ödenmedikçe hamiline yazılı pay senedi çıkarılması mümkün değildir.

Limited Şirketin Kuruluş İradesi

Limited şirket, kurucuların kanuna uygun biçimde düzenlenmiş, sermayenin tamamını koşulsuz olarak ödemeyi taahhüt ettikleri ve ticaret sicili müdürlüğünde yetkilendirilmiş personelin huzurunda imzaladıkları şirket sözleşmesinde şirketi kurma iradelerini açıklamalarıyla kurulur.

Ticaret Unvanının Belirlenmesi

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 43. maddesi uyarınca anonim, limited ve kooperatif şirketler işletme konusunu göstermek ve 46. madde hükmü saklı kalmak kaydıyla ticaret unvanlarını serbestçe seçebilirler. Ticaret unvanında anonim şirket veya limited şirket ibarelerinin bulunması zorunludur. Bu şirket türlerinin ticaret unvanında gerçek bir kişinin adı ya da soyadı yer aldığı takdirde, şirket türünü gösteren ibareler baş harflerle veya başka biçimde kısaltılarak yazılamaz.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 43Kaynağı aç
MADDE 43- (1) Anonim, limited ve kooperatif şirketler, işletme konusu gösterilmek ve 46 ncı madde hükmü saklı kalmak şartıyla, ticaret unvanlarını serbestçe seçebilirler. (2) Ticaret unvanlarında, “anonim şirket”, “limited şirket” ve “kooperatif” kelimelerinin bulunması şarttır. Bu şirketlerin ticaret unvanında, gerçek bir kişinin adı veya soyadı yer aldığı takdirde, şirket türünü gösteren ibareler, baş harflerle veya başka bir şekilde kısaltma yapılarak yazılamaz. c) Tacir sayılan diğer tüzel kişiler ve donatma iştiraki

Unvan seçimi aşamasında ticaret siciline kayıtlı mevcut unvanlarla benzerlik denetimi yapılmalıdır. Unvanın ilk iki kelimesinin sicilde daha önce kayıtlı bir başka unvanla benzer olması halinde tescil talebi ticaret sicili müdürlüğünce reddedilmektedir.

Anonim Şirkette Yönetim Kurulu

6102 sayılı Kanun'un 359 ve 362. maddelerine dayanan düzenlemeler uyarınca yönetim kurulu en az bir üyeden oluşur. Yönetim kurulu üyelerinin şirket pay sahibi olması zorunlu değildir; tüzel kişiler de yönetim kuruluna seçilebilir. Üyeler en çok üç yıl için seçilir ve görev süresi sona erenler kural olarak yeniden seçilebilir; ancak esas sözleşmeye görev süresi biten üyelerin yeniden seçilemeyeceğine ilişkin hüküm konulması da mümkündür.

6102 sayılı Kanun'un 367. maddesine dayanan düzenleme uyarınca, esas sözleşmeye konulacak açık bir yetki hükmü bulunması halinde yönetim kurulu, hazırlayacağı bir iç yönerge doğrultusunda yönetim yetkisini kısmen veya tamamen bir ya da birkaç yönetim kurulu üyesine ya da üçüncü kişilere devredebilir.

Genel Kurul Toplanması ve Oy Hakları

6102 sayılı Kanun'un 409. maddesi uyarınca olağan genel kurul, şirketin hesap döneminin bitiminden itibaren üç ay içinde ve yılda en az bir kez toplanır. Olağanüstü genel kurullar ise şirket işlerinin gerektirdiği hallerde ve zamanlarda yapılır. Kanun'un 414. maddesi gereğince genel kurul toplantısına çağrıya ilişkin ilanların, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere en az iki hafta önceden yapılması zorunludur.

Genel kurul toplantılarında temsil bakımından, esas sözleşmeyle temsilcinin pay sahibi olması şartı getirilemez. Esas sözleşmede bir payı dahi bulunan her pay sahibine en az bir oy hakkı tanınması zorunludur; birden fazla payı bulunan pay sahipleri için ise oy sayısına sözleşmeyle sınır konulabilir.

Kâr Dağıtımı ve Yedek Akçe

6102 sayılı Kanun'un 519 ila 523. maddeleri çerçevesinde şirket net dönem kârından her yıl yüzde beş oranında genel kanuni yedek akçe ayrılır. Kalan tutarın yüzde beşi pay sahiplerine kâr payı olarak dağıtılır; bu kâr payı pay sahibinin esas sermaye payı için yaptığı ödemelerle orantılı olarak hesaplanır. Net kârın geri kalan kısmının nasıl kullanılacağı genel kurulca belirlenir. Pay sahiplerine yüzde beş kâr payı ödendikten sonra kârdan pay alacak kimselere dağıtılacak toplam tutarın yüzde onu genel kanuni yedek akçeye eklenir.

Ortakların Sorumluluğu ve Kanuni Sınırlar

Limited şirkette 6102 sayılı Kanun'un 573. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ortaklar, şirketin borçlarından sorumlu olmayıp yalnızca taahhüt ettikleri esas sermaye payı oranında şirkete karşı sorumludur. Şirket ise 602. madde gereğince işlem ve fiillerinden doğan borçlardan dolayı yalnızca kendi malvarlığıyla sınırlı biçimde sorumlu tutulur. Bu sınırlı sorumluluk ilkesinin kanuni istisnaları mevcuttur. Esas sözleşmede açıkça öngörülmesi şartıyla, Kanun'un 603. ve devamı maddeleri kapsamında ek ödeme yükümlülüğü ile 606. ve devamı maddeleri kapsamında yan edim yükümlülüğü kararlaştırılabilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/53, K. 2021/611Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/53 E.  ,  2021/611 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili; müvekkili ile davalının dava dışı … Medikal Tur. Ltd. Şti.'nin temsile yetkili ortakları olduğunu, şirketin vergi borçları nedeniyle davalının şirketin yönetimi ve borçlarını müvekkiline bırakıp başka bir şirket kurduğunu, müvekkilinin şirketin bütün vergi borçlarını, çeklerini, kredilerini ödediğini ve diğer ödemelerini yaptığını, vergi borçlarından ve çeklerden dolayı şirketi temsile ve ilzama yetkili olması nedeniyle davalının da hukukî ve cezai anlamda sorumluluğunun bulunduğunu, ayrıca davalının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 613. maddesine aykırı şekilde … Medikal Tur. Ltd. Şti.’nin iflas ettiğini belirtip anılan şirketin müşterilerini yeni şirketine aktarmaya çalışarak müvekkilinin de ortağı olduğu şirketten olan alacaklarını avukatına temlik ettiğini, şirketteki temsil yetkisini kullanarak yaptığı araç satışı nedeniyle şirketin zor durumda kaldığını, müvekkilince yapılan ödemeler sonucu davalının haksız olarak zenginleştiğini ileri sürerek müvekkilinin dava dışı … Medikal Tur. Ltd. Şti. borçları için yapmış olduğu ödemelere karşılık davalının sermaye payı oranında fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik l0.000TL'nin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili; tarafların ortağı oldukları şirketin tasfiyesine dair kararın kesinleştiğini, tasfiye hâlindeki şirketin faaliyetinin beş yıldan fazla zamandır durdurulduğunu ve iddia edildiği gibi borç ya da vergi ödemesinin söz konusu olmadığını, bu hususların tasfiye dosyasında ele alındığını, davacının sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışları nedeniyle şirketin tasfiye edildiğini, müvekkilinin davacı ile ortak olduğu şirketten başka var olan şirketinin 2006 tarihinde destek amaçlı kurulduğunu, haksız rekabetin söz konusu olmadığını, ortağı oldukları şirketin tasfiyesi üzerine diğer şirketin de faaliyetinin durduğunu, alacak temlikinin şirket kaynaklarının kötüye kullanımı nedeniyle yapılıp fiilen uygulanmadığından şirkete zarar vermediğini, davacının faaliyetleri nedeniyle şirketi zarara uğrattığını, müvekkilinin 2007 yılından itibaren şirketten uzaklaştırıldığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesinin 04.12.2014 tarihli ve 2012/312 E., 2014/366 K. sayılı kararı ile; tarafların ortağı olduğu şirketin feshine karar verildiği, şirketin tasfiye aşamasında olduğu, davacının bizatihi kendisinin yapmış olduğu ödemelerden davalının payına düşen miktarın 4.538,60TL olarak tespit edildiği, davacının ödediğini iddia ettiği diğer ödemelerin şirket adına yapıldığının kabulü gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 4.538TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 09.11.2015 tarihli ve 2015/9179 E., 2015/11676 K. sayılı kararı ile “…1-Dava, limited şirket müdür ve ortağının şirketin diğer müdür ve ortağı aleyhine açmış olduğu alacak davası olup, davacı sadece kendisinin şirket adına yaptığı harcamalara davalının da katılması gerektiğini iddia ederek işbu davayı açmış, mahkemece yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacı, şirketin acz içinde veya gayri faal olduğunu, bu nedenle borçları kendisinin ödemek zorunda olduğunu iddia etmemiştir. Bu durumda davacı, şirketin borçlarını ödediğine göre bu parayı dava dışı şirketten talep edebilir. Bu nedenle yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 2- Bozma sebep ve şekline göre taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir… ” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesinin 14.04.2016 tarihli ve 2016/90 E., 2016/222 K. sayılı kararı ile önceki gerekçelere ek olarak; 20.12.2012 havale tarihli Ticaret Sicil Müdürlüğü yazısından anlaşıldığı üzere fesih ve tasfiyesine karar verilen şirketin sicil kaydının devam ettiği, ortaklarının davacı ve davalıdan müteşekkil olduğu, tasfiyesi tamamlanmamış olup her ne kadar varlığını sürdürse de bozma ilamında da değinildiği üzere şirketin bu hâli ile gayri faal durumda bulunduğu, bu sebeple bozma ilamında değinilen hususların gerçekleşmediği, dava dışı şirketten talep edilebilirlik durumunun mevcut olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tarafların ortağı oldukları şirketin acz içerisinde veya gayri faal olup olmadığı ve buradan varılacak sonuca göre davacı tarafından yapıldığı iddia olunan ödemelerin anılan şirketten talep edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 13. Sermaye şirketlerinden biri olarak tanımlanan limited şirkete ilişkin hususlar, TTK’nın 573 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Limited şirket, TTK’nın 602. maddesi uyarınca işlem ve fiilleri neticesinde doğan borçlardan dolayı sadece malvarlığıyla sınırlı olarak sorumlu olup bu husus, sınırlı sorumluluk ilkesi olarak adlandırılmaktadır. Bunun yanında limited şirket ortağı ise TTK’nın 573/2. maddesi gereği şirketin borçlarından sorumlu olmayıp sadece taahhüt ettiği esas sermaye payı oranında şirkete karşı sorumludur. Başka bir anlatımla ortağın, taahhüt ettiği sermayeyi koyma borcuyla sınırlı olan sorumluluğu şirkete karşı olup, şirket borçlarından dolayı alacaklılara karşı herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. 14. TTK’nın 573/2. maddesi uyarınca esas sözleşmede öngörülmesi şartıyla sermaye koyma borcu yanında limited şirket ortağı yönünden ek ödeme ve yan edim yükümlülükleri de öngörülebilecek olup ek ödeme yükümlülüğüne dair şartlar aynı Kanun’un 603 ve devamındaki maddelerde, yan edim yükümlülüğüne dair şartlar ise 606 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Bu kapsamda limited şirket ortağı, ancak yukarıda anılan kanunî düzenlemelerde belirlenen şekil ve esaslar çerçevesinde, esas sözleşmede belirlenen ek ödeme ve yan edim yükümlülükleri ile sorumlu tutulabilecektir. Bu durum, ortakların şirkete karşı koymayı taahhüt ettikleri sermaye borcuyla sınırlı olarak sorumlu olduklarına dair kuralın istisnasını teşkil eder. 15. Limited şirket borçlarından şirket ortağının sorumsuzluğuna dair kuralın bir diğer istisnası ise; limited şirketin kamu borçlarına ilişkin olarak kaleme alınan 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un (6183 sayılı Kanun/AATUHK) 35. maddesidir. 6183 sayılı Kanun’un, kamu alacaklarının tahsilini güvence altına almak amacıyla ihdas edilen 35. maddesi; “Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar. Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur. Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.” hükmünü haiz olup buna göre limited şirket ortağı, şirketten tahsil imkânı bulunmayan kamu alacaklarından sermaye payı oranında sorumludur. Eş söyleyişle ortağın, limited şirketin AATUHK kapsamındaki kamu borçlarından, aynı Kanun’un yukarıdaki maddesinde sayılan şartlar dâhilinde ve şirketteki sermaye payı oranında sorumluluğu mevcut olup bu Kanun kapsamı dışındaki şirket borçlarından TTK’nın 573/2. maddesi gereği sorumluluğu bulunmamaktadır. 16. 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi kapsamında limited şirket ortağının kamu alacaklarından sermaye payı oranındaki sorumluluğunun ilk şartı; şirket hakkında 6183 sayılı Kanun kapsamındaki kamu alacağının mevcudiyetidir. 6183 sayılı Kanun’un 3. maddesi uyarınca kamu alacağı, aynı Kanun’un 1 ve 2. maddelerinde belirtilen alacakları ifade etmekte olup buna göre; devlete, il özel idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ilişkin muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer'i kamu alacakları ve aynı idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğanlar dışında kalan ve kamu hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları ile bunların takip masrafları gibi alacaklar kamu alacağı olarak tanımlanabilir. Ayrıca muhtelif kanunlarda Tahsili Emval Kanunu’na göre tahsil olunacağı bildirilen her çeşit alacağın da kamu alacağı olduğu aynı Kanun’un 2. maddesinde belirtilmiştir. Bu manada 1. maddede sayılan kurumlar dışındaki bir kuruma ait bir alacak, kamu alacağı niteliği haiz olsa bile hakkında özel bir hükmün bulunmaması hâlinde AATUHK kapsamı dışında kalacaktır. Kamu alacağının büyük kısmını vergi alacağı oluşturmakla birlikte, kamu alacağı, vergi alacağını da kapsayan daha geniş bir kavramdır. Bunun yanında 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (SSGSSK) 88. maddesinin yollamasıyla Sosyal Güvenlik Kurumunun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde de 6183 sayılı Kanun’un uygulanacağı düzenmiş olup bu kapsamda anılan kurumun ödenmeyen prim ve diğer alacakları da kamu alacağı kapsamı içerisindedir. Dolayısıyla limited şirket ortağı, şirketin 6183 sayılı Kanun kapsamındaki tüm kamu borçlarından, aynı Kanun’un 35. maddesi gereği sermaye payı oranında şahsi malvarlığıyla sorumludur. 17. 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi kapsamında limited şirket ortağının sorumluluğunun bir diğer şartı ise; kamu alacağının asli borçlu olan limited şirketten tamamen yahut kısmen tahsil edilememiş olması veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılmasıdır. Bu kapsamda kamu alacağından dolayı limited şirket ortağının sorumluluğu, ancak alacağın şirketten tahsil imkânının bulunmaması hâlinde doğacaktır. Tahsil edilemeyen kamu alacağı kavramı; 6183 sayılı Kanun’un 3. maddesi uyarınca; kamu borçlusunun aynı Kanun hükümlerine göre yapılan malvarlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir malvarlığının bulunmaması, haczedilen malvarlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin kamu alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen kamu alacaklarını, tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacağı ise; kamu borçlusunun haczedilen mal varlığına 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin kamu alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen kamu borçlusundan aranılan kamu alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan kamu alacaklarını ifade eder. Bu kavramlardan anlaşılacağı üzere tahsil edilemeyen kamu alacağından söz edebilmek için limited şirkete karşı 6183 sayılı Kanunun 54 ve devamındaki maddelerinde yer alan bütün cebren tahsil yollarının tüketilmiş olması ve buna rağmen tahsilâtın yapılamamış olması gerekir. Tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacağında ise bütün cebren tahsil yollarının tüketilmesi gerekmez. Takip sırasında yapılan malvarlığı araştırması sonucunda kamu alacağının tahsil edilemeyeceğinin anlaşılmış olması yeterlidir. 18. Buradan hareketle limited şirket ortağının, şirketin kamu borçlarına ilişkin sorumluluğu fer’i niteliği haiz ikinci derece bir sorumluluk olup kamu alacağının tahsilinde öncelikle asli borçlu olan limited şirketin malvarlığına müracaat edilmesi gerekir. Kamu alacağının şirketin malvarlığından karşılanamaması veya karşılanamayacağının anlaşılması durumunda ortakların şahsi malvarlıklarına başvurulabilecektir. Ancak belirtilmelidir ki; ortakların kamu alacağına ilişkin sorumlulukları müşterek nitelikte olup her bir ortak, şirketin kamu borcundan sermaye payı oranında, doğrudan doğruya ve kusursuz sorumluluk esasına dayalı şekilde sorumluluk altındadır. 19. Eldeki davada taraflar, dava konusu limited şirketin ortakları olmakla beraber aynı zamanda şirketi temsil ve ilzama yetkili kanunî temsilcileridir. Bu sebeple değinilmesi gereken 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi kapsamında şirketin kanunî temsilcilerinin kamu borçlarından sorumluluğu; “Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye ’deki mümessilleri hakkında da uygulanır. Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz. Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler.” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre limited şirketlerden tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacağı, bu şirketlerin kanunî temsilcilerinden tahsil edilebilecek olup bu anlamda kamu alacağı, borcun asli yükümlüsü olan şirketten talep edilmedikçe şirketin kanunî temsilcilerinden talep edilemez. Burada şirketin kanunî temsilcilerinin kamu borçlarından sorumluluğu da fer’i niteliktedir. 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesindeki düzenlemeye paralel olan bir başka düzenleme de 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 10/2. maddesinde düzenlenmiş olup anılan hükme göre; limited şirketler de dâhil olmak üzere tüzel kişilerin kanunî temsilcilerinin vergi ödevini yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanunî temsilcilerin malvarlığından alınacağı öngörülmüştür. 20. Limited şirketin kamu borcunu ödeyen ortağın rücu hakkı bakımından 6183 sayılı Kanun’da bir düzenleme bulunmamakla beraber ortak, ödediği borcun tamamı için asli borçlu olan şirkete başvurabilir. Zira kamu alacağının asıl borçlusu limited şirkettir. Öte yandan şirketin kamu borcunu ödeyen ortağın, kendi malvarlığından yaptığı ödeme nedeniyle sermaye payını aşan kısım bakımından diğer ortaklardan rücuen talepte bulunabilmesi için ödediği kamu borcunun, asıl yükümlü olan limited şirketten rücuen tahsilinin imkân dâhilinde bulunmaması gerekir. Zira kamu borcunun şirketten tahsili mümkün olmasına ve 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesindeki şartların mevcut olmaması nedeniyle herhangi bir sorumluluk altında bulunmamasına rağmen bu borcu ödeyen ortak, ödemiş olduğu miktarı asıl yükümlü olan limited şirketten talep edebilecek olup bu kapsamda diğer ortaklardan rücuen talepte bulunamaz. Aksinin kabulü, limited şirketten tahsil imkânı bulunmasına rağmen, 6183 sayılı Kanun kapsamındaki kamu borçlarından dolayı, doğrudan doğruya şirket ortaklarının sorumluluklarına gidilmesi sonucunu doğuran ve aynı Kanun’un 35. maddesinin ihdasında amaçlanan ilkelere aykırı bir durum ortaya çıkarır. Bu durum, 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi uyarınca limited şirketten tahsil imkânı bulunan kamu borcunun tamamını ödeyen kanunî temsilci için de söz konusudur (Pulaşlı, H.: Şirketler Hukuku Genel Esaslar, Ankara 2017, 5. Baskı, s. 842-843). Sonuç itibariyle limited şirketin 6183 sayılı Kanun kapsamında kalan ve şirketten tahsil imkânı bulunmayan kamu borçlarını ödeyen ortak, yaptığı ödemelerden kendi sermaye pay oranını aşan tutar yönünden diğer ortaklardan rücuen talepte bulunabilir. 21. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacının dava dışı … Medikal Tur. Ltd. Şti.’nin %70, davalının ise aynı şirkette %30 oranında pay sahibi olduğu, pay sahibi her iki tarafın da şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili oldukları, Trabzon Ticaret Sicil Müdürlüğünden gönderilen 20.12.2012 havale tarihli müzekkere cevabına göre şirketin sicilde kayıtlı olup kaydının devam ettiğinin bildirildiği anlaşılmakla, davacı tarafça, şirketin kredi borçları, vergi borçları, şirket defterlerinin tasdikleri ile muhasebe giderleri ve SSK borçlarının ödendiği iddia edilerek davalının yapılan harcamalardan sermaye payı oranındaki sorumluluğuna dayalı şekilde rücuen alacak talebinde bulunulmuştur. 22. Davacı taraf dava dilekçesinde; şirket borçlarına ilişkin olarak 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarına ilişkin defter tasdiklerini, muhasebe giderlerini, 2007 yılı İş Bankası Park Şubesi’nden çekilen kredileri, SSK giderlerini, Vakıflar Bankası’ndan 2006-2008 yılları arasında çekilen kredileri ve vergi borçlarının yapılandırılarak ödediğini iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 10.000TL’nin davalıdan tahsilini talep etmekle birlikte, talep edilen miktar içerisinde yukarıda anılan borç kalemlerinden hangisi bakımından ne miktarda talepte bulunulduğu davacı tarafça açıklanmamıştır. Eldeki davada ilk aşamada mahkemece, talep edilen 10.000TL’nin içerisinde hangi alacak kalemi bakımından ne miktarda talepte bulunulduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 119/1-ğ maddesi ve aynı Kanun’un 31. maddesi kapsamında düzenlenen hâkimin davayı aydınlatma ödevi gereği davacı tarafa açıklattırılması gerekmektedir. Talep sonucunun anılan şekilde açıklattırılması sonrasında ise ödendiği iddia olunan şirket borçlarının davacının şahsi malvarlığından ödenip ödenmediğinin açıklığa kavuşturulması zorunludur. Zira dava konusu şirketin aynı zamanda kanunî temsilcisi olan davacı tarafından yapılan ödemelerin şirketin malvarlığından yapılmış olması hâlinde, yapılan bu ödemeler nedeniyle diğer ortak olan davalı taraftan sermaye payı oranında rücuen alacak talep edilemez. Ancak dava konusu şirket borçlarının davacının malvarlığından ödendiğinin belirlenmesi durumunda ise, rücuen talepte bulunulabilecek kimselerin tespiti için açıklığa kavuşturulması gereken bir diğer husus; ödenen şirket borcunun, 6183 sayılı Kanun kapsamındaki bir kamu borcu niteliğinde olup olmadığıdır. 23. 6183 sayılı Kanun kapsamındaki kamu borcu niteliği haiz olmayan şirket borcu için yapılan ödemeler ancak limited şirketten talep edilebilir. Bu anlamda limited şirketin gayri faal durumda veya aciz içerisinde bulunup bulunmamasının, şirketin 6183 sayılı Kanun kapsamı dışında kalan ve davacı tarafından ödendiği iddia olunan borçları bakımından herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Zira limited şirket, bu tür borçlardan dolayı TTK’nın 602. maddesi uyarınca malvarlığıyla sınırlı şekilde sorumlu olup, ödendiği iddia olunan bu nitelikteki şirket borcuna dair rücuen alacak talebi ancak şirketin malvarlığına müracaatla tahsil edilebilir. 24. Öte yandan ödendiği iddia olunan limited şirket borcunun 6183 sayılı Kanun kapsamındaki bir kamu borcu olduğunun tespiti hâlinde ise şirketin aciz içerisinde veya gayri faal durumda olup olmadığı önem kazanır. Zira 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi kapsamında ödenen kamu borcunun sermaye payı oranında diğer ortak olan davalıdan rücuen tahsili için gereken koşullardan biri de; anılan kamu borcunun, bu borcun yükümlüsü olan limited şirketten tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılmasıdır. Bu bağlamda ortaklardan biri tarafından ödenen ve aynı zamanda şirketten tahsil imkânı bulunan kamu borcunun, 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi çerçevesinde diğer ortaktan rücuen tahsili mümkün olmayıp bu yöndeki talebin yegâne muhatabı limited şirketin kendisidir. Ancak şirketten tahsil imkânı bulunmayan kamu borcunu ödeyen ortak, ödediği miktarın sermaye pay oranını aşan tutarı bakımından 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi çerçevesinde diğer ortaktan rücuen talepte bulunabilir. Bu sebeple, tarafların ortağı oldukları şirketin 6183 sayılı Kanun kapsamında kalıp davacı tarafça ödendiği iddia olunan kamu borçları bakımından davalıya karşı rücuen ileri sürülen alacak talebinin değerlendirilmesinde, anılan kamu borcunun şirketten tahsil imkânının belirlenmesi bağlamında, şirketin aciz içerisinde veya gayri faal durumda olup olmadığının somut bir biçimde tespiti önem arz etmektedir. 25. Bu itibarla, ödendiği iddia olunan şirket borçlarından, 6183 sayılı Kanun kapsamında kalan kamu borçlarına ilişkin tutarların belirlenmesi sonrasında, ispatlanan ödemelerden davacının şahsi malvarlığından ödenen kısım belirlenerek bu tutarın 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi anlamında tarafların ortağı oldukları limited şirketten tahsil edilme imkânının tespiti yönünden şirketin aciz içerisinde veya gayri faal olup olmadığının açıklığa kavuşturulması zorunludur. Belirtilen araştırmaların yapılmasını müteakip, davacının şahsi malvarlığından ödendiği ve şirketten tahsil imkânının bulunmadığı ispatlanan 6183 sayılı Kanun kapsamındaki şirkete ait kamu borcunun belirlenmesi hâlinde, davacının sermaye payını aşan oranda yapıldığı iddia olunan ödemelere ilişkin olarak ileri sürülen rücuen alacak talebine dair davalının sermaye payı oranındaki sorumluluğunun değerlendirilmesi gerekmektedir. 26. Ayrıca tarafların ortağı oldukları şirketin fesih ve tasfiyesine dair verilen Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesinin 13.04.2010 tarihli ve 2008/45 E., 2010/65 K. sayılı kararında; şirket faaliyetinin durma noktasına geldiği, vergi borçlarının ödenmediği ve bu şekilde şirketin kuruluş gayesinin gerçekleşme ihtimalinin ortadan kalktığı hususları haklı neden olarak kabul edilerek şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmiştir. Bu durumda mahkemece, şirketin fesih ve tasfiyesine dair verilen yukarıdaki kararda mevcut belirlemeler nazara alınarak ve anılan dosyadaki bilirkişi raporu ile davalının davacı aleyhine ikame ettiği alacak davasındaki bilirkişi raporlarının ve şirket tasfiye edilmiş ise tasfiye memurundan tasfiyeye ilişkin tüm kayıtların, raporların ve ticari defterlerin temin edilmesi sonrasında anılan tüm bu kayıt ve belgeler ile davacının talebini değerlendiren, alanında uzman bilirkişilerden oluşturulacak heyet nezdinde yapılacak bilirkişi incelemesi sonrasında yapılacak değerlendirme sonucu hâsıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğinden, eksik incelemeye dayalı direnme kararının bozulması gerekmiştir. 27. Hâl böyle olunca; direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunumun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440/III-1 maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 25.05.2021 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Kamu alacakları bakımından ise farklı bir sorumluluk rejimi uygulanır. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 35. maddesi uyarınca limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen ya da tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/53 Esas ve 2021/611 Karar sayılı ilamında bu sorumluluğun, alacağın şirketten tahsiline öncelik tanıyan ferî ve ikinci derece nitelikte bir sorumluluk olduğu açıklanmıştır; kamu alacağının tahsilinde önce şirketin malvarlığına başvurulması gerekir.

6183 sayılı AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ HAKKINDA KANUN m. 35 (1/2)Kaynağı aç
Madde 35 – (Değişik: 22/7/1998 – 4369/ 21 md.) Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar. (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/3 md.) Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur. (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/3 md.) Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur. Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu Mükerrer

Kamu alacağının şirketten tamamen tahsil edilemediğinin belirlenmesi bakımından iki ayrı durum söz konusudur. Şirketten tahsil edilemeyen alacak bakımından Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2011/6371 Esas ve 2012/13158 Karar sayılı ilamında; şirket aleyhine yürütülen icra takibi sonucunda haczi kabil mal bulunmaması veya mevcut malların borcu karşılamaya yetmediğinin anlaşılıp aciz belgesi düzenlenmesi aranmakta, yalnızca bilanço verileri incelenerek bu sonuca varılamamaktadır. Buna karşılık tahsil edilemeyeceğinin anlaşıldığı durumlarda ise Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/53 Esas ve 2021/611 Karar sayılı ilamı, bütün cebren tahsil yollarının tüketilmesinin zorunlu olmadığını, takip sırasında gerçekleştirilen malvarlığı araştırmasının tahsil imkânının bulunmadığını ortaya koymasının yeterli olabileceğini belirtmektedir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/6371, K. 2012/13158Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2011/6371 E.  ,  2012/13158 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09.10.2009 tarih ve 2007/643-2009/432 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ….. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin %65, davalının ise %35 oranında hisseye sahip oldukları şirket adına kesilen 634.793,10 TL'lik vergi borcunun 2007 yılı Şubat ve Mart ayına ait taksitlerin müvekkili tarafından şirketin kanuni temsilcisi sıfatıyla ödendiğini, ödeme sonrasında vergi borcunun hissesi oranına düşen kısmını ödemesi amacıyla davalıya ihtar gönderildiğini, davalının ihtara cevap olarak borcun müvekkilinin kusurundan kaynaklandığı ve bu sebeple ödemeyi kabul etmediğini, vergi borcunu talep etme yetkisinin sadece ilgili vergi dairesinde olduğunu belirttiğini, oysa ki müvekkilinin vergi borcunun doğumunda herhangi bir kusurunun bulunmadığını, vergi borcunun doğduğu dönemde davalının da müvekkili ile birlikte şirket müdürü olarak kanuni temsilci sıfatına sahip olduğunu, ödeme tarihinde ise müvekkilinin şirketin tek müdürü olması sebebiyle ödemeyi gerçekleştirdiğini, limited şirketlerde şirket tüzel kişiliğinden tahsil imkanı kalmamış kamu alacaklarının tahsilinde şirket ortaklarının sermaye payları oranında ve doğrudan, müştereken ve müteselsilen sorumluluklarının bulunduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere vergi borcunun %35’i olan 21.407,80 TL'nın ödeme tarihi olan 30/03/2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini dava ve talep etmiştir. Davalı vekili, tarafların tacir olmadıklarını, davanın Borçlar Kanunu kapsamında açılan bir rücu davası olması sebebiyle Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmesi gerektiğinden bahisle işbölümü itirazında bulunmuş, bu itirazın yerinde görülmemesi halinde ise, borcun vergi borcu değil, davacının kendi kusuru ile sebebiyet verdiği vergi cezası olduğunu, vergi cezası ödemesinin davacı tarafından değil borçlusu şirket tarafından yapıldığını, şirketin ödeme gücünün bulunduğunu ve bu durumda vergi cezasının ortaklardan tahsili yoluna gidilemeyeceğini, müvekkilinin hissesinin %35 daha az olduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, şirketin ödeme gücünün bulunmadığı ve borçlarının davacı tarafından ödendiği, vergi borçlarının ödeme tarihi itibariyle şirketten tahsilinin mümkün olmaması sebebiyle davacının diğer şirket ortağı olan davalıya şirketteki pay oranı nispetinde rücu etmesinin koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle, davalının şirketteki hissesinin %30 oranında olduğu tespit edilmekle, davanın kısmen kabulü ile 18.349,54 TL'nın temerrüt tarihi olan 21/04/2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bend dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir. 2) Mahkemece, bilanço verileri değerlendirilmek suretiyle tarafların yöneticisi olduğu dava dışı limited şirketin vergi cezası borcunu ödeme imkanı bulunmadığı sonucuna varılarak, davacı tarafından yapılan ödemenin yasaya uygun bir ödeme olduğu ve diğer ortak ve yöneticiye rücu edilebileceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de; 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanun'un 35. maddesinde limited şirket ortaklarının şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu alacakları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları düzenlenmiştir. Bu hükme göre, ortaklar şirketin kamu borçlarının şirketten tahsili imkanı, kalmamış olması halinde sorumlu olacaklardır. Bu durumun belirlenmesi ise, şirket aleyhine yapılan icra takibi sonucunda şirketin haczi caiz malı bulunmaması veya mevcut mallarının borcu karşılamaya yeterli olmadığının anlaşılması ve borç ödemeden acz belgesi düzenlenmesi koşulu ile mümkün bulunduğundan, mahkemece sadece bilanço değerlendirilmesi suretiyle yapılan inceleme sonucuna göre karar verilmesi yerinde görülmemiş, davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 12.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Şirket yöneticilerinin ve kanuni temsilcilerinin kamu borçlarından şahsi sorumluluğu ayrı bir kanuni düzenlemeye dayanmaktadır; bu sorumluluk ortakların sermaye payı oranındaki sorumluluğundan bağımsız olarak ve özel koşullar altında gündeme gelebilmektedir. Tüzel kişiliğin borçları gizlemek veya hileli işlemler yürütmek amacıyla araç olarak kullanıldığı hallerde tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına ilişkin ilke de Türk hukukunda tartışılmakta olup bu ilkenin somut uygulama koşulları ve sınırları her olay bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.

Limited Şirket Ortaklarının Hakları

Limited şirket ortakları, taahhüt ettikleri sermaye ile şirketin malvarlığına doğrudan katkı sağlarlar. Ortakların şirketin tüm işlemleri ve hesapları hakkında bilgi alma ve inceleme, ana sözleşmede değişiklik yapma, kârdan pay alma ve yönetime katılma hakları bulunmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2195, K. 2021/256Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2195 E.  ,  2021/256 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “Kurum işleminin iptali ve tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 3. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne dair karar davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 03.03.2005 tarihinde dava dışı … Paz. Tur. Pizza İnternet Kafe San. Tic. Ltd. Şti unvanlı şirketin bir kısım hisselerini devralarak 5 yıllığına şirket müdürü olarak seçildiğini, 31.12.2005 tarihinde şirketin vergi kaydını sonlandırdığını, bu 9 aylık süre içinde ticari faaliyette bulunmadığını, işçi çalıştırmadığını, ortaklığa girişi sırasında şirketin kayıtlarını inceleyerek gerekli araştırmaları yaptırdığını, ortaklığı devralmasından 2 yıl sonra 1998 yılından itibaren şirkette çalıştıklarını iddia eden iki işçinin açtığı davalarda verilen kararlar üzerine davalı … tarafından 29.06.2012 tarihli yazı ile gecikmiş prim borcunun ödenmesi gerektiğinin bildirildiğini, müvekkilinin ortaklığa girişi sırasında var olmayan, açılmasına sebebiyet vermediği gibi, haberdar da olmadığı, üstelik yokluğunda görülen davalar nedeni ile tahakkuk ettirilen prim borcundan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını ileri sürerek, Kurum işleminin iptali ile borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı … (SGK/Kurum) vekili cevap dilekçesinde; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun (506 sayılı Kanun) 80. maddesi uyarınca davacının devralan ortak sıfatı ile şirketin borçlarından sorumluğu olduğunu belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemenin Birinci Kararı: 6. İzmir 3. İş Mahkemesinin 08.07.2013 tarihli ve 2012/356 E., 2013/569 K. sayılı kararı ile; kesinleşen mahkeme kararları ile belirlenen sigortalı …’ın 01.09.1998-30.09.2003 tarihleri arasındaki 1330 günlük hizmeti ile sigortalı …’in 01.09.1998-16.08.2005 tarihleri arasındaki 2505 günlük hizmetinden 01.09.1998-28.02.2005 dönemine isabet eden 2340 günlük bölümü için tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammından oluşan toplam 23.333,03TL borçtan davacının bu dönemlerde borçlu limited şirketin ortağı, temsil ve ilzama yetkili müdürü olmaması nedeniyle sorumlu tutulamayacağı, sigortalı …’in 01.03.2005-16.08.2005 tarihleri arasındaki hizmetlerinden ötürü tahakkuk ettirilen 981,04TL borçtan ise şirketi temsil ve ilzama yetkili müdür-ortak sıfatı ile sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı: 7. İzmir 3. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararını süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz etmiştir. 8. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 28.10.2014 tarihli ve 2014/17048 E., 2014/21137 K. sayılı kararı ile; davacının karar tarihinden sonra yürürlüğe giren 6552 sayılı Kanun’un tanıdığı alacakların yeniden yapılandırılması olanağından yararlanıp yararlanmadığı araştırılarak sonuca göre karar verilmesi gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur. Mahkemenin İkinci Kararı 9. İzmir 3. İş Mahkemesinin 22.06.2015 tarihli ve 2014/618 E., 2015/347 K. sayılı kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davacının 6552 sayılı Kanun’un 81. maddesi ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) Geçici 60. maddesi gereğince yapılandırma için Kuruma başvurmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı 10. İzmir 3. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararını süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz etmiştir. 11. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 07.03.2016 tarihli ve 2015/19589 E., 2016/2451 K. sayılı kararı ile; "…Limited Şirket ortaklarının kamu borçlarından sorumluluğunu öngören yasal düzenlemelere bakıldığında, davanın yasal dayanağının 6183 sayılı Yasanın 35. maddesi olduğu belirgindir. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 22.07.1998 gün ve 4369 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değişik 35. maddesi; “Limited şirket ortakları şirketten tahsil imkânı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.” hükmünü taşımakta iken; 04.06.2008 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak bazı maddeleri dışında aynı gün yürürlüğe giren 5766 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 3. maddesiyle, 35. maddede yer alan, “şirketten tahsil imkanı bulunmayan” ibaresi "şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan" şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye; “Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.” “Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur." Şeklinde iki fıkra eklenmiştir. Ayrıca, 5766 sayılı Kanunun 1. maddesiyle 6183 sayılı Kanunun 3. maddesine eklenen; "Tahsil edilemeyen amme alacağı terimi: “Amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen, satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacaklarını,”; Tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi: “Amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacaklarını,” ifade eder, olarak açıklanmıştır. 5766 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi de; “ Bu Kanunla 6183 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler ve eklenen hükümlerin; hükümlerin, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında da uygulanır." hükmünü taşımakta iken, Anayasa Mahkemesinin geçici 1. maddenin iptaline dair yapılan başvuru üzerine verdiği 2009/39E.; 2011/68 K. sayılı ve 28.04.2011 günlü kararı ile “5766 sayılı Kanun’da esas olarak bir kamu alacağı ile ilgili bireylerin sorumluluklarını arttıran ve müteselsil sorumluluk getiren düzenlemelerin, Kanunun geçici 1. maddesi ile yürürlük tarihi itibari ile tahsil edilmemiş alacaklara da uygulanması hukuk kurallarının geriye yürütülmesi anlamına gelmekte ve Anayasada yer alan hukuk devleti kapsamındaki hukuk güvenliği ilkesi ile bağdaşmamaktadır.” gerekçesi ile anılan düzenlemeyi iptal etmiştir. Eldeki davada; davacının şirketten tahsili mümkün olmayacağı anlaşılan Kurum alacakları bakımından ortak olduğu dönemle ilgili olarak, sorumlu olması doğal ve yasal gerekliliktir. Fakat, mahkemece, davacının devralan ortak sıfatı ile devir tarihinden önce doğmuş olan prim borçlarından, işveren şirketten, tahsil edilememesi şartının gerçekleşmesi halinde, sorumlu olmayacağına dair kabul isabetli değildir. Davacının ortaklığı devralmadan önceki şirket borçlarından sorumluluğu hususunda Anayasa Mahkemesinin 28.04.2011 tarihli kararı ile 5766 sayılı Yasanın geçici 1.maddesini iptal etmesi nedeniyle 6183 sayılı Yasanın geçici 1. maddesi ve her kanunun yürürlükte olduğu dönemde uygulanması gerektiğine ilişkin genel hukuk kuralı nedeniyle 6183 sayılı Yasanın 35. maddesine 04.06.2008 tarihinde 5766 sayılı Yasanın 3. maddesiyle eklenen fıkraların uygulanmasına olanak bulunmamaktadır. 6183 sayılı Yasanın 35. maddesinin yukarıda belirtilen ilk haline göre değerlendirilme yapıldığı takdirde ise sorunun çözümünde 5766 sayılı Yasanın çıkarılış amacı ve ticaret hukuku ile birlikte konu irdelenmelidir. 5766 sayılı Yasanın genel gerekçesinde; 6183 sayılı Kanun’un mevcut hükümlerinin uygulamasına ilişkin yargı kararları dikkate alınarak, uygulamaya açıklık getiren düzenlemelere yer verildiği, öngörülen değişiklikler ile 6183 sayılı Kanunun temel felsefesi korunarak, amme alacaklarının daha süratle tahsiline imkan verilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir. Bu bakımdan kamu borçlularının paylarını devretmeleri halinde devreden ve devralan ortakların sorumluluğunun açıkça belirlenmesi amacıyla yasal değişikliklerin yapıldığı anlaşılmakta olup, Ticaret hukukunda limited şirket ortaklarının tüm işlemlerinde basiretli davranma ve özen yükümü de dikkate alındığında Limited şirketteki diğer ortağın hissesini devralan ortağın, o hissedarın devir anına kadar mevcut şirket borçlarından yükümlü bulunduğunu bilmesinin en az ticari muamelelerde bir tüccarın göstermesi gereken basiretli davranışlar olarak sayılması gerektiğinden, böyle bir basireti göstermemiş olan ortağın bu davranışının sonucuna katlanmak zorunda olduğu, dolayısıyla limited şirketteki payı devralan ortağın, devirden önceki dönemle ilgili şirket borçlarından sorumlu tutulması gerektiği kabul edilmelidir. Hatta, şayet, devir olgusunun, sırf kamu borçlarından kurtulmak amacıyla yapıldığına dair somut emareler var ise devreden ortağında bu kanuna karşı hile nedeniyle sorumlu tutulması kanunun amacına uygun olacaktır. Zaten, sonraki yasal düzenlemelerde de devralan ve devreden ortağın Kuruma karşı müteselsilen sorumlu olacağı esası getirtilmiş ve bu konuda yapılan yasal düzenleme ile devralan ortağın sorumluluğu bir adım daha ileri götürülmüş ve müteselsil sorumluluk esası getirtilerek bu konu açıklığa kavuşturulmuştur. Davacının dava dışı limited şirkete 03.03.2005 tarihinde ortak olduğu ve 5 yıl süreyle şirket müdürü seçildiği, dava dışı şirkette çalışan 2 kişinin 2007 yılında açtıkları hizmet davası sonucunda, sigortasız işçiler lehine tespit hükmü kurulduğu ve Kurum tarafından, 29.06.2012 tarihli yazı ile bu işçiler için 1998-2005 dönemelerine ilişkin prim borcunun tahakkuk edilerek davacıdan talep edildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, davacının sorumlu olduğu 03.03.2005 dönem sonrası davanın reddolduğu ancak bu tarih öncesi ise davacının temsil ve ilzam yetkisi bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabul edildiği belirgindir Yukarıdaki yasal mevzuat dikkate alınarak, davacının devir öncesi amme alacağından müteselsilen sorumlu olduğu gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki ilkeler gözetilmeksizin, eksik araştırma ve inceleme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…" gerekçesiyle bozulmuştur. Direnme Kararı 12. İzmir 3. İş Mahkemesinin 03.10.2016 tarihli ve 2016/290 E., 2016/456 K. sayılı kararı ile; davacı vekilinin emsal olarak bildirdiği İzmir 9. İş Mahkemesinin 2013/383 E., 2013/719 K. sayılı davasında davacının aynı şirket sigortalısı Turgut İyigör'ün hükmen tespit edilen 01.09.1998-20.08.2005 tarihleri arasındaki hizmet süresi nedeniyle Kurumca tahakkuk ettirilen prim borcu ve gecikme zammının 01.09.1998-28.02.2005 dönemini kapsayan kısmından sorumlu olmadığının tespitine karar verildiği, bu kararın Yargıtay 21. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleştiği, yine Anayasa Mahkemesinin 2014/144 E., 2015/29 K. sayılı kararı ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun’un (6183 sayılı Kanun/AATUHK) ) 35. maddesine 04.06.2008 tarihinde 5766 sayılı Kanun ile eklenen 5. ve 6. fıkraların Anayasa’ya aykırı olduğundan iptallerine karar verildiği, bu nedenlerle ve dosya kapsamına göre önceki kararın mevzuata ve kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olduğu belirtilerek direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 13. Direnme kararı süresi içinde davalı SGK vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının dava dışı şirket ortaklığını devralmasından öncesine ait prim ve gecikme zammı borcundan devralan ortak olarak müteselsilen sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 15. Türk sosyal sigortalar sistemi, ağırlıklı olarak prim rejimine dayanmaktadır. Kurumun sosyal sigorta yardımlarını sağlaması, en önemli gelir kaynağı olan sigorta primlerinin zamanında ve eksiksiz ödenmesine bağlıdır. 16. Gerek prim borcunun ait olduğu dönemde yürürlükte bulunan mülga 506 sayılı Kanun’un 80. maddesi, gerekse 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’un 88. maddesi pirimlerin zamanında ve düzenli olarak tahsilini sağlamaya yöneliktir. Anılan maddeler uyarınca işveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların prime esas kazançları üzerinden hesaplanacak primi ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da ekleyerek en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur. 17. Primlerin düzenli ve zamanında ödenmesini sağlamak amacıyla işverenler ile birlikte sorumlu olanlar yönünden kanun koyucu bir takım düzenlemeler yapma gereği duymuştur. Nitekim 506 sayılı Kanun'un 80. maddesinin onikinci fıkrası uyarınca; "Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur". 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinde de aynı yönde hüküm bulunmaktadır. 18. Anayasa Mahkemesinin (AYM) 03.04.2015 tarihli ve 29315 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2014/144 E., 2015/29 K. sayılı kararında da kamu hizmetlerinin yürütülmesi için gerekli kaynağın elde edilmesi adına Devletin vergi ve diğer kamu alacaklarının takip ve tahsilini sağlamak üzere hukuki düzenlemeler yapma konusunda takdir yetkisi bulunduğu, kanun koyucunun amme alacağını güvenceye almak bakımından sorumluluğun yaygınlaştırılması yoluna gidebileceği gibi, müteselsil sorumluluk da öngörebileceği belirtilmiştir. 19. Öte yandan 506 sayılı Kanun’un 80. maddesinde 01.12.1993 tarihli ve 3917 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile anılan madde “…Kurumun, süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Kurum, söz konusu Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı, diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır…” şeklinde düzenlenerek Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanun'un uygulanmasının yolu açılmış ve böylelikle bu Kanun'daki şahsi sorumlulukla ilgili hükümlerin prim alacakları yönünden de uygulanması mümkün hâle gelmiştir. 20. 6183 sayılı Kanun'a 25.05.1995 tarihli ve 4108 sayılı Kanun'un 11. maddesi ile eklenen mükerrer 35. madde ile de, "Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanır. Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz. Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler." yönünde düzenleme yapılmıştır. 21. Yine 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesine 04.06.2008 tarihli ve 5766 sayılı Kanun ile; "…(Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.) Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur. (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/4 md.) Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz." şeklinde eklenen 5. ve 6. fıkralarla kanuni temsilcilerin sorumluluğu arttırılmıştır. 22. Ancak AYM'nin 19.03.2015 tarihli ve 2014/144 E., 2015/29 K. sayılı kararı ile, "…213 sayılı Kanun'un 10. maddesinde, kanuni temsilcilerin sorumluluklarına ilişkin hükümlerin düzenlenmiş olması, bu Kanun kapsamındaki amme alacaklarının takibinin itiraz konusu kurala göre yapılmasına engel teşkil etmemektedir. Dolayısıyla itiraz konusu kural nedeniyle, 213 sayılı Kanun kapsamına giren amme alacakları da dâhil olmak üzere tüm amme alacakları için takip yapılması mümkündür. Bu durumda her iki kanunun aynı maddi olaya uygulanabilmesi nedeniyle, iki ayrı kanuni düzenlemeden hangisinin uygulanacağı konusunda belirsizlik oluşmaktadır. Dolayısıyla itiraz konusu kural, hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmamaktadır…" gerekçesiyle Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğundan iptaline karar verilmiştir. 23. Hâl böyle olmakla birlikte gerek 506 sayılı Kanun'da gerekse 5510 sayılı Kanun'da yer alan kanuni temsilcilerin sorumluluğuna ilişkin hükümler prim alacakları söz konusu olduğunda özel düzenleme niteliği taşıdığından uygulanma önceliğine sahiptir. 24. Bu aşamada limited şirket ortaklarının sorumluluğuna da değinilmelidir. 25. 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesinde limited şirket ortaklarının kamu alacaklarından sorumluluğu hüküm altına alınmıştır. Bu maddenin 22.07.1998 tarihli ve 4369 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki şeklinde şirketten alınamayan kamu borçlarından dolayı ortakların taahhüt etmiş oldukları sermaye miktarı kadar sorumlu olduğu düzenlenmekteydi. 4369 sayılı Kanun'un 82. maddesi ile yapılan değişiklik kapsamında 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesindeki "Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar." hükmü ile limited şirket ortağının, şirketin kamu borçlarından dolayı sermaye payı oranında olmakla birlikte, sınırsız bir şekilde sorumluluğu olacağı esası getirilmiştir. 26. AATUHK m. 35/1. uyarınca limited şirketin tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen ya da tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacakları için ortağın sorumluluğuna gidilir. Buna göre, kamu alacağının esas borçlusu limited şirkettir. Limited şirket varlığından tamamen veya kısmen alınamayan kamu alacakları ortaktan istenebilecektir (Özkan, R. Arzu: Yargıtay Kararları Işığında Limited Şirkette Pay Devrinin Ortağın Kamu Borçlarına Etkisi, Hacettepe HFD, 10(1)2020, s. 245). 27. Görüldüğü üzere limited şirket ortağının sorumluluğu ikincil nitelikte bir sorumluluk ise de, sorumluluk açısından kamu alacağının şirketten tahsil edilememesi ya da tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması arandığından, ortağın sorumluluğu kusursuz sorumluluk olup kusur yerine sorumluluğu doğuran olayla zarar arasında sebep-sonuç ilişkisi bulunması yeterli görülmüştür. Yine bu sorumluluk ortağın sermaye payı oranında ancak sermaye miktarı ile ilişkilendirilmemiş sınırsız bir sorumluluktur (Aynı yönde Özkan, s. 257). 28. Hemen belirtilmelidir ki; 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesine 04.06.2008 tarihli ve 5766 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile; "(Ek fıkra: 4/6/2008-5766/3 md.) Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur. (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/3 md.) Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur" hükümleri eklenmiş ve limited şirket hissesini devreden ve devralan ortakların devir öncesine ait kamu alacakları bakımından sorumluluğu açıklığa kavuşturulmuştur. 29. Nitekim 5766 sayılı Kanun'un genel gerekçesinde, öngörülen bu değişikliklerle 6183 sayılı Kanun'un temel felsefesi korunarak amme alacaklarının daha süratle tahsiline imkan tanınmasının amaçlandığı belirtilmiş; 3. maddenin gerekçesinde ise, "…Limited ortakların sorumluluğuna esas alınan amme alacaklarının doğduğu zamanlar, dönemleri ve ödeme zamanları kriterleri, yargı kararlarında da benimsenmiş ancak bu zamanlarda farklı şahısların ortak olması halinde sorumlu tayininde kararlar içinde görüş birliğine varılamamıştır. Önerilen düzenleme, yargı kararları ile içtihat oluşturulamamış bu konulara açıklık getirerek ihtilafları azaltma amacını taşımaktadır. Diğer taraftan yine yargı kararları da dikkate alınarak madde ile bu şahıslara müteselsil sorumluluk getirilmesi, bir yandan hisse devri yapan ortakların borcunu ödemesini sağlayacak, diğer yandan da devralan şahısların limited şirket hissesinin değerini borçluluk durumunu da göz önüne alarak belirlemesine imkan verecektir…" hususlarına vurgu yapılmıştır. 30. 6183 sayılı Kanun'un 5766 sayılı Kanun ile eklenen "Bu Kanunla 6183 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler ve eklenen hükümler, hükümlerin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında da uygulanır." Geçici 1. maddesindeki hüküm ise AYM'nin 28.04.2011 tarihli ve 2009/39 E., 2011/68 K. sayılı kararı ile, 5766 sayılı Kanun'da bir kamu alacağı ile ilgili bireylerin sorumluluklarını arttıran ve müteselsil sorumluluk getiren düzenlemelerin, Kanun'un geçici 1. maddesi ile yürürlük tarihi itibari ile tahsil edilmemiş alacaklara da uygulanacağının belirtilmesinin hukuk kurallarının geriye yürütülmesi anlamına geldiği ve Anayasa'da yer alan hukuk devleti kapsamındaki hukuk güvenliği ilkesi ile bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal edilmiştir. 31. Bu nedenle 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesinin 5766 sayılı Kanun ile eklenen 2 ve 3. fıkralarındaki hükümlerin yürürlük tarihinden önceki dönem kamu alacakları bakımından uygulanması mümkün olmayacaktır. 32. Gelinen bu noktada limited şirket ortağının genelde kamu alacaklarından, özelde ise prim alacaklarından sorumlu tutulmasının nedenleri kısaca irdelenmelidir. 33. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na göre; kanunen yasak olmayan her türlü ekonomik amaç ve konu için bir veya daha çok gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulabilen limitet şirketler, borç ve yükümlülükleri dolayısıyla sadece mal varlığıyla sorumludur. Ortaklar yönünden ise şirket borçlarından dolayı sorumluluk söz konusu değildir. Limitet şirket ortaklarının şirket faaliyetlerinden doğan amme alacaklarından dolayı sorumluluklarını düzenleyen itiraz konusu kural, 6102 sayılı Kanun hükümlerine amme alacakları yönünden getirilen istisnai bir hüküm niteliğindedir (AYM'nin 13.12.2017 tarihli ve 2016/14 E., 2017/170 K. sayılı kararı, § 39). 34. Ancak sermaye şirketi vasfı galip karma şirket nitelendirmesi yapılan limited şirketler hakkındaki düzenlemelerde aksi kararlaştırma olmadıkça ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idareye ve şirketi temsile yetkili olması (eski TTK md.540), 20'den az ortaklı limited şirketlerde bir denetim organı olmayıp adi şirketlerdeki gibi yönetici olmayan ortakların denetim yetkisi (m.548), yönetici organların azli hakkında kollektif şirket hükümlerinin uygulanması (m.543), her ortağın haklı nedenlere dayanarak şirketten çıkmasına izin verilmesini veya şirketin feshini mahkemeden talep edebilmesi (m.551), ortak sayısı beşi geçmeyen şirketlerde ana sözleşmenin oybirliğiyle değiştirilebilmesi (m.513) ve 20'den az ortaklı şirketlerde genel kurul toplantıları hakkında anonim şirket hükümlerinin uygulanmaması (m.536) düzenlemeleri limited şirketlere şahıs şirketi karakteri verdiğinden ortakların kamu borçlarından ortaklık payları oranında şahsi sorumluluklarının kabulü haklı görülmelidir (Kabakçı, M.: Sosyal Sigorta Prim Borçlarından Şahsi Sorumluluk, İstanbul 2019, s. 162). 35. Anayasa Mahkemesi de 13.12.2017 tarihli ve 2016/14 E., 2017/170 K. sayılı kararında limitet şirket ortaklarının, taahhüt ettikleri sermaye ile şirketin mal varlığına doğrudan katkı sağladıkları, bunların ayrıca şirketin bütün işlemleri ve hesapları hakkında bilgi alma ve inceleme, ana sözleşmede değişiklik yapma, kârdan pay alma ve yönetime katılma hakları bulunduğu, ortakların ayrıca şirketi yönetim ve temsile yetkili kanuni temsilcilerin özellikle kanunlara, ana sözleşmeye, iç yönergelere ve yönetim kurulunun yazılı talimatlarına uygun hareket edip etmediklerinin üst gözetiminden sorumlu oldukları, kanuni temsilciyi değiştirebilecek ya da görevden alabilecek genel kurul kararında da oy hakkı bulunduğu, şirket yönetimine ilişkin bu hak ve yetkilerin, ortaklara şirket faaliyetleri üzerinde denetim ve gözetim imkânı sağladığı, bu itibarla limitet şirket ortaklarının şirket mal varlığı ve yönetimi üzerinde sahip olduğu hak ve yetkileri göz önünde bulunduran kanun koyucunun amme alacakları yönünden ortakların kusursuz sorumluluğuna gidilebileceğini öngörmesinde anayasal bir engel bulunmadığını belirtmiştir. 36. Diğer yandan limitet şirketin hissesini devralan ortak özen yükümlülüğü altında olup devir anına kadar doğmuş borçlardan sorumlu olacağını bilmesi gerekir. Aksi hâlde içi boşaltılan şirket hisseleri mali gücü olmayan kişilere devredilerek bu suretle kamu borçlarından kurtulma yolu açılmış olur ki; bunu kanunun koruması mümkün değildir. 37. Yine Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 11.12.2018 tarihli ve 2013/1 E., 2018/1 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere limited şirket tüzel kişiliğinin tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan vergi borcunun şirket ortaklarından tahsili için öncelikle kanuni temsilcilerin takibi gerekmemektedir. 38. Somut olayda; davacı 03.03.2005 tarihli ve 2005/1 sayılı ortaklar kurulu kararı ile şirket ortaklarından Yıldırım Beyazıd Topuzlu'nun 14 payının tamamını devralmış ve aynı tarihli 2005/2 sayılı ortaklar kurulu kararı ile de 5 yıl süre ile şirket müdürlüğüne seçilmiştir. 39. … isimli şirket çalışanının 25.04.2007 tarihinde İzmir 5. İş Mahkemesinde 2007/153 Esas sayısı ile açtığı davada mahkemece sigortalının dava dışı şirkette 01.09.1998-30.09.2003 tarihleri arasında 1830 gün çalıştığı ancak 1330 günlük çalışmasının Kuruma bildirilmediğinin tespitine karar verilmiş, bu karar Yargıtay 21. Hukuk Dairesince onanarak kesinleşmiştir. 40. Yine … tarafından İzmir 6. İş Mahkemesinde 25.04.2007 tarihinde açılan davada verilen sigortalının dava dışı şirkette geçen ve Kuruma bildirilmeyen 01.09.1998-16.08.2005 tarihleri arasındaki 2505 günlük çalışmasının tespitine ilişkin karar Yargıtay 10. Hukuk Dairesi tarafından onanmıştır. 41. Bunun üzerine davalı Kurum tarafından 29.06.2012 tarihli yazı ile sigortalı …'ın 1330; …'in 2505 günlük çalışmaları nedeniyle tahakkuk ettirilen toplam 24.314,07TL tutarındaki prim ve gecikme zammından oluşan borcun 1 ay içinde ödenmesi aksi hâlde 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre icraen tahsil yoluna gidileceği davacıya bildirilmiştir. 42. Davacı borç tahakkuk yazısının 21.07.2012 tarihinde tebliği üzerine 25.07.2012 tarihinde Kurum kayıtlarına giren dilekçesi ile borca itiraz etmiş ise de, itirazı 03.08.2012 tarihli komisyon kararı ile reddedilmiş, kararın 16.08.2012 tarihinde tebliği üzerine eldeki dava açılmıştır. 43. Dava dışı şirketin ise 31.08.2012 tarihli ve 2012/1 sayılı ortaklar kurulu kararı ile tasfiyeye girmesine karar verilmiş olup şirkete sözü edilen sigortalılar için tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammı borçlarına ilişkin 26.05.2012 ve 25.07.2011 tarihlerinde gönderilen bildirim yazıları tebliğ edilememiştir. 44. Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalar ile somut olaya ilişkin maddi ve hukuki olgular bir arada değerlendirildiğinde; dava dışı limitet şirketin hissesini devralan ve hâlen ortaklığı devam eden davacının devralan ortak olarak dava konusu borçtan sorumlu tutulması gerekmekte olup bu yöne değinen bozma kararı yerindedir. 45. Ancak davacının 03.03.2005 tarihinden (devirden) önceki dava konusu borçtan devralan ortak sıfatıyla sermaye payı oranında; 03.03.2005 tarihinden sonraki dönem borcunun ise tamamından bu dönemde aynı zamanda şirketin temsil ve ilzama yetkili yöneticisi (müdürü) olduğundan kanuni temsilci sıfatıyla müteselsilen sorumlu tutulması gerekir. 46. Hâl böyle olunca direnme kararı, Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenler yanında davacının 03.03.2005 tarihinden (devirden) önceki dönem borcundan devralan ortak sıfatıyla sermaye payı oranında; devir tarihinden sonraki dönem borcunun ise tamamından şirket müdürü (kanuni temsilci) olarak müteselsilen sorumlu tutulması gerektiği hususları ilave edilmek suretiyle bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen sebeplerle ve yukarıda yazılı ilave nedenlerden ötürü 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 11.03.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Tescilli Adres Yükümlülüğü

Ticaret siciline tescil ve ilan edilmiş olan şirket adresinden fiilen ayrılmasına rağmen, süresi içinde yeni adresini tescil ettirmeyen şirketler bakımından bu durum fesih sebebi teşkil eder.

Anonim şirket ile limited şirket arasındaki temel fark nedir?

Her iki şirket türünde de ortaklar kural olarak şirket borçlarından şahsen sorumlu olmayıp yalnızca taahhüt ettikleri sermaye payıyla yükümlüdür. Temel farklardan biri ortak sayısı sınırıdır: limited şirkette en fazla elli ortak olabilirken anonim şirkette bu sınırın çok daha yüksek olduğu belirtilmektedir. Bir diğer önemli fark kuruluştaki sermaye ödemesine ilişkin kurallardır: anonim şirkette nakden taahhüt edilen payların en az yüzde yirmi beşinin tescilden önce ödenmesi 6102 sayılı Kanun'un 344. maddesiyle zorunlu kılınmışken, aynı Kanun'un 585. maddesi bu şartı limited şirketler bakımından açıkça dışlamaktadır.

Limited şirket kuruluşunda sermayenin tescilden önce bankaya yatırılması zorunlu mudur?

Hayır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 585. maddesi, nakden taahhüt edilen payların itibari değerinin en az yüzde yirmi beşinin tescilden önce ödenmesi şartının limited şirketler bakımından uygulanmayacağını açıkça düzenlemiştir.

Anonim şirkette tescil öncesi ne kadar sermaye ödenmelidir?

6102 sayılı Kanun'un 344. maddesi uyarınca nakden taahhüt edilen payların itibari değerlerinin en az yüzde yirmi beşi tescilden önce ödenir; kalan kısım ise şirketin tescilini izleyen yirmi dört ay içinde ödenir. Payların çıkarma primlerinin tamamının tescilden önce ödenmesi zorunludur.

Limited şirket ortakları şirketin kamu borçlarından sorumlu olur mu?

Limited şirket ortakları, şirketten tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacaklarından 6183 sayılı Kanun'un 35. maddesi uyarınca sermaye hisseleri oranında doğrudan sorumlu tutulabilir. Bu sorumluluk, öncelikle şirketin kendi malvarlığına başvurulmasını gerektiren ferî ve ikinci derece nitelikte bir sorumluluktur. İki farklı durumun koşulları birbirinden ayrılarak değerlendirilmektedir: borcun şirketten tahsil edilemediği hallerde icra takibi sonucunda haczi kabil mal bulunmaması veya aciz belgesi düzenlenmesi aranmakta; tahsil edilemeyeceğinin anlaşıldığı hallerde ise bütün cebren tahsil yollarının tüketilmesi zorunlu olmayıp takip sırasındaki malvarlığı araştırması yeterli görülebilmektedir.

Ticaret unvanında hangi unsurların bulunması zorunludur?

6102 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca anonim ve limited şirketlerin ticaret unvanında işletme konusunun gösterilmesi ve şirket türünü belirten ibarenin yer alması zorunludur. Unvanda gerçek bir kişinin adı ya da soyadı bulunuyorsa şirket türünü gösteren ibare baş harflerle veya kısaltılmış biçimde yazılamaz.

Anonim şirkette yönetim kurulu kaç kişiden oluşabilir?

6102 sayılı Kanun'un 359. maddesine dayanan düzenleme uyarınca yönetim kurulu en az bir üyeden oluşabilir. Üyelerin şirket pay sahibi olması zorunlu değildir ve tüzel kişiler de üyeliğe seçilebilir. Üyeler en çok üç yıllık süre için seçilir.

Hamiline yazılı pay senedi ne zaman çıkarılabilir?

Anonim şirketlerde taahhüt edilen sermaye borcunun tamamı ödenmedikçe hamiline yazılı pay senedi çıkarılması mümkün değildir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu