Anonim Şirketlerde Sermayenin Kaybı ve Borca Batıklık

by Avukat Erdal Ersoy
Anonim Şirketlerde Sermayenin Kaybı ve Borca Batıklık

Anonim şirketlerde sermayenin korunması, alacaklıların menfaatlerini ve şirketin mali devamlılığını güvence altına alan temel ilkelerden biridir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 376. maddesi, şirket mali yapısının bozulması halinde uygulanacak kanuni prosedürü aşamalı olarak düzenlemiştir. Maddenin ilk iki fıkrası sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının belirli oranlarda zarar sebebiyle kaybedilmesi durumunda sermayenin korunmasını ve yönetim kurulunun yerine getirmesi gereken görevleri hükme bağlarken, üçüncü fıkrası şirketin borca batık olması durumunu, yani aktiflerin borçları karşılayamama halini düzenlemektedir. Sermaye kaybı ile borca batıklık hukuken farklı kavramlar olup yönetim organı açısından doğurdukları yükümlülükler ve hukuki sonuçlar birbirinden ayrılmaktadır.

Sermaye Kaybı ile Borca Batıklığın Tespiti ve Finansal Ölçütler

Sermaye kaybı kural olarak son yıllık bilançodan tespit edilir; ancak borca batıklık şüphesi veya şirketin mali yapısının incelenmesini gerektiren herhangi bir sebeple hazırlanan ara bilançolardan da anlaşılabilir. Ara bilanço sonucunda şirketin borca batık olmadığı fakat sermayenin yarısının veya üçte ikisinin karşılıksız kaldığı anlaşılırsa 6102 sayılı Kanun'un 376. maddesinin ilk iki fıkrasındaki tedbirler devreye girer. Sermaye kaybının tespitinde dikkate alınan kanuni yedek akçeler, 6102 sayılı Kanun'un 519. maddesinin birinci fıkrası uyarınca yıllık kârın yüzde beşinin ödenmiş sermayenin yüzde yirmisine ulaşıncaya kadar ayrılmasıyla oluşturulur. Genel kanuni yedek akçe sermayenin veya çıkarılmış sermayenin yarısını aşmadığı takdirde, yalnızca zararların kapatılmasına, işlerin iyi gitmediği zamanlarda işletmeyi devam ettirmeye veya işsizliğin önüne geçmeye elverişli önlemler için kullanılabilir; ancak bu sınırlama başlıca amacı başka işletmelere katılmaktan ibaret olan holding şirketler hakkında uygulanmaz. Sermaye kaybı hesabında yeni payların çıkarılmasından sağlanan emisyon primleri kanuni yedek akçeye dahil edilirken, anılan maddede sayılmayan enflasyon düzeltme farkları hesaba katılmaz; buna karşın öz sermaye tespitinde tüm aktif ve borçlar ile yeniden değerleme fonlarının hesaba katılması gerektiği yönündeki yaklaşım da mevcuttur.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 519Kaynağı aç
MADDE 519- (1) Yıllık kârın yüzde beşi, ödenmiş sermayenin yüzde yirmisine ulaşıncaya kadar genel kanuni yedek akçeye ayrılır. (2) Birinci fıkradaki sınıra ulaşıldıktan sonra da; a) Yeni payların çıkarılması dolayısıyla sağlanan primin, çıkarılma giderleri, itfa karşılıkları ve hayır amaçlı ödemeler için kullanılmamış bulunan kısmı, b) Iskat sebebiyle iptal edilen pay senetlerinin bedeli için ödenmiş olan tutardan, bunların yerine verilecek yeni senetlerin çıkarılma giderlerinin düşülmesinden sonra kalan kısmı, c) Pay sahiplerine yüzde beş oranında kâr payı ödendikten sonra, kârdan pay alacak kişilere dağıtılacak toplam tutarın yüzde onu, genel kanuni yedek akçeye eklenir. (3) Genel kanuni yedek akçe sermayenin veya çıkarılmış sermayenin yarısını aşmadığı takdirde, sadece zararların kapatılmasına, işlerin iyi gitmediği zamanlarda işletmeyi devam ettirmeye veya işsizliğin önüne geçmeye ve sonuçlarını hafifletmeye elverişli önlemler alınması için kullanılabilir. (4) İkinci fıkranın (c) bendi ve üçüncü fıkra hükümleri, başlıca amacı başka işletmelere katılmaktan ibaret olan holding şirketler hakkında uygulanmaz. (5) Özel kanunlara tabi olan anonim şirketlerin yedek akçelerine ilişkin hükümler saklıdır. 2. Şirketin iktisap ettiği kendi pay senetleri için ayrılan yedek akçe ve yeniden değerleme fonları

Sermayenin üçte ikisinin kaybı, anonim şirketlerde sermayenin artırılması veya kalan sermaye ile devam edilmesi yönünden kanuni bir kriter teşkil etmekle birlikte, şirketin borca batıklığı veya aciz hali bakımından esas alınabilecek bir ölçü değildir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2013/7736 Esas ve 2014/1446 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, sermaye kaybı kriteri ile borca batıklık durumu birbiriyle karıştırılmamalıdır. Borca batıklığın değerlendirilmesinde, nakit veya parasal bir varlık değeri niteliği taşımayan amortisman hesabının dikkate alınması hukuka aykırıdır.

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2013/7736, K. 2014/1446Kaynağı aç
23. Hukuk Dairesi         2013/7736 E.  ,  2014/1446 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Gebze 4. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 24/05/2013 NUMARASI : 2012/686-2013/618 Davacının açmış olduğu iflasın ertelenmesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde T.. A.., Türkiye Kim. Ür. San. Tic. A.Ş., Tisan Müh. Plast. San. Tic. Ltd. Şti., …. Müh. Plast. San. Tic. A.Ş., S.. A.. ve PDF Kurumsal Finansman ….. Hiz. A.Ş. vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -K A R A R- Davacılar vekili müvekkili şirketlerin plastik kalıp imalatı ve tasarımı işi ile iştigal ettiğini, ağırlıkla otomotiv ve beyaz eşya sanayine hizmet verdiğini, 2008 küresel krizi ile bu sektörlerde meydana gelen daralmanın müvekkillerini de etkilediğini ve borca batık hale geldiklerini; satış arttırma çabaları ve maliyetlerle giderlerin azaltılması suretiyle borca batıklıktan kurtulabileceklerini ileri sürerek iflasın bir yıl süreyle ertelenmesine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir. Mahkemece iddia, savunma, kayyım ve bilirkişi raporları ile tüm dosya kapsamına göre, iyileştirme projelerinin uygulanmaya başlandığı ve pasiflerde azalma eğilimi görüldüğü, erteleme halinde şirketlerin borca batıklıktan kurtulacakları gerekçesiyle iflasın bir yıl süreyle ertelenmesine karar verilmiştir. Dararı, müdahiller …..Bankası AŞ. vekili, …. Türkiye Kim. Ür. San. Tic. AŞ. vekili, Tisan Müh. Plast. San. Tic. Ltd. Şti. vekili, …. Müh. Plast. San. Tic. AŞ. vekili, …… Yemek Ür. ve Hizm. San. AŞ. vekili ile PDF Kurumsal Finansman …… Hizm.AŞ. vekili temyiz etmiştir. İflasın ertelenmesini isteyen kooperatif ve sermaye şirketlerinin borca batık durumda bulunması (bir diğer ifade ile varlıklarının rayiç değerlerinin borçlarını karşılayamaması), fevkalade mühletten yararlanmamış olması ve sunacakları iyileştirme projesi kapsamında mali durumlarının ıslahının imkân dâhilinde görülmesi gerekir (İİK.m.179). Gerek borca batıklığın ve gerek iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olup olmadığının tesbiti özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden bu değerlendirmelerin yapılması için bilirkişi görüşüne başvurulmalıdır (HMK.m.266). Hâkim de bu raporla o konudaki özel ve teknik bilgi ihtiyacını giderebilmeli ve raporun hukuka uygunluğunu denetlemelidir. Projenin ciddi ve inandırıcılığı öncelikle ve özellikle sermaye ve/veya kârlılığın ne şekilde arttırılacağı ve borca batıklıktan kurtulmanın ne şekilde sağlanacağı somut, belgelere dayalı ve gerçekçi bilgi ve öngörülerden yola çıkılarak tesbit edilmeli, diğer proje unsurları için de bilimsel veriler değerlendirilmelidir. Somut olayda bilirkişi raporunun borca batıklığın tesbitine ilişkin kısmının denetime elverişli olmadığı görülmüştür. Gerçekten de rayiç değerlerin tesbiti usulü denetlenemediği gibi, parasal bir varlık değeri olarak kabul edilemeyecek "amortisman" hesabının borca batıklıkta dikkate alınması kabul edilemez. Öte yandan sermayenin 2/3'ünün kaybı anonim şirketler bakımından sermayenin arttırılması ya da mevcut sermaye ile devam konusunda bir kriter iken, borca batıklık veya aciz hali bakımından esas alınabilecek bir ölçü değildir. Sunulan iyileştirme projesi ve bunun ciddi ve inandırıcı olduğuna dair bilirkişi değerlendirmesi de hatalıdır. İyileştirme projesinden beklenilen, öngörülerin somut ve gerçekçi olmasıdır. Bu temel olarak satış ve kârlılığın arttırılması ve sermaye artışı yapılmasına ek olarak şirkete nakit girişi sağlayacak, şirketin sürdürülebilir bir mali yapıya kavuşmasına imkan verecek öngörülerle gerçekleşebilir. Somut olayda sunulan iyileştirme projesinde sermaye artışı, yeni ortak bulunması, nakit girişi konularında hiç bir öngörü bulunmamakta; sadece satış arttırma amaçlı görüşmelerin sürdürüldüğünün belirtilmesi ve somut nitelik taşımayan maliyet düşürücü niyetlerden söz edilmekle yetinilmektedir. Burada temel amacın sadece iflasın ertelenmesine özgü tedbirlerle şirketin kurtarılmaya çalışılması olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece davacı şirketlerin sunduğu iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olmadığının sabit bulunduğu dikkate alınarak, borca batıklık durumunun tereddüde yer bırakmayacak biçimde belirlenmesi hususunda somut verilere dayalı, teknik, denetime elverişli ve detaylı bir inceleme için, dosyanın oluşturulacak uzman bir heyete tevdii ile dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması; bu noktada aynı kişiye hem bilirkişilik ve hem de kayyımlık görevi verilmesinin yaratabileceği sakıncaların önüne geçilmesi ve varılacak uygun sonuca göre davanın reddi ya da iflas konusunda bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirmelerle yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harçların istek halinde iadelerine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Sermaye ile Kanuni Yedek Akçeler Toplamının Yarısının Kaybı

Son yıllık bilançoya göre sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığının anlaşılması durumunda, 6102 sayılı Kanun'un 376. maddesinin birinci fıkrası uyarınca yönetim kurulunun genel kurulu hemen toplantıya çağırması ve uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunması zorunludur. Kanunda genel kurula sunulacak iyileştirici önlemler sınırlı sayıda sayılmamış olup yönetim kurulunun takdirine bırakılmıştır. Bu kapsamda sermaye artırımı yapılması, işletme giderlerinin azaltılması, başlamış bir yatırımın durdurulması, henüz tamamen ödenmemiş sermaye taahhütlerinin tahsili için pay sahiplerine çağrıda bulunulması veya belirli şirket varlıklarının satışı gibi tedbirler genel kurula önerilebilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 376Kaynağı aç
MADDE 376- (1) Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu, genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar. (2) Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhâl toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer. (3) (Değişik: 26/6/2012-6335/16 md.) Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulu, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır. Bu bilançodan aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde, yönetim kurulu, bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirir ve şirketin iflasını ister. Meğerki, iflas kararının verilmesinden önce, şirketin açığını karşılayacak ve borca batık durumunu ortadan kaldıracak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklıların sırasından sonraki sıraya konulmasını yazılı olarak kabul etmiş ve bu beyanın veya sözleşmenin yerindeliği, gerçekliği ve geçerliliği, yönetim kurulu tarafından iflas isteminin bildirileceği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanmış olsun. Aksi hâlde mahkemeye bilirkişi incelemesi için yapılmış başvuru, iflas bildirimi olarak kabul olunur. b) Konkordato[51]

Yönetim kurulunun şirketin mali durumunun bozulması nedeniyle genel kurulu toplantıya çağırabilmesi için sermayenin üçte ikisinin kaybedilmiş olması şartı aranmaz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/6203 Esas ve 2022/3451 Karar sayılı ilamında kabul edildiği üzere, şirketin mali durumunun bozulması genel kurulun toplantıya çağrılması için yeterlidir ve yönetim kurulunun çağrı yetkisi sermaye kaybının belirli bir orana ulaşması koşuluna bağlı tutulamaz.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/6203, K. 2022/3451Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2020/6203 E.  ,  2022/3451 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 22.03.2018 tarih ve 2017/372 E- 2018/296 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin esastan reddine-kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 03.06.2020 tarih ve 2018/1134 E- 2020/547 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 26.04.2022 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … ile davalı vekilleri Av. …, Av. … ve Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Asıl davada davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin 26.01.2017 tarihli 2017/05 sayılı YK kararı ile esas sermayesi ve kanuni yedek akçelerinin bir bölümünün karşılıksız kalıp kalmadığının tespiti zımmında MGI Bağımsız…A.Ş.'den alınan 25.01.2017 tarihli özel tespit raporuna göre şirketin öz varlığının ¨9.693.270.-TL olduğunu, esas sermaye ve yedek akçeleri toplamının ¨26.892.861.-TL olduğu bu miktarın ¨17.199.590.-TL kısmının karşılıksız olduğu, TTK 376/2 uyarınca yaklaşık 2/3 oranında sermaye kaybı eşiğine ulaşıldığı,sermaye azaltımı yapılması gerektiğine karar alındığını, sermaye kaybının tam 2/3 e ulaşmadığı halde sermaye azaltımına gidilmesi yönünde karar alınmasının batıl bir karar olduğunu, aksine TTK mad. 376/1'de yazılı olan 1/2 ve daha fazlası oranına ulaşıldığını, 376/1'de yazılı tedbirlerin uygulanmasının gerektiğini, özkaynak toplamının ¨9.693.270.-TL olarak tespit edildiğini, 1/2 ile 2/3 oranı arasında kaldığını bu nedenle sermaye azaltımı yapılamayacağını, bu şekilde yapılan sermaye azaltımının küçük hissedarların payının düşürülmesine neden olduğunu, eşitlik ilkesine ve azlığın payına tecavüz edildiğini, 26.01.2017 tarih ve 2017/05 sayılı YK kararı ve 01.02.2017 tarihli YK raporunun batıl olduğunun tespitini, zarar uyarınca sermaye azaltımı yapılan 28.02.2017 tarihli olağanüstü genel kurul kararının yokluğunun ve butlanının tespiti ile iptaline karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen davada ise; 28.02.2017 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul kararı ile sermaye azaltımı sonrasında oluşan toplam ¨9.693,270.-TL"tutarındaki mevcut sermayenin ¨27.500.000.-TL" nakdi sermaye artırımı yapılarak ¨37.193.270.-TL'ye çıkarılması için 07.04.2017 tarihinde sermaye artışına dair olağanüstü genel kurul kararının aynı gün davacının Yönetim kurulundan istifa etmesine rağmen imzalamış gibi karar alınıp ilan edilidiğini ve davacının %10 azınlık payı ve bundan doğan haklarının bertaraf edilimek istendiğini belirterek 07.04.2017 tarihli YK kararının batıl ve geçersiz olduğunun tespitine veya iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Asıl davada davalı vekili, 26.01.2017 tarihli Yönetim Kurulu Kararı'nın TTK ve Şirket ana sözleşmesine uygun alındığını, sermaye azaltımına ilişkin Yönetim Kurulu Raporu'nun TTK uyarınca hazırlanan zorunlu/usulü işlem olduğunu ve butlan yaptırımına tabi bir işlem olmadığını, sermaye azaltımına ilişkin olağanüstü genel kurul kararının bilanço zararının (açığının) kapatılması amacıyla alındığını ve TTK ve şirket ana sözleşmesine uygun olduğunu, eşit işlem yapma borcu açısından bakıldığında gerek sermaye azaltımı gerekse de sermaye artırımı sürecinde tüm pay sahiplerinin eşit işleme tabi tutulduğunu,birleşen davada ise; 07.04.2017 tarihli sermaye artırımına ilişkin olağanüstü genel kurul kararları küçük pay sahipleri de dahil olmak üzere davacı dışındaki diğer tüm pay sahiplerinin olumlu oyu (%90) ile alındığını, Şirketin mali durumuda nazara alınarak yapılan sermaye artırımınında usulsüzlük olmadığı, davalı şirket pay sahiplerinin zarara uğratıldığı yönünde davacının iddiası dışında bir itiraz bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, TTK md. 376/2. madde uyarınca YK'nın genel kurulu toplantıya çağırabilmesi için kesin biçimde sermayenin 2/3'ünün kaybını aramadığı, genel kurulun sermaye artırımı veya azaltımı konusunda münhasıran yetkili olduğu; ancak icra edilebilir kararların butlanının söz konusu olabileceğini ve 01.02.2017 tarihli YK raporunun butlanından söz edilemeyeceği; butlan koşulları oluşmadığından davacının asıl ve birleşen davada YK kararları ile raporunun batıl olduğunun tespitine ilişkin açtığı davanın reddine; davalı şirketin (28.02.2017 tarihli) sermaye azaltım kararı ve akabinde yaklaşık bir ay sonra alınan sermaye artırımı kararı (07.04.2017 tarihli genel kurul) ile davalı şirketin hakkın sakınılarak kullanımı yasağını ihlâl ettiği, "sermaye azaltımı" sonrasında şirketin ortaklık yapısının değişmediği, alınan "sermaye arttırım" kararında ¨27.500.000.- nakdi sermaye artışının tamamının Ortaklardan İş Girişim…A.Ş. tarafından karşılandığı ve sermaye arttırım sonrasında şirketin ortaklık yapısı %88,3 oranında İş Girişim ..A.Ş.’nin, davacının %2,61 oranında gerçekleştiği,sermaye azaltımı yapılmadan alınan sermaye arttırım kararında ¨27.500.000.-TL artışın tamamı İş Girişim tarafından karşılansa dahi, ortaklık yapısı %78,8 oranında İş Girişim..A.Ş., davacının payının %4,93 oranında olacağını, şirket yine amacına ulaşmış olacağını alınan kararların iptali gerektiği gerekçesiyle asıl davada; YK'nın 26.01.2017 tarih ve 2017/05 sayılı YK kararı ile YK'nın 01.02.2017 tarihli raporunun batıl olduğunun tespiti isteminin reddine, olağanüstü genel kurulda alınan kararların iptali istemi ile açtığı davanın kabulü ile davalı şirketin 28.02.2017 tarihli olağan üstü genel kurulda 2 nolu gündem maddesi ile alınan sermaye azaltımına ilişkin kararın iptaline; birleşen davada YK'nın 07.04.2017 tarih ve 2017/23 sayılı YK kararının batıl olduğunun tespiti isteminin reddine, davacının, olağanüstü genel kurulda alınan kararların iptali isteminin kabulü ile 07.04.2017 tarihli genel kurulda gündemin 3 nolu maddesi ile alınan sermaye artırımına ilişkin kararın iptaline karar verilmiştr. Karara karşı, taraf vekilleri istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bölge adliye mahkemesince, davacı asıl davaya konu 26.01.2017 tarihli 2017/05 sayılı Y.K kararına iştirak edip, farklı çözüm önerileri içeren şerh koymak suretiyle karara muhalefet ettiği birleşen davaya konu 07.04.2017 tarihli 2017/23 sayılı Y.K toplantısından önce 07.04.2017 tarihinde davacının yönetim kurul başkan vekilliği ve üyeliğinden istifa ettiği ve anılan kararın davacı imzası olmaksızın hazır bulunanlar tarafından oybirliği ile alındığı, TTK 390 maddesi uyarınca YK kurulu kararları özel nisap gerektirmeyen ve oy çokluğu ile alınabilecek kararlardan olup, davacı YK kararına muhalefet etmesi veya istifa ettikten sonra davacının katılımı olmaksızın diğer üyelerin oybirliğiyle alınan YK kararlarının şeklen batıl olmasının gerektirir bir eksiklik olmadığı gibi 07.04.2017 tarihli yönetim kurulu kararının davacının imzası varmış gibi ilan edilmesinin kararı şeklen batıl hale getirmeyeceği,ilanın bu şekilde yapılması düzeltilebilecek maddi bir hata olup, dava devam ederken de bu maddi hata düzeltilip ilan edildiği, asıl davaya konu 26.01.2017 tarihli 2017/05 sayılı YK kararının şirketin mali durumunun bozulması nedeniyle durumun genel kurulda görüşülmesini teminen genel kurulun toplantıya çağrılması içerikli olup genel kurulu toplantıya çağrı yapması için sermayenin 2/3 kaybı şartı bulunmadığı, 07.04.2017 tarihli 2017/ 23 sayılı Y.Kurul kararının ise genel kurulda alınan sermaye artırım kararı uyarınca tüm paydaşların rüçhan haklarını kullanmaya davete ilişkin olup, içerik itibarıyla eşit işlem ilkesine aykırı, şirketin temel yapısına uymayan veya sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen, pay sahiplerinin, özellikle vazgeçilmez nitelikteki haklarını ihlal eden veya bunların kullanılmalarını kısıtlayan ya da güçleştiren ya da diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin TTK 391.ve TBK 27. maddesi kapsamında batıl olan kararlardan olmadığı, alınan YK kararlarının butlanını gerektiren bir usulsüzlük bulunmadığı ve icrai niteliği olmayıp mevcut durumun tespiti niteliğinde olan 01.02.2017 tarihli raporun butlanının tespitine ilişkin davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik olmadığı, Alınan ve iptali istenen genel kurul kararları bakımından ise; sermaye azaltımı ve artırımı kararları anonim şirkette sermayenin korunmasına ilişkin kararlar olup sermaye kaybının sınırına ilişkin TTK 376/2 maddesi haricinde ve bu madde uyarınca alınacak diğer önlemler emredici nitelikte olmadığı, TTK'nın 376/2 maddesinde şirketin sermayesi ile kanuni yedek akçeleri toplamının 2/3'ünün zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı hallerde sermayenin 1/3'ü ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar verme hakkı tanımakta ve bu durumda bu seçeneklerden birine karar verilmesi zorunluluğu var ise de bu madde ile kanunda öngörülen tedbirlerin alınmaması durumunda karşılaşılacak yaptırımlar düzenlendiği, ancak bu seçenekleri kullanma hakkının sadece sermayenin 2/3'ünün kaybı haline mahsus olmayıp ,şirket genel kurulu, kanuni sınırları gözeterek her zaman sermaye artırımına veya azaltımına şirketin ana sözleşmesinde sermaye artırımı veya azaltımına ilişkin özel bir hüküm bulunmadığından karar verebileceği,,davacının dava dilekçesinde şirketin iç kaynaklarında sermayeye eklenebilecek fonlar var iken bu fonlar kullanılmadan nakit sermaye artışına gidildiği vakıasına dayanılmadığı, davanın ıslah da edilmesi nedeniyle nazara alınamayacağı, butlan sebepleri bulunmadığı, alınan karar butlan ile malul olmadığından TTK’nın 446. maddesi gereğince iptal edilebilir bir karar olup olmadığının irdelenmesinin gerektiği, kararların iptalini düzenleyen hükme göre toplantıda hazır bulunup da alınan karara muhalif kalan ve bu durumu toplantı tutanağına geçiren ortağın söz konusu kararlara karşı iptal davası açma hakkının olduğu, bu husus dava şartı olup re'sen nazara alınması gerektiği, oylama öncesi yapılan görüşme sırasında bir öneriye karşı olunduğunun belirtilmesinin veya ret oyu kullanılmasının, alınan karara muhalif olunduğu anlamını taşımadığı, toplantıda hazır bulunan bir ortağın şirket genel kurulunda alınan kararın veya kararlarının iptalini talep edebilmesi için; karara olumsuz oy vermesi ve muhalefet şerhini tutanağa geçirmesi şart olduğu, davacının ise vekili vasıtasıyla iptali istenen maddelere yönelik olarak daha karar alınmadan önce karşı çıkarak, öneriye karşı muhalefet yapmış olup, karara karşı olumsuz oy kullanmış ise de kararın alınmasından sonra yapılmış bir karşı çıkma (muhalefet) bulunmadığı, iptal davası açabilmek için kanunun aradığı “alınan kararlara muhalif kalma” dava koşulunun davaya konu genel kurul kararları yönünden yerine getirilmediğinden dolayı davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde iptal kararı verilmesi doğru görülmediği gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun ise kabulü ile HMK 353(1)b-2 m. uyarınca hükmün kaldırılmasına ve butlan ve iptal koşulları oluşmayan asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Asıl ve birleşen davada davacı vekili, kararı temyiz etmiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına ve özellikle davacının YK üyeliği ve başkan vekilliğinden birleşen dava konusu 07.04.2017 gün ve 23 sayılı YK toplantısından önce değil bu toplantıdan sonra, yani bu YK kararının alınmasından sonra istifa etmiş olmasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 3.815,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 52,60 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl ve birleşen davada davacıdan alınmasına, 26/04/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Sermayenin Üçte İkisinin Kaybı ve Sermaye Azaltımı Usulü

Son yıllık bilançoya göre sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde, derhal toplantıya çağrılan genel kurulun sermayenin üçte biri ile yetinmeye veya sermayenin tamamlanmasına karar vermesi gerekir; 6102 sayılı Kanun'un 376. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bu iki karardan biri alınmadığı takdirde şirket kendiliğinden sona erer. Bu seçenekleri kullanma yetkisi yalnızca üçte ikilik kayıp haline mahsus olmayıp şirket genel kurulu ana sözleşmede aksine hüküm bulunmadıkça kanuni sınırları gözeterek her zaman sermaye artırımı veya azaltımı kararı alabilir.

Genel kurulun sermayenin üçte biri ile yetinme kararı, sermayenin karşılıksız kalan üçte ikisinin azaltılarak üçte bire indirilmesi anlamına gelir. Bu işlem üçte bir sermayenin itfa edilmesi veya payların itibari değerinin indirilmesi suretiyle kanundaki asgari sermaye ve itibari değer tutarlarına uyularak yapılır. Esas sermayenin normal usulle azaltılmasında 6102 sayılı Kanun'un 474. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kararın internet sitesinde ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yedişer gün arayla üç defa ilan edilmesi, bilinen alacaklılara çağrı mektubu gönderilmesi ve alacaklılara üçüncü ilandan itibaren iki ay süre tanınması gerekir. Ancak sermaye, zararlar sonucunda bilançoda oluşan bir açığı kapatmak amacıyla ve bu açıklar oranında azaltılacak olursa, aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca yönetim kurulunca alacaklıları çağırmaktan ve haklarının ödenmesinden veya teminat altına alınmasından vazgeçilebilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 474Kaynağı aç
MADDE 474- (1) Genel kurul esas sermayenin azaltılmasına karar verdiği takdirde, yönetim kurulu, bu kararı şirketin internet sitesine koyduktan başka, 35 inci maddede anılan gazetede ve aynı zamanda esas sözleşmede öngörüldüğü şekilde, yedişer gün arayla, üç defa ilan eder. İlanda alacaklılara, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesindeki üçüncü ilandan itibaren iki ay içinde, alacaklarını bildirerek bunların ödenmesini veya teminat altına alınmasını isteyebileceklerini belirtir. Şirketçe bilinen alacaklılara ayrıca çağrı mektupları gönderilir. (2) Sermaye, zararlar sonucunda bilançoda oluşan bir açığı kapatmak amacıyla ve bu açıklar oranında azaltılacak olursa, yönetim kurulunca alacaklıları çağırmaktan ve bunların haklarının ödenmesinden veya teminat altına alınmasından vazgeçilebilir. III – Kararların yerine getirilmesi

Sermayenin Tamamlanması Yöntemleri ve Ek Ödeme Yasağı

Sermayenin üçte ikisinin kaybı halinde uygulanabilecek diğer önlem sermayenin tamamlanmasıdır. 6102 sayılı Kanun'un 376. maddesinin gerekçesinde tamamlama işleminin üç şekilde yapılabileceği belirtilmiştir: Sermayenin karşılıksız kalan tutar kadar azaltılıp aynı anda veya sonrasında aynı miktarda ya da daha fazla artırılması, bilanço açıklarının pay sahiplerinin tümü veya bir kısmı tarafından kapatılması ve bazı şirket alacaklılarının alacaklarını silmesi.

Bilanço açıklarının pay sahipleri tarafından kapatılabilmesi için genel kurul kararının oybirliğiyle alınması zorunludur. Zira 6102 sayılı Kanun'un 480. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, kanunda öngörülen istisnalar saklı kalmak üzere, esas sözleşmeyle dahi pay sahibine pay bedelini veya itibari değeri aşan primi ifa dışında borç yükletilemez. Genel kurulda oybirliği sağlanamadığı takdirde bazı pay sahiplerinin fedakarlık niteliğinde kendi serbest iradeleriyle şirkete para koyarak bilanço açığını kapatmalarına kanunen bir engel bulunmamaktadır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 480Kaynağı aç
MADDE 480- (1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, esas sözleşmeyle pay sahibine, pay bedelini veya payın itibarî değerini aşan primi ifa dışında borç yükletilemez. (2) Kayıtlı sermaye sistemini kabul eden anonim şirketlerde esas sözleşme ile yönetim kuruluna primli pay çıkarma yetkisi tanınabilir. (3) Pay sahipleri sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemezler; tasfiye payına ilişkin hakları saklıdır. (4) Pay devirlerinin şirketin onayına bağlı olduğu hâllerde, esas sözleşmeyle pay sahiplerine sermaye taahhüdünden doğan borçtan başka, belli zamanlarda tekrarlanan ve konusu para olmayan edimleri yerine getirmek yükümlülüğü de yüklenebilir. Bu ikincil yükümlülüklerin nitelik ve kapsamları pay senetlerinin veya ilmühaberlerin arkasına yazılabilir. B) Ödemeye çağrı

6102 sayılı Kanun'un 480. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca pay sahipleri sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemezler; bu kapsamda tasfiye payına ilişkin haklar saklı tutulmuştur. Pay sahiplerinin bilanço açığını kapatmak amacıyla karşılıksız olarak şirkete koydukları paralar da ortaklığa verilmiş bir borç ya da sermaye avansı sayılmaz. Karşılıksız fedakarlık niteliğindeki bu tutarlar geri talep edilemeyeceği gibi işlem sonrasında pay sahiplerinin pay adedinde herhangi bir değişiklik meydana gelmez.

İç Kaynaklar ve Sermaye Artırımı Kısıtlamaları

Anonim şirketlerde esas sözleşme veya genel kurul kararıyla ayrılan ve belirli bir amaca özgülenmemiş yedek akçeler, kanuni yedek akçelerin serbestçe kullanılabilen kısımları ve bilançoya konulup sermayeye eklenmesine izin verilen fonlar sermayeye dönüştürülerek sermaye iç kaynaklardan artırılabilir. 6102 sayılı Kanun'un 462. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iç kaynaklardan karşılanan tutarın varlığı onaylanmış yıllık bilanço ve yönetim kurulunun yazılı beyanıyla doğrulanır; bilanço tarihinden itibaren altı aydan fazla zaman geçmişse yeni bir bilanço çıkarılıp yönetim kurulunca onaylanması şarttır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 462Kaynağı aç
MADDE 462- (1) Esas sözleşme veya genel kurul kararıyla ayrılmış ve belirli bir amaca özgülenmemiş yedek akçeler ile kanuni yedek akçelerin serbestçe kullanılabilen kısımları ve mevzuatın bilançoya konulmasına ve sermayeye eklenmesine izin verdiği fonlar sermayeye dönüştürülerek sermaye iç kaynaklardan artırılabilir. (2) Sermayenin artırılan kısmını, iç kaynaklardan karşılayan tutarın şirket bünyesinde gerçekten varolduğu, onaylanmış yıllık bilanço ve yönetim kurulunun vereceği açık ve yazılı bir beyanla doğrulanır. Bilanço tarihinin üzerinden altı aydan fazla zaman geçmiş olduğu takdirde, yeni bir bilanço çıkarılması ve bunun yönetim kurulu tarafından onaylanmış olması şarttır.[67] (3) Bilançoda sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği fonların bulunması hâlinde, bu fonlar sermayeye dönüştürülmeden, sermaye taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırılamaz. Hem bu fonların sermayeye dönüştürülmesi hem de aynı zamanda ve aynı oranda sermayenin taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırılabilir. Artırım genel kurul veya yönetim kurulu kararının ve esas sözleşmenin ilgili maddelerinin değişik şeklinin tescili ile kesinleşir. Tescil ile o anda mevcut pay sahipleri mevcut paylarının sermayeye oranına göre bedelsiz payları kendiliğinden iktisap ederler. Bedelsiz paylar üzerindeki hak kaldırılamaz ve sınırlandırılamaz; bu haktan vazgeçilemez. IV – Şarta bağlı sermaye artırımı 1. İlke

Bilançoda sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği iç fonlar bulunuyorsa, 6102 sayılı Kanun'un 462. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince bu fonlar sermayeye dönüştürülmeden sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırımı yapılamaz; fonların dönüştürülmesiyle aynı zamanda ve aynı oranda nakdi taahhüt yoluyla artırım yapılması mümkündür. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2025/3352 Esas ve 2026/268 Karar sayılı ilamına konu ilk derece mahkemesi gerekçesinde benimsendiği ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasıyla kabul gördüğü üzere, işletme sermayesinin yeterli olduğu ve sermaye kaybı bulunmadığı halde iç kaynaklar sermayeye eklenmeksizin nakdi taahhüt yoluyla sermaye artırımına gidilmesi hukuka aykırı bulunmuş ve genel kurul kararının iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. Genel kurul kararlarının iptalini isteyebilmek için karara olumsuz oy verilmiş olması ve karar alındıktan sonra muhalefet şerhinin toplantı tutanağına geçirilmesi dava şartıdır; karar öncesinde öneriye muhalefet edilmiş olması yeterli değildir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/3352, K. 2026/268Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2025/3352 E.  ,  2026/268 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/635 Esas, 2025/581 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Samsun Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2023/184 E., 2023/1268 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı katılma yoluyla davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, davalı vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin ise reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirket … Group şirketler grubunun iştirak şirketlerinden biri olup, dava dışı … Yapı ve Malzemeleri Tic. A.Ş.'nin şirketler grubunun ana şirketi olduğunu, dava dışı … Fabrikası A.Ş.'nin de davalı şirket gibi ana şirket olan … A.Ş.’nin bağlı iştirakleri olduğunu, tüm şirketlerin aynı ailenin yönetim ve idaresinde olduğunu, müvekkilinin davalı şirketin A grubu hisse senedi sahibi ortağı ve aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olduğunu, 30.12.2022 tarih ve 10737 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde davalı şirketin olağanüstü genel kurul toplantısının 19.01.2023 tarihinde yapılacağının ilan edildiğini, belirlenen gündem ve toplantı çağırısının ortaklara tebliğ edildiğini, akabinde belirlenen tarihte 2023 yılı olağanüstü genel kurul toplantısı yapılmışsa da gündemin 4 numaralı maddesinde yer alan sermaye artırımına ilişkin kararın hukuka aykırı olduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı TTK) 376. maddesinde aranan şartların oluşmadığını, davalı şirketin faaliyet zararının söz konusu olmadığını, nitekim sermayenin 1/2’sinin karşılıksız kalmadığı ve borca batıklık halinin de bulunmadığının yeminli mali müşavir raporu ile tespit edildiğini, davalı şirketin sermaye artırımına ihtiyacı yokken sırf azlığı dışlamak ve ortakların paylarını düşürmek, ortakları ek maddi külfet altına sokmak için bu kararın alındığı ileri sürerek davalı şirketin 19.01.2023 tarihinde yapılan 2023 yılı olağanüstü genel kurul toplantısının 4. maddesine konu sermaye artırımına ilişkin kararın, öncelikle ve ivedilikle işbu dava sonuçlanıncaya kadar icrasının durdurulması hususunda ihtiyati tedbir kararı verilmesini, davalı şirketin 19.01.2023 tarihinde yapılan 2023 yılı olağanüstü genel kurul toplantısının 4. maddesine konu sermaye artırımına ilişkin kararın iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin genel kurulunun başta 6102 sayılı TTK olmak üzere ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde kanuna ve usule uygun bir şekilde yapıldığını, müvekkili şirketlerin mali tabloları incelendiğinde sermaye artışının müvekkili şirketin gelecekte mali açıdan sıkıntı yaşamaması için zorunlu olduğunu, davacının 6102 sayılı TTK'nın 376. maddesindeki şartların oluşmadığı yönündeki değerlendirmesinin hukuki dayanağı bulunmadığını, müvekkili şirket tarafından yapılan sermaye artırımının davacıya zarar verme kastı ile yapılmadığı gibi dürüstlük kuralına da uygun olduğunu, sermaye artırımının azınlıkta kalan ortakların pay oranlarının düşürülmesi amacıyla da yapılmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 19.01.2023 tarihli olağanüstü genel kurulda şirketin sermaye artırma gerekçesi olarak sermayenin yetersiz kalmasına dayanılmış ise de alınan bilirkişi raporundan 30.09.2022 tarihi itibariyle işletme sermayesinin yeterli olduğu, sermaye kaybının olmadığı, öte yandan 6102 sayılı TTK'nın 462. maddesinde belirtilen iç kaynaklardan oluşan unsurların sermayeye eklenmeden, sermayeye dönüştürülmeden sermaye taahhüt edilmesi yoluyla artırıma gidilemeyeceği, artırılması öngörülen miktarın sermayeye eklenecek iç kaynaklardan az olması nedeniyle nakdi sermaye taahhüdüne gidilmesinin yasal mevzuata uygun olmadığı gibi, 30.12.2022 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilen gündemde 31.12.2022 tarihli tespitlerin yer almasının da mümkün olamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı şirketin 19.01.2023 tarihli genel kurulunda alınan 4 numaralı kararın iptaline karar verilmiş, hüküm, davalı vekili ve katılma yolu ile davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, mahkemece genel kurulun 4 nolu kararının iptaline karar verilerek dosyadan el çekildiği ve İlk Derece Mahkeme karar tarihinden itibaren iptal kararının hüküm ve sonuç doğuracağı da nazara alındığında davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebi hakkında olumlu veya olumsuz karar verilmediğinden bahisle İlk Derece Mahkemesinin kaldırılmasına yönelik istinaf başvurusunun incelenmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm, davalı vekili ve katılma yolu ile davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.Katılma yolu ile davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; temyiz istemi, geçici hukuki korumalar kapsamında kalan ihtiyati tedbir talebi ile ilgili Bölge Adliye Mahkemesi kararına ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin, geçici hukuki korumalara ilişkin kararları, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 394. maddesinin beşinci fıkrasına göre kesin olup, aynı kanunun 362. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi gereğince temyiz edilemez. Bu durumda, Bölge Adliye mahkemesinin İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı yapılan istinaf başvurusu hakkında verdiği kararın temyizi mümkün olmadığından, davacı vekilinin katılma yolu ile temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 2.Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI.SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle katılma yolu ile davacı vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalıya yükletilmesine, 19.01.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

Borca Batıklık Şüphesi, Ara Bilanço ve İflas Bildirimi

Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran emarelerin varlığı halinde yönetim kurulu aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden gösterildiği bir ara bilanço çıkartmakla yükümlüdür. 6102 sayılı Kanun'un 376. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca çıkarılan bu ara bilançodan aktiflerin şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması durumunda, yönetim kurulu merkez asliye ticaret mahkemesine bildirimde bulunarak şirketin iflasını talep etmek zorundadır. Borca batıklık halinde mahkemeye bildirimde bulunulması yönetim kurulunun devredilemez görev ve yetkileri arasında yer alır.

İflas kararının verilmesinden önce, şirketin açığını karşılayacak ve borca batıklığı ortadan kaldıracak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklılardan sonraki sıraya konulmasını yazılı olarak kabul edebilir. 6102 sayılı Kanun'un 376. maddesinin üçüncü fıkrasına göre bu beyan veya sözleşmenin yerindeliği, gerçekliği ve geçerliliği yönetim kurulu tarafından başvurulan mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanırsa mahkemeye bildirim iflas sebebi teşkil etmez. Ancak sıra ertelemesine ilişkin beyanın veya sözleşmenin geçerliliği ve yerindeliği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanmadığı takdirde, mahkemeye bilirkişi incelemesi için yapılmış başvuru kanunen iflas bildirimi olarak kabul olunur.

Borca batıklık bildirimi ve iflas kamu düzenine ilişkindir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2024/3245 Esas ve 2024/4623 Karar sayılı ilamında vurgulandığı üzere, mahkemece borca batıklığın tespiti için uzman bilirkişi heyeti görevlendirilmeli ve aktiflerin muhtemel piyasa rayiç değerleri belirlenerek borçları karşılayıp karşılamadığı saptanmalıdır. Konkordato talep eden bir şirketin talebinden feragat etmesi durumunda dahi mahkemece şirketin borca batık olup olmadığı kendiliğinden incelenir; borca batık olduğu tespit edilirse iflasına, borca batık olmadığı anlaşılırsa konkordato koşulları kalmadığından talebin reddine karar verilir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2024/3245, K. 2024/4623Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2024/3245 E.  ,  2024/4623 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2024/444 E., 2024/855 K. HÜKÜM/KARAR : Ret Konkordato talep edenler vekili dilekçesinde; müvekkili şirketin çocuk ve bebek mağazası konusunda faaliyet gösterdiğini, sattığı malların döviz cinsinden ve yurt dışından ithal edildiğini, 2018 yılında dövizin aşırı değerlenmesinin ve faiz artışlarının sektörde daralmaya neden olduğunu, şirketin gelir gider ve nakit akışı dengesinin bozulduğunu, ekonomik sıkıntılar nedeniyle ödemelerde güçlük çektiğini, AVM kiralarının yüksek olması nedeniyle şubelerin zarar ettiğini, müvekkili …’in ise şirketin sahibi olduğunu, şirket için şahsi kefalet verdiğini, sunulan konkordato projesi kapsamında borçların ödenebileceğini ileri sürerek 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (2004 sayılı Kanun) 285 ve devamı maddeleri gereğince teklif edilen konkordato projesinin tasdikine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince talep eden … yönünden, teklif edilen konkordatonun tasdik şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle konkordato talebinin reddine, Er-Ne Çocuk Giyim ve Araç Gerekçeleri Konfeksiyon Tekstil Itriyat Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti. yönünden, talep eden şirketin 2021 ile 2027 yılları arasında 5.000.000,00 TL’den başlayarak artan grafikle en sonunda 13.000.000,00 TL satış rakamlarını hedeflediği, şirketin konkordatodan önceki dönemlerde 2021-2022-2023 yıllarında hedeflenen satış rakamlarına ulaşabildiğinin görüldüğü, talep eden şirket her ne kadar 2016-2017 yıllarındaki satış rakamlarına rağmen 2016 yılında zarar 2017 yılında ise düşük bir kâr elde etmiş ise de, bunun nedenlerinin 2016 yılında talep edenin …mağazasının kuruluşunda yapılan yatırım tutarının yüksekliği ve faaliyette olan AVM mağazalarının yüksek giderleri olduğu, 2018 yılında da AVM kiralarındaki dövizden kaynaklı artışların etken olduğu, konkordatoya girilen süreçten sonra şirketin AVM’de bulunan mağazasının kapatıldığı ve kira maliyetinden kurtulduğu, yine …mağazasının da kapatılarak bu şekilde maliyetlerin en aşağı seviyeye çekildiği, şirketin çocuk giyimi ve konfeksiyon dışında mühlet içerisinde mobilya satışına da ağırlık verdiği, mobilya satışının kâr marjı %30-35 civarında olup, henüz mal teslim edilmeden müşteriden peşin alınan belirli bir kısmın şirketin finansmanına olumlu yönde etki ettiği, bu nedenle şirketin 2021-2027 yılları arasındaki satış rakamları ve kârlılık tablolarında gösterilen tutarlara ulaşabileceği, şirketin konkordato dönemi içerisinde pandemi nedeniyle tedbir ve yasaklardan dolayı satış rakamlarının etkilendiği, komiserden bu hususla ilgili aylar itibariyle ayrıntılı gösteren tabloları raporunda yer vermesinin istendiği, bu tablodan da anlaşılacağı üzere tam kapanmanın veya hafta sonu kapanmalarının olduğu dönemlerde satış rakamlarının etkilendiği, ancak kapanmanın olmadığı dönemlerde ise satış rakamlarının önemli ölçüde arttığının görüldüğü, kapanmanın olmadığı süreçlerdeki satış tutarları dikkate alındığında şirketin 2021-2027 arası dönemde hedeflenen kârlılık ve satış rakamlarına ulaşabileceğinin kabul edildiği, konkordato projesinin 2004 sayılı Kanun’un 305 inci maddesindeki diğer tasdik şartlarını sağladığı gerekçesiyle talep eden şirketin konkordato projesinin tasdik talebinin kabulü ile konkordatoya tabi olan ve faiz içermeyen asıl alacağa ilişkin borcun ilk taksiti, tasdik kararından itibaren sekiz ay sonra başlamak üzere ilk yıl borcun %5'lik, borcun ikinci yıl %10'luk, üçüncü yıl %15'lik, dördüncü yıl %20'lik, beşinci yıl %25'lik ve altıncı yıl %25'lik kısmının alacaklılara garameten ödenmesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde alacaklılar… Dış Ticaret A.Ş., Yapı ve Kredi Bankası A.Ş., Türkiye İş Bankası A.Ş., Garanti Bankası A.Ş., Türkiye Halk Bankası A.Ş. ve QNB Finans Faktöring A.Ş. vekilleri istinaf başvurusunda bulunması üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı süresinde alacaklılar… Dış Ticaret A.Ş., Sürat Kargo Lojistik A.Ş., Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. ve Türkiye İş Bankası A.Ş. vekilleri temyiz isteminde bulıunması üzerine Dairemiz'in 19.10.2022 tarihli, 2022/3601 Esas, 2022/4819 Karar sayılı ilamı ile projede; kaynak olarak gösterilen 2020-2027 yılları arasında 5 milyondan başlayarak artan grafikle en sonunda 13 milyonluk satış kârı hedeflendiği, bilirkişinin hedeflenen satış rakamlarına ulaşılabileceği tespitinin soyut kaldığı, kaldı ki davacı şirketin, 2020-2021 döneminde 2 milyon satış rakamına ancak ulaşabildiği, bu halde projenin uygulanabilir ve gerçekçi olmadığı, konkordato projesinin tasdikinin mümkün olmadığı, mahkemece talep eden şirketin rapor tarihi itibariyle rayiç değerlere göre borca batık olup olmadığının tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirlenerek borca batık ise iflasına, değil ise konkordato talebinin reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince Dairemiz bozma kararına karşı direnilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresinde alacaklılar Veta Dış Ticaret A.Ş., Yapı ve Kredi Bankası A.Ş., Türkiye Halk Bankası A.Ş., Türkiye İş Bankası A.Ş. ve Emir Varlık Yönetim A.Ş. vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. Hukuk Genel Kurulu’nun 2023/6-1045 Esas, 2024/139 Karar sayılı kararı ile alacaklılar Türkiye Halk Bankası A.Ş. ve Emir Varlık Yönetim A.Ş. vekillerinin temyiz itirazlarının hukuki yarar yokluğundan reddine, alacaklı Türkiye İş Bankası A.Ş. vekilinin temyiz isteminin feragat nedeniyle reddine, diğer alacaklılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Dairemiz bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi gereğince bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, yapılan yargılama sonucu konkordato süreci içerisinde borçlu şirketin konkordatoya tabi borçlarını aksatmadan ödediği, borç yükünün azaldığı, kalan borçları bakımından da borçlu şirketin Hukuk Genel Kurulu kararı sonrasında mahkeme dışı konkordato yöntemine başvurduğu ve uzlaşı sağladığı, gelinen son noktada da talep edenin konkordatoya ihtiyacı kalmadığı, alacaklılarla konkordato sürecinden maksimum fayda ile yararlandığı, davacıların konkordatoya ihtiyacı kalmamasından sonra konkordato isteminden feragat ettiği, eldeki dava basit usulde yargılamaya tabi olduğu, yapılan incelemede talep edenlerin rayiç bilançoya göre borca batık olmadığı davacıların alınan komiser raporuna göre hem kaydi hem de rayiç bilançoya göre borca batık olmadığı iflas kararı verilmesini gerektirecek bir hal bulunmadığı, dosya üzerinden karar verilecek olan basit yargılama usulüne tabi davada yargılamanın basitliği, çabukluğu ve ucuzluğu ilkesi gereği, dosya üzerinden karar verilebileceği gerekçesi ile talebin feragat nedeni ile reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı süresinde müdahil Halk Bankası A.Ş., vekili ve Klepierre Gayrimenkul Yönetimi ve Yatırım Tic. A.Ş. vekilince temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. Talep konkordato projesinin tasdiki istemine ilişkindir. Mahkemece bozma ilamına uyulduğu halde bozma ilamı gerekleri yerine getirilmediği, borca batıklık bildirimi ve iflasın kamu düzenine ilişkin olduğu dikkate alınarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) “Sermayenin kaybı, borca batık olma durumu” başlıklı 376. maddesi uyarınca, borca batıklığın tespiti için uzman bilirkişi kurulundan alınacak rapor ile aktiflerin muhtemel piyasa rayiçlerine göre rayiç değerlerinin tespitinin yapılması, buna göre şirket aktiflerinin pasiflerini, borçlarını karşılayıp karşılamadığının, dolayısıyla davacı şirketin en son mali durumuna göre güncel olarak borca batık olup olmadığının tespiti gerekirken, kaydi değerler ve sadece kayyımın birbiriyle çelişkili raporları dikkate alınarak şirketin borca batık olmadığının son kabulü ile sonuca gidilmesi, hukukumuzda yer almayan "mahkeme dışı konkordato" kavramına ve yer verilmesi, borca batıklık durumu 3. kişileri de etkileyen ve kamu düzeninden sayılan konulardan olmasına rağmen, bu hususun gözetilmemesi doğru görülmemiştir. Diğer yandan İİK'nın 292. maddesinde; İflâsa tabi borçlu bakımından, kesin mühletin verilmesinden sonra aşağıdaki durumların gerçekleşmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflâsına resen karar verir: a) Borçlunun malvarlığının korunması için iflâsın açılması gerekiyorsa. b) Konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa. c) Borçlu, 297 nci maddeye aykırı davranır veya komiserin talimatlarına uymazsa ya da borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği anlaşılıyorsa. d) Borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatif, konkordato talebinden feragat ederse. İflâsa tabi olmayan borçlu bakımından ise birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerindeki hâllerin kesin mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda, komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine resen karar verir. Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder; diğer alacaklıları ise gerekli görürse davet eder. '' hükmü yer almaktadır. Anılan maddenin d bendine göre; borca batık olduğu anlaşılan bir sermeye şirketi veya kooperatif konkordato talebinden feragat ederse borca batık durumda olup olmadığının mahkemece re'sen incelenmesi gerekir. Bu durumda konkordato talep eden şirketin TTK'nın 376. maddesi gereğince usulüne uygun şekilde öncelikle borca batık olup olmadığının tespiti, borca batık durumda ise konkordato talebinden feragat etmesi nedeniyle iflasına karar verilmesi, borca batık durumda değil ise konkordato projesi uygulanabilir nitelikte olmadığı hususu daha önceki bozma ilamında açıkça belirtilmiş olması ve bozma ilamına uyulmuş olmakla konkordato tasdik koşulları oluşmadığından konkordato talebinin reddine karar verilmesi gerekmektedir. Mahkemece önceki bozma ilamlarında belirtildiği ve yukarıda açıklandığı üzere borca batıklık tespiti yöntemince yapıldıktan sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya açık bir şekilde aykırı olduğundan kararın yeniden bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle müdahiller Klepierre Gayrimenkul Yönetimi ve Yatırım Tic. A.Ş. vekilinin ve Halk Bankası A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden fer'i müdahiller Klepierre Gayrimenkul Yönetimi ve Yatırım Tic. A.Ş. ve Halk Bankası A.Ş.'ye iadesine, 05.12.2024 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması ve Kötüye Kullanma Halleri

Anonim şirketlerde şirketlerin kural olarak sadece malvarlıklarıyla sorumlu tutulması ve ortakların şirket borçlarından ötürü şahsen sorumlu olmaması esastır. Ancak tüzel kişilik perdesinin aralanması bu ilkenin önemli bir istisnasını teşkil eder. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2019/149 Esas ve 2022/894 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, şirketler arasında güçlü bir mali yapı algısı oluşturularak bu şirketlerden birinin borca batırılması veya içinin boşaltılıp ticari faaliyet alanının diğerine kaydırılması dürüstlük kuralına aykırıdır ve tipik bir hakkın kötüye kullanılmasıdır. Bu gibi durumlarda tüzel kişilik perdesi aralanarak sorumluluk kuralları uygulanabilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/149, K. 2022/894Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/149 E.  ,  2022/894 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. (Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.) yönünden davanın hukukî yarar yokluğundan reddine, davalı …Ş. (Çorum Sağlık A.Ş.) bakımından ise davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı …Ş. vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılardan Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş.'nin nakit ihtiyacı nedeni ile kardeş şirket durumunda bulunan diğer davalı şirketin dava dışı banka ile imzaladığı kredi sözleşmesini o dönemde hastane ortağı ve çalışanı olan müvekkilinin müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, borcun kapatılmaması üzerine müvekkili ile dava dışı diğer kefilin vadeli hesapları kapatılmak suretiyle anapara olan 750.000TL'nin (müvekkilinin 375.000TL ödediğini) tahsil edildiğini, haksız yere ödenen bu bedelin faizi ile birlikte ödenmesi için davalılara ihtarname keşide edilmesine rağmen ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını, krediyi çeken şirket ile kullanan diğer şirketin tüzel kişilikleri farklı olmasına rağmen kardeş şirket olduklarını, aralarında organik bağ bulunduğunu, tüzel kişilik perdesinin aralanması yöntemi ile asıl borçlular arasında davalı anonim şirket olduğunun ortaya çıkacağını ve her iki şirketin de yaptıkları muvazaalı işlemler nedeniyle doğan borçtan müteselsilen sorumlu bulunduklarını, davalıların alacağın tahsili için girişilen icra takibine haksız olarak itiraz ettiklerini ileri sürerek, itirazın iptaline, icra takibinin devamına ve davalıların alacağın %40’ı oranında icra inkâr tazminatına mahkûm edilmelerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar Cevabı: 5. Davalı …Ş. vekili cevap dilekçesinde; kredi borcu için bloke konulan hesabın davacıya ait olmadığını, bu nedenle davacının davada taraf ehliyetinin bulunmadığını, ne müvekkili şirket tarafından bir kredi kullanımının ne de diğer davalı şirket tarafından müvekkili adına alınan bir kredi olmadığını, davacının kredi sözleşmesinin muhatabı olan diğer kredi çekenlerle kendi aralarındaki iç sorunu perdelemek suretiyle haksız ve kötü niyetle dava açıldığını belirterek davanın öncelikle usulden reddini savunmuş; bunun mümkün olmaması hâlinde ise yapılan icra takibinin iptaline ve davacının dava konusu edilen meblağın %20'sinden az olmamak üzerek icra tazminatı ödemeye mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 6. Davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. yetkili temsilcisi cevap dilekçesinde; yetkilisi olduğu şirket aleyhine başlatılan icra takibine bir itirazları bulunmadığından davacının eldeki davayı açmakta hukukî yararının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 7. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.06.2015 tarihli ve 2012/266 E., 2015/2387 K. sayılı kararı ile; kredi sözleşmesinin tarafı Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. olup, kredi borcunun kefil sıfatıyla davacıdan tahsil edildiğinin çekişmesiz olduğu, her iki davalı şirketin yönetim kurulunda dava dışı Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin'in bulundukları, bu kişilerin kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilerinin bulunduğu, ortaklık ve yönetim yapısındaki bu kısmî özdeşliğin organik bağın varlığı için yeterli olacağının Yargıtay ve öğretinin genel kabulünde olduğu, bu hususun davalı şirketlerin organik anlamda mutlak suretle özdeş olduğunu ortaya koymamakla birlikte bu olguya işaret ettiği, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti.'nin ortaklık yapısında gerçekleşen değişiklik sonrasında şirketin ortağı konumuna gelen dava dışı Türker Cengiz'in kredi borcuna ilişkin ödemelerde bulunduğu, ayrıca "Çorum Özel Hastanesi kredi ve leasing borçları" başlıklı ve hazırlayanı Türker Cengiz olan 21.02.2013 tarihli belgede "YKB TL kredisi Özel Medikal Adına" kaydının mevcut olup, uyuşmazlık konusu kredi sözleşmesindeki tutara denk olan 750.000TL miktarın yer aldığı, bu belgenin de kredi konusu tutarın davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. tarafından kullanıldığı iddiasını desteklediği, bu tutarın hastanenin işletme borçları arasında algılandığı ve kredi sözleşmelerine ilişkin ödemelerin yapıldığının sabit olduğu dikkate alındığında organik bağın varlığı veya tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektiren esaslı hâl olan malvarlığının karışması olgusunun somut olayda gerçekleştiği; davalı … Özel Medikal Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti.'nin icra takibine karşı bir itirazı olmadığından bu davalı yönünden eldeki davanın açılmasında hukukî bir yararın bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş. yönünden yapılan itirazın kısmen iptaline, Çorum 4. İcra müdürlüğünün 2012/1395 E. sayılı takip dosyasının 375.000TL asıl alacak, 2.773,97TL işlemiş faiz olmak üzere takip talebindeki faiz miktarları üzerinden devamına, asıl alacak miktarı 375.000TL'nin %40'ı oranındaki icra inkâr tazminatının davalı …Ş. 'den tahsiline, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine açılan davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı …Ş. vekili temyiz isteminde bulunulmuştur. 9. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 05.04.2016 tarihli ve 2015/14035 E., 2016/5923 K. sayılı kararı ile; “…Davacı, davalılardan Çorum Özel Medikal Ltd. Şti'nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olmuş ve kefil olarak ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı TBK'nın 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak iş bu davayı açmıştır. Kefil rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsilini isteyebilir. Somut olayda asıl borçlu Çorum Özel Medikal Ltd. Şti olup, diğer davalı …Ş'nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Davalı olarak gösterilen şirketlerin aralarında organik bağ bulunmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanamayacağı da dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Esasen asıl borçlu şirket, aleyhindeki takibe itiraz etmemiş ve icra takibi onun yönünden kesinleştiğinden asıl borçlu aleyhine açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş ve bu yöne ilişkin hüküm temyiz edilmemiştir. Hükmü temyiz eden davalı şirketin ise dava konusu kredi ile ilgisi bulunmadığı ve davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. O halde mahkemece davalı …Ş hakkındaki davanın reddi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde karar verildiği doğru görülmediğinden,…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli ve 2018/194 E., 2018/179 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının davalılardan Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic.Ltd. Şti.’nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olduğu ve kefil sıfatıyla ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak açılan, davacı kefilin rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsili için başlatılan icra takibine vâki itirazın iptaline ilişkin eldeki davada; asıl borçlu Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. olup, diğer davalı …Ş.’nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisinin bulunup bulunmadığı, davalı olarak gösterilen şirketler arasında organik bağın mevcut olup olmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanıp uygulanamayacağı, buradan varılacak sonuca göre davacının bu şirkete karşı kefalete dayalı olarak rücu hakkının mevcut olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. 14. Kefalet sözleşmesi, somut olaya uygulanması gereken 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 483. ilâ 503. maddeleri (6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 581. ilâ 603. maddeleri) arasında düzenlenmiştir. 15. Kefalet sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir (Aral, Fahrettin: Borçlar Hukuku -Özel Borç İlişkileri, 7. b., Ankara 2007, s. 437). Daha açık bir anlatımla bu sözleşme ile kefil, borçlunun asıl borcu ifa edememesi riskini üzerine almış olur. 16. Kefalet BK'nın 483. maddesinde; “Kefalet, bir akittir ki onunla bir kimse, borçlunun akdettiği borcun edasını temin etmeği alacaklıya karşı taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. 17. Kefaletin türleri ise BK’nın 486 vd. maddelerinde düzenlenmiş ve uyuşmazlık konusu müteselsil kefaletle ilgili olarak da 487. maddesi; “Kefil, borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatı ile veya bu gibi diğer bir sıfatla borcun ifasını deruhde etmiş ise alacaklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden evvel kefil aleyhinde takibat icra edebilir” hükmünü içermektedir. 18. Ayrıca, BK'nın 484. maddesi gereğince kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve kefilin bu sözleşmede sorumlu olacağı miktarın gösterilmesine bağlıdır. 6098 sayılı TBK'nın 583/1. maddesi gereğince ise kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve ayrıca kefilin sorumlu olduğu azami miktar ile kefalet tarihinin kefilin kendi el yazısıyla yazılmasına bağlı olacağı düzenlenmiştir. 19. Öte yandan, BK'nın 497. (TBK m. 591) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefil, borçluya ait bütün def'ileri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına sahip olduğu gibi, kefil kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra ödeme nispetinde alacaklının haklarına halef olup, asıl borçluya rücu edebileceğini düzenleyen “Alacaklının Haklarına Halefiyet” başlıklı BK'nın 496. (TBK m. 596) maddesi; “Kefil eda ettiği şey nisbetinde alacaklının haklarında, ona halef olur. Bu halefiyet kaidesinden evvelce feragat etmek caiz değildir. Şu kadar ki kefil ile borçlu beynindeki hukuki münasebetlerden mütevellit dava ve defi hakları mahfuzdur” hükmünü taşımaktadır. 20. Bu düzenlemeye göre kefil alacaklıya ifada bulunduğu miktarda onun haklarına halef olacaktır. Kefilin alacaklıya ifada bulunmasıyla kefalet borcu sona ermekle birlikte kefil alacaklı yerine geçerek borçluyu takip etme imkânı kazanmaktadır. Bu nedenle kanun koyucu kefili korumak amacıyla alacaklının asıl borç ilişkisinde sahip olduğu haklara halef olmasını ve bu şekilde asıl borçluya rücu edebilmesini mümkün kılmıştır. Bu kapsamda kefilin alacaklıya halef olmasının esasını, asıl borçluya rücu hakkı oluşturmaktadır. Kefilin alacaklının haklarına halef olması, bütün kefalet sözleşmeleri için mevcuttur. Bu doğrultuda müteselsil kefil de alacaklıya yaptığı ifa oranında alacaklının haklarına halef olacaktır. 21. Kefilin alacaklının haklarına halef olması kanundan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle kefilin alacaklının haklarına sahip olması kendiliğinden gerçekleşmektedir. Halefiyetin söz konusu olabilmesi için alacaklının rızası gerekmemektedir. 22. Başka bir deyişle; yukarıda belirtilen hükme göre, kefil alacaklıya ifada bulunarak alacaklının haklarına halef olmaktadır. Kefilin alacaklıya yaptığı ifa asıl borcun sona ermesine sebep olmamaktadır. Bu kapsamda kefil de yaptığı ifayı asıl borçludan talep edebilmektedir. Kefilin, asıl borçludan yaptığı ifayı talep edebilmesi ise rücu hakkına dayanmaktadır. 23. Kefilin kefil olma sebebini asıl borçlu ile arasındaki hukukî ilişki oluşturmaktadır. Kefil ve asıl borçlu arasında vekâlet sözleşmesi olması ve kefilin asıl borçlunun vekili olarak hareket etmesi mümkündür. Böyle bir durumda kefil isterse asıl borçlu ile arasındaki iç ilişkiye dayanarak da yaptığı ödemeyi borçluya rücu etme imkânına sahip olacaktır. Bunun gibi aralarındaki iç ilişkinin vekâletsiz iş görme olarak nitelendirilmesi ve kefilin buna dayanarak borçluya rücu etmesi de mümkündür. Bir diğer olasılık olarak iç ilişkinin vekâlet ya da vekâletsiz iş görme olarak kabul edilememesi hâlinde kefil asıl borçludan sebepsiz zenginleşme hükümleri doğrultusunda da talepte bulunabilecektir (Reisoğlu, Seza: Kefilin Rücuu İle İlgili Meseleler, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C. 1, S. 4, Y. 1962, s. 466). Söz konusu sebeplere dayanarak kefil borçludan talepte bulunabilmekle birlikte kanun koyucu kefil ve asıl borçlu arasında hiçbir ilişki bulunmaması ihtimalini de göz önüne alarak kefile yasal rücu hakkı tanımıştır. Bu kapsamda kefil kanunî halefiyete dayanan rücu hakkına başvurabileceği gibi borçluyla arasındaki iç ilişkiden doğan rücu hakkına da dayanabilecektir (Reisoğlu, Seza: Türk Kefalet Hukuku, Ankara 2013, s. 270). 24. Nihayet BK'nın 492. (TBK m. 598/1) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlıdır. 25. Bu noktada tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine değinmek gerekirse; bu teori ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir (Çamoğlu, Ersin: Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, BATİDER, C. 32, S. 2, 2016, s. 12). 26. Anlaşılacağı üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. 27. Borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğuna gidilebilmesi tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle mümkün olabilmektedir. Bu durum sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olabilmektedir. 28. Tüzel kişilik perdesinin aralanması genellikle kardeş  şirketler  arasında söz konusu olduğundan, ana  şirket  ile kardeş  şirket  ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu  şirketlerin  ekonomik anlamda bağımsız  şirket  vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş  şirketler  arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek, Selçuk/Memiş, Tekin: Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması, E. Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul 2008, s. 209). 29. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram  organik  bağ  kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi  organik  bağ  kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle  organik  bağ  kavramının da kaynağını TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210). Ancak  organik  bağ  kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle  şirketler  arasında  organik  bağ  tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. 30. Şirketler  ortaklarının akraba olması tek başına  şirketler arasında organik  bağ  olduğunun kabulü veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı gibi şirketlerin aynı alanda faaliyet yürütüyor olması da organik bağ için yeterli değildir. 31. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 08.02.2022 tarihli ve 2021/(19)11-659 E., 2022/82 K. sayılı kararında da değinilmiştir. 32. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde; eldeki dava 27.12.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinin müteselsil kefili olan davacı tarafından kredi borcunun bir kısmının kefil sıfatıyla ödenmesi sonrasında, kredi sözleşmesinin akidi Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yanı sıra, davalı şirketler arasında tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanması suretiyle davalı …Ş.’ye rücu hakkının bulunulduğundan bahisle açılan icra takibine ilişkin itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davalı …Ş.'ye karşı açılan davanın kısmen kabulüne, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. yönünden ise icra takibine bir itirazı bulunmadığından bahisle davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiş, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. hakkındaki karar temyiz kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmiştir. 33. Kredinin kullanıldığı dönemde davalı …Ş.'nin yönetim kurulu; davacı …, Mehmet Erdal Orhanoğlu, Mehmet Sami Abraş, Fatih Mehmet Laçin ve Ahmet Ahlatcı'dan oluşmaktadır. Buna karşılık davalı … Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yönetiminde ise Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin bulunmaktadır. Davalıların yönetiminde ortak şekilde görev alan kişiler, kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilisidir. 34. Yukarıda da açıklandığı üzere, kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerektiği gibi, hukuken iki farklı tüzel kişilik taşıyan bu şirketlerin aslında özdeş olması, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuş olması gerekir. Somut olayda bu şartlar gerçekleşmediği gibi, önemle vurgulamak gerekir ki; perdenin aralanması teorisine başvurabilecek kişinin zarara uğradığını iddia eden üçüncü kişi olması gerekir. Dolayısıyla somut olayda, genel kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davacı müteselsil kefil davalı …Ş.’nin yönetim kurulu üyesi ve ortağı olup, üçüncü kişi olmadığından bu teoriye dayalı olarak rücu isteminde bulunamaz. Davacı üçüncü kişi sıfatına haiz olmayıp, bizatihi iddia ettiği hususları bilebilecek durumda olan kişidir. 35. O hâlde davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabit olduğundan, mahkemece davalı …Ş. hakkındaki davanın reddi gerekirken, somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru değildir. 36. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere ve yukarıda açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 37. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; Davalı …Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.06.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Sermaye kaybı ile borca batıklık arasındaki temel fark nedir?

Sermaye kaybı, şirket sermayesi ve kanuni yedek akçelerinin zarar sebebiyle belirli oranlarda karşılıksız kalması olup genel kurulun iyileştirici veya sermaye tedbirleri almasını gerektirir; borca batıklık ise şirket aktiflerinin toplam borçları karşılayamaması halidir ve yönetim kurulunun mahkemeye iflas bildiriminde bulunmasını zorunlu kılar.

Sermayenin üçte ikisi kaybedildiğinde genel kurul karar almazsa ne olur?

Toplantıya çağrılan genel kurul sermayenin üçte biri ile yetinmeye veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde anonim şirket 6102 sayılı Kanun'un 376. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kendiliğinden sona erer.

Bilanço açığını kapatmak için pay sahiplerince ödenen tutarlar geri istenebilir mi?

Pay sahipleri tarafından bilanço açığını kapatmak amacıyla karşılıksız olarak konulan paralar ortaklığa verilmiş borç veya sermaye avansı sayılmaz; kurtarma amaçlı fedakarlık niteliğinde olduğundan geri talep edilemez ve pay adedini değiştirmez.

Borca batıklık halinde sıra ertelemesi süreci nasıl işler?

Borca batıklığı giderecek tutardaki alacaklıların yazılı sıra ertelemesi beyanı mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulandığında bildirim iflas sebebi teşkil etmez; ancak bilirkişilerce doğrulama yapılmadığı takdirde mahkemeye yapılan başvuru kanunen iflas bildirimi sayılır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu