Anonim Şirketlerde İç Kaynaklardan Sermaye Artırımı

by Avukat Erdal Ersoy
Anonim Şirketlerde İç Kaynaklardan Sermaye Artırımı

İç Kaynaklardan Sermaye Artırımı ve Sermayeye Dönüştürülebilecek Kalemler

Anonim şirketlerde iç kaynaklardan sermaye artırımı; şirket bünyesindeki serbest fon ve yedeklerin esas sermaye hesabına aktarılması ve bu işleme bağlı olarak pay sahiplerine bedelsiz pay tahsis edilmesi esasına dayanır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 462/1 gereğince, esas sözleşme ya da genel kurul kararıyla ayrılan ve belirli bir amaca tahsis edilmemiş yedek akçeler, kanuni yedek akçelerin serbestçe tasarruf edilebilen bölümleri ve kanunların bilançoya dahil edilerek sermayeye aktarılmasına imkan tanıdığı fonlar sermayeye dönüştürülebilir. Bu yöntem kapsamında şirkete dışarıdan yeni bir nakit veya ayni kaynak girmez; şirketin mevcut özvarlık hesapları arasında muhasebesel bir dönüşüm gerçekleşir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 462Kaynağı aç
MADDE 462- (1) Esas sözleşme veya genel kurul kararıyla ayrılmış ve belirli bir amaca özgülenmemiş yedek akçeler ile kanuni yedek akçelerin serbestçe kullanılabilen kısımları ve mevzuatın bilançoya konulmasına ve sermayeye eklenmesine izin verdiği fonlar sermayeye dönüştürülerek sermaye iç kaynaklardan artırılabilir. (2) Sermayenin artırılan kısmını, iç kaynaklardan karşılayan tutarın şirket bünyesinde gerçekten varolduğu, onaylanmış yıllık bilanço ve yönetim kurulunun vereceği açık ve yazılı bir beyanla doğrulanır. Bilanço tarihinin üzerinden altı aydan fazla zaman geçmiş olduğu takdirde, yeni bir bilanço çıkarılması ve bunun yönetim kurulu tarafından onaylanmış olması şarttır.[67] (3) Bilançoda sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği fonların bulunması hâlinde, bu fonlar sermayeye dönüştürülmeden, sermaye taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırılamaz. Hem bu fonların sermayeye dönüştürülmesi hem de aynı zamanda ve aynı oranda sermayenin taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırılabilir. Artırım genel kurul veya yönetim kurulu kararının ve esas sözleşmenin ilgili maddelerinin değişik şeklinin tescili ile kesinleşir. Tescil ile o anda mevcut pay sahipleri mevcut paylarının sermayeye oranına göre bedelsiz payları kendiliğinden iktisap ederler. Bedelsiz paylar üzerindeki hak kaldırılamaz ve sınırlandırılamaz; bu haktan vazgeçilemez. IV – Şarta bağlı sermaye artırımı 1. İlke

Türk Ticaret Kanunu m. 462 gerekçesinde, sermayeye ilave edilebilecek iç kaynakların tahdidi olarak sayılmadığı açıklanmıştır. Yeniden değerleme fonu, taşınmaz ve iştirak satış kazançları ile enflasyon düzeltmesi sonucu ortaya çıkan fonlar, mevzuatın sermayeye aktarılmasına cevaz verdiği kalemler arasında yer alır. Bununla beraber sermayeye eklenecek iktisadi değerlerin şirket malvarlığında fiilen yer alması zorunludur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2014/5614 Esas ve 2014/11887 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, iç kaynaklardan sermaye artırımı ancak artırılan meblağ kadar yedek akçe veya kârın ortaklık bünyesinde fiilen mevcut bulunması hâlinde amacına ulaşabilir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2014/5614, K. 2014/11887Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2014/5614 E.  ,  2014/11887 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ANTALYA 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 15/11/2013 NUMARASI : 2012/326-2013/392 Taraflar arasında görülen davada Antalya 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 15/11/2013 tarih ve 2012/326-2013/392 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin 120.000/600.000 oranında hissedarı olduğunu, 12.06.2012 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde şirketin "28.06.2012 tarihinde olağanüstü genel kurul yapılacağı, bilanço, kar ve zarar hesabı ile yönetim kurulu ve denetçi raporlarının toplantıdan 15 gün önce şirket merkez ve şubelerinde pay sahiplerinin emrinde olacağı, sermayenin 600.000 TL'den 2.000.000 TL'ye çıkarılacağı" hususunun ilan edildiğini, ancak ilanın aksine bilanço, kar ve zarar hesabı ile yönetim kurulu ve denetçi raporlarının toplantıdan 15 gün önce şirket merkez ve şubelerinde hazır bulundurulmadığını, buna rağmen toplantının ilan edilen gündem ile yapıldığını, sermaye artırımı ve artırılan sermayenin bir kısmının geçmiş yıl karlarından, bir kısmının da nakten karşılanması kararının müvekkilinin muhalefetine rağmen alındığını, ancak sermayenin artırılmasına ihtiyaç bulunmadığını, artırma için gerekçe gösterilmediğini, asıl niyetin müvekkilinin hisse oranını düşürmek olduğunu, fiktif işlemlerle önceki karların düşük gösterildiğini, mali tabloların gerçeği yansıtmadığını, mali durumu yetersiz olan müvekkilinin sermaye artırımına katılamayacağını, azınlık hakkı sahibi dahi olamayacağını, bu durumda da artırmanın objektif iyi niyet kurallarına aykırılık taşıdığını ileri sürerek 28.06.2012 tarihli olağanüstü genel kurulunun iptalini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, bilanço, kar ve zarar hesabı ile yönetim kurulu ve denetçi raporlarının şirket merkezine asıldığını, zaten bunların 23.05.2012 tarihli genel kurulda görüşülerek yönetim ve denetim kurullarının ibra edildiğini, ibraya ilişkin bu kararın iptalinin istenmediğini, müvekkilinin artan rekabet ortamında ayakta kalabilmek için sermayesini artırdığını, dava konusu sermaye artırımından önceki en son artırmın 2005 yılında yapılmış olduğunu, kötüniyet olsa daha önce de artırıma gidilmiş olması gerektiğini, davacının rüçhan hakkını kullanabileceğini, dava dilekçesinde ileri sürülen hususların gerçeği yansıtmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, kar amacı güden davalı şirketin sermaye arttırarak ekonomik durumunu güçlendirmesinin kuruluşunun gereği olduğu, sermaye arttırımı için kötü niyetli olmamak kaydı ile herhangi bir gerekçe göstermek zorunluluğunun bulunmadığı, davacının da sermaye arttırımında rüçhan hakkı sahibi olduğu fakat ekonomik durumunun kötü olması nedeniyle kullanamadığı, davalı şirketin bu durumu bildiği ve bu nedenle davacıyı zarara sokmak amacıyla hareket ettiğine dair herhangi bir delil ibraz edilmediği, ayrıca uzun süredir sermaye arttırımı yapılmadığı, yine arttırımın bir kısmının önceki dönemler şirket karından karşılandığı, sermaye arttırımı karşısında davacının %10 azınlık hisse ve haklarını yitirmediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir. Esas sermaye, pay sahiplerinin ortaklığa getirmeyi yükümlendikleri malvarlığının toplamı ve bunun nakit olarak ifadesidir. Esas sermaye artırımı ile şirket anasözleşmesinde yer alan bu rakamın yükseltilmesi amaçlanır. Esas sermaye artırımı, ancak yükseltilen esas sermayeye denk malvarlığı ve ekonomik değerlerin şirkete kazandırılmasının sağlanması veya iç kaynaklardan sermaye artırımında ise artırılan sermaye kadar yedek akçe veya kârın ortaklık bünyesinde mevcut bulunması halinde amacına ulaşabilir. Esas sermaye artırımı yasanın tanıdığı bir hak olup, kural olarak zorunlu değildir. Artırılan sermayeye katılmada öncelik (rüçhan) hakkı ise, mevcut hisseleri ile orantılı olmak kaydı ile hisse sahiplerine ait olup, bu hakkın kullanımı kural olarak isteğe bağlı olması nedeniyle iradeleri dışında ortaklar rüçhan hakkını kullanmaya ve ek taahhüt altına girmeye zorlanamazlar. Bununla birlikte, ortaklığın çıkarları veya ihtiyacının zorunlu kılmamasına rağmen sermaye artırım kararı ile bir kısım paydaşların rüçhan hakları bir kısım paydaşlar yararına olacak biçimde dolaylı veya dolaysız sınırlanır veya tamamen kaldırılırsa esas sermaye artırımı kararlarının objektif iyiniyet kurallarına uygunluğundan söz edilemez. Somut olayda, dosyada bulunan sermaye artırımına dair genel kurul kararı incelendiğinde davalı şirketin genel kurulunda bu kararı alırken sadece mali durumu itibariyle şirketin sermaye artırımına ihtiyaç doğduğunun belirtildiği, ancak ne sebeple sermaye artırımına gerek görüldüğünün açıklanmadığı, bu konu üzerinde tartışma yapılmadığı görülmekte olup mahkemece, davalının sermaye artırımı kararı alırken kötüniyetli olduğunun davacı tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Her ne kadar, genel kurulda sermaye artırımına ilişkin karar alınırken artırım sebebinin açıklanması zorunlu değilse de davalı şirketin en azından bu sermaye artırımına dair kararın iptalinin talep edildiği işbu davada neden sermaye artırımına ihtiyaç duyduğunu açıklaması gerekmektedir. Mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi heyeti tarafından ibraz edilen raporda sermaye artırımı tarihi itibariyle davalı şirketin mevcutlar ile alacaklar toplamının borçlarını karşıladığı, borçların karşılanmasından sonra da varlıklarının 1.120.799,59 TL fazlalık verdiği, ödenmiş sermayenin tamamının korunduğu gibi %86,80 oranında artırıldığı, sermaye artırımı yapmasına gerek bulunmadığı belirtilmiştir. Yapılan bu açıklamaların ışığında, mahkemece, sermaye artırımına neden ihtiyaç duyduğu, yapılması gereken yatırımların bulunup bulunmadığı davalıya açıklattırılıp genel kurulda onanan faaliyet raporu da getirtildikten sonra davalı şirketin mali durumu, davalının yapacağı açıklamaya göre varsa yapılması düşünülen yatırımlar nedeniyle şirketin sermaye artırımına ihtiyacı olup olmadığı konusunda bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 23/06/2014tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Ortaklar tarafından şirket hesabına yatırılan ve bilançoda sermaye avansı başlığı altında tutulan paralar bu kapsamda değerlendirilemez. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2021/1887 Esas ve 2022/6427 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere, bilançoya sermaye avansı şeklinde işlenen tutarlar Türk Ticaret Kanunu m. 462/1 kapsamında bir yedek akçe veya serbest fon vasfı taşımadığından, bu meblağlar üzerinden iç kaynaklardan sermaye artırımı yapılması hukuken geçerli değildir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/1887, K. 2022/6427Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2021/1887 E.  ,  2022/6427 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43.HUKUK DAİRESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 20.12.2018 tarih ve 2016/1164 E- 2018/1246 K. sayılı kararın davalı tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi'nce verilen 24.12.2020 tarih ve 2020/485 E- 2020/481 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davacının davalı şirketin %11,99 hissesine sahip ortağı olduğunu, davalı şirketin dava konusu 05.09.2016 tarihli Olağanüstü Genel Kurulda karara bağlanan 2 nolu sermaye artırımına ilişkin kararın kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırı olduğundan iptali gerektiğini, kararın müvekkilinin rüçhan hakkının ihlali olduğunu, davalı şirketin yönetim kurulunun genel kurul tarafından sermaye artırımı kararı alınmadan önce sermaye artırımı kararını yönetim kurulu sıfatıyla alarak yetkisini aştığını, tadil taslağında peşin alıcının belirlendiğini, yeni pay alma hakkını kullanabilme esasları belirsiz olduğundan yeni paylardan hissesine oranla karşılık gelen kısımların alınamadığını, sermaye artırımının öncelikle şirkette mevcut fonlardan karşılanmasının kanunen zorunlu olduğunu, sermaye taahhüt edilmesi yoluyla dış kaynaklardan sermaye artırılamayacağını ileri sürerek kararın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, şirket ortaklarından Yurtiçi İnşaat.. A.Ş.’den 25.090.000.-TL sermaye avansı alındığını, sermaye artırımının da şirket ortağından alınan bu sermaye avans tutarı kadar yapıldığını, iç kaynaklardan sermaye artırımı yapılması işlemlerinde sermaye avansları, iç kaynak olarak kabul edilip, sermayeye ekleme işlemine tabi tutulduğunu, dolayısıyla ortağın sermaye avansı olarak verdiği paranın şirket açısından borç olmadığını, bunun bir özvarlık kalemi olduğunun sabit olduğunu, sermaye avansı sermayeye ilave edildiğinde bu kez sermaye adı altında özvarlık unsuru niteliğini korumaya devam ettiğini, sermaye avansı olarak alınan bu tutarla da şirket borçlarının ödendiğini, sermaye artırımı ile ilgili kanuni süreçlerin ve ilanların usulüne uygun olarak yerine getirildiğini, davacının rüçhan hakkını kullanmasına engel olunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, yapılan yargılama, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, Mef Okulları ve Özel Eğitim Hizmetleri A.Ş.'nin sermaye artırımının dış kaynaklı bir sermaye artırımı şeklinde icra edilmiş olduğu ancak iç kaynaklı sermaye artırımı gibi gösterilmiş olduğunun tespit olunduğu, dava dışı şirket tarafından davalı şirkete yapılan ödemeden karşılanması ön görülmek suretiyle şirkette pay sahibi olan ortakların ve bu arada azlık pay sahibi konumundaki davacının müktesep hakları olan rüçhan haklarını kullanmalarının kısıtlanarak rüçhan hakkı kullanımı da engellenmek suretiyle payının % 3,42'ye düşürüldüğü gerekçesiyle dava konusu genel kurul kararının 2 no'lu kararının iptaline karar verilmiş, kararı davalı vekili istinaf etmiştir. İstinaf mahkemesince, ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu, istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, kararı davalı vekili temyiz etmiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına ve özellikle sermaye avansı olarak bilançoya konulmuş olan meblağın TTK 462/1 maddesinde öngörülen nitelikte bir yedek akçe veyahut fon niteliğinde olmamasına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 28.09.2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Önceki Sermaye Bedellerinin Ödenmiş Olması Şartının İstisnası

Sermaye taahhüdü yoluyla gerçekleştirilen dış kaynaklı artırımlarda temel kural, önceki sermayeye ilişkin payların nakdî bedellerinin tamamen ödenmiş olmasıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 456/1 uyarınca, sermayeye kıyasla önemsiz sayılan meblağların ödenmemiş bulunması hariç, payların nakdî bedelleri tamamen ifa edilmedikçe sermaye artırımına gidilemez. Ancak kanun koyucu, iç kaynaklardan yapılan artırımları bu kuralın açık bir istisnası olarak düzenlemiştir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 456Kaynağı aç
MADDE 456- (1) İç kaynaklardan yapılan artırım hariç, payların nakdî bedelleri tamamen ödenmediği sürece sermaye artırılamaz. Sermayeye oranla önemli sayılmayan tutarların ödenmemiş olması sermaye artırımını engellemez. (2) Artırıma, esas sermaye sisteminde 459 uncu maddeye göre genel kurul; kayıtlı sermaye sisteminde, 460 ıncı madde gereğince, yönetim kurulu karar verir. Esas sözleşmenin ilgili hükümlerinin, gerekli olduğu hâllerde izni alınmış bulunan değişik şekli, genel kurulda değiştirilerek kabul edilmişse, bunun Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca onaylanması şarttır. (3) Artırım, genel kurul veya yönetim kurulu kararı tarihinden itibaren üç ay içinde tescil edilemediği takdirde, genel kurul veya yönetim kurulu kararı ve alınmışsa izin geçersiz hâle gelir ve 345 inci maddenin ikinci fıkrası uygulanır. (4) 353 ve 354 üncü maddeler ile 355 inci maddenin birinci fıkrası tüm sermaye artırımı türlerine kıyas yoluyla uygulanır. (5) Sermayenin artırılması kararının tesciline, aşağıdaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, 455 inci madde uygulanır. 2. Yönetim kurulunun beyanı

İç kaynak artırımı şirket malvarlığında önceden oluşmuş değerlerin sermayeye tahsisini sağladığından, önceki sermaye taahhütlerinin bütünüyle yerine getirilmiş olması koşulu bu yöntemde aranmaz. Pay sahiplerinin geçmiş sermaye taahhütlerinden ötürü bakiye borçları bulunsa dahi, bilançoda dönüştürülmeye uygun iç kaynakların bulunması durumunda Türk Ticaret Kanunu m. 462 hükümleri uyarınca artırım kararı alınabilir.

Bilanço İncelemesi, Rapor Şartı ve Yönetim Kurulu Beyanı

İç kaynaklardan artırım gerçekleştirilebilmesi için ilgili kaynakların şirket bünyesinde fiilen var olduğunun kanıtlanması zorunludur. Türk Ticaret Kanunu m. 462/2 gereğince artırılan kısmı karşılayan tutarın şirket bünyesinde gerçekten var olduğu, onaylanmış yıllık bilanço ve yönetim kurulunun açık, yazılı beyanıyla belgelenir. Yıllık bilanço tarihinin üzerinden altı aydan fazla zaman geçmiş bulunmaktaysa, yeni bir bilanço çıkarılması ve bunun yönetim kurulunca onaylanmış olması şarttır.

Türk Ticaret Kanunu m. 462 gerekçesinde, altı aylık sürenin aşılması durumunda düzenlenecek yeni bilançonun, somut olayın elverdiği ölçüde önceki bilanço değerlerinin revize edilmesi yoluyla, Türk Ticaret Kanunu m. 67 kapsamındaki kolaylaştırılmış envanter yöntemi ya da Türk Ticaret Kanunu m. 81 kapsamındaki değerlemeyi basitleştirici yöntemler işletilerek hazırlanabileceği açıklanmıştır.

Ticaret Sicil Yönetmeliği m. 73 hükmü doğrultusunda ticaret siciline yapılacak tescil başvurusunda; sermayenin karşılıksız kalmadığının, şirket özvarlığının ve iç kaynaklardan karşılanan miktarın şirket bünyesinde fiilen mevcut olduğunun yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporuyla, denetime tabi şirketlerde ise denetçi raporuyla tespit edilmesi aranır.

Yönetim kurulunca hazırlanacak yazılı beyanın kapsamı da kanunla belirlenmiştir. Türk Ticaret Kanunu m. 457/2 gereğince yönetim kurulu beyanında; artırımın hangi kalemlerden karşılandığı, bu kaynakların gerçekliği ve şirket bünyesinde fiilen var olduğu hususunda garanti verilir. Beyanda ayrıca, sermayeye dönüştürülen fon veya yedek akçenin serbestçe tasarruf edilebilirliği, organ ve kurum onaylarının temin edildiği ve rüçhan haklarına ilişkin belgeli ve gerekçeli açıklamalar yer alır.

Bilançoda Fon Bulunması Halinde Dış Taahhüt Sınırı ve Aykırılığın Hukuki Niteliği

Şirket pay sahiplerinin gereksiz sermaye koyma borcu altına sokulmasını engellemek üzere kanunda emredici bir öncelik kuralı öngörülmüştür. Türk Ticaret Kanunu m. 462/3 uyarınca, bilançoda sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği fonlar bulunuyorsa, bu fonlar sermayeye dönüştürülmeden sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırımı yapılamaz. Ancak bu fonların sermayeye dönüştürülmesiyle eş zamanlı ve aynı oranda sermaye taahhüt edilmesi mümkündür.

Bilançodaki fonlar sermayeye eklenmeksizin veya eş zamanlı artırım şartına uyulmaksızın sermaye taahhüdü yoluna gidilmesinin hukuki yaptırımı konusunda farklı hukuki değerlendirmeler bulunmaktadır. Türk Ticaret Kanunu m. 462 gerekçesinde bu emredici kurala aykırılığın butlan sonucunu doğuracağı ifade edilmişken; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/2305 Esas ve 2024/5492 Karar sayılı kararında, iç kaynaklar sermayeye katılmadan ve eş zamanlı dış taahhüt dengesi gözetilmeden alınan genel kurul sermaye artırım kararlarının iptaline hükmedilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/2305, K. 2024/5492Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2023/2305 E.  ,  2024/5492 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/635 Esas, 2023/173 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/745 E., 2019/1100 K. Taraflar arasındaki anonim şirket genel kurul kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirkette azınlık pay sahibi olduğunu, çoğunluk pay sahibinin azınlığın haklarını kısıtlayıcı ve zarar verici şekilde şirketi yönettiğini, 21.06.2018 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının 4 üncü gündem maddesinde alınan sermaye arttırım kararının kanuna, ilgili yönetmeliklere ve dürüstlük kuralını aykırı olması nedeniyle iptali gerektiğini, dava konusu genel kurul kararı ile şirketin sermayesinin 3.750.000,00 TL'den 9.500.000,00 TL'ye yükseltilmesine karar verildiğini, arttırılan sermayenin 2.900.000,00 TL'lik kısmının şirket iç kaynaklarından karşılanacağını, bakiye 2.850.000,00 TL'nin ise nakden arttırıldığını, şirket iç kaynaklarından sermaye arttırımı ile eş zamanlı olarak nakit taahhüdü ile sermaye arttırım yoluna gidildiğini, kararın dayanağı bilanço ve raporun toplantıda pay sahiplerine talep edilmesine rağmen verilmediğini, yeminli mali müşavir raporuna göre sermayeye ilave edilebilecek iç kaynaklar toplamının 2.954.701,61 TL olarak belirlenmesine rağmen şirketin bu tutarın 2.900.000,00 TL'sini iç kaynak arttırımında kullandığını, dolayısıyla mevzuatın sermayeye eklenmesine izin verdiği fonların tamamının kullanılmadığını, alınan kararın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 462 nci maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı olduğunu, şirketin iç kaynaklarından yapılan sermaye arttırımını dayandığı 2017 bilançosunun genel kurul tarafından onaylanmadığını, onaylanmayan bilanço ile iç kaynaktan sermaye arttırımı yapılmasının mevzuata aykırı olduğunu, şirketin 2016 ve 2017 yılı karlarının kullanım şeklinin genel kurulda karara bağlanmadan bu dönem karlarının sermayeye eklenmesinin kanuna aykırı olduğunu yine sermayeye eklenmesi mümkün fonların tamamının sermayeye dönüştürülmeden farklı tutarda nakit taahhüdü yoluyla arttırım kararı alınmasının ve iç kaynaklardan kullanılan tutarlar ile nakit taahhüdünün farklı olmasının 6102 sayılı Kanun'un 462 nci maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı olduğunu, amacın sadece azınlık pay sahiplerine zarar vermek olduğunu belirterek 21.06.2018 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısının 4 üncü gündem maddesi ile alınan kararın yasa ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ileri sürerek 6102 sayılı Kanun'un 445 inci maddesi gereğince iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; açılan davanın kötüniyetli olduğunu, sermaye arttırım kararının kanuna uygun olarak yapıldığını, davalı şirketin 13 yıldan beri yani 2005 yılından beri arttırılmamış bulunan 3.750.000,00 TL tutarındaki sermayesinin bir taraftan şirket iç varlıklarından arttırarak pay sahiplerinin mevcut paylarının bedelsiz paylarla % 77,33 miktarında yükselttiğini, mali müşavir raporuna göre 2.954.701,61 TL olan kullanılabilir iç kaynağın 2.900.000,00 TL'sinin sermayeye dönüştürüldüğünü cüzi miktarda kalan 54.701,61 TL'nin geçici olarak bilançoda muhafaza edildiğini daha sonrada 01.08.2018 tarihli olağanüstü genel kurulda pay sahiplerine dağıtıldığını, davacının 6102 sayılı Kanun'un 462 nci maddesinin ikinci fıkrasını yanlış yorumladığını, genel kurulda 6102 sayılı Kanun'un 462 nci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinin değil ikinci cümlesinin uygulandığını, davacının tüm iddialarının dayanaksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu genel kurulun 4 nolu gündem maddesi ile alınan sermaye artırım kararının 6102 sayılı Kanun'un 462 nci maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı olduğu, iç kaynaklar toplamının 2.954.701,61 TL olmasına rağmen tamamının sermaye artırımında kullanılmadığı yine aynı maddeye göre taahhüt yolu ile artırılması ile istenen kısmın aynı miktarda olmasına rağmen bu kısmın 2.850.000,00 TL olarak ön görüldüğü, 2017 tarihli yıl sonu bilançosuna göre 31.01.2018 tarihli ara bilanço dikkate alınarak sermaye artırım kararı alındığından alınan kararın kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; rapora itirazlarının dosyaya ibraz edildiğini, itiraz gerekçelerinin değerlendirilmeden hüküm kurulduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 462 nci maddesinin üçüncü fıkrasının uyuşmazlıkta uygulama alanının olmadığını, bilirkişi raporunda uyuşmazlıkta fon kavramını hatalı tespit edildiğini, müvekkili şirketin iç kaynakları olan olağanüstü yedeklerini, kâr yedeklerini ve geçmiş yıl kârını fon kapsamında değerlendirdiğini, söz konusu kanun hükmünün işbu davada uygulanmasının mümkün olmadığını, bilirkişilerin konuya dair hatalı değerlendirme yaptıklarını, müvekkilinin iç kaynaklarının tamamının sermaye arttırımına konu etme yükümlülüğünün olmadığını, müvekkili şirketin sermaye arttırımına konu ettiği iç kaynaklarının fon olmadığından 6102 sayılı Kanun'un 462 nci maddesinin üçüncü fıkrasındaki fonlara ilişkin sınırlandırmasının işbu uyuşmazlıkta uygulanmasının mümkün olmadığını, müvekkili şirketin fon dışındaki iç kaynaklarının tamamını sermaye artırımına konu etme yükümlülüğünün olmadığının da ortada olduğunu, müvekkilinin herhangi bir kanuni yükümlülüğü olmasa da tüm iyi niyetiyle 2.954.701,61 TL değerindeki iç kaynağının neredeyse tamamını 2.900.000,00 TL değerindeki kısmını anılan sermaye artışına konu ettiğini, kalan 54.701,61 TL'lik bölümü ise kâr dağıtımına konu ettiğini, hiçbir azınlık pay sahibinin hakkına zarar vermediğini, sonuç olarak davaya konu olan sermaye artışının hukuka uygun olduğunu, sermaye artırımı için iç sermaye taahhüdünün iç kaynak ile aynı oranda olmasının aranmadığını, mahkemenin onaylanmamış bilanço esas alınarak artırım yapıldığı bu hususunda kanuna aykırı olduğu tespitine itiraz ettiklerini, somut olayda Vergi Usul Kanunu (VUK) hükümleri uyarınca hazırlanan ara bilanço üzerinden sermaye artırımı yapılmasında herhangi bir hukuka aykırılık olmadığını, aksine bu durumun mevzuat gereği olduğunu, sermaye arttırımına esas olan ara bilançonun VUK'na göre hazırlandığını, 27.04.2018 tarihinde yapılan toplantıda yönetim kurulu tarafından onaylandığını, son yıllık bilançonun 31.12.2016 tarihli olduğunu, genel kurul tarafından onaylanmış bilançonun üzerinde altı aydan fazla zaman geçmiş olduğu taktirde yeni bir bilanço çıkarılması ve bunun yönetim kurulu tarafından onaylanmış olmasının şart olduğunu, bağımsız denetime tabi 2017 bilançosunun işbu dava konusu ve müvekkili şirketin acil nakit sermaye ihtiyacı nedeniyle yapıldığı tartışmasız olan sermaye arttırımı işleminde henüz denetlenmemiş olduğundan zaten genel kurul onayına sunulması ve müzakere edilmesinin mümkün olmadığını, bilirkişi raporunun kendi içerisinde bile belirsiz ve tutarsız ifadeler içerdiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; emredici nitelikteki 6102 sayılı Kanun'un 462 nci maddesinin üçüncü fıkrası düzenlemesine aykırı olarak iç kaynakların tamamı sermayeye eklenmeden ve hem bu fonların sermayeye dönüştürülüp hemde aynı oranda ve aynı zamanda dışarıdan sermaye taahhüt edilmesi koşuluna uyulmadan genel kurul kararının alındığı anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle, genel kurulda alınan kararın kanuna aykırı olması nedeniyle iptaline dair verilen İlk Derece Mahkemesi kararında hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve re'sen belirlenecek sebeplerle kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iptali talep edilen olağanüstü genel kurul toplantısının dördüncü maddesinde yer alan sermayenin artırılmasına ilişkin ekli tadil tasarısının kanun hükümlerine aykırı olup olmadığı, iptalinin gerekip gerekmediği hususuna ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 462 nci maddesinin üçüncü fıkrası. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bilançoda mevzuatın izin verdiği fonlar bulunmayıp yalnızca serbest yedek akçelerin yer alması hâlinde, bu akçeler sermayeye eklenmeden dış taahhüt yoluyla artırım yapılıp yapılamayacağı hususunda farklı görüşler ileri sürülmektedir. Bir yaklaşıma göre kanun metninde fon tabiri kullanıldığından serbest yedek akçelerin varlığı sermaye taahhüdü yoluyla artırıma engel oluşturmaz. Karşıt yaklaşıma göre ise fıkradaki fon kavramı özvarlığın unsurlarını oluşturan serbest yedek akçeleri de kapsamakta olup, bu yedekler sermayeye ilave edilmeden taahhüt yoluyla artırıma gidilemez.

Genel Kurul Toplantı ve Karar Yeter Sayıları ile Temsilci Zorunluluğu

İç kaynaklardan sermaye artırımı, esas sözleşmenin sermaye maddesinin tadilini gerektirdiğinden genel kurul kararıyla gerçekleştirilir. Türk Ticaret Kanunu m. 421 uyarınca karar, şirket sermayesinin en az yarısının temsil edildiği genel kurul toplantısında hazır bulunan oyların çoğunluğu ile alınır. İlk toplantıda bu yeter sayı sağlanamadığı takdirde en geç bir ay içinde yapılacak ikinci toplantıda şirket sermayesinin en az üçte birinin temsil edilmesi yeterlidir ve kararlar toplantıdaki mevcut oyların çoğunluğuyla verilir.

Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları ve Bu Toplantılarda Bulunacak Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Temsilcileri Hakkında Yönetmelik m. 32 uyarınca, sermaye artırımının karara bağlanacağı genel kurul toplantılarında Bakanlık temsilcisinin hazır bulunması zorunludur. Bunun yanında, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2014/5614 Esas ve 2014/11887 Karar sayılı kararına göre, artırım kararının alınması sırasında şirket yönetimince gerekçe sunulması mecburi tutulmasa bile, bu kararın iptali talebiyle dava açıldığında sermayenin artırılmasını haklı kılan işletmesel sebeplerin ortaya konulması beklenir. Anılan kararda ayrıca, sermaye artırım sürecinde pay sahiplerinin öncelik haklarını serbest iradeleriyle kullanabilecekleri, ortakların rızaları hilafına yeni bir mali yükümlülük veya taahhüt üstlenmeye mecbur bırakılamayacakları ifade edilmiştir.

Tescil Şartı, Hak Düşürücü Süre ve Bedelsiz Payların İktisabı

Sermaye artırımı sürecinin hukuken tamamlanması tescil ile gerçekleşir. Türk Ticaret Kanunu m. 456/3 hükmüne göre artırım, genel kurul veya yönetim kurulu kararı tarihinden itibaren üç ay içinde ticaret siciline tescil edilmelidir. Bu süre içinde tescil ettirilmediği takdirde sermaye artırım kararı ve artırıma yönelik alınmış izinler geçersiz hâle gelir ve Türk Ticaret Kanunu m. 345/2 hükmü uygulanır.

Türk Ticaret Kanunu m. 462/3 uyarınca iç kaynaklardan artırım; genel kurul veya yönetim kurulu kararının ve esas sözleşmenin ilgili maddelerinin değişiklik metninin tescili ile kesinleşir. Tescil anında mevcut bulunan pay sahipleri, sahip oldukları payların sermayeye olan oranına göre bedelsiz payları kendiliğinden iktisap ederler.

İç kaynak artırımı sonucunda tanınan bedelsiz pay alma hakkı, rüçhan hakkı niteliğinde değildir. Türk Ticaret Kanunu m. 462/3'ün amir hükmü gereğince, bedelsiz paylar üzerindeki hak kaldırılamaz ve sınırlandırılamaz; bu haktan vazgeçilmesi de hukuken mümkün değildir. Rüçhan hakkı gibi sınırlandırılması veya kaldırılması söz konusu olamaz.

Sermaye avansı iç kaynaklardan sermaye artırımında kullanılabilir mi?

Sermaye avansı iç kaynaklardan sermaye artırımında kullanılamaz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2021/1887 Esas ve 2022/6427 Karar sayılı kararı doğrultusunda, bilançoda sermaye avansı olarak gösterilen tutarlar Türk Ticaret Kanunu m. 462/1 kapsamında serbest yedek akçe veya fon mahiyetinde olmadığından iç kaynak artırımına dönüştürülemez.

Bedelsiz pay alma hakkı sınırlandırılabilir veya bu haktan vazgeçilebilir mi?

Bedelsiz pay alma hakkı sınırlandırılamaz ve bu haktan vazgeçilemez. Türk Ticaret Kanunu m. 462/3 uyarınca ticaret siciline tescil anında mevcut pay sahipleri bedelsiz payları kendiliğinden iktisap eder; bu hak rüçhan hakkı vasfında olmadığından sınırlandırılması, kaldırılması veya haktan vazgeçilmesi hukuken geçersizdir.

Bilanço tarihinden altı aydan fazla zaman geçmişse ne yapılmalıdır?

Bilanço tarihinin üzerinden altı aydan fazla zaman geçmişse yönetim kurulu tarafından onaylanmış yeni bir bilanço çıkarılması şarttır. Türk Ticaret Kanunu m. 462/2 ve madde gerekçesine göre bu yeni bilanço, önceki bilançonun değerlerinin revizyonu yoluyla veya kolaylaştırılmış envanter ve değerlemeyi basitleştirici yöntemler uygulanarak hazırlanabilir.

Sermaye artırım kararının üç ay içinde tescil edilmemesinin sonucu nedir?

Sermaye artırımı kararı üç ay içinde tescil edilmediği takdirde, genel kurul veya yönetim kurulu kararı ile alınmış izinler geçersiz hâle gelir. Türk Ticaret Kanunu m. 456/3 uyarınca bu sürenin aşılması durumunda kararlar geçersiz sayılır ve Türk Ticaret Kanunu m. 345/2 hükmü uygulama alanı bulur.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu