Anonim Şirketlerde Kilitlenme Halleri ve Hukuki Çözümler

by Avukat Erdal Ersoy
Anonim Şirketlerde Kilitlenme Halleri ve Hukuki Çözümler

Anonim Şirketlerde Kilitlenme Kavramı ve Nedenleri

Anonim ortaklıklarda pay sahipleri veya organ üyeleri arasındaki menfaat çatışmaları ve görüş ayrılıkları, şirketin karar alma süreçlerinin durmasına neden olabilir. Pay sahiplerinin veya yönetim kurulu üyelerinin toplantılara katılmaması ya da toplantılarda karşıt oylar kullanması neticesinde, kanuni veya esas sözleşmede öngörülen toplantı ve karar yeter sayılarına ulaşılamaması durumu kilitlenme olarak tanımlanır. Kilitlenme ortaya çıktığında organlar, şirketin işleyişi ve ticari faaliyetlerinin sürdürülmesi açısından önem taşıyan temel konularda sürekli şekilde karar alamayacak duruma gelir.

Yönetim Kurulu ve Genel Kurulda Karar Yetersizlikleri

Yönetim kurulunun karar alma süreçlerinde ortaya çıkan kilitlenmeler bakımından 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 390/3 uyarınca, oyların eşit çıkması durumunda ilgili konu bir sonraki toplantıya bırakılır. Yapılan ikinci toplantıda da eşitlik bozulmadığı takdirde söz konusu öneri reddedilmiş sayılır. Yönetim organının toplantıya çağrılması sürecinde ise Kanun m. 392/7 gereğince her yönetim kurulu üyesi, başkandan yönetim kurulunu toplantıya çağırmasını yazılı olarak isteyebilir. Çağrının yönetim kurulu başkanı tarafından yapılmadığı durumlarda toplantıda alınan kararların yok hükmünde sayılacağı yönünde öğretide görüşler mevcuttur. Yönetim kurulunun kilitlenme veya diğer anlaşmazlıklar sebebiyle genel kurulu toplantıya çağırmaması halinde ise Türk Ticaret Kanunu m. 410 uyarınca mahkemenin izniyle tek bir pay sahibi dahi genel kurulu toplantıya çağırabilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 390Kaynağı aç
MADDE 390- (1) Esas sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde, yönetim kurulu üye tam sayısının çoğunluğu ile toplanır ve kararlarını toplantıda hazır bulunan üyelerin çoğunluğu ile alır. Bu kural yönetim kurulunun elektronik ortamda yapılması hâlinde de uygulanır. (2) Yönetim kurulu üyeleri birbirlerini temsilen oy veremeyecekleri gibi, toplantılara vekil aracılığıyla da katılamazlar. (3) Oylar eşit olduğu takdirde o konu gelecek toplantıya bırakılır. İkinci toplantıda da eşitlik olursa söz konusu öneri reddedilmiş sayılır. (4) Üyelerden hiçbiri toplantı yapılması isteminde bulunmadığı takdirde, yönetim kurulu kararları, kurul üyelerinden birinin belirli bir konuda yaptığı, karar şeklinde yazılmış önerisine, en az üye tam sayısının çoğunluğunun yazılı onayı alınmak suretiyle de verilebilir. Aynı önerinin tüm yönetim kurulu üyelerine yapılmış olması bu yolla alınacak kararın geçerlilik şartıdır. Onayların aynı kâğıtta bulunması şart değildir; ancak onay imzalarının bulunduğu kâğıtların tümünün yönetim kurulu karar defterine yapıştırılması veya kabul edenlerin imzalarını içeren bir karara dönüştürülüp karar defterine geçirilmesi kararın geçerliliği için gereklidir. (5) Kararların geçerliliği yazılıp imza edilmiş olmalarına bağlıdır. 2. Batıl kararlar

Genel kurul toplantılarında karar alma mekanizmasının işletilmesi için 6102 sayılı Kanun m. 418 uyarınca, aksine daha ağır bir nisap öngörülmedikçe ilk toplantıda yasal toplantı nisabına ulaşılamadığı takdirde, özel düzenleme bulunan durumlar haricinde ikinci toplantının yapılabilmesi için nisap aranmaz. Yönetim kurulu üyelerinin görev sürelerinin sona ermesi de şirketi kendiliğinden organsız bırakmaz. Türk Ticaret Kanunu'nda süresi biten yöneticilerin sıfatlarının kendiliğinden düşeceğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığından, yeni bir yönetim kurulu seçilene kadar mevcut yönetim kurulu zorunlu görevlerine devam eder ve genel kurulu toplantıya davet edebilir; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2012/9040 Esas ve 2013/10236 Karar sayılı ilamı da bu doğrultudadır. Genel kurulun kanuni yollarla toplanamaması karşısında Türk Ticaret Kanunu m. 412 uyarınca toplantı izni ve kayyım atanması istemiyle mahkemeye başvurulduğunda, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/5248 Esas ve 2024/6934 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere mahkemece verilen kararlar kesindir ve bu kararlara karşı istinaf kanun yoluna başvurulamaz.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/9040, K. 2013/10236Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2012/9040 E.  ,  2013/10236 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 14.11.2011 tarih ve 2010/266-2011/468 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin 120 hisse sahibi olduğu davalı şirkette 10.05.2006 tarihinde yapılan son genel kurul sonrasında, başka bir genel kurulun yapılmadığını, oysa TTK gereği genel kurulun 3 yılda bir yapılmasının zorunlu olduğunu, bu nedenle 10.05.2009 tarihinde yönetim kurulunun temsil yetkisinin sona erdiğini ve davalı şirketin organsız kaldığını, anonim şirketlerde zorunlu organlardan birinin yokluğu veya toplanamaması halinde mülga TTK'nın 1. maddesi yollamasıyla TMK'nın 427/4 maddesine göre ortaklığa kayyımın atanmasının zorunlu olduğunu, davalı şirketin yasal organlarının oluşturulması için genel kurulu davet yetkisini haiz organının bulunmadığını ileri sürerek, genel kurulu davet etmek üzere davalı şirkete kayyımın atanmasını talep ve dava etmiştir. Davalı şirketçe davaya cevap verilmemiştir. Davalı şirket yanında davaya katılan fer'i müdahil olarak katılanlar vekili, müvekkillerinin kayyım talebinde bulunulan davalı şirketin ortağı ve %56 oranında hisse sahibi olduklarını, davalı şirkette genel kurulu toplantıya çağırabilecek denetçinin bulunduğunu, davalı şirket denetçisi dava dışı SMMM Servet Şahin'in bu konuda yasal işlemlere başladığını savunarak müdahale talebinde bulunmuştur. Mahkemece; iddia, savunma ve temsilci kayyımı raporuna göre, anonim şirketlerde görev süresi biten yönetim kurulu üyelerinin bu sıfatlarının kendiliğinden düşeceğine dair bir hüküm bulunmaması nedeniyle, yeni yönetim seçilene kadar yönetim kurulunun zorunlu görevlerine devam edeceği, bu nedenle yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerinin görev süresinin bitmesiyle şirketin kendiliğinden organsız kalmayacağı ve genel kurulu toplantıya davet edebileceği, davalı şirketin en son yapılan genel kurul toplantısında seçilen denetçinin davalı şirketin genel kurulunu yapmak üzere genel kurulu davet yetkisini kullandığı ve bu davet üzerine davalı şirketin 29.06.2010 tarihinde olağanüstü genel kurul toplantısının yapıldığı ve bu nedenle davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle, esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 03,15 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 17.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/5248, K. 2024/6934Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2023/5248 E.  ,  2024/6934 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/263 Esas, 2023/489 Karar HÜKÜM : Esastan ret; karar verilmesine yer olmadığı İLK DERECE MAHKEMESİ : Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/524 E., 2022/1346 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ve davalı …'nın davalı şirketin hissedarları olduğunu, davalı şirkete 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 133 üncü ve 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Karaname'nin (674 sayılı KHK) 19 uncu maddesi uyarınca Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) kayyım atanmasına karar verildiğini, ancak yapılan yargılama sonunda davalı şirket yönetimi için atanan kayyım hakkında kararın kaldırılmasına karar verildiğini, bu hususun 22.03.2022 tarihinde ilan edildiğini, bu tarihten itibaren davalı şirketin yönetim organı bulunmadığını, şirketin defter ve malvarlığının iade işlemlerinin gerçekleştirilmesi için genel kurul yapılarak yeniden yönetimin seçilmesi gerektiğini, davalı şirket üzerindeki yönetim kayyımlığı kararının kaldırılmasından itibaren şirketin yönetimine ilişkin hiç bir işlem yapılamadığını, bu durumun bir an önce giderilmesi gerektiğini, TMSF'nin davalı şirkete yönetim kurulu üyesi olarak atadığı kişilerin kamu görevlisi olması, bu kişilerin görevlerinin sonra erdirilmesi, işlem yapmalarının mümkün olmaması, yeni yönetimin belirlenebilmesi için mevzuata uygun şekilde genel kurul toplantısına çağrı ve toplantının yapılması işlemlerinin yapılamayacağının bildirilmesi nedeniyle şirketin organsız kaldığını, yönetim kurulu yönünden organsız kalan davalı şirketin genel kurul toplantısı yapabilmesi için gerekli olan iş ve işlemlerin yapılabilmesi amacıyla 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 412 nci maddesine göre şirketin eski yöneticisi Mustafa Burak Özadalı'nın tedbiren kayyım olarak atanmasına, tedbiren atanan kayyım nezaretinde genel kurul toplantısının yapılması ve yönetim kurulu üyelerinin belirlenmesi hususlarında gerekli olan işlemleri yapmaya tedbiren atanacak olan kayyım Mustafa Burak Özadalı'ya izin ve yetki verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesi sunmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, yargılama esnasında kayyım heyeti tarafından genel kurulun yapıldığı, söz konusu genel kurulun 24.09.2022 tarihinde yapılarak yeni yönetim kurulu üyelerinin seçildiği, bu kapsamda davalı şirketin yönetim kurulunun yargılama esnasında seçilmesi nedeniyle organ boşluğunun bulunmadığı anlaşıldığından davanın konusuz kaldığı sabit olduğundan davalı şirkete kayyım atama talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerektiği, davacı vekili ayrıca yönetim kurulu üyelerinin belirlenmesi hususunda 6102 sayılı Kanun'un 412 nci maddesi uyarınca olağanüstü genel kurula çağrı talebinde bulunmuş ise de yargılama esnasında davalı şirketin 24.09.2022 tarihinde genel kurulun yapıldığı ve yönetim kurulu üyelerinin belirlendiği anlaşıldığından bu talep hakkında da davanın konusuz kaldığı, davalıların dava açılmasına sebebiyet vermediği anlaşıldığından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına karar vermek gerektiği gerekçesiyle davacının davalı şirkete kayyım atama talebinin yargılama sırasında genel kurul ile şirkete yönetim kurulu atandığından dava konusuz kaldığından bu talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacının 6102 sayılı Kanun'un 412 nci maddesi gereğince talep etmiş olduğu genel kurulun toplantıya çağrılmasına izin verilmesi talebi hakkında yargılama esnasında genel kurul yapıldığından bu talep hakkında da dava konusuz kaldığından bu talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 427 nci Maddesinin dördüncü fıkrasının bir tüzel kişinin gerekli organlarından yoksun kalırsa ve yönetim başka yoldan sağlanamazsa vesayet makamının yönetim kayyımı atayacağı hükmüne havi olduğu, organlardan yoksunluktan maksadın şirketin zorunlu organlarından yoksun kalmasını ifade ettiği, anonim şirketlerin yasal organların genel kurul ve yönetim kurulu olduğu, yönetim kurulunun eksikliğinin genel kurul toplanamadığı için yönetim kurulunun seçilememesi veya yönetim kurulunun seçimi için aranan nisabın sağlanamaması ya da yönetim kurulu üyelerinin topluca istifa etmesi gibi durumlarda söz konusu olabildiği, şirkete kayyım atanabilmesi için yönetim kurulunun işlevini yitirmiş olması gerektiği, bu kapsamda dahi şirkete kayyım atanmasının, ancak organ boşluğu veya eksikliği halinde belli bir işle sınırlı olmak üzere mümkün olacağı, İlk Derece Mahkemesi tarafından 29.06.2022 tarihli ara karar ile şirkete tedbiren yönetim kayyımı atandığı ve kayyım heyetinin çağrısı üzerine 24.09.2022 tarihinde genel kurul yapılarak yönetim kurulu üyelerinin seçildiği ve buna ilişkin kararın 10.10.2022 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığı, bu haliyle, karar tarihinde şirkette yönetim kurulu eksikliğinin bulunmadığı, davanın konusuz kaldığı, davacı tarafça, 24.09.2022 tarihli genel kurulda seçilen yönetim kurulu üyelerinin devlet memuru olduğu ve bu nedenle seçilme engellerinin bulunduğu ileri sürülmüş ise de, bu iddianın eldeki davada değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, bu nedenle mahkemece davanın konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davalı şirkette pay sahibi olan davacının 6102 sayılı Kanun'un 412 nci maddesi gereğince davalı şirkete tedbiren kayyım atanması ve genel kurul iş ve işlemleri için yetki verilmesi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 346 ıncı maddesi, 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci alt bendi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6102 sayılı Kanun'un 410 uncu ve 412 nci maddesi 3. Değerlendirme 1.Dava, 6102 sayılı Kanun'un 412 nci maddesine dayalı şirkete kayyım atanması istemine ilişkindir. İlk derece Mahkemesince istem doğrultusunda karar verilmiş, bu karar davacı vekillince istinaf edilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. 6102 sayılı Kanun'un 412 nci maddesinde açıkça yazılı olduğu üzere, bu nitelikteki dava sonucunda verilen mahkeme kararları kesindir. 6100 sayılı Kanun'un 346 ncı maddesine göre istinaf dilekçesi kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkemece istinaf dilekçesinin reddine karar verilmesi ve 344 üncü maddeye göre yatırılan giderden karşılanmak suretiyle ret kararını kendiliğinden ilgiliye tebliğ edilmesi gerekmektedir. Buna rağmen kesin mahkeme kararına yönelik istinaf talebinin incelenerek davacının istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. 2.Bozma sebebine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacının temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 01.10.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 418Kaynağı aç
MADDE 418- (1) Genel kurullar, bu Kanunda veya esas sözleşmede, aksine daha ağır nisap öngörülmüş bulunan hâller hariç, sermayenin en az dörtte birini karşılayan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin varlığıyla toplanır. Bu nisabın toplantı süresince korunması şarttır. İlk toplantıda anılan nisaba ulaşılamadığı takdirde, ikinci toplantının yapılabilmesi için nisap aranmaz. (2) Kararlar toplantıda hazır bulunan oyların çoğunluğu ile verilir. III – Toplantı başkanlığı ve iç yönerge
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 412Kaynağı aç
MADDE 412- (1) Pay sahiplerinin çağrı veya gündeme madde konulmasına ilişkin istemleri yönetim kurulu tarafından reddedildiği veya isteme yedi iş günü içinde olumlu cevap verilmediği takdirde, aynı pay sahiplerinin başvurusu üzerine, genel kurulun toplantıya çağrılmasına şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi karar verebilir. Mahkeme toplantıya gerek görürse, gündemi düzenlemek ve Kanun hükümleri uyarınca çağrıyı yapmak üzere bir kayyım atar. Kararında, kayyımın, görevlerini ve toplantı için gerekli belgeleri hazırlamaya ilişkin yetkilerini gösterir. Zorunluluk olmadıkça mahkeme dosya üzerinde inceleme yaparak karar verir. Karar kesindir. II – Gündem

Organ Eksikliği Nedeniyle Fesih ve Temsil Kayyımı Görevlendirilmesi

Anonim şirkette kanunen bulunması zorunlu organlardan birinin uzun süredir mevcut olmaması ya da genel kurulun toplanamaması halinde pay sahipleri, şirket alacaklıları veya ilgili Bakanlık yargı yoluna başvurabilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 530/1 uyarınca şirketin merkezindeki asliye ticaret mahkemesi, yönetim kurulunun beyanlarını aldıktan sonra eksikliğin giderilmesi amacıyla uygun bir süre tanır. Tanınan bu mehil zarfında eksiklik tamamlanmazsa mahkeme şirketin feshine hükmeder. Aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca yargılama sürecinde taraflardan birinin talebiyle gerekli önlemler de mahkemece kararlaştırılabilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 530Kaynağı aç
MADDE 530- (1) Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli olan organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, pay sahipleri, şirket alacaklıları veya Gümrük ve Ticaret Bakanlığının istemi üzerine, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, yönetim kurulunu da dinleyerek şirketin durumunu kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler. Bu süre içinde durum düzeltilmezse, mahkeme şirketin feshine karar verir. (2) Dava açıldığında mahkeme, taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir. b) Haklı sebeplerle fesih

Yönetim kurulu üye sayısının eksilmesi ve uzun süredir genel kurul toplantılarının icra edilememesi sebebiyle şirketin organsız kalması halinde, organ eksikliğinin giderilmesi için şirkete temsil kayyımı atanması ve kayyıma genel kurul toplantısının yapılması amacıyla uygun süre verilmesi gerekir; nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2010/15120 Esas ve 2012/5649 Karar sayılı ilamında bu usul öngörülmüştür. Buna karşılık, şirkette fiili bir organ boşluğu bulunmadığı ve genel kurulun toplanamaması hali ileri sürülmediği takdirde, yöneticilerin kötü yönetimi veya özen borcuna aykırılık iddiaları tek başına şirkete kayyım atanmasının gerekçesi yapılamaz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/148 Esas ve 2023/3387 Karar sayılı ilamında işaret edildiği üzere, 6102 sayılı Kanun m. 364 gereğince yönetim kurulunu azil yetkisi genel kurulun mutlak yetkisinde olup şirketi zarara uğratan yöneticilere karşı sorumluluk davası açılması mümkündür.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/15120, K. 2012/5649Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2010/15120 E.  ,  2012/5649 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07/07/2010 tarih ve 2008/105-2010/319 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı ve yönetim kurulu üyesi iken bu görevinden istifa ettiğini, diğer yönetim kurulu üyelerinden birinin de ayrıldığını, şirketin 22.09.2006 tarihinden itibaren genel kurul toplantısı yapmadığını, şirketin yönetim kurulunun kalmadığını ve denetçilerin de görev sürelerinin sona erdiğini, dolayısıyla organsız kaldığını, şirket aleyhine icra takipleri yapıldığını, esas sermayeyi yitirdiğini, müvekkilinin şirketteki görevi nedeniyle ödenmesi gereken maaşının ödenmediğini, bu nedenle de icra takibi yaptığını ileri sürerek, davalı şirketin TTK'nın 434/2-3-5, TTK. 435, 436 ve devamı maddeleri gereği fesih ve tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket davaya cevap vermemiştir. Mahkemece, davacı vekilinin fesih ve tasfiyeye konu iddialarının araştırılması için dosya üzerinde ve davalı şirketin defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği, davacı tarafın bilirkişi ücretini yatırmadığı ve kesin süre verilse dahi yatırmayacağını bildirdiği, dosya kapsamı itibariyle davacının iddialarını ispatlayamadığı, 22.09.2006 tarihli genel kurul toplantısında yönetim ve denetim kurulu üyelerinin 3 yıl için seçildikleri, dava tarihi itibariyle 3 yılın dolmadığı, davacının şirket yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiği ancak diğer yönetim kurulu üyesinin istifa etmediği, şirketin organsız kalmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, anonim şirketin feshi ve tasfiyesi istemine ilişkindir. TTK.'nun 435. maddesinde, “Şirketin tescilinden sonra hakiki pay sahiplerinin sayısı beşten aşağıya düşer veya şirketin kanunen lüzumlu organlarından biri mevcut olmaz yahut umumi heyet toplanamazsa, pay sahiplerinden veya şirket alacaklılarından birinin yahut Ticaret Vekaletinin talebi üzerine, mahkeme şirketin durumunu kanuna uygun hale ifrağ için münasip bir müddet tayin eder ve buna rağmen durum düzeltilmezse şirketin feshine karar verir” hükmü bulunmaktadır. Somut olayda davacı vekili, şirketin üç kişilik yönetim kurulunun iki kişiye düştüğünü ve şirketin organsız kaldığını, ayrıca son genel kurul toplantı tarihi olan 22.09.2006 tarihinden itibaren her yıl yapılması gereken genel kurul toplantılarının yapılmadığını ileri sürmüştür. Nitekim ticaret sicil kaydına göre de genel kurul toplantısının 22.09.2006 tarihinden itibaren yapılmadığı anlaşılmıştır. O halde mahkemece, davalı şirketin yönetim kurulunun eksilmesi, dolayısıyla organsız kalması nedeniyle, organ eksikliğinin giderilmesi için şirkete temsil kayyımı atattırılması, kayyıma, genel kurul toplantısının yapılması ve organ eksikliğinin giderilmesi amacıyla uygun süre verilerek bu eksiklikler tamamlanmadığı takdirde şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesi gerekirken, gereksiz olan bilirkişi ücreti yatırılmadığı gerekçesiyle davanın reddine hükmedilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir SONUÇ:Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 09/04/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/148, K. 2023/3387Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/148 E.  ,  2023/3387 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1417 Esas, 2021/1605 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Kozaklı Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/31 E, 2021/147 K. Taraflar arasındaki şirkete kayyım atanması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalı şirketin ortağı olduğunu, şirketin akrabalardan oluşan bir aile şirketi olduğunu, şirketin geçmişten bu güne kadar bir çok problemler yaşadığını, amatörce yönetilmesi nedeniyle şirketin her geçen gün daha kötü bir hale geldiğini, davalı şirketin yönetim kurulu başkanı … , üyelerinin ise … ve … olduğunu, davalı şirket tarafından tutulan defterlerin gerçeği yansıtmadığını, bu durumunda ortakların zararına olduğunu, ileriye dönük riskler taşıdığını, telafisi mümkün olmayan zararlara neden olacağını, davalı şirketin bir çok usulsüz işlemlerinin bulunduğunu, bunun yanı sıra kaçak yabancı işçiler çalıştırdığını, şirketin adına (envanterinde) kayıtlı taşınır ve taşınmazlar bulunduğunu, dava konusu taşınır ve taşınmazın son zamanlarda bir kısmının her hangi bir karşılık olmaksızın yakın akrabalara devredildiğini, davalı şirketin iyi yönetilmediğini ileri sürerek davalı şirket adına kayıtlı olan araçlar ile taşınmazlar üzerine ihtiyati tedbir konulmasına ve davalı şirkete kayyım atanmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketin tüm ortaklarının kardeş, amca, yeğen ve kuzenlerden oluştuğunu, şirketin faaliyet sahasının genişlemesi ile şirket faaliyetlerinin aile içerisindeki ortaklar arasında gayri resmi olarak dağıtımına, belli ortakların şirket ana çatısı altında belli departmanları işletilmesine karar verildiğini, şirket ortakları arasında düzenlenen 15.04.2009 tarihli Yapı Sel İnşaat Turizm Sanayi Ticaret A.Ş. ile şirketin tasfiye edilmeden bir kısım mallarının hisseleri karşılığında ortaklara devredildiğini, tüm ortakların bu sözleşmeyi imzaladıklarını, 75.000,00 TL öz sermayeli şirketin 20.000.000,00 TL'yi aşkın bir mal varlığına sahip olduğunu, davacının kötü niyetli ve haksız olduğunu, şirketi zarara uğratmak amacı ile açılmış bir dava olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı kanun) 630 uncu maddesinde genel kurulun, müdürü veya müdürleri görevden alabileceği, yönetim hakkını ve temsil yetkisini sınırlayabileceği, her ortağın, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebileceği, yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesinin haklı sebep olarak kabul olunacağının düzenlendiğini, davalı şirkete kayyım tayinini gerektirecek bir durum olup olmadığı, kar zarar durumu ve öz sermaye, demirbaş , aktif, pasif artış ve azalış durumlarının tespiti amacıyla üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor alındığı, bilirkişi raporunda şirketin taşınmaz ve taşınır mal varlığının değerlerinin tespitinin yapıldığı, davalı şirketin malvarlığının tespitine yönelik 2021/11 D. iş sayılı dosyası da değerlendirildiğinde davalı şirket açısından 6102 sayılı Kanun'un 630 uncu maddesinde yer alan durumların somut olayda mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; şirket üzerinden bulunan mal varlıklarının şirket ortaklarına ve şirket ortaklarının çocuklarına bedelsiz olarak devredilmesinin şirketin açıkça zarara uğratıldığını gösterdiğini, dosya içerisindeki tüm bilgi ve belgelerin değerlendirilmeden bilirkişi raporunun alındığını, tapu çıktılarında şirkete ait taşınmaz malların usulsüz bir şekilde şirket ortakları ve ortakların çocuklarına aynı tarihte devir yapıldığının açıkça görüldüğünü, bilirkişi raporunda bu devirlerin hiçbirinin yer almadığını, bu taşınmazların devirleriyle ilgili ve aktif ve pasif tapu kayıtlarıyla ilgili hiçbir tespitin bulunmadığını, şirket bünyesinde resmi defterlerin yanında paralel defter tutulması olduğunu, şirket içerisinde müdür olan … …'in davacıya gönderdiği ihtarname ile şirkette tutulan resmi olmayan defterin teslimini davacıdan talep ettiğini, dava konusu şirketin yönetiminin hukuka aykırı olarak işletildiğini, şirketin yıllık karı belirlendikten sonra davacının payına düşen kar payı ödemesinin hiç yapılmadığını, uzun süre kar payı ödemesinin yapılmamış olmasının da şirket yönetiminin usulsüz temeller üzerine kurulduğunu açıkça gösterdiğini, davalı şirkete kayyum atanmasının açık bir zorunluluk olduğunu, şirket ortaklarının haklarının korunmasının başa bir yolla sağlanamayacağını, şirket tarafından yapılan iş ve işlemlerin davacıdan saklandığını ve davacıya hiçbir bilginin verilmediğini, şirket ortaklarına karşı şeffaf olma yükümlülüğünün gereklerinin yerine getirilmediğini beyan ederek mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece mevcut ihtiyati tedbirlerin karar kesinleşinceye kadar devamına karar verildiğini, davalı şirketin malvarlığı üzerindeki tüm ihtiyati tedbirlerin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanunu'nun 530 uncu maddesindeki düzenlemeye göre anonim şirketlerde şirketin kanunen gerekli organların birisinin eksik olması veya genel kurulun toplanamaması hallerinde ilgililerin mahkemeye müracaatı ile mahkeme tarafından şirketin durumunun kanuna uygun hale getirilmesi için gerekli işlemler düzenlenmiş olup, bu süre içerisinde durumun düzeltilememesi halinde mahkemece şirketin feshine karar verileceği, bu aşamada mahkemece şirkete durumun uygun hale getirilmesi için kayyım da tayin edilebileceği, 531 inci madde hükmünün de haklı sebeplerle feshinin düzenlendiğini, davacı vekilinin dava dilekçesindeki açıklamalarından şirkette genel kurulun yapılamaması veya şirket organlarından birinin eksikliğinin ileri sürülmediğini, davacı vekilince davalı şirket ortaklarının şirketi kendi insiyatifleri ve menfaatleri doğrultusunda yönetip davacıya bilgi verilmediğini, taraflar arasında iletişimsizliğin söz konusu olduğunu, bu durumun 6102 sayılı Kanun'un 357 nci maddesindeki eşit işlem ilkesine aykırılık teşkil ettiğini, şirketin kötü yönetildiğini, yönetim kurulunun gerekli dikkat ve özeni göstermeksizin şirketi yönettiği iddiası ile kayyım atanmasını talep etmiş ise de, davacı tarafın iddialarının yönetim kurulunun kişisel sorumluluklarını gerektirmekte olup, kanunda belirtilmiş olan kayyım atanması için gerekli koşulların bu davada oluşmadığı, tüm bu sebeplerin şirkete kayyım atanması için haklı neden teşkil etmediği, haklı sebeplerin varlığı halinde şirketin feshinin istenebileceği, oysa bu hususta da açılmış bir dava olmadığı, davalı anonim şirkette organ boşluğu bulunmadığı, yönetim kurulunun görevden alınması, seçilmesinin şirketin genel kuruluna tanınmış bir yetki olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 364 üncü maddesi uyarınca yönetim kurulunu azil yetkisinin genel kurulun mutlak yetkilerinden olmasına göre eldeki davanın dinlenemeyeceği, asıl olanın şirketlerin ortakları tarafından alınan kararlar ile belirlenen yöneticiler tarafından yönetilmesi olduğu, mevcut yöneticilerin görevlerini gereği gibi yerine getirmiyor ve bu nedenle şirket zarara uğruyorsa zarara yolaçan yöneticinin şirkete ve dolayısıyla diğer ortaklara verdiği zararların tazmini için her zaman dava açılmasının mümkün olduğu, yöneticilerin sorumluluğu davasına konu olabilecek hususların tek başına şirkete kayyımı atanmasının gerekçesi olamayacağı, mahkeme tarafından davanın reddine ve hükmün kesinleşmesine kadar ihtiyati tedbirlerin devamı yönündeki kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü iitrazları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalı şirkete kayyım atanması istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6102 sayılı Kanun'un 530, 531 nci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 426 ıncı maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 31.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 364Kaynağı aç
MADDE 364- (1) Yönetim kurulu üyeleri, esas sözleşmeyle atanmış olsalar dahi, gündemde ilgili bir maddenin bulunması veya gündemde madde bulunmasa bile haklı bir sebebin varlığı hâlinde, genel kurul kararıyla her zaman görevden alınabilirler. Yönetim kurulu üyesi olan tüzel kişi, kendi adına tescil edilmiş bulunan kişiyi her an değiştirebilir. (2) 334 üncü madde hükmü ve görevden alınan üyenin tazminat hakkı saklıdır. B) Yönetim ve temsil I – Genel olarak 1. Esas

Haklı Sebeple Fesih Davası ve Alternatif Çözüm Yolları

Anonim şirketteki kilitlenmenin ve pay sahipleri arasındaki çekişmelerin sürdürülemez bir duruma gelmesi halinde haklı sebeple fesih yoluna gidilebilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 531 gereğince, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/6812 Esas ve 2024/3771 Karar sayılı ilamı uyarınca, haklı sebeple fesih ve ortaklıktan çıkma talebi yalnızca kanunda öngörülen azlık oranına sahip pay sahiplerine tanınmış bir hak olup, bu pay oranını taşımayan ortakların haklı sebeple fesih talep hakkı bulunmamaktadır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 531Kaynağı aç
MADDE 531- (1) Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir. II – Hükümleri 1. Tescil ve ilan
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/6812, K. 2024/3771Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/6812 E.  ,  2024/3771 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1030 Esas – 2022/1047 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/61 E., 2019/1227 K. Taraflar arasındaki şirkete kayyım atanması ve şirketin feshi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirket ortakları Roeland Raymond van HEUGTEN ve yetkilisi olduğu AL Sales B.V. tarafından şirketle ilgili sorumlulukların yerine getirilmediği, toplantılara katılım sağlanamadığı, genel kurul toplantılarına yapılan yazışmalara ve davetler rağmen Roeland Raymond van HEUGTEN’nin katılmaması neticesinde oy çokluğunun sağlanamaması nedeniyle karar alınamadığını, genel kurulda karar alınmaması nedeniyle şirketin organ yokluğu sorununun oluştuğunu, şirketin aktifindeki 118.000,00 euro değerindeki tırın, Roeland Raymond van HEUGTEN aracılığıyla satılmak üzere yurt dışına çıkış işleminin ihracat yapılmak suretiyle diğer ortak AL Sales B.V. şirketine satılmasına rağmen akıbetinin bilinmediğini, herhangi bir ödemenin de yapılmadığını ileri sürerek davalı şirkete 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 530 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereği geçici olarak kayyım atanmasını, 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesine göre davalı şirketin haklı nedenle feshine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı davaya cevap vermemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının davalı anonim şirkette %1 paya sahip ortak olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesinin "Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir." hükmünü haiz olduğu, davacı vekilinin 05.12.2019 tarihli celsedeki beyanında çıkma taleplerinin bulunmadığını beyan ettiği, davacının 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesinde düzenlenen azınlık payına sahip olmadığı dikkate alındığında şirketin feshi talep hakkının bulunmadığının anlaşıldığı, bilirkişi raporuyla tespit olduğu üzere çıkma koşulları da oluşmuş ise de davacının çıkma talebi bulunmadığını açıkça beyan etmesi karşısında talep dışına çıkılması da mümkün olmadığından çıkmaya yönelik karar kurulamadığı gerekçesiyle şirketin feshi talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece şirketin organ eksikliğinin bilirkişi raporu ile tasdik edilmesine rağmen 6102 sayılı Kanun'un 530 uncu maddesi uyarınca fesih taleplerinin olumlu veya olumsuz yönde değerlendirilmediğini, talebin değerlendirilmemesinin usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, 6102 sayılı Kanun'un 530 uncu madde hükmü gereği genel kurulun uzun süredir toplanamıyor veya kanunen gerekli organ yönetim kurulu karar alamıyor ise şirketin feshine karar verilebileceğini, içtihat, öğreti ve kanun gerekçesinde belirtildiği üzere kanunen gerekli organlar genel kurul ve yönetim kurulu olduğunu, kanun hükmünün uygulanabilme şartlarından biri de uzun süre mevcudiyetin olmaması olduğunu, öğretide yönetim kurulu için uzun süredir toplanamama değil uzun süredir seçilememe durumunun dikkate alınması gerektiğinin kabul edildiğini, davalı şirketin yönetim kurulu ve genel kurulunun ise toplanamadığını, toplansa bile salt çoğunluk sağlanamadığından karar alınamadığını, bilirkişi raporu ile de sabit olduğu üzere davalı şirketin yönetim kurulu üyelerinin 2017 yılından beri seçilemediğini ve 5 yıldan fazla bir süredir genel kurul toplanamadığını, öğreti, içtihat, madde gerekçesi incelendiğinde yönetim kurulunun hiç veya gereği gibi toplanamaması, yönetim kurulu üyelerinin seçilememesi, genel kurulun toplanamamasının madde kapsamına girdiğini, huzurdaki davada hem genel kurulun yıllardır toplanamadığı hem de yönetim kurulu üyelerinin seçimi yapılamadığını, Mahkemenin 6102 sayılı Kanun'un 530 uncu maddesi uyarınca kanuna uygun hale getirmek için uygun süre verip daha sonrasında şirketin feshine karar vermesi gerekirken eksik inceleme yaparak hüküm kurduğunu, davalı anonim şirketin 2018 yılı sonu itibariyle tüm sermayesini kaybettiğini, borca batık hale geldiğini, şirket organlarında karar alma ve şirketi yönetme imkanı kalmadığını, dolayısıyla esas sözleşmede yazılı amaçlara yönelik faaliyetler göstermesinin güçleştiğini, bu bağlamda şirketin faal olarak görünmesinde ne ortakların ne de ülkenin çıkarı bulunmadığını, 6102 sayılı Kanun'un 530 uncu maddesi uyarınca şirketin feshine mahkemece karar verilmesi gerektiği halde, hataya düşülerek talebi sadece 531 inci maddede düzenlenen haklı sebeple şirketin feshine indirgeyerek kanunen aranan yasal çoğunluğa ulaşılamadığı ve ayrıca çıkma hakkının da talep edilmediğinden bahisle hataya düşülerek davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 530' uncu maddesine dayalı işbu davayı açabilmek ve bu sebeple şirketin feshine karar verebilmek için ayrıca bir pay veya paydaş çoğunluğuna (örneğin azınlık hakkına ya da belirli oranda çoğunluğa) ihtiyaç olmadığını, sadece pay sahibi olmak, başka bir ifadeyle bu sıfata sahip olmanın yeterli olduğunu, pay sahiplerinden herhangi birinin şirkette 0,0009 payı dahi olsa organ yokluğu sebebiyle şirketin feshi davası açabileceği gibi, mahkemece de bu pay sahipliği oranına bakılarak davanın reddine karar verilemeyeceğini, bu gerekçe ile açılan davada mahkemenin tek tespit edeceği hususun, gerçek ve fiili anlamda organın yokluğu halinin mevcut olup olmadığının tespiti ile sınırlı olduğunu, müvekkilinin % 48 pay sahibi … İnşaat Şirketinin yetkilisi konumunda olduğunu, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ilanları incelenecek olursa; …'nın davalı anonim ortaklıkta pay sahibi şirketin yönetim kurulu başkan yardımcısı olduğu ve pay sahibi şirketin ortaklarından olduğu görüleceğini, taraflarında '… İnşaat' şirketinin vekaleti bulunduğunu, bu vekaletnamenin şirket yetkilisi … tarafından verildiğini, …, … … ve … şirketi; davalı anonim ortaklığın grup olarak yüzde 50 ortaklarından olduğunu, hal böyle iken, müvekkilinin yüzde 1 pay sahibi olduğundan bahisle davanın reddedilmesinde hukuka uyarlılık bulunmadığını, uzun süredir işlevini yerine getiremeyen davalı anonim ortaklığın feshi gerektiğini, eksik inceleme söz konusu olduğunu, dava şartlarına aykırılık ve delillerin değerlendirilmeden karar verildiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesinde düzenlenen anonim şirketin feshini ve ortaklıktan çıkma talebinin, azlığa (1/10) tanınan istisnai bir hak olup davacının davalı şirkette % 1 oranında paya sahip olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesi çerçevesinde anonim şirketin feshi davası açmak için gerekli paya sahip olmadığı anlaşılmakla; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, Mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava , şirkete geçici kayyım atanması ve şirket feshi talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Haklı sebeplerin varlığı halinde mahkeme, fesih kararı vermek yerine davacı pay sahiplerine paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenerek şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen diğer kabul edilebilir bir çözüme hükmedebilir. Ancak haklı sebeple fesih davasında davacı pay sahibinin şirketten çıkma talebinin bulunmadığını açıkça beyan etmesi halinde, taleple bağlılık kuralı gereğince mahkeme talep dışına çıkarak ortaklıktan çıkarmaya yönelik bir karar tesis edemez; bu durum Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/6812 Esas ve 2024/3771 Karar sayılı ilamına konu olmuştur.

Pay Devirleri, Bağlam Kuralları ve Sözleşmesel Kısıtlamalar

6102 sayılı Kanun m. 490/1 uyarınca, kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe nama yazılı paylar herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın serbestçe devredilebilir. Payların hukuki işlemle devri ise ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesi yoluyla yapılır. Kanun m. 492/1 hükmüne göre esas sözleşmeyle nama yazılı payların ancak şirketin onayıyla devredilebileceği kararlaştırılabilir. Bu bağlam kuralı işletildiğinde şirket, onay istemini aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya yaptığı ret haksızsa onay verilmiş sayılır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/1865, K. 2025/478Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2024/1865 E.  ,  2025/478 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/773 Esas, 2023/1560 Karar BİRLEŞEN İSTANBUL 21. SALİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2019/469 E. HÜKÜM : Yeniden Hüküm Kurulmak Suretiyle Asıl ve Birleşen Davanın Kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/541 E., 2020/522 K. Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA 1. Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; davalı şirketin toplam sermayesinin %21,68'ini temsil eden 43.567 adet C grubu nama yazılı pay sahibi olan müvekkili şirketin, davalı şirketteki tüm paylarını devrederek ortaklıktan ayrılmak istediğini, davalı şirketin ortaklarına, pay sahipleri sözleşmesi gereği önalım haklarını kullanması hususunda bildirim yükümlülüğünü yerine getiren müvekkili şirketin 10.05.2019 tarihinde dava dışı … Yatçılık Gayrimenkul Turizm Otomotiv İç ve Dış Tic A.Ş. ile imzaladığı pay devir sözleşmesi ile ilgili pay devri kararı alınması ve pay devrinin şirket pay defterlerine işlenmesi talebinin 24.06.2019 tarihli toplantıda, davalı şirket ana sözleşmesinin 8.1. ve 8.1.(i) maddesi gerekçe gösterilerek oy birliği ile reddedildiğini, davaya konu pay devrinde ana sözleşmeye aykırılık bulunmadığını, nama yazılı pay devrinin önemli bir sebeple reddi için red sebeplerinin esas sözleşmede açık ve somut bir şekilde belirtilmesi gerektiğini, pay devrinin reddini gerektirecek önemli bir sebebin bulunmadığını, şirket açısından önemli bir payın devrinin de söz konusu olmadığını, davalı şirketin halihazırdaki ortaklarının profili şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı açısından önemli ise de bu hususun şirketin kuruluş ve gelişme aşamalarında bir anlam ifade ettiğini, gelinen aşamada davalı şirketin tanınır ve güvenilir bir şirket haline geldiğini, ayrıca pay sahipleri sözleşmesine göre müvekkili şirketin, davalı şirkette mali yükümlülük altına girme borcunun olmadığını, davalı şirkette ortak olarak kalmasının davalı şirketin hayatiyeti açısından öneminin olmadığını, davalı şirket pay sahipleri sözleşmesindeki, muhtemel pay devri kısıtlamalarının emredici nitelikteki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı TTK) hükümlerine aykırı olduğunu ileri sürerek davalı şirket yönetim kurulunca verilen 24.06.2019 tarihli ve 2019/6 sayılı kararın iptali ile müvekkili tarafından yapılan pay devir işleminin pay devir tarihi olan 29.05.2019 tarihi itibariyle pay defterine hükmen işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davacı vekili birleşen dosyanın dava dilekçesinde; nitelikli kararların alınmasına yönelik olarak, C grubu pay sahipliği temsil edilmediğinden toplantı yeter sayısının sağlanmadığını, hisse devrinin reddine dair 24.06.2019 tarihli … yönetim kurulu kararının batıl/geçersiz olduğunu, dolayısıyla şirketçe 3 ay içerisinde hisse devrinin tescilini red iradesinin tecessüm etmemiş olduğunu ileri sürerek müvekkili şirketin hissedarlığının tespitine ve pay devrinin pay defterine hükmen işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; müvekkili şirket ana sözleşmesinin 8.1 maddesinde pay sahipleri çevresinin bileşimine dair hüküm yer aldığını, pay sahiplerinin profilinin şirket için önem arz ettiğini, ana sözleşmenin 8.1 maddesinin 2017 yılında kaleme alındığını, davacı şirketin hisselerini devretmek istediği … Yatçılık Gayrimenkul Turizm Otomotiv İç ve Dış Tic A.Ş.nin yönetim kurulu başkanı ve sahibi olan şahsı yönetim kuruluna aday gösterdiğini, bu adayın seçilmemesi üzerine 24.05.2019 tarihli olağanüstü genel kurul kararının iptali talebi ile açılan davanın kabulüne karar verildiğini, genel kurul süreciyle ilgili uyuşmazlıklar devam ederken davacının diğer ortakların itirazlarını görmezden gelerek hisselerini … A.Ş'ye devrettiğinden bahisle bildirimde bulunduğunu, 24.06.2019 tarihli yönetim kurulu kararı ile pay devrinin pay defterine işlenmesi talebinin reddedildiğini, şirketin ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığında bankalarla yapılan işlemlerin önemli olduğunu, davacının hisselerini devrettiği şirketin sahibinin dava dışı … A.Ş.'nin yönetim kurulu üyesi olduğunu, bu şirketin müvekkilinin rakibi konumunda bulunduğunu, bankaların dönem itibarı ile ortak değişikliğini kabul etmemesinin muhtemel olduğunu, … A.Ş.'nin 2016 yılında kurulduğunu, ana iştigal konusunun … İnşaat Grubu ile ilgili olduğunu, müvekkili şirketin ekonomik yönden ve yeni işlere girmekte sıkıntılı olduğu bir dönemde rakip bir şirketin müvekkili ortaklık yapısına dahil olmasının ve şirketin yıllarca biriktirdiği birikime vakıf olmasının kabul edilebilir olmadığını, bu yönü ile pay sahibi çevresinin bileşiminin korunmasının önemli olduğunu, rakip bir şirketin pay sahipleri çevresinin bileşimini bozacak şekilde ortaklık yapısına dahil edilmek istenmesi karşısında pay devri talebinin reddedilmesinin ilgili mevzuata uygun olduğunu, davacı tarafın da oyuyla kabul edilen şirket ana sözleşmesinin 8.1.(i) maddesinde pay sahipleri arasındaki sözleşmeye aykırı devirlerin şirket tarafından reddedilebileceği hükmü getirildiğini, kurulduğu günden bu yana şirkette ortak olan hissedarların güçlü bir pay sahibi çevresi oluşturduğunu, teknik başarı yakalanmış olsa da ekonomik bağımsızlığın sağlanması için pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunmasının elzem olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; asıl dava ile birleştirme taleplerinin olduğunu, davanın haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı şirket ana sözleşmesinin 12. maddesine göre nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanması kararının özellikli yönetim kurulu kararı olduğu, 8.1. maddesine göre nama yazılı payların ancak şirketin onayı ile devredilebileceği, bu onayın şirketin yönetim kurulunun tüm üyelerinin katılımı ve oybirliğiyle alacağı kararla verilebileceği, ana sözleşmenin 8.1., 12. maddesi ve pay sahipleri sözleşmesinin 6.7. ile 6.8. maddeleri uyarınca özellikli yönetim kurulu toplantılarında C grubu yönetim üyesinin varlığının ve olumlu oyunun arandığı, birleşen davada davacı şirketin halihazırda pay sahibi olmayıp üçüncü kişi olduğu, dolayısıyla yönetim kurulu seçilmesine dair genel kurul kararının iptali talebi ile açılan davanın sonucunun bu davaya etkili olmayacağı, zira genel kurul iptali kararlarının kesinleşmekle hüküm ifade edeceği, buna göre, üçüncü bir kişinin şirkette pay sahibi olabilmesi için yönetim kurulunun hisse senetlerinin devrini oy birliği ile onaylaması gerektiği, 24.06.2019 tarihli dava konusu yönetim kurulu toplantısında oy birliği ile davacıların pay devri işleminin pay defterine işlenmesi talebini reddettiği, ana sözleşme ve pay sahipleri sözleşmesinde pay devrinin reddi için yönetim kurulunun tüm üyeler ile toplanması ve oy birliği ile karar alma şartı bulunmadığı, bu şartın sadece devre onay verilecek yönetim kurulu toplantıları için öngörüldüğü, ayrıca 6102 sayılı TTK'nın 490. maddesi uyarınca kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı payların herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebileceği, davalı şirketin ise ana sözleşme ile devri yönetim kurulunun oy birliği ile alacağı onay kararı şartına bağladığı, somut olayda, C grubu hisseleri temsil eden üyenin olumsuz oy kullandığı varsayıldığında dahi dört yönetim kurulu üyesisinin pay devrine onay vermediği, dolayısıyla C grubunu temsilen yönetim kurulu üyesi toplantıya katılmasa veya katılıp olumlu oy kullansa dahi sonucun değişmeyeceği, 24.06.2019 tarihli yönetim kurulu toplantısında yönetim kurulunun ana sözleşmenin 8.1. ve 8.1.(i) maddesine atıfta bulunduğu, şirketin içinde bulunduğu süreç dikkate alındığında pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması hususunun hem işletme konusu hem de işletmenin ekonomik bağımsızlığı için büyük önem arz ettiği gerekçesine dayandığı, ana sözleşmenin 8.1 maddesinde yer verilen hususların haklı neden için somut gerekçe içerdiği, zira 6102 sayılı TTK'nın 493/2 hükmüne göre pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümlerinin onayın reddini haklı göstermesinin önemli sebep oluşturacağının kabul edildiği, yönetim kurulu kararında 8.1.(i) maddesi ile pay sahipleri sözleşmesine atıf yapıldığı, pay sahipleri sözleşmesinin 5.5, 7.7 maddelerinin, davalı tarafın ekonomik bağımsızlığın sağlanması için pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunmasının önemine ilişkin açıklamalarını teyit ettiği, dava dilekçesinde yer alan ifadelere göre davacının da mevcut profilin şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetin devamlılığı için önem ifade ettiğini, bu sayılanların şirketin kuruluş aşamasında anlamlı olduğunu belirttiği, ancak davalı şirketin kuruluş tarihinin 2005 olduğu, ana sözleşmede bu hususlara ilişkin değişikliğin davacının da olumlu oyuyla 2017 yılında yapıldığı, ticari hayatta bankalar yönünden şirketlerin ortaklık yapısının önemi ile ortaklık yapısındaki değişikliklere bankaların/kredi kuruluşlarının tereddüt ile yaklaştığının bilindiği, davalının bu yöndeki açıklamalarının haklı neden olduğu, şirket yapısına ve işletme konusuna yabancı bir kişinin/şirketin ortaklık yapısına dahil edilip, yüksek kredibilite ve teknik bilgi (know-how) isteyen alanlarda faaliyet gösteren şirketlerin işletme konusuna yönelik faaliyetlerini sürdürmesinin, pay sahipleri çevresinin korunması ile, şirkete dahil olacak ortağın ancak bu niteliklere sahip olması halinde mümkün olacağı, birleşen davanın davacısının, dava dışı … A.Ş'nin yönetim kurulu başkanı olduğu, bu hali ile davalı şirketin ortakları arasına girerek vakıf olacağı bilgileri dava dışı … A.Ş. vasıtası ile kullanabilmesi ve inşaat alanında rakip firma haline gelmesinin, davalı şirketin büyümesi ve faaliyetinin devamlılığına olumsuz etki edebileceği kanaatinin oluştuğu, davalı şirketin pay devrine onay vermemesine ilişkin gerekçelerinin, pay devrinin reddi açısından önemli sebep teşkil ettiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, hüküm, asıl ve birleşen davada davacı taraflarca istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı …Ş.'nin davalı ….'de sahip olduğu 43.567 adet 21.783.500 nominal bedelli C grubu payların tamamının birleşen dosya davacısına devredilmesine ilişkin 10.05.2019 tarihli pay devir sözleşmesi imzalandığı, 6102 sayılı Kanun'un 490/1. maddesine göre, Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı payların, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebileceği, ancak 492/1 maddesine göre de esas sözleşme ile nama yazılı payların şirketin onayıyla devredilebileceğinin öngörülebileceği, red sebeplerinin ise 493. maddede düzenlendiği, 6102 sayılı Kanun'un 494/3 hükmüne göre de şirket, onaylamaya ilişkin talebi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya reddi haksızsa, onay verilmiş sayılacağı, davalı şirketin ana sözleşmesinin 10. maddesinde yönetim kurulunun 5 üyeden oluşacağı, 12/7 ve devamı maddelerinde yönetim kurulunun özellikli yönetim kurulu kararları dışındaki kararlarının en az 4 üyeyle toplanıp en az 4 üyeyle karara bağlanacağı; özellikli yönetim kurulu kararlarına yönelik toplantılarında C grubu yönetim kurulu üyesinin varlığının ve olumlu oyunun gerekliliğinin düzenlendiği, nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanmasının özellikli yönetim kurulu kararları arasında sayıldığı, ana sözleşmenin 8.1 maddesinin 1. paragrafının son cümlesinde nama yazılı payların devrine ilişkin onayın şirket yönetim kurulunun tüm üyelerinin katılımı ve oybirliğiyle alacağı kararı ile verileceğinin düzenlendiği, davalı şirketin 24.05.2019 tarihli genel kurulunda C grubu pay sahibi davacının gösterdiği aday yerine, ortaklardan … Yapı'nın aday gösterdiği … şirketin organsız kalmaması gerekçesiyle seçilmiş olması karşısında, şirket yönetim kurulunda C grubu payları temsil eden yönetim kurulu üyesinin, seçilemediğinden bulunmadığı, ana sözleşmenin 12. maddesine göre onay istemi için karar yeter sayısının sağlanamamasının onay isteminin reddi sonucunu, toplantı yeter sayısının sağlanamamasının ise yönetim kurulu kararının yokluğu sonucunu doğuracağı, usulüne göre toplanmamış bir yönetim kurulunun aldığı karar ile ilgili olarak ise toplantıya katılamayan üyenin karara etki edip edemeyeceğinin bir önemi bulunmadığı, zira "nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanması" talebinin görüşüleceği yönetim kurulu toplantısına C grubu hisselerini temsil eden üyenin katılmasının yönetim kurulunun teşekkül ettirilebilmesi için şart olduğu, somut olayda, dava konusu nama yazılı hisse devrinin onaylanması talebinin, C grubu hisseleri temsil eden üyenin bulunmadığı bir toplantıda karara bağlanmış olması nedeniyle yok hükmünde olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 494/3 hükmündeki "Şirket, onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılır" şeklindeki hüküm uyarınca davalı şirket tarafından hisse devrinin onaylanması talebi usulünce reddedilmediğinden kabul edilmiş olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 493/1 hükmüne göre şirketin, esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek, onay istemini reddedebileceği, 2. fıkraya göre ise pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümlerinin, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı gösteriyorsa, önemli sebep oluşturacağı, şirket ana sözleşmesinin 8.1. maddesinin "Pay sahipleri, Şirket’in ve Şirket’in iştiraklerinin faaliyette bulunduğu sektörlerde öncü bir konumda bulunabilmek ve Şirket’in işbu esas sözleşmede yer alan amaç ve konularını gerçekleştirmek için Şirket’in sürekli olarak yüksek düzeyde teknik bilgi (know-how) kullanması, geniş bir ağa sahip olması, profesyonel düzeyde uzmanlığa sahip olması gerektiğini ve ayrıca önemli miktarlarda yatırım yapması gerektiğini ve emsalsiz becerilere ve deneyime sahip olan (A) Grubu, (B) Grubu ve (C) Grubu Pay Sahiplerinin tamamının, birlikte Şirket’in büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı yanı sıra pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması konusunda Şirket’te önemli bir yere sahip olduklarını kabul etmektedirler. Bu sebeple, nama yazılı paylar ancak Şirketin onayı ile devredilebilir. Bu onay Şirketin Yönetim Kurulu'nun tüm üyelerinin katılımı ve oybirliğiyle alacağı kararı ile verilir.” şeklinde olduğu, ana sözleşmenin 8.1(i) maddesinde ise pay devrinin ya da devralanın işbu esas sözleşme şartlarına veya pay sahipleri arasındaki pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine aykırı olması halinde pay devrine ilişkin onay isteminin reddine karar verilebileceğinin düzenlendiği, yönetim kurulunca, pay devrinin şirket ana sözleşmesi'nin 8.1. maddesine aykırı olması ve pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunmasının hem işletme konusu hem de işletmenin ekonomik bağımsızlığının korunması hususlarının red sebebi yapıldığı, 6102 sayılı Kanun'un 493. maddesinin gerekçesine göre, esas sözleşmeye konulacak haklı sebeplerin kanunda gösterilmiş sebeplerden olması gerektiği, esas sözleşmede mezkûr maddeye atfın yeterli olmadığı, haklı sebebin kanundaki haklı sebeplere uygun bir şekilde somutlaştırılması gerektiği, haklı sebep kategorilerinin paysahipleri çevresinin bileşimi, şirketin konusu ve işletmenin bağımsızlığı olarak belirlendiği, davalı şirket ana sözleşmesinin 8.1 maddesinde, emsalsiz becerilere ve deneyime sahip olan (A) grubu, (B) grubu ve (C) grubu pay sahiplerinin tamamının, birlikte şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı yanı sıra pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması konusunda şirkette önemli bir yere sahip olduklarını kabul etmekte oldukları ifade edildiği ancak hisse devrinin söz konusu olması halinde devre onay verilmesi için hangi hususların aranacağının düzenlenmediği, somutlaştırılmadığı, ana sözleşmenin 8.1(i) maddesinde pay devrinin ya da devralanın işbu esas sözleşme şartlarına veya pay sahipleri arasındaki pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine aykırı olması halinde, pay devrine ilişkin onay isteminin reddine karar verilebileceği düzenlenmiş olmakla birlikte, hisse devrine onay verilmemesini gerektiren sebeplerin ana sözleşmede açıkça yazılması gerektiği, dolayısıyla pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine yapılan atfın geçerli olmadığı, nama yazılı hisselerin devrine onay verilmesi isteminin reddine dair kararda, "pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması" hususuna vurgu yapılmış ise de, bu durumun 6102 sayılı Kanun'un 493. maddesi kapsamında somutlaştırılmadığı, ana sözleşme ile anonim şirketlerde nama yazılı hisselerin devri sınırlandırılabilirse de davalı şirketin nama yazılı hisselerin devrini sınırlandıran 8.1 maddesinin, birleşen dosya davacısının hisseleri devralmasına onay verilmemesini gerektiren bir önemli neden içermediği, davalının diğer hissedarlarının devre onay verme yetkileri bulunmayıp, devre muvafakatlerinin bulunmamasının sonuca bir etkisinin olmadığı, davalı şirket pay sahipleri sözleşmesinin ise sözleşmenin nispiliği ilkesi gereği birleşen dosya davacısına karşı ileri sürülemeyeceği, davalı şirketin nama yazılı hisselerin devrine onay vermemesinin 6102 sayılı Kanun'un 493/1-2 hükümleri anlamında önemli bir sebebe dayanmadığı, İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçelerle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmesinin isabetli görülmediği gerekçesiyle asıl ve birleşen dosya davacısı vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, buna göre asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı kabulüne, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü nezdinde 198824-5 sicil numarası ile kayıtlı birleşen dosya davacısı … Yatçılık Turizm Gayrimenkul Otomotiv İç ve Dış Ticaret A.Ş.'nin, davalı ….'nin 43.567 adet 21.783.500 nominal bedelli C grubu pay itibariyle davalı şirketin ortağı olduğunun tespitine ve pay defterine kaydına karar verilmiş, hüküm asıl ve birleşen dosya davalısı tarafından temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, davacının davalı şirketteki paylarını dava dışı şirkete devrinin pay defterine işlenmesi talebinin reddine dair yönetim kurulu kararının iptali ile pay devir işleminin pay devir tarihi itibarı ile pay defterine hükmen işlenmesi talebine, birleşen dava ise, asıl davaya konu yönetim kurulu kararının payı devralan şirket tarafından geçersizliği/iptali talebine, terditli olarak payı devralan şirketin hissedarlığının tespiti ile hissedarlığın hükmen pay defterine işlenmesi taleplerine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ( HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI.SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davalının temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı harcın istek halinde ilgiliye iadesine, 03.02.2025 tarihinde kesin olarak oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Davacı şirket … Holding A.Ş., maliki olduğu, davalı ….’nin %21.68‘ini temsil eden C Grubu nama yazılı payını 10.05.2019 tarihinde dava dışı … Yatçılık A.Ş.’ye pay devir sözleşmesiyle sattığını ve hisse devrini 24.06.2019 tarihli toplantıda şirket pay defterine işlenmesini talep etmiş, davalı …. ana sözleşmesinin 8-1/i maddesi uyarınca devir talebini oy birliğiyle reddetmiş, bunun üzerine davacı … İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde hisse devrinin pay defterine işlenmesi ve hisse devrinin reddine ilişkin yöntemi kurulu kararının iptalini talep etmiştir. Birleşen dosyanın davacısı … A.Ş., kendisine devredilen hisse satış sözleşmesinin pay defterine hükmen işlenmesi ve redde ilişkin yönetim kurulu kararının geçersizliğini talep etmiştir. İstanbul 4. ATM’nin yaptığı yargılama sonucunda; 05.11.2020 tarihinde; … Holding A.Ş. ana sözleşmesinin 8-1, 8-1,e maddelerinde şirket ortaklarının, üçüncü kişilere hisselerinin devrinin geçerliliğine tüm ortakların onayına bağladığından ve … Holding A.Ş yönetim kurulu 24.06.2019 tarihinde şirket ortağı …’in hisselerini … A.Ş.’ye devrinin, pay defterine işlenmesi talebini oy birliğiyle reddettiğinden, yine şirket ana sözleşmesini 5-5, 7-7 maddesi uyarınca … Holding A.Ş. ortaklarını şirketin iş kapasitesi, ticari hayatta kuvvetli bir şeklide yer alması, ekonomik bağımsızlığı için önemli olup, bu hususta ana sözleşme ile sınırlama getirilmiş olduğundan, şirket hissesinin devredildiği …’nin YK üyesi … İnşaat A.Ş’nin ticari faaliyetlerinin de inşaat vb. alanlar olduğu, yani rakip firma olması sebebiyle, TTK 493 uyarınca haklı sebep olduğundan bahisle, hisse devrinin pay defterine işlenmesi ve buna ilişkin yönetim kurulunun red kararının geçersizliğinin tespitini reddetmiştir. İtiraz üzerine, İstanbul BAM 43. HD’nin 2021/773 E., 2023/1560 K. sayılı ilamı ile şirket ana sözleşmesinin 8.1-e maddesi gereğince şirket ortaklarının hisse devrinin onaylanması gibi reddinde de oy birliği arandığından, yine 10. ATM’nin 2019/334 E., 1036 Kararı ile … Holding A.Ş‘nin 24.05.2019 tarihili genel kurulun da C Grubu pay sahibi … tarafından yönetim kurulu üyesi adayı … ’ın seçilmemesi ve yerine … ’ın seçilmesi kararının butlanla malul olduğundan, C grubu hisse temsilcisinin seçiminin geçerli olmadığından hisse devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararının geçersiz olduğu, TTK 493 uyarınca haklı bir sebep olmadığından, TTK 494/3 uyarınca yönetim kurulu hisse devrini reddine ilişkin üç ay içerisinde karar vermezse onay vermiş sayılacağından redde ilişkin YK kararı da yok hükmünde sayılacağından üç ay içerisinde de hukuki bir karar verilmediğinden, İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin asıl ve birleşen davanın reddine ilişkin kararı kaldırılıp hisse devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğu, hisse devrinin pay defterine işlenmesi, asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Somut olay incelendiğinde; 1…. Holding A.Ş’nin ana sözleşmesinin 8-1, 8-1, e maddesinde şirket ortaklarının hisselerinin devrinin geçerli olabilmesini, tüm hissedarların kabul şartına bağlamıştır. Hisse devrinin reddedilmesi oy birliği şartına bağlanmamıştır. Bu husus şirket ana sözleşmesinin lafzından ve koyuluş amacından açıkca anlaşılmaktadır. BAM 43. HD’nin hisse devrinin reddinde de oy birliği şartının arandığına dair değerlendirilmesi hatalıdır. 2. … Holding A.Ş. ana sözleşmesinin 5.5, 7.7 maddelerinde şirketin ekonomik bağımsızlığının sağlanması için ortakların şahıslarının önemine vurgu yapılmış, ortakların ticari faaliyetlerine, tecrübelerine, şirkete kattıkları değerin önemli olduğu belirtilerek hisse devrini sınırlayarak hisse devrinin gerçekleşmesine tüm hissedarların onayına tabi tutmuştur yani devri oy birliğine bağlamıştır. … Holding A.Ş. C grubu imtiyazlı yönetim kurulu üyesinin seçiminde, imtiyazlı pay sahibi … A.Ş.’nin aday olarak gösterdiği … A.Ş.’nin yönetim kurulu üyesi … A.Ş.’nin hissedarı … ’ın seçilmemesinin haklı nedene dayandığı; 11. Hukuk Dairesi’nin 2023/4662 E., 2024/8264 K. sayılı kararıyla “davaya sunulan protokol, taraflar arasında çekilen ihtarnameler ve taraf vekillerinin beyanları hep birlikte değerlendirildiğinde C grubu pay sahibi … A.Ş tarafından yönetim kurulu adaylığına önerilen … ’ın … Yönetim A.Ş. tarafından şirketteki hisselerinin devri planlanan ve ancak diğer ortaklar tarafından kabul edilmeyen … Yatçılık Turizm A.Ş.’nin ortağı olduğu anlaşılmış olup bir şirkette güven ilişkisinin, birlikte ve ortak çalışma isteğinin önemli ve vazgeçilmez olmasının C Grubu pay sahibi … Holding A.Ş. tarafından yönetim kurulu adaylığına önerilen … ’ın yönetim kurulu adaylığının genel kurul tarafından reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakta 6102 sayılı kanun un 360 ıncı maddesinin 1 inci fıkrası uyarınca … ’ın reddi haklı neden oluşturmaktadır” kesinleşmiştir. 11. Hukuk Dairesi’nin yukarıda zikredilen kararıyla … Holding A.Ş.’ye … A.Ş.’nin ortağının yönetim kurulu üyesi olarak seçilmemesi TTK 360. maddesi uyarınca haklı bir sebep olarak kabul edilmiştir. … A.Ş.’nin ortağının …’da yönetim kurulu üyesi seçilmemesi şirketin bağımsızlığı, güven ilişkisi, rakip firmalar olması, ana sözleşmesi, çekilen ihtarlar uyarınca haklı bulunmuşken, aynı gerekçelerle … ’ın ortağı olduğu şirkete yani … A.Ş.’ye …’in hisse devrinin reddinin TTK 493 maddesi uyarınca da haklı sebep oluşturduğu açıktır. … Holding A.Ş.’nin rekabetini, bağımsızlığını, varlığını sürdürebilmesi sebebiyle şirket hisselerinin bir kısmının … A.Ş.’ye devir talebinin reddedilmesinin haklı bir sebep oluşturduğu açıktır. Bu sebeple BAM 43. HD’nin TTK 493 maddesi uayırca haklı sebep bulunmadığına dair kabulü de hatalıdır. 3. İstanbul 10. ATM anılan kararıyla … Holding A.Ş.’nin yönetim kurulu üyelerinin seçildiği genel kurul kararlarının tamamını iptal etmemiş, sadece imtiyazlı pay sahiplerinin adayı olarak … ’ın seçilmesini iptal etmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de 2023/4662 E., 2024/8264 K. sayılı kararıyla imtiyazlı pay sahiplerinin adayı … ’ın seçilmemesinin haklı neden oluşturduğuna karar vermiştir. Yani ortada … Holding A.Ş. genel kurulunun yönetim kurulu üyelerinin seçimine ilişkin karar ayaktadır ve imtiyazlı pay sahibi haricindeki dört üyenin yönetim kurulu üyeliği hukuken varlığını sürdürmektedir. BAM 43. HD’nin hisse devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararını hem yok hükmünde sayıp yönetim kurulunun teşekkülünü ve hisse devrine ilişkin bir karar alamayacağını söyleyip, hem de üç ay içerisinde bir karar alamadığından bahisle TTK 494 uyarınca üç aylık sürenin dolmuş olması hisse devrinin onayı mahiyetindedir değerlendirilmesi TTK’nın 494. maddesine açıkca aykırıdır. Hisse devrinin onay ve reddine ilişkin geçerli bir karar alamayacağı belirtilmiş bir yönetim kurulundan herhangi bir karar beklemek fiilen imkansız olan bir şeye tersten sonuç bağlamaktır. Yok sayılan bir yönetim kurulunun üç ay içerisinde bir karar alabilmesi de hukuken BAM 43. HD’nin kabulüne göre de imkansızdır. İmkansız olan bir şeye üç ay içerisinde bir karar almadınız, almadığınıza göre onay mahiyetindedir, şeklindeki kabul TTK’nın 494. maddesinin lafzına ve yorum kurallarına uygunluk teşkil etmediğinden, kararın bozulması gerektiğinden, asıl ve birleşen davanın kabulüne ilişkin Dairemizin Onama kararına katılmıyorum.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 490Kaynağı aç
MADDE 490- (1) Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı paylar, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilirler. (2) Hukuki işlemle devir, ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılabilir. D) Devrin sınırlandırılması I – Kanuni sınırlama

Borsaya kote bulunmayan nama yazılı payların devrinde şirket, 6102 sayılı Kanun m. 493/1 uyarınca esas sözleşmedeki haklı bir sebebi göstererek veya payları başvuru tarihindeki gerçek değeri üzerinden bizzat, diğer ortaklar ya da üçüncü şahıslar adına devralmayı teklif ederek onayı reddedebilir. Şirketin faaliyet sahası yahut iktisadi bağımsızlığının korunması amacıyla pay sahibi profilinin muhafazasına yönelik esas sözleşme kuralları bu kapsamda haklı ve önemli bir ret dayanağı kabul edilir. Anonim şirket esas sözleşmesinde yer alacak ret sebeplerinin yasal çerçeveye uygun olarak somutlaştırılması şart olup ilgili kanun hükmüne salt genel yollama yapılması yeterli görülmez. Bunun yanı sıra Kanun m. 493/7 uyarınca esas sözleşmeyle devir koşulları ağırlaştırılamaz.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 493Kaynağı aç
MADDE 493- (1) Şirket, esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek, onay istemini reddedebilir. (2) Pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümleri, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı gösteriyorsa, önemli sebep oluşturur. (3) Bundan başka, devralan, payları kendi adına ve hesabına aldığını açıkça beyan etmezse şirket, devrin pay defterine kaydını reddedebilir. (4) Paylar; miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebrî icra gereği iktisap edilmişlerse, şirket, payları edinen kişiye, sadece paylarını gerçek değeri ile devralmayı önerdiği takdirde onay vermeyi reddedebilir. (5) Devralan, paylarının gerçek değerinin belirlenmesini, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden isteyebilir; bu hâlde mahkeme şirketin karar tarihine en yakın tarihteki değerini esas alır. Değerleme giderlerini şirket karşılar. (6) Devralan, gerçek değeri öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde bu fiyatı reddetmezse, şirketin devralma önerisini kabul etmiş sayılır. (7) Esas sözleşme devredilebilirlik şartlarını ağırlaştıramaz. b) Hükümleri

Devralan, payları kendi adına ve hesabına aldığını açıkça beyan etmediği takdirde şirket devrin pay defterine kaydını reddedebilir. Payların miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebrî icra yoluyla iktisap edildiği hallerde şirket, payları edinen kişiye yalnızca paylarını gerçek değeri ile devralmayı önerdiği takdirde onay vermeyi reddedebilir. Devralan, payların gerçek değerinin belirlenmesini şirket merkezinin bulunduğu asliye ticaret mahkemesinden isteyebilir; mahkeme şirketin karar tarihine en yakın tarihteki değerini esas alır ve değerleme giderleri şirket tarafından karşılanır. Devralan belirlenen gerçek değeri öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde bu fiyatı reddetmezse, şirketin devralma önerisini kabul etmiş sayılır.

Anonim şirket esas sözleşmesinde belirli bir pay grubunu temsil eden yönetim kurulu üyesinin toplantıda hazır bulunması toplantı yeter sayısı için kurucu şart olarak düzenlenmişse, ilgili üyenin katılmadığı toplantıda alınan karar yok hükmündedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/1865 Esas ve 2025/478 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, toplantı yeter sayısı sağlanamamışsa katılmayan üyenin karara etki edip edemeyeceği incelenemez. Bunun yanında, pay sahipleri arasında bağıtlanan pay sahipleri sözleşmesi hükümleri sözleşmelerin nispiliği ilkesi gereğince payı devralan üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.

Anonim şirkette organ eksikliği oluştuğunda mahkeme nasıl bir süreç işletir?

Mahkeme yönetim kurulunu da dinleyerek şirketin durumunu kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler; eksiklik tanınan bu süre içinde giderilmediği takdirde şirketin feshine karar verir.

Anonim şirketin haklı sebeple feshini hangi pay sahipleri talep edebilir?

Haklı sebeple fesih davası açma hakkı, sermayenin en az onda birini, halka açık şirketlerde ise en az yirmide birini temsil eden pay sahiplerine aittir.

Genel kurul toplantı izni davalarında verilen mahkeme kararı istinaf edilebilir mi?

6102 sayılı Kanun m. 412 uyarınca genel kurulun toplantıya çağrılması ve kayyım atanması istemiyle açılan davalarda mahkemece verilen kararlar kesindir; bu kararlara karşı istinaf yoluna başvurulamaz.

Yönetim kurulu toplantısında oyların eşit çıkması halinde kilitlenme nasıl aşılır?

6102 sayılı Kanun m. 390/3 uyarınca oylar eşit çıktığında konu gelecek toplantıya bırakılır; ikinci toplantıda da eşitlik bozulmazsa öneri reddedilmiş sayılır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu