Anonim Şirketlerde Kendi Paylarını Taahhüt Yasağı

by Avukat Erdal Ersoy
Anonim Şirketlerde Kendi Paylarını Taahhüt Yasağı

Anonim şirketlerin kendi paylarını taahhüt etmesi, sermayenin korunması ilkesinin zorunlu bir sonucu olarak kanunla yasaklanmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 388/1 uyarınca bir anonim şirket, gerek kuruluş aşamasında gerekse sermaye artırımı süreçlerinde bizzat kendi paylarını taahhüt edemez. Pay sahiplerinin şirkete yatırdıkları sermaye payını kural olarak geri isteyememeleri ilkesiyle bağlantılı olan bu düzenleme, şirketin malvarlığı ile taahhüt edilen sermaye arasındaki dengenin korunmasını amaçlar.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2014/19016, K. 2015/4886Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2014/19016 E.  ,  2015/4886 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 16/10/2014 tarih ve 2011/121-2014/326 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalı şirket yöneticileri tarafından yatırılan paraların istendiği her an geri çekilebileceği ve karşılığında yüksek faiz verileceği vaadiyle para toplama faaliyetinde bulunulduğunu, müvekkilinden 20.400,00 DM tahsil edildiğini, müvekkili ile davalılar arasındaki işlemin müvekkilinin iradesini sakatlayan hileli bir işlem olması nedeniyle geçersiz olup, davalılarca yürütülen para toplama faaliyetinin de SPK, TTK, Bankalar Kanunu'na aykırı olduğunu, taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık ilişkisi olarak nitelendirilemeyeceğini, ilişkinin hileli bir yatırım sözleşmesi olduğunu, davalıların müvekkilinin zararından sorumlu olduklarını ileri sürerek, davalıların sorumluluğunun tespitine, müvekkili ile davalılar arasında kurulan ilişkinin hükümsüzlüğüne, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.400,00 DM ( 10.430, 35 Euro) karşılığı 22.950,90 TL'nin 17.7.2000 tarihinden itibaren 3095 s. Yasa'nın 4/a maddesi uyarınca faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket vekili, zamanaşımı def'i ve husumet itirazında bulunmuş, davacının müvekkili şirkete ortak olduğunu ancak, davacıya iddia edildiği şekilde herhangi bir taahhütte bulunulmadığını, davacıya ortak olurken ödediği paranın iadesinin mümkün olmadığını zira, anonim şirketlerde ortakların paylarının alacak davsına konu yapılamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir. Diğer davalı, davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı ile davalı şirket arasında alacak ilişkisinin bulunduğuna dair somut bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, davacı tarafça davalı şirkete ödünç para verildiğine dair ödeme makbuzunun dahi sunulmadığı, davalı şirketin ticari defterlerinde, davacıdan borç para alındığına veya sermaye taahhüdü olarak tahsilat yapıldığına ilişkin herhangi bir muhasebe kaydının bulunmadığı, davacının cari hesaptan kaynaklanan borç ve alacak ilişkisinin görülmediği, davalı şirketin pay defterinde davacının, davalı şirkette 216 adet hisse senedine sahip olduğunun görüldüğü, sermayenin iadesi yasağı gereği davacının davalı şirkete ödediği sermaye payının iadesini talep edemeyeceği, davalı … hakkında gerek sermaye piyasası kanununa muhalefet suçundan gerekse de dolandırıcılık ve özel evrakta sahtecilik suçundan açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkin olup, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı ,davalı tarafça yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile kendisinden para tahsil edildiğini ancak, bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini iddia etmiş, davalı şirket ise davacı ile aralarında ortaklık ilişkisi kurulduğunu savunmuş, mahkemece ise, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Gerçekten de 6762 sayılı TTK'nın 329 ve 405. maddeleri uyarınca anonim şirket ortakları kural olarak şirkete yatırdıkları sermayeyi geri isteyemezler. Ayrıca yetkili kurulların bir kararı olmadıkça da anonim şirketler, pay senetlerini nominal bedellerinin üzerinde halka arz edemezler. Sermaye artırımlarında, yeniden ihraç edilecek payların taliplilerine “primli” olarak tahsis edilmesi mümkündür. Bunun için de, prim miktarı hakkında genel kurul kararı olması ve nominal değeri aşan ödemelerin (prim) TTK’nın 466/1. maddesi uyarınca kanuni yedek akçeye eklenmesi ve anılan hükümlerin uygulanabilmesi için de ortada geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunması gerekmektedir. Anonim şirketlerde hisse sahibi olmanın iki yolu vardır, bunlar aslen veya devren pay sahibi olunmasıdır. Aslen pay sahibi olunması şirketin kuruluşunda ya da sermaye artırımında sermayeden pay alma yolu ile pay sahibi olma, devren pay sahibi olma ise, bir anonim ortaklıkta pay sahibi olan bir kişiden sahibi olduğu hisselerin satın alınarak pay sahibi olunmasıdır. Davalı tarafından davacının şirket ortağı olduğu iddia edilerek şirket pay defterinin davacıya ait kısmının fotokopisi dosyaya sunulmuş ise de, bu kayıtta davacının hangi tarihte ve nasıl pay sahibi olduğu, devren mi yoksa, aslen mi pay sahibi olduğu belli değildir. Davacının devren pay sahibi olması halinde, hisse devreden kişinin kim olduğu, davalı şirketin ortağı olup olmadığı, davacının ortaklığına ilişkin bu kaydın ortaklık durum belgesine göre yapılıp yapılmadığı belli olmadığı gibi, davacının davalı şirkete ait sermaye hesabı içinde pay sahibi olup olmadığı da belli değildir. Bununla birlikte davacının ortak sıfatıyla genel kurullara katıldığı veya usulünce dağıtılmasına karar verilen kar payını aldığı veya başka bir şekilde ortaklığın benimsenmesi sonucunu doğuracak bir ilişkiye girip girmediği de belli bulunmamaktadır. Bu nedenle uyuşmazlık, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, dolayısıyla taraflar arasındaki ilişkinin davalı şirketin savunduğu şekilde bir ortaklık ilişkisi mi, yoksa davacının iddia ettiği şekilde yüksek kar payı vaadi ile tasarrufların davalı şirket nezdinde değerlendirilmek üzere davalıya para verildiği, yani 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen mevduat ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır. Dosyada mübrez bilirkişi kurulu raporunda, ortaklar pay defterine göre davacının ortak olarak kayıtlı olduğu, buna göre davacının davalı şirketin ortağı olduğuna ilişkin tesbit yapılmış ise de, yapılan inceleme ve varılan sonuç yeterli değildir. Zira, davacının şirket ortağı olduğunun ispatı için pay defteri tek başına yeterli değildir. Bu itibarla, mahkemece, aynı veya başka bir bilirkişi kuruluna davacının sahih bir şekilde davalı şirketin ortağı olup olmadığının tespiti için davalı şirketin tüm ticari defter ve kayıtları ile hisse devir tarihinden dava tarihine kadar davalı şirketin yapmış olduğu genel kurullara ait tutanaklar ve hazirun cetvelleri incelenerek davacıya hisse senedi verilip verilmediği, senedin bir değerinin bulunup bulunmadığı, bu hisselerin davalı şirketin sermayesinde temsil edilip edilmediği, genel kurullarda sermayenin ne şekilde temsil edildiği ve davacıya kar payı dağıtılıp dağıtılmadığı hususları açıklığa kavuşturulmalı ve bu inceleme sonucunda davacının ortaklığının sahih olmadığı, pay defterindeki kaydın diğer kayıtlarla örtüşmediği anlaşıldığı taktirde davacının ödediği miktarın tahsiline karar verilmesi gerektiği, aksi halde, yani davacının şirket ortağı olduğunun belirlenmesi halinde bu durumda davacıya verilen pay senetlerinin o tarih itibariyle nominal değerinin ne olduğu, şayet davacıdan nominal değer üzerinden bir bedel alınmış ise primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararın bulunup bulunmadığının tesbiti ile varsa davacıdan fazla alınan bedelin iadesine karar verilmesi gerektiği, buna göre açıklanan tüm bu hususların tereddütsüz şekilde ortaya konulması ve SPK raporu ile işbu raporda varılan tespitler de incelendikten sonra sonucuna göre bir karar vermek gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 08/04/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 388Kaynağı aç
MADDE 388- (1) Şirket kendi paylarını taahhüt edemez. (2) Üçüncü kişinin veya bir yavru şirketin kendi adına fakat şirket hesabına şirketin payını taahhüt etmesi, şirketin kendi payını taahhüt etmesi sayılır. (3) Birinci ve ikinci fıkralara aykırı hareket hâlinde, söz konusu payları, kuruluşta kurucular, sermaye artırımlarında yönetim kurulu üyeleri taahhüt etmiş sayılır ve bunlar pay bedellerinden sorumlu olurlar. Kanuna aykırı taahhütte herhangi bir kusurları bulunmadığını ispat eden kurucular ve sermaye artırımlarında yönetim kurulu üyeleri sorumluluktan kurtulurlar. (4) Birinci ve üçüncü fıkra hükümleri ana şirketin paylarını taahhüt eden yavru şirketlere kıyas yoluyla uygulanır. Söz konusu paylar yavru şirketin yönetim kurulu üyeleri tarafından taahhüt edilmiş kabul olunur. Üyeler pay bedellerinden sorumludur. j) Hakların kullanılması

Yasağın Kapsamı ve Aslen İktisap Halleri

Anonim ortaklıklarda pay sahipliği aslen veya devren iktisap yoluyla kazanılmaktadır. Devren pay sahibi olma mevcut payların devralınması ile gerçekleşirken, aslen pay sahibi olma şirketin kuruluşunda veya sermaye artırımında sermayeden pay alma yoluyla meydana gelir. Türk Ticaret Kanunu m. 388 kapsamındaki taahhüt yasağı, payın her türlü aslen iktisabı halini içerir. Bu doğrultuda kuruluşta ve sermaye artırımında ihraç edilecek payların taahhüdü, esas ve kayıtlı sermaye sisteminde rüçhan hakkının devralınması suretiyle yapılan taahhütler ile şartlı sermaye artırımında değiştirme ve alım haklarının kullanılması yasağın kapsamına girer.

Dolaylı Taahhüt ve Yavru Şirketlerin Durumu

Taahhüt yasağının aracı şahıslar veya grup şirketleri üzerinden dolanılmasını önlemek amacıyla kanunda açık düzenlemelere yer verilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 388/2 uyarınca, üçüncü bir kişinin ya da yavru şirketin kendi adına fakat şirket hesabına şirketin payını taahhüt etmesi, şirketin kendi payını taahhüt etmesi sayılır.

Yasağın yavru şirketler bakımından uygulama alanı yalnızca şirket hesabına taahhütle sınırlı değildir. Türk Ticaret Kanunu m. 388/4 gereğince şirketin kendi paylarını taahhüt etmesini yasaklayan birinci fıkra hükmü, ana şirketin paylarını taahhüt eden yavru şirketlere kıyas yoluyla uygulanır. Bu halde söz konusu paylar yavru şirketin yönetim kurulu üyeleri tarafından taahhüt edilmiş kabul edilir ve yavru şirketin yönetim kurulu üyeleri pay bedellerinden sorumlu olur.

İç Kaynaklardan Artırım İstisnası ve Devren İktisap Ayrımı

İç kaynaklardan gerçekleştirilen sermaye artırımlarında kendi paylarını taahhüt yasağı geçerli değildir. Şirketin yedeklerinin, yeniden değerleme fonunun, taşınmaz veya iştirak satış kazançlarının ve dağıtılması kararlaştırılan kârın sermayeye dönüştürülmesi yoluyla yapılan iç kaynak artırımlarında bu yasak uygulanmaz.

Payların aslen iktisabını oluşturan taahhüt işlemi ile mevcut payların sonradan iktisap edilmesi veya rehin alınmasını ifade eden devren iktisap farklı kanuni kurallara bağlanmıştır. Anonim şirketin kendi paylarını iktisap etmesi veya rehin olarak kabul etmesi Türk Ticaret Kanunu m. 379 ve devamı hükümlerine tabi olduğundan, bu nitelikteki iktisaplar taahhüt yasağını düzenleyen Türk Ticaret Kanunu m. 388 kapsamına dahil değildir.

Türk Ticaret Kanunu m. 379 uyarınca anonim şirketler, esas veya çıkarılmış sermayelerinin onda birini aşan ya da işlem sonucunda bu sınırı aşacak olan miktardaki kendi paylarını ivazlı olarak iktisap edemez ve rehin olarak kabul edemez; anılan kısıtlama üçüncü kişilerin kendi adına fakat şirket hesabına iktisap ettiği veya rehin aldığı payları da kapsar. Payların iktisabı veya rehni için genel kurulun yönetim kurulunu en çok beş yıl süreyle yetkilendirmesi, pay bedelleri düşüldükten sonra net aktifin sermaye ve dağıtılması yasak yedek akçeleri karşılaması ve yalnızca bedelleri tamamen ödenmiş payların iktisap edilmesi şarttır. Bu kurallar ana şirketin paylarının yavru şirket tarafından iktisabında da uygulanır; payları borsada işlem gören şirketler yönünden ise Sermaye Piyasası Kurulu şeffaflık ve fiyat düzenlemeleri yapar.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 379Kaynağı aç
MADDE 379- (1) Bir şirket kendi paylarını, esas veya çıkarılmış sermayesinin onda birini aşan veya bir işlem sonunda aşacak olan miktarda, ivazlı olarak iktisap ve rehin olarak kabul edemez. Bu hüküm, bir üçüncü kişinin kendi adına, ancak şirket hesabına iktisap ya da rehin olarak kabul ettiği paylar için de geçerlidir. (2) Payların birinci fıkra hükmüne göre iktisap veya rehin olarak kabul edilebilmesi için, genel kurulun yönetim kurulunu yetkilendirmesi şarttır. En çok beş yıl için geçerli olacak bu yetkide, iktisap veya rehin olarak kabul edilecek payların itibarî değer sayıları belirtilerek toplam itibarî değerleriyle söz konusu edilecek paylara ödenebilecek bedelin alt ve üst sınırı gösterilir. Her izin talebinde yönetim kurulu kanuni şartların gerçekleştiğini belirtir. (3) Birinci ve ikinci fıkralardaki şartlara ek olarak, iktisap edilecek payların bedelleri düşüldükten sonra, kalan şirket net aktifi, en az esas veya çıkarılmış sermaye ile kanun ve esas sözleşme uyarınca dağıtılmasına izin verilmeyen yedek akçelerin toplamı kadar olmalıdır. (4) Yukarıdaki hükümler uyarınca, sadece, bedellerinin tümü ödenmiş bulunan paylar iktisap edilebilir. (5) Yukarıdaki fıkralarda yer alan hükümler, ana şirketin paylarının yavru şirket tarafından iktisabı hâlinde de uygulanır. Pay senetleri borsada işlem gören şirketler hakkında, Sermaye Piyasası Kurulu şeffaflık ilkeleri ile fiyata ilişkin kurallar yönünden gerekli düzenlemeleri yapar. b) Kanuna karşı hile

Şirket paylarının iktisabı amacıyla gerçekleştirilen finansal yardımlar da kanunla sınırlandırılmıştır. Türk Ticaret Kanunu m. 380/1 gereğince, şirket paylarının iktisap edilmesi amacıyla şirketin başka bir şahısla yaptığı, konusu avans, ödünç veya teminat verilmesi olan hukuki işlemler kural olarak batıldır. Bu butlan yaptırımı, kredi ve finans kurumlarının işletme faaliyetlerine ve çalışanlara pay iktisabı amacıyla avans, ödünç veya teminat sağlanmasına uygulanmaz; ancak anılan işlemler şirketin zorunlu yedek akçelerini azaltıyor veya kanuni yedek akçe kurallarını ihlal ediyorsa geçersiz hale gelir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 380Kaynağı aç
MADDE 380- (1) Paylarının iktisap edilmesi amacıyla, şirketin başka bir kişiyle yaptığı, konusu avans, ödünç veya teminat verilmesi olan hukuki işlemler batıldır. Bu butlan hükmü, kredi ve finans kurumlarının işletme konuları içine giren işlemlere ve şirketin veya onun bağlı şirketlerinin çalışanlarına, şirketin paylarını iktisap edebilmeleri için, avans, ödünç ve teminat verilmesine ilişkin hukuki işlemlere uygulanmaz. Ancak, bu istisnai işlemler, şirketin, kanuna ve esas sözleşmesine göre ayırmak zorunda bulunduğu yedek akçeleri azaltıyor veya 519 uncu maddede düzenlenen yedek akçelerin harcanmalarına ilişkin kuralları ihlal ediyor ve şirketin 520 nci maddede öngörülen yedek akçeyi ayırmasına imkân bırakmıyorsa, geçersizdir. (2) Ayrıca, şirket ile üçüncü kişi arasında yapılmış bulunan ve bu kişiye, şirketin kendi paylarını; şirketin, şirkete bağlı bir şirketin veya şirketin paylarının çoğunluğuna sahip olduğu şirketin hesabına alma hakkı tanıyan ya da böyle bir yükümlülük öngören bir düzenleme, eğer bu payları şirket alsaydı işlem 379 uncu maddeye aykırı kabul edilecek idiyse batıldır. c) Yakın ve ciddi bir kaybın önlenmesi

Yasağa Aykırılığın Sonuçları ve Sorumluluk

Kendi paylarını taahhüt yasağına aykırı davranılması halinde şirket yönünden taahhüt geçersizdir ve hukuki sonuç doğurmaz. Kanun koyucu sermaye taahhüdünün ayakta kalmasını temin etmek üzere sorumluluğu kuruculara ve yönetim organına yüklemiştir. Türk Ticaret Kanunu m. 388/3 hükmü gereğince, yasağa aykırı paylar kuruluşta kurucular, sermaye artırımlarında ise yönetim kurulu üyeleri tarafından taahhüt edilmiş sayılır ve bunlar pay bedellerinden sorumlu olurlar.

Kanuna aykırı taahhütte herhangi bir kusurları bulunmadığını ispat eden kurucular ve sermaye artırımlarında yönetim kurulu üyeleri pay bedeli sorumluluğundan kurtulurlar. Kusursuzluğunu ispatlayamayan üyeler ise pay bedellerinden sorumlu tutulur.

Taahhüt yasağının ihlaline bağlanan hukuki sonuçlar ana şirketin paylarını taahhüt eden yavru şirketler yönünden de kıyasen geçerlidir. Türk Ticaret Kanunu m. 388/4 uyarınca söz konusu paylar yavru şirketin yönetim kurulu üyeleri tarafından taahhüt edilmiş kabul edilir ve yavru şirketin yönetim kurulu üyeleri pay bedellerinden şahsen sorumlu olur.

Anonim şirket kendi paylarını taahhüt edebilir mi?

Anonim şirketler kuruluşta ve sermaye artırımlarında kendi paylarını taahhüt edemez; bu yasağa aykırı taahhütler şirket yönünden geçersiz sayılır.

Üçüncü şahıs şirket hesabına pay taahhüt ederse ne olur?

Üçüncü bir kişinin ya da yavru şirketin kendi adına fakat şirket hesabına şirketin payını taahhüt etmesi, şirketin kendi payını taahhüt etmesi sayılır ve taahhüt yasağı kurallarına tabi tutulur.

Yasağa aykırı pay taahhüdünde pay bedellerinden kimler sorumludur?

Yasağa aykırı paylar kuruluşta kurucular, sermaye artırımlarında yönetim kurulu üyeleri tarafından taahhüt edilmiş sayılır; kusursuz olduğunu ispat edemeyen üyeler pay bedellerinden sorumlu olur.

İç kaynaklardan sermaye artırımında taahhüt yasağı uygulanır mı?

Yedeklerin, yeniden değerleme fonunun, taşınmaz veya iştirak satış kazançlarının ve dağıtılması kararlaştırılan kârın sermayeye dönüştürülmesiyle yapılan iç kaynak sermaye artırımlarında bu yasak geçerli değildir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu