Altyapı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları ve Hukuki Rejimi

by Avukat Erdal Ersoy
Altyapı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları ve Hukuki Rejimi

Altyapı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarının Tanımı ve Hukuki Temeli

Sermaye piyasası mevzuatında yatırım ortaklıkları; sermaye piyasası araçları, gayrimenkul, girişim sermayesi yatırımları ile Sermaye Piyasası Kurulu tarafından belirlenecek diğer varlık ve haklardan oluşan portföyleri işletmek amacıyla paylarını ihraç etmek üzere kurulan anonim ortaklıklardır. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 48. maddesi uyarınca bu ortaklıklar sabit veya değişken sermayeli olarak faaliyette bulunabilir; faaliyet esasları, türleri ve portföy sınırlamaları Sermaye Piyasası Kurulu tarafından düzenlenir. Tarihsel gelişimde gayrimenkul portföyü işletme olanağı ilk olarak mülga 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nda 3794 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle kabul edilmiş ve kurumsal portföy yapıları çeşitlendirilmiştir.

Danıştay 4. Daire, E. 2017/4268, K. 2021/1335Kaynağı aç
Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2017/4268 E.  ,  2021/1335 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2017/4268 Karar No : 2021/1335 DAVACI : … Doğalgaz Dağıtım Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Anonim Şirketi VEKİLİ : Av. …, Av. … DAVALI : … Bakanlığı VEKİLİ : Av. … DAVANIN KONUSU : 01/12/2017 tarih ve 30257 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No:13)'in iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu tebliğ ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5/1-d-4 maddesindeki "Gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançları" şeklindeki istisna hükmünün anlam ve kapsamı açıklanmak yerine daraltan bir şekilde gayrimenkul yatırım ortaklıkları arasında portföy değerlendirmesi yapılarak kanunun anlam ve lafzına açıkça aykırı olacak bir düzenleme getirildiği, kanunda bir değişiklik yapılmış olmamasına rağmen istisnadan yararlanabilecek ve yararlanamayacak gayrimenkul yatırım ortaklıkları olarak ikili bir ayrıma gidildiği, kanunda yer alan istisna hükmünün yoruma muhtaç olmadığı, hukuken bu ismi taşıyan her şirketin kanun hükmü gereği kurumlar vergisinden muaf tutulması gerektiği, dava konusu tebliğin ise buna aykırı bir durum düzenlediği, gayrimenkul yatırım ortaklıkları konusunda yetkili organın Sermaye Piyasası Kurulu olduğu, hangi kuruluşların hangi nitelikte bir ortaklık olduğunu bu kurulun belirleyebileceği açık olmasına rağmen davalı idarenin gayrimenkul yatırım ortaklıklarının hangilerinin aslında gayrimenkul yatırım ortaklığı olup olmadığını belirlemeye ilişkin yaptığı düzenlemenin yetki açısından iptali gerektiği, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlerin ancak kanunla konulabileceği veya değiştirilebileceğinin Anayasal bir hüküm olduğu, dava konusu tebliğ ile alt yapı yatırım ve hizmetleri sunan davacı şirket gibi gayrimenkul yatırım ortaklıklarına kurumlar vergisi yükümlülüğü getirildiği, yasayla konulan bir istisnanın dava konusu tebliğ ile kaldırıldığı ileri sürülmektedir. DAVALININ SAVUNMASI : Dava konusu tebliğin Anayasa'nın 124. maddesi ile verilen”.. kanunların uygulanmasını sağlamak..” görev ve yetkisi kullanılarak çıkarıldığı, yeni kurallar içeren hukuki bir düzenleme getirmediği, yasal düzenlemeyi açıklayıcı mahiyette, konuya ilişkin idarenin görüşünü içeren bir yorum tebliği olduğu, istisna hükmü yorumlanırken gayrimenkul yatırım ortaklıklarının mevzuat tarihçesinin dikkate alınması gerektiği, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun yürürlüğe girdiği dönem itibariyle gayrimenkul yatırım ortaklıklarının gayrimenkullere, gayrimenkule dayalı sermaye piyasası araçlarına, gayrimenkul projelerine, gayrimenkule dayalı haklara ve sermaye piyasası araçlarına yatırım yapabilen, belirli projeleri gerçekleştirmek üzere adi ortaklık kurabilen ve tebliğde izin verilen diğer faaliyetlerde bulunabilen sermaye piyasası kurumları olarak tanımlandığı, bu istisnanın belirtilen alanlar dışında faaliyet gösteren anonim ortaklıkların kazançlarına da uygulanacağı şeklindeki bir düşüncenin yasama organının yaptığı düzenlemenin o tarih itibariyle akıllarda dahi olmayan bir alana ilişkin vergi istisnası getirdiği gibi bir sonuca götüreceği, bunun ise vergilerin yasallığı ilkesine aykırı olacağı, Sermaye Piyasası Kurulu’nun çıkardığı tebliğ ile gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kapsamını genişletmesinin söz konusu istisnanın altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıkları için de uygulanabileceği anlamına gelmediği, dava konusu tebliğ ile istisna hükmüne ilişkin kapsamın daraltılmadığı, hangi gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarının istisnaya konu edileceğinin yasal mevzuata uygun olarak açıklığa kavuşturulduğu, davacının gayrimenkule, gayrimenkule dayalı sermaye piyasası araçlarına, gayrimenkul projelerine, gayrimenkule dayalı haklara ilişkin bir portföy işletmediği, münhasıran doğalgaz satışı faaliyetinde bulunduğu, dava konusu tebliğin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nda gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklarının kazançları istisna kapsamına alınmış olup, dava konusu düzenleme ile normlar hiyerarşisinde daha üst konumda bulunan Kanun hükümlerini daraltan bir şekilde gayrimenkul yatırım ortaklıkları arasında portföy ayrımı yapıldığı anlaşıldığından dava konusu düzenlemenin iptali gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : … DÜŞÜNCESİ : Dava, 01/12/2017 tarih ve 30257 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No:13)'in iptali istemine ilişkindir. Davaya konu edilen Tebliğ'de "3/4/2007 tarihli ve 26482 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 1)’nin “5.5.4. Gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançları” başlıklı bölümünün birinci paragrafından sonra gelmek üzere aşağıdaki paragraflar eklenmiştir. “29/4/1992 tarihli ve 3794 sayılı Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına, Bankalar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine ve 35 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun ile mülga 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununda yapılan değişikliklerle gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kurulabilmesine imkan sağlanmıştır. 25/6/1992 tarihli ve 3824 sayılı Bazı Vergi Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunla mülga 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (12) numaralı bendinde yapılan değişiklikle gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançları kurumlar vergisinden istisna edilmiştir. Mülga 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 3794 sayılı Kanunla değişik 32, 35 ve 36 ncı maddeleri çerçevesinde 22/7/1995 tarihli ve 22351 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri: VI, No: 7)”nin “Tanım” başlıklı 3 üncü maddesinde gayrimenkul yatırım ortaklıkları, Tebliğin 16 ncı maddesinde belirtilen gayrimenkuller ve gayrimenkule dayalı sermaye piyasası araçlarından oluşan portföyü işleten ve gayrimenkule dayalı projelere yatırım yapan sermaye piyasası kurumları olarak tanımlanmıştır. Söz konusu Tebliğin “Faaliyet Esasları” başlıklı 16 ncı maddesine göre gayrimenkul yatırım ortaklıkları; – Gayrimenkule dayalı sermaye piyasası araçlarına (gayrimenkul sertifikası ve konut kredileri karşılığında ihraç edilen varlığa dayalı menkul kıymetler gibi), – Bina, arsa ve araziden oluşan gayrimenkullere, – İlgili mevzuat uyarınca gerekli izinleri alınmış, projesi hazırlanmış, inşaata başlayabilmesi için gerekli belgelerin tam ve doğru olduğu (anılan Tebliğin Ek 1 inci maddesinde belirtilen) ekspertiz şirketlerince onaylanmış gayrimenkule dayalı projelere ve – Kira geliri elde etmek amacıyla, bitmiş veya asgari %50'si tamamlanmış gayrimenkullere yatırım yapabilir, gayrimenkuller üzerinde intifa hakkı kurabilir ve bu hakkı kullanabilirler. 8/11/1998 tarihli ve 23517 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri: VI, No: 11)” ile Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri: VI, No: 7) yürürlükten kaldırılmıştır. Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri: VI, No: 11)’nin “Tanımlar” başlıklı 4 üncü maddesinde gayrimenkul yatırım ortaklığı; anılan Tebliğ ile belirlenmiş usul ve esaslar dahilinde, gayrimenkullere, gayrimenkule dayalı sermaye piyasası araçlarına, gayrimenkul projelerine, gayrimenkule dayalı haklara ve sermaye piyasası araçlarına yatırım yapabilen, belirli projeleri gerçekleştirmek üzere adi ortaklık kurabilen ve Tebliğde izin verilen diğer faaliyetlerde bulunabilen sermaye piyasası kurumları olarak tanımlanmıştır. 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 5520 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmış, gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarına ilişkin istisna düzenlemesi, 5520 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (4) numaralı alt bendinde aynen korunmuştur. Mülga 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu çerçevesinde hazırlanarak 29/1/2009 tarihli ve 27125 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Altyapı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri: VI, No: 24)” ile “Altyapı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı” özel bir tür yatırım ortaklığı olarak düzenlenmiştir. 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 48 inci ve 49 uncu maddelerine dayanılarak hazırlanan III-48.1 sayılı “Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği” 28/5/2013 tarihli ve 28660 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış ve söz konusu Tebliğin 51 inci maddesiyle “Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri: VI, No: 11)” yürürlükten kaldırılmıştır. III-48.1 sayılı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliğinin 4 üncü maddesine göre gayrimenkul yatırım ortaklığı, anılan Tebliğ ile belirlenmiş usul ve esaslar dahilinde, gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri, gayrimenkule dayalı haklar, sermaye piyasası araçları ve Kurulca belirlenecek diğer varlık ve haklardan oluşan portföyü işletmek amacıyla paylarını ihraç etmek üzere kurulan ve 6362 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde sınırı çizilen faaliyetler çerçevesinde olmak kaydı ile bu Tebliğde izin verilen diğer faaliyetlerde bulunabilen sermaye piyasası kurumudur. 23/1/2014 tarihli ve 28891 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren III-48.1.a sayılı “Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ” ile altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarına ilişkin düzenlemeler III-48.1 sayılı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliğine ilave edilmiş; aynı Resmî Gazete’de yayımlanan III-48.4 sayılı “Altyapı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri: VI, No: 24)’nin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Tebliğ” ile Altyapı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri: VI, No: 24) yürürlükten kaldırılmıştır. Söz konusu değişiklikler sonrasında III-48.1 sayılı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliğinde yer alan düzenlemelere göre altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıkları, münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işletmek amacıyla kurulan veya dönüşen şirketler olup, altyapı yatırım ve hizmetleri ile ilişkili olmayan gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklara yatırım yapamamaktadırlar. Diğer taraftan, anılan Tebliğ kapsamındaki gayrimenkul yatırım ortaklıklarının da ana faaliyet konularına ilişkin gayrimenkul veya gayrimenkul projelerine bağlı olarak yürütülen ve arızi nitelik taşıyanlar hariç olmak üzere, altyapı yatırım ve hizmetleri ile bunlar kapsamındaki varlık ve haklara yatırım yapamayacakları düzenlenmiştir. III-48.1 sayılı Tebliğde münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işletecek gayrimenkul yatırım ortaklıkları için asgari çıkarılmış sermaye ve öz sermaye şartına, kuruluş ve dönüşümü takip eden belli bir süre içinde payların halka arz edilmesine veya nitelikli yatırımcılara satılma zorunluluğuna, yapılacak yatırımlarla ilgili asgari şartlara ilişkin ayrıntılı ve gayrimenkul yatırım ortaklıklarından ayrışan düzenlemeler yapılmıştır. Bu kapsamda, gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarına yönelik olarak 1992 yılında 3824 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle ihdas edilen ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (4) numaralı alt bendinde de aynen korunan istisna düzenlemesi, esas itibarıyla gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklardan oluşan bir portföyü işleten gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarını kapsamaktadır. Söz konusu gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının portföylerini oluştururken, Sermaye Piyasası Kurulunun belirlediği gayrimenkullere, gayrimenkul projelerine ve gayrimenkule dayalı haklara yatırım yapma zorunluluk oranından kalan kısmını mevduat, katılma hesabı, repo, iştirak ve belirlenen diğer varlık ve haklardan oluşturmaları istisna uygulanmasına engel teşkil etmeyecektir. Portföyü, yukarıda belirtilen gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarından farklı olarak, altyapı yatırım ve hizmetleri gibi diğer varlık ve haklardan oluşan yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarının Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (4) numaralı alt bendi kapsamında istisnaya konu edilmesi mümkün değildir. Bu fon veya ortaklıkların, sermaye piyasası mevzuatına göre kurulmuş olmaları ya da unvanlarında “Gayrimenkul Yatırım Fonu” veya “Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı” ibarelerinin bulunması, bunların anılan istisnadan faydalanmasını sağlamayacaktır.” düzenlemesi yer almıştır. Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir. 25.6.1992 tarihli ve 3824 sayılı Bazı Vergi Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunla Mülga 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesinin 1 inci fıkrasının 12 numaralı bendinde yapılan değişiklikle gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançlarının kurumlar vergisinden müstesna olduğu hükme bağlanmış, 21.6.2006 tarih ve 26205 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu ile Mülga 5422 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin 1 inci fıkrasının (d) bendinin 4 numaralı alt bendinde; Türkiye'de kurulu; Gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançlarının kurumlar vergisinden müstesna olduğu, hükmü yer almıştır. Mülga 5422 sayılı Kanun ile getirilen ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununda da korunmaya aynen devam edilen kazanç istisnasından yararlanabilecek olan gayrimenkul yatırım ortaklıklarının portföyleri ve kapsamına ilişkin düzenlemelere devam edilmiştir. 3824 sayılı Kanun gerekçesinde; 3-1 bilindiği gibi maddenin mevcut 12 numaralı bendi ile Menkul Kıymetler Yatırım Fonları ile Menkul Kıymetler Yatırım Ortaklıklarının portföy işletmeciliğinden doğan kazançları, kurumlar vergisinden müstesna tutulmaktadır. Anılan bent hükmünde yapılan değişiklikle, 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa göre kurulan menkul kıymetler yatırım fonları ve menkul kıymetler yatırım ortaklıklarının portföy işletmeciliğinden doğan kazançları ile risk sermayesi yatırım fonları veya ortaklıkları, gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançları kurumlar vergisinden müstesna tutulmaktadır. Bu düzenlemelerin bentde, alt bentler şeklinde düzenlendiği ifadesi yer almıştır. 5520 sayılı Kanunun gerekçesinde de; Türkiye'de kurulu gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançları, emeklilik yatırım fonlarının kazançları ve konut finansmanı fonları ile varlık finansmanı fonlarının portföy işletmeciliğinden doğan kazançlarının kurumlar vergisinden istisna edildiği, bu istisnaların söz konusu kuruluşların gelişmesinin sağlanması amacıyla getirildiği, ancak, bu istisnanın söz konusu fon ve ortaklıkların kazançları üzerinden kesinti yoluyla vergi alınmasına engel teşkil etmediği belirtilmiştir. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 48 inci maddesinde; 1) Yatırım ortaklıklarının; sermaye piyasası araçları, gayrimenkul, girişim sermayesi yatırımları ile Kurulca belirlenecek diğer varlık ve haklardan oluşan portföyleri işletmek amacıyla, paylarını ihraç etmek üzere kurulan sabit veya değişken sermayeli anonim ortaklıkları olduğu, (2) Yatırım ortaklıklarının; kuruluşuna ve kurucularına, anonim ortaklıkların yatırım ortaklığına dönüşümüne, yatırım ortaklığı statüsünden çıkmalarına, asgari halka açıklık oranına, faaliyet esaslarına, türlerine ve pay devirlerine, izahnameye ve izahnamenin yayımlanmasına, portföyünde bulunan varlıkların ve hakların değerlemesine ve varlıkların saklanmasına, portföy sınırlamalarına, yönetim ilkelerine, sermaye artırımlarına ve azaltımlarına, imtiyazlı pay ihracına, kâr dağıtımına ve paylarını geri almalarına, tasfiye ve sona ermelerine ilişkin usul ve esaslar ile tabi olacakları diğer yükümlülüklerin Kurulca belirleneceği, (3) Yatırım ortaklıklarının esas sözleşme değişikliklerinde Kurulun uygun görüşünün alınmasının zorunlu olduğu düzenlemesi, 49 uncu maddesinde ise; 1) Yatırım ortaklıklarına kuruluş izni verilebilmesi için aranan şartlara yer verilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 73'üncü maddesinin 3'üncü fıkrasında, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği ve kaldırılacağı hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenlemeyle kamu gücüne dayanarak tahsil edilen bütün yükümlüklerin yasayla düzenlenmesi zorunluluğu getirilerek anayasal güvence altına alınmıştır. Anılan maddede karşılığını bulan "verginin yasallığı ilkesi'' olarak tanımlanan ilke gereği vergiler, ancak yasama organının yetkisi dahilinde konulabilir, değiştirilebilir ya da kaldırılabilir. Kanuna göre daha alt düzeyde yer alan idari düzenlemelerde, vergilendirmenin temel öğeleri ile ilgili olmaması şartıyla ayrıntılara ve teknik konulara ilişkin olarak düzenleme yetkisi kullanılabilecek ise de bu yetkinin, mükellefler aleyhine yasaların uygulanmasının daraltılması veya genişletilmesi ya da verginin yasallığı ilkesi gereğince vergi konulması sonucunu doğuracak bir nitelik taşımasına olanak bulunmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2'nci maddesinde de, hukuk devleti ilkesi, Cumhuriyetin niteliklerinden biri olarak sayılmıştır. Hukuk devletinde, İdareye tanınan hiçbir yetki sınırsız değildir. İdarenin bu yetkisini hukuk kurallarına uygun olarak kullanması gerekmektedir. Anayasanın, İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğunu düzenleyen 125'inci maddesi, bu zorunluluğun anayasal kanıtıdır. Hukuk devletinin temel ilkelerinden birisini de "belirlilik" oluşturmaktadır. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin; hem kişiler hem de yargı ve idare organları yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması gereklidir. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde ve uygulamalarda bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Öte yandan, normlar hiyerarşisine göre; yukarıdan aşağıya doğru "Anayasa", "Kanun", "Kanun Hükmünde Kararname", "Tüzük", "Yönetmelik" ve "diğer alt düzenleyici işlemler" şeklinde sıralanan normlardan, alt kademede yer alanın, üst kademedeki norma aykırı olması veya onun kapsamını aşan düzenlemeler içermesi mümkün değildir. Bu sıralamanın tabii bir sonucu olarak, normlar hiyerarşisinde üst kademede yer alan yasal kurallara aykırı düzenleyici tasarrufların idare tarafından yürürlüğe konulmasının açıklanan ilkeye aykırılık oluşturacağı tartışmasızdır. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun istisna düzenlemesinde "Gayrimenkul Yatırım Fonları veya Ortaklarının Kazançları" istisna kapsamına alınmıştır. Anılan madde hükmünde herhangi bir ayrım yapılmamıştır. Kanunun bu düzenlemesine karşın; davaya konu Tebliğle yapılan değişiklik ile altyapı yatırım ve hizmetleri gibi diğer varlık ve haklardan oluşan yatırım fon ve ortaklıklarının kazançlarının vergi istisnasından yararlanamayacak şekilde kanuni düzenlemeyi daraltıcı mahiyette düzenleme yapılmıştır. Davaya konu Tebliğde yapılan düzenleme ile idarece amaçsal bir yorum yapılarak kanun lafzından uzaklaşılmıştır. Kurumlar Vergisi Kanun metninde ve yukarıda sözü edilen kanun gerekçelerinde istisnaya ilişkin sınırlı bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu hukuki durumlar karşısında; verginin yasallığı ilkesine, belirlilik ilkesine ve normlar hiyerarşisine aykırı ve üst normdaki düzenlemeyi daraltan davaya konu düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davanın kabulü ile 1.12.2017 tarih ve 30257 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No:13)'in iptali gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 02/03/2021 tarihinde, davacı vekilleri Av. …, Av. …'ın ve davalı idare vekilleri Av. …, Av. …'in geldiği görülmüş olup, taraflara usulüne uygun söz verilip açıklamaları dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alınarak taraflara son söz verildikten sonra, ilgili yasa kuralları ile dava dosyası incelenip, işin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: Bakılmakta olan dava, 01/12/2017 tarihli ve 30257 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No:13)'in iptali istemiyle açılmış ise de; dava dilekçesi içeriği ve öne sürülen hukuka aykırılık sebepleri dikkate alınarak Tebliğin, "5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5/1-d maddesinin (4) numaralı alt bendinde yer alan gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarına ilişkin istisna düzenlemesinin esas itibarıyla gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklardan oluşan bir portföyü işleten gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarını kapsadığı; altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarının ise münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işletmek amacıyla kurulmaları, gayrimenkul, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklara altyapı yatırım ve hizmetleri ile ilişkili olmadıkları sürece yatırım yapamadıkları nedeni ile bu ortaklıkların kazançlarının istisnaya tabi olmadığı"na ilişkin kısmıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. Anayasa’nın 2. maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir" ifadesiyle, Cumhuriyeti’n temel niteliklerinden birisinin "hukuk devleti" ilkesini benimsemek olduğu belirtilmiş; 10. maddesinde, "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir" hükmüne yer verildikten sonra, 73. maddesinde; "herkesin, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlü" bulunduğu belirtilerek, vergilendirmede "eşitlik" ve "genellik ilkesinin" altı çizilmiş; maddenin devamı fıkrasında, "sosyal bir devletin görevinin, vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımını yapmak olduğu, bunun da, hükümetin uygulayacağı maliye politikalarıyla sağlanması gerektiği" belirtilerek, vergilendirmede "vergi adaleti" kavramına değinilmiş; üçüncü fıkrasında ise, "vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır." hükmü ile "kanunilik ilkesi"ne vurgu yapılmış; (Değişik: 16/4/2017 gün ve 6771 sayılı Kanunun 16. maddesiyle değişen) son fıkrasında da; "vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Cumhurbaşkanına verilebileceği" kuralına yer verilmiştir. Dayanağını Anayasa’dan alan ve devletin veya devletten aldığı yetkiye dayanan kamu tüzel kişilerinin, kamusal faaliyetlerinin gerektirdiği harcamaları karşılamak ya da kamusal görevlerinin gereklerini yerine getirmek amacıyla ekonomik birimlerden kanunda öngörülen esaslara uymak kaydıyla ve hukuki cebir altında, yükümlülerine bir karşılık vaadinde bulunmaksızın kanunla aldığı parasal tutar şeklinde tanımlanan verginin asıl amacı mali olup, kamu harcamalarının finansmanını karşılamaktır. Devletin ekonomideki rolünün değişimi ile birlikte, vergi, mali amacının yanında mali olmayan, ekonomik ve sosyal amaçlar içinde kullanılmaya başlanmış, böylelikle gelir dağılımını önceleyen, ekonomide ve sosyal alanda belli etkileri ortaya çıkmıştır. Zira, vergi sayesinde devlet; bir taraftan kendisine kaynak yaratıp harcamalarını karşılayarak yol, su, elektrik, sağlık gibi altyapı hizmetlerini sağlarken diğer taraftan da, ülkenin sosyal, kültürel ve ekonomik yönden büyümesi ve kalkınmasına katkı sağlayarak gelir dağılımını düzenlemektedir. Anayasa’da yer alan "hukuk devleti" ve "eşitlik" ilkesi gibi ilkelerin bir sonucu olan "genellik" ilkesi, özellikle hakların tanınması ve yükümlülüklerin konulmasında uyulması gereken genel bir ilke olsa da, kanun koyucunun, vergi yükümlüleri veya vergi konuları bakımından bazen ortaya çıkan fiili eşitsizliklere göre, bazen de ekonomik, kültürel, sosyal politikaları ile vergi tekniğine ilişkin kolaylaştırıcı nedenlerle, eşitlik ilkesine istisnalar getirebilmesi ve bunu yaparak da, "genellik ilkesi"ne istisna getirmesi mümkün bulunmakta ve getirilen bu istisnalar, Anayasanın diğer kurallarına dayanmak koşuluyla, hem doktrinde hem de yargısal değerlendirmelerde, eşitlik ve genellik ilkelerinden sapmalar olarak nitelendirilmemektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, vergide eşitlik ilkesini, "yükümlülerin genel vergi yüküne kendi ödeme güçlerine göre katılmalarıdır" şeklinde açıkladıktan sonra, Anayasa'da öngörülen verginin "malî güce göre ödenmesi", "herkesin vergi ödemesi" ilkesiyle birlikte vergilendirmede adalet ve eşitlik ilkesine uygunluğu gösterdiği ve sosyal devletin en etkin uygulama aracını oluşturduğuna değinmiş ve vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımının bu ilkelere uyularak sağlanacağını belirtmiştir (AYM., 06/07/1995 tarih ve E:1994/80, K:1995/279). Diğer bir kararında, genellik ilkesinin, sosyal sınıf farkı gözetilmeksizin herkesin elde ettiği, gelir, servet ya da harcamalar üzerinden vergi ödemesini amaçladığını belirtmiş; ayrıca, "…Birtakım yurttaşların başka kurallara bağlı tutulmaları haklı bir nedene dayanmakta ise böyle bir durumda kanun önünde eşitlik ilkesine ters düşüldüğünden söz edilemeyeceği"ne hükmetmiştir (AYM.,28/04/1986 tarih ve E:1981/13, K:1983/8). Vergilendirmede genel kural, yasayla belirlenmiş konu ve kişilerden vergi, resim ve harç alınması olmakla birlikte, vergi yasalarının bir kısmında, Anayasa’nın 73/2. maddesinin "vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır", "vergi yükünün dağılımında, maliye politikasının sosyal amaçları" doğrultusunda, "sosyal adalet" anlayışına uygun düzenleme yapabileceği hükmü gereği; 1) Gelir dağılımındaki dengesizliği azaltmak için, sosyal amaçlı 2) Ekonomide istikrar, kalkınma, büyüme ve istihdam gibi ekonomik amaçlı 3) Kültürel amaçlar için, (örneğin el sanatlarının teşviki) ve 4) İdari amaçlı olarak, (Mülga 5422 sayılı KVK'nun 8/4-d),(5520 sayılı KVK 5/1-d maddesi) muafiyet, istisna ve indirim düzenlemelerinin yapıldığı bir gerçektir. Vergi yasalarında, bu tür, sosyal, ekonomik, mali ve kültürel amaçlı kimi muaflık, istisna ve indirimler getirilmesi, yasakoyucunun takdirine bağlı bir konudur. Verginin bir bölümünden (indirim) veya tümünden vazgeçme ya da vergi kapsamındaki kimi konuları (istisna) veya kişileri (muaflık) vergi dışında tutma işlemi de en az vergi koyma ölçüsünde büyük önem taşımaktadır. Vergilendirmede esas kural, vergilerin yasayla konulup, değiştirilmesi veya kaldırılmasıdır. Buna göre, birtakım nedenlerle, kimi kişi veya konuların vergi dışında bırakılması ya da bir kısım vergiden vazgeçilmesi hususlarının da yasalarla belirlenmiş olması gerekmektedir. (AYM., 15/07/2004 tarih ve E:2003/33, K:2004/101) Dava konusu edilen Tebliğin ilişkin bulunduğu "gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının" kazançlarına ilişkin istisna düzenlemesi, vergi mevzuatımıza ilk olarak, mülga 5422 numaralı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun (1993 yılında eklenen) 8. maddesinin 4-d bendiyle girmiş, mezkur düzenleme 21/6/2006 tarih ve 26205 sayılı RG'de yayımlanan yeni 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (4) numaralı alt bendinde de aynen korunmuştur. Sözü edilen Kanunun madde gerekçesinde; "…istisnanın, sermaye piyasasının gelişmesine katkıda bulunmak, yeni oluşturulan sermaye piyasası kurumlarının araçlarının yerleşmesine yardımcı olmak, bireysel ve kurumsal tasarrufların sermaye piyasalarında değerlendirilmesine imkan sağlamak, bu kanalla sanayinin finansman ihtiyacına cevap vermek amacı" olduğu ifade olunmuştur. 01/12/2017 tarihli ve 30257 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 13 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 1)'nin “5.5.4. Gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançları” başlıklı bölümünün birinci paragrafından sonra eklenen aşağıdaki paragraflar ile; -Bu istisnanın esas itibarıyla gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklardan oluşan bir portföyü işleten gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarını kapsadığı, -Söz konusu gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının portföylerini oluştururken, Sermaye Piyasası Kurulunun belirlediği gayrimenkullere, gayrimenkul projelerine ve gayrimenkule dayalı haklara yatırım yapma zorunluluk oranından kalan kısmını mevduat, katılma hesabı, repo, iştirak ve belirlenen diğer varlık ve haklardan oluşturmaları istisna uygulanmasına engel teşkil etmeyeceği, -Portföyü, yukarıda belirtilen gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarından farklı olarak, altyapı yatırım ve hizmetleri gibi diğer varlık ve haklardan oluşan yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarının Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (4) numaralı alt bendi kapsamında istisnaya konu edilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun "Vergi Kanunlarının Uygulanması" başlıklı 3/A maddesinde;…Vergi kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olmadığı hallerde, vergi kanunlarının hükümleri konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak uygulanacağı kurala bağlanmış; madde gerekçesinde de; "bilindiği üzere vergi hukukuna ait konuları kapsayan, usul ve uygulamaya ilişkin hükümleri ihtiva eden VUK'ta kanun maddelerinin ne yolla anlaşılması ve uygulanması gerektiği hususuna ışık tutan bir yorum hükmü mevcut bulunmamaktadır. Kanundaki bu boşluk, her ne kadar ihtilaf konusunu teşkil eden olayların çözümlenmesi sırasında, mali yargı mercilerince verilen karar ve çıkan içtihatlarla ve bazen idari mercilerin açıklamaları ile doldurulmaya çalışılmakta ise de bugüne kadarki uygulamalarda uygun bir çözüme ulaşılabilmiş değildir. Bu nedenle, VUK ile ilgili olarak hazırlanan bu değişiklik tasarısında vergi kanunlarının ne şekilde yorumlanacağı ve uygulanacağını gösterir bir hükme yer verilmesi gerekli görülmüştür" denilmiştir. Esasen, vergilerin kanuniliği ilkesi gereği, vergilerin ancak kanunla konulması, değiştirilmesi, kaldırılması ve yorumun kanun sınırları içinde yapılması gerektiği kuralı; irade özgürlüğüne ve sözleşmeye tam olanak sağlamasa ve idareye geniş bir takdir yetkisi vermese de, kimi zamanlar, soyut hukuk kurallarının somut maddi olaya, işlem ve durumlara uygulanabilmesi için tam olarak anlamının belirlenebilmesi gerektiğinde; hukuk kuralının lafzı ve ruhu araştırılarak yorum yoluyla anlamının ortaya çıkarılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Kanunların nasıl yorumlanacağına ilişkin anayasa veya kanunlarda doğrudan bir düzenleme bulunmamakla birlikte, doktrin ve yargı içtihatlarıyla yorum yöntemleri ve yorum ilkeleri oluşturulmuştur. Hukukta, varlığına ihtiyaç duyulan, yoruma gidilmesini zorunlu kılan nedenler; -Kanun hükmünün başlangıçta yeter derecede açık ve belirgin yazılmaması, -Kullanılan terimlerin zaman içinde anlam değişikliğine uğraması, -Kanun hükmünün uygulanması gereken hallerde zaman içinde değişiklik olması, -Kanunda kullanılan genel ifadelerin özel durumlara ve olaylara tam olarak uymaması şeklinde sıralanmakta ve kimi anlayışlara bağlı olarak farklılıklar gösterse de, a) yasa metnindeki kelimelerin, deyimlerin, ifadelerin dil bilgisi kuralı yönünden cümle yapısı içindeki anlamları araştırılarak yapılan "lafzi yorum", b) madde hükmünün, kanunun yapısı içindeki yeri ve diğer mevzuat hükümleri ile olan bağlantısı ve ilişkisi araştırılarak yapılan "sistematik yorum", c) yasa koyucunun yasanın yapıldığı zamandaki iradesi ve amacı araştırılarak yapılan "tarihsel yorum", d) yasanın değişen ekonomik ve sosyal koşulları altında kazandığı objektif anlam üzerinde durularak yapılan "amaçsal yorum", olmak üzere dört çeşit "yorum" metoduna yer verilmektedir. Bilindiği üzere yorum, yeni bir hüküm getirmeyen, mevcut kanun hükümlerinin anlaşılmasını sağlayarak kanunların uygulanma biçimini gösteren bir başka ifadeyle, soyut hukuk kurallarının somut hukuki durum, işlem ve olaylara uygulanabilmesi için çeşitli esaslar göz önünde bulundurularak yapılan açıklamalardır. Kısaca, yorum, hukuk kurallarının ne anlama geldiğinin belirlenmesi, tespit edilmesidir. Kanun hükümlerinin, kanuna egemen olan hukuksal düşüncenin sınırlarını aşacak şekilde genişletilerek yorumlanmaması ve kıyas yolu ile başka olaylara genişletilmemesi, yani benzeterek uygulanmaması gerektiği Danıştay içtihatları ile ortaya konulmuştur. Vergi hukukunda, diğer hukuk dallarına ait kavram ve deyimler kullanıldığı zaman, bu kavram ve deyimler ait oldukları hukuk dallarındaki anlamlarına göre değerlendirilmekte ve vergi hukukunda kullanılan bir kısım kavramlara değişik anlam verilmişse, artık bu anlamları göz önünde bulundurulmaktadır. Dava dilekçesinde davacı kurum tarafından; Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5/1-d maddesindeki istisnanın, gayrimenkul yatırım ortaklıklarının (GYO) portföylerindeki konu ayrımı yapılmaksızın GYO'ların tüm faaliyetlerini kapsadığı, "münhasıran altyapı faaliyetlerine özgü portföy oluşturan GYO'ların KVK'nın ilgili maddesiyle getirilen "istisna" dışında kalmasının hukuka uygun olmadığı iddia edilmiştir. İhtilafın çözümlenebilmesi için Anayasa Mahkemesi'nin 12/6/2020 tarih ve E:2019/115, K:2020/31 sayılı kararında belirtilen, "Kurala bir anlam yüklenirken o kuralda öngörülen düzenlemenin getirilme sebebinin ve koşullarının da gözönünde bulundurulmasını gerekli kılacağı" yolundaki ilke de dikkate alınarak, 5520 sayılı Kanun’un 5. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinin (4) numaralı alt bendinde yer alan "gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançları"nın kurumlar vergisinden istisna olduğuna ilişkin hükmün "münhasıran altyapı hizmetleriyle ilgili portföyü işleten GYO'lar içinde uygulanabilir olup olmadığının, 1990'lı yıllarda kurulması gerektiğine inanılıp, ta o zamanlar yasal çerçevesi çizilerek kuruluş amacı belirlenen GYO'lar ile 2009 yılında tezahür eden bir ihtiyaçtan kaynaklı olup, aynı yılda yürürlüğe giren (Seri: VI, No: 24) "Alt Yapı Gayrimekul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği"yle kurulması kararlaştırılan ve 2014 yılında yürürlükten kaldırılarak, Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği'nde (III-48.1) değişiklik yapılarak bugünkü hukuki dayanağı oluşturulan alt yapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarının (AGYO), hem kavramsal, tarihsel, amaçsal açıdan ve özellikle de, GYO'ların bir takım faaliyet konularına getirilen istisnanın getiriliş nedenlerine ve uygulamanın yasalaştığı zamanda hangi konulara ve ne için uygulanmasının öngörüldüğü hususlarının ve hem de yasal mesnetleri açısından karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi gerekir. Gayrimenkul; bir yerden başka bir yere taşınamayan yerinde sabit olan mallardır. Genelde de arsa, arazi, bina, apartman, işyeri, konut, villa, fabrika ve benzeri değerlerin genel adı olarak kullanılmakta, içeriğini ise arazi ve üstünde olan bitki, ağaç, bina ve parçaları, madenler ve bunlarla ilgili tüm haklar oluşturmakta, bu konuları içine alan sektöre de gayrimenkul sektörü denilmekte ve şehirleri oluşturan her türlü konut, ticaret, sanayi, ulaştırma ve çeşitli hizmet birimleri ise arsalar ve araziler gayrimenkul sektörünün konusuna girmektedir. Bir ülkenin sosyal ve kültürel yapısının yanı sıra finansal gelişmişliğinin de göstergelerinden biri olan gayrimenkul sektörü, genellikle tasarruflarla veya banka kredileri gibi yabancı kaynaklarla finanse edilmektedir. Faaliyet alanları sadece gayrimenkul üzerine olan GYO'ları, 1990'larda sisteme dahil olmuş, bireysel ve kurumsal yatırımcıların tasarruflarını ortak bir havuzda toplayarak büyük çaptaki projeler için gerekli kaynağı sağlamayı amaç edinen bu müessese ile uygulamaya yeni bir finansman yöntemi kazandırılarak, sermaye piyasası aracılığıyla kaynak transferine olanak sağlanmış, halka arzlarını gerçekleştirerek sermayeyi tabana yayma politikalarına destek çıkılmış, büyük çaptaki projelerin gerçekleşmesine olanak sağlanarak kentleşme sürecine katkı yapılmış ve günümüzde de, GYO'ların sayısı artarak daha da yaygınlaşmış ve gayrimenkul sektöründeki yatırımlar ekonomiyi de yükselişe geçirerek bir ivme meydana getirmiş bulunmaktadır. Ülkemizde, nüfus artışı ve buna bağlı kırsal alanlardaki istihdam sorunu ile nüfusun şehirlere kayması neticesi, fazlaca köylerden kentlere ve bilhassa da başkente göç olması zamanla çarpık yapılaşmalara neden olmuş ve bunun üzerine şehirleşme ve kentleşme alanlarında değişik plan ve proğramların yapılması zaruret halini almış, sorunun çözümü amaçlı olarak, Cumhuriyetimizin ilk yıllarından itibaren değişik zamanlarda değişik enstrümanlar kullanılmış ise de istenen çözüme ulaşılamamış ve hatta zamanla siyasi, sosyal ve ekonomik nedenlerle kar kürtünü gibi büyüyerek devasa boyutlara ulaşmış, 1960'lı yıllardan itibaren kalkınma plan ve programlarına alınan, konuya özgü teknik ve hukuki alt yapı oluşturulmaya çalışılarak oluşturulan konut üretimine yönelik (Toplu Konut İşletmeleri, kooperatifçilik gibi) kurumsal yapılar bir nebze olsun sorunun çözümüne katkı sunsa da, istenen amaca hizmet edecek, konut üretecek ve modern kentleşmeyi tüm sosyal donatılarıyla ele alıp gerçekleştirecek müteahhitlik hizmeti ifa eden kurumların, yeterli sermaye ve teknolojilere sahip olmaması gibi nedenlerle konu istenen çözüme kavuşturulamamıştır. Bu nedenledir ki, ilk örneklerine 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra ABD'de rastlanan ve sonrasında 1960'lı yıllarda önemi gittikçe artan akabinde kimi Avrupa ülkelerinde de yaygınlaşan GYO'lar; ülkemizde de, 1990'lı yılların başından başlayarak dünyadaki örnekler göz önünde bulundurularak, 1980'li yıllarda ki ekonomideki liberalizmin bilhassa özel sektöre sağladığı yeni imkanlar, sermaye birikimine ve müteakibende yatırımların artmasına buna paralel konut sektöründe yeni bir anlayış ve yapılanmayla farklı organizasyon ve kurumsallaşmaların gerekliliğine binaen, Sermaye Piyasası Kanununun yürürlüğüyle birlikte önce Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) teşekkül ettirilmiş, devamında da bu kurulun teknik ve hukuki alt yapısı oluşturulduktan hemen sonra 1993 yılında faaliyetlerine vergisel açıdan "istisna" getirilen ve Türk Ticaret Kanunu’na (TTK) göre kurulup adı geçen Kurulun izniyle faaliyette hukuksal, ekonomik ve konut sektöründe yeni bir finansal araç olarak sistemimize dahil olmuştur. Özellikle 1980'li ve 1990'lı yıllar, sadece uygulanan ekonomik politikaların farklılaştığı bir zaman dilimi değil, aynı zamanda kentlerin yeni işlevler kazandığı bir dönem olarak tanımlanabilir. Bu nedenledir ki, ülkemizin ekonomik durumu ve hızla artan nüfusu dikkate alındığında gayrimenkule duyulan ihtiyacın ve özellikle de demografik yapımız nedeniyle ekonominin kalkınmasında gayrimenkul yatırımlarının payının ne derece önemli olduğunun izahı gerekmeyecektir. Başlangıçta, GYO'ların doğumuna yol açan sebebin bugün dahi ihtiyaç duyulan, büyük gayrimenkul projelerini gerçekleştirmenin çok büyük kaynaklar ve profesyonellik gerektirmesidir. Tek başlarına fonlayamayacakları projeleri, halktan topladıkları fonlarla gerçekleştiren ortaklıklar ve yine tek başlarına yapamayacakları gayrimenkul yatırımını GYO'lar aracılığı ile gerçekleştiren küçük yatırımcılar karşılıklı olarak kazanmakta ve ekonomik kalkınmaya destek olmaktadır. İlk yıllarında daha çok kiralık gayrimenkul portföylerine yatırım yaparak büyüyen GYO'lar, sonraları gayrimenkul geliştirme projelerine kaymışlar, ağırlıklı olarak da konut ve alışveriş merkezi yatırımlarına yönelmişler ve ticari gayrimenkullerden oluşan portföyler oluşturmuşlardır. Gayrimenkul yatırım ortaklıkları piyasasının gelişme göstermesinin en büyük nedenleri, devletin gayrimenkul yatırımlarının kurumsallaşmasını vergisel ve politik olarak desteklemesi, 1999 yılı depremleri sonrasında oluşan toplumsal bilincin gayrimenkul piyasasının GYO'lar lehine önemli bir avantaj sağlaması ve yabancı yatırımcıların gayrimenkul yatırımlarında dolaylı yatırımları doğrudan yatırımlara tercih etmesi, şeklinde özetlenebilir. GYO'ların gerçekleştirmiş olduğu her proje, ekspertiz raporundaki değer üzerinden alım satımın yapıldığı, SPK'nın gözetiminde faaliyetlerin kamuya duyurulduğu projeler olup piyasada kayıt dışı faaliyetlerin önü kesilmiş, bunun yanı sıra, tarafların hak ve yükümlülüklerini koruyacak sağlıklı bir hukuki alt yapının sağlanmasıyla da yatırımcıları destekleyerek yabancı sermayeyi sektöre çekmiştir (Çolak, Alıcı, 2001, GYO'ları A'dan Z'ye, SPK, Yayın No: 136). Gayrimenkul yatırım ortaklıkları, tasarruf sahiplerinden topladıkları fonlarla Kurul tarafından izin verilen faaliyetlerde değerlendirerek bir portföy kuran ve bu portföyü yönetme amacıyla gerekli önlemleri alan kuruluşlar (Tuncel, 1997, GYO'ları ve Türkiye Uygulaması SPK, Yayın No:105); her türlü gayrimenkul yatırımına finansman sağlamak veya elde edilmek istenen bir gayrimenkul için pek çok yatırımcının sermayesini bir araya getiren anonim şirket (Akçay, Belgin 2000, Türkiye'de Yatırım Ortaklıklarının Değerlendirilmesi); Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği’nce (GYODER) 2001 yılında tertiplenen "Gayrimenkul Zirvesi II” sonuç bilgilerini içeren kitapçıklarda da, gayrimenkullere, gayrimenkule dayalı projelerde ve gayrimenkule dayalı sermaye piyasası araçlarına yatırım yapmak suretiyle faaliyet gösteren özel bir şirket, Sermaye Piyasası Kurulunca da GYO'lara ilişkin tebliğde;" gayrimenkullere, gayrimenkule dayalı sermaye piyasası araçlanna, gayrimenkul projelerine, gayrimenkule dayalı haklara ve sermaye piyasası araçlarına yatırım yapabilen, belirli projeleri gerçekleştirmek üzere adi ortaklık kurabilen ve Tebliğ'de izin verilen diğer faaliyetlerde bulunabilen sermaye piyasası kurumları" olarak tanımlanmış, 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun (29.04.1992 tarih ve 3794 sayılı Kanunla değişik) 32. maddesinde ise yatırım ortaklıkları; sermaye piyasasında faaliyet gösteren kurumlar arasında sayılmış, 35. maddesinde, sermaye piyasası araçları, gayrimenkul, altın ve diğer kıymetli madenler portföyünü işletmek amacıyla kurulan anonim ortaklıklar olarak belirtilmiş, kuruluş ve faaliyet izinleri ise SPK'ya tabi tutulmuştur. GYO’ların kuruluş, amaç ve faaliyetlerine ilişkin olarak ilk ayrıntılı düzenleme 22/07/1995 tarih ve 22351 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan "Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği" ile bu tebliğe ek olarak 1996 yılında yeni bir tebliğde yapılmıştır. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’na istinaden 8.05.2013 tarih ve 28660 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (III.48.1) temel ve güncel mevzuat halini almış ve GYO'larının ana faaliyet konusunun, ortaklık portföyünü oluşturmak, bu portföyün değerini koruyacak ve yükseltecek önlemler alarak portföyü yönetmek olduğu, gayrimenkule dayalı oluşturduklan portföylerini yönetirken faaliyetlerini gerçekleştirebilmek için borçlanabilecekleri, borçlarına karşılık teminat verebilecekleri, varlığa dayalı menkul kıymet ihraç edip, bazı kuruluşlara iştirakte bulunabilecekleri ve portföylerindeki gayrimenkullerin satış veya satış vaadi sözleşmelerine ya da satışından kaynaklanan senetli alacaklarına dayalı olarak, varlığa dayalı menkul kıymet ihraç ederek de finansman ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri, ayrıca GYO'ların, işletmeci şirketlere, diğer gayrimenkul yatırım ortaklıklarına, faaliyet konusu sadece gayrimenkul olan yurt dışında kurulu şirketlere iştirakte bulunabilecekleri açıklanmış; 23. maddesinde, bu tür yatırım ortaklıklarının yapamayacakları işler sayılmış; 24. maddesinde de yönettikleri portföylere belli oranlarda sınırlamalar getirilmiştir. Görüldüğü üzere, gayrimenkul yatırım ortaklıkları, gayrimenkulün genel yapısına bağlı olarak gayrimenkul finansmanında yaşanılan sıkıntılar, sabit yatırımlar olan gayrimenkullerin menkul kıymetleştirilmesine duyulan ihtiyaçtan doğmuş, hukuken müesseseleşmeyle birlikte ana amacı doğrultusunda, finansman problemi yaşayan gayrimenkul sektörüne kaynak yaratmış, halka açılma ile toplanan fonların gayrimenkul sektörüne yönlendirilmesinin yanısıra, kısıtlı birikimleriyle verimli bir gayrimenkul yatırımı yapamayan tasarruf sahiplerinin yaratılan değer artışından faydalanmalarını sağlamış, kurumsal ve profesyonel bir yatırımcı tabanı oluşturmak ve bugüne kadar çeşitli imkansızlıklar yüzünden devam edegelen ve yetersiz kat karşılığı kooperatif ve benzeri oluşumlara alternatif ve şeffaf bir model olmuştur. (E. Taner Şahin, Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniv., Fen Bil. Enst. 2010) Altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarına ( AGYO) gelince; Bu ortaklıklar, 29 Ocak 2009 tarihli ve 27125 sayılı Resmi Gazete yayımlanarak yürürlüğe giren "Alt Yapı Gayrimekul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği" (Seri:VI, No:24) ile alt yapı gayrimenkul yatırım ortaklığı adı altında nevi şahsına münhasır bir müessese olarak düzenlenmiştir. Anılan Tebliğin 1. maddesinde, altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarının amacı, portföy işletmeciliği faaliyet izinlerine, organizasyon yapılarına, ihraç edecekleri sermaye piyasası araçlarının Kurul kaydına alınmasına, yatırım faaliyetlerine, kamuyu aydınlatma ve yatırımcıların bilgilendirilmesi yükümlülüklerine ilişkin esas ve usulleri belirlemek olarak gösterilmiş; 2. maddesinde dayanağının, 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 22. maddesinin (o) bendi ile 35 ve 36. maddelerine ve 8/11/1998 tarihli ve 23517 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Seri:VI, No:11 sayılı "Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği" olduğu belirtilmiştir. Tebliğin 3/(a) maddesinde, alt yapı hizmetlerinin, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nda düzenlenen merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri, sosyal güvenlik kurumları, mahalli idareler ve kamu iktisadi teşebbüsü tarafından yürütülen tarım, sulama, madencilik, imalat, enerji, ulaştırma, haberleşme, bilgi teknolojileri, turizm, konut, kültür, kentsel ve kırsal altyapı, belediye hizmetleri, kentsel dönüşüm, çevre, araştırma-geliştirme hizmetleri ile eğitim, sağlık, adalet, güvenlik ve genel idare altyapısı yatırım ve hizmetlerinden oluştuğu; (c) bendinde de, altyapı şirketinin, 8/6/1994 tarih ve 3996 sayılı "Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun"da tanımlanan sermaye şirketini veya yabancı şirketi, altyapı yatırım hizmetlerini ilgili mevzuatta düzenlenen diğer kamu-özel işbirliği modelleri çerçevesinde yürütecek şirketi veya merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri, sosyal güvenlik kurumları, mahalli idareler ve kamu iktisadi teşebbüsü tarafından yürütülen altyapı yatırım ve hizmetlerini gerçekleştirmek üzere kurulan şirketi ifade ettiği kurala bağlanmış; 19. maddesinde, münhasıran, alt yapı yatırım ve hizmetlerinin dahil olduğu portföyü işletebileceği ve iş bu portföyün de, a) Altyapı yatırım ve hizmetleri, b) Altyapı yatırım ve hizmetlerine ilişkin projeler, c) (a) ve (b) bendinde yer alan unsurlara dayalı hak ve sermaye piyasası araçlarından,… oluşacağı; aynı maddenin 2. bendinde ise, münhasıran belirli bir projeyi gerçekleştirmek üzere kurulan bu ortaklıkların, başka bir projeyi portföylerine dahil edemeyecekleri açıklamasına yer verilmiştir. Mezkur tebliğin sözü edilen maddelerinden görüldüğü üzere; altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten ortaklıkların, münhasıran bu faaliyette bulunmak üzere kurulmaları/dönüşmeleri ve ortaklık esas sözleşmesinde de bu yönde hüküm bulundurmaları zorunludur. Buna göre, münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işletecek ortaklıklar altyapı yatırım ve hizmeti ile ilişkili olmayan gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklara yatırım yapamayacakları kuralı getirilmiştir. Altyapı gayrimenkul yatırım ortaklığı oluşumunun hukuksal alt yapısı oluşturulmadan önce, yukarıda belirtildiği gibi, ya ekonomik veya diğer başka nedenlerle köyden kente göç dalgasının giderek artan bir şekilde şehirlere akması sonrasında şehirlerin ve bilhassa da başkentin artan nüfusuna paralel yapılaşmanın ve buna mukabil altyapı hizmetlerini yürüten mahalli birimlerin kendi gelir kaynakları yanında, merkezi yönetimden aldığı mali destekle istenen çözümü sağlamada yaşadığı güçlük ve devamında düştüğü ekonomik sıkıntı üzerine, 2007 yılından başlayarak girişilen ve yeni hal çaresi olarak başvurulan "özelleştirme" çabalarının da başarıya ulaşmaması sonrası Sermaye Piyasası Kurulunun getirdiği bir çözüm olarak 2009 yılında yürürlüğe konulan kuruluş ve teknik şartları belirtilen bir Tebliğ ile ortaya konulmuşsa da, arzulanan bir sonuç alınmadığı hatta, AGYO adı altında bir kurumsal yapının ortaya çıkmadığı görülmektedir. Başkentin belirtilen altyapı sorunlarından, özellikle "doğal gaz dağıtım ve pazarlaması"ndan kaynaklı kısmının 2013 yılında yapılan özelleştirme ile bir şirkete (davacı Şirkete) ihale olunması, 2009 yılında dünyada bir örneği bulunmayan AGYO ile ilgili Tebliğin 2014 yılında mülga olmasıyla, 1990 yılında hukuksal temeli atılan 1995 yılında görev ve faaliyet alanları saptanarak tanımı yapılan 2013 yılında da son halini alan, hukuksal alt yapısının oluştuğu yıldan bu tarafa görev ve faaliyet alanı değişmeden 2014 yılına gelindiğinde Tebliğe, "altyapı faaliyetlerinde bulunmak üzere GYO kurulabileceği ya da koşulları taşıyan şirketlerin GYO'ya dönüşebileceği"nin kabul edilmesiyle adı geçen Şirket, 2016 yılında "sadece altyapı hizmetlerinin yatırımında faaliyette" bulunmak üzere gayrimenkul yatırım ortaklığı (GYO) statüsü kazanmıştır. Yukarıda yapılan açıklama ve değerlendirmelerden sonra, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinin (4) numaralı alt bendiyle, gayrimenkul yatırırm ortaklıkların kazançlarına ilişkin getirilen istisnadan yararlanacak olan GYO'ların niteliklerinin neler olduğunu tespit etmek gerekmektedir. Tarihsel sürecin başından bu tarafa gayrimenkul yatırım ortaklığının amacı, getiri potansiyeli yüksek gayrimenkullere, gayrimenkule dayalı projelere yatırım yapmak, portföyündeki gayrimenkullerden kira geliri ve gayrimenkul alım satım kazancı elde etmek olan gayrimenkul yatırırm ortaklığı, yıl sonunda bu kazancı, Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemeleri çerçevesinde, ortaklarına temettü olarak dağıtabilmekte ve böylece gayrimenkul gelirini ortaklarına aktarabilmektedir. Sadece altyapı hizmetlerinin yatırımında bulunmak koşuluyla kurulan ya da dönüşen GYO'ların portföyü ise, GYO statüsündeki yapıdan tamamen farklı alanlardadır. Hatta, altyapı gayrimenkul yatırım ortaklığına bakarak, üstyapı gayrimenkul yatırırm ortaklığı denilebilecek GYO'ların faaliyet alanlarıyla ilgili portföy oluşturmaları yasaklıdır. Gayrimenkul yatırım ortaklığıyla, konut sektörüne; likiditesi düşük olan gayrimenkule yatırım yapan bir şirketin payları satın alınarak, gayrimenkul yatırımının likidite edilmesi sorununu ortadan kaldırmakta iken belirtilen durum altyapı GYO'larda söz konusu dahi olmamakta bu yapıda bir nevi "özelleştirme müessesesindeki" amaca matuf faaliyet yürütülmektedir. Dahası, gayrimenkul yatırım ortaklıkları, sadece gayrimenkule dayalı portföy işletmeciliği faaliyeti kapsamında faaliyet gösterebilmekte ve aktiflerinde makine ve ekipman bulunduramamakta, inşaat işlerini kendileri üstlenememekte, proje yapamamakta, sadece ve sadece inşaatını başka şirketlerin gerçekleştirdiği projelere finansman sağlayabilirlerken; altyapı hizmet yatırımı yapmak amaçlı kurulan gayrimenkul yatırım ortaklıkları, bu durumun aksine, altyapı hizmetlerinin gerektirdiği projelendirme ve inşa işlerini kendisinin yapmasına, bu işlerin gereği makine vs. ekipmana sahip olmasında bir engel olmadığı gibi, altyapı hizmet yatırımlarında bulunan şirketlere finansal destek sağlayıcı bir misyon da üstlenmemektedir. Arapça kökenli olan “istisna”nın sözlük anlamı, 1. Bir kimse veya bir şeyi benzerlerinden ayrı tutma; 2. Genelden ayrı, kural dışı olma, ayrıklık; 3. Ayrı tutulan kimse veya şeydir (Türk Dil Kurumu, https://sozluk.gov.tr). Vergilendirmede istisna, vergi konusuna getirilen sınırlama; vergiye tâbi kimi konuların yasa ile kısmen ya da tamamen vergi dışında tutulması (AYM., 15/7/2004 tarih ve E:2003/33, K:2004/101) şeklinde tarif olunmaktadır. Tarihsel ve amaçsal açıdan bakıldığında; 5520 sayılı KVK'nun 5. maddesinde yer alan "gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançlarına" ilişkin "istisna" hükmünün; 1992 yılında Sermaye Piyasası Kanunu ve vergi kanunlarında yapılan düzenlemelerle ilk kez hukuk sistemimize giren ve Sermaye Piyasası Kanunu’nun 35. maddesinde “Yatırım Ortaklıkları Sermaye Piyasası araçları, gayrimenkul, altın ve diğer kıymetli madenler portföylerini işletmek amacıyla kurulan anonim ortaklıklardır” şeklinde tanımlanan ve yine aynı Kanunun 36. maddesinde yatırım ortaklıklarının işleyiş şekilleri ve tabi olacakları yükümlülüklerin SPK'ca belirleneceği ifade edilen, inşaat ve müteahhitlik faaliyetlerinin yoğun olduğu ülkemizde, gayrimenkulde kurumsallaşmayı teşvik etmek amaçlı olarak sadece gayrimenkul yatırımları alanında faaliyet gösteren, yaptığı işin mahiyeti de buna uygun olan GYO'lara tanınmış olup, gayrimenkul yatırımları dışındaki kazançları kapsamadığı, bir başka ifadeyle adı geçen istisna uygulaması, GYO'ların "her türlü kazançlarına tanınmış" bir istisna değildir. Her ne kadar, yasa koyucu istisna hükmünü koyarken bir ayrım yapmaksızın genel ifade (GYO) kullanmış ise de, Sermaye Piyasası Kanunu'nda oluşturulması öngörülerek, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulması sağlanacak GYO'ların kuruluş amacının belirlendiği SPK'nu dayanak gösterilerek yürürlüğe sokulan ilk tebliğden itibaren bu günkü haliyle mevcut genel tebliğin yukarıda sözü edilen ilgili maddelerinde belirtilen sırf "getiri potansiyeli yüksek gayrimenkul ve gayrimenkul projelerine yapılan yatırımlar ile portföylerindeki gayrimenkullerden elde edilen kira getirisi ve gayrimenkul alım satım faaliyetinden doğan kazanç konularına" uygulanması mümkün bir istisna olduğu, dolayısıyla, bu istisnanın belirtilen konulara hasren getirildiği, SPK mevzuatında açık olup, izahtan varestedir. Sermaye Piyasası Kanunu uyarınca Sermaye Piyasası Kurulu tarafından 1995-2013 yılları arası düzenlenen Tebliğ'lerde; "bir şirketin GYO olabilmesi için sadece gayrimenkule dayalı portföy işletmeciliği faaliyeti kapsamında faaliyet göstermeleri gerektiği, aktiflerinde makine ve ekipman bulunduramayacakları, inşaat işlerini kendilerinin üstlenemeyeceği, proje yürütemeyecekleri, yalnızca inşaatını başka şirketlerin gerçekleştirdiği projelere finansman sağlayabilecekleri" yolundaki şartlar önceki paragrafta belirtilen "istisnanın sadece gayrimenkul ve gayrimenkule dayalı yatırımla ilgili kazançlara uygulanabileceğine" dair hukuki değerlendirmeyi teyit etmektedir. "Gayrimenkul yatırım ortaklıkları", gayrimenkul (taşınmaz) şeklinde tanımlanan arsa, arazi, bina, apartman, işyeri, konut, villa, fabrika vs. türünde büyük çaptaki projeler için gerekli kaynağı sağlamak üzere uygulamaya girmiş bir finansman yöntemi olarak sermaye piyasası aracılığıyla kaynak transferine olanak sağlayan şirket konumunda iken, "Altyapı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları"; altyapı yatırım hizmetlerini ilgili mevzuatta düzenlenen diğer kamu-özel işbirliği modelleri çerçevesinde yürütecek şirketi veya merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri, sosyal güvenlik kurumları, mahalli idareler ve kamu iktisadi teşebbüsü tarafından yürütülen altyapı yatırım ve hizmetlerini gerçekleştirmek üzere kurulan şirketi ifade etmesi nedeniyle, her ne kadar aynı mevzuatta kuruluş, usul ve çalışma esasları belirlense de, münhasıran altyapı hizmetlerinin ifası amaçlı faaliyette bulunmak üzere kurulan bu Ortaklığın (AGYO); 1992 tarihli SPK'nunda yapılan değişiklikle mevzuatımıza giren, akabinde (Mülga) 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 8. maddesinin 4-d bendiyle eklenen "istisna" hükmüyle vergisel açıdan teşvik olunan GYO'ların bir türü olduğu ve dolayısıyla, altyapı hizmetlerinin icrası amaçlı Ortaklık ile GYO'larının iki ayrı kurumsal yapı olduğu da tartışmasızdır. Bu açıdan bakıldığında, KVK'nun GYO'ların belirtilen kazanç konularına tanıdığı "istisna", GYO'ların sırf bu ünvana sahip olduklarından değil, öz, içerik ve anlam yönünden, kuruluş amaçlarına uygun icra edecekleri faaliyet konularına ilişkin olduğu, yoksa, kuruluş amacı ne olursa olsun adı GYO olan tüm şirketler açısından Kanunun vaazetmediği bir alandaki tüm faaliyetleri İSTİSNA kapsamına alınamayacağı sonucuna varılmaktadır. Kanun koyucu, yukarıda ayrıntılı olarak aktarılan özellikteki GYO’ların kazançlarına özgü istisna düzenlemesi yapmıştır; yani, kanun koyucu gayrimenkulde kurumsallaşmayı teşvik etmek amaçlı olarak sadece gayrimenkul yatırımları alanında faaliyet gösteren, yaptığı işin mahiyeti de buna uygun olan GYO’ların kazançlarına istisna getirmiştir. Vergilendirmede genel kural, kanunla belirlenmiş konulardan, diğer bir anlatımla vergi kapsamına alınmış konulardan vergi alınmasıdır. 5520 sayılı KVK’daki, söz konusu kural, bu genel hükmü sınırlandıran, istisna getiren bir hükümdür. Kanun koyucu koyduğu bu istisnayı sadece belirtilen nitelikteki GYO’lara münhasır tutmuştur; bu nedenle, AGYO’lar için de geçerli olduğu söylenemez. İstisna hükmünün geniş yorumlanması, istisna kapsamında olmayan bir kazancın yorum yoluyla değiştirilmesi sonucunu doğurur; böyle bir durum ise genel kuralın değiştirilmesi anlamına gelir ki; Anayasa’nın 73. maddesindeki verginin kanuniği ilkesi buna müsaade etmez. Bu ilke, vergi istisnasını da kapsamaktadır. Şu halde, asıl faaliyet konusu ve bu duruma istinaden portföyü altyapı hizmetlerine dönük yatırım ve işletilmesi olan şirkete GYO statüsünün verilmesi tek başına o GYO'nun faaliyet konularıyla ilişkilendirilecek kazancının da "istisna" kapsamında sayılmasını gerektirmeyecektir. Zira, 1993 yılında 5422 sayılı KVK’nın 8. maddesine eklenen, 5520 sayılı yeni KVK'nun 5. maddesinde de aynen yer verilen "istisna" ile kanun koyucunun amacının; şehirleşme ile başlayan ve zamanla yapısal bir sorun haline gelen modern şehircilik idealinin ve buna bağlı ekonomik büyümeyle paralel milli gelirin artması, dışsal faydasıyla diğer bağlantılı ticari yapıların ticari hacimlerinin yükselmesi dolayısıyla, ekonomik kalkınmada dinamo olarak gelişmişliğe büyük bir ivme kazandırması amaçlı teşvik edilen ve ilk günden günümüze kadar ki süreçte kısmende beklentiye cevap veren GYO'lardan, farklı bir yapısı bulunan GYO'larca, yapılması beklenen alanların dışında portföy oluşturan altyapı GYO'larının faaliyetlerini içine alacağını söylemek, Sermaye Piyasası Kurulu eliyle istisna uygulamasına tabi tutulan belli başlı imtiyazlı grupların, kişilerin, sektörlerin ortaya çıkması kaçınılmaz hale gelir ki, bu durum; "vergiler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır" ilkesiyle de bağdaşmayacaktır. Bu durum karşısında, tabi olduğu Tebliğ'de gösterilen usul ve esaslar muvacehesinde kuruluş amacı gayrimenkule ve gayrimenkule dayalı sermaye piyasası araçlarına yatırım yapmak olan, yine, ilgili Tebliğ'lerde sayılan faaliyet konularınında portföy oluşturmak üzere kurulmasını gerektirir nedenler açısından ihdas edildiği anlaşılan "istisna" hükmünün, kuruluş sözleşmesinde; belirtilen amaç ve faaliyetleri gerçekleştiremeyeceği açıklanan, sadece "gayrimenkul" kavramı ile; altyapı faaliyetlerinde kullanılan ve faaliyetin gereğine binaen gerekli alet ve adavetten dolayı sahip olunan irtifak hakkı nedeniyle ilişkilendirilebilen "Altyapı Yatırım Ortaklıklarına", bir şekilde, GYO statüsü verilmesi, o ortaklıkların portföyünü oluşturan kazançların kurumlar vergisinden istisna edilmesini gerekli kılmayacaktır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu Genel Tebliğin iptali istenen, "portföyü, altyapı yatırım ve hizmetleri gibi diğer varlık ve haklardan oluşan yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarının Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5/d-4 maddesi kapsamında istisnaya konu edilmesinin mümkün olmadı"ğına dair ilgili bölümünün; istisna kuralının uygulama alanını daraltmadığı, KVK'nun 5/1-d maddesinin (4) numaralı alt bendindeki hukuki durumu tespit ve açıklamaktan öte bir sonuç içermediği, bu bakımdan, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir. Dolayısıyla, davacı kurum iddialarının reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davanın REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3. Davacıdan alınması gereken … TL maktu karar harcından daha önce tahsil edilen … TL'nin mahsup edilerek eksik kalan … TL maktu karar harcının alınmasına, 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 5. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen otuz (30) gün içinde Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, 02/03/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : Dava, 01/12/2017 tarih ve 30257 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No:13)'in iptali istemiyle açılmıştır. Anayasanın 73. maddesinde; vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı hükmü yer almıştır. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 1. maddesinde; sermaye şirketlerinin ve iş ortaklıklarının kazançlarının kurumlar vergisine tabi olduğu ve kurum kazancının gelir vergisinin konusuna giren gelir unsurlarından oluştuğu, 5. maddesinin 1. fıkrasının d bendinde; Türkiye'de kurulu gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançlarının kurumlar vergisinden müstesna olduğu belirtilmiştir. Dava konusu Tebliğ ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nda yer istisna düzenlemesinin esas itibarıyla gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklardan oluşan bir portföyü işleten gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarını kapsadığı, altyapı yatırım ve hizmetleri gibi diğer varlık ve haklardan oluşan yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarının söz konusu istisnaya konu edilmesinin mümkün olmadığı düzenlenmiştir. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nda gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklarının kazançları istisna kapsamına alınmış olup, dava konusu düzenleme ile normlar hiyerarşisinde daha üst konumda bulunan Kanun hükümlerini daraltan bir şekilde gayrimenkul yatırım ortaklıkları arasında portföy ayrımı yapıldığı anlaşıldığından dava konusu düzenlemede hukuka uyarlık bulunmamıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın kabulü gerektiği görüşüyle Dairemiz kararına katılmıyoruz.
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, E. 2021/1194, K. 2021/1762Kaynağı aç
DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2021/1194 E.  ,  2021/1762 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2021/1194 Karar No : 2021/1762 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Anonim Şirketi VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı – … VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : Danıştay Dördüncü Dairesinin 02/03/2021 tarih ve E:2017/4268, K:2021/1335 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 01/12/2017 tarih ve 30257 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No:13)'in iptali istemiyle dava açılmıştır. Danıştay Dördüncü Dairesinin 02/03/2021 tarih ve E:2017/4268, K:2021/1335 sayılı kararı: 01/12/2017 tarih ve 30257 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No:13)'in tamamının iptali istemiyle dava açılmış ise de dava dilekçesinde ileri sürülen hukuka aykırılık sebepleri dikkate alınarak Tebliğ'in, "5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde yer alan gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançlarına ilişkin istisna düzenlemesinin esas itibarıyla gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklardan oluşan bir portföyü işleten gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarını kapsadığı; altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarının ise münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işletmek amacıyla kurulmaları, gayrimenkul, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklara altyapı yatırım ve hizmetleri ile ilişkili olmadıkları sürece yatırım yapamamaları nedeniyle bu ortaklıkların kazançlarının istisnaya tabi olmadığı"na ilişkin kısmıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. Dava konusu edilen Tebliğ'in ilişkin bulunduğu gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarına ilişkin istisna düzenlemesi, vergi mevzuatımıza ilk olarak, mülga 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun (1993 yılında eklenen) 8. maddesinin birinci fıkrasının (4-d) bendiyle girmiştir. Mezkur düzenleme 21/06/2006 tarih ve 26205 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde de aynen korunmuştur. Anılan Kanun'un madde gerekçesinde, istisnanın amacının, sermaye piyasasının gelişmesine katkıda bulunmak, yeni oluşturulan sermaye piyasası kurumları araçlarının yerleşmesine yardımcı olmak, bireysel ve kurumsal tasarrufların sermaye piyasalarında değerlendirilmesine imkan sağlamak, bu kanalla sanayinin finansman ihtiyacına cevap vermek olduğu belirtilmiştir. Dava dilekçesinde, Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde, işletilen portföye ilişkin bir ayrım yapılmaksızın gayrimenkul yatırım ortaklıklarının tüm faaliyetlerinin istisna olarak düzenlendiği, münhasıran altyapı faaliyetlerine özgü portföy oluşturan gayrimenkul yatırım ortaklıklarının istisna dışında kalmasının hukuka uygun olmadığı iddia edilmiştir. İhtilafın çözümlenebilmesi için Anayasa Mahkemesinin 12/06/2020 tarih ve E:2019/115, K:2020/31 sayılı kararında belirtilen, "kurala bir anlam yüklenirken o kuralda öngörülen düzenlemenin getirilme sebebinin ve koşullarının da göz önünde bulundurulması gerektiği" yolundaki ilke de dikkate alınarak, Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde düzenlenen istisnanın, münhasıran altyapı hizmetleriyle ilgili portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıkları için de uygulanabilir olup olmadığının, gayrimenkul yatırım ortaklıkları ile altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarının hem kavramsal, tarihsel, amaçsal açıdan ve özellikle de gayrimenkul yatırım ortaklıklarının bir takım faaliyet konularına getirilen istisnanın getiriliş nedenlerine ve uygulamanın yasalaştığı zamanda hangi konulara ve ne için uygulanmasının öngörüldüğü hususlarının hem de yasal mesnetleri açısından karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi gerekir. Ülkemizde, nüfus artışı ve buna bağlı kırsal alanlardaki istihdam sorunu ile nüfusun şehirlere kayması neticesi, köylerden kentlere ve bilhassa da Başkente fazlaca göç olması zamanla çarpık yapılaşmalara neden olmuş ve bunun üzerine şehirleşme ve kentleşme alanlarında değişik plan ve programların yapılması zaruret halini almıştır. Sorunun çözümü için Cumhuriyetimizin ilk yıllarından itibaren değişik zamanlarda değişik enstrümanlar kullanılmış ise de istenen çözüme ulaşılamamıştır. Bu nedenledir ki ilk örneklerine 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra ABD'de rastlanan ve sonrasında 1960'lı yıllarda önemi gittikçe artan, akabinde kimi Avrupa ülkelerinde de yaygınlaşan gayrimenkul yatırım ortaklıkları, ülkemizde de 1990'lı yılların başından başlayarak dünyadaki örnekler göz önünde bulundurularak 1980'li yıllardaki ekonomideki liberalizmin bilhassa özel sektöre sağladığı yeni imkanlar, sermaye birikimine ve müteakiben de yatırımların artmasına, buna paralel konut sektöründe yeni bir anlayış ve yapılanmayla farklı organizasyon ve kurumsallaşmaların gerekliliğine binaen, Sermaye Piyasası Kanunu'nun yürürlüğüyle birlikte önce Sermaye Piyasası Kurulu teşekkül ettirilmiş, devamında da bu Kurulun teknik ve hukuki alt yapısı oluşturulduktan hemen sonra 1993 yılında faaliyetlerine vergisel açıdan istisna getirilen ve Türk Ticaret Kanunu’na göre kurulup Sermaye Piyasası Kurulunun izniyle faaliyette bulunmak üzere hukuksal, ekonomik ve konut sektöründe yeni bir finansal araç olarak sistemimize dahil olmuştur. Gayrimenkul yatırım ortaklıkları, tasarruf sahiplerinden topladıkları fonları Sermaye Piyasası Kurulu tarafından izin verilen faaliyetlerde değerlendirerek bir portföy kuran ve bu portföyü yönetme amacıyla gerekli önlemleri alan kuruluşlar (Tuncel, 1997, GYO'ları ve Türkiye Uygulaması SPK, Yayın No:105); her türlü gayrimenkul yatırımına finansman sağlamak veya elde edilmek istenen bir gayrimenkul için pek çok yatırımcının sermayesini bir araya getiren anonim şirket (Akçay, Belgin 2000, Türkiye'de Yatırım Ortaklıklarının Değerlendirilmesi); Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneğince 2001 yılında tertiplenen "Gayrimenkul Zirvesi II” sonuç bilgilerini içeren kitapçıklarda da gayrimenkullere, gayrimenkule dayalı projelere ve gayrimenkule dayalı sermaye piyasası araçlarına yatırım yapmak suretiyle faaliyet gösteren özel bir şirket; Sermaye Piyasası Kurulunca da Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği'nde, gayrimenkullere, gayrimenkule dayalı sermaye piyasası araçlarına, gayrimenkul projelerine, gayrimenkule dayalı haklara ve sermaye piyasası araçlarına yatırım yapabilen, belirli projeleri gerçekleştirmek üzere adi ortaklık kurabilen ve Tebliğ'de izin verilen diğer faaliyetlerde bulunabilen sermaye piyasası kurumları olarak tanımlanmıştır. 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 29/04/1992 tarih ve 3794 sayılı Kanun'la değişik 32. maddesinde ise yatırım ortaklıkları sermaye piyasasında faaliyet gösteren kurumlar arasında sayılmış; 35. maddesinde, yatırım ortaklıkları, sermaye piyasası araçları, gayrimenkul, altın ve diğer kıymetli madenler portföyünü işletmek amacıyla kurulan anonim ortaklıklar olarak tanımlanmış, kuruluş ve faaliyetleri ise Sermaye Piyasası Kurulunun iznine tabi tutulmuştur. Gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kuruluş, amaç ve faaliyetlerine ilişkin olarak ilk ayrıntılı düzenleme, 22/07/1995 tarih ve 22351 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği ile bu Tebliğ'e ek olarak 1996 yılında yayımlanan Tebliğ'de yapılmıştır. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’na istinaden 28/05/2013 tarih ve 28660 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (III.48.1) temel ve güncel mevzuat halini almıştır. Anılan Tebliğ'de, gayrimenkul yatırım ortaklıklarının ana faaliyet konusunun, ortaklık portföyünü oluşturmak, bu portföyün değerini koruyacak ve yükseltecek önlemler alarak portföyü yönetmek olduğu, gayrimenkule dayalı oluşturdukları portföylerini yönetirken faaliyetlerini gerçekleştirebilmek için borçlanabilecekleri, borçlarına karşılık teminat verebilecekleri, varlığa dayalı menkul kıymet ihraç edip bazı kuruluşlara iştirakte bulunabilecekleri ve portföylerindeki gayrimenkullerin satış veya satış vaadi sözleşmelerine ya da satışından kaynaklanan senetli alacaklarına dayalı olarak varlığa dayalı menkul kıymet ihraç ederek de finansman ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri, ayrıca gayrimenkul yatırım ortaklıklarının, işletmeci şirketlere, diğer gayrimenkul yatırım ortaklıklarına, faaliyet konusu sadece gayrimenkul olan yurt dışında kurulu şirketlere iştirakte bulunabilecekleri açıklanmıştır. Tebliğ'in 23. maddesinde, bu tür yatırım ortaklıklarının yapamayacakları işler sayılmış; 24. maddesinde de yönettikleri portföylere belli oranlarda sınırlamalar getirilmiştir. Başlangıçta, gayrimenkul yatırım ortaklıklarının doğumuna yol açan sebep, bugün dahi ihtiyaç duyulan, büyük gayrimenkul projelerini gerçekleştirmenin çok büyük kaynaklar ve profesyonellik gerektirmesidir. Tek başlarına fonlayamayacakları projeleri, halktan topladıkları fonlarla gerçekleştiren ortaklıklar ve yine tek başlarına yapamayacakları gayrimenkul yatırımını gayrimenkul yatırım ortaklıkları aracılığı ile gerçekleştiren küçük yatırımcılar karşılıklı olarak kazanmakta ve ekonomik kalkınmaya destek olmaktadır. İlk yıllarında daha çok kiralık gayrimenkul portföylerine yatırım yaparak büyüyen gayrimenkul yatırım ortaklıkları sonraları gayrimenkul geliştirme projelerine kaymışlar, ağırlıklı olarak da konut ve alışveriş merkezi yatırımlarına yönelmişler ve ticari gayrimenkullerden oluşan portföyler oluşturmuşlardır. Gayrimenkul yatırım ortaklıkları, gayrimenkulün genel yapısına bağlı olarak gayrimenkul finansmanında yaşanılan sıkıntılar, sabit yatırımlar olan gayrimenkullerin menkul kıymetleştirilmesine duyulan ihtiyaçtan doğmuştur. Gayrimenkul yatırım ortaklıkları, hukuken müesseseleşmeyle birlikte ana amacı doğrultusunda, finansman problemi yaşayan gayrimenkul sektörüne kaynak yaratmış; halka açılma ile toplanan fonların gayrimenkul sektörüne yönlendirilmesinin yanı sıra, kısıtlı birikimleriyle verimli bir gayrimenkul yatırımı yapamayan tasarruf sahiplerinin yaratılan değer artışından faydalanmalarını sağlamış; kurumsal ve profesyonel bir yatırımcı tabanı oluşturmuş ve bugüne kadar çeşitli imkansızlıklar yüzünden devam edegelen ve yetersiz kat karşılığı kooperatif ve benzeri oluşumlara alternatif ve şeffaf bir model olmuştur. (E. Taner Şahin, Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniv., Fen Bil. Enst. 2010) Altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıkları ise, 29/01/2009 tarih ve 27125 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Altyapı Gayrimekul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri:VI, No:24) ile altyapı gayrimenkul yatırım ortaklığı adı altında nevi şahsına münhasır bir müessese olarak düzenlenmiştir. Anılan Tebliğ'in 1. maddesinde, altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarının amacı, portföy işletmeciliği faaliyet izinlerine, organizasyon yapılarına, ihraç edecekleri sermaye piyasası araçlarının Sermaye Pisayası Kurulu kaydına alınmasına, yatırım faaliyetlerine, kamuyu aydınlatma ve yatırımcıların bilgilendirilmesi yükümlülüklerine ilişkin esas ve usulleri belirlemek olarak gösterilmiştir. Tebliğ'in 2. maddesinde, dayanağının, 28/07/1981 tarih ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 22. maddesinin (o) bendi ile 35 ve 36. maddeleri ve 08/11/1998 tarih ve 23517 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri:VI, No:11) olduğu belirtilmiştir. Tebliğ'in 3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, altyapı yatırım ve hizmetlerinin, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nda düzenlenen merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri, sosyal güvenlik kurumları, mahalli idareler ve kamu iktisadi teşebbüsü tarafından yürütülen tarım, sulama, madencilik, imalat, enerji, ulaştırma, haberleşme, bilgi teknolojileri, turizm, konut, kültür, kentsel ve kırsal altyapı, belediye hizmetleri, kentsel dönüşüm, çevre, araştırma-geliştirme hizmetleri ile eğitim, sağlık, adalet, güvenlik ve genel idare altyapısı yatırım ve hizmetlerinden oluştuğu belirtilmiştir. Fıkranın (c) bendinde de, altyapı şirketinin, 08/06/1994 tarih ve 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun'da tanımlanan sermaye şirketini veya yabancı şirketi, altyapı yatırım hizmetlerini ilgili mevzuatta düzenlenen diğer kamu-özel işbirliği modelleri çerçevesinde yürütecek şirketi veya merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri, sosyal güvenlik kurumları, mahalli idareler ve kamu iktisadi teşebbüsü tarafından yürütülen altyapı yatırım ve hizmetlerini gerçekleştirmek üzere kurulan şirketi ifade ettiği kurala bağlanmıştır. Tebliğ'in 19. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarının münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinin dahil olduğu portföyü işletebileceği ve işbu portföyün de a) altyapı yatırım ve hizmetleri, b) altyapı yatırım ve hizmetlerine ilişkin projeler, c) a ve b bentlerinde yer alan unsurlara dayalı hak ve sermaye piyasası araçlarından oluşacağı; aynı maddenin (2) numaralı fıkrasında ise, münhasıran belirli bir projeyi gerçekleştirmek üzere kurulan bu ortaklıkların, başka bir projeyi portföylerine dahil edemeyecekleri belirtilmiştir. Mezkur Tebliğ'in sözü edilen düzenlemeleri uyarınca, altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten ortaklıkların, münhasıran bu faaliyette bulunmak üzere kurulmaları/dönüşmeleri ve ortaklık esas sözleşmesinde de bu yönde hüküm bulundurmaları zorunludur. Buna göre, münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işletecek ortaklıklar, altyapı yatırım ve hizmeti ile ilişkili olmayan gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklara yatırım yapamayacaklardır. Altyapı gayrimenkul yatırım ortaklığının hukuksal alt yapısı oluşturulmadan önce, ekonomik veya diğer başka nedenlerle köyden kente göç dalgasının giderek artan bir şekilde şehirlere akması sonrasında şehirlerin ve bilhassa da Başkentin artan nüfusuna paralel yapılaşmanın ve buna mukabil altyapı hizmetlerini yürüten mahalli birimlerin kendi gelir kaynakları yanında, merkezi yönetimden aldığı mali destekle istenen çözümü sağlamada yaşadığı güçlük ve devamında düştüğü ekonomik sıkıntı üzerine, 2007 yılından başlayarak girişilen ve yeni hal çaresi olarak başvurulan "özelleştirme" çabalarının da başarıya ulaşmaması sonrası Sermaye Piyasası Kurulunun getirdiği bir çözüm olarak 2009 yılında yürürlüğe konulan kuruluş ve teknik şartları belirtilen bir Tebliğ ile ortaya konulmuşsa da, arzulanan bir sonuç alınmadığı hatta, altyapı gayrimenkul yatırım ortaklığı adı altında bir kurumsal yapının ortaya çıkmadığı görülmektedir. Başkentin belirtilen altyapı sorunlarından, özellikle doğalgaz dağıtım ve pazarlamasından kaynaklı kısmının 2013 yılında yapılan özelleştirme ile davacı şirkete ihale olunması, 2009 yılında dünyada bir örneği bulunmayan Altyapı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri:VI, No:24)'nin 2014 yılında mülga olmasıyla, 1990 yılında hukuksal temeli atılan 1995 yılında görev ve faaliyet alanları saptanarak tanımı yapılan, 2013 yılında da son halini alan, hukuksal alt yapısının oluştuğu yıldan bu tarafa görev ve faaliyet alanı değişmeden 2014 yılına gelindiğinde Tebliğ ile altyapı faaliyetlerinde bulunmak üzere gayrimenkul yatırım ortaklığı kurulabileceği ya da koşulları taşıyan şirketlerin gayrimenkul yatırım ortaklığına dönüşebileceğinin kabul edilmesiyle davacı şirket, 2016 yılında sadece altyapı hizmetlerinin yatırımında faaliyette bulunmak üzere gayrimenkul yatırım ortaklığı statüsü kazanmıştır. Yukarıda yapılan açıklama ve değerlendirmelerden sonra, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendiyle, gayrimenkul yatırım ortaklıkların kazançlarına ilişkin getirilen istisnadan yararlanacak olan gayrimenkul yatırım ortaklıklarının niteliklerinin neler olduğunu tespit edilmesi gerekmektedir. Tarihsel sürecin başından bu tarafa gayrimenkul yatırım ortaklığının amacı, getiri potansiyeli yüksek gayrimenkullere, gayrimenkule dayalı projelere yatırım yapmak, portföyündeki gayrimenkullerden kira geliri ve gayrimenkul alım satım kazancı elde etmek olan gayrimenkul yatırım ortaklığı, yıl sonunda bu kazancı, Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemeleri çerçevesinde, ortaklarına temettü olarak dağıtabilmekte ve böylece gayrimenkul gelirini ortaklarına aktarabilmektedir. Sadece altyapı hizmetleri yatırımı yapmak koşuluyla kurulan ya da dönüşen gayrimenkul yatırım ortaklıklarının portföyü ise, gayrimenkul yatırım ortaklığı statüsündeki yapıdan tamamen farklı alanlardadır. Hatta, altyapı gayrimenkul yatırım ortaklığına bakarak, üstyapı gayrimenkul yatırım ortaklığı denilebilecek gayrimenkul yatırım ortaklıklarının faaliyet alanlarıyla ilgili portföy oluşturmaları yasaktır. Gayrimenkul yatırım ortaklığıyla, konut sektörüne; likiditesi düşük olan gayrimenkule yatırım yapan bir şirketin payları satın alınarak gayrimenkul yatırımının likidite edilmesi sorununu ortadan kaldırmakta iken belirtilen durum altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarında söz konusu dahi olmamakta, bu yapıda bir nevi özelleştirme müessesesindeki amaca matuf faaliyet yürütülmektedir. Dahası, gayrimenkul yatırım ortaklıkları, sadece gayrimenkule dayalı portföy işletmeciliği faaliyeti kapsamında faaliyet gösterebilmekte ve aktiflerinde makine ve ekipman bulunduramamakta, inşaat işlerini kendileri üstlenememekte, proje yapamamakta, sadece inşaatını başka şirketlerin gerçekleştirdiği projelere finansman sağlayabilmektedir. Altyapı hizmet yatırımı yapmak amaçlı kurulan gayrimenkul yatırım ortaklıklarının ise bu durumun aksine, altyapı hizmetlerinin gerektirdiği projelendirme ve inşa işlerini kendisinin yapmasına, bu işlerin gereği makine vs. ekipmana sahip olmasına bir engel olmadığı gibi altyapı hizmet yatırımlarında bulunan şirketlere finansal destek sağlayıcı bir misyon da üstlenmemektedir. Tarihsel ve amaçsal açıdan bakıldığında, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinde yer alan gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançlarına ilişkin istisna, inşaat ve müteahhitlik faaliyetlerinin yoğun olduğu ülkemizde, gayrimenkulde kurumsallaşmayı teşvik etmek amaçlı olarak sadece gayrimenkul yatırımları alanında faaliyet gösteren, yaptığı işin mahiyeti de buna uygun olan gayrimenkul yatırım ortaklıklarına tanınmıştır. Bu istisna, gayrimenkul yatırımları dışındaki kazançları kapsamamakta olup bir başka ifadeyle gayrimenkul yatırım ortaklıklarının her türlü kazançlarına tanınmış değildir. Sermaye Piyasası Kanunu uyarınca Sermaye Piyasası Kurulu tarafından 1995-2013 yılları arasında yayımlanan tebliğlerdeki, "bir şirketin gayrimenkul yatırım ortaklığı olabilmesi için sadece gayrimenkule dayalı portföy işletmeciliği faaliyeti kapsamında faaliyet göstermeleri gerektiği, aktiflerinde makine ve ekipman bulunduramayacakları, inşaat işlerini kendilerinin üstlenemeyeceği, proje yürütemeyecekleri, yalnızca inşaatını başka şirketlerin gerçekleştirdiği projelere finansman sağlayabilecekleri" yolundaki şartlar, istisnanın sadece gayrimenkul ve gayrimenkule dayalı yatırımla ilgili kazançlara uygulanabileceğine dair hukuki değerlendirmeyi teyit etmektedir. Gayrimenkul yatırım ortaklıkları ile altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kuruluş, usul ve çalışma esasları her ne kadar aynı mevzuatta belirlense de münhasıran altyapı hizmetlerinin ifası amaçlı faaliyette bulunmak üzere kurulan altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarının; 1992 tarihli Sermaye Piyasası Kanunu'nda yapılan değişiklikle mevzuatımıza giren, akabinde mülga 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 8. maddesinin birinci fıkrasının (4-d) bendiyle getirilen istisna hükmüyle vergisel açıdan teşvik olunan gayrimenkul yatırım ortaklıklarının bir türü olduğu ve dolayısıyla altyapı hizmetlerinin icrası amaçlı altyapı gayrimenkul yatırım ortaklığı ile gayrimenkul yatırım ortaklıklarının iki ayrı kurumsal yapı olduğu da tartışmasızdır. Bu açıdan bakıldığında, Kurumlar Vergisi Kanunu'nda gayrimenkul yatırım ortaklıklarının belirtilen kazanç konularına tanınan istisna, gayrimenkul yatırım ortaklıklarının sırf bu ünvana sahip olmaları nedeniyle getirilmiş olmayıp öz, içerik ve anlam yönünden, kuruluş amaçlarına uygun icra edecekleri faaliyet konularına ilişkindir. Yoksa, kuruluş amacı ne olursa olsun adı gayrimenkul yatırım ortaklığı olan tüm şirketler açısından kanunun vazetmediği bir alandaki tüm faaliyetlerin istisna kapsamında olduğu kabul edilemez. Kanun koyucu, yukarıda ayrıntılı olarak aktarılan özellikteki gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarına özgü istisna düzenlemesi yapmıştır. Yani, kanun koyucu gayrimenkulde kurumsallaşmayı teşvik etmek amaçlı olarak sadece gayrimenkul yatırımları alanında faaliyet gösteren, yaptığı işin mahiyeti de buna uygun olan gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarına istisna getirmiştir. Vergilendirmede genel kural, kanunla belirlenmiş konulardan, diğer bir anlatımla vergi kapsamına alınmış konulardan vergi alınmasıdır. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'ndaki istisna hükmü, bu genel hükmü sınırlandırmıştır. Kanun koyucu, bu istisnayı sadece belirtilen nitelikteki gayrimenkul yatırım ortaklıklarına münhasır tutmuştur. Bu nedenle, istisnanın altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıkları için de geçerli olduğu söylenemez. İstisna hükmünün geniş yorumlanması, istisna kapsamında olmayan bir kazancın vergiden istisna edilmesi sonucunu doğurur. Böyle bir durum ise genel kuralın değiştirilmesi anlamına gelir ki Anayasa’nın 73. maddesindeki verginin kanuniliği ilkesi buna müsaade etmez. Bu ilke, vergi istisnasını da kapsamaktadır. Şu halde, asıl faaliyet konusu ve portföyü altyapı hizmetlerine dönük yatırım ve işletilmesi olan şirkete gayrimenkul yatırım ortaklığı statüsünün verilmesi tek başına o gayrimenkul yatırım ortaklığının faaliyet konularıyla ilişkilendirilecek kazancının da istisna kapsamında sayılmasını gerektirmeyecektir. Zira, 1993 yılında mülga 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 8. maddesine eklenen, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinde de aynen yer verilen istisna hükmünün; gayrimenkul yatırım ortaklıklarından farklı bir yapısı bulunan, gayrimenkul yatırım ortaklıklarınca yapılması beklenen alanların dışında portföy oluşturan altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarının faaliyetlerini de kapsayacağının kabul edilmesi halinde, Sermaye Piyasası Kurulu eliyle istisna uygulamasına tabi tutulan belli başlı imtiyazlı grupların, kişilerin, sektörlerin ortaya çıkması kaçınılmaz hale gelir ki bu durum vergilerin kanuniliği ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Bu durum karşısında, tabi olduğu Tebliğ'de gösterilen usul ve esaslar muvacehesinde kuruluş amacı gayrimenkule ve gayrimenkule dayalı sermaye piyasası araçlarına yatırım yapmak olan, yine, ilgili Tebliğ'lerde sayılan faaliyet konularınında portföy oluşturmak üzere kurulmasını gerektirir nedenler açısından ihdas edildiği anlaşılan istisna hükmünün, kuruluş sözleşmesinde; belirtilen amaç ve faaliyetleri gerçekleştiremeyeceği açıklanan, sadece "gayrimenkul" kavramı ile altyapı faaliyetlerinde kullanılan ve faaliyetin gereğine binaen gerekli alet ve adavetten dolayı sahip olunan irtifak hakkı nedeniyle ilişkilendirilebilen "altyapı yatırım ortaklıklarına", bir şekilde, gayrimenkul yatırım ortaklığı statüsü verilmesi, o ortaklıkların portföyünü oluşturan kazançların kurumlar vergisinden istisna edilmesini gerekli kılmayacaktır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu Tebliğ'in iptali istenen, "portföyü, altyapı yatırım ve hizmetleri gibi diğer varlık ve haklardan oluşan yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarının Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendi kapsamında istisnaya konu edilmesinin mümkün olmadığı"na dair bölümünün, istisna hükmünün uygulama alanını daraltmadığı ve hukuki durumu tespit ve açıklamaktan öte bir sonuç içermediği sonucuna varıldığından dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir. Daire, bu gerekçeyle davayı reddetmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Daire kararında Tebliğ'in sadece bir kısmı ile ilgili olarak inceleme yapıldığı belirtilmiş ise de Tebliğ'de belirtilen şekilde bir hükmün bulunmadığı, Tebliğ'in tamamının incelenerek iptal edilmesi gerektiği, kanundaki istisnanın kapsamını daraltması nedeniyle Tebliğ'in kesin ve yürütülmesi gereken işlem mahiyetinde olduğu, Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendine göre işletilen portföye ilişkin bir ayrım yapılmaksızın tüm gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarının istisna kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında Maliye Bakanlığına sadece istisnanın uygulanmasına ilişkin usulleri tespit etme konusunda yetki verildiği, istisnanın kapsamının daraltılmasının bu yetki kapsamında değerlendirilemeyeceği, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 48. maddesi ile yatırım ortaklıklarını tanımlama yetkisinin Sermaye Piyasası Kuruluna verildiği, bu nedenle Sermaye Piyasası Kurulunun yetkisi kapsamında bulunan konuya ilişkin olarak düzenleme içeren dava konusu Tebliğ'in yetki nedeniyle iptal edilmesi gerektiği, temyize konu kararda bu konuya ilişkin olarak bir değerlendirme yapılmadığı ve sermaye piyasası mevzuatı dikkate alınmaksızın karar verildiği, "gayrimenkul yatırım ortaklığı" unvanının ancak mevzuatta belirtilen şartların yerine getirilmesi halinde Sermaye Piyasası Kurulu ve diğer kurumların onayı alınarak kullanılabileceği, Daire kararında atıf yapılan eserlerin üçünde yer alan gayrimenkul yatırım ortaklığı tanımlarının güncel olmadığı, ayrıca, atıf yapılan eserlerden birinde altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarının da gayrimenkul yatırım ortaklığı olduğu vurgulanmasına rağmen kararda bu hususa değinilmediği, gayrimenkul sektörünün tarihsel gelişiminin konu ile bir ilgisinin bulunmadığı, Kurumlar Vergisi Kanunu'ndaki istisnaya ilişkin düzenlemenin lafzı açık olmasına rağmen yorum yapılmak suretiyle karar verildiği belirtilerek Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Yeni bir düzenleme getirmeyen ve kanundaki düzenlemeleri açıklayan dava konusu Tebliğ'in kesin ve yürütülmesi gereken işlem mahiyetinde olmadığı, Kurumlar Vergisi Kanunu'nda gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarının istisna olduğu yolunda düzenlemenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan sermaye piyasası mevzuatına göre gayrimenkul yatırım ortaklıklarının faaliyet alanının gayrimenkul alım, satımı ve kiralaması faaliyetiyle sınırlı olduğu ve altyapı yatırım ve hizmetlerinin gayrimenkul yatırım ortaklıklarının faaliyet alanı içine girmediği, altyapı yatırım ve hizmetleri ile bu kapsamda tesis edilen intifa haklarının gayrimenkul olarak değerlendirilemeyeceği, münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işletmek amacıyla kurulan gayrimenkul yatırım ortaklıklarının, altyapı yatırım ve hizmetleri ile ilişkili olmayan gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklara yatırım yapamayacakları, kanun koyucunun, istisnaya ilişkin kanuni düzenlemenin yapıldığı tarihte mevzuatımızda dahi olmayan münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarının istisnadan faydalanmasını arzu ettiğinin ileri sürülmesinin akla ve mantığa aykırı olduğu, Sermaye Piyasası Kanunu ile yatırım ortaklıklarını tanımlama yetkisi Sermaye Piyasası Kuruluna verilmiş ise de hangi kazançların kurumlar vergisinden istisna olacağı konusunda Sermaye Piyasası Kurulunun düzenleme yapma yetkisinin bulunmadığı, böyle bir yetkinin verilmesinin verginin kanuniliği ilkesine aykırı olacağı, vergi kanunları bazı kavramları ait oldukları hukuk dalından farklı tanımlamış ise artık bu tanımın esas alınması gerektiği, dolayısıyla Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yayımlanan Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (III.48.1)'ndeki gayrimenkul yatırım ortaklığı tanımının sermaye piyasası mevzuatı açısından geçerli olduğu ve vergi kanunları açısından hüküm ifade etmeyeceği, kanun koyucunun gayrimenkul piyasasını desteklemek için getirdiği istisnanın, doğalgaz satışından elde edilen kazancı kapsadığının kabul edilemeyeceği, Sermaye Piyasası Kurulunun münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarının istisna kapsamında olmadığı görüşünde olduğu belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … 'İN DÜŞÜNCESİ: 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendi ile getirilen istisnanın kapsamını daraltan ve Anayasa’nın 73. maddesinde dayanağını bulan verginin kanuniliği ilkesine aykırılık teşkil eden dava konusu Tebliğ'in münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarının kurumlar vergisi istisnasından yararlanamayacağı yönündeki düzenlemelerinde hukuka uygunluk bulunmadığından davanın reddi yolunda verilen Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, dosya tekemmül ettiğinden davacının yürütmenin durdurulması istemi hakkında bir karar verilmeksizin Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlenildikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY: Dava konusu, 01/12/2017 tarih ve 30257 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No:13)'de gayrimenkul yatırım ortaklıklarına ilişkin mevzuatta yapılan değişikliklere değinildikten sonra aşağıdaki düzenlemelere yer verilmiştir. "Söz konusu değişiklikler sonrasında III-48.1 sayılı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliğinde yer alan düzenlemelere göre altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıkları, münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işletmek amacıyla kurulan veya dönüşen şirketler olup, altyapı yatırım ve hizmetleri ile ilişkili olmayan gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklara yatırım yapamamaktadırlar. Diğer taraftan, anılan Tebliğ kapsamındaki gayrimenkul yatırım ortaklıklarının da ana faaliyet konularına ilişkin gayrimenkul veya gayrimenkul projelerine bağlı olarak yürütülen ve arızi nitelik taşıyanlar hariç olmak üzere, altyapı yatırım ve hizmetleri ile bunlar kapsamındaki varlık ve haklara yatırım yapamayacakları düzenlenmiştir. III-48.1 sayılı Tebliğde münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işletecek gayrimenkul yatırım ortaklıkları için asgari çıkarılmış sermaye ve öz sermaye şartına, kuruluş ve dönüşümü takip eden belli bir süre içinde payların halka arz edilmesine veya nitelikli yatırımcılara satılma zorunluluğuna, yapılacak yatırımlarla ilgili asgari şartlara ilişkin ayrıntılı ve gayrimenkul yatırım ortaklıklarından ayrışan düzenlemeler yapılmıştır. Bu kapsamda, gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarına yönelik olarak 1992 yılında 3824 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle ihdas edilen ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5'inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (4) numaralı alt bendinde de aynen korunan istisna düzenlemesi, esas itibarıyla gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklardan oluşan bir portföyü işleten gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarını kapsamaktadır. Söz konusu gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının portföylerini oluştururken, Sermaye Piyasası Kurulunun belirlediği gayrimenkullere, gayrimenkul projelerine ve gayrimenkule dayalı haklara yatırım yapma zorunluluk oranından kalan kısmını mevduat, katılma hesabı, repo, iştirak ve belirlenen diğer varlık ve haklardan oluşturmaları istisna uygulanmasına engel teşkil etmeyecektir. Portföyü, yukarıda belirtilen gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarından farklı olarak, altyapı yatırım ve hizmetleri gibi diğer varlık ve haklardan oluşan yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarının Kanunun 5'inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (4) numaralı alt bendi kapsamında istisnaya konu edilmesi mümkün değildir. Bu fon veya ortaklıkların, sermaye piyasası mevzuatına göre kurulmuş olmaları ya da unvanlarında “Gayrimenkul Yatırım Fonu” veya “Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı” ibarelerinin bulunması, bunların anılan istisnadan faydalanmasını sağlamayacaktır.” İLGİLİ MEVZUAT: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 73. maddesinin üçüncü fıkrasında, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı; dördüncü fıkrasında, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisinin Cumhurbaşkanına verilebileceği hükme bağlanmıştır. Mülga 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nda 13/05/1992 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 3794 sayılı Kanun ile yapılan değişlikle birlikte gayrimenkul portföyü işletmek amacıyla yatırım ortaklıklarının kurulabilmesine olanak sağlanmıştır. 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun anılan Kanun ile değişik 35. maddesinin birinci fıkrasında, yatırım ortaklıkları; sermaye piyasası araçları, gayrimenkul, altın ve diğer kıymetli madenler portföylerini işletmek amacıyla kurulan anonim ortaklıklar olarak tanımlanmış ve bu portföylerin müstakilen bu unsurlardan oluşabileceği gibi karma da olabileceği belirtilmiş; 36. maddesinin ikinci fıkrasında, yatırım ortaklıklarının protföylerinde bulunduracakları kıymetler itibariyle türleri, değerleme esasları, portföy sınırlamaları, yönetim ilkeleri, kâr dağıtım esasları, saklama usul ve esasları, tabi olacakları yükümlülükler ve tasfiye ile sona ermelerine ilişkin esasları belirleme konusunda Sermaye Piyasası Kuruluna yetki verilmiştir. Mülga Sermaye Piyasası Kanunu'nda 3794 sayılı Kanun ile değişiklik yapıldıktan sonra mülga 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 8. maddesinin birinci fıkrasının (12) numaralı bendinde 11/07/1992 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 3824 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançlarının kurumlar vergisinden istisna olduğu hükme bağlanmıştır. Mülga Sermaye Piyasası Kanunu'nun verdiği yetki uyarınca Sermaye Piyasası Kurulunca, gayrimenkul yatırım ortaklıklarının tanımı, kuruluşu, amacı ve faaliyetlerine ilişkin ilk düzenleme, 22/07/1995 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri:VI, No:7) ile yapılmıştır. Anılan Tebliğ'de, gayrimenkul yatırım ortaklıkları; bu Tebliğ'in 16. maddesinde belirtilen gayrimenkuller ve gayrimenkule dayalı sermaye piyasası araçlarından oluşan portföyü işleten ve gayrimenkule dayalı projelere yatırım yapan sermaye piyasası kurumları olarak tanımlanmıştır. Tebliğ'in “Faaliyet Esasları” başlıklı 16. maddesinde, gayrimenkul yatırım ortaklıklarının; gayrimenkule dayalı sermaye piyasası araçlarına (gayrimenkul sertifikası ve konut kredileri karşılığında ihraç edilen varlığa dayalı menkul kıymetler gibi), bina, arsa ve araziden oluşan gayrimenkullere, gayrimenkule dayalı projelere ve kira geliri elde etmek amacıyla bitmiş veya asgari %50'si tamamlanmış gayrimenkullere yatırım yapabilecekleri ve gayrimenkuller üzerinde intifa hakkı kurabilecekleri ve bu hakkı kullanabilecekleri belirtilmiştir. 08/11/1998 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri:VI, No:11) ile Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri:VI, No: 7) yürürlükten kaldırılmıştır. Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri:VI, No:11)’nin 4. maddesinde, gayrimenkul yatırım ortaklığı bu Tebliğ ile belirlenmiş usul ve esaslar dahilinde, gayrimenkullere, gayrimenkule dayalı sermaye piyasası araçlarına, gayrimenkul projelerine, gayrimenkule dayalı haklara ve sermaye piyasası araçlarına yatırım yapabilen, belirli projeleri gerçekleştirmek üzere adi ortaklık kurabilen ve Tebliğ'de izin verilen diğer faaliyetlerde bulunabilen sermaye piyasası kurumları olarak tanımlanmıştır. Tebliğ'in 5. maddesinde ise gayrimenkul yatırım ortaklıklarının belirli bir projeyi gerçekleştirmek amacıyla süreli, belirli alanlarda yatırım yapmak amacıyla süreli veya süresiz, amaçlarında bir sınırlama olmaksızın süreli veya süresiz olarak kurulabilecekleri kuralına yer verilmiştir. 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 21/06/2006 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu ile yürürlükten kaldırılmıştır. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde, Türkiye'de kurulu gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançlarının kurumlar vergisinden istisna olduğu; (2) numaralı fıkrasında, Maliye Bakanlığının istisnanın uygulanmasına ilişkin usulleri tespit etmeye yetkili olduğu belirtilmiştir. Sermaye Piyasası Kurulunca, altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarına ilişkin ilk düzenleme ise 29/01/2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Altyapı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri:VI, No:24) ile yapılmıştır. Tebliğ'in 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde, altyapı yatırım ve hizmetlerinin; 10/12/2003 tarih ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nda düzenlenen merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri, sosyal güvenlik kurumları, mahalli idareler ve kamu iktisadi teşebbüsü tarafından yürütülen tarım, sulama, madencilik, imalat, enerji, ulaştırma, haberleşme, bilgi teknolojileri, turizm, konut, kültür, kentsel ve kırsal altyapı, belediye hizmetleri, kentsel dönüşüm, çevre, araştırma-geliştirme hizmetleri ile eğitim, sağlık, adalet, güvenlik ve genel idare altyapısı yatırım ve hizmetlerini ifade edeceği belirtilmiştir. Anılan fıkranın (b) bendinde, altyapı gayrimenkul yatırım ortaklığı, Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri:VI, No:11)’nin 5. maddesinin (b) bendi uyarınca belirli alanlarda yatırım yapmak amacıyla kurulan sermaye piyasası kurumu olarak tanımlanmıştır. Tebliğ'in "Ortaklık portföyü" başlıklı 19. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarının; altyapı yatırım ve hizmetlerine, altyapı yatırım ve hizmetlerine ilişkin projelere, bu unsurlara dayalı hak ve sermaye piyasası araçlarına, ortak olmak veya borçlanma senedi satın almak suretiyle altyapı şirketine, ortak olmak veya borçlanma senedi satın almak suretiyle diğer altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarına, ortak olmak suretiyle işletmeci şirketlere, bunlar dışında kalan para ve sermaye piyasası araçlarına, Sermaye Piyasası Kurulunca uygun görülecek diğer varlıklara yatırım yapabilecekleri; (2) numaralı fıkrasında, münhasıran belirli bir projeyi gerçekleştirmek üzere kurulan ortaklıkların, başka bir projeyi portföylerine dahil edemeyecekleri hükme bağlanmıştır. 30/12/2012 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 48. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, yatırım ortaklıkları; sermaye piyasası araçları, gayrimenkul, girişim sermayesi yatırımları ile Sermaye Piyasası Kurulunca belirlenecek diğer varlık ve haklardan oluşan portföyleri işletmek amacıyla paylarını ihraç etmek üzere kurulan sabit veya değişken sermayeli anonim ortaklıklar olarak tanımlanmıştır. Maddenin (2) numaralı fıkrasında, yatırım ortaklıklarının, kuruluşuna ve kurucularına, anonim ortaklıkların yatırım ortaklığına dönüşümüne, yatırım ortaklığı statüsünden çıkmalarına, asgari halka açıklık oranına, faaliyet esaslarına, türlerine ve pay devirlerine, izahnameye ve izahnamenin yayımlanmasına, portföyünde bulunan varlıkların ve hakların değerlemesine ve varlıkların saklanmasına, portföy sınırlamalarına, yönetim ilkelerine, sermaye artırımlarına ve azaltımlarına, imtiyazlı pay ihracına, kâr dağıtımına ve paylarını geri almalarına, tasfiye ve sona ermelerine ilişkin usul ve esaslar ile tabi olacakları diğer yükümlülükleri belirleme konusunda Sermaye Piyasası Kuruluna yetki verilmiştir. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun verdiği yetkiye dayanılarak 28/05/2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (III-48.1) ile Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri:VI, No:11) yürürlükten kaldırılmıştır. Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (III-48.1)'nin 4. maddesinde, gayrimenkul yatırım ortaklığı, bu Tebliğ ile belirlenmiş usul ve esaslar dahilinde, gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri, gayrimenkule dayalı haklar, sermaye piyasası araçları ve Sermaye Piyasası Kurulunca belirlenecek diğer varlık ve haklardan oluşan portföyü işletmek amacıyla paylarını ihraç etmek üzere kurulan ve Sermaye Piyasası Kanunu'nun 48. maddesinde sınırı çizilen faaliyetler çerçevesinde olmak kaydı ile bu Tebliğ'de izin verilen diğer faaliyetlerde bulunabilen sermaye piyasası kurumu olarak tanımlanmıştır. Anılan Tebliğ'in 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (l) bendinde, gayrimenkul yatırım ortaklığının portföyünün; ortaklığın aktifinde bulundurulan gayrimenkuller, gayrimenkule dayalı projeler, gayrimenkule dayalı haklar, sermaye piyasası araçları, Takasbank para piyasası ve ters repo işlemleri, Türk Lirası veya yabancı para cinsinden mevduat veya katılma hesapları ile iştiraklerden ve Sermaye Piyasası Kurulunca uygun görülen diğer varlık ve haklardan oluşan malvarlığını ifade edeceği belirtilmiştir. 23/01/2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Altyapı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri:VI, No:24)’nin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Tebliğ (III-48.4) ile Altyapı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri:VI, No:24) yürürlükten kaldırılmış; aynı tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (III-48.1a) ile Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (III-48.1)'nde yapılan değişiklikle, gayrimenkul yatırım ortaklığı yeniden tanımlanmış, altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten yatırım ortaklıkları da anılan Tebliğ'de düzenlenmiştir. Yapılan değişiklikle birlikte Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (III-48.1)'nin 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, gayrimenkul yatırım ortaklığı; bu Tebliğ ile belirlenmiş usul ve esaslar dahilinde, gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri, gayrimenkule dayalı haklar, altyapı yatırım ve hizmetleri, sermaye piyasası araçları, Takasbank para piyasası ve ters repo işlemleri, Türk Lirası cinsinden vadeli mevduat veya katılma hesabı, yabancı para cinsinden vadeli ve vadesiz mevduat veya özel cari ve katılma hesapları ile iştirakler ve Sermaye Piyasası Kurulunca belirlenecek diğer varlık ve haklardan oluşan portföyü işletmek amacıyla paylarını ihraç etmek üzere kurulan ve Sermaye Piyasası Kanunu'nun 48. maddesinde sınırı çizilen faaliyetler çerçevesinde olmak kaydı ile bu Tebliğ'de izin verilen diğer faaliyetlerde bulunabilen sermaye piyasası kurumu olarak tanımlanmıştır. Maddenin (2) numaralı fıkrasında, altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten ortaklıkların münhasıran bu faaliyette bulunmak üzere kurulmaları/dönüşmeleri zorunlu olup ortaklık esas sözleşmesinde bu yönde hüküm bulunmasının zorunlu olduğu; (3) numaralı fıkrasında, münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işletecek ortaklıkların altyapı yatırım ve hizmeti ile ilişkili olmayan gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklara yatırım yapamayacakları, bu Tebliğ kapsamındaki diğer ortaklıkların da, ana faaliyet konularına ilişkin gayrimenkul veya gayrimenkul projelerine bağlı olarak yürütülen ve arızi nitelik taşıyanlar hariç olmak üzere, altyapı yatırım ve hizmetleri ile bunlar kapsamındaki varlık ve haklara yatırım yapamayacakları düzenlemesine yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Davacı tarafından, Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No:13)'in tamamının iptali istemiyle dava açılmış ise de Danıştay Dördüncü Dairesince, ileri sürülen hukuka aykırılık sebepleri dikkate alınarak Tebliğ'in, münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarının 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde yer alan istisna hükmünden yararlanamayacağı yönündeki düzenlemelerine ilişkin kısmıyla sınırlı olarak inceleme yapılmasında hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu durumda, uyuşmazlık, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarına tanınan istisna hükmünün münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarını kapsayıp kapsamadığına ilişkindir. Ülkemizde gayrimenkul portföyü işletmek amacıyla yatırım ortaklıklarının kurulabilmesine ilk defa mülga 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nda 13/05/1992 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 3794 sayılı Kanun ile yapılan değişlikle birlikte olanak sağlanmıştır. Anılan Kanun ile değişik 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nda gayrimenkul yatırım ortaklığı ayrıca tanımlanmamış olup yatırım ortaklıklarının genel bir tanımına yer verilmiştir. Yatırım ortaklıkları, Kanun'un 35. maddesinin birinci fıkrasında, sermaye piyasası araçları, gayrimenkul, altın ve diğer kıymetli madenler portföylerini işletmek amacıyla kurulan anonim ortaklıklar olarak tanımlanmış; yatırım ortaklıklarının portföylerinde bulunduracakları kıymetler itibariyle türleri ve portföy sınırlamalarına ilişkin esasları belirleme yetkisi 36. maddenin ikinci fıkrası ile Sermaye Piyasası Kuruluna verilmiştir. Bu yetki uyarınca Sermaye Piyasası Kurulunca, gayrimenkul yatırım ortaklıklarının tanımı, kuruluşu, amacı ve faaliyetlerine ilişkin ilk düzenleme, 22/07/1995 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri:VI, No:7) ile yapılmıştır. Sermaye Piyasası Kurulunca, altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarına ilişkin ilk düzenleme ise 29/01/2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Altyapı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri:VI, No:24) ile yapılmıştır. Anılan Tebliğ'de Sermaye Piyasası Kanunu'nun ilgili maddelerinin yanı sıra Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri:VI, No:11)'nin de dayanak olarak gösterilmesi hususu ile Tebliğ'de yer alan altyapı gayrimenkul yatırım ortaklığının tanımı dikkate alındığında altyapı gayrimenkul yatırım ortaklığının gayrimenkul yatırım ortaklığının bir türü olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nda da gayrimenkul yatırım ortaklığı ayrıca tanımlanmamış olup yatırım ortaklıklarının genel bir tanımına yer verilmiştir. Yatırım ortaklıkları, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 48. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, sermaye piyasası araçları, gayrimenkul, girişim sermayesi yatırımları ile Sermaye Piyasası Kurulunca belirlenecek diğer varlık ve haklardan oluşan portföyleri işletmek amacıyla paylarını ihraç etmek üzere kurulan sabit veya değişken sermayeli anonim ortaklıklar olarak tanımlanmış; yatırım ortaklıklarının faaliyet esaslarını, türlerini ve portföy sınırlamalarını belirleme yetkisi 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Sermaye Piyasası Kuruluna verilmiştir. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun verdiği yetkiye dayanılarak 28/05/2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (III-48.1)'nin ilk halinde altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarına ilişkin düzenlemelere yer verilmemiş ise de anılan Tebliğ'de 23/01/2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Tebliğ ile yapılan değişiklikle birlikte gayrimenkul yatırım ortaklığı yeniden tanımlanmış, münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten yatırım ortaklıkları da gayrimenkul yatırım ortaklığı olarak düzenlenmiştir. Yukarıda yer verilen sermaye piyasası mevzuatı ile gayrimenkul yatırım ortaklığının bir türü olarak kabul edildiği görülen münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarının, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde belirtilen istisnadan yararlanıp yararlanamayacaklarına gelince; Anayasası'nın 73. maddesinde yer alan düzenlemeyle maddede belirtilen hallerde Cumhurbaşkanına devredilen yetki haricinde kamu gücüne dayanarak tahsil edilen vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin, kanunla düzenlenmesi zorunluluğu getirilmiştir. Bu zorunluluk verginin kanuniliği ilkesi olarak tanımlanmakta olup bu ilke uyarınca verginin yükümlüsü, konusu, vergiyi doğuran olay, matrah, oran, tarh, tahakkuk, tahsil, zamanaşımı, muafiyet ve istisna gibi vergilendirmenin temel ögelerinin kanun ile belirlenmesi gerekir. Bununla birlikte, vergilendirmenin temel ögeleri ile ilgili olmaması şartıyla, ayrıntılara ve teknik konulara ilişkin olarak Maliye Bakanlığınca açıklayıcı ve tamamlayıcı nitelikte düzenleyici işlem yapılabilir. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde, işletilen portföye ilişkin bir ayrım yapılmaksızın gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarına istisna tanınmıştır. Anılan Kanun'da istisna hükmünün uygulanmasında gayrimenkul yatırım ortaklığı olarak kabul edilecek kurumların ayrıca belirtilmemesi karşısında hangi kurumların gayrimenkul yatırım ortaklığı olduğuna ilişkin belirlemenin ilgili hukuk dalındaki düzenlemelerin dikkate alınmak suretiyle yapılması zorunluluk arz etmektedir. Dolayısıyla, istisna hükmünün uygulanmasında gayrimenkul yatırım ortaklığı olarak kabul edilecek kurumların belirlenmesinde, yatırım ortaklıklarına ilişkin düzenlemelerin yer aldığı Sermaye Piyasası Kanunu ile bu Kanun'la yatırım ortaklıklarının faaliyet esaslarını, türlerini ve portföy sınırlamalarını belirleme yetkisi verilen Sermaye Piyasası Kurulunca yapılan düzenleyici işlemlerin dikkate alınması gerekmektedir. Bu durumda, dava konusu Tebliğ'in yayımlandığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan Sermaye Piyasası Kurulunca yayımlanan Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (III-48.1) ile münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten yatırım ortaklıklarının da gayrimenkul yatırım ortaklığı olarak düzenlenmesi karşısında Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarına tanınan istisna hükmünün münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarını da kapsadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan, davalı idarece, istisnaya ilişkin kanuni düzenlemenin yapıldığı tarihte mevzuatımızda dahi olmayan münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarının istisnadan yararlanmaması gerektiği, bir başka ifadeyle, istisnaya ilişkin kanuni düzenlemenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan sermaye piyasası mevzuatına göre gayrimenkul yatırım ortaklığı olarak kabul edilebilecek kurumların kazançlarına istisna uygulanması gerektiği ileri sürülmüştür. Mülga 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 8. maddesinin birinci fıkrasının (12) numaralı bendinde 11/07/1992 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 3824 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik tarihi itibarıyla henüz Sermaye Piyasası Kurulunun Sermaye Piyasası Kanunu'nun kendisine verdiği yetki uyarınca gayrimenkul yatırım ortaklıklarına ilişkin olarak yaptığı bir düzenlemenin bulunmamasına rağmen, kanun koyucu istisnaya ilişkin kural koyarken gayrimenkul yatırım ortaklığını tanımlamamış olup bu durum, kanun koyucu tarafından, hangi kurumların gayrimenkul yatırım ortaklığı olduğuna ilişkin belirlemenin, mülga Sermaye Piyasası Kanunu'nun verdiği yetki uyarınca Sermaye Piyasası Kurulunca yayımlanacak düzenlemelere göre yapılmasının amaçlandığını ortaya koymaktadır. Yine, Sermaye Piyasası Kanunu'nun verdiği yetki uyarınca Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yayımlanan tebliğler ile gayrimenkul yatırım ortaklıklarının işletebilecekleri portföy ve faaliyet esaslarında zaman zaman değişiklik yapılmasına rağmen, kanun koyucunun, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde, Türkiye'de kurulu gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarına ilişkin istisna tanırken gayrimenkul yatırım ortaklığını sermaye piyasası mevzuatından bağımsız olarak ayrıca tanımlamamasının da, aynı amaca yönelik olduğunun anlaşılması karşısında, davalı idarenin anılan iddiasına itibar edilmemiştir. Bu durumda, dava konusu Tebliğ'in, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (2) numaralı fıkrasında istisnanın uygulanmasına ilişkin usulleri tespit etme konusunda Maliye Bakanlığına verilen yetkinin sınırı aşılarak anılan Kanun ile getirilen istisnanın kapsamını daraltan ve Anayasa’nın 73. maddesinde dayanağını bulan verginin kanuniliği ilkesine aykırılık teşkil eden münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarının kurumlar vergisi istisnasından yararlanamayacağı yönündeki düzenlemelerinde ve davanın reddi yolunda verilen Daire kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1- Davacının temyiz isteminin KABULÜNE, 2- Danıştay Dördüncü Dairesinin 02/03/2021 tarih ve E:2017/4268, K:2021/1335 sayılı kararının BOZULMASINA, 3-Yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmediğinden, yatırılan yürütmenin durdurulması harcının istemi halinde davacıya iadesine, 4- Yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, 15/12/2021 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi. X – KARŞI OY: Yasa koyucu tarafından, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinin kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan sermaye piyasası mevzuatına göre gayrimenkul yatırım ortaklıklarının gayrimenkullere, gayrimenkule dayalı sermaye piyasası araçlarına, gayrimenkul projelerine, gayrimenkule dayalı haklara ve sermaye piyasası araçlarına yatırım yapabilmeleri mümkün bulunmaktadır. Bu nedenle, istisnaya ilişkin kuralın kabul edildiği tarihte mevzuatımızda dahi olmayan münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten yatırım ortaklıklarının kazançlarının kurumlar vergisinden istisna olduğu düşünülemeyecektir. Kaldı ki münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyün hem 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu hem de 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nda yatırım ortaklıklarının işletebilecekleri portföyler arasında sayılan gayrimenkul portföyü kapsamında değerlendirilemeyeceği ve Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (III-48.1)'nde yer alan düzenleme uyarınca münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işletecek gayrimenkul yatırım ortaklıklarının altyapı yatırım ve hizmeti ile ilişkili olmayan gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklara yatırım yapamayacakları dikkate alındığında, Sermaye Piyasası Kurulunca yayımlanan tebliğler ile münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten yatırım ortaklıklarının da gayrimenkul yatırım ortaklığı olarak düzenlenmesinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Öte yandan Sermaye Piyasası Kurulu tarafından Maliye Bakanlığına yazılan 20/11/2017 tarihli yazıdan, Sermaye Piyasası Kurulunun da münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarının kurumlar vergisinden istisna olmadığı görüşünde olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, dava konusu Tebliğ'in münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarının kurumlar vergisi istisnasından yararlanamayacağı yönündeki düzenlemelerinde ve davanın reddi yolunda verilen Daire kararında hukuka aykırılık bulunmadığından davacının temyiz isteminin reddi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.
6362 sayılı SERMAYE PİYASASI KANUNU m. 48Kaynağı aç
MADDE 48 – (1) Yatırım ortaklıkları, sermaye piyasası araçları, gayrimenkul, girişim sermayesi yatırımları ile Kurulca belirlenecek diğer varlık ve haklardan oluşan portföyleri işletmek amacıyla, paylarını ihraç etmek üzere kurulan sabit veya değişken sermayeli anonim ortaklıklardır. (2) Yatırım ortaklıklarının; kuruluşuna ve kurucularına, anonim ortaklıkların yatırım ortaklığına dönüşümüne, yatırım ortaklığı statüsünden çıkmalarına, asgari halka açıklık oranına, faaliyet esaslarına, türlerine ve pay devirlerine, izahnameye ve izahnamenin yayımlanmasına, portföyünde bulunan varlıkların ve hakların değerlemesine ve varlıkların saklanmasına, portföy sınırlamalarına, yönetim ilkelerine, sermaye artırımlarına ve azaltımlarına, imtiyazlı pay ihracına, kâr dağıtımına ve paylarını geri almalarına, tasfiye ve sona ermelerine ilişkin usul ve esaslar ile tabi olacakları diğer yükümlülükler Kurulca belirlenir. (3) Yatırım ortaklıklarının esas sözleşme değişikliklerinde Kurulun uygun görüşünün alınması zorunludur. (4) (Ek:20/2/2014-6525/40 md.) Yatırım ortaklıklarının imtiyazlı pay ihracına ilişkin usul ve esaslar Kurulca belirlenir. Yatırım ortaklıkları tarafından belirli grupların yönetim kurulunda temsil imtiyazı ile oyda imtiyaz tanıyan pay ihracında 6102 sayılı Kanunun 360 ıncı maddesi ile 479 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükümleri uygulanmaz. Yatırım ortaklıklarının kuruluş ve faaliyet şartları
Danıştay 4. Daire, E. 2021/2303, K. 2021/3726Kaynağı aç
Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2021/2303 E.  ,  2021/3726 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2021/2303 Karar No : 2021/3726 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı (… Vergi Dairesi Müdürlüğü) VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … AŞ VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E: …, K: … sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı şirket tarafından, 2018/10-12 dönemine ilişkin olarak ihtirazi kayıtla verilen geçici vergi beyannamesine yapılan tahakkuk eden geçici verginin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E: …, K: … sayılı kararda; gerek 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu gerekse de mülga 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nda gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kurumlar vergisinden müstesna olduğunun hüküm altına alındığı, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun istisna hükmünün yer aldığı madde gerekçesinde; Türkiye'de kurulu gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançları, emeklilik yatırım fonlarının kazançları ve konut finansmanı fonları ile varlık finansmanı fonlarının portföy işletmeciliğinden doğan kazançlarının kurumlar vergisinden istisna edildiği, bu istisnaların söz konusu kuruluşların gelişmesinin sağlanması amacıyla getirildiği, ancak bu istisnanın kesinti yoluyla vergi alınmasına engel teşkil etmeyeceğinin açıklandığı, bu haliyle kanun koyucu tarafından gayrimenkul yatırım ortaklıklarının işletmekte oldukları portföy yönünden herhangi bir ayrım yapılmaksızın 'gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının' kazançlarının vergiden istisna olduğunun hüküm altına alındığı, Kanun'un bu düzenlemesine karşılık 01/12/2017 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No:13) ile altyapı yatırım ve hizmetleri gibi diğer varlık ve haklardan oluşan yatırım fon ve ortaklıklarının kazançlarının vergi istisnasından yararlanamayacağı şeklinde düzenleme yapıldığı, anılan düzenlemenin ise Kanun'un öngörmediği şekilde kanuni düzenlemeyi daraltıcı nitelikte bulunduğu, bu durumun Anayasa ile güvence altına alınan ve verginin yasallığı olarak ifade edilen 'verginin kanunla konulacağı, değiştirileceği ve kaldırılacağı' ilkesine aykırı olduğu, kendilerine verilen yetkilere istinaden idarelerce düzenleyici işlemler ile mükellefler lehine vergisel yükümlülükler kaldırılamayacağı gibi Kanun'un çizmiş olduğu sınırlar aşılarak ve normlar hiyerarşisi ihlal edilerek vergisel istisnaların sınırları da mükelleflerin aleyhine olacak şekilde daraltılamayacağından, Kurumlar Vergisi Kanunu'nda düzenlenen istisna hükümlerinin aksine mükelleflerin işletmiş oldukları portföylerin içeriği esas alınarak ayrıma tabi tutmak suretiyle istisna hükümlerinin kapsamının belirlenmesi yönünde çıkarılan ve bu haliyle verginin belirliliği ve yasallığı ilkelerine aykırı düştüğü açık olan Tebliğ hükümleri esas alınarak yapılan vergilendirme işleminde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Dava konusu işlemle ilgili düzenlenen genel tebliğin iptali istemiyle Danıştay nezdinde dava açıldığı, Danıştay nezdinde görülmekte olan davanın sonucu iş bu davanın sonucuna etkileyeceğinden bekletici mesele yapılması gerektiği, davacı tarafından 2018/10-12 dönemi geçici vergi beyannamesinin ihtirazi kayıt konulmaksızın verildiği, iş bu beyanı ile hukuka aykırı olduğu iddia edilen tebliğ hükümlerinin yasal ve yerinde olduğunun kabul edildiği, altyapı yatırım ve hizmetleri gibi diğer varlık ve haklardan oluşan yatırım fon veya ortaklıkların kazançlarının Kurumlar Vergisi Kanunu'nda yer alan istisna hükümlerinden yararlanamayacağı, davacı şirketin sadece unvanında gayrimenkul yatırım ortaklığı ibaresinin yer aldığı, Kanun'da yer alan istisnanın gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklardan oluşan bir portföyü işleten gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarını kapsadığı, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle atıfta bulunulan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 307. maddesinde, feragat, davacıların talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak tanımlanmış, 309. maddesinde, feragat beyanının dilekçe ile veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılacağı, 310. maddesinde, feragatin hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceği, 311. maddesinde, feragatin kesin hüküm gibi hukukî sonuç doğuracağı, 312. maddesinde ise feragat beyanında bulunan tarafın davada aleyhine hüküm verilmiş gibi yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edileceği kurala bağlanmıştır. Davacının, 23/06/2021 tarihli dilekçesiyle davadan feragat ettiğini bildirdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, feragat konusunda bir karar verilmek üzere temyize konu kararın bozulması gerekmiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Temyiz isteminin kabulüne, 2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E: …, K: … sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 30/06/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle atıfta bulunulan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK), feragatin hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceğini kurala bağlayan 310. maddesine, 28/07/2020 tarih ve 31199 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun'un 29. maddesiyle birinci fıkradan sonra gelmek üzere iki yeni fıkra eklenmiştir. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında, “(3) Feragat veya kabul, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir.” kuralına yer verilmiştir. Değişikliğe ilişkin gerekçede, "Maddeye eklenen üçüncü fıkrada ise, feragat veya kabulün dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılması hâlinde Yargıtay’ın temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye göndermesi gerektiği hüküm altına alınmaktadır. Düzenlemeyle, mevcut hükümden kaynaklanan ve feragat veya kabulün hükmün verilmesinden sonra gerçekleşmesi hâlinde yapılan farklı uygulamaların önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca Yargıtay’ın, davaya son veren taraf işlemleri olan feragat ve kabulün kanun yolu süresi içinde yapılması hâlinde, hükmü veren mahkemenin davadan el çekmiş olması sebebiyle dava hakkında bir karar veremeyeceği, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilmesi gerektiği şeklindeki içtihadı ile feragat veya kabulün dosya Yargıtay’da iken yapılması hâlinde kararın bozularak gerekli kararın verilmesi için dosyanın hükmü veren mahkemeye gönderilmesi yönündeki içtihadından kaynaklanan usul ekonomisine aykırılığın da önüne geçilmesi hedeflenmektedir." açıklaması yer almıştır. Buna göre, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra davadan feragat edilmesi hâlinde, temyiz incelemesi yapılmaksızın dosyanın feragat hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderilmesi gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından, temyize konu… Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesi'nin … tarih ve E: …, K: … sayılı kararı sonrasında, 23/06/2021 tarihinde kayda giren dilekçe ile davadan feragat edildiğinin bildirildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 310. maddesinin 3. fıkrası uyarınca dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılan davadan feragat beyanı hakkında ek karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesi'ne gönderilmesi gerektiği görüşüyle, Daire kararına katılmıyoruz.

Altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıkları, mevzuatta ilk olarak 29 Ocak 2009 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Seri: VI, No: 24 sayılı Altyapı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği ile nevi şahsına münhasır bir ortaklık türü olarak ihdas edilmiştir. 2014 yılında bu müstakil düzenlemenin yürürlükten kalkmasıyla birlikte Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği'nde (III-48.1) değişikliğe gidilmiş ve münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten yatırım ortaklıkları da gayrimenkul yatırım ortaklığı çatısı altında yeniden tanımlanmıştır.

Klasik Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarından Temel Farklar

Mevzuat sisteminde klasik gayrimenkul yatırım ortaklıkları ile altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıkları arasında faaliyet sahası bakımından kesin sınırlar çizilmiştir. Münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işletecek ortaklıkların, altyapı yatırım ve hizmetleri ile ilişkili bulunmayan taşınmazlara, projelere veya haklara yatırım yapması yasaktır. Benzer şekilde klasik gayrimenkul yatırım ortaklıkları da esas faaliyetlerine bağlı ve arızi nitelik taşıyan durumlar dışında altyapı yatırım ve hizmetlerine yatırım gerçekleştiremez. Dolayısıyla altyapı portföyü işleten şirketlerin klasik üstyapı gayrimenkul alanında portföy oluşturması mevzuatça engellenmiştir.

İki yapı arasındaki diğer belirleyici ayrım inşaat işleri ve makine parkı sahipliğidir. Klasik gayrimenkul yatırım ortaklıkları yalnızca gayrimenkule dayalı portföy işletmeciliği yürütebilir; aktiflerinde makine ve ekipman bulunduramaz, proje yapamaz ve inşaat işlerini kendileri üstlenemeyip yalnızca finansman sağlayabilir. Altyapı hizmet yatırımı amaçlı ortaklıklar bakımından ise altyapı hizmetlerinin gerektirdiği projelendirme ve inşaat faaliyetlerinin ortaklıkça yapılmasına ve işin icrası için gereken makine ve teknik ekipmana sahip olunmasına hukuki bir engel bulunmamaktadır.

Portföy Kapsamı ve Yatırım Sınırlamaları

Altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarının faaliyet konusunu oluşturan altyapı yatırımları; 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu kapsamındaki merkezi yönetim idareleri, sosyal güvenlik kurumları, yerel yönetimler ve kamu iktisadi teşebbüsleri tarafından icra edilen projeleri içerir. Bu çerçevede ulaştırma, enerji, haberleşme, bilgi teknolojileri, tarım, sulama, madencilik, imalat, turizm, konut, kentsel dönüşüm, çevre, araştırma-geliştirme ile eğitim ve sağlık gibi kamusal nitelikli fiziki ve idari altyapı hizmetleri portföye dahil edilebilir.

Ortaklıklar portföylerini; altyapı yatırım ve hizmetlerine, ilgili projelere, bunlara dayalı hak ve sermaye piyasası araçlarına, ortak olmak veya borçlanma senedi satın almak suretiyle altyapı şirketlerine, diğer altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarına, işletmeci şirketlere, para ve sermaye piyasası araçları ile uygun görülen diğer varlıklara yönlendirebilirler. Ancak işletmeci şirketlere ayrılacak pay portföy değerinin yüzde yirmi beşini aşamaz. Münhasıran belirli bir projeyi gerçekleştirmek üzere ihdas edilmiş ortaklıkların portföylerine başka bir projeyi dahil etmeleri kanunen mümkün değildir.

Risk yönetimi kapsamında ortaklıkların yatırımlarına belirli sınırlamalar getirilmiştir. Ortaklıklar tek bir şirketin ihraç ettiği menkul kıymetlere portföy değerinin yüzde onundan fazlasını tahsis edemez; aynı şirketin sermaye veya oy haklarının yüzde beşinden fazlasına sahip olamazlar. Devredilmesi üzerinde hukuki kısıtlama bulunan hak ve varlıklara yatırım yapılması yasaktır. Ayrıca sermayenin veya oy haklarının yüzde onundan fazlasına sahip ortakların, yönetim kurulu üyelerinin ve genel müdürün ayrı ayrı ya da birlikte sermaye veya oy haklarının yüzde onundan fazlasını elinde bulundurduğu şirketlere yatırım yapılamaz; ortaklıkça finanse edilen ve ayrı proje şirketi kurulmasını gerektiren altyapı şirketleri bu kısıtlamadan müstesnadır.

Kuruluş, Sermaye Şartları ve Lider Sermayedar Rejimi

Altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kuruluşunda kuruculardan birinin lider sermayedar olarak belirlenmesi ve ticaret siciline tescilden itibaren iki yıl içinde portföy işletmeciliği faaliyet izni için başvurulması zorunludur. Lider sermayedar, ortaklık sermayesinde tek başına ya da birlikte asgari yüzde yirmi oranında paya sahip olan ortak veya ortaklardır. Gerçek kişi lider sermayedarların menkul ve gayrimenkul varlıklarının rayiç değerinin en az 100 milyon TL (birden fazla gerçek kişi halinde en az 150 milyon TL) olması şarttır. Tüzel kişi lider sermayedarlarda ise asgari üç yıllık faaliyet geçmişi, bağımsız denetimden geçmiş mali tablolar, özsermayenin en az çıkarılmış sermaye tutarında ve aktif toplamının da en az iki katı olması aranır. Kamu kurum ve tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan tüzel kişilerde bu mali yeterlilik koşulları aranmayabilir.

Ortaklığın başlangıç sermayesinin en az yüzde onu nakit olmak üzere 100 milyon TL olması kuralı öngörülmüştür. Kuruculardan birinin kamu kuruluşu veya belediye olması ve ortaklık sermayesinin en az yüzde seksenini elinde bulundurması durumunda bu tutar 5 milyon TL seviyesine indirilebilir; fakat halka arzda çıkarılmış sermayenin 100 milyon TL'ye ulaşması şarttır. Altyapı portföyü işletecek ortaklıklar için çıkarılmış sermaye ve özsermaye koşulları ile payların satışı bakımından özel kurallar bulunmaktadır. Tescili izleyen iki yıl içinde çıkarılmış sermayenin asgari yüzde kırk dokuzunun nitelikli yatırımcılara, belirlenmiş yatırımcılara veya halka arzı için başvuru yapılması gerekmektedir. İşletme döneminden önce yatırım yapılması ya da işletme dönemindeki projelerin portföyün yüzde altmışından az kalması halinde paylar tahsisli olarak satılabilir.

Kurumsal Yönetim, Pay İmtiyazları ve Esas Sözleşme Değişikliği

Halka arzdan önce ortaklık paylarının devri Sermaye Piyasası Kurulunun iznine bağlıdır. Kurumsal yönetim standartları gereğince ortaklık yönetim kurulu üyelerinin en az üçte birinin bağımsız üyelerden oluşması zorunludur. Bununla birlikte 6362 sayılı Kanun'un 48. maddesinin 3. fıkrası mucibince yatırım ortaklıklarının esas sözleşme değişikliklerinde Kurulun uygun görüşü aranır.

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 48. maddesinin 4. fıkrası gereğince, yatırım ortaklıkları tarafından belirli pay gruplarına yönetim kurulunda temsil veya oy hakkı imtiyazı verilmesi mümkündür. Belirli gruplara yönetim kurulunda temsil veya oy imtiyazı tanıyan pay ihraçlarında, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yönetim kurulunda temsile dair 360. maddesi ile oyda imtiyaz sınırını düzenleyen 479. maddesinin 2. fıkrası hükümleri uygulanmaz. Bu serbesti, sermaye piyasası aracılığıyla kaynak toplayan altyapı girişimlerinde yönetim dengesinin korunmasını sağlar.

Vergilendirme Rejimi ve Kurumlar Vergisi İstisnası Uyuşmazlıkları

Anayasa'nın 73. maddesinin 3. fıkrası uyarınca vergisel yükümlülükler münhasıran kanunla ihdas edilir, değiştirilir ve kaldırılır. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinin (4) numaralı alt bendinde, gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançları kurumlar vergisinden istisna tutulmuştur. İlgili maddede Bakanlığa usul ve esas belirleme, Cumhurbaşkanına ise maddedeki oranları değiştirme yetkisi verilmiştir. İstisna kazançlara ilişkin giderlerin veya istisna faaliyetlerden doğan zararların istisna dışı kurum kazancından indirilmesi kabul edilmez; iştirak hissesi alımına ait finansman giderleri bu ilkenin istisnasını oluşturur.

Danıştay 4. Daire, E. 2020/3391, K. 2021/3725Kaynağı aç
Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2020/3391 E.  ,  2021/3725 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2020/3391 Karar No : 2021/3725 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı (… Vergi Dairesi Müdürlüğü) VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … AŞ VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E: …, K: … sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı şirket tarafından, 2018/4-6 dönemine ilişkin olarak ihtirazi kayıtla verilen geçici vergi beyannamesine istinaden tahakkuk eden geçici verginin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E: …, K: … sayılı kararda; gerek 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu gerekse de mülga 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nda gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kurumlar vergisinden müstesna olduğunun hüküm altına alındığı, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun istisna hükmünün yer aldığı madde gerekçesinde; Türkiye'de kurulu gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançları, emeklilik yatırım fonlarının kazançları ve konut finansmanı fonları ile varlık finansmanı fonlarının portföy işletmeciliğinden doğan kazançlarının kurumlar vergisinden istisna edildiği, bu istisnaların söz konusu kuruluşların gelişmesinin sağlanması amacıyla getirildiği, ancak bu istisnanın kesinti yoluyla vergi alınmasına engel teşkil etmeyeceğinin açıklandığı, bu haliyle kanun koyucu tarafından gayrimenkul yatırım ortaklıklarının işletmekte oldukları portföy yönünden herhangi bir ayrım yapılmaksızın 'gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının' kazançlarının vergiden istisna olduğunun hüküm altına alındığı, Kanun'un bu düzenlemesine karşılık 01/12/2017 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No:13) ile altyapı yatırım ve hizmetleri gibi diğer varlık ve haklardan oluşan yatırım fon ve ortaklıklarının kazançlarının vergi istisnasından yararlanamayacağı şeklinde düzenleme yapıldığı, anılan düzenlemenin ise Kanun'un öngörmediği şekilde kanuni düzenlemeyi daraltıcı nitelikte bulunduğu, bu durumun Anayasa ile güvence altına alınan ve verginin yasallığı olarak ifade edilen 'verginin kanunla konulacağı, değiştirileceği ve kaldırılacağı' ilkesine aykırı olduğu, kendilerine verilen yetkilere istinaden idarelerce düzenleyici işlemler ile mükellefler lehine vergisel yükümlülükler kaldırılamayacağı gibi Kanun'un çizmiş olduğu sınırlar aşılarak ve normlar hiyerarşisi ihlal edilerek vergisel istisnaların sınırları da mükelleflerin aleyhine olacak şekilde daraltılamayacağından, Kurumlar Vergisi Kanunu'nda düzenlenen istisna hükümlerinin aksine mükelleflerin işletmiş oldukları portföylerin içeriği esas alınarak ayrıma tabi tutmak suretiyle istisna hükümlerinin kapsamının belirlenmesi yönünde çıkarılan ve bu haliyle verginin belirliliği ve yasallığı ilkelerine aykırı düştüğü açık olan Tebliğ hükümleri esas alınarak yapılan vergilendirme işleminde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Dava konusu işlemle ilgili düzenlenen genel tebliğin iptali istemiyle Danıştay nezdinde dava açıldığı, Danıştay nezdinde görülmekte olan davanın sonucu iş bu davanın sonucuna etkileyeceğinden bekletici mesele yapılması gerektiği, davacı tarafından 2018/4-6 dönemi geçici vergi beyannamesinin ihtirazi kayıt konulmaksızın verildiği, iş bu beyanı ile hukuka aykırı olduğu iddia edilen tebliğ hükümlerinin yasal ve yerinde olduğunun kabul edildiği, altyapı yatırım ve hizmetleri gibi diğer varlık ve haklardan oluşan yatırım fon veya ortaklıkların kazançlarının Kurumlar Vergisi Kanunu'nda yer alan istisna hükümlerinden yararlanamayacağı, davacı şirketin sadece unvanında gayrimenkul yatırım ortaklığı ibaresinin yer aldığı, Kanun'da yer alan istisnanın gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklardan oluşan bir portföyü işleten gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarını kapsadığı, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle atıfta bulunulan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 307. maddesinde, feragat, davacıların talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak tanımlanmış, 309. maddesinde, feragat beyanının dilekçe ile veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılacağı, 310. maddesinde, feragatin hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceği, 311. maddesinde, feragatin kesin hüküm gibi hukukî sonuç doğuracağı, 312. maddesinde ise feragat beyanında bulunan tarafın davada aleyhine hüküm verilmiş gibi yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edileceği kurala bağlanmıştır. Davacının, 23/06/2021 tarihli dilekçesiyle davadan feragat ettiğini bildirdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, feragat konusunda bir karar verilmek üzere temyize konu kararın bozulması gerekmiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Temyiz isteminin kabulüne, 2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E: …, K: … sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 30/06/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle atıfta bulunulan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK), feragatin hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceğini kurala bağlayan 310. maddesine, 28/07/2020 tarih ve 31199 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun'un 29. maddesiyle birinci fıkradan sonra gelmek üzere iki yeni fıkra eklenmiştir. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında, “(3) Feragat veya kabul, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir.” kuralına yer verilmiştir. Değişikliğe ilişkin gerekçede, "Maddeye eklenen üçüncü fıkrada ise, feragat veya kabulün dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılması hâlinde Yargıtay’ın temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye göndermesi gerektiği hüküm altına alınmaktadır. Düzenlemeyle, mevcut hükümden kaynaklanan ve feragat veya kabulün hükmün verilmesinden sonra gerçekleşmesi hâlinde yapılan farklı uygulamaların önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca Yargıtay’ın, davaya son veren taraf işlemleri olan feragat ve kabulün kanun yolu süresi içinde yapılması hâlinde, hükmü veren mahkemenin davadan el çekmiş olması sebebiyle dava hakkında bir karar veremeyeceği, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilmesi gerektiği şeklindeki içtihadı ile feragat veya kabulün dosya Yargıtay’da iken yapılması hâlinde kararın bozularak gerekli kararın verilmesi için dosyanın hükmü veren mahkemeye gönderilmesi yönündeki içtihadından kaynaklanan usul ekonomisine aykırılığın da önüne geçilmesi hedeflenmektedir." açıklaması yer almıştır. Buna göre, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra davadan feragat edilmesi hâlinde, temyiz incelemesi yapılmaksızın dosyanın feragat hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderilmesi gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından, temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesi'nin … tarih ve E: …, K: … sayılı kararı sonrasında, 23/06/2021 tarihinde kayda giren dilekçe ile davadan feragat edildiğinin bildirildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 310. maddesinin 3. fıkrası uyarınca dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılan davadan feragat beyanı hakkında ek karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesi'ne gönderilmesi gerektiği görüşüyle, Daire kararına katılmıyoruz.

İdare tarafından çıkarılan genel tebliğ düzenlemelerinde, istisnanın yalnızca klasik gayrimenkul portföyü işleten kurumları kapsadığı ve altyapı portföyü işleten ortaklıkların GYO statüsü taşısa dahi istisnadan yararlanamayacağı öngörülmüştür. Yargı sürecinde Danıştay Dördüncü Dairesinin ilk ret kararı sonrasında Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, kanunda portföy türüne göre bir sınırlama bulunmadığı halde idari tebliğle istisna alanının daraltılamayacağını ve verginin kanuniliği ilkesine aykırı düzenleme yapılamayacağını tespit etmiştir. Bozma kararına uyularak verilen ilk derece kararında söz konusu kısıtlayıcı tebliğ hükümleri iptal edilmiş ve bu karar temyiz aşamasında onanmıştır.

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, E. 2022/1510, K. 2023/377Kaynağı aç
DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/1510 E.  ,  2023/377 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/1510 Karar No : 2023/377 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı VEKİLLERİ : Av. … Av. … Av. … Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : …Ortaklığı Anonim Şirketi VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 15/12/2021 tarih ve E:2021/1194, K:2021/1762 sayılı bozma kararı üzerine verilen Danıştay Dördüncü Dairesinin 28/06/2022 tarih ve E:2022/2311, K:2022/4491 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 01/12/2017 tarih ve 30257 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No:13)'in iptali istemiyle dava açılmıştır. Danıştay Dördüncü Dairesinin 02/03/2021 tarih ve E:2017/4268, K:2021/1335 sayılı kararı: 01/12/2017 tarih ve 30257 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No:13)'in tamamının iptali istemiyle dava açılmış ise de dava dilekçesinde ileri sürülen hukuka aykırılık sebepleri dikkate alınarak Tebliğ'in, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde yer alan gayrimenkul yatırım fonları veya ortaklıklarının kazançlarına ilişkin istisna düzenlemesinin esas itibarıyla gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklardan oluşan bir portföyü işleten gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarını kapsadığı; altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarının ise münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işletmek amacıyla kurulmaları, gayrimenkul, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklara altyapı yatırım ve hizmetleri ile ilişkili olmadıkları sürece yatırım yapamamaları nedeniyle bu ortaklıkların kazançlarının istisnaya tabi olmadığına ilişkin kısmıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. Dava konusu edilen Tebliğ'in ilişkin bulunduğu gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarına ilişkin istisna düzenlemesi, vergi mevzuatımıza ilk olarak, mülga 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun (1993 yılında eklenen) 8. maddesinin birinci fıkrasının (4-d) bendiyle girmiştir. Mezkur düzenleme 21/06/2006 tarih ve 26205 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde de aynen korunmuştur. Anılan Kanun'un madde gerekçesinde, istisnanın amacının, sermaye piyasasının gelişmesine katkıda bulunmak, yeni oluşturulan sermaye piyasası kurumları araçlarının yerleşmesine yardımcı olmak, bireysel ve kurumsal tasarrufların sermaye piyasalarında değerlendirilmesine imkan sağlamak, bu kanalla sanayinin finansman ihtiyacına cevap vermek olduğu belirtilmiştir. Dava dilekçesinde, Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde, işletilen portföye ilişkin bir ayrım yapılmaksızın gayrimenkul yatırım ortaklıklarının tüm faaliyetlerinin istisna olarak düzenlendiği, münhasıran altyapı faaliyetlerine özgü portföy oluşturan gayrimenkul yatırım ortaklıklarının istisna dışında kalmasının hukuka uygun olmadığı iddia edilmiştir. İhtilafın çözümlenebilmesi için Anayasa Mahkemesinin 12/06/2020 tarih ve E:2019/115, K:2020/31 sayılı kararında belirtilen, "kurala bir anlam yüklenirken o kuralda öngörülen düzenlemenin getirilme sebebinin ve koşullarının da göz önünde bulundurulması gerektiği" yolundaki ilke de dikkate alınarak, Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde düzenlenen istisnanın, münhasıran altyapı hizmetleriyle ilgili portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıkları için de uygulanabilir olup olmadığının, gayrimenkul yatırım ortaklıkları ile altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarının hem kavramsal, tarihsel, amaçsal açıdan ve özellikle de gayrimenkul yatırım ortaklıklarının bir takım faaliyet konularına getirilen istisnanın getiriliş nedenlerine ve uygulamanın yasalaştığı zamanda hangi konulara ve ne için uygulanmasının öngörüldüğü hususlarının hem de yasal mesnetleri açısından karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi gerekir. Kurumlar Vergisi Kanunu'nda gayrimenkul yatırım ortaklıklarının belirtilen kazanç konularına tanınan istisna, gayrimenkul yatırım ortaklıklarının sırf bu unvana sahip olmaları nedeniyle getirilmiş olmayıp öz, içerik ve anlam yönünden, kuruluş amaçlarına uygun icra edecekleri faaliyet konularına ilişkindir. Yoksa, kuruluş amacı ne olursa olsun adı gayrimenkul yatırım ortaklığı olan tüm şirketler açısından kanunun vazetmediği bir alandaki tüm faaliyetlerin istisna kapsamında olduğu kabul edilemez. Kanun koyucu, yukarıda ayrıntılı olarak aktarılan özellikteki gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarına özgü istisna düzenlemesi yapmıştır. Yani, kanun koyucu gayrimenkulde kurumsallaşmayı teşvik etmek amaçlı olarak sadece gayrimenkul yatırımları alanında faaliyet gösteren, yaptığı işin mahiyeti de buna uygun olan gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarına istisna getirmiştir. Vergilendirmede genel kural, kanunla belirlenmiş konulardan, diğer bir anlatımla vergi kapsamına alınmış konulardan vergi alınmasıdır. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'ndaki istisna hükmü, bu genel hükmü sınırlandırmıştır. Kanun koyucu, bu istisnayı sadece belirtilen nitelikteki gayrimenkul yatırım ortaklıklarına münhasır tutmuştur. Bu nedenle, istisnanın altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıkları için de geçerli olduğu söylenemez. İstisna hükmünün geniş yorumlanması, istisna kapsamında olmayan bir kazancın vergiden istisna edilmesi sonucunu doğurur. Böyle bir durum ise genel kuralın değiştirilmesi anlamına gelir ki Anayasa’nın 73. maddesindeki verginin kanuniliği ilkesi buna müsaade etmez. Bu ilke, vergi istisnasını da kapsamaktadır. Şu halde, asıl faaliyet konusu ve portföyü altyapı hizmetlerine dönük yatırım ve işletilmesi olan şirkete gayrimenkul yatırım ortaklığı statüsünün verilmesi tek başına o gayrimenkul yatırım ortaklığının faaliyet konularıyla ilişkilendirilecek kazancının da istisna kapsamında sayılmasını gerektirmeyecektir. Zira, 1993 yılında mülga 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 8. maddesine eklenen, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinde de aynen yer verilen istisna hükmünün; gayrimenkul yatırım ortaklıklarından farklı bir yapısı bulunan, gayrimenkul yatırım ortaklıklarınca yapılması beklenen alanların dışında portföy oluşturan altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarının faaliyetlerini de kapsayacağının kabul edilmesi halinde, Sermaye Piyasası Kurulu eliyle istisna uygulamasına tabi tutulan belli başlı imtiyazlı grupların, kişilerin, sektörlerin ortaya çıkması kaçınılmaz hale gelir ki bu durum vergilerin kanuniliği ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Bu durum karşısında, tabi olduğu Tebliğ'de gösterilen usul ve esaslar muvacehesinde kuruluş amacı gayrimenkule ve gayrimenkule dayalı sermaye piyasası araçlarına yatırım yapmak olan, yine, ilgili Tebliğ'lerde sayılan faaliyet konularında portföy oluşturmak üzere kurulmasını gerektirir nedenler açısından ihdas edildiği anlaşılan istisna hükmünün, kuruluş sözleşmesinde; belirtilen amaç ve faaliyetleri gerçekleştiremeyeceği açıklanan, sadece "gayrimenkul" kavramı ile altyapı faaliyetlerinde kullanılan ve faaliyetin gereğine binaen gerekli alet ve edevattan dolayı sahip olunan irtifak hakkı nedeniyle ilişkilendirilebilen "altyapı yatırım ortaklıklarına", bir şekilde, gayrimenkul yatırım ortaklığı statüsü verilmesi, o ortaklıkların portföyünü oluşturan kazançların kurumlar vergisinden istisna edilmesini gerekli kılmayacaktır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu Tebliğ'in iptali istenen, "portföyü, altyapı yatırım ve hizmetleri gibi diğer varlık ve haklardan oluşan yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarının Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendi kapsamında istisnaya konu edilmesinin mümkün olmadığı"na dair bölümünün, istisna hükmünün uygulama alanını daraltmadığı ve hukuki durumu tespit ve açıklamaktan öte bir sonuç içermediği sonucuna varıldığından dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir. Daire, bu gerekçeyle davayı reddetmiştir. Davacının temyiz istemini inceleyen Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 15/12/2021 tarih ve E:2021/1194, K:2021/1762 sayılı kararı: Davacı tarafından, Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No:13)'in tamamının iptali istemiyle dava açılmış ise de Danıştay Dördüncü Dairesince, ileri sürülen hukuka aykırılık sebepleri dikkate alınarak Tebliğ'in, münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarının 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde yer alan istisna hükmünden yararlanamayacağı yönündeki düzenlemelerine ilişkin kısmıyla sınırlı olarak inceleme yapılmasında hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu durumda, uyuşmazlık, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarına tanınan istisna hükmünün münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarını kapsayıp kapsamadığına ilişkindir. Ülkemizde gayrimenkul portföyü işletmek amacıyla yatırım ortaklıklarının kurulabilmesine ilk defa mülga 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nda 13/05/1992 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 3794 sayılı Kanun ile yapılan değişlikle birlikte olanak sağlanmıştır. Anılan Kanun ile değişik 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nda gayrimenkul yatırım ortaklığı ayrıca tanımlanmamış olup yatırım ortaklıklarının genel bir tanımına yer verilmiştir. Yatırım ortaklıkları, Kanun'un 35. maddesinin birinci fıkrasında, sermaye piyasası araçları, gayrimenkul, altın ve diğer kıymetli madenler portföylerini işletmek amacıyla kurulan anonim ortaklıklar olarak tanımlanmış; yatırım ortaklıklarının portföylerinde bulunduracakları kıymetler itibariyle türleri ve portföy sınırlamalarına ilişkin esasları belirleme yetkisi 36. maddenin ikinci fıkrası ile Sermaye Piyasası Kuruluna verilmiştir. Bu yetki uyarınca Sermaye Piyasası Kurulunca, gayrimenkul yatırım ortaklıklarının tanımı, kuruluşu, amacı ve faaliyetlerine ilişkin ilk düzenleme, 22/07/1995 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri:VI, No:7) ile yapılmıştır. Sermaye Piyasası Kurulunca, altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarına ilişkin ilk düzenleme ise 29/01/2009 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Altyapı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri:VI, No:24) ile yapılmıştır. Anılan Tebliğ'de Sermaye Piyasası Kanunu'nun ilgili maddelerinin yanı sıra Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (Seri:VI, No:11)'nin de dayanak olarak gösterilmesi hususu ile Tebliğ'de yer alan altyapı gayrimenkul yatırım ortaklığının tanımı dikkate alındığında altyapı gayrimenkul yatırım ortaklığının gayrimenkul yatırım ortaklığının bir türü olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nda da gayrimenkul yatırım ortaklığı ayrıca tanımlanmamış olup yatırım ortaklıklarının genel bir tanımına yer verilmiştir. Yatırım ortaklıkları, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 48. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, sermaye piyasası araçları, gayrimenkul, girişim sermayesi yatırımları ile Sermaye Piyasası Kurulunca belirlenecek diğer varlık ve haklardan oluşan portföyleri işletmek amacıyla paylarını ihraç etmek üzere kurulan sabit veya değişken sermayeli anonim ortaklıklar olarak tanımlanmış; yatırım ortaklıklarının faaliyet esaslarını, türlerini ve portföy sınırlamalarını belirleme yetkisi aynı maddenin (2) numaralı fıkrası ile Sermaye Piyasası Kuruluna verilmiştir. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun verdiği yetkiye dayanılarak 28/05/2013 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (III-48.1)'nin ilk halinde altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarına ilişkin düzenlemelere yer verilmemiş ise de anılan Tebliğ'de 23/01/2014 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Tebliğ ile yapılan değişiklikle birlikte gayrimenkul yatırım ortaklığı yeniden tanımlanmış, münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten yatırım ortaklıkları da gayrimenkul yatırım ortaklığı olarak düzenlenmiştir. Yukarıda yer verilen sermaye piyasası mevzuatı ile gayrimenkul yatırım ortaklığının bir türü olarak kabul edildiği görülen münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarının, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde belirtilen istisnadan yararlanıp yararlanamayacakları ihtilafın konusunu oluşturmaktadır. Anayasası'nın 73. maddesinde yer alan düzenlemeyle maddede belirtilen hallerde Cumhurbaşkanına devredilen yetki haricinde kamu gücüne dayanarak tahsil edilen vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin, kanunla düzenlenmesi zorunluluğu getirilmiştir. Bu zorunluluk verginin kanuniliği ilkesi olarak tanımlanmakta olup bu ilke uyarınca verginin yükümlüsü, konusu, vergiyi doğuran olay, matrah, oran, tarh, tahakkuk, tahsil, zamanaşımı, muafiyet ve istisna gibi vergilendirmenin temel ögelerinin kanun ile belirlenmesi gerekir. Bununla birlikte, vergilendirmenin temel ögeleri ile ilgili olmaması şartıyla, ayrıntılara ve teknik konulara ilişkin olarak Maliye Bakanlığınca açıklayıcı ve tamamlayıcı nitelikte düzenleyici işlem yapılabilir. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde, işletilen portföye ilişkin bir ayrım yapılmaksızın gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarına istisna tanınmıştır. Anılan Kanun'da istisna hükmünün uygulanmasında gayrimenkul yatırım ortaklığı olarak kabul edilecek kurumların ayrıca belirtilmemesi karşısında hangi kurumların gayrimenkul yatırım ortaklığı olduğuna ilişkin belirlemenin ilgili hukuk dalındaki düzenlemeler dikkate alınmak suretiyle yapılması zorunluluk arz etmektedir. Dolayısıyla, istisna hükmünün uygulanmasında gayrimenkul yatırım ortaklığı olarak kabul edilecek kurumların belirlenmesinde, yatırım ortaklıklarına ilişkin düzenlemelerin yer aldığı Sermaye Piyasası Kanunu ile bu Kanun'la yatırım ortaklıklarının faaliyet esaslarını, türlerini ve portföy sınırlamalarını belirleme yetkisi verilen Sermaye Piyasası Kurulunca yapılan düzenleyici işlemlerin dikkate alınması gerekmektedir. Bu durumda, dava konusu Tebliğ'in yayımlandığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan Sermaye Piyasası Kurulunca yayımlanan Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (III-48.1) ile münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten yatırım ortaklıklarının da gayrimenkul yatırım ortaklığı olarak düzenlenmesi karşısında Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarına tanınan istisna hükmünün münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarını da kapsadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan, davalı idarece, istisnaya ilişkin kanuni düzenlemenin yapıldığı tarihte mevzuatımızda dahi olmayan münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarının istisnadan yararlanmaması gerektiği, bir başka ifadeyle, istisnaya ilişkin kanuni düzenlemenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan sermaye piyasası mevzuatına göre gayrimenkul yatırım ortaklığı olarak kabul edilebilecek kurumların kazançlarına istisna uygulanması gerektiği ileri sürülmüştür. Mülga 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 8. maddesinin birinci fıkrasının (12) numaralı bendinde 11/07/1992 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 3824 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik tarihi itibarıyla henüz Sermaye Piyasası Kurulunun Sermaye Piyasası Kanunu'nun kendisine verdiği yetki uyarınca gayrimenkul yatırım ortaklıklarına ilişkin olarak yaptığı bir düzenlemenin bulunmamasına rağmen, kanun koyucu istisnaya ilişkin kural koyarken gayrimenkul yatırım ortaklığını tanımlamamış olup bu durum, kanun koyucu tarafından, hangi kurumların gayrimenkul yatırım ortaklığı olduğuna ilişkin belirlemenin, mülga Sermaye Piyasası Kanunu'nun verdiği yetki uyarınca Sermaye Piyasası Kurulunca yayımlanacak düzenlemelere göre yapılmasının amaçlandığını ortaya koymaktadır. Yine, Sermaye Piyasası Kanunu'nun verdiği yetki uyarınca Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yayımlanan tebliğler ile gayrimenkul yatırım ortaklıklarının işletebilecekleri portföy ve faaliyet esaslarında zaman zaman değişiklik yapılmasına rağmen, kanun koyucunun, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde, Türkiye'de kurulu gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarına ilişkin istisna tanırken gayrimenkul yatırım ortaklığını sermaye piyasası mevzuatından bağımsız olarak ayrıca tanımlamamasının da, aynı amaca yönelik olduğunun anlaşılması karşısında, davalı idarenin anılan iddiasına itibar edilmemiştir. Bu durumda, dava konusu Tebliğ'in, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5. maddesinin (2) numaralı fıkrasında istisnanın uygulanmasına ilişkin usulleri tespit etme konusunda Maliye Bakanlığına verilen yetkinin sınırı aşılarak anılan Kanun ile getirilen istisnanın kapsamını daraltan ve Anayasa’nın 73. maddesinde dayanağını bulan verginin kanuniliği ilkesine aykırılık teşkil eden münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarının kurumlar vergisi istisnasından yararlanamayacağı yönündeki düzenlemelerinde ve davanın reddi yolunda verilen Daire kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Kurul, bu gerekçeyle kararı bozmuştur. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun bozma kararı üzerine verilen Danıştay Dördüncü Dairesinin 28/06/2022 tarih ve E:2022/2311, K:2022/4491 sayılı kararı: Daire, Kurul kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçeyle Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No:1)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No:13)'in, "5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendinde yer alan gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarına ilişkin istisna düzenlemesinin esas itibarıyla gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklardan oluşan bir portföyü işleten gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarını kapsadığı; portföyü, yukarıda belirtilen gayrimenkul yatırım fon veya ortaklıklarından farklı olarak, altyapı yatırım ve hizmetleri gibi diğer varlık ve haklardan oluşan yatırım fon veya ortaklıklarının kazançlarının Kanun'un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinin (4) numaralı alt bendi kapsamında istisnaya konu edilmesinin mümkün olmadığı, bu fon veya ortaklıkların, sermaye piyasası mevzuatına göre kurulmuş olmalarının ya da unvanlarında "Gayrimenkul Yatırım Fonu" veya "Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı" ibarelerinin bulunmasının, bunların anılan istisnadan faydalanmasını sağlamayacağı"na ilişkin düzenlemeleri iptal etmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Yeni bir düzenleme getirmeyen ve kanundaki düzenlemeleri açıklayan dava konusu Tebliğ'in kesin ve yürütülmesi gereken işlem mahiyetinde olmadığı, Kurumlar Vergisi Kanunu'nda gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarının istisna olduğu yolunda düzenlemenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan sermaye piyasası mevzuatına göre gayrimenkul yatırım ortaklıklarının faaliyet alanının gayrimenkul alım, satımı ve kiralaması faaliyetiyle sınırlı olduğu ve altyapı yatırım ve hizmetlerinin gayrimenkul yatırım ortaklıklarının faaliyet alanı içine girmediği, altyapı yatırım ve hizmetleri ile bu kapsamda tesis edilen intifa haklarının gayrimenkul olarak değerlendirilemeyeceği, münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işletmek amacıyla kurulan gayrimenkul yatırım ortaklıklarının, altyapı yatırım ve hizmetleri ile ilişkili olmayan gayrimenkuller, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklara yatırım yapamayacakları, kanun koyucunun, istisnaya ilişkin kanuni düzenlemenin yapıldığı tarihte mevzuatımızda dahi olmayan münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarının istisnadan faydalanmasını arzu ettiğinin ileri sürülmesinin akla ve mantığa aykırı olduğu, Sermaye Piyasası Kanunu ile yatırım ortaklıklarını tanımlama yetkisi Sermaye Piyasası Kuruluna verilmiş ise de hangi kazançların kurumlar vergisinden istisna olacağı konusunda Sermaye Piyasası Kurulunun düzenleme yapma yetkisinin bulunmadığı, böyle bir yetkinin verilmesinin verginin kanuniliği ilkesine aykırı olacağı, vergi kanunları bazı kavramları ait oldukları hukuk dalından farklı tanımlamış ise artık bu tanımın esas alınması gerektiği, dolayısıyla Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yayımlanan Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği (III.48.1)'ndeki gayrimenkul yatırım ortaklığı tanımının sermaye piyasası mevzuatı açısından geçerli olduğu ve vergi kanunları açısından hüküm ifade etmeyeceği, kanun koyucunun gayrimenkul piyasasını desteklemek için getirdiği istisnanın, doğalgaz satışından elde edilen kazancı kapsadığının kabul edilemeyeceği, Sermaye Piyasası Kurulunun münhasıran altyapı yatırım ve hizmetlerinden oluşan portföyü işleten gayrimenkul yatırım ortaklıklarının kazançlarının istisna kapsamında olmadığı iddialarıyla Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: İstemin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ: Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar bozma kararı uyarınca verilen kararın bozulmasını sağlayacak durumda görülmediğinden istemin reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında bir karar verilmeksizin Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME : 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun bozma kararına uyularak verilen kararlara ilişkin temyiz incelemesinin bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılması gerekmektedir. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun bozma kararı üzerine verilen temyize konu kararın bozma kararındaki esaslara uygun olduğu anlaşıldığından, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1- Davalının temyiz isteminin REDDİNE, 2- Danıştay Dördüncü Dairesinin 28/06/2022 tarih ve E:2022/2311, K:2022/4491 sayılı ısrar kararının ONANMASINA, 26/04/2023 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.

Yargı kararları neticesinde oluşan hukuki durumun ardından yasa koyucu, 5520 sayılı Kanun'un 5. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinin (4) numaralı alt bendine parantez içi hüküm eklemiştir. Yeni kanuni düzenleme uyarınca, esas faaliyet konusu itibarıyla gayrimenkul, gayrimenkul projeleri ve gayrimenkule dayalı haklardan oluşan portföyü işletmek amacıyla kurulanlar haricindekilerin kazançları istisna kapsamı dışına çıkarılmıştır. Bunun yanında fon ve ortaklıkların sahip oldukları taşınmazlardan elde ettikleri kazançların en az yüzde ellisinin beyanname verme ayını takip eden ikinci ayın sonuna kadar kâr payı olarak dağıtılması şart koşulmuş, aksi halde vergilerin ziyaa uğramış sayılacağı kurala bağlanmıştır.

Altyapı GYO inşaat işlerini kendisi üstlenebilir mi?

Klasik gayrimenkul yatırım ortaklıklarından farklı olarak, altyapı hizmeti yatırımı yapan ortaklıkların projelendirme ve inşaat faaliyetlerini kendilerinin yürütmesine veya bu işler için lüzumlu makine ve ekipmana sahip olmasına kanuni engel bulunmamaktadır.

Lider sermayedarın sahip olması gereken en az pay oranı nedir?

Lider sermayedar olarak belirlenen ortak veya ortakların, altyapı gayrimenkul yatırım ortaklığı sermayesinde tek başına ya da birlikte asgari yüzde yirmi oranında paya sahip olması gerekmektedir.

İşletmeci şirketlere portföyden en fazla ne kadar pay ayrılabilir?

Altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıklarının portföy değerinin en çok yüzde yirmi beşi işletmeci şirketlere tahsis edilebilir.

Tek bir proje için kurulan ortaklık portföyünü genişletebilir mi?

Münhasıran belirli bir altyapı projesini icra etmek üzere kurulmuş olan ortaklıklar, yürürlükteki mevzuat uyarınca portföylerine başka herhangi bir projeyi dâhil edemezler.

Yatırım ortaklıklarında yönetimde temsil ve oyda imtiyaz tanınabilir mi?

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 48. maddesi uyarınca yönetim kurulunda temsil veya oy imtiyazı tanıyan pay çıkarılabilir; bu durumda Türk Ticaret Kanunu'nun imtiyaz sınırlamaları uygulanmaz.

Altyapı gayrimenkul yatırım ortaklıkları kurumlar vergisi istisnasından yararlanabilir mi?

Tebliğle getirilen istisna engeli yargı kararlarıyla iptal edilmiş olmakla beraber, sonradan Kurumlar Vergisi Kanunu m. 5/1-d-4 hükmüne eklenen kanuni ibare ile esas faaliyeti gayrimenkul ve gayrimenkul projelerinden oluşanlar dışındakiler istisna kapsamı dışına çıkarılmıştır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu