Anonim Şirket Yönetim Kurulunun Batıl Kararları

by Avukat Erdal Ersoy
Anonim Şirket Yönetim Kurulunun Batıl Kararları

Yönetim Kurulu Kararlarında Butlan Kavramı ve Yasal Dayanağı

Anonim şirket yönetim kurulunun aldığı kararlar kural olarak bağlayıcı hukuki sonuçlar meydana getirir; ancak kanunun öngördüğü temel emredici kurallara aykırı kararlar baştan itibaren geçersizdir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 391. maddesi uyarınca yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespiti mahkemeden istenebilir. Maddede yer verilen butlan hâlleri sınırlı sayıda olmayıp örnekleme niteliği taşır. Kanunun çizdiği çerçevenin yanı sıra ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı düşen veya alacaklıları, işçileri ve pay sahiplerini koruyan emredici hükümleri ihlal eden yönetim kurulu kararları da genel hükümler uyarınca batıldır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 391Kaynağı aç
MADDE 391- (1) Yönetim kurulunun kararının batıl olduğunun tespiti mahkemeden istenebilir. Özellikle; a) Eşit işlem ilkesine aykırı olan, b) Anonim şirketin temel yapısına uymayan veya sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen, c) Pay sahiplerinin, özellikle vazgeçilmez nitelikteki haklarını ihlal eden veya bunların kullanılmalarını kısıtlayan ya da güçleştiren, d) Diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin, kararlar batıldır. 3. Bilgi alma ve inceleme hakkı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/5382, K. 2017/3443Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/5382 E.  ,  2017/3443 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 12. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 30/03/2015 tarih ve 2014/477-2015/170 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı şirket vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalı şirketin 04/11/2011 tarihli genel kurul toplantısında davalılar … ve … ile birlikte müvekkilinin de üç yıllığına yönetim kurulu üyesi olarak seçildiğini, aile bireyleri arasında anlaşmazlıkların baş göstermesi üzerine davalılardan kardeş olan … ve …'nın müvekkilinin varlığını ve yönetim kurulu üyeliğini görmezden geldiklerini, müvekkiline haber vermeksizin 16/07/2012 tarihinde yönetim kurulu toplantısı yaparak müvekkilinin temsil yetkisini kaldırdıklarını, kendilerini yönetim kurulu başkanı ve başkan vekili olarak tayin ettiklerini, görev taksimi yaparak davalı şirketin kendi imzaları ile temsil ve ilzam olunmasına karar verdiklerini ileri sürerek, 16/07/2012 tarih ve 2012/2 sayılı yönetim kurulu kararının iptalini, bunun mümkün olmaması halinde batıl olduğunun tespitini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, müvekkilleri gerçek kişiler yönünden husumet itirazında bulunmuş, yönetim kurulu kararlarının iptal edilemeyeceğini, yasada sadece butlanına karar verilebileceğinin düzenlendiğini, dava konusu yönetim kurulu kararının butlanını gerektirir bir hususun bulunmadığını, davacının iddiasının yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin esas sözleşmesinde aksi yönde bir kurala rastlanmadığından, TTK'nın 370. m. uyarınca, şirketin temsilinin herhangi iki yönetim kurulu üyesinin imzası ile gerçekleşmesi gerekirken, dava konusu yönetim kurulu kararıyla, temsil yetkisinin sadece … ve …'nın imzalarıyla gerçekleşebileceğinin öngörülmüş olmasının alınan kararı yasaya aykırı hale getirdiği yine, yönetim kurulu kararıyla, davacının temsil yetkisinin kaldırılarak yetkinin sadece yönetim kurulu üyesi olan davalılardan … ve …'ya devredilmesinin bir esas sözleşme hükmüne ve bu hükme dayanılarak düzenlenen iç yönergeye dayanmadığından işlemin geçersiz, yani batıl olduğunun kabulünü gerektirdiği, şirket ana sözleşmesinin 14. maddesinde yer alan "idare meclisi, reis veya reis vekilinin daveti üzerine şirket merkezinde toplanır" hükmüne rağmen davacının şirket merkezine toplantı için davet edildiğine ilişkin bir delil sunulamamış olmasının da varılan bu sonucu desteklediği, davalılar … ve …'ya husumet yöneltilemeyeceği, davacının yönetim kurulu kararının iptaline yönelik talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın davalı şirket yönünden kabulü ile, 16/07/2012 tarih, 2012/2 no'lu yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitine, davalılar … ve … yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddine, iptale yönelik talebin de TTK'nın 460/5 m. gereğince reddine karar verilmiştir. Kararı, davalı şirket vekili temyiz etmiştir. Davacı tarafça, kendisinin daveti ve katılımı olmaksızın yapılan yönetim kurulu toplantısı ile temsil yetkisinin kaldırıldığı iddiasına dayalı olarak anılan yönetim kurulu kararının iptali, olmadığı taktirde batıl olduğunun tespiti istemi ile açılan işbu davada, mahkemece benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitine karar verilmiştir. Ancak, 6102 sayılı TTK’nın “Görev dağılımı” başlıklı 366. maddesinde “Yönetim kurulu her yıl üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçer. Esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesi öngörülebilir. Yönetim kurulu, işlerin gidişini izlemek, kendisine sunulacak konularda rapor hazırlamak, kararlarını uygulatmak veya iç denetim amacıyla içlerinde yönetim kurulu üyelerinin de bulunabileceği komiteler ve komisyonlar kurabilir.” aynı Yasa’nın “Yönetimin devri” başlıklı 367. maddesinde ise, “Yönetim kurulu esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye göre, yönetimi, kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devretmeye yetkili kılınabilir. Bu iç yönerge şirketin yönetimini düzenler; bunun için gerekli olan görevleri, tanımlar, yerlerini gösterir, özellikle kimin kime bağlı ve bilgi sunmakla yükümlü olduğunu belirler. Yönetim kurulu, istem üzerine pay sahiplerini ve korunmaya değer menfaatlerini ikna edici bir biçimde ortaya koyan alacaklıları, bu iç yönerge hakkında, yazılı olarak bilgilendirir. Yönetim, devredilmediği takdirde, yönetim kurulunun tüm üyelerine aittir.” , 370. maddesinde ''Esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. Yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır.'', 390/1 madde ve fıkrasında da ''Esas sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde, yönetim kurulu üye tam sayısının çoğunluğu ile toplanır ve kararlarını toplantıda hazır bulunan üyelerin çoğunluğu ile alır. Bu kural yönetim kurulunun elektronik ortamda yapılması hâlinde de uygulanır.'', 391. maddesinde de ''Yönetim kurulunun kararının batıl olduğunun tespiti mahkemeden istenebilir. Özellikle; Eşit işlem ilkesine aykırı olan, anonim şirketin temel yapısına uymayan veya sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen, pay sahiplerinin, özellikle vazgeçilmez nitelikteki haklarını ihlal eden veya bunların kullanılmalarını kısıtlayan ya da güçleştiren, diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin kararlar batıldır.'' hükümleri düzenlenmiştir. Somut olayda, öncelikle davacı tarafça kendisi davet edilmeksizin söz konusu yönetim kurulu toplantısının yapıldığı iddia edilmiş ise de, gerek 6762 sayılı TTK, gerekse de 6102 sayılı TTK’da yönetim kurulunun toplantıya çağrılma usulüne ilişkin herhangi bir yasal düzenleme olmadığı gibi, şirket ana sözleşmesinde de bu hususta bir hüküm bulunmamaktadır. Öte yandan, dava konusu yönetim kurulu toplantısında alınan kararların, davalı …'nın yönetim kurulu başkanı, …'nın ise başkan vekili olarak seçilmesi ve … ve …'nın imzaları ile üçüncü kişiler ile yapılacak iş ve işlemlerde şirketin temsil ve ilzam olunmasına ilişkin olduğunun anlaşılması karşısında, işbu kararlar TTK’nın 366. maddesi uyarınca görev dağılımı yapılmasına ve ayrıca TTK’nın 370. maddesine de uygun şekilde şirketi temsile yetkili 2 kişinin seçimine ilişkindir. Kararlar, TTK’nın 390. maddesindeki toplantı ve karar nisabına uygun olarak alınmıştır. Alınan yönetim kurulu kararları ile yönetim yetkisinin devri söz konusu olmayıp, yasa ya da ana sözleşmeye aykırı bir durum bulunmadığı gibi yönetim kurulu kararının butlanını gerektirir bir sebebin de bulunmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar vermek gerekirken yönetim kurulunun haiz olduğu yönetme ve temsil yetkisi karıştırılmak suretiyle yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı şirket vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı şirket yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 06/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2014/10688, K. 2014/17799Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2014/10688 E.  ,  2014/17799 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 28/04/2014 NUMARASI : 2013/128-2014/101 Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28/04/2014 tarih ve 2013/128-2014/101 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkillerinin davalı şirkette pay sahibi ve yönetim kurulu üyesi olduğunu, müvekkillerinden M.. M..'ın aynı zamanda davalı şirkette genel müdürlük yaptığını, 11.02.2013 tarihinde davalı şirket yönetim kurulunun usul ve yasaya aykırı olarak davacılara haber verilmeksizin şirket merkezinden farklı bir yerde toplanarak, müvekkillerinin yokluğunda ağır sonuçlar doğacak şekilde kararlar aldığını ileri sürerek, 11.02.2013 tarihli yönetim kurulu kararlarının hükümsüzlüğünün tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, şirketin işlerinin aksamaması için karar alma çoğunluğuna sahip diğer yönetim kurulu üyeleri bir araya gelerek yönetim kurulu üyesi olan davacı M.. M..'ın genel müdürlükten istifasının kabulü yönünde karar aldıklarını, yönetim kurulu toplantısına çağrı konusunda Ticaret Kanunu'nda bir düzenleme bulunmadığını, her zaman yönetim kurulunun toplanıp yasanın aradığı çoğunlukla karar alabileceğini, davacının kendisi ile ilgili konudaki yönetim kurulu toplantısına katılıp oy kullanmasının zaten mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, dava konusu yönetim kurulu kararında davacı M.. M..'ın 15.10.2012 tarihli genel müdürlük görevinden istifasının kabul edildiği, yönetim kurulu üyeliğine devam ettiği için toplantılardan en az bir gün önce haber verileceğinin kararlaştırıldığı ve bunun dışında şirket merkezine gelmemesi ve personelle hiçbir konuda muhatap olmaması, aksi halde yasal yollara başvurulacağına karar verildiği, üye tam sayısı çoğunluğu ile toplanıp katılanların oybirliği ile karar alınmakla TTK'nın 390/1 fıkrasına uygun davranılmışsa da, dava konusu yönetim kurulu kararları bir öneriye katılma şeklinde alındığından, bu durumda TTK'nın 390/4. maddesinin uygulanması gerekeceği, karar metninde yer alan önerilerin tüm üyelere yapılmış olması şartına uygun davranılmadığı, dava konusu yönetim kurul kararında yönetim kurulu üyesi olan davacı M.. M..'ın şirket merkezine gelmemesi ve personelle hiçbir konuda muhatap olmaması yönünde alınan kararın anonim şirketin temel yapısına ters düştüğü, söz konusu kararların TTK'nın 390/4 fıkrasına ve TTK'nın 391/1-b maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile 11.02.2013 tarihli yönetim kurulu kararlarının hükümsüzlüğünün tespitine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, 6102 sayılı TTK'nın 391. maddesi uyarınca anonim şirket yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, dava konusu yönetim kurulu kararının 2, 3, 4, 5 ve 6 nolu maddeleri davacı M.. M..'ın genel müdürlük görevinden istifasının kabulü hakkında olup, 7 nolu karar ise " Yönetim kurulu üyeliği devam ettiği için kendisine toplantılardan en az bir gün önce haber vereceğini, bunun dışında şirket merkezine gelmemesi ve personele ilişkin konularda muhatap olmaması rica olunur. Aksi halde yasal yollara başvurmak zorunda kalınabileceği tebliğ edilir" şeklinde olmakla tavsiye niteliği taşıdığından ortada icrai bir karar bulunmadığından yönetim kurulu kararlarının hükümsüzlüğünün tespitine karar verilmesi yerinde görülmemiş, kararın temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 18/11/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kanunda Belirtilen Başlıca Butlan Halleri

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 391. maddesinin 1. fıkrasında uygulamada sıklıkla karşılaşılan butlan sebepleri örnekleyici mahiyette sıralanmıştır. Bu çerçevede; pay sahipleri arasında eşit işlem prensibinin çiğnenmesi, şirketin kurumsal temel yapısının veya sermayenin korunmasına ilişkin yasal düzenlemelerin gözetilmemesi, ortakların başta vazgeçilmez hakları olmak üzere pay sahipliği haklarının ihlali ya da kısıtlanması ve genel kurul gibi diğer şirket organlarına bırakılan devredilemez yetki alanına müdahale edilmesi veya bu yetkilerin devrini konu alan yönetim kurulu kararları butlan yaptırımına tabidir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 357. maddesinin 1. fıkrası uyarınca pay sahipleri eşit şartlarda eşit işleme tabi tutulur. Yönetim kurulunun nesnel ve haklı bir nedene dayanmaksızın pay sahipleri arasında farklı muamelede bulunması kararın butlanına yol açar. Anonim şirketin temel yapısına aykırılık yönünden ise şirketin yasal tanımına, pay sahiplerinin hak ve borç düzenine veya organsal yapısına müdahale niteliği taşıyan kararlar batıldır. Örneğin 6102 sayılı Kanun'un 421. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi uyarınca bilanço zararlarının kapatılması amacıyla pay sahiplerine ek yükümlülük getirilmesi ancak sermayenin tamamını temsil eden pay sahiplerinin genel kurulda oybirliğiyle alacağı kararla mümkün kılındığından, yönetim kurulunun pay sahiplerine bilanço açıklarını kapatmak amacıyla ek ödeme yükümü öngörmesi sınırlı sorumluluk esasına ve temel yapıya aykırılık nedeniyle batıldır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 357Kaynağı aç
MADDE 357- (1) Pay sahipleri eşit şartlarda eşit işleme tabi tutulur. II – Pay sahiplerinin şirkete borçlanma yasağı
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 421Kaynağı aç
MADDE 421- (1) Kanunda veya esas sözleşmede aksine hüküm bulunmadığı takdirde, esas sözleşmeyi değiştiren kararlar, şirket sermayesinin en az yarısının temsil edildiği genel kurulda, toplantıda mevcut bulunan oyların çoğunluğu ile alınır. İlk toplantıda öngörülen toplantı nisabı elde edilemediği takdirde, en geç bir ay içinde ikinci bir toplantı yapılabilir. İkinci toplantı için toplantı nisabı, şirket sermayesinin en az üçte birinin toplantıda temsil edilmesidir. Bu fıkrada öngörülen nisapları düşüren veya nispî çoğunluğu öngören esas sözleşme hükümleri geçersizdir. (2) Aşağıdaki esas sözleşme değişikliği kararları, sermayenin tümünü oluşturan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin oybirliğiyle alınır: a) Bilanço zararlarının kapatılması için yükümlülük ve ikincil yükümlülük koyan kararlar. b) Şirketin merkezinin yurt dışına taşınmasına ilişkin kararlar. (3) Aşağıdaki esas sözleşme değişikliği kararları, sermayenin en az yüzde yetmişbeşini oluşturan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin olumlu oylarıyla alınır: a) Şirketin işletme konusunun tamamen değiştirilmesi. b) İmtiyazlı pay oluşturulması. c) Nama yazılı payların devrinin sınırlandırılması. (4) İkinci ve üçüncü fıkralarda öngörülen nisaplara ilk toplantıda ulaşılamadığı takdirde izleyen toplantılarda da aynı nisap aranır. (5) Pay senetleri menkul kıymet borsalarında işlem gören şirketlerde, aşağıdaki konularda karar alınabilmesi için, yapılacak genel kurul toplantılarında, esas sözleşmelerinde aksine hüküm yoksa, 418 inci maddedeki toplantı nisabı uygulanır: a) Sermayenin artırılması ve kayıtlı sermaye tavanının yükseltilmesine ilişkin esas sözleşme değişiklikleri. b) Birleşmeye, bölünmeye ve tür değiştirmeye ilişkin kararlar. (6) İşletme konusunun tamamen değiştirilmesi veya imtiyazlı pay oluşturulmasına ilişkin genel kurul kararına olumsuz oy vermiş nama yazılı pay sahipleri, bu kararın Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanmasından itibaren altı ay boyunca payların devredilebilirliği hakkındaki kısıtlamalarla bağlı değildirler. VI – Tutanak

Sermayenin korunması ilkesi bakımından; 6102 sayılı Kanun'un 342. maddesinde belirtilen ayni sermaye unsurlarına, 344. maddesinde düzenlenen nakden taahhüt edilen pay bedellerinin ödenmesine ve 376. maddesinde öngörülen sermaye kaybı ile borca batıklık hâlinde alınması gereken tedbirlere aykırı kararlar batıldır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/1578 Esas ve 2025/1798 Karar sayılı ilamında da benimsendiği üzere, pay sahibinin sermaye koyma borcunu ödediği kabul edilerek tescil gerçekleştikten sonra yönetim kurulunun tek taraflı işlemle geçmişe dönük olarak sermaye borcunun ifa edilmediği yönünde karar alması, sermayenin korunması ilkesini ve pay sahibinin haklarını zedeleyerek kararı batıl kılar.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/1578, K. 2025/1798Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2024/1578 E.  ,  2025/1798 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI :2022/505 Esas, 2023/1645 Karar KARAR :Davanın kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ :Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI :2021/429 E., 2021/864 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili …’in %50 hisseyle kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğu davalı şirket yönetim kurulunun iki üyesinin, müvekkilinin yokluğunda aldığı 01.06.2021 tarih 2021/01 sayılı kararın butlanla malul olduğunu, bu kararda, müvekkilinin farazi olarak kâğıt üzerinde 2.384.033,23 TL borçlandırıldığını, bu tutardan hareketle davacının, davalı şirketten alacak-borç durumunun hatalı hesap edilerek 702.110,63 TL borçlu olduğu varsayılarak söz konusu tutarın 10.05.2017 tarihli sermaye artış kararı uyarınca 31.12.2018 tarihinden itibaren temerrüt faizi ile birlikte ödenmesi için 10 günlük süre verildiğini, ödenmemesi durumunda sermaye payından düşülmesi suretiyle Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilânına karar verildiğini, müvekkilinin, butlanla malul olan bu karara dayanarak ödeme yapmadığını, bunun üzerine müvekkiline 702.110,663 TL borç ve 315.023,36 TL temerrüt faizi olmak üzere 1.017.133,99 TL’nin bir aylık süre içinde ödenmesi, aksi hâlde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 482 ve 483. maddelerine göre ıskat dâhil tüm müeyyidelerin uygulanacağı konusunda 21.06.2021 tarih 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararı alındığının ihtaren bildirildiğini, müvekkilinin döviz cinsinden şirkete ödemeler yaptığını ve 857.461,31 euro alacaklı olduğunu, alacağının tahsili için Ankara 16. İcra Müdürlüğü'nün 2020/2788 E. sayılı dosyası ile icra takibi yaptığını, itiraz edilmesi nedeniyle Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/136 E. sayılı dosyasından itirazın iptalini talep ettiklerini, ayrıca Mehmet … ile … hakkında yönetim kurulu üyesinin sorumluluğu nedeniyle Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/175 E. sayılı dosyasıyla dava açılmış olduğunu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/65877 E. sayılı soruşturma dosyasından yapılan şikâyet nedeniyle adı geçenler hakkında soruşturma yapıldığını, bu kişilerin dava ve soruşturmalar nedeniyle birlikte hareket ederek dava konusu 01.06.2021 tarih 2021/01 numaralı karar ile 21.06.2021 tarih 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararını aldıklarını, müvekkilinin 2012 yılında edinip 2015 yılında sattığı taşınmazın satış bedelini şirkete borçlu olduğu yönünde alınan yönetim kurulu kararının geçerli olmadığını, taşınmazla ilgili bir kısım işlemlerin yürütülmesinde şirket isminin kullanılmış olmasının ABD mevzuatının şirketlere tanınan birtakım kolaylıklarından yararlanmak gayesiyle olduğunu, Almanya’da yerleşik ve iş sahibi olan davacı …’in pandemi koşullarında kısa sürede Türkiye’ye gelmesinin mümkün olmadığı bilinerek 27.05.2021 tarihli çağrı yazısıyla yönetim kurulu toplantısının 01.06.2021 tarihinde yapılacağının bildirilerek hakkın kötüye kullanıldığını, çağrı yazısında gündem olarak “Amerika’dan gönderilen ve sermayeye ilave edilen paraları görüşmek üzere” şeklinde ifade edildiğini, müvekkilinin 31.05.2021 tarihli cevabi yazı yolladığını, davalı şirketin müvekkiline gönderdiği yazı dayanağı 21.06.2021 tarihli 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunu, müvekkilinin bu toplantıdan haberinin bulunmadığını, bu kararların 6102 sayılı TTK'nın 391. maddesi gereğince batıl olduğunu ileri sürerek 01.06.2021 tarih 2021/01 numaralı kararın butlanına ve davacı davet edilmeden alınan 21.06.2021 tarih 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararının yokluğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; 13.04.2010 yılında kurulan davalı şirkette, davacının %50 hisse ile kurucu ortak olduğunu ve diğer %50 hissenin … Ailesine ait bulunduğunu, kuruluştan beri yönetim kurulu üyesi olan davacının 2021 yılı Temmuz ayına kadar bu görevini sürdürdüğünü, davacının borcunun farazi değil aksine mahkemeye verdiği beyana dayandığını, ABD Hazinesi tarafından müvekkili şirket adına düzenlenmiş 88.186 USD tutarında şirket isminin yazılı olduğu çek gönderildiğini, çekin 22.02.2017 tarihinde tahsil edildiğini, bu çekin yönetim kurulu başkan yardımcısı …’e sorulduğunda kendisine ait olduğunu söylediğini ve çek bedeli 320.783,23 TL’nin cari hesabına kaydedildiğini, süreç içinde araştırma yapıldığında yetkisi olmadığı halde davalı şirket adına gayrimenkul aldığının, kullandığının ve sattığının anlaşıldığını, bu nedenle bu gayrimenkul ile ilgili olarak Amerika’da dava açıldığını, davacının bu davada avukatı vasıtasıyla mahkemeye sunduğu dilekçesinde, mülkün 2012 yılında….’da satın alındığını, 2015 yılında 875.000,00 USD tutarla sattığını, bunun %10’u olan 87.500,00 USD’nin Amerikan hükümeti tarafından kesildiğini, FIRPTA stopajının faiz dâhil bir yıl sonra Amerikan Hazinesi tarafından 13.12.2016 tarihli 88.186,00 USD tutarında çek düzenleyerek serbest bıraktığını, bu satışla ilgili 700.000,00 USD Amerika’da mülk alım satım işlerini yürüten Van Gent tarafından 04.01.2016 tarihinde … adına Akbank Ankara … Şubesine gönderdiğini, bu tutarın davalı şirketin hesabına intikal ettirildiğini, davacının herhangi bir açıklama yapmaması nedeniyle 700.000,00 USD karşılığı 2.063.250,00 TL’nin davacı … cari hesabına intikal ettirildiğini, böylece toplam 2.384.033,23 TL’nin müvekkili şirket tarafından 24.03.2016 ve 15.05.2017 tarihlerinde yapılan sermaye artışlarında sermaye borcuna mahsup edildiğini, bakiyesinin cari hesapta kaldığını, davacı vekilinin, müvekkilinin kendi parası ile şirket adına mülk alıp satmasının şirkete borçlanması sonucunu doğurmayacağını belirtmesinin Amerikan mahkemesine sunduğu beyanı ile çeliştiğini, davacının butlan ve yokluğunun tespitini talep ettiği 01.06.2021 ve 21.06.2021 tarihli yönetim kurulu kararlarının usul ve esas bakımından yasaya uygun olduklarını, bu konuları görüşmek üzere 01.06.2021 tarihinde yapılacak yönetim kurulu toplantısında hazır olması için davacının çağrıldığını, davacının bu çağrıya yanıt verdiğini ve katılmadığını, TTK m. 393 uyarınca yönetim kurulu üyesinin kendisinin kişisel çıkarıyla şirketin menfaatinin çatışması durumunda müzakerelere katılamayacağını, davacının müvekkili şirkete karşı Ankara 16. İcra Müdürlüğü'nün 2020/2788 E. sayılı takip dosyasından 857.461,37 euro tutarında başlattığı icra takibine itiraz üzerine Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/136 E. sayılı dosyasıyla açılan itirazın iptali davasının derdest olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, davalı şirketin %50 kurucu hissedarı olduğu, diğer %50 hissesinin …'ne ait olduğu, davalı şirketin yönetim kurulunun üç kişiden oluştuğu, şirketin kuruluşunda sermayenin bankaya yatırılarak gerçekleştirildiği, sonraki sermaye artışlarının davacının hissesine düşen tutarın davacının şirketten olan alacağından mahsup suretiyle karşılandığı, davacının yetkisi olmadığı halde davalı şirket adına Amerika'da gayrımenkul aldığı, kullandığı ve sattığını gizlediği, araştırma sonucunda ortaya çıkmasıyla Amerika'da dava açıldığı, davacının Amerikan mahkemesine verdiği beyanında alıp sattığı gayrımenkulün aslında davalı şirkete ait olduğu ve gelirinin Türkiye'ye aktarıldığını beyan ettiği, davalı şirketin iş bu beyanına dayalı olarak satıştan gelen tutarın şirketin gelir hesabına aktarıldığı ve dava konusu iki adet yönetim kurulu kararı alındığı, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin 15.05.2017 tarih ve 9326 sayılı nüshasında davalı şirketin 2016 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan karar ile sermayesinin 12.000.000,00 TL'den 16.000.000,00 TL'ye artırıldığı, davacı …'in artırılan 4.000.000,00 TL için 2.000.000,00 TL sermaye koyma borcunun şirketteki alacaklarından karşılandığı belirtilerek tescil edildiğinin izlendiği, davalı şirketin, davacının Amerikan mahkemesindeki beyanına ve Türkiye'ye gelen dövize dayalı olarak davalı şirkete ait olduğu iddiasıyla önceden davacının cari hesabına aktardığı tutarları bu kez şirketin hesabına aktardığı, davacının oluşan yeni cari hesabı eksildiğinden sermaye koyma borcunu yerine getirmediği kabul edilerek önce 01.06.2021 tarih 2021/01 sayılı ve takiben 21.06.2021 tarih 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararlarının alındığı ve ıskat dahil yasal prosedürleri işleteceğinin ihtar edildiği, davacının da buna karşılık eldeyi davayı açtığı, davacının Amerika'daki mülk satışından davalı şirketin haberdar olduğunu ve gerekli izni aldığını iddia ederek 23.05.2015 tarihli …-… imzalı belgeye ve 16.12.2015 tarihli …….,…,… imzalı belgeye dayandığı, dava konusu edilen 01.06.2021 tarih 2021/01 numaralı yönetim kurulu kararı … ve … tarafından alındığı, yönetim kurulu toplantısı öncesi davacı …'in toplantıya çağrıldığı, adı geçenin yanıt verdiği, dolayısıyla yönetim kurulu toplantısının yapılmasında herhangi bir usulsüzlük bulunmadığı, davacının sermaye artırma borcunun şirketteki alacaklarından karşılanmak suretiyle ödendiği şirket yönetim kurulu kararı ile kabul edilip ticaret sicilinde tescil edildikten sonra şirketin geriye dönüp cari hesapta hata yapıldığı gerekçesiyle yeni cari hesap belirleyip 01.06.2021 tarih, 2021/01 sayılı yönetim kurulu kararını almış olmasının haklı görülemeyeceği, TTK'nın 391. maddesi hükümleri gereğince hem sermayenin korunması ilkesine hem de pay sahibinin hakkının kullanılmasını kısıtlayan hususlara aykırı olduğu, davalı şirket her ne kadar davacı ortağın Amerikan mahkemesindeki beyanları nedeniyle alacağın şirkete ait olduğunu iddia etmekte ise de şirketin aldığı 25.04.2017 tarih 2017/1 sayılı kararın da şirket kabul beyanı mahiyetinde olduğu, bu nedenle alacağın varlığının yargı kararını gerektirdiği, bu hususun davacı tarafından davalı şirket aleyhine açılan 2021/136 E. sayılı itirazın iptali davası kapsamında ele alınacağı, bu karar olmadıkça muaccel bir borçtan söz etmenin ve pay sahibinin mütemerrit olduğunu söylemenin olanaklı olmadığı, 21.06.2021 tarih 2021/02 numaralı kararın Yönetim Kurulu Başkanı ….ile Yönetim Kurulu Üyesi ….. tarafından alındığı, kararın son paragrafında "İş bu nedenlerle …'e TTK'nın 483. maddesi uyarınca 702.110,63 TL tutarındaki eksik sermaye borcunu 315.023,36 TL tutarındaki temerrüt faiziyle birlikte toplam (702.110,63+315.023,36)=1.017.133,99 TL'nin ödenmesi için 1 ay süre tanınmasına, bu çerçevede TTK hükümleri uyarınca gerekli ihtarların …'e gönderilmesine, ödeme yapılmaması durumunda TTK 482 ve 483. maddeleri ile diğer maddelerde belirtilen ıskat dahil tüm müeyyidelerin uygulanmasına ve buna yönelik tüm işlemlerin yerine getirilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir." denildiği, yönetim kurulu kararı netice itibarıyla ıskat dahil tüm müeyyidelerin uygulanmasına yönelik olup kararın içeriği yönetim kurulu üyesinin kişisel menfaati ile şirketin menfaatinin çatıştığını gösterdiğinden çıkar çatışması nedeniyle davacı katılmaksızın karar alınmasında herhangi bir usulsüzlük bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı şirketin 01.06.2021 tarih 2021/01 ve 21.06.2021 tarih 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararlarının batıl olduğunun tespitine karar verilmiş, hüküm, davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketçe, davacı tarafından şirkete döviz cinsinden borç para verildiği iddiasıyla eldeki davadan önce başlatılan ilamsız icra takibine davalının itiraz etmesi üzerine itirazın iptali davası açıldıktan sonra bu şekilde tek taraflı olarak yönetim kurulu kararı ile davacının sermaye koyma borcunu ifa etmediğine dair karar alınmasının hatalı olup İlk Derece Mahkemesince, TTK'nın 391/1-b ve c hükümleri gereğince hem sermayenin korunması ilkesine hem de pay sahibinin hakkının kullanılmasını kısıtlayan hususlara aykırı kabul edilerek dava konusu 01.06.2021 tarih, 2021/01 sayılı yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmediği, dava konusu davacının sermaye koyma borcunu belirleyen 01.06.2021 tarihli ve 2021/1 sayılı yönetim kurulu kararına konu davacı hesabına ödenen ABD'deki taşınmazın satış bedeli ile stopaj bedelinin taşınmazın esasen davalı şirkete ait olduğundan davalı şirkete ait olduğuna yönelik davalı savunması gözetildiğinde davacının temerrütünün söz konusu olabileceği davalı şirketin muaccel bir sermaye alacağının bulunmadığı, davalı şirketin söz konusu taşınmazın satış ve stopaj bedelinin davalı şirkete ait olduğunun tartışmalı olduğu ve varlığı tartışmalı bir alacaktan dolayı davacının sermaye koyma borcunda temerrüte düştüğü kabul edilemeyeceğine göre İlk Derece Mahkemesince davalı şirketin yönetim kurulunca alınan 21.06.2021 tarih ve 2021/2 sayılı kararın batıl olduğunun tespitine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 21.06.2021 tarih 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararının gerekçesi yönünden kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davanın kabulü ile davalı şirketin 01.06.2021 tarih 2021/01 numaralı yönetim kurulu kararının yoklukla batıl olduğunun tespitine, 21.06.2021 tarihli yönetim kurulu toplantısı usulsüz yapıldığından alınan kararların yoklukla batıl olduğunun tespitine karar verilmiş, hüküm, davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, davalı anonim şirketin 01.06.2021 tarih ve 2021/01 sayılı ve 21.06.2021 tarih ve 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararlarının mutlak butlanla batıl olduğunun tespiti istemlerine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin ve katılma yoluyla davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin taraflara ayrı ayrı yükletilmesine, 13.03.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

Genel Kurulun Devredilemez Yetkilerine Müdahale Yasağı

Anonim şirket yönetim kurulu, kanunen genel kurula özgülenen devredilemez yetki alanına giren konularda karar tesis edemez. 6102 sayılı Kanun'un 408. maddesinin 2. fıkrası uyarınca esas sözleşmenin değiştirilmesi; yönetim kurulu üyelerinin seçimi, görev süreleri, ücret ve huzur hakkı gibi mali hakları, ibraları ve görevden alınmaları; kanuni istisnalar saklı kalmak kaydıyla denetçinin seçimi ve görevden alınması ile finansal tablolar, kâr dağıtımı, şirketin feshi ve önemli şirket varlıklarının toptan satışı genel kurulun devredilemez yetkilerindendir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/6239 Esas ve 2016/9154 Karar sayılı ilamında ifade edildiği üzere, genel kurulun devredilemez yetkisine giren hususlarda veya bu yetkilerin devrine dair yönetim kurulunca karar alınması 6102 sayılı Kanun'un 391. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi gereğince butlan yaptırımına tabidir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 408Kaynağı aç
MADDE 408- (1) Genel kurul, kanunda ve esas sözleşmede açıkça öngörülmüş bulunan hâllerde karar alır. (2) Çeşitli hükümlerde öngörülmüş bulunan devredilemez görevler ve yetkiler saklı kalmak üzere, genel kurula ait aşağıdaki görevler ve yetkiler devredilemez: a) Esas sözleşmenin değiştirilmesi. b) Yönetim kurulu üyelerinin seçimi, süreleri, ücretleri ile huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi haklarının belirlenmesi, ibraları hakkında karar verilmesi ve görevden alınmaları. c) (Değişik: 26/6/2012-6335/22 md.) Kanunda öngörülen istisnalar dışında denetçinin seçimi ile görevden alınması. d) Finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, yıllık kâr üzerinde tasarrufa, kâr payları ile kazanç paylarının belirlenmesine, yedek akçenin sermayeye veya dağıtılacak kâra katılması dâhil, kullanılmasına dair kararların alınması. e) Kanunda öngörülen istisnalar dışında şirketin feshi. f) Önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı. (3) Tek pay sahipli anonim şirketlerde bu pay sahibi genel kurulun tüm yetkilerine sahiptir. Tek pay sahibinin genel kurul sıfatıyla alacağı kararların geçerlilik kazanabilmeleri için yazılı olmaları şarttır. C) Toplantılar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/6239, K. 2016/9154Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/6239 E.  ,  2016/9154 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada …… Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen …/…/2015 tarih ve 2012/503-2015/598 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili asıl ve birleşen davalarda; müvekkillerinin davalı şirketin ortağı olduğunu, şirket genel kurul kararıyla sermaye arttırımına gidildiğini ve ana sözleşmenin tadil edildiğini, sermaye taahhütlerinin …/…'ünün üç ay içinde kalan …/…'ünün üç yıl içinde ödenmesi gerektiği yönünde karar alınmışken yönetim kurulu kararıyla vade belirlendiği ve müvekkilleri hakkında ıskat prosedürünün işletildiğini, yönetim kurulunun, esas sözleşmenin, sermayenin ödenmesi şekil ve şartlarının değiştirilmesi niteliğindeki kararının genel kurulun devredilemez yetkilerine aykırı olup, bu konuda alınmış yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunu, davacılar adına karar verilmesinin eşit işlem ilkesine aykırı olup, bu nedenle de yönetim kurulu kararının batıl olduğunu, şirket esas sözleşmesi gereği, 27/05/2014 tarihine kadar ödenmesi mümkün olan …/… oranındaki sermayenin ödeme tarihinin yönetim kurulu kararıyla öne çekilmesinin esas sözleşmeye aykırılık teşkil edip iptalinin gerektiğini ileri sürerek davalı şirketin 08/…/2012 tarih 93 numaralı, ….09.2013 tarih 105 numaralı ve …/07/2013 tarih 104 numaralı yönetim kurulu kararının iptaline karar verilmesini talep etmiş, …/03/2014 tarihli dilekçesi ile dava konusu ettikleri kararların butlan olduğunun tespitini talep etmiştir. Davalı vekili; müvekkili şirketin sermayesinin …/05/2011 tarihli genel kurulda artırıldığını, davacılar da dahil şirket hissedarların sermaye artırım çerçevesinde ruçhan haklarının kullandıklarını, davacılarca hisseleri oranında her türlü muvazaadan ari olarak …/…'ü tescil tarihinden itibaren … ay içinde, geri kalan …/…'ü ise … yıl içinde ödeneceği şeklinde taahhütte bulunulduğunu, eşit işlem ilkesine, dürüstlük kuralına aykırı bir durumun söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalı şirketin 08…..2012 tarihli 93 numaralı yönetim kurulu kararının …. maddesinin, ….09.2013 tarihli 105 numaralı yönetim kurulu kararının, …/07/2013 tarihli 104 numaralı yönetim kurulu kararının 6102 sayılı TTK'nın 391/…-d maddesine aykırı olduğu, genel kurulun devredilerek yetkileri kapsamında olan konularda yönetim kurulundan karar alındığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 2012/503 Esas sayılı dosya bakımından 08/…/2012 tarih ve 93 numaralı yönetim kurulu kararının … numaralı maddesinin butlanının tespitine, birleşen 2013/352 Esas sayılı dosya bakımından …/07/2013 tarih ve 104 numaralı yönetim kurulu kararının butlanının tespitine, birleşen 2013/448 Esas sayılı dosya bakımından …/09/2013 tarih ve 105 numaralı yönetim kurulu kararının butlanının tespitine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 58,40 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 28/…/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Genel kurulu toplantıya çağırma yetkisi kural olarak yönetim kuruluna aittir. 6102 sayılı Kanun'un 410. maddesinin 1. fıkrası uyarınca görev süresi bitmiş olsa dahi yönetim kurulu genel kurulu toplantıya çağırabilir. Diğer yandan tek pay sahipli anonim şirketlerde bu ortak genel kurulun tüm yetkilerine sahip olup 6102 sayılı Kanun'un 408. maddesinin 3. fıkrası gereğince genel kurul sıfatıyla vereceği kararların geçerlilik kazanabilmesi için yazılı olmaları zorunludur.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/3013, K. 2015/8295Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/3013 E.  ,  2015/8295 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ANTALYA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 27/01/2014 NUMARASI : 2014/155-2014/155 Taraflar arasında görülen davada Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 27/01/2014 tarih ve 2014/155-2014/155 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı S. İnş Taah. Tur. Gıda A.Ş'nin yönetim kurulu başkanı olduğunu, yönetim kurulu üyeleri arasındaki ihtilaf nedeniyle şirketin genel kurul toplantısına çağrı yapılamaması üzerine müvekkilinin mahkemeden genel kurulu toplantıya çağırmak üzere yetki aldığını, ancak bundan haberi olan yönetim kurulu üyelerinin müvekkiline haber vermeksizin toplanıp genel kurul toplantısı için karar aldıklarını, genel kurul çağrısının usulsüz olduğunu, genel kurulda alınan kararların TTK'nın 445. maddesi hükümlerine aykırı bulunduğunu ileri sürerek öncelikle genel kurul kararının hükümsüzlüğünün tespitine, olmadığı taktirde iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, davacının yönetim kuruluna davet edilmesine rağmen katılmadığını, genel kurul toplantısına çağrının usulüne uygun olduğunu, alınan kararların anasözleşmeye ve yasalara uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemişlerdir. Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, TTK'nın 390. maddesinde yönetim kurulunun toplantıya çağrılması hususunda ayrı bir merasim öngörülmemesi ve yönetim kurulunun üye tam sayısının çoğunluğuyla toplanabilmesi ve katılanların çoğunluğuyla karar alabilmesi karşısında kararın hukuka uygun olduğu, genel kurul çağrısının TTK'nın 414. maddesinde belirtilen usul ile ilan edildiği, davacıya yapılan tebligatın da öngörülen sürede yapıldığı, içerik olarak genel kurul kararının TTK'nın 445. maddesinde belirtilen iptale tabi nitelikte olmadığı, yine kararların 446. maddesinde belirtilen kişisel sorumluluk doğurucu nitelikte olmadığı ve 447. maddesinde sayılan butlan sebeplerine havi olmadıkları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz emiştir. 1-Dava, şirket genel kurul kararlarının butlanı, olmazsa iptali davası olup, mahkemece alınan bilirkişi raporuna dayalı olarak davanın reddine karar verilmiştir. Ancak davacı, genel kurul çağrı kararının alındığı 26/02/2014 tarihli yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunu ve bu nedenle bu karara dayalı olarak yapılan genel kurul toplantısında alınan kararların da yok hükmünde olduğunu iddia etmiştir. 6102 saylı TTK'nın 410/1. maddesine göre genel kurul, süresi dolmuş olsa bile yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılabilir. Mahkemece, davalı şirketin üç yönetim kurulu üyesinin bulunduğu, TTK'nın 390/1. maddesi gereğince toplantıda ikisinin oyu ile karar alındığı gerekçesiyle yönetim kurulu kararının usulüne uygun olduğu kabul edilmiş ise de, yönetim kurulu başkanı olan davacı toplantıda hazır bulunmadığı, diğer iki üye toplantıda hazır olmakla birlikte, yönetim kurulu başkanının bu toplantıdan haberdar edildiğine dair bir delil bulunmamaktadır. TTK'nın 390/4. maddesi gereğince, üyelerden hiçbiri toplantı yapılması isteminde bulunmadığı takdirde yönetim kurulu kararları, kurul üyelerinden birinin belirli bir konuda yaptığı karar şeklinde yazılmış önerisine, en az üye tam sayısının çoğunluğunun yazılı onayı alınmak suretiyle verilebilir. Aynı önerinin tüm yönetim kurulu üyelerine yapılmış olması bu yolla alınacak kararın geçerlilik şartıdır. Yasa'nın bu hükmüne göre çağrısız yönetim kurulu toplantısı yapılması mümkün ise de, önerinin tüm yönetim kurulu üyelerine yapılması alınacak kararın geçerlilik şartıdır. Mahkemece itibar edilen raporda da, bu husus belirtilmiş olmasına rağmen aksi sonuca varılması doğru olmamıştır. Bu durumda mahkemece, TTK'nın 390/4 ve 392/7. maddeleri dikkate alınmak suretiyle yönetim kurulu kararının yok hükmünde olup olmadığının tartışılması, yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğu kabul edildiği takdirde bu sefer bu karara dayalı olarak yapılan genel kurul toplantısının da geçersiz olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmekle mahkemece verilen kararın bozulması gerekmiştir. 2-Ayrıca, kabule göre de, bilirkişi raporunda, genel kurula çağrı tebligatının 12/03/2014 tarihinde yapıldığı ve bu nedenle çağrının usulüne uygun olduğu belirtilmiş ise de, davacı bilirkişi raporuna itirazında, PTT internet sitesinden aldığı bilgisayar çıktısını ibraz ederek 12/03/2014 tarihinin tebliğ değil mektubun PTT'den çıkış tarihi olduğunu, tebliğ tarihinin ise 18/03/2014 tarihi olduğunu ve bu nedenle tebligatın da usulsüz olduğunu iddia etmiştir. Genel kurul toplantısına çağrının usulsüz olması halinde ise, bu hususun şirket ortağına genel kurul toplantısına katılma ve muhalefet şerhi koyma şartı bulunmaksızın iptal davası açma hakkı vereceği gözetilerek, davacının ayrıca kararların iyi niyet, anasözleşme ve kanuna aykırı olduğu iddiası ile iptal davası açtığı gözetilmek suretiyle bu hususlarda da alınan kararlar incelenerek bir karar verilmesi gerekirken sadece kararların batıl olmadığı ve kişisel sorumluluk doğurucu nitelikte bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi doğru olmayıp, kararın bu nedenle de davacı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan sebeplerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15/06/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 410Kaynağı aç
MADDE 410- (1) Genel kurul, süresi dolmuş olsa bile, yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılabilir. Tasfiye memurları da, görevleri ile ilgili konular için, genel kurulu toplantıya çağırabilirler. (2) Yönetim kurulunun, devamlı olarak toplanamaması, toplantı nisabının oluşmasına imkân bulunmaması veya mevcut olmaması durumlarında, mahkemenin izniyle, tek bir pay sahibi genel kurulu toplantıya çağırabilir. Mahkemenin kararı kesindir. 2. Azlık a) Genel olarak

Temsil Yetkisinin Sınırları ve Karar Alma Usulleri

6102 sayılı Kanun'un 370. maddesi gereğince esas sözleşmede aksine düzenleme bulunmadıkça veya kurul tek kişiden oluşmadıkça şirketi temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir; kurul bu yetkiyi murahhas üyelere veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilirse de en az bir üyenin temsil yetkisini haiz olması kanuni şarttır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/5382 Esas ve 2017/3443 Karar sayılı ilamı doğrultusunda, yönetim kurulunun 6102 sayılı Kanun'un 366. maddesi gereğince görev dağılımı yaparak başkan ve başkan vekili seçmesi ile 370. maddeye dayanarak şirketi temsile yetkili kişileri belirlemesi yönetimin devri mahiyetinde olmayıp toplantı ve karar nisaplarına uygun bulunduğu sürece butlan oluşturmaz.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 370Kaynağı aç
MADDE 370- (1) Esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. (2) Yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır. 2. Kapsam ve sınırlar
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 366Kaynağı aç
MADDE 366- (1) Yönetim kurulu, üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçer. Esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesi öngörülebilir.[50] (2) Yönetim kurulu, işlerin gidişini izlemek, kendisine sunulacak konularda rapor hazırlamak, kararlarını uygulatmak veya iç denetim amacıyla içlerinde yönetim kurulu üyelerinin de bulunabileceği komiteler ve komisyonlar kurabilir. 3. Yönetimin devri

Yönetim kurulunun karar nisapları 6102 sayılı Kanun'un 390. maddesinde düzenlenmiştir. Esas sözleşmede ağırlaştırıcı hüküm bulunmadıkça yönetim kurulu üye tam sayısının çoğunluğu ile toplanır ve kararlarını toplantıda hazır bulunan üyelerin çoğunluğuyla alır; bu usul elektronik ortamdaki toplantılarda da uygulanır. Kurul üyeleri birbirlerini temsilen oy veremez ve vekil aracılığıyla toplantıya katılamazlar. Kararların geçerliliği 390. maddenin 5. fıkrası uyarınca yazılıp imza edilmiş olmalarına bağlıdır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 390Kaynağı aç
MADDE 390- (1) Esas sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde, yönetim kurulu üye tam sayısının çoğunluğu ile toplanır ve kararlarını toplantıda hazır bulunan üyelerin çoğunluğu ile alır. Bu kural yönetim kurulunun elektronik ortamda yapılması hâlinde de uygulanır. (2) Yönetim kurulu üyeleri birbirlerini temsilen oy veremeyecekleri gibi, toplantılara vekil aracılığıyla da katılamazlar. (3) Oylar eşit olduğu takdirde o konu gelecek toplantıya bırakılır. İkinci toplantıda da eşitlik olursa söz konusu öneri reddedilmiş sayılır. (4) Üyelerden hiçbiri toplantı yapılması isteminde bulunmadığı takdirde, yönetim kurulu kararları, kurul üyelerinden birinin belirli bir konuda yaptığı, karar şeklinde yazılmış önerisine, en az üye tam sayısının çoğunluğunun yazılı onayı alınmak suretiyle de verilebilir. Aynı önerinin tüm yönetim kurulu üyelerine yapılmış olması bu yolla alınacak kararın geçerlilik şartıdır. Onayların aynı kâğıtta bulunması şart değildir; ancak onay imzalarının bulunduğu kâğıtların tümünün yönetim kurulu karar defterine yapıştırılması veya kabul edenlerin imzalarını içeren bir karara dönüştürülüp karar defterine geçirilmesi kararın geçerliliği için gereklidir. (5) Kararların geçerliliği yazılıp imza edilmiş olmalarına bağlıdır. 2. Batıl kararlar

Yönetim kurulu üyelerinden hiçbirinin toplantı isteminde bulunmaması hâlinde elden dolaştırma yoluyla da karar alınabilir. 6102 sayılı Kanun'un 390. maddesinin 4. fıkrası ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2015/3013 Esas ve 2015/8295 Karar sayılı ilamı uyarınca, üyelerden birinin karar şeklinde hazırladığı yazılı önerisine en az üye tam sayısının çoğunluğunun yazılı onay vermesi gereklidir; aynı önerinin tüm üyelere ulaştırılmış bulunması ise bu yolun geçerlilik şartıdır. Ayrıca onayların aynı kâğıtta yer alması zorunlu olmamakla birlikte onay imzalarının bulunduğu kâğıtların tümünün yönetim kurulu karar defterine yapıştırılması veya kabul edenlerin imzalarını taşıyan bir karara dönüştürülüp karar defterine geçirilmesi kararın geçerliliği için şarttır.

Yönetim Kurulu Kararlarında Geçersizlik ve İcrai Nitelik Şartı

Yönetim kurulunun usulüne uygun toplanarak karar alabilmesi için toplantı nisabının sağlanması zorunludur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/1865 Esas ve 2025/478 Karar sayılı ilamıyla onanan somut uyuşmazlıkta, şirket esas sözleşmesi gereğince aranan toplantı yeter sayısının sağlanamamasının yönetim kurulu kararının yokluğu sonucunu doğuracağı ve usulüne göre toplanmamış bir kurulun aldığı kararda toplantıya katılamayan üyenin sonuca etki edip edemeyeceğinin bir öneminin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/1865, K. 2025/478Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2024/1865 E.  ,  2025/478 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/773 Esas, 2023/1560 Karar BİRLEŞEN İSTANBUL 21. SALİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2019/469 E. HÜKÜM : Yeniden Hüküm Kurulmak Suretiyle Asıl ve Birleşen Davanın Kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/541 E., 2020/522 K. Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA 1. Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; davalı şirketin toplam sermayesinin %21,68'ini temsil eden 43.567 adet C grubu nama yazılı pay sahibi olan müvekkili şirketin, davalı şirketteki tüm paylarını devrederek ortaklıktan ayrılmak istediğini, davalı şirketin ortaklarına, pay sahipleri sözleşmesi gereği önalım haklarını kullanması hususunda bildirim yükümlülüğünü yerine getiren müvekkili şirketin 10.05.2019 tarihinde dava dışı … Yatçılık Gayrimenkul Turizm Otomotiv İç ve Dış Tic A.Ş. ile imzaladığı pay devir sözleşmesi ile ilgili pay devri kararı alınması ve pay devrinin şirket pay defterlerine işlenmesi talebinin 24.06.2019 tarihli toplantıda, davalı şirket ana sözleşmesinin 8.1. ve 8.1.(i) maddesi gerekçe gösterilerek oy birliği ile reddedildiğini, davaya konu pay devrinde ana sözleşmeye aykırılık bulunmadığını, nama yazılı pay devrinin önemli bir sebeple reddi için red sebeplerinin esas sözleşmede açık ve somut bir şekilde belirtilmesi gerektiğini, pay devrinin reddini gerektirecek önemli bir sebebin bulunmadığını, şirket açısından önemli bir payın devrinin de söz konusu olmadığını, davalı şirketin halihazırdaki ortaklarının profili şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı açısından önemli ise de bu hususun şirketin kuruluş ve gelişme aşamalarında bir anlam ifade ettiğini, gelinen aşamada davalı şirketin tanınır ve güvenilir bir şirket haline geldiğini, ayrıca pay sahipleri sözleşmesine göre müvekkili şirketin, davalı şirkette mali yükümlülük altına girme borcunun olmadığını, davalı şirkette ortak olarak kalmasının davalı şirketin hayatiyeti açısından öneminin olmadığını, davalı şirket pay sahipleri sözleşmesindeki, muhtemel pay devri kısıtlamalarının emredici nitelikteki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı TTK) hükümlerine aykırı olduğunu ileri sürerek davalı şirket yönetim kurulunca verilen 24.06.2019 tarihli ve 2019/6 sayılı kararın iptali ile müvekkili tarafından yapılan pay devir işleminin pay devir tarihi olan 29.05.2019 tarihi itibariyle pay defterine hükmen işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davacı vekili birleşen dosyanın dava dilekçesinde; nitelikli kararların alınmasına yönelik olarak, C grubu pay sahipliği temsil edilmediğinden toplantı yeter sayısının sağlanmadığını, hisse devrinin reddine dair 24.06.2019 tarihli … yönetim kurulu kararının batıl/geçersiz olduğunu, dolayısıyla şirketçe 3 ay içerisinde hisse devrinin tescilini red iradesinin tecessüm etmemiş olduğunu ileri sürerek müvekkili şirketin hissedarlığının tespitine ve pay devrinin pay defterine hükmen işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; müvekkili şirket ana sözleşmesinin 8.1 maddesinde pay sahipleri çevresinin bileşimine dair hüküm yer aldığını, pay sahiplerinin profilinin şirket için önem arz ettiğini, ana sözleşmenin 8.1 maddesinin 2017 yılında kaleme alındığını, davacı şirketin hisselerini devretmek istediği … Yatçılık Gayrimenkul Turizm Otomotiv İç ve Dış Tic A.Ş.nin yönetim kurulu başkanı ve sahibi olan şahsı yönetim kuruluna aday gösterdiğini, bu adayın seçilmemesi üzerine 24.05.2019 tarihli olağanüstü genel kurul kararının iptali talebi ile açılan davanın kabulüne karar verildiğini, genel kurul süreciyle ilgili uyuşmazlıklar devam ederken davacının diğer ortakların itirazlarını görmezden gelerek hisselerini … A.Ş'ye devrettiğinden bahisle bildirimde bulunduğunu, 24.06.2019 tarihli yönetim kurulu kararı ile pay devrinin pay defterine işlenmesi talebinin reddedildiğini, şirketin ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığında bankalarla yapılan işlemlerin önemli olduğunu, davacının hisselerini devrettiği şirketin sahibinin dava dışı … A.Ş.'nin yönetim kurulu üyesi olduğunu, bu şirketin müvekkilinin rakibi konumunda bulunduğunu, bankaların dönem itibarı ile ortak değişikliğini kabul etmemesinin muhtemel olduğunu, … A.Ş.'nin 2016 yılında kurulduğunu, ana iştigal konusunun … İnşaat Grubu ile ilgili olduğunu, müvekkili şirketin ekonomik yönden ve yeni işlere girmekte sıkıntılı olduğu bir dönemde rakip bir şirketin müvekkili ortaklık yapısına dahil olmasının ve şirketin yıllarca biriktirdiği birikime vakıf olmasının kabul edilebilir olmadığını, bu yönü ile pay sahibi çevresinin bileşiminin korunmasının önemli olduğunu, rakip bir şirketin pay sahipleri çevresinin bileşimini bozacak şekilde ortaklık yapısına dahil edilmek istenmesi karşısında pay devri talebinin reddedilmesinin ilgili mevzuata uygun olduğunu, davacı tarafın da oyuyla kabul edilen şirket ana sözleşmesinin 8.1.(i) maddesinde pay sahipleri arasındaki sözleşmeye aykırı devirlerin şirket tarafından reddedilebileceği hükmü getirildiğini, kurulduğu günden bu yana şirkette ortak olan hissedarların güçlü bir pay sahibi çevresi oluşturduğunu, teknik başarı yakalanmış olsa da ekonomik bağımsızlığın sağlanması için pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunmasının elzem olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; asıl dava ile birleştirme taleplerinin olduğunu, davanın haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı şirket ana sözleşmesinin 12. maddesine göre nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanması kararının özellikli yönetim kurulu kararı olduğu, 8.1. maddesine göre nama yazılı payların ancak şirketin onayı ile devredilebileceği, bu onayın şirketin yönetim kurulunun tüm üyelerinin katılımı ve oybirliğiyle alacağı kararla verilebileceği, ana sözleşmenin 8.1., 12. maddesi ve pay sahipleri sözleşmesinin 6.7. ile 6.8. maddeleri uyarınca özellikli yönetim kurulu toplantılarında C grubu yönetim üyesinin varlığının ve olumlu oyunun arandığı, birleşen davada davacı şirketin halihazırda pay sahibi olmayıp üçüncü kişi olduğu, dolayısıyla yönetim kurulu seçilmesine dair genel kurul kararının iptali talebi ile açılan davanın sonucunun bu davaya etkili olmayacağı, zira genel kurul iptali kararlarının kesinleşmekle hüküm ifade edeceği, buna göre, üçüncü bir kişinin şirkette pay sahibi olabilmesi için yönetim kurulunun hisse senetlerinin devrini oy birliği ile onaylaması gerektiği, 24.06.2019 tarihli dava konusu yönetim kurulu toplantısında oy birliği ile davacıların pay devri işleminin pay defterine işlenmesi talebini reddettiği, ana sözleşme ve pay sahipleri sözleşmesinde pay devrinin reddi için yönetim kurulunun tüm üyeler ile toplanması ve oy birliği ile karar alma şartı bulunmadığı, bu şartın sadece devre onay verilecek yönetim kurulu toplantıları için öngörüldüğü, ayrıca 6102 sayılı TTK'nın 490. maddesi uyarınca kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı payların herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebileceği, davalı şirketin ise ana sözleşme ile devri yönetim kurulunun oy birliği ile alacağı onay kararı şartına bağladığı, somut olayda, C grubu hisseleri temsil eden üyenin olumsuz oy kullandığı varsayıldığında dahi dört yönetim kurulu üyesisinin pay devrine onay vermediği, dolayısıyla C grubunu temsilen yönetim kurulu üyesi toplantıya katılmasa veya katılıp olumlu oy kullansa dahi sonucun değişmeyeceği, 24.06.2019 tarihli yönetim kurulu toplantısında yönetim kurulunun ana sözleşmenin 8.1. ve 8.1.(i) maddesine atıfta bulunduğu, şirketin içinde bulunduğu süreç dikkate alındığında pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması hususunun hem işletme konusu hem de işletmenin ekonomik bağımsızlığı için büyük önem arz ettiği gerekçesine dayandığı, ana sözleşmenin 8.1 maddesinde yer verilen hususların haklı neden için somut gerekçe içerdiği, zira 6102 sayılı TTK'nın 493/2 hükmüne göre pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümlerinin onayın reddini haklı göstermesinin önemli sebep oluşturacağının kabul edildiği, yönetim kurulu kararında 8.1.(i) maddesi ile pay sahipleri sözleşmesine atıf yapıldığı, pay sahipleri sözleşmesinin 5.5, 7.7 maddelerinin, davalı tarafın ekonomik bağımsızlığın sağlanması için pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunmasının önemine ilişkin açıklamalarını teyit ettiği, dava dilekçesinde yer alan ifadelere göre davacının da mevcut profilin şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetin devamlılığı için önem ifade ettiğini, bu sayılanların şirketin kuruluş aşamasında anlamlı olduğunu belirttiği, ancak davalı şirketin kuruluş tarihinin 2005 olduğu, ana sözleşmede bu hususlara ilişkin değişikliğin davacının da olumlu oyuyla 2017 yılında yapıldığı, ticari hayatta bankalar yönünden şirketlerin ortaklık yapısının önemi ile ortaklık yapısındaki değişikliklere bankaların/kredi kuruluşlarının tereddüt ile yaklaştığının bilindiği, davalının bu yöndeki açıklamalarının haklı neden olduğu, şirket yapısına ve işletme konusuna yabancı bir kişinin/şirketin ortaklık yapısına dahil edilip, yüksek kredibilite ve teknik bilgi (know-how) isteyen alanlarda faaliyet gösteren şirketlerin işletme konusuna yönelik faaliyetlerini sürdürmesinin, pay sahipleri çevresinin korunması ile, şirkete dahil olacak ortağın ancak bu niteliklere sahip olması halinde mümkün olacağı, birleşen davanın davacısının, dava dışı … A.Ş'nin yönetim kurulu başkanı olduğu, bu hali ile davalı şirketin ortakları arasına girerek vakıf olacağı bilgileri dava dışı … A.Ş. vasıtası ile kullanabilmesi ve inşaat alanında rakip firma haline gelmesinin, davalı şirketin büyümesi ve faaliyetinin devamlılığına olumsuz etki edebileceği kanaatinin oluştuğu, davalı şirketin pay devrine onay vermemesine ilişkin gerekçelerinin, pay devrinin reddi açısından önemli sebep teşkil ettiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, hüküm, asıl ve birleşen davada davacı taraflarca istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı …Ş.'nin davalı ….'de sahip olduğu 43.567 adet 21.783.500 nominal bedelli C grubu payların tamamının birleşen dosya davacısına devredilmesine ilişkin 10.05.2019 tarihli pay devir sözleşmesi imzalandığı, 6102 sayılı Kanun'un 490/1. maddesine göre, Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı payların, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebileceği, ancak 492/1 maddesine göre de esas sözleşme ile nama yazılı payların şirketin onayıyla devredilebileceğinin öngörülebileceği, red sebeplerinin ise 493. maddede düzenlendiği, 6102 sayılı Kanun'un 494/3 hükmüne göre de şirket, onaylamaya ilişkin talebi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya reddi haksızsa, onay verilmiş sayılacağı, davalı şirketin ana sözleşmesinin 10. maddesinde yönetim kurulunun 5 üyeden oluşacağı, 12/7 ve devamı maddelerinde yönetim kurulunun özellikli yönetim kurulu kararları dışındaki kararlarının en az 4 üyeyle toplanıp en az 4 üyeyle karara bağlanacağı; özellikli yönetim kurulu kararlarına yönelik toplantılarında C grubu yönetim kurulu üyesinin varlığının ve olumlu oyunun gerekliliğinin düzenlendiği, nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanmasının özellikli yönetim kurulu kararları arasında sayıldığı, ana sözleşmenin 8.1 maddesinin 1. paragrafının son cümlesinde nama yazılı payların devrine ilişkin onayın şirket yönetim kurulunun tüm üyelerinin katılımı ve oybirliğiyle alacağı kararı ile verileceğinin düzenlendiği, davalı şirketin 24.05.2019 tarihli genel kurulunda C grubu pay sahibi davacının gösterdiği aday yerine, ortaklardan … Yapı'nın aday gösterdiği … şirketin organsız kalmaması gerekçesiyle seçilmiş olması karşısında, şirket yönetim kurulunda C grubu payları temsil eden yönetim kurulu üyesinin, seçilemediğinden bulunmadığı, ana sözleşmenin 12. maddesine göre onay istemi için karar yeter sayısının sağlanamamasının onay isteminin reddi sonucunu, toplantı yeter sayısının sağlanamamasının ise yönetim kurulu kararının yokluğu sonucunu doğuracağı, usulüne göre toplanmamış bir yönetim kurulunun aldığı karar ile ilgili olarak ise toplantıya katılamayan üyenin karara etki edip edemeyeceğinin bir önemi bulunmadığı, zira "nama yazılı hisse senetlerinin devrinin onaylanması" talebinin görüşüleceği yönetim kurulu toplantısına C grubu hisselerini temsil eden üyenin katılmasının yönetim kurulunun teşekkül ettirilebilmesi için şart olduğu, somut olayda, dava konusu nama yazılı hisse devrinin onaylanması talebinin, C grubu hisseleri temsil eden üyenin bulunmadığı bir toplantıda karara bağlanmış olması nedeniyle yok hükmünde olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 494/3 hükmündeki "Şirket, onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılır" şeklindeki hüküm uyarınca davalı şirket tarafından hisse devrinin onaylanması talebi usulünce reddedilmediğinden kabul edilmiş olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 493/1 hükmüne göre şirketin, esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek, onay istemini reddedebileceği, 2. fıkraya göre ise pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümlerinin, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı gösteriyorsa, önemli sebep oluşturacağı, şirket ana sözleşmesinin 8.1. maddesinin "Pay sahipleri, Şirket’in ve Şirket’in iştiraklerinin faaliyette bulunduğu sektörlerde öncü bir konumda bulunabilmek ve Şirket’in işbu esas sözleşmede yer alan amaç ve konularını gerçekleştirmek için Şirket’in sürekli olarak yüksek düzeyde teknik bilgi (know-how) kullanması, geniş bir ağa sahip olması, profesyonel düzeyde uzmanlığa sahip olması gerektiğini ve ayrıca önemli miktarlarda yatırım yapması gerektiğini ve emsalsiz becerilere ve deneyime sahip olan (A) Grubu, (B) Grubu ve (C) Grubu Pay Sahiplerinin tamamının, birlikte Şirket’in büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı yanı sıra pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması konusunda Şirket’te önemli bir yere sahip olduklarını kabul etmektedirler. Bu sebeple, nama yazılı paylar ancak Şirketin onayı ile devredilebilir. Bu onay Şirketin Yönetim Kurulu'nun tüm üyelerinin katılımı ve oybirliğiyle alacağı kararı ile verilir.” şeklinde olduğu, ana sözleşmenin 8.1(i) maddesinde ise pay devrinin ya da devralanın işbu esas sözleşme şartlarına veya pay sahipleri arasındaki pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine aykırı olması halinde pay devrine ilişkin onay isteminin reddine karar verilebileceğinin düzenlendiği, yönetim kurulunca, pay devrinin şirket ana sözleşmesi'nin 8.1. maddesine aykırı olması ve pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunmasının hem işletme konusu hem de işletmenin ekonomik bağımsızlığının korunması hususlarının red sebebi yapıldığı, 6102 sayılı Kanun'un 493. maddesinin gerekçesine göre, esas sözleşmeye konulacak haklı sebeplerin kanunda gösterilmiş sebeplerden olması gerektiği, esas sözleşmede mezkûr maddeye atfın yeterli olmadığı, haklı sebebin kanundaki haklı sebeplere uygun bir şekilde somutlaştırılması gerektiği, haklı sebep kategorilerinin paysahipleri çevresinin bileşimi, şirketin konusu ve işletmenin bağımsızlığı olarak belirlendiği, davalı şirket ana sözleşmesinin 8.1 maddesinde, emsalsiz becerilere ve deneyime sahip olan (A) grubu, (B) grubu ve (C) grubu pay sahiplerinin tamamının, birlikte şirketin büyümesi, başarısı, ekonomik bağımsızlığı ve faaliyetinin devamlılığı yanı sıra pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması konusunda şirkette önemli bir yere sahip olduklarını kabul etmekte oldukları ifade edildiği ancak hisse devrinin söz konusu olması halinde devre onay verilmesi için hangi hususların aranacağının düzenlenmediği, somutlaştırılmadığı, ana sözleşmenin 8.1(i) maddesinde pay devrinin ya da devralanın işbu esas sözleşme şartlarına veya pay sahipleri arasındaki pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine aykırı olması halinde, pay devrine ilişkin onay isteminin reddine karar verilebileceği düzenlenmiş olmakla birlikte, hisse devrine onay verilmemesini gerektiren sebeplerin ana sözleşmede açıkça yazılması gerektiği, dolayısıyla pay sahipleri sözleşmesi hükümlerine yapılan atfın geçerli olmadığı, nama yazılı hisselerin devrine onay verilmesi isteminin reddine dair kararda, "pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması" hususuna vurgu yapılmış ise de, bu durumun 6102 sayılı Kanun'un 493. maddesi kapsamında somutlaştırılmadığı, ana sözleşme ile anonim şirketlerde nama yazılı hisselerin devri sınırlandırılabilirse de davalı şirketin nama yazılı hisselerin devrini sınırlandıran 8.1 maddesinin, birleşen dosya davacısının hisseleri devralmasına onay verilmemesini gerektiren bir önemli neden içermediği, davalının diğer hissedarlarının devre onay verme yetkileri bulunmayıp, devre muvafakatlerinin bulunmamasının sonuca bir etkisinin olmadığı, davalı şirket pay sahipleri sözleşmesinin ise sözleşmenin nispiliği ilkesi gereği birleşen dosya davacısına karşı ileri sürülemeyeceği, davalı şirketin nama yazılı hisselerin devrine onay vermemesinin 6102 sayılı Kanun'un 493/1-2 hükümleri anlamında önemli bir sebebe dayanmadığı, İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçelerle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmesinin isabetli görülmediği gerekçesiyle asıl ve birleşen dosya davacısı vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, buna göre asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı kabulüne, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü nezdinde 198824-5 sicil numarası ile kayıtlı birleşen dosya davacısı … Yatçılık Turizm Gayrimenkul Otomotiv İç ve Dış Ticaret A.Ş.'nin, davalı ….'nin 43.567 adet 21.783.500 nominal bedelli C grubu pay itibariyle davalı şirketin ortağı olduğunun tespitine ve pay defterine kaydına karar verilmiş, hüküm asıl ve birleşen dosya davalısı tarafından temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, davacının davalı şirketteki paylarını dava dışı şirkete devrinin pay defterine işlenmesi talebinin reddine dair yönetim kurulu kararının iptali ile pay devir işleminin pay devir tarihi itibarı ile pay defterine hükmen işlenmesi talebine, birleşen dava ise, asıl davaya konu yönetim kurulu kararının payı devralan şirket tarafından geçersizliği/iptali talebine, terditli olarak payı devralan şirketin hissedarlığının tespiti ile hissedarlığın hükmen pay defterine işlenmesi taleplerine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ( HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI.SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davalının temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı harcın istek halinde ilgiliye iadesine, 03.02.2025 tarihinde kesin olarak oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Davacı şirket … Holding A.Ş., maliki olduğu, davalı ….’nin %21.68‘ini temsil eden C Grubu nama yazılı payını 10.05.2019 tarihinde dava dışı … Yatçılık A.Ş.’ye pay devir sözleşmesiyle sattığını ve hisse devrini 24.06.2019 tarihli toplantıda şirket pay defterine işlenmesini talep etmiş, davalı …. ana sözleşmesinin 8-1/i maddesi uyarınca devir talebini oy birliğiyle reddetmiş, bunun üzerine davacı … İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde hisse devrinin pay defterine işlenmesi ve hisse devrinin reddine ilişkin yöntemi kurulu kararının iptalini talep etmiştir. Birleşen dosyanın davacısı … A.Ş., kendisine devredilen hisse satış sözleşmesinin pay defterine hükmen işlenmesi ve redde ilişkin yönetim kurulu kararının geçersizliğini talep etmiştir. İstanbul 4. ATM’nin yaptığı yargılama sonucunda; 05.11.2020 tarihinde; … Holding A.Ş. ana sözleşmesinin 8-1, 8-1,e maddelerinde şirket ortaklarının, üçüncü kişilere hisselerinin devrinin geçerliliğine tüm ortakların onayına bağladığından ve … Holding A.Ş yönetim kurulu 24.06.2019 tarihinde şirket ortağı …’in hisselerini … A.Ş.’ye devrinin, pay defterine işlenmesi talebini oy birliğiyle reddettiğinden, yine şirket ana sözleşmesini 5-5, 7-7 maddesi uyarınca … Holding A.Ş. ortaklarını şirketin iş kapasitesi, ticari hayatta kuvvetli bir şeklide yer alması, ekonomik bağımsızlığı için önemli olup, bu hususta ana sözleşme ile sınırlama getirilmiş olduğundan, şirket hissesinin devredildiği …’nin YK üyesi … İnşaat A.Ş’nin ticari faaliyetlerinin de inşaat vb. alanlar olduğu, yani rakip firma olması sebebiyle, TTK 493 uyarınca haklı sebep olduğundan bahisle, hisse devrinin pay defterine işlenmesi ve buna ilişkin yönetim kurulunun red kararının geçersizliğinin tespitini reddetmiştir. İtiraz üzerine, İstanbul BAM 43. HD’nin 2021/773 E., 2023/1560 K. sayılı ilamı ile şirket ana sözleşmesinin 8.1-e maddesi gereğince şirket ortaklarının hisse devrinin onaylanması gibi reddinde de oy birliği arandığından, yine 10. ATM’nin 2019/334 E., 1036 Kararı ile … Holding A.Ş‘nin 24.05.2019 tarihili genel kurulun da C Grubu pay sahibi … tarafından yönetim kurulu üyesi adayı … ’ın seçilmemesi ve yerine … ’ın seçilmesi kararının butlanla malul olduğundan, C grubu hisse temsilcisinin seçiminin geçerli olmadığından hisse devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararının geçersiz olduğu, TTK 493 uyarınca haklı bir sebep olmadığından, TTK 494/3 uyarınca yönetim kurulu hisse devrini reddine ilişkin üç ay içerisinde karar vermezse onay vermiş sayılacağından redde ilişkin YK kararı da yok hükmünde sayılacağından üç ay içerisinde de hukuki bir karar verilmediğinden, İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin asıl ve birleşen davanın reddine ilişkin kararı kaldırılıp hisse devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğu, hisse devrinin pay defterine işlenmesi, asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Somut olay incelendiğinde; 1…. Holding A.Ş’nin ana sözleşmesinin 8-1, 8-1, e maddesinde şirket ortaklarının hisselerinin devrinin geçerli olabilmesini, tüm hissedarların kabul şartına bağlamıştır. Hisse devrinin reddedilmesi oy birliği şartına bağlanmamıştır. Bu husus şirket ana sözleşmesinin lafzından ve koyuluş amacından açıkca anlaşılmaktadır. BAM 43. HD’nin hisse devrinin reddinde de oy birliği şartının arandığına dair değerlendirilmesi hatalıdır. 2. … Holding A.Ş. ana sözleşmesinin 5.5, 7.7 maddelerinde şirketin ekonomik bağımsızlığının sağlanması için ortakların şahıslarının önemine vurgu yapılmış, ortakların ticari faaliyetlerine, tecrübelerine, şirkete kattıkları değerin önemli olduğu belirtilerek hisse devrini sınırlayarak hisse devrinin gerçekleşmesine tüm hissedarların onayına tabi tutmuştur yani devri oy birliğine bağlamıştır. … Holding A.Ş. C grubu imtiyazlı yönetim kurulu üyesinin seçiminde, imtiyazlı pay sahibi … A.Ş.’nin aday olarak gösterdiği … A.Ş.’nin yönetim kurulu üyesi … A.Ş.’nin hissedarı … ’ın seçilmemesinin haklı nedene dayandığı; 11. Hukuk Dairesi’nin 2023/4662 E., 2024/8264 K. sayılı kararıyla “davaya sunulan protokol, taraflar arasında çekilen ihtarnameler ve taraf vekillerinin beyanları hep birlikte değerlendirildiğinde C grubu pay sahibi … A.Ş tarafından yönetim kurulu adaylığına önerilen … ’ın … Yönetim A.Ş. tarafından şirketteki hisselerinin devri planlanan ve ancak diğer ortaklar tarafından kabul edilmeyen … Yatçılık Turizm A.Ş.’nin ortağı olduğu anlaşılmış olup bir şirkette güven ilişkisinin, birlikte ve ortak çalışma isteğinin önemli ve vazgeçilmez olmasının C Grubu pay sahibi … Holding A.Ş. tarafından yönetim kurulu adaylığına önerilen … ’ın yönetim kurulu adaylığının genel kurul tarafından reddedilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakta 6102 sayılı kanun un 360 ıncı maddesinin 1 inci fıkrası uyarınca … ’ın reddi haklı neden oluşturmaktadır” kesinleşmiştir. 11. Hukuk Dairesi’nin yukarıda zikredilen kararıyla … Holding A.Ş.’ye … A.Ş.’nin ortağının yönetim kurulu üyesi olarak seçilmemesi TTK 360. maddesi uyarınca haklı bir sebep olarak kabul edilmiştir. … A.Ş.’nin ortağının …’da yönetim kurulu üyesi seçilmemesi şirketin bağımsızlığı, güven ilişkisi, rakip firmalar olması, ana sözleşmesi, çekilen ihtarlar uyarınca haklı bulunmuşken, aynı gerekçelerle … ’ın ortağı olduğu şirkete yani … A.Ş.’ye …’in hisse devrinin reddinin TTK 493 maddesi uyarınca da haklı sebep oluşturduğu açıktır. … Holding A.Ş.’nin rekabetini, bağımsızlığını, varlığını sürdürebilmesi sebebiyle şirket hisselerinin bir kısmının … A.Ş.’ye devir talebinin reddedilmesinin haklı bir sebep oluşturduğu açıktır. Bu sebeple BAM 43. HD’nin TTK 493 maddesi uayırca haklı sebep bulunmadığına dair kabulü de hatalıdır. 3. İstanbul 10. ATM anılan kararıyla … Holding A.Ş.’nin yönetim kurulu üyelerinin seçildiği genel kurul kararlarının tamamını iptal etmemiş, sadece imtiyazlı pay sahiplerinin adayı olarak … ’ın seçilmesini iptal etmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de 2023/4662 E., 2024/8264 K. sayılı kararıyla imtiyazlı pay sahiplerinin adayı … ’ın seçilmemesinin haklı neden oluşturduğuna karar vermiştir. Yani ortada … Holding A.Ş. genel kurulunun yönetim kurulu üyelerinin seçimine ilişkin karar ayaktadır ve imtiyazlı pay sahibi haricindeki dört üyenin yönetim kurulu üyeliği hukuken varlığını sürdürmektedir. BAM 43. HD’nin hisse devrinin reddine ilişkin yönetim kurulu kararını hem yok hükmünde sayıp yönetim kurulunun teşekkülünü ve hisse devrine ilişkin bir karar alamayacağını söyleyip, hem de üç ay içerisinde bir karar alamadığından bahisle TTK 494 uyarınca üç aylık sürenin dolmuş olması hisse devrinin onayı mahiyetindedir değerlendirilmesi TTK’nın 494. maddesine açıkca aykırıdır. Hisse devrinin onay ve reddine ilişkin geçerli bir karar alamayacağı belirtilmiş bir yönetim kurulundan herhangi bir karar beklemek fiilen imkansız olan bir şeye tersten sonuç bağlamaktır. Yok sayılan bir yönetim kurulunun üç ay içerisinde bir karar alabilmesi de hukuken BAM 43. HD’nin kabulüne göre de imkansızdır. İmkansız olan bir şeye üç ay içerisinde bir karar almadınız, almadığınıza göre onay mahiyetindedir, şeklindeki kabul TTK’nın 494. maddesinin lafzına ve yorum kurallarına uygunluk teşkil etmediğinden, kararın bozulması gerektiğinden, asıl ve birleşen davanın kabulüne ilişkin Dairemizin Onama kararına katılmıyorum.

Yargı mercilerinde hükümsüzlüğün tespitine karar verilebilmesi için kararın hukuken sonuç doğurmaya elverişli icrai bir mahiyet taşıması gerekir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2014/10688 Esas ve 2014/17799 Karar sayılı ilamında belirtildiği gibi, yönetim kurulunun aldığı kararın icrai nitelik barındırmayıp tavsiye mahiyetinde kalması durumunda hükümsüzlüğün tespitine hükmedilemez.

Butlanın Tespiti Davası, İleri Sürülme Usulü ve Hükmün Etkisi

Yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespiti davası 6102 sayılı Kanun'un 391. maddesi kapsamında şirkete husumet yöneltilerek açılan bir tespit davasıdır. Butlan hâlinin bir itiraz olarak veya dava dışında ileri sürülmesi her zaman mümkündür; ayrıca yargılamada hâkim ve tescile tabi işlemlerde ticaret sicil memuru butlanı re'sen dikkate alır.

Butlanın tespitine dair karar geriye etkili sonuç meydana getirir. Sakat yönetim kurulu kararı alındığı tarihten itibaren geçersiz sayılır ve bu karara dayanılarak yürütülen işlem ve uygulamalar da kural olarak geriye etkili olarak geçersiz olur. Batıl karar şirkete, pay sahiplerine veya alacaklılara karşı hiçbir hüküm ifade etmez.

Yönetim kurulu kararının batıl olduğu ne zaman ve nasıl ileri sürülebilir?

Yönetim kurulu kararının butlanı bağımsız bir tespit davasıyla istenebileceği gibi bir davada itiraz ya da defi olarak veya dava dışında her zaman ileri sürülebilir; hâkim ve ticaret sicil memuru butlanı re'sen gözetir.

Elden dolaştırma yöntemiyle yönetim kurulu kararı nasıl geçerli hale gelir?

Üyelerden hiçbirinin toplantı istememesi, aynı önerinin tüm üyelere iletilmesi, üye tam sayısının çoğunluğunun yazılı onayı ve imzaların karar defterine yapıştırılması veya karara dönüştürülüp deftere geçirilmesi ile geçerlilik sağlanır.

Nama yazılı pay devrinin onaylanması gecikirse devre onay verilmiş sayılır mı?

Şirket, nama yazılı pay devrinin onaylanması istemini aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya yapılan ret haksızsa devir işlemine onay verilmiş sayılır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 494Kaynağı aç
MADDE 494- (1) Devir için gerekli olan onay verilmediği sürece, payların mülkiyeti ve paylara bağlı tüm haklar devredende kalır. (2) Payların miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebrî icra gereği iktisap edilmeleri hâlinde, bunların mülkiyeti ve bunlardan kaynaklanan malvarlığına ilişkin haklar derhâl; genel kurula katılma haklarıyla oy hakları ise ancak şirketin onayı ile birlikte devralana geçer. (3) Şirket, onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılır. 3. Borsaya kote edilmiş nama yazılı paylar a) Red sebepleri
Tavsiye niteliğindeki yönetim kurulu kararlarına karşı hükümsüzlük davası açılabilir mi?

Ortada icrai bir karar bulunmadığı ve karar yalnızca tavsiye niteliği taşıdığı takdirde yönetim kurulu kararının hükümsüzlüğünün tespitine karar verilemez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu