Acentelik ve Tek Satıcılıkta İkale Sözleşmesi

by Avukat Erdal Ersoy
Acentelik ve Tek Satıcılıkta İkale Sözleşmesi

Acentelik ve tek satıcılık ilişkilerinin tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradeleriyle sonlandırılması ikale sözleşmesi ile gerçekleştirilir. Tek taraflı fesih beyanından farklı olarak ikale sözleşmeleri, sözleşme bağını ortak rıza ile ortadan kaldırır, tarafların edim ve borçlarının yerine getirilip getirilmediğini tespit eder ve sona erme sonrasına ilişkin hukuki rejimi düzenler. İkale sözleşmesinin yürürlük tarihi taraflarca imza anı, imzadan sonraki belirli bir gün ya da gelecekte gerçekleşecek bir olayın tarihi olarak kararlaştırılabileceği gibi geçmişe etkili olacak şekilde de belirlenebilir.

İkale Sözleşmesinde İbra, Fesih Bildirim Süreleri ve Uyuşmazlık Çözümü

Taraflar asıl sözleşmeden doğan karşılıklı yükümlülüklerini ifa etmiş ve diğer tarafın ifalarını yeterli bulmuşsa, ikale sözleşmesinde geçmişe dönük görev ve borçlardan ibra edilmeye yer verebilirler. Düzenlenecek ibra hükmünün uygulanacak hukukun kurallarına aykırı olmaması zorunludur. Ayrıca taraflar, ikale sözleşmesinde uygulanacak hukuku ve uyuşmazlık çözüm merciini sona erdirilen asıl sözleşmede kararlaştırılandan farklı şekilde tayin edebilirler.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca belirsiz süreli acentelik sözleşmelerinde fesih ihbar süresi üç ay olarak öngörülmüştür. Taraflar sözleşmede bu süreden daha uzun ihbar süreleri belirleyebilir. Ancak müvekkil tarafından uyulması gereken sürenin acente tarafından uyulması gereken süreden daha kısa belirlenmesi mümkün değildir ve buna ilişkin feragatler geçersizdir.

Stokların Tasfiyesi ve İade Usulü

Acentelik ilişkisinde acente işin olağan akışı gereği kural olarak stok bulundurmaz. Tek satıcılık ilişkisinde ise sözleşmenin ikale ile sona ermesi halinde eldeki stokların tek satıcı tarafından kullanılmaya devam edilmesi ya da sağlayıcı tarafından geri alınması tarafların anlaşmasına tabidir. Sağlayıcı tarafından stokların geri alınması kabul edildiğinde, geri alıma konu malların yeni olup olmadığı veya orijinal paketinde saklanıp saklanmadığı gibi fiziki durumlarının ikale sözleşmesinde açıkça belirlenmesi gerekir. Tek satıcılık sözleşmesinde geri alım fiyatının belirlenmesine ilişkin esaslar düzenlenmemişse, malların durumu dikkate alınarak geri alma fiyatı taraflarca kararlaştırılmalıdır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/5405 Esas ve 2023/5090 Karar sayılı ilamında değerlendirildiği üzere, tek satıcılık ilişkisinde ayıplı olduğuna dair bir belge bulunmaksızın büyük miktarda malın iade edilmesi, sözleşmenin tarafların karşılıklı rızasıyla sona erdirildiğine delil oluşturur.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/5405, K. 2023/5090Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/5405 E.  ,  2023/5090 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/329 Esas, 2022/444 Karar HÜKÜM : Kabul Taraflar arasındaki alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının Pınar markalı ürünlerin Adapazarı Bölgesindeki tek satıcısı ve dağıtıcısı olduğunu, 13.08.2003 tarihindeki son mal sevkiyatından sonra davalının mal göndermeyi durdurduğunu, davacının ticari faaliyetine devam edememesi sebebiyle maddi kayba uğradığını, ayrıca ticari faaliyetini sürdürebilmek için yaptığı yatırımların atıl kaldığını ileri sürerek kâr kaybı nedeniyle 10.000,00 TL, atıl kalan yatırımlar nedeniyle 10.00000 TL, kira kaybı nedeniyle 1.000,00 TL, 5.000,00 TL portföy tazminatı olmak üzere toplam 26.000,00 TL'nin tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile talebini kar kaybı için 139.373,00 TL'ye, portföy tazminatı talebi için 75.000,00 TL'ye çıkararak talep sonucunu 234.000,00 TL olarak ıslah etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki sözleşmenin karşılıklı olarak sona erdirildiğini, davacının itirazi kayıt ileri sürmeksizin iade faturası düzenleyerek deposundaki sağlam durumda olan tüm malları iade ettiğini, davacının herhangi bir talepte bulunmasının mümkün olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Mahkemece Verilen Karar Mahkemece 18.03.2014 tarih, 2004/427 E., 2014/114 K. sayılı kararı ile davanın sözleşmenin feshinden doğan zararın tazminine ilişkin olduğu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 01.01.1999 tarihli sözleşme ile başladığı ve 13.08.2003 tarihine kadar devam ettiği, bu tarihte yapılan son mal sevkiyatından sonra davalının mal göndermeyi durdurduğu, davacı defterleri üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesine göre davacının 2003 yılı Temmuz ayında büyük miktarda mal iadesi yaptığı, iade edilen malların ayıplı olduğuna dair belge de bulunmadığı gözetildiğinde sözleşmenin karşılıklı rıza ile sona erdirildiğinin kabulü gerektiği, bu halde, davacının portföy tazminatı dışındaki tüm taleplerinin reddi gerektiği, son bilirkişi kurulundan aldırılan ikinci ek rapordaki hesaplamanın dosya kapsamına uygun, denetime elverişli olduğu gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne, 45.681,51 TL portföy tazminatının reeskont faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya dair istemin reddine karar verilmiş, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. B. Bozma Kararı Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 18.01.2018 tarih, 2016/1758 E., 2018/127 K. sayılı kararıyla; "…1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının portföy tazminatını dışındaki maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Türk Ticaret Kanunu'nun 122.maddesinin 5.fıkrasında hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılık sözleşmesinin sona ermesi halinde bu maddede düzenlenen acentanın denkleştirme tazminatına ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanacağı belirtilmektedir. Mahkemece aldırılan bilirkişi raporunda bu yönde yapılmış sağlıklı bir değerlendirme ve hesaplama bulunmamaktadır. Bu nedenle mahkemece yetersiz incelemeye dayanan bilirkişi raporuna göre karar vermesi doğru olmamış, mahkeme kararının bozulması gerekmiştir. Mahkemece yapılacak iş konusunda uzman kişilerden oluşacak bir bilirkişi kuruluna dosya tevdi edilerek tarafların ticari kayıtları incelenip değerlendirilerek TTK'nın 122.maddesinde acentanın denkleştirme tazminatı (portföy tazminatı) koşullarının somut olayda oluşup oluşmadığı hususunun hakkaniyete de riayet edilerek değerlendirilmesinden sonra portföy tazminatı talep koşullarının oluşması halinde TTK madde 122/2'deki yöntemle davacının davalıya yaptığı ticaret kapsamında son 5 yılda elde ettiği karın ortalaması dikkate alınarak davalıdan talep edebileceği tazminat tutarını hesaplatmaktan ibarettir." gereğine işaret edilerek bozulmuştur. C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda belirtilen tarih ve sayılı kararı ile davacı ile davalı arasında 01.01.1999 tarihinde akdedilen sözleşmenin düzenlendiği tarihten ticari ilişkinin sonlandığı 2003 yılına kadar davalı tarafından davacı tarafa yapılan satışların net değerinin 5 yıllık satış tutarı yaklaşık olarak 4.613.022,00 TL, davalı tarafından davacıdan sonraki tek satıcıya yapılan satışların 2004 ve 2005 yıllarındaki net toplam tutarının 9.044.044,00 TL olduğu, bu tablodan da anlaşılacağı üzere davalı tarafın davacıdan sonra yeni tek satıcı ile satış hacmini artırmak suretiyle satışlarının devam ettiği, davacının son 5 yıllık dönemde gerçekleşen toplam vergi öncesi net karının 5 yıllık ortalamasının 90.042,00 TL olarak hesaplandığı, somut olayda tek satıcılık sözleşmesinin ikale yoluyla sona erdiği, 6102 sayılı Türk ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 122 inci maddesinin beşinci fıkrasında sözleşmenin sona ermesinden sonra denkleştirme talep hakkının belirli koşullar çerçevesinde tek satıcıya tanındığı, somut olayda söz konusu markanın "Pınar" markası olduğu bu markanın tanınırlığının yadsınamayacağı ancak markanın tanınır olmasının denkleştirme talebinin yok sayılmasının da gerekçesi olamayacağı, mali açıdan yapılan incelemede, davacıdan sonra tek satıcılık hakkı verilen dava dışı üçüncü kişi ile davalı arasındaki satış ilişkisinin hacmini artırmak suretiyle devam ettiği, bu durumda davacının bulduğu yeni müşteriler sayesinde davalının tek satıcılık sözleşmesinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ettiği kanaatinin oluştuğu, markanın tanınır olması nedeniyle hakkaniyete uygun bir miktar denkleştirme olarak verilmesini gerekli kıldığı, bu çerçevede hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği, 5 yıllık ortalama brüt karın 237.908,00 TL olduğu, hakkaniyet ilkesi gözönünde bulundurularak ortalama 90.042,00 TL net gelir üzerinden değerlendirme yapılmasının hakkaniyete uygun olduğu, kar kaybı, atıl kalan yatırımlar ve kira kaybı nedeniyle talep edilen alacaklar yönünden mahkemece verilen karar bozma ilmaı ile kesinleştiğinden bu talepler yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, portföy tazminatı yönünden ise ıslah dilekçesi dikkate alınarak 75.000,00 TL portföy tazminatına karar vermek gerektiği gerekçesiyle kar kaybı, atıl kalan yatırımlar ve kira kaybı nedeniyle talep edilen alacaklar yönünden verilen İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 18.03.2014 tarih ve 2004/427 E., 2014/114 K. sayılı red kararı kesinleştiğinden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, portföy tazminatı yönünden davanın kabulü ile, 75.000,00 TL portföy tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; sözleşmenin davacının talebi ile sona erdirildiğini ve davacının sektörü terk ettiğini, davalının sözleşmenin sona ermesinden sonra önemli menfaatler elde etmeye devam etmediğini, portföy tazminatı şartlarının oluşmadığını, tazminatın acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamayacağı, sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalamanın esas alınacağı, davacının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra başka sektöre geçmesi nedeniyle artık sözleşmenin devamı halindeki kardan, portföy tazminatından bahsedilemeyeceğini savunarak kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasındaki sözleşmenin sona ermesi nedeniyle portföy tazminatı istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 122 inci maddesi 3. Değerlendirme Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 19.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Verilerin İadesi, Gizlilik ve Müşteri Portföyünün Devri

İkale sözleşmesi kapsamında acente veya tek satıcının uhdesinde bulunan verilerin yok edilmesi veya sağlayıcıya iadesi düzenlenmelidir. Tarafların belirleyeceği gizlilik süresi rekabet hukuku kısıtlamalarına tabi olmakla birlikte, kamuya mal olmamış know-how niteliğindeki bilgilerin kullanımı ve ifşası süresiz olarak yasaklanabilir.

Acentelik ilişkisinin herhangi bir sebeple sona ermesi halinde acente, yetki bölgesindeki müşterilerini müvekkile devretmek ve geçiş sürecinin sorunsuz yürütülmesi için müvekkile destek vermekle yükümlüdür. Kendi nam ve hesabına hareket eden tek satıcılardan ise müşterilerini sağlayıcıya devretmeleri kural olarak beklenmez.

Sözleşme Sonrası Ücret Hakkı ve Komisyonun Paylaşımı

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 113. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, acentelik ilişkisinin bitmesinden sonra kurulan işlemler için acentenin ücret talep edebilmesi belirli şartlara bağlanmıştır. Acente söz konusu işleme aracılık etmişse veya işlemin yapılmasının kendi çabasına bağlanabileceği ölçüde işlemi hazırlamış ve işlem acentelik ilişkisinin bitmesinden sonra uygun bir süre içinde kurulmuşsa ücrete hak kazanır. Benzer şekilde, ücrete hak kazandıracak bir işleme ilişkin olarak üçüncü kişinin icabı acentelik ilişkisi sona ermeden önce acenteye veya müvekkile ulaşmışsa acente ücrete hak kazanmaya devam eder.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 113Kaynağı aç
MADDE 113- (1) Acente, acentelik ilişkisinin devamı süresince kendi çabasıyla veya aynı nitelikteki işlemler için kazandırdığı üçüncü kişilerle kurulan işlemler için ücret isteyebilir. Bu ücret hakkı, üçüncü fıkra uyarınca önceki acenteye ait olduğu hâlde ve ölçüde doğmaz. (2) Acenteye belli bir bölge veya müşteri çevresi bırakılmışsa, acente, acentelik ilişkisinin devamı süresince bu bölgedeki veya çevredeki müşterilerle kendi katkısı olmadan kurulan işlemler için de ücret isteyebilir. Birinci fıkranın ikinci cümlesi burada da uygulanır. (3) Acentelik ilişkisinin bitmesinden sonra kurulan işlemler için acente; a) İşleme aracılık etmişse veya işlemin yapılmasının kendi çabasına bağlanabileceği ölçüde işlemi hazırlamış ve işlem de acentelik ilişkisinin bitmesinden sonra uygun bir süre içinde kurulmuşsa, b) Birinci veya ikinci fıkraların birinci cümleleri uyarınca ücret istenebilecek bir işleme ilişkin olarak üçüncü kişinin icabı, acentelik ilişkisinin sona ermesinden önce acenteye veya müvekkile ulaşmışsa, ücret isteyebilir. Bu ücretin, hâl ve şartlara göre paylaşılması hakkaniyet gereği ise, sonraki acente de uygun bir pay alır. (4) Acente, ayrıca, müvekkilinin talimatına uygun olarak tahsil ettiği paralar için de tahsil komisyonu isteyebilir. 2. Ücrete hak kazanma zamanı

Sözleşme ilişkisi sona erdikten sonra kurulan işlemlerden doğan bu ücretin, hâl ve şartlara göre paylaşılması hakkaniyet gerektiriyorsa, sonraki acente de söz konusu ücretten uygun bir pay alır.

İkale Halinde Denkleştirme (Portföy) Tazminatı

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 122/1 hükmü uyarınca sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; müvekkilin acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, acentenin sözleşme devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybetmesi ve somut olay değerlendirildiğinde ödenmesinin hakkaniyete uygun düşmesi şartlarının birlikte gerçekleşmesi halinde acente uygun bir denkleştirme tazminatı talep edebilir. Aynı maddenin beşinci fıkrası gereğince bu düzenleme, hakkaniyete aykırı düşmediği ölçüde tek satıcılık ile benzeri tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi halinde de kıyasen uygulanır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 122Kaynağı aç
MADDE 122- (1) Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir. (2) Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır. (3) Müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz. (4) Denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir. (5) Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır. III – Rekabet yasağı anlaşması

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/5405 Esas ve 2023/5090 Karar sayılı ilamında ortaya konduğu üzere, tek satıcılık sözleşmesinin karşılıklı rıza ile yani ikale yoluyla sona ermiş olması tek satıcının denkleştirme tazminatı talep hakkını ortadan kaldırmaz. Kanuni koşulların gerçekleşmesi halinde tek satıcı denkleştirme tazminatına hak kazanır. Buna karşılık sözleşmenin karşılıklı rıza ile sona erdirilmesi halinde, tek satıcının portföy tazminatı dışındaki kâr kaybı ve yatırım zararı gibi diğer maddi tazminat istemleri reddedilir.

Denkleştirme Tazminatının Hesabı, Hakkaniyet İndirimi ve Tavanı

Türk Ticaret Kanunu'nun 122. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca denkleştirme tazminatına yasal bir üst sınır getirilmiştir; talep edilecek tutar, acenteye son beş senede sağlanan yıllık komisyon veya benzeri menfaatlerin ortalamasını geçemez, ilişkinin daha kısa sürdüğü hallerde ise fiili çalışma süresinin ortalaması uygulanır. Tek satıcılık ilişkisinde ise söz konusu üst sınır, tek satıcının sağlayıcıyla yürüttüğü ticaretten son beş yıl boyunca elde ettiği kazanç ortalaması üzerinden hesaplanır.

Tek satıcılık sözleşmesinin sona ermesinden sonra sağlayıcının yeni bir tek satıcı ile satış hacmini artırarak çalışmayı sürdürmesi, önceki tek satıcının kazandırdığı müşteri çevresi sayesinde önemli menfaat elde edildiğine delil teşkil eder. Tek satıcılığa konu markanın yüksek tanınırlığı denkleştirme isteminin tamamen reddedilmesini gerektirmez; ancak markanın bilinirliği hakkaniyet gereğince belirlenecek tazminat miktarından indirim yapılmasını zorunlu kılar.

Denkleştirme Hakkından Feragat Yasağı ve Talep Süresi

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 122/4 uyarınca denkleştirme isteminden sözleşme ilişkisi sona ermeden önce vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi zorunludur.

Türk Ticaret Kanunu'nun 122. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, müvekkilin haklı feshe sebebiyet veren bir davranışı bulunmadığı halde acentenin sözleşmeyi sonlandırması ya da acentenin kendi kusurlu tutumu sebebiyle müvekkilin haklı fesih yoluna gitmesi hallerinde acente denkleştirme tazminatı talep edemez.

Sözleşme Sonrası Rekabet Yasağı ve Tazminat Rejimi

Sözleşme ilişkisi sona erdikten sonraki ticari faaliyetleri kısıtlayan rekabet hükümleri kanuni sınırlamalara tabidir. Türk Ticaret Kanunu'nun 123. maddesinin birinci fıkrası uyarınca acenteye yönelik rekabet yasağının geçerliliği; sözleşmenin yazılı kurulmasına, müvekkilin imzasını taşıyan metnin acenteye teslimine ve acenteye münasip bir tazminat ödenmesine bağlıdır. En fazla iki yıllık süre için geçerli olabilecek bu kısıtlama, münhasıran acenteye tahsis edilmiş coğrafi alan, müşteri grubu ve kurulmasına aracılık edilen işlemlerle sınırlandırılabilir. Anılan kanuni kurallara aykırı olarak sözleşmeye konulan şartlar, acente aleyhine sonuç doğurduğu ölçüde hükümsüz kalır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 123Kaynağı aç
MADDE 123- (1) Acentenin, işletmesine ilişkin faaliyetlerini, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonrası için sınırlandıran anlaşmanın yazılı şekilde yapılması ve anlaşma hükümlerini içeren ve müvekkil tarafından imzalanmış bulunan bir belgenin acenteye verilmesi gerekir. Anlaşma en çok, ilişkinin bitiminden itibaren iki yıllık süre için yapılabilir ve yalnızca acenteye bırakılmış olan bölgeye veya müşteri çevresine ve kurulmasına aracılık ettiği sözleşmelerin taalluk ettiği konulara ilişkin olabilir. Müvekkilin, rekabet sınırlaması dolayısıyla, acenteye uygun bir tazminat ödemesi şarttır. (2) Müvekkil, sözleşme ilişkisinin sona ermesine kadar, rekabet sınırlamasının uygulanmasından yazılı olarak vazgeçebilir. Bu hâlde müvekkil, vazgeçme beyanından itibaren altı ayın geçmesiyle tazminat ödeme borcundan kurtulur. (3) Taraflardan biri, diğer tarafın kusurlu davranışı nedeniyle haklı sebeplerle sözleşme ilişkisini feshederse, fesihten itibaren bir ay içinde rekabet sözleşmesiyle bağlı olmadığını diğer tarafa yazılı olarak bildirebilir. (4) Bu maddeye aykırı şartlar, acentenin aleyhine olduğu ölçüde geçersizdir. İKİNCİ KİTAP Ticaret Şirketleri BİRİNCİ KISIM Genel Hükümler A) Türleri

Müvekkil, sözleşme ilişkisi sona erinceye kadar rekabet sınırlamasının uygulanmasından yazılı olarak vazgeçebilir. Bu halde müvekkil vazgeçme beyanından itibaren altı ayın geçmesiyle tazminat borcundan kurtulur. Sözleşme ilişkisi diğer tarafın kusurlu davranışı nedeniyle haklı sebeplerle feshedilirse, fesheden taraf fesihten itibaren bir ay içinde rekabet anlaşmasıyla bağlı olmadığını diğer tarafa yazılı olarak bildirebilir.

Tek satıcılar bakımından ise sözleşme sonrası rekabet etmeme yükümlülüğü kural olarak sınırlandırılmış olup en fazla bir yıl süreyle kararlaştırılabilir. Yasağın geçerli olabilmesi için; anlaşma konusu mal veya hizmetlerle rekabet halindeki ürünlere ilişkin olması, tek satıcının sözleşme boyunca faaliyette bulunduğu tesis veya arazi ile sınırlı kalması ve sağlayıcı tarafından devredilen know-how'ı korumak için zorunlu bulunması şarttır.

İkale Anlaşmasının Bulunmaması Halinde İspat Yükü

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/3891 Esas ve 2024/6504 Karar sayılı ilamına yansıyan uyuşmazlıkta, Bölge Adliye Mahkemesince sözleşmenin ortak iradeyle sonlandırıldığına dair bir ikale anlaşmasının bulunmadığı ve ilişkinin belirsiz süreli hale geldiği tespit edilmiş; ticari ilişkiye karşı tarafın kusuruyla son verildiğini ve kâr kaybı zararını ispat yükünün davacıda olduğu yönündeki yerel değerlendirme Yargıtay tarafından onanmıştır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/3891, K. 2024/6504Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2023/3891 E.  ,  2024/6504 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/75 Esas, 2023/217 Karar HÜKÜM : Davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/1047 E., 2020/542 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 01.07.2014 tarihinde Hizmet Sağlayıcı Sözleşmesi imzalandığını, sözleşme kapsamı dahilinde müvekkilinin çeşitli hizmetler verdiğini ve çeşitli müşteriler ile iş ilişkisi kurduğunu, davalı şirketin basiretsiz ve kötü niyetli davranışları ile sözleşmede yer alan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, bu sebeple davacının zarar ettiğini ve kârdan mahrum kaldığını, müvekkil şirketin uğramış olduğu zararının karşılanması ile yıllık kârı ve her türlü maddi manevi tazminatın ödenmesi için davalı şirkete 23.10.2017 tarihli ihtarname gönderildiğini fakat sonuç alınamadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 2.500,00 USD'nin faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında 01.07.2014 tarihinde 01.07.2016 tarihine kadar geçerli olacak şekilde Hizmet Sağlayıcı Sözleşmesi imzalandığını, sözleşme uyarınca davacının müvekkilinin sunduğu tüm ürün ve hizmetlerin satışını yapmaya ve aracılık etmeye ilişkin hizmet sağlayacağını, sözleşmenin usulünce ifa edildiğini ve 3 üncü madde uyarınca sözleşmenin 01.07.2016 tarihinde sona erdiğini, davalı şirketin 29.12.2017 tarihli genel kurul kararı ile tasfiyeye girme kararı aldığını, taraflar arasında münhasır nitelikli bir ilişki bulunmadığını, davacıya herhangi bir şekilde münhasır hak ya da yetki verilmediğini, müvekkilinin ürün ve hizmetlerini münhasıran davacı aracılığıyla satmadığını, sözleşme uyarınca davacıya hak edilen tüm komisyonların ve diğer sair alacakların ödendiğini, sözleşmenin 4.1 inci maddesi uyarınca sözleşmenin aynı zamanda cari hesap sözleşmesi hükmünde olduğunu ve cari hesabın müvekkil nezdinde tutulacağını, davacıya ilişkin olarak tutulan cari hesaplarda da davacının hiç bir alacağı bulunmadığını, müvekkilinin sözleşme tahtındaki tüm taşıma yükümlülüklerini eksiksiz olarak ifa ettiğini, bu yüzden sözleşme sonrası dönemde davalının herhangi bir sözleşmeye dayanmayan, münferit işlemlerinin de sonra ermesi nedeniyle daha fazla kâr edememiş olmasının müvekkilinin hukuka aykırı hareket ettiği anlamına gelmediğini, davacının Türk şirketi olduğundan USD cinsinden kâr kaybı talep edemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, taraflar arasında "hizmet sağlayıcı sözleşmesi" imzalandığı, sözleşmenin 01.07.2014 tarihinde imzalanıp iki yıl süreyle yürürlükte olduğu, sözleşme öncesi de taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu, davacı tarafın 23.10.2017 tarihinde ihtarname çekerek kârından mahrum kaldığından bahisle 900.000,00 USD istediği, davacı tarafın zararını tam olarak neye dayandırdığının anlaşılamadığı, taraflar arasında cari hesaba dayalı bir alacak talebinin bulunmadığı, davacı tarafın 2017 yılı toplam cirosunun 1.138.205 USD olmasına rağmen davalı tarafla ilişkisine istinaden talep ettiği 900.000,00 USD kâr mahrumiyetinin bilançosuna uygun olmadığı, taraflar arasındaki sözleşme 01.07.2016 tarihinde sona erdiğinden ve devamı yönünde de tarafların iradesi bulunmadığından davacı tarafın 01.07.2016 tarihinden sonrası için kâr mahrumiyeti talep etmesinin ve bu yönde zararını da ispat edememesi gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, taraflar arasındaki iki yıl süreli sözleşme süresinin 01.07.2016 tarihinde dolduğu, ancak bu tarihten sonra da taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam ettiği, son işlemin 10.08.2017 tarihinde yapıldığı, davacının davalıya sözleşme süresinin sona erdiği tarihten sonra bu tarihe dek bir kısım faturalar kestiği, bu tarihten sonra taraflar arasında herhangi bir ticari faaliyet bulunmadığı, taraflar arasında dava konusu sözleşme tarihinden önce de ticari ilişki bulunduğu, sözleşmenin sona erdiği tarihten sonra devam eden ticari faaliyetin, bu sözleşmeye ilişkin mi, önceden gelen ticari ilişki kapsamında mı olduğu hususunun tespit edilemediğinin taraf defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucu tanzim edilen bilirkişi kök ve ek raporları ile belirlendiğini, taraflar arasındaki 01.07.2016 tarihinden sonra devam eden ticari faaliyetin dava konusu acentelik sözleşmesi kapsamında olduğu, davalının davacıya gönderdiği 10.11.2017 tarihli cevabi ihtarname içeriğinden, sözleşme ilişkisinin sürenin bitimine rağmen devam ettirildiğinin anlaşıldığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 121 inci maddesi uyarınca belirli süre için yapılan acentelik sözleşmesinin, süre dolduktan sonra uygulanmaya devam edilmesi nedeniyle belirsiz süreli hale geldiği, acentelik sözleşmesinin belirsiz süreli hale geldiği kabulüne göre; davacının tasfiyeye girmesi nedeniyle borca aykırı davranışından ötürü uğradığı kâr kaybını talep edip edemeyeceği üzerinde durmak gerektiği, gerek dava tarihi, gerekse davacının davalıya gönderdiği 27.10.2017 ihtarname tarihi itibariyle davalı şirketin henüz tasfiye kararı almadığı, bu halde davacının, dava tarihi itibariyle davalı şirketin tasfiyeye girmiş olduğu ve bu hususta kendisine bilgi verilmediği, tasfiye nedeniyle, davalı hizmetlerinin satışına aracılık ettiği müşterilerini kaybettiği yönündeki iddiasını ispat edemediği, davacı tarafından, davalı şirketin resmi resmi tasfiye kararı almadan önce fiilen tasfiyeye girdiği, bu çerçevede müşterilere hizmet satışını durdurduğu veya azaltığı, davalının TBK'nun 112 maddesi kapsamında borca aykırı davranması nedeniyle zarara uğranıldığı iddia ediliyor ise bu iddianın ispatı gerektiği, sözleşmede davacı iddiasının aksine, davalının sunduğu hizmetlere ilişkin sözleşmelere aracılık hususunda münhasır yetkili kılınmadığı, davacının başka firmalarla çalışmasını engeller düzenleme de getirilmediği, davacının, davalıya belirli bir satış/komisyon/müşteri sayı veya oranı taahhüt etmediği gibi davalının da belirli bir oranda satış yapılacağına dair taahhüdünün bulunmadığı, bu durumda davacının cirosundaki azalışın tek başına davalının müşterilerine hizmet sunmadığı ve bunu tasfiye amacıyla yaptığı iddiasını ispata yeterli bulunmadığı, taraflar arasında 10.08.2017 tarihinden itibaren ticari ilişki bulunmadığı, dava tarihi itibariyle belirsiz süreli hale gelmiş sözleşmenin ortak irade ile sonlandırıldığına dair bir ikale anlaşmasının da mevcut olmadığı, bu tarihten sonra davalı hizmetlerinin satışına davalı kusuru ile son verildiğini ispat yükünün de davacı üzerinde olduğu, bunu ispata yarar somut herhangi bir delil sunulmadığı, davacının öncelikle, dava tarihi itibariyle borca kusurlu aykırılığın varlığını ispatla yükümlü olduğu, ilk derece mahkemesinin, ispatlanamayan kar kaybı talebinin reddine ilişkin kararı yerinde olmakla birlikte, sözleşmenin sürenin bitimi nedeniyle sona erdiği yönündeki gerekçesinde hataya düşüldüğünden, gerekçe düzeltilerek yeniden hüküm kurmak gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, taraflar arasında düzenlenen sözleşme nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Kanun'un 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI.SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 18.09.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
İkale sözleşmesi yapılması tek satıcının denkleştirme tazminatı talep etmesini engeller mi?

Hayır, tek satıcılık sözleşmesinin ikale yoluyla sona ermesi Türk Ticaret Kanunu m. 122/5 uyarınca denkleştirme tazminatı talep edilmesine engel oluşturmaz; ancak bu durumda portföy tazminatı dışındaki kâr kaybı ve yatırım zararı gibi istemler reddedilir.

Acentelik ve tek satıcılıkta sözleşme sonrası rekabet yasağı en fazla kaç yıl olabilir?

Sözleşme sonrası rekabet yasağı tek satıcılar için know-how'ın korunması şartıyla en çok bir yıl, acenteler için ise yazılı şekil ve tazminat şartıyla en çok iki yıl süreyle kararlaştırılabilir.

Sözleşmenin sona ermesinden sonra acente kurulan işlemlerden ücret talep edebilir mi?

Acente sözleşmenin bitmesinden sonra kurulan işleme aracılık etmişse, işlemi kendi çabasıyla hazırlamış ve işlem uygun sürede kurulmuşsa ya da müşterinin icabı sözleşme bitmeden önce ulaşmışsa ücrete hak kazanır.

Denkleştirme tazminatı ne kadar süre içinde talep edilmelidir?

Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir ve bu haktan önceden vazgeçilemez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu